Kategori arşivi: Siyaset

Üreticinin samanı tarlada bekliyor!

Olgay GÜLER

CHP Edirne önceki dönem milletvekili Okan Gaytancıoğlu, son yıllardaki saman ve canlı hayvan ithalatı nedeniyle, üreticinin buğdaydan hasadından sonra elde ettiği samanların tarlasında kalmaya başladığını söyledi.

CHP’li Gaytancıoğlu, buğday hasadında sona gelinen Trakya’da, her yıl yapılan balya mesaisinin bu yıl azaldığını söyledi. Son yıllardaki canlı hayvan ithalatı nedeniyle, yerli hayvan varlığının azaldığına dikkat çeken Gaytancıoğlu, saman ithalatıyla üreticinin daha da mağdur olduğuna vurgu yaptı. Bölgede, birçok alanda samanların tarlada kaldığını kaydeden Gaytancıoğlu, üreticinin buradan elde edeceği gelirin de azaldığını belirtti.

‘SAMANLAR KALDI’

Bölgede, buğday hasadında sona gelindiğini söyleyen Gaytancıoğlu, “Temmuz ayının ortalarını da geçtik. Buğday hasadı bitti çoğu yerde ama samanlar kaldı. Eskiden şöyle olurdu. Yani eskiden dediğim bundan 3-4 yıl öncesine kadar tarlanın başında biçerdöver girerdi, kamyon da dışarıda beklerdi. Bir yandan balya makinası çalışırdı. Neden? Hayvanlar için bu bir saman kaynağı, yem kaynağıydı. Nasıl ki Türkiye saman ithalatı yaptı? Türkiye gibi bir tarım ülkesine çok yazık oldu bu. Sonrasında da hayvan ithalatı yapmaya başladı; Arjantin’den, Uruguay’dan, Brezilya’dan. Hayvancılığı destekleyin dedik. Özellikle süt hayvancılığını destekleyin dedik. Ama onlar yanlış anladı. Onlar anlamışlar ki; Arjantin’in hayvancılığını destekleyelim, Uruguay’ın hayvancılığını destekleyelim. Yılda bir milyar dolar onlara verelim. Macaristan’dan, Sırbistan’dan hayvan getirelim, kırmızı et getirelim” diye konuştu.

‘AYNI ŞEKİLDE BİR ÇOK TARLA VAR’

Üreticinin balyadan elde ettiği gelirin de düştüğünü dile getiren Gaytancıoğlu, “Üreticinin buğdaydan sonra elde ettiği birazcık balya geliri vardı. O da artık toplanmıyor. Birçok tarla var böyle. Etrafımızda otlar bekliyor. Neyi bekliyor? Balya makinasını. Ama buradan sesleniyorum; eskiden dediğim gibi bu balyalar hemen hasatla birlikte kamyona yüklenirdi. İzmir’e, Söke’ye, Balıkesir’e Türkiye’nin her yerine Trakya’da kullanılırdı, artık yok” şeklinde konuştu.

‘Mücadeleme CHP’de devam edeceğim’

Olgay GÜLER

CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan, grup toplantısında yeni parti kuracaklarını ilan eden Özgür Özel’le birlikte yola devam edecek milletvekilleri arasında olmayacağını, CHP’de mücadeleye devam edeceğini söyledi.

CHP’de seçilmiş başkan Özgür Özel, partisinin grup kürsüsünden yaptığı açıklamada, yeni parti kuracaklarını ilan etti. Özel’in açıklamasını, CHP’den toplamda 83 milletvekili salonda takip etti. Salondaki isimler arasında Edirne milletvekili Baran Yazgan’ın yer almaması dikkat çekti. Yazgan’ın Özel’le birlikte istifa ederek yeni partiye geçecek vekiller arasında olup olmayacağı da merak konusu oldu.

Konuyla ilgili gazetemize açıklama yapan CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan, mücadeleye Cumhuriyet Halk Partisi’nde devam edeceğini söyledi. Yazgan, “Ben partimde mücadeleme devam edeceğim. Yeni partiye geçen arkadaşlara saygı duyuyorum ama parti içinde mücadeleye devam etme kararı verdim. Bizi siyaseten var eden CHP’dir, CHP’nin bayrağını taşımaya devam edeceğiz” dedi.

CHP’ye Veda, Yeni Ana Muhalefete İlk Adım !

Cumhuriyet Halk Partisi Lideri Özgür Özel, dün partisinin son grup toplantısını yaptı ve yeni partinin kuruluşunu ilan etti. Özel, merakla beklenen konuşmasını Grup Toplantı Salonu sığmayan bir kalabalığa yaptı ve alkışlar arasında, ‘Tekrar Geri Almak Üzere’ diyerek CHP’ye veda etti. Grup Toplantısına 82 milletvekili katılırken Trakya’nın toplam 7 milletvekilinden katılan tek isim Kırklareli Milletvekili Fahri Özkan oldu. Edirne Milletvekili Baran Yazgan’ın toplantıda yer almadığı öne sürüldü.

Özgür Özel, Grup kürsüsüne çıkmadan önce, ‘Her son yeni bir başlangıçtır’ şeklinde bir ifade kullanarak yeni partinin sinyalini vermişti. Özel, kürsüdeki konuşmasında beklenen sözleri söyledi ve ‘Türkiye’nin Yeni Ana Muhalefet Partisini” ilan etti. CHP’nin seçilmiş yöneticileri, dün Ankara’da Seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in başkanlığındaki önemli toplantılarda bir araya geldi. Ülke gündemine ilişken önemli mesajların verildiği Grup Toplantısı’nın ardından, saat 16.00’da düzenlenen İl Başkanları Toplantısı’nda partinin yeni yol haritası görüşüldü.

SEÇİLMİŞ BAŞKANLARLA İL BAŞKANLARI TOPLANTISI

Edirne’den ise Seçilmiş İl Başkanı Yücel Balkanlı, Seçilmiş Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, Uzunköprü İlçe Başkanı Osman Aydın, İpsala İlçe Başkanı İsmail Göksu ile geçmiş dönem CHP Edirne Milletvekili Şadan Şimşek Ankara programına katılan isimler arasında yer aldı. Grup Toplantısı’nın ardından saat 16.00’da, Özgür Özel önderliğinde gerçekleştirilen toplantıda da bu isimler yer aldı.

Ankara programı öncesinde ortak açıklamada bulunan ve “Mücadelemizi Kararlılıkla Sürdürüyoruz” diyen seçilmiş başkanlar, birlik ve dayanışma mesajı verdi. Açıklamada şu ifadeler yer aldı.

“Cumhuriyet Halk Partisi’nin örgütlü gücüyle, halkın iradesine, demokrasiye ve adalete sahip çıkmaya; Seçilmiş Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz. Bugün Ankara’da gerçekleştirilecek Grup Toplantısı ve İl Başkanları Toplantısı, partimizin geleceğine yön verecek önemli buluşmalardan biri olacaktır. Halkın umudunu büyütmeye, örgütümüzün sesini daha güçlü duyurmaya ve Türkiye’nin aydınlık yarınları için çalışmaya devam edeceğiz.”

CHP Edirne örgütünün seçilmiş İl Başkanı Yücel Balkanlı, Ankara’daki temaslarda Edirne örgütünün görüşlerini aktaracak ve partinin yeni dönem çalışmalarına ilişkin aktif  görev üstlenecek.

‘Lozan şimdi akıllarına geldi!’

İYİ Parti Edirne İl Başkanı Hakan Şahin, AKP  Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın Batı Trakya Türklerinin eğitim haklarıyla ilgili açıklamaları üzerine, “Batı Trakya Türklerinin yanında olmak birkaç açıklama yapmakla değil, samimiyetle, tutarlılıkla ve sonuç üreten politikalarla mümkündür” dedi.

İYİ Parti İl Başkanı Şahin, “Nereden baksan çelişki, nereden baksan tutarsızlık. Lozan şimdi akıllarına geldi!” başlıklı yazılı açıklamasında, “Batı Trakya Türklerinin eğitim hakkını, kimliğini ve kültürel varlığını savunmak hepimizin ortak sorumluluğudur. Ancak bu konuda yapılan açıklamaların samimi olabilmesi için, temsil edilen iktidarın söylemleri ile icraatlarının birbiriyle örtüşmesi gerekir” diyerek şunları kaydetti:

“Bugün Lozan Antlaşması’nı referans gösterenler, yıllarca Lozan’ı tartışmaya açan söylemlere sessiz kalan, hatta zaman zaman bu anlayışın parçası olan siyasi iradenin temsilcileridir. Lozan’ın önemini gölgeleyen bir anlayışın bugün Batı Trakya Türklerinin haklarını Lozan üzerinden savunmaya çalışması, kamuoyu nezdinde inandırıcılıktan uzaktır.

AKP’nin yaklaşık çeyrek asırlık iktidarı boyunca Ege’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin hak ve menfaatleri konusunda ciddi soru işaretleri doğurmuştur. Dedeağaç’ın yoğun şekilde askeri üs haline gelmesi, Yunanistan’ın uluslararası platformlarda Türkiye aleyhine yürüttüğü faaliyetler ve ikili ilişkilerde yaşanan gerilimler ortadayken, iktidarın dış politikada ortaya koyduğu performans ne yazık ki beklentileri karşılayamamıştır.

Batı Trakya Türklerinin yaşadığı her hak ihlalinde birkaç cümlelik açıklama yapmak kolaydır. Asıl mesele; uluslararası hukuk zemininde etkili diplomasi yürütmek, Türkiye’nin caydırıcılığını güçlendirmek ve soydaşlarımızın haklarını fiilen koruyacak sonuçlar üretebilmektir.

AKP’nin dış politikası, çoğu zaman yüksek perdeden söylemlerle gündeme gelmiş ancak söylem ile eylem arasında ciddi çelişkiler yaşanmıştır. Filistin konusunda meydanlarda en sert ifadeler kullanılırken, aynı dönemde İsrail ile ticaretin devam etmesi nasıl kamuoyunda güven sorununa yol açtıysa, Batı Trakya konusunda da yalnızca basın açıklamalarıyla sonuç alınacağına kimse inanmaz.

Kaldı ki yaklaşık 25 yıllık iktidarın dış politika karnesi ortadadır. Bugün yaşanan gelişmeler karşısında hamasi söylemlerle değil, güçlü diplomasiyle, kararlı devlet politikalarıyla ve milli menfaatleri esas alan tutarlı bir dış politika anlayışıyla hareket edilmelidir.

Batı Trakya Türklerinin yanında olmak birkaç açıklama yapmakla değil, samimiyetle, tutarlılıkla ve sonuç üreten politikalarla mümkündür. Bu politikaların oluşturmak , siyasi vizyonunu milletin gerçek sorunlarını çözmek yerine milletvekili ve belediye başkanı transferleri üzerine kuran bir siyasi zihniyetten beklenemez. Dün Sevr derler başları sıkışınca Lozan’a sarılırlar!”

 Bezbaş, CHP’den istifa etti

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 25 ve 26. Dönem Edirne milletvekili aday adayı Mustafa Bezbaş, Özgür Özel’in gerçekleştirdiği CHP Grup Toplantısı’nda yeni parti kuracağını açıklamasının ardından CHP’den istifa ettiğini duyurdu.

Özel’in yeni kuracağı partiye katılacağını bildiren Bezbaş; “Bu güzel ülkeye yeni bir umutla yeni bir parti kuracak olan Özgür Özel’in yanında yer alacağım. 30 yılımı verdiğim Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ettim. Uzun yıllar bu ülkenin çocukları için kendi çıkarımızı öncelemeden siyaset yaptığımız arkadaşlarımı da CHP’den istifa ederek, yeni kurulacak partiye üye olmaya davet ediyorum” dedi.

 ‘Baskı, halk iradesinin önüne geçemez’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, kamu görevlilerinin CHP’li belediye başkanlarına “AKP’ye geçin” baskısı yaptığını ileri sürdü. Yazgan, “Türkiye Cumhuriyeti bir parti devleti değildir. Devlet ile parti arasındaki çizginin silikleştirilmesi herkes için; ancak özellikle bu çizgiyi aşan kamu görevlileri için hem hukuki hem de vicdani bir sorumluluk doğurur” tepkisini gösterdi.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, açıklamasında şunları kaydetti:

“Demokrasilerde siyaset, milletin iradesiyle yapılır; kamu gücü ise millet adına, hukuk içinde ve tarafsızlıkla kullanılır. Devletin kurumları herhangi bir siyasi partinin değil, 86 milyon vatandaşın kurumlarıdır.

Her şeyin aşındırıldığı gibi tarafsız kalması gereken kamu görevliliğinin de içinin boşaltıldığını görüyoruz. Son dönemde belediye başkanlarımıza dönük yargı sopasına, ne yazık ki kamu görevlileri eliyle ‘pazarlık’ ve ‘çağrı’ hamlesi de eklenmek isteniyor. ‘CHP’den istifa edip geçerlerse iktidar partisinde daha iyi çalışabilecekleri, imkanların daha fazla olacağı’ yönündeki telkini aşan pazarlık ve baskılar, bir demokraside, hukuk devletinde kabul edilemez. Bu süreci görmüyor, bilmiyor değiliz.

Bir kez daha açıkça ifade ediyoruz: Siyasi partiler ve yöneticileri, milletvekilleri elbette başka partilerden isimlere çağrı yapabilir. Bu, siyasetin bir parçasıdır. Ancak kamu adına yetki kullanan hiç kimse bu sürecin tarafı olamaz; nüfuzunu, makamını ve devletin imkânlarını siyasi pazarlıkların bir unsuru hâline getiremez.

Türkiye Cumhuriyeti bir parti devleti değildir. Devlet ile parti arasındaki çizginin silikleştirilmesi herkes için; ancak özellikle bu çizgiyi aşan kamu görevlileri için hem hukuki hem de vicdani bir sorumluluk doğurur.

Hiç kimse hukukun üstünde değildir. Yargının bir ayağı sakat ise diğer ayağı sağlamdır ve er ya da geç ayağını sağlam basar. Bundan hiçbir şüphemiz yok ve gereğini de yaparız, takibini de yapıyoruz. Bu tür davranışlar içinde bulunan kamu görevlileri de ona göre ayağını denk alsın.

Bizim belediye başkanlarımızın meşruiyetinin kaynağı saray koridorları değil, sandıkta tecelli eden millet iradesidir. Hiçbir baskı, hiçbir ima ve hiçbir pazarlık, halkın iradesinin önüne geçemez.

Son olarak bir çağrı da yapmak istiyorum. Eğer mesele gerçekten millete hizmet etmekse, kapımız herkese açıktır. Halkın çıkarını kişisel ya da siyasi hesapların üzerinde tutan, adalete, liyakate ve demokrasiye inanan AKP’deki siyasetçileri de Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında Türkiye’nin geleceğini birlikte inşa etmeye davet ediyorum.”

Demir’den Tekin’e tarihten örnekler

İYİ Parti Edirne eski İl Başkanı, iş insanı Ekrem Demir, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Osmanlı’yla Cumhuriyet’i barıştırmalıyız” şeklindeki ifadesini tarihî gerçeklerle bağdaştırmakta zorlandığını belirterek, “Olmayan bir ayrışmayı varmış gibi ifade etmek yerine, ortak tarihimizin bütün dönemlerini doğru okumak ve gelecek nesillere bu bilinçle aktarmak çok daha isabetli olacaktır” dedi.

Demir, sosyal medya hesabından gerçekleştirdiği paylaşımında, “Osmanlı ‘yla Cumhuriyet’i barıştırmak” ifadesinin sanki aralarında tarih boyunca süregelen bir kavga veya düşmanlık varmış algısı oluşturduğunun altını çizerek şunları kaydetti:

“Sayın Millî Eğitim Bakanı,

Kamuoyuna yansıyan “Osmanlı Devleti ile Cumhuriyet’i barıştırmalıyız.” sözünüzü dikkatle dinledim. Ancak bu ifadeyi tarihî gerçeklerle bağdaştırmakta zorlanıyorum.

Cumhuriyet, Osmanlı Devleti ile savaşarak kurulmuş bir devlet değildir. Tam aksine, Millî Mücadele’nin kadrolarının önemli bir bölümü Osmanlı ordusunda yetişmiş komutanlardan oluşmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası hukuk açısından yeni bir devlet olsa da; kurumları, bürokrasisi, devlet geleneği ve tarihî mirası bakımından Osmanlı’dan devraldığı pek çok unsuru yaşatmıştır.

Bunun en somut örnekleri ortadadır:

Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluş tarihi MÖ 209 olarak kabul edilir; bu, devletimizin tarihini yalnızca Cumhuriyet ya da Osmanlı ile sınırlamayan köklü bir devlet anlayışının göstergesidir.

Vakıflar Genel Müdürlüğü, vakıf geleneğinin başlangıcını 1048’e dayandırarak Selçuklu mirasını sahiplenmektedir.

Makine ve Kimya Endüstrisi’nin tarihî kökeni, Osmanlı’nın Tophane-i Âmire teşkilatına uzanır ve bu nedenle 1453 tarihi esas alınmaktadır.

PTT başta olmak üzere birçok kamu kurumu, Osmanlı dönemindeki teşkilatların devamı niteliğindedir.

Bütün bunlar gösteriyor ki Cumhuriyet, tarihî mirasını reddeden değil; onu çağın gereklerine göre yeniden şekillendiren bir devlettir.

Bu nedenle ‘Osmanlı ile Cumhuriyet’i barıştırmak’ ifadesi, sanki aralarında tarih boyunca süregelen bir kavga veya düşmanlık varmış algısı oluşturmaktadır.

Oysa Cumhuriyet ile Osmanlı arasında toplumsal hafızada böyle bir çatışma yoktur. Olmayan bir ayrışmayı varmış gibi ifade etmek yerine, ortak tarihimizin bütün dönemlerini doğru okumak ve gelecek nesillere bu bilinçle aktarmak çok daha isabetli olacaktır.

Toplumu birleştiren şey, geçmişi birbirine düşman göstermek değil; Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan devlet geleneğini bir bütün olarak anlatabilmektir. Umarım anlaşılmıştır.”

Saadet’ten turizm raporu

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bu kez “Türkiye’de Turizm Sektöründe Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri”  konusu ele alındı.

Turizm sektörünün ülke ekonomisi, istihdam, şehirlerin kalkınması ve Türkiye’nin uluslararası tanıtımı açısından taşıdığı stratejik önem kapsamlı şekilde değerlendirildiği raporda, yüksek maliyetler, hizmet kalitesindeki farklılıklar, denetim eksiklikleri, kayıt dışı faaliyetler ve fiyat şeffaflığına ilişkin sorunların sektör üzerindeki etkileri analiz edilerek; turizmde yalnızca ziyaretçi sayısını artırmayı değil, daha yüksek katma değer üreten, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapının inşa edilmesini esas alan çözüm önerilerine yer verildi. Ayrıca yerli turizmin güçlendirilmesi, nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması, etkin denetim mekanizmalarının oluşturulması ve sektörün tüm paydaşlarının ortak akıl anlayışıyla hareket etmesinin gerekliliği vurgulanan raporda, “Türkiye, sahip olduğu doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel mirası, zengin mutfağı ve dört mevsime yayılan turizm imkânlarıyla dünyanın önemli turizm ülkelerinden biridir. Ancak yüksek maliyetler, hizmet kalitesindeki farklılıklar, denetim eksiklikleri, kayıt dışı faaliyetler ve tanıtım yetersizlikleri nedeniyle ülkemizin sahip olduğu turizm potansiyeli tam anlamıyla değerlendirilememektedir. Ziyaretçi sayısındaki artışa rağmen turizm gelirlerinin aynı ölçüde yükselmemesi, sektörün daha yüksek katma değer üreten, kaliteli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulması gerektiğini ortaya koymaktadır” ifadelerine yer verildi.

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin

Söz konusu rapora ilaveten yapılan  “Turizmde hedefimiz sayı değil, nitelikli ve sürdürülebilir büyümedir” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:

“Türkiye; sahip olduğu doğal güzellikleri, tarihi mirası, kültürel zenginliği ve eşsiz coğrafyasıyla dünyanın en önemli turizm ülkelerinden biridir. Turizm sektörü, sağladığı döviz geliri, oluşturduğu istihdam ve şehirlerimizin kalkınmasına sunduğu katkıyla ülkemiz için stratejik öneme sahip bir alandır.

Son yıllarda ziyaretçi sayılarında önemli artışlar yaşanmasına rağmen, turizm gelirlerinin aynı oranda yükselmemesi sektörün yapısal sorunlarının devam ettiğini göstermektedir. Yüksek maliyetler, hizmet kalitesindeki farklılıklar, denetim eksiklikleri, kayıt dışı faaliyetler ve fahiş fiyat tartışmaları hem sektörün gelişimini hem de ülkemizin uluslararası turizm imajını olumsuz etkilemektedir.

Özellikle turizm bölgelerinde yaşanan yüksek fiyat uygulamaları ve şeffaf olmayan fiyatlandırmalar, hem yerli vatandaşlarımızın tatil yapma imkânlarını daraltmakta hem de ülkemizi ziyaret eden misafirlerimizin memnuniyetini azaltmaktadır. Bununla birlikte sektörün karşı karşıya bulunduğu yüksek enerji maliyetleri, kira artışları, personel giderleri ve finansmana erişim sorunları da göz ardı edilmemelidir.

Turizm sektörünün bir diğer önemli sorunu ise hizmet kalitesindeki farklılıklardır.Nitelikli personel eksikliği, mevsimsel çalışma koşulları ve çalışanların özlük haklarına ilişkin sorunlar, hizmet kalitesini ve sektöre olan bağlılığı olumsuz etkilemektedir. Ayrıca kayıt dışı faaliyetler ve yetersiz denetimler, kurallara uygun çalışan işletmeler açısından haksız rekabet oluşturmaktadır.

Saadet Partisi olarak turizmi yalnızca döviz kazandıran bir sektör olarak değil; şehirlerin kalkınmasını destekleyen, esnafı güçlendiren, kültürel mirasımızı koruyan ve toplumun refahına katkı sağlayan stratejik bir alan olarak görüyoruz.

Bu doğrultuda fiyat şeffaflığının sağlanması, etkin denetim mekanizmalarının kurulması, kayıt dışılıkla kararlı mücadele edilmesi, nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması ve alternatif turizm alanlarının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Kültür, sağlık, gastronomi, doğa, inanç ve kongre turizmi gibi alanlarda sahip olduğumuz potansiyel daha etkin şekilde değerlendirilmelidir.

Türkiye’nin turizm sektöründeki sorunlarını çözmek ve sahip olduğu büyük potansiyeli ortaya çıkarmak mümkündür.”

‘Halk açlığa, bütçe rantçılara’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yayınlanan verilerin yılın ilk 6 ayında devletin bütçesinden tam 1 trilyon 464 milyar TL faiz ödemesi yapıldığını ortaya koyduğuna dikkat çekerek, rant ekonomisinin üretim ekonomisine tahakküm ettiğini bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Bütçe nefes alamıyor: Halk açlığa, bütçe rantçılara” başlıklı yazılı açıklamasında, “Geçtiğimiz günlerde Merkezi Yönetim Bütçesi’ne ilişkin veriler ve tablolar yayınlandı. Gerek bir iktisatçı gerekse de bir siyasi olarak ben de bu verileri inceleyerek sizler ile paylaşmak istedim, ancak bu verilere baktığımda ilk aklıma gelen iktidarın oluşturduğu gündemlerle halkı ve siyasi partileri bir kez daha asıl sorundan uzaklaştırarak yarattığı yapay gündeme hapsetmesi oldu bütçeye ilişkin tablolar aslında, iktidarın tercihiyle bir ‘talan’ mekanizmasına dönüşmüş durumda olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor” diyerek şunlara yer verdi:.

“Yayınlanan veriler, yılın ilk 6 ayında devletin bütçesinden tam 1 trilyon 464 milyar TL faiz ödemesi yapıldığını ortaya koymaktadır. Peki, bu devasa rakamın sizin hayatınızdaki karşılığı nedir? Hemen söyleyelim: Ödediğiniz her 100 TL’lik verginin 22,12 TL’si, doğrudan finansal rantiyelere aktarılmıştır. Aynı dönemde yatırımlara ayrılan pay ise sadece 464 milyar TL’de kalmıştır.

Siz mutfağınızda ‘kemer sıkarken’, iktidar bu parayı kimlere veriyor? İşte bu tablonun perde arkası:

RANTİYEYE HİBE, HALKA ÇİLE:

1,46 trilyon TL’lik faiz ödemesi, bir kamu hizmeti değil, toplumun genelinden alınıp bir avuç varlıklı kesime yapılan bir transferdir. Siz yüksek vergi yükü altında ezilirken, bu kaynaklar tüketim eğilimi düşük olan “rantiyelere” aktarılmaktadır. Kendi cebinizden çıkan paranın, refahınız için değil de sermaye gruplarının faiz geliri için kullanıldığını hiç düşündünüz mü?

‘MALİ DİSİPLİN’ YALANI:

İktidar, ‘faiz dışı fazla’ verdiklerini söyleyerek bunu bir başarı hikâyesi gibi sunuyor. Oysa bu, sizin sosyal harcamalarınızdan ve ülkemizin yatırım potansiyelinden çekilen paraların finansal sektöre ‘hibe’ edilmesi demektir. Yani sizin sofranızdan eksilen, tefecinin kazancına eklenmektedir.

VERGİ YÜKÜYLE BOĞULMAK:

 Dolaylı vergilerle (KDV, ÖTV ve yeni türetilen araç vergileri gibi) hane halkı harcamalarınız kısıtlanırken, ekonomi ‘kısır bir döngüye’ sokulmuştur. Bu adaletsiz vergi düzeniyle, iktidar ekonominin motoru olan sizlerin alım gücünü kendi elleriyle zayıflatmaktadır.

PLANLAMA ŞART:

Biz ‘Fonksiyonel Maliye’ diyoruz; yani bütçenin tek amacı rantı beslemek değil, tam istihdamı sağlamak olmalıdır. Mevcut bütçe açığı yatırıma değil, sadece faiz yüküne çarpmaktadır. Faiz oranlarının sınırlandırılıp, kaynakların üretime ve istihdama yönlendirilmesi varken, neden hâlâ bu ‘rantiyeci’ düzeni destekleyenlere oy veriyorsunuz?

Bu tabloya baktığınızda şunu görmenizi istiyoruz: Rant ekonomisi, üretim ekonomisine tahakküm etmektedir. Devletin elini kolunu bağlayan bu yüksek faiz yükü, ülkemizin etkin bir üretici olma kapasitesini zayıflatmaktadır. Maliye politikası, sizleri canlandırmak yerine finansal sistemin dengelerini koruyan bir ‘dengeleme aracı’ olarak kullanılmaktadır.

Zafer Partisi olarak, bu yapay gündemlerle dikkatiniz dağıtılmadan, gerçek sorun olan ‘rant düzeninin’  yıkılması gerektiğini savunuyoruz. Türkiye, bir avuç faizcinin değil; üreten, çalışan ve hakkını alan Türk milletinin olacaktır.

Sandık, sadece bir parti seçimi değil, kendi emeğinizin ve alın terinizin kimin cebine gireceğine karar vereceğiniz yerdir.”

Hata görevinden istifa etti

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hata görevinden istifa ettiğini açıkladı. Hata, siyasi mücadelesini CHP içinde sürdüreceğini belirterek yeni siyasi oluşumlarda da yeralmayacağını söyledi.
CHP’de Edirne il ve ilçe örgütlerinin görevden alınmasına tepkiler sürerken Edirne İl Gençlik Kolları Başkanı Özgür Hata görevinden istifasını duyurdu. Görevden alınan yöneticileri eleştiren Hata şunları paylaştı:
Değerli Cumhuriyet Halk Partili Ailem,
Ben, Cumhuriyet Halk Partisi’nin altı okuyla büyümüş, bu ülkenin Cumhuriyet Halk Partisi’nin temel ilkeleriyle yönetileceğine inanan bir Cumhuriyet Halk Partili genç kardeşinizim.
Bugün ne yazık ki öyle bir siyasi iklimin içindeyiz ki ne söylerseniz söyleyin, ne yaparsanız yapın mutlaka bir eleştiriyle karşılaşıyorsunuz. Bazen emeğimiz görmezden geliniyor, bazen samimiyetimiz sorgulanıyor, bazen de yalnızca partimize sahip çıktığımız için hedef gösteriliyoruz.
İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevine gelirken de bu görevi yürütürken de kolay süreçlerden geçmedim. Bu konular içinde ailem olan Cumhuriyet Halk Partimize zarar gelmesin diyerek tüm konuları hep içime attım, yutkundum ve sustum. Ailemle yapacağımız ilk Danışma Kurulu toplantısında bu konuları da tek tek açıklayacağım.
Buradan şunu da açıkça söylemek istiyorum: Hiçbir şekilde herhangi bir yeni siyasi oluşumda yer almayı düşünmüyorum. Mücadelemi Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altında sürdüreceğim. Gerekirse parti içi muhalefet yapacağım. Eleştirilerimi de partimin içinde, partimin başarısı için dile getireceğim.
Son günlerde yaşanan gelişmeler üzerine de birkaç hususu ifade etmek istiyorum.
Görevden alınan il ve merkez ilçe başkanımız, yaptıkları basın açıklamalarında ısrarla hak, hukuk ve adalet vurgusu yapmaktadır. Elbette herkesin adalet talep etmesi kıymetlidir. Ancak bundan tam tamına yalnızca iki ay önce, görevini eksiksiz ve layıkıyla yerine getiren, seçimle göreve gelmiş İl Gençlik Kolları Başkanı ve yönetiminin görevden alınması için Genel Merkez’in kapısında girişimlerde bulunulduğunu, İl Başkanlığı tarafından özenle raporlar hazırlanarak Gençlik Kolları Genel Sekreterliği’ne iletildiğini de unutmadık.
Son günlerde basın açıklamalarında savundukları hak, hukuk ve adalet, iki ay önce İl Gençlik Kolları için neden geçerli değildi? Bugün “seçilmiş iradeye sahip çıkıyoruz” diyerek kendinizi savunurken, iki ay önce seçimle göreve gelmiş İl Gençlik Kolları Başkanını ve yönetimini neden görevden aldırmaya çalıştınız? Söylemleriniz ile yaptıklarınız birbiriyle çelişmektedir.
Ben dün de haksızlığın karşısındaydım, bugün de aynı yerde duruyorum.
Cumhuriyet Halk Partimizin kurumsal kimliğini, tarihini ve örgüt kültürünü savunmayı tercih ettiğimiz için zaman zaman haksız ithamlarla karşı karşıya kalıyoruz. Ancak biliyorum ki kişiler gelip geçicidir. Kalıcı olan Cumhuriyet Halk Partimizin değerleri, tarihi ve bu ülkeye olan sorumluluğudur.
Ben dün hangi değerlere inanıyorsam bugün de aynı inançla yoluma devam ediyorum. Makamlar, unvanlar ya da günlük tartışmalar benim durduğum yeri değiştirmez. Benim pusulam Cumhuriyet Halk Partimizin altı oku ve Cumhuriyet’in temel değerleridir.
Elbette farklı düşünebilir, birbirimizi eleştirebiliriz. Bu demokrasinin gereğidir. Ancak birbirimizi düşmanlaştırmak yerine ortak hedefimiz olan iktidar yürüyüşünde omuz omuza durmayı başarabilmeliyiz. Çünkü bizi güçlü kılacak olan ayrışmak değil, örgütlü mücadelemizi büyütmektir.
Ben mücadelemi hiçbir zaman kişiler üzerinden kurmadım. Mücadelem Cumhuriyet Halk Partimizin başarısı, örgütümüzün güçlenmesi ve halkımızın hak ettiği adil Türkiye içindir.
Bu süreçte yaptığım kendi vicdani değerlendirmem doğrultusunda, İl Gençlik Kolları Başkanlığı görevimden hiçbir kimseye tavır almadan, tamamen kendi özgür irademle istifa ediyorum.
Bu kararım herhangi bir baskının, yönlendirmenin ya da kırgınlığın sonucu değildir. Aksine, Cumhuriyet Halk Partimize olan bağlılığımın ve mücadele anlayışımın bir sonucudur.
Cumhuriyet Halk Partimizin bir neferi olarak mücadelemi dün olduğu gibi bugün de, yarın da aynı inanç ve kararlılıkla partimin çatısı altında sürdürmeye devam edeceğim.
İnancım da, mücadelem de, geleceğe dair umudum da Cumhuriyet Halk Partisi’dir.