Kategori arşivi: Yazarlar

İLHAN YÜKSELOĞLU’NUN ARDINDAN…

Enez’de 1973-1980 yılları arası, Başkan Şevket Kurt’un Başkanlığında ve önderliğinde bir ayağa kalkış, çağdaş bir yapısal değişim ile emeğin en çok değer kazandığı, kısacası bir devrim süreci idi… Şevket Kurt 2 dönemde toplam 7 yıl görev yaptı ve 1980 faşist darbesi ile Başkanlık serüveni sona erdi.

Dibe doğru iniş İşte Enez’de o gün başladı..

***

Kurt’un o dönemde Enez’deki en önemli sayılabilecek önderliği Enez Balıkçı Kooperatifi’ni ele alarak Enez’in ekonomisini zirveye taşıdığı tırmanış serüvenidir. Uzun hikayedir. Okumasını sevmeyenler, öğrenmekten nefret edenler, anlaşılsın, öğrenilsin istemeyip direnenler, o silkiniş ve köyden kente dönüş macerasını anlamak istemeyenler için zaten uzun uzun yazmaya da gerek yoktur. Demokratik bir düzende ne kadar olursa DEVRİM diye yapılacak ne varsa Enez, bunu o dönemde Şevket Kurt ile yaşamıştır.

***

Ben Sevgili İlhan Yükseloğlu’n o dönemde tanıdım. O, Müdürü olduğum Kooperatif’in üyesi balıkçıların önerdiği ve Şevket Kurt’un bu istemlerini ilettiği DSİ ile çözülebilecek ama hiç çözülmesi düşünülmeyecek kadar güç olduğu düşünülen bu sorunlarını 1-2 yıl içerisinde çözen bu ekibin önde gelenlerindendi. Elbette yalnız değildi. Sevgili Süleyman Sabri Öznal, Sevgili Bahri Ege ve aklıma hemen gelmeyen birçok yönetici de bu süreçte Enez’de balıkçılığın gelişmesi için Enez’in balıkçılarına, esnafına, sonuçta Enez ekonomisine çok önemli katkılar, büyük imkanlar sağladılar.

***

Özellikle TAŞKIN KORUNMA PROJELERİ kapsamında uyguladıkları Gala Ayağı’nın temizlenmesi, Peso Dalyanı’na 1600 m yeni kanal açılması, Meriç nehri ile Dalyan Gölü arasına sedde yapılarak, bu seddenin ulaşım için de işlevsel hale getirilmesi, kapamanın açılması, balık geçidinin yapılması, dalyan projesinin uygulanması gibi zamanın imkanlarına göre Enez için DEV projelere imza atan bu sevgili dostlarımızdan yürekli, becerikli, başarılı, zarif insan ilhan Yükseloğlu’nu kaybettik.

***

Bugün gittikçe dibe vuran, balıkçılığı biten, lagün gölleri gitgide dolarken buralarının müstakbel çeltik tarlaları olabilmesi hayalini kuranların beklentileri yönünde Enez’i yönettiğini sananların o dönemi akıllarına sığdırma, anlama şansları yoktur. Hayalini bile kuramazlar… Ama utanmadan yine de Enezli olmakla övünebilirler.

Bu vesile ile göllerin dolmasını, hala önlemek mümkünken kılını kıpırdatmayan görev yapmak için Fatma Aksal Hanımdan icazet ve cesaret bekleyen şimdiki DSİ yönetiminin de anmadan geçmek olmaz..

***

Sevgili ilhan Yükseloğlu’na Enezliler ve hatta tüm Edirneliler minnet ve şükran borçludur. Ailesine başsağlığı ve sabır dileriz..

BARIŞA DOĞRU

Nihayet barış güvercini ağzında zeytin dalı ile göründü. Gazzeliler ve Ortadoğu bir ‘oh’ çekti ve dünya rahatladı.
Neydi bu iki yıldan beri Gazze’nin çektiği, taş üstüne taş, can üstüne can bırakmadılar. 67 bin ölüm, harabe olmuş bir bölge. İsrail’in istediği neydi; Filistin toprakları tanrı tarafından İsrail’e vaad edilmiş, tanrı Yahudi’nin tanrısı da Arabın tanrısı değil mi? O topraklar 2000 yıldan beri Filistinlilerin. Gazze katliamına sebeb ne, Büyük İsrail Dvletini kurma hayali ve Amerika’nın arka bahçesi olmak. Niye, çünkü Ortadoğu petrol bölgesidir ve Amerika’da artık petrol kalmamıştır.
Ama öyle ama böyle ateşkes anlaşması yapıldı. İsrail askerleri Gazze’den çekiliyor ve Gazze’yi terk eden Gazzeliler yok olmuş evlerine dönüyorlar. Şimdi mesele ateşkesten sonra esir takası, daha sonrada barış görüşmeleri, konunun zor tarafı burası. Diplomatlar, strateji uzmanları barış görüşmelerinin çetin geçeceğini söylüyor. İsrail’e pek güvenilmiyor, uyumsuzluk yaratacağı sanılıyor. Görüşmeler Ortadoğu ülkelerinin üst düzey devlet adamları, Amerikan Devlet Başkanı Mısıra gitti. Tabi görüşmelerde Türkiye Temsilcisi de Cumhurbaşkanı oldu.
Trump işin uçunu sıkı tutuyor, dengesiz Netenyahu’nun ne yapacağı belli olmaz ama yine de İsrail askerleri Gazze’yi terk edecek. Bundan sonraki olaylara fırsat vermemek için birleşik bir güç oluşturuluyor. Türkiye’nin de, diğer arap ve başka ülkelerinde içinde olacağı bir askeri güç. Bu güç savaş çıkma ihtimaline karşı görev yapacak. Barıştan sonra yapılacak olan Gazze’nin imarı. Bence askeri güç gibi bir teknik inşaat gücü de oluşturulmalı. Bu güçte de işe yarayacak her milletten insan olmalı.
İki yıldan beri devam eden bombalama ile Gazze’de ne hastane, ne okul, ne ibadethane, ne altyapı kalmış. Gazze’nin imarı yıllarca sürer, yıkım çok fazla. Ateşkesten sonra Gazze’,ye yardımlar akmeya başladı. İnşallah Gazzeliler bir an önce kendilerini toparlarlar. Sonra imar işleri. Türkiye’ye de bu konuda iş düşer. Pazartesi günü Amerikan Devlet Başkanı Donald Trump İsrail’e geldi, Mecliste konuşmalar yaptı, sonrada Mısır’a gidip oradada konuştu. Toplantıda bir çok ülkeden üst yüzeyde devlet adamı vardı. Konuşmalar hep iyi niyet üzerineydi, iyi niyet belgeside imzalandı. Bundan sonrası barış şartlarını tespit etmek ve bu şartlarda anlaşmak. Anlaşmanın ağırlıklı maddesi iki devletli çözüm, nasıl olur bu?
Bu konuda bir çok alternatif ileri sürülüyor. Bunlardan biri İsrail 1967’de yapılan savaş öncesi yere kadar çekilsin, olacak şey değil. Başka bir alternatifte Hamas silahsızlandırılsın. Hamas kolay kolay silahını bırakmaz. Henüz ortada barış şartları ile açık bir anlaşma yok. Bu konunun çetin geçeceği belli. Netenyahu’ya fazla güvenmeye gelmez, birden değişebilir. Neticede ne olursa olsun İsrail’in lehine Amerika’nın dediği olur. Tam bir barış için Rusya-Ukrayna savaşının sona ermesi de var. Barış oldukça zor bir konu. Eğer Trump bunu da hal ederse Nobeli hak eder.
Kim ne derse desin bu ateşkes ve barışa doğru adım 2025 yılının en büyük olayı ama devamı gelmeli. Yani Ukrayna-Rusya savaşı iki yıldır dünya ekonomi piyasasını alt üst etti. Dünya döndükçe savaşlarda olacak, barışta. Dünyanın düzeni böyle. Önemli olan savaşla hiç ilgisi olmayan varlıkların harcanıp yok olması. Savaş asker-askere olmalı, bunun dışındakilerin günahı ne? Öyle varlıklar varki yok olduktan sonra bir daha yerine getirilemez. Örneğin insan. Bu savaşta hiç görülmemiş uygulamalarda oldu, insanları aç bırakarak, açlıktan öldürmek her halde bu da İsrail medeniyeti olsa gerek. Huzur içinde yaşamak istiyorsak yolumuz BARIŞA DOĞRU olmalı…

GAZZE GERÇEĞİ

Yazılı ve görsel medyaya dünyasına bakıyorsunuz, koca koca bilim insanları Gazze katliamını yorumlarken, Amerika’yı, İsrail’i, biraz Avrupa ülkelerini, en çok da baş aktör iki ülke liderlerini suçluyorlar!..
Doğru, ama DOSDOĞRU değil!..
Bu yapılanın adına “Kolayına kaçmak” denir ve de insanların algılarını sığlaştırıp asıl gerçekliğe ulaşmalarını engeller!…
Şeytanın da istediği bu zaten!..
İnsanlar, sorunun temel gerçeğini göremesinler ve de sorunu gidermek için, ne yapacaklarını akıl erdiremesinler diye…
PEKİYİ NEDİR GAZZE’YE YAPILANLARIN GERÇEKLİĞİ VE DE NASIL ÇÖZÜLEBİLİR?..
Gazze katliamı, iki ülke liderinden çok daha öte, çok daha vahimdir!..
Hemen sorumuzu soralım,
“Kimdir bu ülke liderleri?..”
Birisi, Amerika’nın diğeri, İsrail’in HALK ÇOĞUNLUĞUNUN SEÇİP, GÖREVLENDİRDİ FİGÜRLERDİR.
Arkalarında halk çoğunluğunun onayı olmasa, onları kim tanır, kim bilir?..
Ne de bir şey yapabilirler!..
Bundan çok daha vahim olanı da var!..
Gazze katliamında, dünya insanlığın gözleri önünde, çoluk, çocuk, genç, yaşlı, günler, aylar, yıllar boyu dur durak bilmeden, bombalarla öldürülürken; bu iki, HALK ÇOĞUNLUĞU LİDERLERİ:
“Biz burayı tatil, eğlence ve plaj beldesi yapacağız, buradakileri onun için öldürüp, kovup yok ediyoruz” anlamında beyanat verebiliyorsa…
Buna karşı, diğer dünya MİLLETLERİ hükümetleri, BİRLEŞİP KARŞI ÇIKMIYORLARSA, katliamı, sadece kınayarak SEYREDİYORLARSA…
TÜM DÜNYA HÜKÜMETLERİ DE HALKLARININ ÇOĞUNLUĞU İLE, OLUP GİDENLERE ONAY VERİYOR, demek değil midir?..
DÜNYANIN TÜM ÜLKELERİNDE, TABİ Kİ İYİ İNSANLAR DA VAR!..
Ama NE YAZIK Kİ, AZINLIKTA GÖZÜKÜYORLAR!..
VE DE ÇOĞUNLUĞUN İSTEĞİ OLUYOR!..
Gazze de akan kan ve gözyaşlarından anlayacağımız, TEMEL GERÇEKLİK, ne o zaman?..

ANLAYACAĞIMIZ, BU GÜN İNSANOĞLUNUN DÜNYA ÇOĞUNLUĞUNA BAKILIRSA, AÇIKÇA GÖRÜLEN O Kİ, ŞEYTAN TATİLE ÇIKMIŞ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 61/ayet 7:
İslâma çağırıldığı halde, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?
Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
17/17:
Nuh’tan sonra ki nice insan nesillerini helak ettik. Kullarının günahlarını bilen ve gören olarak, Rabbin yeterlidir.
36/61—62—63:
“Ey Âdemoğulları! Size şeytana tapmayın, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır!” demedim mi? “Ve bana kulluk ediniz, doğru yol budur!” demedim mi?
Şeytan sizden pek çok milleti kandırıp, saptırdı. Halâ akıl erdiremiyor musunuz?

EMEKLİ

Türkiye’de Mart 2025 itibarıyla toplam 16 milyon 859 bin emekli vardır. Onlarca yıl her alanda işini yapmış bu insanlar emekli olduklarında çalışırken yapamadığı hobileri ile uğraşmak ve ömrünün son günlerini huzurlu yaşamak istemektedirler. Çocuklarına yük olmadan yaşamak amacı her emeklinin arzusudur.

Çalışanlarına gerekli ortamı sağlayamayan siyasi yetkililer maalesef emeklileri sadece canlı tutmaktadırlar. Onların rahat yaşaması için hiçbir tedbir almadıkları gibi açlık sınırının çok altında maaş vererek zor koşullara sürüklenmelerine sebep olmaktadırlar.

Hafta içinde emekliler yine alanlara çıkarak seslerini duyurmaya çalıştılar. Genel iktidarın yarattığı zorluklara bir de muhalefet olan yerel iktidarın da zorluklar çıkarma endişesine karşı seslerini yükselttiler.

Uzmanların dediğine göre dört kişilik bir ailenin sadece sağlıklı beslenmesi için açlık sınırı 27.970 TL, yoksulluk sınırı ise 91 bin 109 TL. Gıda fiyatlarının her gün arttığı ülkemizde emeklilerin beslenmesinden kısması kaçınılmaz oluyor. Yaşlı insanın daha dengeli beslenmesi gerekirken soğan ekmeğe muhtaç duruma düşürülmesi bırakın kanuni olmayı insani bile değildir.

Emekliler çok bir şey de istemiyorlar aslında. Çalışma yıllarında maaşlarından kesilen ücretin bugünkü karşılığı olan miktara bile razılar. Bu da insanca yaşayabilecekleri bir ücrettir. Yaşı ilerlemiş olan bu kişiler doğal olarak daha çok hasta olmaktadırlar ve bu nedenle de muayene ve ilaç katkı paylarının kaldırılmasını, ücretsiz sağlık hizmeti sağlanmasını istemektedirler. Muhalefetin zoruyla geçmişte yasalaşan bayram ikramiyelerinin en az asgari ücret düzeyinde olmasını talep etmektedirler.

Emekliler doğal olarak uzun bir hayat sürecinde her türlü olumlu-olumsuz yaşam deneyimine sahip olmuşlardır. Kendilerine dair deneyimleri vardır. Ki bu bilinç hayvan haklarından doğanın korunmasına, çocuk ve insan haklarından kamusal alanların korunmasına kadar toplumsal fikirler edinmişler, bilgilerini zenginleştirmişler ve taraf olmuşlardır. Bu kişilikleri gereği de tüm bireysel talepleri yanında yurttaşlık taleplerinde de taraf olmaları doğaldır. Bu bilinçleri gereği de evrensel bir hak olan sendika hakkını kullanmaktadırlar.

Siyasi iktidarın ölmeye bıraktığı emeklilere bir haber de kentimizden geldi. Belediye başkanı 65 yaş üstü kişilerin emekli kartlarına bir düzenleme yapılmasının düşünüldüğünü söyledi. Oysa bu hak belediye tarafından verilmedi ve değişiklik düşünülmesi bile yasalara aykırıdır. Avukat olan Sayın Gencan bunu kaçırmamalıdır.

Sayın Başkanın derdi; 65 yaş üstündeki kentlilerin kent içi toplu taşıma araçlarını kullanmalarını engellemek değil, toplu ulaşımda belediyenin devreye girmesi ve yeniden bir ulaşım planlaması yaparak kentteki ulaşım sorunlarını çözme yolunda adım atmasıdır.

Her ne kadar Tüm Emeklilerin Sendikası anımsatmış olsa da Avukat Başkana bir kez daha okumasını öneririm ki; 4736 sayılı Kanun’un 1. maddesine ek fıkra ve “Ücretsiz veya İndirimli Seyahat Kartları Yönetmeliği” (Resmî Gazete, 4 Mart 2014) ile yasal güvence altındadır. Bu hakkı yerel idareler değiştiremeyeceği gibi merkezi iktidar kaldırmaya niyet ettiğinde de emeklileri karşısında bulacaktır.

Yerel idarenin yapması gereken varlıklarını satarak borç ödemek değil kentlerini geliştirici yatırımlar yapmaktır. Siyasi iktidar ortak varlıklarımızı dünya piyasasında pazarlayıp geleceğimizi yok etmektedir. Buna muhalif olan yerel iktidarlar da maalesef kentimizde olduğu gibi varlıklarını satarak kentin geleceğini yok etmektedir.

EN CANAVAR

Kâinatın en KORKUNÇ CANAVARI, EN ÜSTÜN BEYİN VERİLMİŞ, AMA İNANAÇ ZAFİYETİYLE NEGATİFLİĞE DÜŞMÜŞ İNSAN SURETLERİ DEĞİL MİDİR?..
Bu korkunç negatiflere örnek verirsek:
Silah icat ederler, on binlerce Bufalo’yu masum masum otlarlarken kurşunlayıp katlederler. Derilerini yüzüp para kazanırlar. O paralarla, ülkede barlarını çoğaltırlar; barlarda alkol, tütün içip, kendilerini zehirlerler. Barlarda, kumarda ve fuhuşta harcarlar, o güzelim masumların canlarını!..
Bunlardan daha canavar bir yaratık türü düşünebilir misiniz?..
Bu korkunç negatif canavarlar, var güçleri ile birbirleri ile yardımlaşıp, bilimi, üretimi kullanarak, insanları, üretimde ve tüketimde kendileri kar etsinler diye köle ederler!..
Zorla değil elbet, ama bir çoklarını kandırma yolunu bulurlar mutlaka!..
ülkelerin dillerini, dinlerini, eğitimlerini, köklerini, tarihlerini, çeşitli fitne ve fesatlarla bozarlar!..
Bozarlar ki, geri kalsınlar, asla gelişemesinler ve nesiller boyunca onların toprak üstü, toprak altı madenlerini ve insan kaynaklarını sömürsünler!..
Bunlar kâinatın en korkunç canavarı tarafından akıl edilebilir ancak, değil mi?..
Bir de, Şeytan uşakları negatiflerin yaptıklarını “BANA NE” diyerek seyredenler var ya!..
Onlar da, kâinatın en korkunç canavarlarının ortakları olmazlar mı?
Kötülüklere , zalimliklere karşı savaşmayanlar, duyarsızlıkla, en korkunç canavarlar listesine girmezler mi?
Siz hiç zararlı alışkanlıkları zevk edinen, bir hayvan gördünüz mü?..

O zaman, filmlerle kendimizi kandırıp, canavarları, masum hayvana benzetmeyelim, lütfen!..

Kuran’ı Kerim. Sure 4/ayet 60:
Sana indirileni, senden öncekilere inandıklarını ileri sürenleri görmedin mi?
Tağuta inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tağutun önünde muhakemeleşmek istiyorlar.

Halbu ki şeytan onları büsbütün saptırmak istiyor.

Tağut: Bir yorumla da: Dünyanın, para, bilim, silah üstün gücüne sahip olan, ancak Yaratan’a hain, inkârcı güçleri.

SABAH HERKEN OLUR HASTANELERDE.

Gün doğmadan başlar koridorlarda telaşlı hastaların, yorgun hemşirelerin koşuşturmaları.

Acilin önünde her telefonla yola çıkmaya hazır ambulansların homurtuları duyuluyor hastanenin giriş katında.

Üst katlarda gecenin bütün yorgunluğunu üstlerinde taşıyan hemşireler, sağlık çalışanları sırayla dolaşıyorlar hasta odalarını. Kimi odada tek, kimi odada çifter hastalara, bitmeyen şikayetlerine derman olmaya çalışıyor beyaz melekler.

Hasta odalarından gelen feryatlara sadece yarım açılan pencelerler engel olabilir hastaların aşağıya doğru bakışlarına.

Üst katlara yayılan soğan ve mercimek kokuları baskın çıkmaya çalışıyor gece boyu bitmeyen ilaç kokularına. Saatlerin hepsi farklı zamanları gösteriyor umudunu kaybetmesin diye adeta hastaların gelecek anlarında.

Koridorlarda önce odalardan çıkan kirli eşyalar taşınır çamaşırhaneye doğru. Ardından elinde paspasıyla, temizlik malzemeleriyle koridorları, odaları, tuvaletleri temizlemeye çıkar yoksul emekçiler. Kahvaltı yetişir, kapıların önünde sabırsızca bekleyen refakatçılara. Öğlen ve akşam yemeğini de yine koridorlarda kapılarının önlerinde beklerler hasta yakınları.

Kliniklere telaşla sallanarak ellerinde bastonlara dayanarak gitmeye çalışan yaşlı insanlar sıra alma derdinde oflaya puflaya giriyorlar otomatik açılan kapılarından hastanenin.

Güneşin doğuşuyla ilerleyen dakikalarda artıyor hastanenin yoğunluğu ve insanların telaşlı halleri.

Otoparklarda ve hastane dışında artık park edecek yer kalmayan araçlar umurlarında bile olmuyor Edirne’nin yoksul insanlarının. Tıka basa toplu taşıma araçlarından inen yarı hasta insanlar sadece kapıya doğru yürüme telaşındalar. Birkaç saat sonra dönüş için yaşanacak toplu taşıma araçlarının duraklarında aynı telaşlar.

Kliniklerde muayene için günler öncesinden alınan randevuları saatlerini gergin halde bekleyen hastalara yetişmeye çalışıyor yorgun hekimler. On, yirmi derken gün sonlarına doğru seksenlere, yüzlere çıkan hasta sayıları karşısında ayakta kalmakta zorluk çeken hekimlerimiz.

Bizim hekimlerimiz. “Giderlerse gitsinler” diyene inat hizmet vermeye, görevlerini yapmaya devam ediyorlar.

Akşam saatlerinin gelmesiyle birlikte kliniklerde başlayan sakinliğe inat acilin kapılarında birikiyor sağlık karmaşası.

Ambulanslarla taşınan acil hastalara yoksul insanların yürümekte zorlanan arabaları, ticari taksiler, polis otoları ve ceza evi araçlarıyla gelenler ekleniyor gece boyu bitmeyen bir trafik karmaşası içinde.

Hastaların yanında kaçak göçmenler de acilin kapısına yığılıyor gecenin bir türlü bitmez bilmeyen yorgun saatlerine.

Herken başlar hastanelerde gün ve günler, bitmeyen döngü devam eder böylece.

*K-4 Edirne 1.Murat Devlet Hastanesi’nde 6 gün ve gece kaldığımız oda. 6 gün boyunca bizlere ilgi gösteren, eşimin sağlığına kavuşmasında emeği geçen bütün sağlık emekçilerine, çalışanlara gönül dolusu teşekkürler.

ÖYLE DENİR DE

Dünyada, zehirli lavabo, baca vb..atıklarını arıtan şehirler, köyler, sanayiler kaç tane bilmiyorum ama, arıtma yapmadan, zehirli atıklarını derelere, göllere, nehirlere, denizlere boşaltanların çoğunlukta olduğu, atmosferin, toprağın, suların, besinlerin bozulup, milyonlarca insanları, hayvanları kanser yapıp öldürmesinden belli!.
Dünya kentlerinin, köylerinin sakinleri ile bir anket yapsak!..
Ve onlara,“Siz, kendinizi, çoluk çocuğunuzu, sevdiklerinizi, insanları, hayvanları, bitkileri niçin katlediyorsunuz?..” diye sorsak!..
Hemen “Sen ne demek istiyorsun, böyle bir şey niye yapalım ki, biz iyi insanlarız, kötülük bilmeyiz, kafayı mı yediniz?..” diye çıkışırlar!..
“Pekiyi o zaman, lavabonuzun, tuvaletinizin zehirli atıkları deniz ve derelere boşalıp, canlıları kanserleyip, öldürdüğünden HABERİNİZ VAR, ama!…”. dediğinizde, “Biz boşaltmıyoruz ki!..” derler!..
Ama, arıtma kurulması ihmal edildiği için, suları, havayı, toprağı zehirleyen kendilerinin atıkları!..
BU SORUMLULARIN KİM OLDUKLARINI GÖSTERMEYE YETMEZ Mİ?..
“Ben sadece, KLOZETE EDERİM, ötesinden bana ne!..” demek, kimseyi kurtarmıyor ki!
Bu sadece bir örnek, dünyada ki tüm kötülükler, bu zihniyetten yüz bulurlar!..
BİR DE SORSAN, “BİZ KÖTÜLÜK YAPANLARDAN DEĞİLİZ Kİ!..” derler.
“HA SANA, İNSANLARA, HAYVANLARA, AĞAÇLARA KÖTÜLÜK YAPANA MÜSADE ETMİŞİN, HA KÖTÜLÜK YAPMIŞSIN, FARK YOK Kİ!..”HAKKINI KORUMAK FARZDIR” emrine uyulmazsa, doğaya verilen kötülük, “Bana ne” cllerle beraber herkesi mahvetmez mi?..
Şeytan, kimlere kimlere katliam yaptırıyor da, pek kimsenin nelere sebep olduğundan haberi yok maalesef!..

Yoksa var da, “UMURLARINDA DEĞİL Mİ?..”

Kuran’ı Kerim. Sure 61/ayet 4:

Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.

Yukarda ki nurlu ayetin ışığında ki “Allah yolunda saf bağlayıp savaşırlar” emrini, konuyla ilgili olarak, bir de böyle yorumlayabiliriz: “Allah’ın yaşasınlar diye yarattığı canlıları zehirli atıklarla katletmek yerine, topluca, arıtma kurulmasını sağlarlar!..” da olabilir mi?..

NASIL TEMEL

Çocuklarımıza, medeni yaşamanın temelini nasıl öğretebiliriz?..
En başta, “Yaratan’dan ötürü” doğa ve tabiat varlıklarına saygı ve sevgi gösterilmesi ile!..
“Hepsi bizim!..” diye değil!..
“Hepsi Yaratan’ın emaneti!..” diyerek…
İnançla, bilimle, sanatla cümle aleme, fayda etme niyetini aşılayarak!.. Sofrada ki şükür ile; (Nimetlerin hangi birinin bedelini parayla ödeyebiliriz ki?)
“Şükür” işte bu açığımızı kapatır.
Annenin, babanın, dede, ninenin namaz kıldığını görmesi ile!.. (Ruhsal ve fiziki SAĞLIK.)
Bazıları YOGAYI tercih ediyor ya, kendi bilecekleri!..
Yaratan en güzelini vermiş ya!.. Büyüklerinin hayır dualarını işitmesi ile!.. (Pozitiflere bahşedilen muhteşem güç)
Sık sık Allah’ı anmaları ile!.. (Yoksa fiziki heveslerimizle, şeytanın uşağı olmak da var)
İsrafsız, mütevazi, sade yaşam tarzı ile!.. (İsraftan, lüksten fayda değil maraz çıkar!..)
Ailenin, yalansız, dolansız, birbirlerine saygı, sevgiyle, yardımla davranmaları ile!..
Kedi ve köpeklerle beraber büyüyüp, onlardan koşulsuz saygı, sevgi ve sadakati öğrenerek!..
Tabi ki, Kuran’ın Türkçesini, kitaplığımızın her gün okunan kitabı olması ile!..

AİLE İÇİ VE YAKIN ÇEVRE İÇİNDE, YAŞAYIP ÖRNEKLENEN BÖYLESİNE BİR EĞİTİM, HEM İNANÇ, HEM BİLİM, HEM SANAT EĞİTİMİNİN EN MUHTEŞEM TEMELİNİ ONLARA VERMEZ Mİ?..

Kuran’ı Kerim. Sure 50/Ayet 37:
Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.

BARIŞTAN YANA

Geçen hafta çok önemli Ortadoğu ile ilgili olaylar oldu. Amerika Devlet Başkanı Donald Trump, bir çok Ortadoğu ülkesi devlet adamını Amerika’ya davet etti ve onlarla İsrail’in insanlık dışı saldırıları hakkında görüşmelerde bulundu. Bundan sonra da Birleşmiş Milletler’de toplantılar yapıldı. Cumhurbaşkanımız söz alarak İsrail’in tutumunun eleştirdi ve İsrail’e lanet okudu.
Amerika ve bir çok ülkede halk İsrail’in tutumunu protesto etmek amacı ile sokaklara dökülüp gösteriler yaptı. Bu da yetmedi, muhtelif tip gemilerden oluşan elliye yakın ilk yardım malzemesi dolu filo ile Gazze’ye yol aldılar.
Bu faaliyetin amacı neydi; İsrail’in acımasızca saldırılarını önlemek, barışa doğru ilerlemekti. Bu mesaj kimeydi, elbette saldırgan İsrail’e idi. Bir hafta sonrada Amerikan Başkanı, İsrail Başbakanı Netenyahu’yu Amerika’ya davet etti.
Netenyahu Birleşmiş Milletler toplantı salonunda konuşurken salondaki delegelerin çoğu salonu terk etti, bu hareket İsrail’e güçlü bir protesto gösterisi idi. Bunun anlamı, ‘artık yalnızsın İsrail’di.
Bu dünyada 193 tane devlet var, 150 den fazlası Filistin’i tanımış. En son İngiltere, Fransa, Almanya da tanıdı. Tanımayan 30′ a yakın devlet, onlarda sadece isim. Dünya İsrail’in saldırgan politikasını kınar naletlerken, İsrail’in umurunda değil, o insanlık dışı saldırılara, Gazneli çocukları aç bırakmıya devam ediyor. Yuh olsun Netanyahu’ya.
Bu arada İsrail yardım filosuna müdahale edip filodaki bazı kimseleri rehine aldı. Bunların içinde 48 Türk’te vardı. Cuma günü 137 rehine İsrail’in elinden kurtarıldı, 37 Türk Türkiye’ye getirildi. İsrail onlara da epey eziyet etmiş. Barış görüşmeleri devam ederken nihayet Netenyahu da ilk adım olarak şartları kabul etti, Trump barış planını hemen örgüt lideri Hamasa sundu. Planda ilk uygulama esir değiş tokuşu, diğer maddeler açıklık kazanmadı, görüşme devam ediyor, ateşkes konusu belirsiz. Trump bu sunuştan sonra birde ultimatom verdi, Hamas eğer bu plana 6.10.2025 tarihine kadar ‘Evet’ demez ise bu son şansları, aksi halde hiç kimsenin görmediği kıyamet kopacak. Trump öyle ve böyle Ortadoğuya BARIŞ GELECEK, Hamas şartları kabul ettiğini bildirdi.
Peki, bu olaylar olurken İsrail ne yapıyor? Yine elinden geldiği kadar katliama devam ediyor. Gazze’deki insanları aç bırakarak ölümlerine neden oluyor. Savaş başladığından beri 420 çocuk açlıktan ölmüş. Gazzelilere saldığı korku neticesinde Gazze halkı kuzeyden güneye her türlü araçlarla alabildikleri eşyaları ile, bazıları yürüyerek canını kurtarmak için göç ediyorlar. Bazıları da bir yudum yiyecek almak için uğraşıyor. Bu olay tam bir trajedi.
Bu arada barış görüşmelerinin şartları Mısır’ın Şarm EL Şeyh şehrinde devam ediyor. İnşallah bir an önce neticelenirde barış olur. Tabi bu arada Ukrayna savaşıda sona erer, oradada barış olur. Gazze savaşına hep sebep İsrail mi; iki yıl önce Hamas’ın attığı roketleri bahane eden İsrail savaşı başlattı ise de İsrail’in arkasını sıvazlıyan en güçlü bombaları veren İsrail’in her katliamını onaylayan Yahudi zenginlerin baskısı ile İsrail’in her saldırısını evet diyen Amerika değil mi?
Dünya döndükçe savaşta, barışta olacak. Devletler arasında konularda anlaşma olmayınca çözüm çaresi savaş oluyor. Savaşta her iki tarafta kaybediyor, kazanan kim hiç kimse. Bir tarafta can kayıpları, bir tarafta varlıklar. Tabi bir de diplomasi var, o da hal çaresi olmayınca yine savaş oluyor. Barış savaştan sonra geliyor. Şu söz ne kadar doğru — Barış istiyorsan savaşa hazır ol — .
İnsanlar yaşadıkça anlaşmazlıklar oldukça savaşta, barışta olacak ama bizler barıştan yana olmalıyız. Bu bizlere çok şey kazandırır. Yani BARIŞTAN YANA . . .

ABD’nin Müdahalesi İsrail’in İradesi !?

Sabah ajanslar yankılandı ateşkes diye… Ne kadar güzel, ne muhteşem bir haber değil mi? Artık Gazze’de ateş kesilecek. Çok iyi… Peki soru şu; Gazze’de artık İsrail’in ateş açmasına gerek var mı ki?

Buyurunuz bir gözden geçirelim… Ha bu arada İsrail’in insanlık dışı yöntemler kullanarak uyguladığı ambargolardan yahut bebek yahut çocuk demeden katlettiği masumlardan bahsetmiyorum bile… İsrail, İran’a saldırdı… İsrail Katar’a saldırdı. İşin doğrusu bölge ile ilgilenen birisi olarak İran hep aklımdaydı da itiraf edeyim Katar ihtimali aklımın köşesinden bile geçmemişti. İsrail oraya da saldırdı. Karşılık olarak ne verildi? Kınım kınım kınamalar… Diplomasinin ve dış politikanın mütekabiliyet esasının esamesinin bile okunamadığı bir tavırdır bu kınama şeysi.

Gazze Şeridi yerle bir edildi. Bazı politik emelli şovları, uçakta içilen çayları falan bir kenara koyalım ne yapıldı? Hiçbir şey! Kocaman bir hiçbir şey yapıldı. Bu büyük bir emek ister. Bir hiçbir şeyi bu kadar büyüterek allayıp pullayıp anlatabilmek gerçekten büyük bir emek ister. Tebrikler. Uçakta sorulmuş çay var mı diye var demişler de çok memnun olunmuş. Ne âlâ. Bazı insanlar çok sevdikleri çaylarına iki üç gün içinde kavuştular. Ya sokakta hiç koşturamayacak, hiç büyüyemeyecek bebekler? Ya hayallerine hiç erişemeyecek, sevdiklerini saramayacak gençler? Onların da ihtiyaçları uçakta sorulan sorularla karşılanacak mı? Cevabı vermeyeyim de duvara çarpmış gibi bir düşünün isterseniz şovdan vakit kalırsa.

İsrail tabiri caizse iki yıl Gazze üzerinde istediği gibi tepindi. ABD de zımni olarak destekledi. Bu durumun karşısında olduğunu iddia edenler de aleni olarak kınadılar… Bu aleniyet baş döndürdü doğrusu. Şimdi dümdüz olmuş bir Gazze ve bir damla suya, bir avuç una muhtaç insanlar var “insanlık koruyucularının” elinde. Bazı görüşlere göre İsrail Gazze’yi yıktı ama bunu yaparken de uluslararası kamuoyu nezdinde imajını da yıktı. Ben bu görüşe realist bir perspektiften bakınca katılamıyorum. Umuyorum İsrail’in imajının yıkıldığı görüş haklı çıkar.

ABD’nin İsrail desteği, Rusya Federasyonu’nun İsrail desteği… Tamamlanmayan bu cümle devedişi gibi bir hadise. Bakınız, hep buradan da anlatıyorum İsrail, İran milislerinin Golan bölgesindeki faaliyetlerinden rahatsız olduğunda Esad daha Suriye’nin başında o dönem, Tel Aviv’de ABD, Rusya Federasyonu ve İsrail yetkilileri toplandı ve İran milisleri derhal bölgeden çekildi. İsrail, Katar’a saldırdı bir iki ses çıktı. Daha fazlası nasıl çıksın ki; Birleşik Krallık’ta Sherborne School ardından Harrow School ondan sonra da Britanya Kraliyet Askeri Akademisi Sundhurst’ten mezun olan bir Emiri olan Katar’dan bahsediyoruz.

Ha bu arada Suriye’de seçimler olmuş. Bunun uluslararası politika değerlendirmesi açısından bir değeri yok. Eş Şara uluslararası ekonomi politiğin kurallarına uymaya devam edebildiği sürece iktidarda kalacaktır. Haftaya görüşmek dileğiyle memleketimin güzel insanları…