Kategori arşivi: Siyaset

‘Medeni Kanun’a dokundurtmayız’

Olgay GÜLER

CHP Edirne Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Burcu Birgül Çolak, Medeni Kanun’un kabulünün 100’üncü yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadın devrimleriyle yükselen Türkiye Cumhuriyeti’nde, kadın hareketiyle kazanılan hakların tehdit altında olduğuna dikkat çekti.

Medeni Kanun’un kabulünün 100’üncü yılı dolayısıyla CHP Edirne Merkez İlçe Kadın Kolları tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Partinin merkez ilçe başkanlığında gerçekleştirilen açıklamayı Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Burcu Birgül Çolak okurken, çok sayıda kadın da destek verdi.

‘SADECE HUKUKİ DÜZENLEME DEĞİL, UYGARLIK SIÇRAMASI’

Çolak açıklamada, Medeni Kanun’un bir devrimin, bir zihniyet dönüşümünün ve kadının ayağa kalkışının adı olduğunu belirterek, “Bundan tam 100 yıl önce 17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, bu topraklarda kadının kaderini değiştirdi. Kadın, erkeğin gölgesinden çıkarıldı; hukuk önünde eşit yurttaş yapıldı. Tek taraflı boşama ve çok eşlilik tarihe gömüldü. Resmi nikâh esası getirildi. Kadınlara miras hakkı, velayet hakkı, tanıklık hakkı tanındı. Kadın, devlet karşısında birey oldu.  Bu sadece hukuki bir düzenleme değil; bir uygarlık sıçramasıydı. Ve bütün bunlar, bir büyük devrimcinin, bir büyük liderin, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuydu” dedi.

‘KAZANIMLAR TEHDİT ALTINDA’

Cumhuriyet’in kadın devrimleriyle yükseldiğini kaydeden Çolak, “Cumhuriyet laiklikle güçlendi. Cumhuriyet eşit yurttaşlıkla kök saldı.  2002 yılında yapılan değişikliklerle “aile reisi kocadır” hükmü kaldırıldı. Evlilik birliğinde eşitlik esası güçlendirildi.  Evlilik giderlerine katkı yalnızca maddi varlıkla sınırlı tutulmadı; eşlerin emek katkısı da kabul edildi.  Evlilik sona erdiğinde edinilmiş malların paylaşımında eşitlik esas alındı. Bunların hiçbiri kendiliğinden olmadı. Bunlar kadın hareketinin mücadelesiyle kazanılmış tarihsel adımlardır. Ancak bugün, Medeni Kanun’un 100. yılında, ne yazık ki bu devrimci kazanımlar açık bir tehdit altındadır. Ve biz soruyoruz: 100 yıl önce kadınları hukuk önünde eşitleyen bu Cumhuriyet, neden bugün kadınların yaşam hakkını koruyamıyor? Neden her gün bir kadın cinayeti haberiyle sarsılıyoruz? Neden kadınlar sokakta, evde, işyerinde güvende değil? Neden nafaka hakkı tartışmaya açılıyor? Neden çocuk yaşta evlilikler görmezden geliniyor? Neden kadınların kazanılmış hakları “aile yapısı” bahanesiyle aşındırılmaya çalışılıyor? Neden “sil baştan aile hukuku” denilerek laik hukuk düzeni tartışmaya açılmaya çalışılıyor?” diye konuştu.

‘KADININ YAŞAM BİÇİMİNE MÜDAHALE ETMEYİ HAK GÖREN ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’

İktidarın, Cumhuriyet devrimleriyle hesaplaşma peşindedir olduğunu dile getiren Çolak, “Kadın erkek eşitliğine inanmadığını defalarca ilan eden, kadının özgürlüğünü tehdit olarak gören, kadının kahkahasından rahatsız olan, kadının kıyafetine, yaşam biçimine, tercihine müdahale etmeyi hak gören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Şimdi bu zihniyete soralım: Aile eşitlikle mi güçlenir, yoksa itaatle mi? Kadın yoksullaştırılarak mı korunur? Şiddet gören kadın, arabuluculuk masasına oturtularak mı adalet bulur? Boşanma süreçlerini hızlandırma bahanesiyle; tedbir nafakasını ortadan kaldırmayı, yoksulluk nafakasını süreyle sınırlandırmayı, kadını ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı planlıyorlar.  Asıl mesele nafaka değil. Asıl mesele, boşanan kadının yoksullaşmasıdır. Asıl mesele, ekonomik bağımsızlığı olmayan kadının şiddet döngüsüne mahkûm edilmesidir. Aile arabuluculuğu adı altında; şiddet uygulayan erkekle kadını aynı masaya oturtmak istiyorlar. Bu, adalet değil; güç eşitsizliğini devlet eliyle meşrulaştırmaktır” şeklinde konuştu.

‘ÇARE EŞİTLİKTE’

Kadınların sadece şiddetle değil; ekonomik kuşatmayla da mücadele ettiğini belirten Çolak, “Kadın yoksulluğu derinleşiyor. Kadın emeği ucuzlaştırılıyor. Kadınlar güvencesiz çalıştırılıyor. Kadın işsizliği artıyor. Bir yandan “aile” deniliyor, öte yandan o ailenin yükü kadınların sırtına bırakılıyor. Biz kadınlar, eşitlik istiyoruz. İtaat değil, özgürlük istiyoruz. Görmezden gelinmek değil, temsil edilmek istiyoruz. Medeni Kanun bu ülkenin toplumsal anayasasıdır. Torba yasalarla değiştirilemez.                                            Pazarlık konusu yapılamaz. Parça parça budanamaz. Çünkü Medeni Kanun’a dokunmak, kadınların hayatına dokunmaktır. Çocukların geleceğine dokunmaktır. Laik hukuk düzenine dokunmaktır.                                             

Ve biz buna asla izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini, laik ve sosyal hukuk devletini savunmaya kararlıyız. Çünkü biliyoruz ki. Çare eşitlikte” ifadelerini kullandı.

‘MEDENİ KANUN YAŞAM BİÇİMİMİZDİR, DOKUNAMAZSINIZ’  

Medeni Kanun’un yalnızca hukukçuların konusu olmadığının da altını çizen Çolak, “Beşikten mezara hayatımızın güvencesidir. Şiddete karşı kalkanımızdır. Yoksulluğa karşı dayanağımızdır. Eşit yurttaşlığın teminatıdır. 100 yıl önce nasıl cesaretle kurulduysa bu Cumhuriyet, bugün de aynı kararlılıkla savunulacaktır. Biz Cumhuriyeti kadın erkek birlikte kurduk. Onu birlikte büyüttük. Ve onu birlikte savunacağız. Medeni kanuna göz dikenler çok iyi bilsin ki; Medeni Kanun’a dokundurtmayız. Laik hukuk düzenini tartışmaya açtırmayız. Kadınların eşit yurttaşlık hakkını pazarlık masasına yatırmayız. Medeni Kanun 100 yıldır yaşam biçimimizdir. Dokunamazsınız” dedi.

Sosyal güvenlikte sorun yumağı

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, Staj ve Çıraklık Sigortası; Bağ-Kur ve SSK Prim Günü eşitsizliği; Kısmi Emeklilik ve Kademeli Emekliliğin Dul ve Yetim Aylığı Bağlanma Sürelerinin ve Emekli Maaşlarının Yetersizliği’nin yıllarca çözüm bekleyen başlıca sorunlar olduğunu bildirdi. Şimşek, kamuoyunun yıllardır en önemli gündem maddelerinden biri olan Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) düzenlemesi, birçok vatandaşımız için umut olurken; uygulama sürecinde ortaya çıkan yapısal sorunlar nedeniyle önemli mağduriyetler de doğurduğunu ifade etti.

Eski milletvekili Şimşek, yaptığı yazılı açıklamada, EYT düzenlemesinin bir son değil, sosyal güvenlik sisteminin daha adil ve sürdürülebilir hale getirilmesi için bir başlangıç olması gerektiğinin altını çizerek şunları kaydetti:

“T.C. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından yürütülen işlemlerde yaşanan yoğunluk, prim günü eksikliği bulunanlar, staj ve çıraklık sigortası mağdurları, Bağ-Kur prim eşitsizliği yaşayan esnaf ve kademeli emeklilik bekleyen vatandaşlarımız halen ciddi sorunlarla karşı karşıyadır.

YILLARCA ÇÖZÜM BEKLEYEN BAŞLICA SORUNLAR;

Staj ve Çıraklık Sigortası Mağduriyeti;

Meslek liselerinde yapılan staj başlangıçları sigorta başlangıcı olarak kabul edilmemekte; bu durum binlerce çalışanın emeklilik hakkını geciktirmektedir.

Bağ-Kur ve SSK Prim Gün Eşitsizliği;

Bağ-Kur’lular için 9000 prim günü şartı devam ederken, SSK’lılarda 7200 gün uygulaması adalet tartışmalarına neden olmaktadır.

Kısmi Emeklilik ve Kademeli Emeklilik Sorunu;

EYT kapsamı dışında kalan ve yaş şartına takılan birçok çalışan için adil bir geçiş modeli bulunmamaktadır.

Dul ve Yetim Aylığı Bağlanma Süreleri

Başvuruların sonuçlanma sürecinde yaşanan gecikmeler ekonomik zorluklara yol açmaktadır.

Emekli Maaşlarının Yetersizliği;

Artan hayat pahalılığı karşısında bağlanan emekli aylıkları insanca yaşam koşullarını karşılamaktan uzaktır.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ;

Staj ve çıraklık başlangıçlarının sigorta başlangıcı sayılması,

Bağ-Kur prim gün şartının 7200 güne düşürülmesi,

Kademeli emeklilik modeli oluşturulması,

Başvuru ve maaş bağlama süreçlerinin hızlandırılması için dijital altyapının güçlendirilmesi,

En düşük emekli maaşının yoksulluk sınırı dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi,

Başta Türkiye Büyük Millet Meclisi olmak üzere ilgili tüm kurumları; sosyal adalet, eşitlik ve kazanılmış hakların korunması ilkesi doğrultusunda gerekli düzenlemeleri yapmaya davet ediyorum.

EYT düzenlemesi bir son değil, sosyal güvenlik sisteminin daha adil ve sürdürülebilir hale getirilmesi için bir başlangıç olmalıdır.

‘Trafikte  ceza devleti anlayışı’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada söz konusu teklifin trafik güvenliğini sağlamayı değil, vatandaşı yüksek cezalarla sindirmeyi amaçladığını söyledi.

Geçtiğimiz günlerde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kanunlaşan ve trafik cezalarında fahiş artışlar öngören düzenleme, muhalefetin sert eleştirilerine sahne oldu. Konuşmasına trafik güvenliğinin hayati bir mesele olduğunun altını çizerek başlayan Akalın, “İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren hiçbir konuda kayıtsız kalamayız. Ancak önümüzde duran bu teklif, adaletli bir trafik düzeni kurmak için değil, bütçeyi para cezalarıyla doldurma refleksiyle hazırlanmıştır” dedi.

Teklifin 36 maddeden oluştuğunu ve neredeyse her maddede tek çözüm olarak ceza artışının tercih edildiğini vurgulayan Akalın, 46 bin liradan başlayıp 280 bin liraya kadar çıkan ceza tutarlarını hatırlattı. “Bu ülkede trafik kazalarının asıl sebebi ceza miktarlarının düşüklüğü müdür, yoksa denetimsizlik, plansız altyapı, yetersiz sürücü eğitimi ve keyfî uygulamalar mıdır?” diye soran Akalın, iktidarın sorunun kaynağına inmek yerine en kolay yolu seçtiğini ifade etti.

Akalın, cezaların daha 2025 yılı Ocak ayında yüzde 43,93 oranında artırıldığını, şimdi ise bunun üzerine “astronomik” artışlar getirildiğini belirterek, bunun hem öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini hem de fiilen ek bütçe yaratma girişimi olduğunu savundu.

Radar uygulamalarına da değinen Akalın, “Vatandaş artık ‘Devlet beni korumuyor, bana tuzak kuruyor’ diyor. Radarlar eğimli yollara, ani fren gerektiren kavşaklara kuruluyor. Bu noktalar güvenlik için mi, yoksa ceza üretmek için mi seçiliyor?” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımın vatandaşın kurallara uymasını değil, yakalanmamayı düşünmesine yol açtığını vurgulayan Akalın, bunun devlet–vatandaş ilişkisi açısından son derece tehlikeli olduğunu söyledi.

Konuşmasının sonunda söz konusu düzenlemenin ne bilimsel ne adil ne de kalıcı bir çözüm üretebileceğini belirten Akalın, trafik güvenliğinin cezalarla değil; planlı altyapı, etkin denetim ve nitelikli sürücü eğitimiyle sağlanabileceğini ifade etti.

‘Yanlış teşhisle tedavi olmaz!’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmanın halkla alay etmek olduğunu bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı açıklamada,  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul tarafından yapılan ‘Reel değerlenme, uyguladığımız para politikasının doğal bir sonucu. Dönem dönem devam edebilir ama bunun sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil’ açıklamasının, aslında açık bir itiraf niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu sözlerin sade hali şudur: Faizi düşürürsek dövizi tutamayacağız. Dövizi tutamazsak enflasyon daha da patlayacak.Yani Merkez Bankası açıkça şunu söylüyor: Biz faize mahkûmuz” dedi..

Bu tablonun yıllardır dayatılan anaakım iktisadın ve neoliberal ekonomi politikalarının Türkiye’de artık tamamen çöktüğünün ve geçerli olmadığının göstergesi olduğunun altını çizen Arda Meriç, şunları söyledi:

“Zzira bugün gelinen noktada:  Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor.  Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor.

Ortada ‘başarılı bir para politikası’ değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır. Faizi indirirsen kur patlıyor, kuru tutarsan faizi artırmak zorunda kalıyorsun. Faizi artırınca üretim duruyor, maliyet artıyor, yine zam geliyor. İşte bu bir çıkmaz sokaktır. Bugün dünyanın en yüksek faiz oranlarından birine ve en yüksek enflasyon oranlarından birine sahipsek bu tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi anlayışının doğal sonucudur.

Özetle: Bu sistem çalışmıyor. Bu reçete tutmuyor. Bedelini de her gün pazarda, faturada, kirada halk ödüyor. Bu ülkenin sorunu faizin düşük ya da yüksek olması değildir. Bu ülkenin sorunu üretmeyen, dışa bağımlı ve tekelleşmiş bir ekonomi yapısıdır.

YANLIŞ TEŞHİSLE TEDAVİ OLMAZ!

İktisat bir sosyal bilimdir. Doğal olarak her ülkenin toplumsal yapısını, üretim biçimini ve piyasa gerçeklerini esas almak zorundadır. Nasıl ki bir hastaya önce tahlil yapılır, ardından tedavi planı çıkarılırsa; ekonomide de önce sorunu doğru teşhis etmek gerekir. Geçerliliğini yitirmiş 1990’lardan kalma kitap notlarıyla değil, pazardaki fiyatla, fabrikadaki üretimle, çiftçinin borcuyla, emeklinin sofrasıyla ekonomi yönetilir. Gerçek çözüm; teorik şablonlardan değil, piyasanın ve vatandaşın yaşadığı somut gerçeklikten geçer. Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz!

Zira bugün iktidarın dayandığı ve ezberden ileri gitmeyen ekonomi varsayımı yani biz iktisatçıların tabiri ile anaakım iktisat şunu varsayar: Piyasada binlerce firma vardır, kimse fiyat belirleyemez, rekabet tamdır. Ama bu durum Türkiye’de böyle mi? Hayır.

Bugün gıdada, enerjide, zincir marketlerde, çimentoda, demirde, lojistikte fiyatı birkaç büyük şirket belirliyor. Yani Türkiye oligopol bir ülkedir: Az sayıda büyük firma, milyonların kaderine karar vermektedir.

Bu şartlarda faiz artırınca ne olur? Market fiyatı düşmez. Mazot ucuzlamaz. Elektrik gerilemez. Kira inmez.

Ama şunlar olur: Esnaf kredi bulamaz. Çiftçi üretim yapmak için finansman bulamaz.  Sanayici maliyet baskısı altında yatırımını durdurur ve muhasebesel olarak en büyük maliyet kalemi olan ‘işçi ücretlerinden’ vazgeçmek zorunda kalır, yani işçi çıkarır, piyasadaki işsizlik artar

Büyük şirketler ise bu durum karşısında yine zam yapar. Zira birkaç şirketin egemen olduğu piyasada faizin artması ile vatandaşın tasarrufa gideceği ve sözüm ona anaakım iktisadın varsaydığı o tam rekabet piyasasında fiyatları aşağı çekmek zorunda kalırken, bizim ülkemizde oligopol anlayış bu şirketlerin faizle doğru orantılı olarak zam yapması anlamına gelir. Kısaca yine bunun bedelini halk öderken, kazancı tekelciler toplar.

FAİZ ENFLASYONU DÜŞÜRMEZ

Türkiye’de enflasyon: Fazla alışverişten veya halkın zenginliğinden çıkmıyor.Türkiye’de enflasyon: Dövizden geliyor, İthal girdiden geliyor, Enerjiden geliyor, Tekelleşmeden geliyor.

Faizi yükselttiğinizde: Yatırımlar için krediye olan ulaşım zorlaşır ve pahalanır, bunun neticesinde üretim düşer maliyet artar firmalar bunu etikete yansıtır. Sonuç: Enflasyon düşmez, yayılır. Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Benim para politikası alanındaki ilk profesyonel deneyimim, Avrupa merkez bankacılığı sistemi içinde, doğrudan European Central Bank politikalarının uygulandığı süreçlerde gerçekleşmiştir. Yani ‘faiz nasıl çalışır’ meselesini kitapta değil, içeriden gördüm. Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmak halkla alay etmektir.

HALK KEMER SIKARKEN SERMAYE ŞİŞMANLIYOR

Bugün vatandaşın pazar filesinin yarısını dahi dolduramıyorken, evine et alamıyorken, gençler mezun olmadan daha gelecek kaygısı ve işsizlik sorunu ile yüzleşiyorken, aynı dönemlerde, bankalar rekor karlar açıklamakta, sermaye gücü olanlar sermayelerini daha da büyütmekte, karteller güçlenerek piyasada tekel konumuna doğru büyümektedir. Şimdi soruyorum; Bu mudur adalet? Bu mudur toplumsal refahın öncelenmesi?

Zafer Partisi olarak bu duruma karşı tavrımız gayet açık ve nettir. Türkiye’nin ihtiyacı, yüksek faiz, daha büyük dış borçla ekonomiyi tutmak, daha çok ithalat yaparak hayatta kalmak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; Planlı kalkınma ekonomi modelidir, kıymetli toprak elementleri ile geleceği planlayan sanayi anlayışıdır. Yurdun dört bir tarafında dört deniz dört bölgeye yayılan ekonomik aktivitelerdir. Stratejik sektörlerde devletin söz sahibi olduğu, çiftçinin korunduğu, sanayicinin karlarını yatırıma çevirdiği ekonomidir. Ekonomi grafiklerle değil; tarlayla, fabrikayla, pazarla yönetilir.”

CHP’den köyde nabız yoklaması

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, köy ziyaretlerinde en çok dile getirilen konuların artan mazot, gübre ve yem fiyatları, düşük alım fiyatları, çiftçilerin üretim maliyetlerinin altında ezilmesi, gençlerin köyde tutunamaması ve tarımın her geçen gün daha da zorlaşması olduğunu söyledi.

CHP İl Başkanı Balkanlı, Üyüklütatar ve Elçili köylerine yapmış oldukları ziyaret ili ilgili açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada, şunları kaydetti:

’Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanlığı olarak, Merkez İlçe Başkanımız Volkan Akgüngör ve yönetim kurulu üyelerimizle birlikte Üyüklütatar ve Elçili köylerimizi ziyaret ederek köy kahvelerinde hemşerilerimizle bir araya geldik. Köylülerimizin sorunlarını, taleplerini ve beklentilerini doğrudan kendilerinden dinledik.Ziyaretlerimizde en çok dile getirilen konular; artan mazot, gübre ve yem fiyatları, düşük alım fiyatları, üretim maliyetlerinin altında ezilen çiftçimiz, gençlerin köyde tutunamaması ve tarımın her geçen gün daha da zorlaşması olmuştur. 23 yıllık AKP iktidarının üretime değil ithalata dayalı ekonomi politikaları, maalesef çiftçimizi ve üreticimizi yalnız bırakmıştır. Türkiye kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi iken, bugün samanı dahi ithal eden bir noktaya getirilmiştir.Anayasa gereği milli gelirin en az %1’inin çiftçiye destek olarak verilmesi gerekirken, bu destek yıllardır eksik ve yetersiz sağlanmaktadır. Çiftçimizin alın teri korunmadıkça, üretim planlaması yapılmadıkça ve girdi maliyetleri düşürülmedikçe tarımda sürdürülebilirlik mümkün değildir.

Bizler CHP olarak; hak, hukuk ve adalet anlayışıyla üreticinin, köylünün, emekçinin yanında olmaya devam edeceğiz. Sorunları yerinde tespit edip çözüm önerilerimizi halkımızla paylaşmaya ve iktidar yürüyüşümüzü kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Türkiye’nin birinci partisi olarak ilk seçimde halkın iktidarını kuracak; çiftçimizin, üreticimizin, emekçimizin nefes aldığı bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz.

Köylerimizde bizleri samimiyetle karşılayan tüm hemşerilerimize teşekkür ederiz.”

Ümit Özel’e Özdağ’dan özel görev

İYİ Parti Edirne Teşkilatı’nda aktif bir çok görevde bulunan, ancak yaklaşık 2 yıl önce ayrılan , iş insanı Ümit Özel, Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ tarafından Zafer Partisi Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Musa Ertugan’ın danışman ve yardımcılığına atandı.

“BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ.” 

Atama kararını sosyal medya hesabından duyuran Özel, şunlara yer verdi:

“Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ taktirleri ve Teşkilatlardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Musa Ertugan başkanımın danışman ve yardımcılığına atanmış bulunmaktayım.

 Bu ülkenin geleceği karanlığa teslim edilemez. Umudu büyüten, aklı rehber alan, adaletten ve çağdaş değerlerden vazgeçmeyen bir irade var. Gençlerin enerjisiyle, vatanını seven insanların kararlılığıyla Türkiye’yi yeniden ayağa kaldıracağız. Susmayacağız, vazgeçmeyeceğiz, birlikte başaracağız.” 

CHP Havsa’da buluştu

CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, adalette yaşanan güven kaybı, eğitimdeki eşitsizlikler ve sağlık sistemindeki sorunların artık toplumun her kesiminin ortak gündemi olduğunu belirterek,  “Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, hak, hukuk ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı her ay düzenli olarak yaptıkları ilçe başkanları değerlendirme toplantısı ile ilgili açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada, Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanlığı olarak, ilçe başkanlarıyl aylık olağan değerlendirme toplantılarını bu ay Havsa’da gerçekleştirdiklerini, toplantıdan sonra ise esnafları ziyaret ettiklerini belirterek şunları söyledi:.

“Toplantımızda hem ülke gündemini hem de Edirne’mizin ve ilçelerimizin sorunlarını kapsamlı biçimde ele aldık. Türkiye, 23 yıllık AKP iktidarının yanlış ekonomi politikaları sonucunda ağır bir geçim kriziyle karşı karşıyadır. Emekliler yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi vermekte, çiftçiler artan maliyetler ve ithalata dayalı tarım politikaları nedeniyle üretimden kopma noktasına gelmekte, gençlerimiz ise gelecek kaygısıyla umutsuzluğa sürüklenmektedir.

Adalette yaşanan güven kaybı, eğitimdeki eşitsizlikler ve sağlık sistemindeki sorunlar artık toplumun her kesiminin ortak gündemidir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler, hak, hukuk ve adalet mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.

Toplantımızda örgütsel çalışmalarımızı da ayrıntılı şekilde değerlendirdik. Hedefimiz; ilk seçimde halkın iradesiyle bu düzeni değiştirmek ve Türkiye’yi yeniden demokrasi, liyakat ve sosyal adalet anlayışıyla buluşturmaktır.Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde, Cumhurbaşkanı adayımız Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ortaya koyduğu değişim vizyonu, toplumda güçlü bir umut yaratmıştır. Bu umudu büyütecek olan ise örgütlü, disiplinli ve kararlı çalışmadır. Edirne örgütü olarak bu sorumluluğun bilincindeyiz.

Edirne’nin her ilçesinde çiftçinin, esnafın, işçinin, emeklinin ve gençlerin sesi olmaya devam edeceğiz. Halkımızın yaşadığı sorunları gündemde tutacak, çözümün adresinin Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu anlatmayı sürdüreceğiz.”

‘Çömlekköy, enflasyonun itirafı’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, ihalesinin tamamlandığı “müjdesi” verilen Çömlekköy Barajı’nın öngörülen maliyetin 650 milyon liradan 4.4 milyar liraya çıktığına dkkat çekerek,  “Fiziki ilerleme yüzde 11. Maliyet artışı yüzde 573. Şimdiden yaşanan gecikme 4 yıl. Bu kaçıncı Çömlekköy müjdesi?” ifadelerini kullandı.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, 2022’de yatırım programına alınan Çömlekköy Barajı ve Sulaması projesinin öngörülen maliyetinin 3 yılda yüzde 573 arttığını açıkladı. 2022’de 650 milyon lira olarak öngörülen maliyetin bu yıl itibarıyla 4 milyar 376 milyon lirayı aştığını söyleyen Yazgan, projenin 2026’da bitirileceğinin belirtildiğini ancak bu öngörünün de gerçekleşmediğini, bitiş yılının 2030’a ertelendiğini vurguladı. Yazgan, konuyu TBMM’ye taşıdığını, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdiğini, bakanlığın yanıtının itiraf niteliğinde olduğunu anımsattı ve şunları kaydetti:

“Haziran 2025’te verdiğim soru önergesine, Ağustos 2025’te yanıt geldi. Buna göre Çömlekköy Barajı’nda fiziki ilerleme yalnızca yüzde 11. Edirne, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre yoğun kuraklık yaşayan illerin başında geliyor. Çömlekköy Barajı’nın tamamlanması ve faaliyete alınması, bu nedenle ilimiz için önem arz ediyor. Ancak görüyoruz ki iktidar açısından aynı önemi arz etmiyor. Yatırım programlarına göre barajın öngörülen maliyeti 650 milyon liradan 4.4milyar liraya yükselmiş durumda. Yani proje, daha başlamadan katbekat pahalanmış. Biz bu artışın gerekçesini sorduğumuzda bakanlık, yalnızca ‘ekonomik analizlerin güncel maliyetler ile yenilendiği’ yanıtını vermekle yetindi. Bu ifade aslında bir itiraftır. Türkçe’denTürkçe’ye çevirdiğimizde bu cümle, ‘enflasyonun önünü alamadığımız için maliyetler sürekli katlanıyor’ anlamına gelmektedir.Burada ortaya çıkan gerçek açıktır; iktidarın uyguladığı yanlış ekonomik politikalar, vatandaşa olduğu gibi kamu yatırımlarına da ağır fatura çıkarmaktadır. Bir baraj inşaatının dört yılda yaklaşık 6 kat pahalanması, sadece teknik bir güncelleme değil, ekonomiyi yönetememenin somut göstergesidir. Bu artış, Türkiye’deki enflasyonist sarmalın kamu yatırımlarını nasıl felç ettiğini göstermektedir.”

‘CEK-CAK’ EDEBİYATI!

Yazgan, baraj ihalesinin 10 Şubat’ta tamamlandığının duyurulmasına ilişkin de şunları söyledi:

“İktidar temsilcileri, 10 Şubat’ta ihalenin tamamlanmasını büyük bir zafer gibi sunuyor. Ancak sormak lazım;şimdiden 4 yıl geciken, maliyeti 6 katına çıkan bir projenin ihalesi müjde midir, yoksa bir yönetim iflasının belgesi mi?Biz artık ‘cek-cak’ edebiyatı değil, şantiyede çalışan iş makinelerini, tarlalara ulaşan suyu görmek istiyoruz. Her seçim öncesi ısıtılıp Edirnelilerin önüne konulan bu ‘müjde’ bayatladı. 4.4 milyar liraya fırlayan bu maliyet, doğrudan vatandaşın cebinden çıkmaktadır. Edirne’nin verimli topraklarını susuzluğa, çiftçisini ise iktidarın ekonomik beceriksizliğine kurban etmeyeceğiz.”

MHP Edirne 57. yıl kutlamalarında

Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) kuruluşunun 57. yıl dönümü dolayısıyla Ankara’da düzenlenen “Şanla Şerefle 57. Yıl” temalı  görkemli kutlamalara, Edirne teşkilatı  İl Başkanı Emre Tokluoğlu başkanlığındaki heyetle katılım sağladı,

​MHP Edirne İl Başkanı Emre Tokluoğlu’nun liderlik ettiği heyette; Edirne Merkez İlçe Başkanı İlkay Eken, Keşan İlçe Başkan Yardımcısı Ahmet Özkaya ve Keşan Belediye Meclis Üyesi Serdar Duman yer aldı. Teşkilat mensupları, partinin 57 yıllık köklü geçmişine vurgu yaparak birlik ve beraberlik mesajı verdi.

Kutlamalardan sonra MHP İl Başkanı Emre Tokluoğlu nun Başkanlık ettiği heyet MHP ​Genel Merkez’de bir dizi görüşmeler gerçekleştirdi.

​Heyet,MHP Genel Merkezi’nde Teşkilatlardan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ​Edip Semih Yalçın, Genel Sekreter İsmet  Büyük ataman ve​ Ekonomi ve Sosyal Politikalardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı İsmail Faruk Aksu’yu ziyaret ederek Edirne teşkilatının çalışmaları ve yerel gündem üzerine istişarelerde bulunuldu.

‘Çiftçinin desteğini hemen ödeyin’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Tarım ve Orman Bakanlığı’na tarımsal üretimin sürdürülebilmesi için çiftçilere yönelik desteklerin bir an önce ödenmesi çağrısında bulundu.

Son üç yıldır çiftçilerin hem iklim koşullarından kaynaklanan sorunlarla hem de ekonomik krizle mücadele ettiğini belirten Ün, “Ülkemiz çiftçisi son üç yıldır iklim felaketleri ve ekonomik kriz altında adeta eziliyor. Her geçen gün borcuna borç ekleniyor, binlerce çiftçi borçları nedeniyle takibe düşüyor. Tam da bu noktada, destek ödemelerinin bugünlerde yapılması çiftçiye nefes aldıracaktır. Çiftçinin üretimde maliyetlerinin düşmesi ve faiz yükü altında ezilmemesi için bu zor günlerde yanında olmalıyız” dedi.

Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin (TZOB) açıkladığı verilere dikkat çeken Ün, girdi maliyetlerindeki artışın üreticiyi çıkmaza sürüklediğini ifade etti. Ün, “TZOB’un açıkladığı rakamlara göre son bir yılda gübre fiyatları yüzde 26 ila 40, mazot fiyatları yüzde 22, yem fiyatları yüzde 30 ila 33, zirai ilaç maliyetleri ise yüzde 36 arttı. Bu tablo karşısında çiftçiyi maliyet artışlarına karşı korumanın yolu, eski adıyla mazot ve gübre desteği, yeni adıyla temel desteklerin bir an önce ödenmesidir” diye konuştu.

Tarımsal desteklerin iki parça hâlinde ödeneceği bilgisini de paylaşan Ün, bu uygulamayı eleştirerek şunları söyledi:

“Biz desteklerin bir an önce ödenmesi çağrısını yaparken, AKP çiftçinin hakkı olan destekleri ikiye bölerek ödemeyi planlıyor. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e sesleniyorum: Gıda fiyatlarının düşmesini istiyorsanız, sudan sebeplerle bahane üretmek yerine çiftçinin desteğini derhâl ödeyin ki hem çiftçi hem de vatandaş rahat bir nefes alsın.”

Desteklerin üretim sezonu öncesinde ödenmesinin hayati önem taşıdığını vurgulayan Ün, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu destekleme politikasıyla bir yere varamayız. Destekler üretim sezonu öncesinde ödenirse çiftçi borçlanmadan, zam artışlarına maruz kalmadan girdilerini temin edebilir. Bu da üretim maliyetlerinin düşmesi ve vatandaşın daha ucuz gıdaya ulaşması anlamına gelir. Buradan bir kez daha AKP’ye sesleniyorum: Çiftçiyi desteklerseniz 86 milyonu desteklemiş olursunuz. Çiftçinin desteğini hemen ödeyin.”