‘27 yıl sonra hala yapı envanteri yok’

Olgay GÜLER

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz, Marmara Depremi’nin üzerinden 27 yıl geçmesine ve büyük bir depremde yapı stoğunun ağır darbe alacağının bilinmesine rağmen, halen hangi yapıların riskli olduğuna yeterli yanıt verilemediğini söyledi.

Edirne’de 17 Ağustos 1999 Marmara Depremi’nin 27’nci yıldönümü dolayısıyla TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilciliği tarafından bir basın açıklaması düzenlendi. İnşaat Mühendisleri Odası Edirne Temsilcisi Eren Eryılmaz ile Temsilci Yardımcıları Memduh Kula, Ahmet Uğur Akyol, Ece Çil ve Abdulkadir Gülmez’in katılım sağladığı toplantıda basın metnini Eren Eryılmaz okudu.

‘HANGİ YAPILAR RİSKLİ HALA BİLMİYORUZ’

Eryılmaz, 17 Ağustos Marmara depreminin, gerekli önlemler alınmadığında yıkıcı sonuçlara yol açan yapı üretimi ve kentleşme anlayışının asıl sorun olduğunu açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekerek, “Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan her deprem, bu gerçeği yeniden hatırlattı. 2003 Bingöl, 2011 Van, 2020 Elazığ ve İzmir depremleri, 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli depremler ülkemizin deprem tehlikesiyle birlikte kırılgan yapı stokunu da gözler önüne serdi. Her depremde, vaktiyle yapılması gerekenlerin yapılmadığını tekrar tekrar gördük. Bugün artık soru depremin nerede, ne büyüklükte ve ne zaman olacağı değildir. Asıl yanıtlanması gereken soru şudur: Ülkemizde yapıların birçoğunun riskli olduğunu, büyük bir depremde yapı stokumuzun ağır darbe alacağını biliyoruz ama bu yapıların hangileri olduğunu biliyor mu? Ne yazık ki 27 yılın sonunda bu soruya hâlâ yeterli bir yanıt veremiyoruz” dedi.

‘YAKLAŞIK 6 MİLYON YAPI RİSK ALTINDA’

Türkiye’de milyonlarca yapının deprem açısından risk taşıdığının altını çizen Eryılmaz, “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının resmî açıklamalarına göre Türkiye genelinde yaklaşık 36 milyon bağımsız bölüm bulunduğu, bunların yaklaşık 6 milyonunun risk altında olduğu ve 2 milyon bağımsız bölümün acil olarak dönüştürülmesi gerektiği belirtilmektedir. İstanbul’da yaklaşık 600 bin konutun çok riskli, toplam 1,5 milyon konutun ise dönüşmesi gerektiği de ifade edilmektedir. Ancak riskin büyüklüğünü tahmin etmek ile riskin nerede olduğunu bilmek aynı şey değildir. Kentsel Dönüşüm Başkanlığının 2025 Yılı İdare Faaliyet Raporu, bu açıdan önemli bir tablo ortaya koymaktadır. Rapora göre 2025 yılında 6306 sayılı Kanun kapsamında Türkiye genelinde 30.007 yapı için riskli yapı tespiti yapılmıştır. Bu yapıların içerdiği toplam bağımsız bölüm sayısı 194.381’dir; bunun 167.560’ı konut, 26.821’i işyeridir. Aynı yıl 11.940 riskli yapı yıktırılmış, bu yapıların içerdiği 59.329 bağımsız bölüm yıkım kapsamına girmiştir” diye konuştu. 

‘TAMAMLANMIŞ BİR YAPI ENVANTERİNE SAHİP DEĞİLİZ’

Halihazırda riskli görülen 6 milyon bağımsız bölümün 13 yılda yalnızca 1 milyon civarının bölümün yıkılmasının, kat edilen mesafenin çok düşük olduğunu gösterdiğine dikkat çeken Eryılmaz, “13 yılda yıkılanın 6 katı kadar daha yapının yıkılması ya da dönüştürülmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ülkemizin ihtiyacı, yalnızca riskli olduğu ihbar edilen veya çeşitli çalışmalar sonucunda tespit edilen yapıların kayıt altına alınması değildir. Türkiye’nin bütün yapı stokunun bilimsel, güncel, şeffaf ve sürekli yenilenen bir envanterinin oluşturulmasıdır. 27 yıl önce milat kabul edilen 17 Ağustos’un ardından hazırlanan Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı’nda yapı stoku envanterinin 2017 yılına kadar tamamlanması öngörülmüştü. Ancak bugün hâlâ tamamlanmış ve kamuoyuna açık bir yapı envanterine sahip değiliz. Yıllardır dile getirdiğimiz bu eksiklik, deprem riskinin yönetilmesinin önündeki en temel sorunlardan biridir” şeklinde konuştu.

‘KULLANIM SÜRECİNDE DÜZENLİ DENETİM ŞART’

Yapının güvenliği yalnızca binanın yapım yılı üzerinden değerlendirilemeyeceğini söyleyen Eryılmaz, “Bir binanın hangi yönetmeliğe göre tasarlandığı, nasıl projelendirildiği ve inşa edildiği kadar, kullanım sürecinde taşıyıcı sistemine herhangi bir müdahale yapılıp yapılmadığı da belirleyicidir. Zemin katta duvarların kaldırılması, kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, kaçak kat veya eklentiler yapılması, kullanım amacının değiştirilmesi ve taşıyıcı sistemi etkileyen tadilatlar yapı güvenliğini doğrudan etkileyebilmektedir. Buna rağmen yapıların kullanım sürecinde düzenli ve sistematik bir teknik denetimden geçirilmemesi önemli bir güvenlik açığı yaratmaktadır. Mevcut yapı stokunun dönüştürülmesi kadar, bugün inşa edilen yapıların geleceğin riskli yapılarına dönüşmesini engellemek de zorunludur. Nitekim 6 Şubat depremlerinde yeni sayılan bazı binaların da yıkılmış olması kamuoyunda endişeleri daha da artırmıştır. Güvenli yapı üretimi; doğru zemin araştırmasından doğru projelendirmeye, nitelikli malzeme ve uygulamadan etkin yapı denetimine kadar birbirini tamamlayan bütünlüklü bir mühendislik sürecidir. Bu zincirin herhangi bir halkasındaki eksiklik, yapı güvenliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle yapı denetiminin ticari bir faaliyet olarak değil, doğrudan kamusal yarar ve yaşam hakkıyla ilişkili bir kamu hizmeti olarak ele alınması, proje ve uygulama süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz verilmesi, şantiye şefliğinin etkin ve gerçek anlamda uygulanması, yapı denetiminin bağımsız ve etkin hale getirilmesi ve yapı üretim sürecinin bütün aşamalarının kamusal denetim altında olması zorunludur” ifadelerini kullandı.

‘ÜRETİM VE DENETİMDEKİ SORUNLARI ORTADAN KALDIRAMIYORUZ’

Gerekli adımların bir an önce atılması gerektiğini dile getiren Eryılmaz, “17 Ağustos 1999’dan bu yana geçen 27 yıl, Türkiye’nin deprem gerçeğini anlaması için fazlasıyla uzun bir süredir. Bilim insanları uyardı, mühendisler uyardı, meslek odaları, üniversiteler ve daha nice kamu kurumu onlarca rapor hazırladı. Meclis araştırma komisyonları sorunları ortaya koydu. Ancak ne yazık ki yaşanan her büyük depremde, aynı gerçeklerle yeniden karşı karşıya kaldık. Buna rağmen hâlâ milyonlarca riskli yapıdan söz ediyor, ancak bu yapıların hangileri olduğunu çoğunlukla bilmiyoruz. Hâlâ kentsel dönüşümden söz ediyor, ancak dönüşümü riskin en yüksek olduğu alanlardan başlatacak tüm yönleriyle ve şeffaf bir sistem kuramıyoruz. Hâlâ yeni yapılar üretiyor, ancak yapı üretim ve denetim süreçlerindeki sorunları bütünüyle ortadan kaldıramıyoruz” dedi.

‘MESLEK ODALARIYLA BİRLİKTE HAREKET EDİLMELİ’

Yapılması gerekenleri de sıralayan Eryılmaz şöyle devam etti:

“Türkiye’nin bütün yapı stokunu kapsayan güncel, bilimsel, şeffaf ve kamuya açık bir yapı envanteri derhal oluşturulmalıdır.

Yapıların risk durumlarını izlemek ve güncel tutmak amacıyla Ulusal Yapı Stoku Bilgi Sistemi kurulmalıdır.

Riskli yapıların belirlenmesi ve müdahale süreçleri, riskin büyüklüğüne göre önceliklendirilmiş bir kamu programı olarak yürütülmelidir.

Riskli yapıların güçlendirilmesi veya yenilenmesi için özellikle dar gelirli yurttaşları koruyan yeterli ve erişilebilir kamu kaynakları sağlanmalıdır.

Kentsel dönüşüm, rant odaklı parsel bazlı uygulamalardan çıkarılarak risk odaklı, kent ve bölge ölçeğinde bir planlama anlayışıyla yürütülmelidir.

Yapıların kullanım sürecinde güvenliğinin izlenmesini sağlayacak periyodik yapı kontrolü yasal ve kurumsal bir sistem haline getirilmelidir.

Yeni yapı üretiminde proje, uygulama, şantiye şefliği ve yapı denetimi süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin eksiksiz ve etkin biçimde verilmesi sağlanmalı, bunun için meslek odalarıyla birlikte hareket edilmelidir.”

Aramızdan ayrılanlar

ÖZER BİLAL VEFAT ETTİ

Özer Bilal 79 yaşında vefat etti. Merhum dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Bademlik Mezarlığında toprağa verildi.

EMİNE BEYHAN ŞAHİNLER VEFAT ETTİ
Emine Beyhan Şahinler 92 yaşında vefat etti. Merhume dün Fatih Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

Çilesiz’den emeklinin çile savaşı

İsmail DEMİRAY

TÜİK’in yanlış hesaplamaları nedeniyle emeklilerin uğradığı maddi kayıplar konusunda ülke çapında hukuk mücadelesini başlatan Yargıtay Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz, geçtiğimiz günlerde onur konuğu olduğu Enez Kartopu Derneği’nce düzenlenen “Günbatımı Gecesi”nde Hudut Gazetesi’ne yaptığı açıklamada, adli tatil sonunda karar beklediklerini söyledi.

Cumhuriyet Savcısı olarak 1978 yılında  ilk göreve başladığı yer olan Enez’den 1982 yılında ayrılan Yargıtay 7. Ceza Dairesi Onursal Üyesi Seyfettin Çilesiz’i 12 Ağustos Çarşamba gecesi Enez’de Kartopu Gönüllüleri Derneği’nin Geleneksel Gün Batımı Gecesi’nin bir konuğu ile tanışma onuruna eriştim.

Seyfettin Çilesiz emekliler, emekli haklarıyla ilgili açtığı dava, davalar nedeniyle Türkiye’nin gündemine oturmuş. 1 milyon imza peşinde şimdi ve kendisine destek çığ gibi büyüyor.

1950 yılı Ünye doğumlu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Hukukçu ve yaşamı boyunca hep hukuk kuralları içinde yaşamış.

2015 yılında yaş haddinden emekli olduktan sonra emekliliğin ne olduğunu öğrenmiş, emekliler dünyasıyla tanışmış.

Seyfettin Çilesiz ile sohbet ettik emekliler ve emekli hakları konusunda, en çok da bunlara ilişkin dava sürecini. Şunları söyledi:

“2015 yılında yaş haddiyle emekli olduktan sonra emekli dünyasını keşfettim. 2022 yılına kadar devam etti bu sakin yaşamım. Aynı yıl TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranı gerçek enflasyona göre çok düşük olduğunu gözlemledik.

Memur ve işçi emekli aylıklarına TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranına göre zam yapılıyor. TÜİK düşük açıkladığı enflasyon oranları nedeniyle maaşlarımız da çok düşük kaldı.

Emeklinin hakkı gasp ediliyor düşüncesiyle Avukat Ali Erdem Gündoğan’la iletişime geçip dava açmak istediğimi söyledim.

2024 yılı ilk altı aylık enflasyon toplamı TÜİK oranına göre düşük kaldığı için dava açtık.”

MAHKEME TÜİK’TEN BELGE İSTİYOR

2025’te mahkeme TÜİK’ten enflasyon belgelerini ister. TÜİK başka belge gönderir, mahkeme isteğini yeniler.

TÜİK; “Belgelerim gizlidir gönderemem” deyince mahkeme davayı ret eder. Dava istinafa taşınır, itiraz eder davacılar, şimdi oradan dosya bekleniyor; “Bir iki ay içinde sonuç bekliyoruz” diye ekliyor Seyfettin Çilesiz.

İkinci dava seyyanen zam davasıdır Seyfettin Çilesiz’in hukuk mücadelesinde.

Cumhurbaşkanı Erdoğan seçimler öncesinde yaptığı bir konuşmada memurlara seyyanen 8087 lira zam verileceğini, bundan emekli memurların da faydalanacağını belirtir.

Memurlar seyyanen zam alırlar. Emekliler?

Seçim öncesi verilmiştir o söz, unutulur gider.

Ama Seyfettin Çilesiz unutmaz o verilen söze, bekler, söz yerine getirilmeyince yine hukuk yollarına düşer, davasını açar.Şöyle devam etti:

“Memur emeklileri çeşitli sendikalar ile hak arama mücadelesi yapıyorlardı. Bana onlardan bu konuda dava teklifi gelince avukatımla görüşerek bu davayı açtık. Seyyanen zam düzenlemesi Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır.”

Davayı açarlar, idare mahkemesi davayı red eder. Red kararını istinafa taşırlar. İstinafta oy çokluğu ile red edilen davaya bir şer düşer mahkeme başkanı; “Haklı davadır”

Seyfettin Çilesiz, söyleşimizi şöyle noktaladı: 

“İç hukuk yolları tükendiği için Anayasa Mahkemesi’ne bireysel baş vuruda bulunduk, bu dava için bir milyon imza kampanyası başlattık. İmza kampanyasından ve sonuçlarından umutluyuz. İki dava açmıştık Adli Tatil sonunda karar bekliyoruz.”

Edirne Düşünce Günleri’nin 4.’sü bu hafta

Edirne’nin entelektüel ve kültürel hayatına yön veren önemli etkinliklerden biri olan Edirne Düşünce Günleri, bu yıl 4’üncü kez kapılarını açıyor. 21-23 Ağustos 2026 tarihleri arasında düzenlenecek olan etkinlik serisinde bu yıl ana tema “Zaman ve Mekan” olarak belirlendi.

Edirne Belediyesi, Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakfı (TAKSAV) Edirne Temsilciliği ve Dönüşüm Logos ortaklığıyla hayata geçirilen organizasyon; felsefeden sanata, mimariden müziğe ve hukuk mücadelesine kadar geniş bir yelpazede kentin tarihi ve ruha sahip mekanlarında vatandaşlarla buluşacak.

DÜŞÜNCE YOLCULUĞU

3 gün sürecek yoğun program kapsamında akademisyenler, yazarlar, hukukçular ve sanatçılar Edirne’nin simge mekanlarında söyleşi ve dinletiler gerçekleştirecek. Edirne Belediyesi Tarihi Binası, Anıt Park Kafe, Müzik Müzesi ve Konak Edirne gibi alanlarda düzenlenecek oturumlarda kent halkı düşünce insanlarıyla bir araya gelecek.

DOLU DOLU 3 GÜNLÜK PROGRAM

Etkinlik maratonu 21 Ağustos Cuma günü saat 16.45’te Edirne Belediyesi Tarihi Binası’ndaki Açılış Töreni ile başlayacak. İlk gün Dr. Banu Gökmen’in “Mekanın Zamanda Yolculuğu” ve Prof. Dr. Kerem İşcanoğlu’nun “Edirne’de Anıt Kültürü: Tarihsel Katmanlar ve Çağdaş Öneriler” söyleşileri gerçekleşecek.

22 Ağustos Cumartesi günü Müzik Müzesi’nde araştırmacı-yazar Murat Meriç’in “Müzik Tarihi” söyleşisinin ardından Can Tutuğ ve Serkan Yürük’ün “Bir Saat Caz” dinletisi müzikseverlerle buluşacak.

23 Ağustos Pazar günü ise Konak Edirne’de Av. Selin Nakıpoğlu “Her Zaman, Her Yerde: Kadın Mücadelesi” ve Dr. Arda Telli “Zamanın ve Mekanın Üretimi: Modern Kent Üzerine” başlıklı söyleşileriyle yer alacak. Program aynı gün saat 17.30’daki Kapanış Töreni ile sona erecek.

Tüm etkinliklerin halka açık ve ücretsiz olarak gerçekleştirileceği belirtildi.

LÖSEV’den ‘dayanışma’ pikniği

Olgay GÜLER

Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV) tarafından, Edirne’de yaşayan lösemili çocuklar ve ailelerinin buluştuğu dayanışma pikniği gerçekleştirildi.

LÖSEV’in Edirne’de düzenlediği piknik tarihi Sarayiçi yarımadasında gerçekleştirildi. Etkinliğe Edirne ve ilçelerinden lösemili çocuklar, aileleri ve eski Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Dr. Ertuğrul Tanrıkulu katıldı. ‎LÖSEV İstanbul Avrupa Ofisi Sosyal Hizmet Koordinatörü Ayşenur Beyazıt her yıl Edirne’de bu tür etkinlikler düzenlediklerini söyledi.

‘PSİKOSOSYAL DESTEK ÖNEMLİ’

Beyazıt, Edirne’de yaklaşık 200’e yakın kayıtlı kanser hastası olduğunu belirterek, “Bunlar çocuk ve yetişkin hastalar. Maalesef bu sayı da her geçen gün artmakta. Tabii ki kanser ve lösemi tedavisinde ihtiyacı olan şey ailelerimizin sağlık hizmetleri, bu konuda bilinçlenecekleri eğitim hizmetleri, nakdi yardımlar, ayni yardımlar. Fakat bunlar kadar çok önemli bir destek varsa bu da psikososyal destekler. O yüzden tedavi sürecinden geçen, tedavisi biten tüm ailelerimizin bu tarz etkinliklerle yanlarında olmaya gayret ediyoruz. Bugün çeşitli ilçelerden gelen ailelerimizle bir aradayız. Ailelerimiz için ikramlıklarımız olacak, aynı zamanda onların da imkanları doğrultusunda kendilerinin yanlarında çeşitli ikramlıklar getirmelerini istedik. Birlik beraberliği tadacağımız bir piknik etkinliği olacak. Müzikler, çocuklar için etkinlikler olacak” dedi. ‎

Kendisi de LÖSEV gönüllüsü olan Dr. Ertuğrul Tanrıkulu da, LÖSEV’in tüm etkinliklerinde yer almaya çalıştığını dile getirip, LÖSEV’e destek çağrısında bulundu.

TTF’den Amatör Lig kararlarında yarım çark!

Türkiye Futbol Federasyonu, geçtiğimiz günlerde açıklanan 2026-2027 futbol sezonunda amatör liglerde uygulanacak hususlar ve yaş uygunluklarına ilişkin kararının büyük tepki görmesi üzerine amatör lisans işlem bedellerinde güncellemeye gidildiğini duyurdu.

Ancak, TFF’nin bu kararı da çeşitli yorumlara yol açtı. TFF’nin vize ve filiz lisans bedellerini yarı yarıya düşürmekle çok iyi bir iş yapılmış gibi gururla güncellemeler yapıldığını yayınlayarak kulüplerin tepkilerinin gazını aldıklarını sandıkları belirtildi. Yapılan paylaşımlarda, Türkiye Amatör Futbol Federasyonu kurulmasının istenmesi dikkat çekti.

TFF’nin “Amatör lisans işlem bedellerinde güncellemeye gidildi” başlığı altında resmi internet sitesinde yayınlanan kararında şunlaraverildi:

2026 – 2027 FUTBOL SEZONU AMATÖR LİGLER İLAN EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR  AMATÖR LİSANS İŞLEM BEDELLERİ

1-İLK KEZ ÇIKACAK (FİLİZ) LİSANSTAN ALINACAK BEDEL ÜCRET

a) İlk kez lisans çıkartan 2005 ve daha küçük doğumluların (Filiz) Lisans Bedeli 250.TL

b) İlk kez lisans çıkartan 2001-2004 yılları arası doğumluların (Filiz) Lisans Bedeli 6.000.TL

c) İlk kez lisans çıkartan 2000 ve daha büyük doğumluların (Filiz) Lisans Bedeli 14.000.TL

d) Vize Bedeli 250.TL

2- AMATÖR FUTBOLCULARIN TRANSFER İŞLEMLERİ İÇİN ÖDENECEK BEDELLER

 a) Profesyonel ve PGL’deki kulüplerin 2009 ve  daha önceki doğumlu amatör futbolcuları için Federasyon hesabına yatırılacak bedeli 7.500.TL

b) Yerel Amatör kulüplerin 2009 ve daha önceki doğumlu amatör futbolcuları için Federasyon hesabına yatırılacak bedel 2.500.TL

c) Profesyonel kulüplerin, Yerel ve PGL’deki kulüpler 2010-2015 yılları arası doğumlu futbolcuları için TFF hesabına yatırılacak bedel 1.500.TL

d) Profesyonel kulüplerin, Yerel ve PGL’deki kulüplerin 2016 ve 2017 doğumlu futbolcuları için muvafakatname alınması halinde yatırılacak bedel 1.500.TL

3- KULÜP MUVAFAKATI ALINMADAN YAPILACAK FUTBOLCU TRANSFERLERİNDE YENİ KULÜBÜN LİSANSLI OLDUĞU ESKİ KULÜBE ÖDEYECEĞİ BEDEL

 A)YEREL LİG KULÜPLERİNE TRANSFER

 a) 2008, 2007, 2006,2005 ve 2004 doğumlu yerel lig futbolcularının bir başka yerel lig kulübüne transferlerinde yeni kulübü tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli. 67.500.TL

b) 2003,2002 ve 2001 doğumlu yerel lig futbolcularının, bir başka yerel lig kulübüne transferlerinde yeni kulübü tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli.40.000.TL

B) PGL KULÜBÜNE TRANSFER

a)2008,2007,2006,2005 ve 2004 doğumlu yerel ve PGL kulüplerindeki futbolcuların PGL’de yer alan kulübe transferlerinde yeni kulübü tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı  bedeli. 67.500.TL

b) 2003,2002 ve 2001 doğumlu yerel lig ve PGL kulüplerindeki futbolcuların PGL’de yer alan kulübe transferlerinde yeni kulübü tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli. 40.000.TL

c) Amatör’den Profesyonel takımlara, Amatör olarak transfer olan (2009 ve daha önce doğumlu futbolcular için)

C) KULÜP MUVAFAKATI ALINMADAN AMATÖR KULÜPLERDEN AMATÖR KULÜPLERE TRANSFER

a) 2016-2017 doğumlu futbolcuların kulüp muvafakatı olmadan veli muvafakatıyla bir başka amatör kulübe transferlerinde yeni kulüp tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli 20.000.TL

b) 2012-2013-2014-2015 doğumlu futbolcuların kulüp muvafakatı olmadan veli muvafakatıyla bir başka amatör kulübe transferlerinde yeni kulüp tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli  50.000.TL

c) 2010-2011 doğumlu futbolcuların kulüp muvafakatı olmadan veli muvafakatıyla bir başka amatör kulübe transferlerinde yeni kulüp tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli  100.000.TL

D) KULÜP MUVAFAKATI ALINMADAN AMATÖR KULÜPLERDEN PROFESYONEL KULÜPLERE TRANSFER

a)2016-2017 doğumlu Amatör kulüplerdeki futbolcuların kulüp  muvafakatı olmadan veli muvakatıyla Profesyonel kulübe transferlerinde yeni kulüp tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli 50.000.TL

b) 2012-2013-2014-2015 doğumlu Amatör kulüplerdeki futbolcuların kulüp muvafakatı olmadan veli muvafakatıyla Profesyonel kulübe transferlerinde yeni kulüp tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli. 750.000.TL

c) 2010-2011 doğumlu Amatör kulüplerdeki futbolcuların kulüp muvafakatı olmadan veli muvafakatıyla Profesyonel kulübe transferlerinde yeni kulüp tarafından eski kulübüne ödenecek katkı payı bedeli. 1.000.000.TL Profesyonel liglerde mücadele eden kulüplere tescilli 18 yaşından küçük amatör futbolcuların diğer kulüplere transferlerinde tescilli kulübünün yazılı muvafakatnamesinin alınması zorunludur. Amatör liglerde mücadele eden bir kulübün amatör futbolcusunun aynı futbol sezonu içerisinde ilk transferini amatör liglerde mücadele eden bir kulübe yaptıktan sonra ikinci transferini profesyonel liglerde mücadele eden bir kulübe yapması halinde, ikinci transferde futbolcunun yeni kulübü, ilk transferdeki eski kulübe futbolcunun birinci kulüpten doğrudan profesyonel liglerde mücadele eden bir kulübe transfer olması halinde ödenmesi gereken katkı payı ile ilk transfer nedeniyle ödenen katkı payı arasındaki farkı da ödemekle yükümlüdür.”

4- İKİ (2) SEZONDAN VE FESİHLİ KULÜPTEN SERBEST KALAN FUTBOLCULARIN YENİDEN LİSANS İŞLEMİ YAPTIRDIĞINDA ÖDENECEK BEDEL

a) İki (2) sezondan ve fesihli kulüpten serbest kalan futbolcular yeniden lisans işlemi yaptırdıklarında 1.500.TL

5- KULÜP LİSANS İŞLEM BEDELLERİ

a) ASKF’a kayıtlı Yerel Amatör liglerdeki kulüplerin Federasyon hesabına yatıracakları bedel 5.000.TL

b) ASKF’a kayıtlı Yerel liglerdeki alt yapı kategorilerine katılacak profesyonel kulüplerin ve PGL’deki kulüplerin Federasyon hesabına yatıracakları bedel 10.000.TL

c) ASKF’a kayıtlı Gelişim liglerinde yer alacak profesyonel kulüplerin  Federasyon hesabına yatıracakları bedel 10.000.TL

6- YABANCI UYRUKLULARIN İLK KEZ ÇIKARTTIKLARI (FİLİZ) LİSANSTAN ALINACAK BEDEL

a) İlk kez lisans çıkartan 2008 ve daha küçük doğumlu yabancı uyrukluların (Filiz) Lisans Bedeli 3.000.TL

b) İlk kez lisans çıkartan 2003-2007 doğumlu yabancı uyrukluların (Filiz) Lisans Bedeli 30.000.TL

c) İlk kez lisans çıkartan 2002 ve daha büyük doğumlu yabancı uyrukluların (Filiz) Lisans Bedeli 35.000.TL

7-ULUSLARARASI TRANSFER YAPAN TC UYRUKLU FUTBOLCULARDAN ALINACAK LİSANS BEDELLERİ

a) Uluslararası transfer yapan 2008 ve daha küçük doğumlu TC uyruklu futbolculardan alınacak lisans bedeli 10.000.TL

b) Uluslararası transfer yapan 2007 ve daha büyük doğumlu TC uyruklu futbolculardan alınacak lisans bedeli 30.000.TL

8-ULUSLARARASI TRANSFER YAPAN YABANCI UYRUKLU FUTBOLCULARDAN ALINACAK LİSANS BEDELLERİ

 a) Uluslararası transfer yapan 2008 ve daha küçük doğumlu yabancı uyruklu futbolculardan alınacak lisans bedeli 20.000.TL

b) Uluslararası transfer yapan 2007 ve daha büyük doğumlu yabancı uyruklu futbolculardan alınacak lisans bedeli 60.000.TL

9- AMATÖRE DÖNÜŞ YAPAN FUTBOLCULAR

a) 2003 ve daha büyük doğumlu futbolculardan alınacak lisans bedeli 40.000.TL

b) 2004 ve daha küçük doğumlu futbolculardan alınacak lisans bedeli 20.000.TL

10- AMATÖR TAKIM ANTRENÖRLERİNİN VİZE-REFERANS BEDELİ 

a) Türkiye Futbol Antrenörleri Derneğinden Vize-Referans belgesi alınması halinde 600.TL

b) Türkiye Futbol Antrenörleri Derneğinden Vize-Referans belgesi alınmaması halinde (Ek olarak 700.TL Kart bedeli alınacaktır.) 1.500.TL

c) Tüfad dernek referans ücreti 600.TL

11- YÖNETİCİ, ANTRENÖR, DOKTOR, SAĞLIK PERSONELİ , MASÖR TERCÜMAN ve MALZEMECİ SAHA İÇİ GİRİŞ KARTI İŞLEM BEDELİ 700.TL

12- SPOR KULÜPLERİNDEN İSİM-RENK DEĞİŞİKLİĞİ YAPILDIĞINDA ALINACAK BEDEL a) Adana, Ankara, Antalya, Bursa, İstanbul, İzmir, Kocaeli ve Mersin illeri isim ve renk değişikliği bedeli 150.000.TL

) Aydın, Balıkesir, Denizli, Eskişehir, Gaziantep, Hatay, Kayseri, Konya, Manisa, Muğla, Ordu, Sakarya, Samsun, Tekirdağ ve Trabzon illeri isim ve renk değişikliği bedeli 100.000.TL c)Adıyaman, Afyon, Bilecik, Bolu, Burdur, Çanakkale, Çorum, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Isparta, Kastamonu, Kırklareli, Kütahya, Malatya, K.Maraş, Rize, Sivas, Tokat, Uşak, Şanlıurfa, Van, Yozgat , Zonguldak, Aksaray, Osmaniye, Yalova ve Düzce illeri isim ve renk değişikliği bedeli 50.000.TL

d) Ağrı, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartın, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Çankırı, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır, Karabük, Karaman, Kars, Kırıkkale, Kırşehir, Kilis, Mardin, Muş, Nevşehir, Niğde, Siirt, Sinop, Şırnak ve Tunceli illeri isim ve renk değişikliği bedeli 40.000.TL Kadın futbol kategorisinde tescilli kulüplerin isim ve renk değişikliği için yukarıda belirtilen bedellerin yarısı alınır .”

Japonlar neden Edirne’ye gelmiyor?

Edirne Japonya’da…

Hudut Gazetesi, 12 Ağustos Çarşamba günü bu manşetle okurlarıyla buluştu…

**

Bazen bir fotoğraf, yüzlerce tanıtım broşüründen daha fazlasını anlatır.

Hele o fotoğraf, Edirne’den binlerce kilometre uzakta, Japonya’nın başkenti Tokyo’da sergileniyorsa…

Dumlupınar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hami Onur Bingöl’ün “Edirne-2” isimli fotoğraf sergisinin 14-27 Ağustos tarihleri arasında Tokyo’da sanatseverlerle buluşması, doğrusu beni oldukça heyecanlandırdı.

Çünkü bu sergi, sadece bir fotoğraf sergisi değil.

Edirne’nin tarihini, kültürünü, mimarisini ve kent belleğini Japonya’ya taşıyan önemli bir tanıtım fırsatı.

Üstelik sergi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.C. Tokyo Büyükelçiliği ve Tokyo Kültür ve Tanıtma Müşavirliği’nin destekleriyle gerçekleştiriliyor.

40 fotoğraftan oluşan “Edirne-2”, Prof. Dr. Bingöl’ün objektifinden Edirne’nin farklı yüzlerini Japon sanatseverlerle buluşturuyor.

**

Buraya kadar her şey güzel.

Ama asıl mesele bundan sonra başlıyor.

Prof. Dr. Bingöl ile yaptığım görüşmede kendisi, Japonların Türkiye’de en az gittikleri bölgelerden birinin Trakya olduğunu söyledi.

Bu bilgi beni düşündürdü.

Çünkü Japon turistlerin önemli bir özelliği, yalnızca deniz, kum ve güneş peşinde olmamaları.

Onların kültür turizmine ilgi gösterdiklerini özellikle vurguluyor Bingöl.

Peki o zaman…

Japonlar neden Edirne’ye gelmiyor?

İşte asıl soru bu.

**

Çünkü Edirne’nin Japon turistin aradığı kültürel miras açısından eksiği yok.

Hatta fazlası var.

Edirne, Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti.

Bin 585’ten fazla tescilli tarihi yapıya sahip.

Avrupa’da metrekareye düşen tescilli tarihi eser sayısı bakımından İtalya’nın Floransa kentinin ardından ikinci sırada olduğu ifade ediliyor.

Selimiye Camii başta olmak üzere camileri, köprüleri, saray kalıntıları, çarşıları, hanları, hamamları, müzeleri, Karaağaç’ı ve daha nice tarihi değeriyle Edirne, adeta açık hava müzesi.

Üstelik bütün bunlar yalnızca geçmişten kalan taş yapılar değil.

Edirne’nin her sokağında, her meydanında, her tarihi yapısında bir hikâye var.

Tam da kültür turizmi için…

Tam da Japon turistin ilgisini çekebilecek türden.

O halde sorun Edirne’nin sahip olduklarında değil.

Galiba sorun, sahip olduklarımızı dünyaya ne kadar anlatabildiğimizde.

**

40 yılı aşan gazetecilik hayatımda Edirne’de Japon turist sayısının dikkate değer bir düzeye ulaştığını söylemek zor.

Oysa Japonya’da Edirne’yi anlatmak için bugün önemli bir fırsat yakalanmış durumda.

Prof. Dr. Hami Onur Bingöl, objektifini Edirne’ye çevirmiş ve ortaya çıkan 40 fotoğrafı Tokyo’ya taşımış.

Üstelik bunu yalnızca bir sanat çalışması olarak değil, Haziran ayında yaşamını yitiren, Edirne’nin Süloğlu ilçesine bağlı Keramettin Köyü’nden Bellek Kitapevi’nin sahibi Mustafa Karaca’nın anısına ithaf ederek yapmış.

Bu ayrıntı da bana ayrıca anlamlı geliyor.

Çünkü Edirne yalnızca tarihi yapılardan oluşmuyor.

Edirne aynı zamanda bir bellek.

İnsanlarıyla, hikâyeleriyle, gelenekleriyle, sokaklarıyla ve yaşanmışlıklarıyla bir kent belleği.

“Edirne-2” sergisi de bu belleğin Tokyo’da görünür hale gelmesini sağlıyor.

Şimdi bize düşen ise bu fırsatı kaçırmamak.

Bir fotoğraf sanatçısının objektifiyle Tokyo’ya taşınan Edirne’yi, bu kez Japon turistlerin valizlerine koyup Edirne’ye getirebilmek…

Bunun yolu da yalnızca “Edirne’nin tarihi çok zengin” demekten geçmiyor.

Edirne’nin hangi değerlerinin Japon turist için ilgi çekici olduğunu anlatmak, Japonya’da tanıtım yapmak, kültür turizmine yönelik özel rotalar oluşturmak ve bu çalışmaları süreklilik kazandırmak gerekiyor.

Belki de Tokyo’daki bu sergi, bunun için güzel bir başlangıç olabilir.

Çünkü bazen bir kentin turizmde önünü açan şey, büyük projelerden önce küçük ama doğru bir adım olabiliyor.

BİR HABER

Bu günlerde normal bir haber duymak zor!..
Medyadan bir haber duyduk,
“Kanalizasyona düşen bir köpeği kurtardı diye bir vinç operatörü, belediye tarafından işten çıkarılmış”
Bakıyorsunuz, sokak röportajlarına, HERKES HAK, ADALET istiyor.
Pekiyi de, “O sokağa terk edilmiş canlar için, öldürme kararı verilirken, nerdeydi, hak ve adaletiniz?..” denmez mi?..
“Çöp konteynerlerinin yiyecek kokuları yanında umutsuzca bekleşen, bir deri bir kemik kalmış köpek ve kedilerin hali gözlerinizin önündeyken, HAK VE ADALETİNİZ, neredeydi?..” denmez mi?..
“Duvar kenarına, kuş, köpek, kediler su içsinler, bir iki lokma yesinler diye konan kapları tekmelerken, HAK VE ADALETİNİZ NEREDEYDİ?..” denmez mi?..
“Doğa ve tabiat varlıklarınız, sularınız, atılan zehirlerle katledilirken, NEREDEYDİ, SİZİN HAK VE ADALETİNİZ?.. denmez mi?..
“Ormanlarınız hızla kesilirken, BU YAPTIĞIMIZ ADALETE SIĞAR MI?.. dediniz mi?..
Ha yapana seyirci kaldın, ha yaptın aynı şey…
HAK VE ADALETLİ MİYDİ?..
DAHA NELER VAR NELER, HAK, ADALET SUİSTİMALLERİ, BIKTIM YAZMAKTAN!..
Rabbimiz bir çok ayet de bildirmiş:
“Muhtaçlara çare olmayanlar, rahmetimden uzaktır;”
“Zulmedenler, korumamdan mahrum kalır!”

“Hak ettiğiniz size verilecek” demiş ya!.

Kuran’ı Kerim. Sure 3/ayet 114:
Onlar Allah ve ahiret gününe inanır; iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardır.