DOLAR 47,91330,00%
EURO 55,5136-0,01%
ALTIN 6.774,39-0,45
BIST %
BITCOIN 30681181,80%
Edirne
28°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

MANKURT, OBLOMOV, KÖRLEŞME

MANKURT, OBLOMOV, KÖRLEŞME
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

Orta Asya efsanelerinde geçen, belleğini yitirmiş, öz benliğini ve kimliğini kaybetmiş, kendine verilen komutları sorgulamadan körü körüne yerine getiren bilinçsiz kölelere mankurt denir. Eski bir işkence yöntemidir. Esir alınan kişilerin saçları kazınır, kafalarına ıslak deve derisi gerilerek bağlanır ve güneş altında bırakılır. Kuruyup gerilen deri insanın kafasını mengene gibi sıkarak büyük acı verir ve kişinin hafızasını yitirmesine yol açar.

Cengiz Aytmatov’un unutulmaz eserlerinden‘Gün Olur Asra Bedel’ romanında anlatılan Nayman Ana Efsanesi’nde oğlu mankurt yapılan bir ananın hikayesi anlatılır. Ülkeyi işgal eden bir kavim esir aldığı kişileri ya satarmış ya da mankurt yaparmış. Nayman Ana’nın oğlu da esir düşmüş. Ana, oğlunu aramak için yollara düşmüş ve bulmuş da. Ona kim olduğunu anımsatmaya çalışmış günlerce. Mankurt oğlunun efendileri fark etmiş Nayman Ana’yı ve emir vermişler oğluna; öldür. Nayman Ana yine kendini anlatmak, oğlunu caydırmak için gelmişken mankurt oğlu saklandığı yerden çıkmış ve annesini kalbinden vurmuş.

Günümüzdeki anlamına gelirsek; kendi değerlerine yabancılaşma, köklerini, kültürünü ve toplumsal değerlerini unutan başka güçlerin ve ideolojilerin çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve de ailesine bile yabancılaşan, ihanet eden kişiler için mecazi olarak kullanılır. Sürü psikolojisi, düşünme yetisini yitirmiş, otoriteye ve kitleleri yönlendiren iradeye hiçbir şeyi sorgulamadan boyun eğen insanın durumunu ifade eder.

İnsanlık tarihi derslerle doludur. Çağın yazarları, aydınları bu bilgileri bizlere anlatırlar ama ders çıkarıyor muyuz? Bugün mankurtlaştırma yoktur diyebilir miyiz? Sadece deve derisi işkencesi yoktur ama toplumu tümden mankurtlaştırma istediği hiç bitmedi.

Dünün mankurtları bugün hiçbir işkenceye maruz kalmadan Oblomov olarak karşımıza çıkmaktadır.İvan Gonçarov’un Oblomov romanı buna örnektir. Soylu bir aileden gelen Oblomov’un aşırı tembelliği, eylemsizliği ve hayatı sürekli ertelemesi mankurtlaştığının kanıtıdır. Romanın yazıldığı çağda Rus aristokrasisinin çöküşünü anlatan roman bugün tüm insanlığın çöküşünü de simgelemektedir. Dün işkence ile mankurt olan insan bugün bilim ve fennin kolaylaştırıcılığında düşünceyi körleştirmektedir.

Bugünün dünyasına baktığımızda yerelimizde, ülkemizde ve dünyada özgürleşme adına mücadele edenler vardır. Bunlar mankurt veya Oblomov olmayanlardır.

İçinde yaşadığımız dünyada egemenliği elinde tutan kapitalizm görünürde fiziki hiçbir işkence yapmadan hepimizi mankurt veya Dblomov yapma derdinde. Özgürleşmeyi, doğaya uygun yaşamayı engellemek adına her türlü çalışmayı yapmaktadır.

Yine kitaptan örneklersek; Nobel ödüllü yazar Jose Saramago’nun “Körlük” eseri uygun düşer. Trafikte beklerken aniden görme yetisini kaybeden bir adamda başlayan ve beyaz bir süt denizini andıran gizemli bir salgının tüm kente yayılmasını, bu kaos ortamında uygarlığın ve ahlaki değerlerin çöküşüdür körleşme.

Kıssadan hisseye bakınca insan denen canlı, kendi geleceğini kurgularken egemen olma kavgasını da yaşar. Bu kavgada maalesef az olan egemen; çok olan insanlığa yön verir. Çünkü yasama, yürütme, yargı ve basın-yayını elinde tutan egemen; süslü cümlelerle, demokrasi sözcükleriyle acı vermeden mankurt veya Oblomov olmamızı sağlayabilmektedir.

Çözüm; “Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Anadolu’ya bir kısrak başı gibi uzanan ve bir halıya benzeyen bu memleket bizim…”diyen Nazım Hikmet’i anlayabilmektir.

Egemenlerin etkisinden kurtulup mankurt veya Oblomov olmadan, körleşme etkisine girmeden, yurttaş olarak sadece kendi gücümüzle örgütlenerek kapitalizmin egemenliğinden kurtulup insanlaşma adına mücadele edebilmemizdir. Nayman Ana’nın yaptığı gibi, güneş gökten alaz alaz od yağdırsa da tepede kor ateşli bir maltız gibi toprağı kızgın tandır haline getirse de insanlık mücadelesini sürdürmektir. Bu mücadeleyi geleceğe aktarabilmektir. Bu kavga insanlık kavgasıdır. Ki insan var olduğu sürece devam edecektir.

Devamını Oku

BU KİN, BU SEVİYE, NİYE?

BU KİN, BU SEVİYE, NİYE?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu.jpg

Televizyonda gezinirken bir TV kanalına rast geldim, Lider TV. Bir kadın sunucu ve konuğu Mehmet Sevigen. Konu Ankara Etimesgut Belediyesi’ndeki operasyon. Biliyorsunuz Başkan Erdal Beşikçioğlu sanatçı. Hem de çok yönlü tiyatro ve sinema sanatçısı. Behzat Ç. dizisi ve Vali filmi ile toplumun gönlünde taht kurmuş biri. Şimdi diyeceksiniz ki sanatçılar kötü işler yapmaz mı? Elbette yapar. Ama konuğun tüm sanatçıları küçümseyen cümlesi seviyesini ve cehaletini belirliyor.

Sunucu belediye başkanı ve onlarca belediye personelinin tutuklandığını söyleyip konuğunun değerlendirmesini istiyor. Sevigen iştahlı bir şekilde gülümsüyor çakı bulmuş kızan gibi. Bir şeyler söylüyor ve “artistlikle olmuyor bu işler” diyor. Hem de kankası Berhan Şimşek’ten de çekinmeyerek!  Bu nasıl bir toptancı bakış? Bu kadar utanmazlık olur mu be arkadaş? Konuşan az buz kişi değil. Milletvekilliği yapmış, dahası bir ara Devlet Bakanlığı görevinde bulunmuş biri. Bu topraklar nasıl yetiştirdi böyle canlıları?

Basına yansıyan olay ne? Bir belediye personeli yemek ücretlerini zimmetine geçirmiş. Bu durumu gören başkan bu kişiyi görevden almış ve savcılığa suç duyurusunda bulunmuş. Zimmetten tutuklanan görevden alınmış bu personel; itirafçı olmuş ve belediye başkanı ile eski mesai arkadaşları hakkında itiraflarda bulunmuş. Belediye Başkanı ve onlarca personel itirafçının itirafları ile tutuklanmış. Bu arada zimmetine para geçiren ve davası devam eden kişi serbest bırakılmış. Yani suçunu itiraf eden zat serbest iftira ettikleri tutuklu!

Biz aklımızı mı yedik? Bu kadarı da olur mu diyeceğim ama olmaz dediğimiz neler neler oldu. Bunları görünce alıştık galiba diyorum. Olay adliyeye yeni yansımış ve herkesin dilinde olan masumiyet karinesi, iktidar yargısının umurunda değil. Yargının iktidar emrine girerek en basit hukuk kurallarını bile uygulamayan yargı mensuplarının karar makamlarında oturmasının sorumlularından biri de Sevigen gibilerini bile bakan yapabilen toplumsal duruşumuz, duyarsızlığımız değil mi?

Bu tipleri yıllarca Zübük rolüyle gördük ama bugün Zübüklüğü de aşan yeni tanımlar bulmak gerek galiba. Zübüklerden ders alacağımıza, çoğalttık.

Siyaseti sağ ve sol olarak toptancı görmek, toplumu sağa veya sola oy verenler olarak ayırmak ülkemiz koşullarında anlamsız. Ancak aydınlanmanın temellerini atan, kurucularının aydın olduğu ve cumhuriyeti kuran partinin vekili veya bakanı olunca daha acı geliyor. Kavramlar, tanımlar karışıyor. Sevigen gibiler yalnız kalsa amenna. Mantar gibi ortalarda dolanan Sevigenler maalesef var.

İstanbul il başkanlığına atanan Gürsel Tekin’i de anımsıyorsunuz. Baba ocağı dediği binaya polis zoruyla girmekten gocunmadı. Ya üye yapma toplantısında figüran kullanımı. Bu neyin hırsı? “Bir partilimiz bizden habersiz böyle bir girişimde bulunmuş. Biz de bu ahlaksız davranışı nedeniyle kendisine gereğini yaptık. Bizlerin bu durumdan haberi yok, soruşturma başlattık” deyiverse ekmek için iş yapan figüranlara, ödüle değer habercilik yapan Ebru Çelik ve Birgün Gazetesi’ne hakaret etmese ve dava açmasa daha büyür ve “arınma” ya katkı sunar, güven kazanırdı. Ama amaç arınma değil. Arınma olsa KK, 13 yıllık başkanlık döneminde Arınç’ın da tanıklığı ile Ankara’yı parsel parsel satan İ.M. Gökçek’ten Ankara’yı değil ülkeyi arındırırdı.

Edirne’ye gelirsek; Uzunköprü’de hem de başkan iken kaybeden Özlem Becan’ın atanmış il başkanlığını kabul etmesini anlamış değilim.Hepimiz biliyoruz ki bu bir fikir ayrışması değil. Uluslararası güçlerin yazdığı ve yerli işbirlikçileri ile sahneye koyduğu bir kötülük filmi.

Bu filmde gerçek vatan ve insan sever sanatçılar oynamaz ama Sevigen gibi siyasetçiler görev alabilir. ABD Ortadoğu sorumlusu ulus devletler yok olmalı derken ve hedef ülkemiz iken Osmanlı topraklarına özenip büyümeyi düşünebilen CHP yöneticisi olur mu? 

Olay CHP değil, ülke. Bu bir fikir ayrılığı değil, hırs. Neyin hırsı, neyin kavgası? Yarın birbirimize muhtaç isek bu kötü örnekler niye?

Dön dolaş konu yine bize geliyor. Geçmişte yukarıdan aşağıya oluşturulan demokratik düzen hedefi gayri tabandan yukarıya kurulacaktır. Bu yolda atanmış kişiler olmayacaktır. Bu mücadelede hepimizin rolü olmalıdır.

Devamını Oku

EĞİTİMDEN BEKLENEN

EĞİTİMDEN BEKLENEN
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-4.jpg

Eğitimin evrensel tanımlarından en önemlisi bireyin kendini gerçekleştirmesidir. Bu süreçte doğruyu bulmak adına hatalar yapacaktır. Bunu hoş görerek kişinin basit hatalarından dersler çıkarmasını sağlaması gereken kamu kurumlarıdır. Bizde tam tersine çocuklardan hesap sorarak küçük yaşta suçlu olarak etiketliyoruz. Bu duruma nasıl gelindiğini araştırmıyor, çocuk yaşta aş, iş peşinde koşmaya zorlanan çocukları anlamayı denemiyoruz.

Daha mutlu ve umutlu bir yaşam ile çocukların özgürleşmesi sağlanmalıdır. Ancak bu muhafazakâr demokrat bakışla olmaz. Bu bakış bugüne kadar dünyayı ve ülkemizi bu hale getirdi. Bu anlayışın ülkemizdeki son temsilcisi AKP iktidarıdır ki dokuzuncu bakandır Yusuf Tekin.

Her bakan günlük toplumsal duruma göre görevini yaptı! En çok yaptıkları; devrim(!) diye değişikliklere gitmeleri.Birinin yaptığını diğerinin yok sayması. Asıl amaç ise; cumhuriyet ile kazanılan ilerlemeci, aydınlanmacı kazanımların yok edilmesi.

Malum, çocukken bilmediğimiz kayyım sözcüğünün doğu illerimizde seçilmişlerin yerine atananların adı olduğunu öğrenmiştik. Önceleri ilgilenmedik. Sonra batıda da kayyımları görünce şaşırdık. Bilmiyorduk ki her adımın sonrası gelecektir. Sarı öküz hikayesi. Yerel yönetici seçiyorsun, sonraki gün seçilenin mazbatalarını alıyor ve hoooop seçileni görevden alıp birisini atama yapıyorsun. Bu kaç seçimdir böyle, saymayı unuttuk. Kaldı ki seçilenin suçsuz ve seçilmeye uygun koşullara sahip olduğu adaylık öncesi gerekli belgelerde kanıtlı. Kısacası kayyımı öğrendik ve artık içselleştirdik!

Bu arada mutlak butlan sözcüğü girdi dilimize. Demokrasinin de’sinin olduğu ülkede bilinmemesi gereken bu sözcüğü de bellettik çocuklarımıza. Elbette yeni sözcükler öğreniyor çocuklarımız diye sevinmiyoruz. Üzüntümüz; sözcükle birlikte yaşamda uygulanıyor olması ve demokrasi kuralı olan seçilmişlerin ana özne olduğu kuralını öğrenemiyor çocuklarımız. Bu aşamalara sessiz kalmak da eğitim sayesindedir.

Yapboz tahtasına dönüştürülen eğitim; sistem olmaktan çıkmış sistemsizlik sistemine geçilmiştir. Bugüne kadar yaptıklarına bakınca her bakan bir öncekinden daha fazla zarar verdi eğitime. Kuşkularımız var; bundan sonra gelecek olan alfabeyi kaldırır mı diye düşünmeden edemiyor insan.

Şimdi de takmış “kurtuluş savaşı” sözcüğünü kitaplardan çıkaracakmış. 2026-2027 döneminde ne olacağı konusunda da her gün bakanın demeçlerini izliyoruz.

İşin özü AKP ve son bakan zamanında eğitimde olumlu karar yoktur. Uygulamalardan mutlu olanlarda var elbette:

Bunlar; MESEM adı altında çocuk işçilerden gelir elde edenlerdir.

Bunlar; cemaat-tarikat iltisaklı dernek veya vakıfları ile okulları işgal edenlerdir.

Bunlar;öğretmeni en düşük ücretle sadece okul dönemlerinde çalıştıran özel eğitim kurumlarıdır.

Bunlar; her dönem katlanarak artan özel eğitim kurumlarının sahipleridir.

Bunlar; laik ve bilimsel eğitimi bu topraklardan atmak adına yüzlerce yıldır pusuda bekleyenlerdir.

Bunlar; din ve etnik ayrışmaları kışkırtarak toplumu bölenler ve sınıflar çatışmasının önünü kesenlerdir.

Bunlar; kökü dışarıda olup emperyalistler ve emrinde giden yerli işbirlikçileridir.

Dünyada bir değişim oluyor. Evet, bu değişimin motoru da her zamanki gibi eğitimdir. İktidar sorunları daha da derinleştirerek istenen yurttaşı yetiştirecektir. Tüm hazırlıklar bu yöndedir. Bu değişimi olumluya çevirmek ellerimizdedir.

O nedenle eğitim, siyasi iktidara ve muhalefet siyasetçilerine bırakılacak bir politika değildir. En önce veliler olmak üzere veli örgütleri, eğitimciler, sivil demokratik eğitim örgütleri ve öğrenciler bir olmalıdır. Ses güçlü çıkmalıdır. Yarınları kurtarmanın, toplumsal ilerlemenin ve köle, iyi tüketen kul olmamanın yolu budur.

Devamını Oku

KAHRAMAN SENSİN

KAHRAMAN SENSİN
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-3.jpg

Dini önderlerden mucize bekler gibi siyasi liderlerden de kahramanlıklar bekleriz. Demokratik toplumlarda kahramanlar sanat sunusu olarak geçmişten geleceğe uzanır. Her toplumun geçmişten gelen kahramanları vardır. Bugünden yarına olacaktır da. Ama onlardan umut bekleme devri kapanmıştır.

Farklı inançların ve etnik yapıların kesiştiği ve bu kültürlerden oluşan toplumların yaşaması sebebiyle coğrafyamız kahramanlar diyarıdır. Bu nedenle de toplum olarak inanmasak da mucize bekler bir halimiz olduğunu itiraf edelim.

Bugün toplumun büyük bir kesimi hangi siyasi partiye oy vermiş olursa olsun zorluklar içindedir. AKP’yi iktidar yapan 3Y (Yoksulluk, Yoksunluk ve Yasaklar) durumuna geri döndük. Toplum; yoksul.Toplum; sosyal devlete ulaşamıyor. Toplum; her kesime uzanan yasaklarla kuşatılmış durumda. İktidar, iktidar kalma uğraşısı içinde kendince haklılık payı bularak tüm kozlarını kullanıyor. Bunalan toplum muhalefete yönelme çaresini bulmuş iken zorlanan hukuk ile muhalefet de karmaşaya sürüklenmiş durumda. Bu durum içinde kaos türü bir belirsizlik egemen.

Açlık sınırının 35 bin, yoksulluk sınırının yüz bini aştığı günümüzde sofrasında çeyrek but görmeyi unutan bizlere ne idüğü belirsiz ‘mutlak butlan’ ile butlanma umudu şırınga ediliyor. Mutlak butlan mıyız geçici butlan mıyız bilmiyoruz ama butları Kemal Sunal gibi camekandan izliyoruz.

İktidar, yurttaşın yaşamını iyileştirme özlemlerini karşılayamıyor. Gençlerin gelecek umutlarını taze tutamıyor.Muhalefeti kapanmaya, kendi içinde ayrışmaya zorluyor. Egemenlik milletindir diye diye halkın seçtiği yerel yönetimlere el koyarak suçlulukları kanıtlanmadan tutuklu kalmalarını sağlıyor. Emrindeki basın-yayın ile de itibarsızlaştırıp sosyal linç ortamı sağlıyor. Bu ve benzeri olumsuzluklara rağmen muhalefetin yapacağı ekonomik ve demokratik taleplerde ortaklaşmaktır. Bölünen ana muhalefeti ve diğer siyasi yapıları bir araya getirmek ve yurttaşlık sorumluluğunda yanyana örgütlemek önemlidir. O nedenle CHP tartışma ve ayrışmasına; kalan da giden de değerlidir gözüyle bakmakta yarar vardır. Toplumun umudunu pekiştirmek, mücadeleye vites yükseltmek acil görevdir.

Muhalefet olarak kahraman beklememeliyiz. Yan yana durarak hepimiz kahraman olmalıyız. Toplum olarak yalnız bırakılan kişiden kahraman çıkmaz. Özgür Özel genel başkan seçildiğinde yazmıştım; “Özgür, özgürleşirse CHP özgürleşecek, CHP özgürleşirse ülke özgürleşecek. Özgür Özel özgürleşti bence ve bugüne kadar iyi bir sınav verdi. Parti özgürleşecek iken Kara Koyun itelendi araya.

Bugün CHP ayrışıyor ve Özgür Özel dedikçe ayrılanlar gömlek çıkarmak yerine toplum için ateşten gömlek giyiyor. Önemli olan zor zamanda kararlı olmaktır. Şu an yaşanan ayrışmada da taraflar yan yana olabilecek şekilde ipleri germemeli, telleri kesmemelidir.

Kullanım süresi geçen ürünleri marketlerden toplayarak kendi marketinde satar haline getirilen uyanık pazarlamacıları üreten ortam; bize orta çağ pazarlarında olan sistemi dayatıyor. Ortadoğu ve dolayısıyla ülkemizde tarihin yeniden kurgulandığı bir dönemdeyiz. İktidara göre; muhalefet dediğin iktidarı sürekli iktidarda tutma görevini yapmalıdır! Kalan CHP bunu yapacak, ayrılan CHP eksiklerini gidererek iktidarı hedefleyen mücadelesini ülke insanlarıyla yapacak. İlhan Cihaner demişti sanırım; “İçine devlet kaçmış muhalefet olmaz.”

Yerel sorunları ve ülke sorunlarını konuşmaya zaman ayırmamak iktidarın amacı idi ve onu da başardı. Bakın ülke gündemini yazıyor, toplum olarak bunu konuşuyoruz. Oysa her gün elektrikten köprülere, doğalgazdan iletişime, pazardan markete fiyatlar artıyor ve hepsi tekel durumunda devlet kontrollü. Bunlara gelen “mutlak zam” her şeyi olumsuz etkiliyor.

Bu karmaşa içinde muhalefet belediye başkanları da zor durumda, biliniyor. Ama tek çare kentlilerle birlikte olabilmektedir. Bakın CHP’li Fındıklı Belediye başkanı ne yaptı? Sokakların kilit taşlarını belediye çalışanlarının önderliğinde şirkete vermeden imece usulü ile döşedi. Halkçılığı öne çıkaran çıkarması gereken muhalefet için bir örnek. Her belediyede olabilir, neden olmasın. Kahraman sensin…

Devamını Oku

AKILCILIK MI KURNAZLIK MI?

AKILCILIK MI KURNAZLIK MI?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

Aziz Nesin insanımızın yüzde altmış oranında zekâ yoksulu olduğunu söylerdi. Bu iddia kimisince aşağılama sanılarak hakaret olarak algılandı. Kimisi ise kendisinin o yüzde altmışın içinde olmadığına sevinir halde bu söylemi kullandı ve maalesef kullanmaya devam ediyor.

Gerçekten yüzde altmış zekâ yoksulu muyuz? Hele de Atatürk “Türk milleti zekidir” demişken. Zekâ yoksulu olmak yerine akılcılık ve kurnazlık ikilisinde kurnazlık tercihini benimseyenler desek daha doğru değil mi acaba?

Bu tercihin sebeplerini araştıranlar var elbette. Yaşamın direksiyonunu akılcılık yoluna çevirmeyince ayakta kalabilmenin koşulu kurnazlık oluyor.Kurnazlık en az çabayla kişisel çıkarın en yararlısını kısa zaman içinde sağlayabilmektir. Gerçek bedelini ödemeden en çoğu elde etmeye çalışmaktır.Örneğin; ortak bir havuza bir bardak su dökmeyi büyük bir özveri gibi gösterip, kimseye çaktırmadan aynı havuzdan bir teneke suyu kendine aktarmaktır.

Pragmatizm denilen bu durum faydacılıktır. Yani bir düşüncenin, inancın veya teorinin doğruluğunu ve değerini sadece pratik sonuçlarına ve sağladığı faydaya göre değerlendiren felsefi bir akım. Maalesef geri kalmış veya demokratik gelişmeyi sağlayamamış toplumları yönetenler pragmatizmi çok iyi kullanırlar.

Derin konular. Bilimsel tartışmalara girmek beni aşar. Ama yaşadığımız olumsuzlukların, çıkmazların sebep ve sonuçlarını akılcılık ile değerlendirme zamanımız geldi geçiyor.

Yerleşik düzene gecikmeli geçen toplum olarak yüzlerce yıllık sanayi tesislerimiz olmadı,tamam. Bunun sonucu olarak da aklı, laikliği, bilimi, hukuku savunan burjuva sınıfı ve karşıtı emek sınıfı oluşmadı. Bu nedenle de aydınlanma kavgasının sebep ve sonuçlarını da yaşamadık.

Seçtiklerimizi de aynı mantık ile seçiyoruz. Ve bu durum hayal kırıklığı olsa da her seçimde aynen yaşanır? Yüz yıl önce mevzuat olarak verilen haklarımızı bile idareciler veriyormuş gibi sunarlar ve biz de teşekkür ederiz.

Ne olacak şimdi?

Akılcılığa dönüşün başladığı Osmanlı öncüleri ve Cumhuriyet döneminde yöneldiğimiz akılcılığı terk ettik. Popülist liderlerin hayal gücüne kurnazca taraf olduk ve geldik bugüne. Yine iki yol var. Ya kurnazlığı devam ettirerek pragmatist siyasetçilerin peşinde gitmeye devam edeceğiz. Ya da yaratıcı bir kimlik geliştirerek kendimizi mahkûm ettiğimiz o derin kölelikten kurtulup özgürleşeceğiz.

Ya içinde bulunduğumuz ‘ahval ve şerait’ durumundan kurtulma yolunu seçerek hep birlikte “Türk Milleti zekidir” sözünü dosta düşmana kanıtlayacağız. Ya da Kurtuluş Savaşı’nı yok sayan Eğitim Bakanı ve onun gibi siyasi akılların amaçlarını gerçekleştirmelerine hizmet edeceğiz.

Bugünlerde yaşananlara ben biraz da bu gözle bakıyorum. Yıllardır akılcılıktan ayrılıp kısa vadeli kişisel çıkarlar için peşine düştüğümüz pragmatist siyasiler, yeni bir oyun peşindeler. Bu kez bir defa da olsa akılcılığı seçelim.

Ben, alın teri dökenlerleyim. Ben, dağda, bayırda, tarlada, fabrikada, grevde olanlarla birlikteyim. Ben, bir anlık kazanım için kurnazlık yapmayıp geleceği kuracak olan akılcılıktan yanayım. Sağıma soluma önüme arkama baktım ki hepimiz aynı yola doğru yönelmekteyiz. Yaşadık ve gördük ki kısa vadeli kişisel çıkarlar geleceği yok ederek köleliği uzatıyor. Akılcılık ise kısa vadeli bedeller ödesek de uzun vadede geleceği aydınlatıyor.

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya