DOLAR 44,7703 0.04%
EURO 52,8354 0%
ALTIN 6.932,160,58
BIST 14.228,39-0,17%
BITCOIN 33394340,89%
Edirne
16°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

NÜKLEER HANÇERİ

NÜKLEER HANÇERİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

Artık iletişim kolaylığı sayesinde herkes her şeyi bilir durumda. O zaman neden bu kadar farklı düşünceler var denebilir. Fark bilgilerin bireysel ve kamusal yarar olarak değerlendirilmesi ve bilginin derinliğinden olabilir. Ülkemizin elektrik gereksinimi hakkından enerji üretim tesislerine kadar her bilgiyi anında öğrenebiliriz. Eksiğimiz; dünyaya bakışımızdır aslında. Bir kesimde doğru bilgi; duruma kamusal bakan, doğaya, ekolojik yapıya zarar vermeyen yatırımların olması konusundan yana iken bir başkası gidene yok edilene değil gelene değer verir.

En az on yıldır Trakya ve İstanbul dahil Marmara ve Karadeniz kıyılarını ilgilendiren bir nükleer santral öyküsü var. Bu tür tesisler deniz kıyısına kurulmak zorunda imiş. Çünkü denizin suyunu kullanacak. Bu nedenle Mersin Akkuyu, Sinop ve Kırklareli seçilmiş bölgeler. Akkuyu onlarca yıldır yapılma aşamasında ve Sinop’ta da bir başlangıç oldu. Şimdi Kırklareli gündemde. Geçmiş yıllarda İğneada denmişti. Şimdi İğneada ve Kıyıköy arasında Kışlacık köyü sınırları içinde. Çalışmalar başlamış deniyor ama resmi başvurulara ya yanıt verilmiyor ya da planlarımızda henüz yok gibi yanıtlar veriliyor.

2024 yılında vali ve bürokratlarının Vize ile ilgili bir toplantıda elektrik hattının tamamlandığı bilgisi veriliyor. Ama asıl resmi evraklardaki bilgiyi Kırklarelili yaşam savunucuları buluyor ki hem de yazılı.

Olay şudur; bir şirket aynı araziye RES başvurusu yapar. Yaşam savunucuları tüm ÇED dosyaları gibi bunu da inceler. Şirkete verilen yanıtta bu alanın nükleer santral için ayrıldığı bilgisine ulaşırlar. Böylece resmi kayıtlarda görülüyor nükleere santral. Oysa yıllardır gelen giden tüm bakanlar birkaç kelam ettiler ama resmiyette yok! Yahu devlet gizli iş yapar mı diyoruz ama yapıyor demek ki.

Bu bölge; Trakya Alt Bölgesi 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında “orman alanı”, “tarım arazisi” ve “mutlak içme suyu koruma alanı” olarak tescilli. Doğal bir eşik olan İstrancalar’ın kalbine nükleer santral kurmak deniz çayırlarını sıcak su deşarjıyla yok etmek ve Trakya’nın nefesini kesmek demek.

Santral alanı Trakya’nın Karadeniz’e dokunduğu yer.14 bin dönümlük ormanlık alan feda edilecek ki bu iki milyon civarında orman ağacının katli demek. Bölgenin ekolojik dengesinin bozulmasıdır. Bu bölge Longoz Ormanları’nın yanıdır. Bu ormanlar sıradan ormanlar değildir. Yağmur rejimiyle, yeraltı sularıyla, gölleri ve dereleriyle yaşayan bir ekosistemdir. Burası Istranca Dağları’nın kalbidir.

Bu sakin alan eşsiz doğası, tarihi kalıntıları yanında bölgenin balık ambarı olan bir balıkçı kasabasıdır. Olağanüstü bir biyoçeşitliliğe sahip alan İstanbul’un havasına, suyuna can veren doğal bir sigortadır. Aynı zamanda Ergene Havzası’nın su kaynağıdır. Koruma altındadır. Buralardan çıkan sular içme suyu kıvamındadır. Ergene’ye ulaşmak için kıvrım kıvrım akan derelerdir hepsi. Bu temiz sular Çerkezköy, Çorlu, Muratlı’ya doğru akarken yanlış politikalar sonucunda kirli sanayi alanından geçerler ve zehir taşımaya başlarlar.

Trakya’da 1970’lerden beri devam eden denetimsiz sanayi yetmemiş. Tüm bölgeye yayılan taş ve maden ocakları, yanlış yerlere dikilen rüzgâr enerji santralleri yetmemiş. Trakya’mız ve İstanbul yapılanmaya açılan tarım ve orman arazileri ile suyu, havası, toprağı ve ormanı ile tüketilmeye çalışılmıştır. İşte bu özel ve güzel bölge nükleer santral ile topluca hançerleniyor.

Yaklaşık 14 bin dönümlük ormanlık alan risk altında. Milyonlarca ağaç, sayısız canlı yok edilecek ve geri dönüşü olmayan bir yıkım, ekokırım yaşanacak. Bu alan; Trakya Alt Bölgesi çevre düzeni planında orman ve tarım alanı olarak belirlenmiş, hem de bu iktidar tarafından. Üstelik içme suyu koruma kuşağında. Anayasa’nın 169. maddesi devlete ve yurttaşa ormanları koruma görevi veriyor.

Tüm bu olumsuzlukları taşıyan nükleer santral tesisine karşı yöre halkı savunma yapacaktır haklı olarak. Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde Vize’de panel düzenleniyor. Panelde projenin bilimsel, çevresel ve toplumsal etkileri kapsamlı şekilde ele alınacak.18 Nisan 2026 tarihinde saat 13.00’te Vize Belediye Kapalı Düğün Salonu’nda gerçekleştirilecek panelde, enerji politikalarından halk sağlığına, ekosistem üzerindeki etkilerden hukuki süreçlere kadar birçok başlık masaya yatırılacak. Uzman konuşmacılar, nükleer santralin olası risklerini bilimsel veriler ışığında değerlendirecek.

Trakya ve İstanbul dahil olarak tüm bölgeyi, ülkeyi ve de Karadeniz halklarını ilgilendiriyor. Bizlerin 1986 yılında yaşadığı Çernobilleri çocuklarımız ve torunlarımızın yaşamaması için bu santrale “dur” demeliyiz.

Devamını Oku

İKİ YIL GEÇTİ BİLE

İKİ YIL GEÇTİ BİLE
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

2024 yılında yapılan yerel seçimlerden sonra iki yıl geçti bile. Yani yerel idarelerin beşte ikisi gitti kaldı beşte üç, Trakya söylemiyle “bej de üj”. Belediye Başkanı Sayın Filiz Gencan’ın “Marka Şehir Edirne” kitabı elimde. Baka baka sayfaları çeviriyorum. Bu zaman içinde basından izlediğim veya çevremden duyduklarım ışığında kitabı okuyalım.Bu kitap aynı zamanda belediyenin 2025-2029 stratejik planında da kılavuz olmuş. İkisini de okuyorum.

Mavi sayfalarda “Dirençli Kentler” dört başlıklı.

1.Temiz suya ulaşım: Kent içme suyu şebekesi ve dağıtımı ile ilgili sorunları ve çalışmaları hepimiz yaşadık. Altyapı ve dağıtım tamam. Su fiyatlarına indirim olmayacağı daha doğrusu ülke ekonomisinin durumunu göz önüne alınca olamayacağı kesin iken indirim sözü vermek sanırım politika gereği. Öte yandan kent suyu yüzde yüz güvenli de olsa tüketici alışkanlıkları gereği ev musluğundan su içenler sayılı kalır.

2. Kanalizasyon Çalışmaları: Tamamlanmamış mahallelerde 2024 yılında devam edileceği belirtilmiş. Bunlar tamamlandığı gibi yeni oluşan yerlerde bu çalışmalar devam ediyor. Biyolojik atık su arıtma tesisi de tam kapasiteye çıktı diye biliyorum.

3.Asfalt Çalışmaları: Uzun vadeli kalıcı planlamalar yapılmadı sürece bu işler yap bozdur. Belediye yapar arkasından bir kurum kendi alt yapısı için bozar. Bunun dışında yeni ikamet yerleri de sürekli eklenir. Birkaç yılda yıpranan, kabaran, dökülen asfaltlardan bıkıyor kentliler. Kalıcı çözümler beklemek her kentlinin talebidir.

4. Yapı stokunun Yenilenmesi: Kaleiçi ve diğer alanlarda yapıları iyileştirmek sözü verilmiş. Henüz belediyemizin bu çalışmaya başladığını duymadım. Dar gelirli ailelere konut yardımı sözü de var. Bekleyeceğiz.

“Ulaşım” konulu turuncu sayfalar on başlıklı.

1.ETUS Denetim Altında: Başlığın ilk paragrafı ‘Ulaşım Ana Planı’ yapma sözü. Şu an kent ulaşımı konusunda ilk düğmenin yanlış iliklendiği bir sistem var. Belediye ve kentliler olarak yatalım kalkalım Kent Konseyi’ni alkışlayalım. Çünkü Kent Konseyi ETUS sözleşmesini mahkemeye taşımasaydı; fiyattan yeni hatlara, belediyenin ulaşıma araç almasından birçok konuda sözümüz olmayacaktı. Bu hak ile olsa gerek lafta kalacağını hepimiz bilsek de Sayın Gürkan ulaşım amaçlı 35 araç alma kararını ve bunun bütçeye konduğunu bile söylemişti. Bu sistem hep birlikte yenilenmeli ama başkanın süresi buna yeter mi bilemem. Ulaşımda indirim sözü de diğer belediye hizmetlerindeki indirimler gibi boş ve güncel vaatler oluyor maalesef. Çünkü liberal sistemimiz kamusal görevleri belediyelerden şirketlere aktarma olanağı sağladı. Bunun sonucunda da önceden ‘Belediye yapar’ idi, ‘ya da yaptırır’ eklendi. Halkçı belediyeler bile yapmıyor ihale ile yaptırıyor.

2.Otobüs Terminalini Yenileyeceğiz: Henüz var olanı işler hale getiremedi belediye. Uzun erimli bir vaat. Ama denetimi daha sık yapılabilir ve hiç olmazsa görsellik iyi olur.

3.Otopark Sorununu Çözeceğiz: Gerçekleşmesi zor bir söz. Kent toplu ulaşımının eksikleri ve kentlilerimizin konforlu yaşamı sevmesi sonucu kent içi araç sayısı çok fazla. Bunun çaresi çok otopark yerine ulaşım planlamasında farklı çözümler bulmaktır. Vaatte belirlenen bazı semtlere otoparklar ve tur araçları park yeri henüz olmadı. Birkaç yere basit çözümler üretildi. Ancak kentlilerin birçoğu otopark işini belediyenin yapmasından memnun.

4. Trafik Sorununu Çözeceğiz: Boş bir vaat. Bir önceki satırda yazılanları burada da yazmak istemiyorum. Akıllı şehircilik kentteki tüm tarafların bir arada olacağı ve yıllarca değiştirilmemesi konusunda niyetin konduğu bir ortak akıl ile olur. Bekleyeceğiz.

5.Tek Tip Taksi Durakları: Geçmişte zaten bir çalışma vardı, devamla bitirilebilir.

6.Servis Araçlarında Güvenli Ulaşım: Olması gereken. Servis araçları resmi araç gibidir ve emekçileri, geleceğin büyüklerini taşır. Belediye denetim ve eğitimlerle desteklemelidir. Varsa paydaşlar ile sorunlar çözülmelidir.

7.Bisiklet Yolları: Her defa verilen ve stratejik planlara da konulan ama hiç gerçekleşmeyen bir vaat. 2025-2029 Stratejik planının 82. sayfasında ulaşım hizmetleri müdürlüğünün sorumlu olduğu belirlenen iki noktada bisiklet kiralama ünitesinin kurulması planlanmış ki 2025 yılında aylık kiralanacak bisiklet sayısı 500 olarak hedeflenmiş. Sayın başkanın kitabında da beş yılda 20 km bisiklet yolu var.Bisiklet ile kent ulaşımına giden amaçta değişen bir şey yok. Bekliyoruz.

8. Motorcu Dostu Yollar: Bu vaatte ulaşım planlaması ile çözülecek bir sorun. Ama ‘yollarımızda çukur ve kaygan malzemelerin meydana getirdiği kazaları önleyeceğiz’ sözü iddialı bir söz ve belediye yol çalışmalarını yaparken bu sözü anımsamalıdır. Kuryelerin iş aracı olan motosikletlerin sayısı artarken kazalar da artıyor.

9.Kamyon Garajı: Hurdacılar ile birlikte Tayakadın’a taşınacağı konusunda Eylül ayında bir açıklama olmuştu. Umarız tez zamanda olur.

10.Oto Galericiler: En sona doğru gündeme gelebilirse şanslı denebilir.

“Yeşil Edirne Projeleri” dört başlık olarak yeşil sayfalarda.

1.Balkan Park: Bu konuda en güncel duyum Kent Konseyi’nin 4 Nisan günü yapılan toplantısında geldi. Uzun vadeli bir planlama olduğu ve altyapı işlemlerinin kademeli olarak yapıldığı bilgisi verildi.

2.Cep Parkları: Yavaş da olsa yapılıyor sanırım. 109 alanın park ve bahçe olduğunu düşünürsek değil bir iki yıl, beş yıl bile az gelir. Önemli olan niyet ve devamlılık. Bu konuda semt sakinlerinin talepleri ve uzmanların görüşleri dikkate alınmalı.

3.Yaşam Koridorları: Cep parklar gibi sırayla olacak bir çalışma. 4 Nisan günü Kent Konseyi paneli birçok bilginin ve akademisyen bakışıyla olması gerekenin konuşulduğu bir paneldi. Yeşil Edirne için alınması gereken dersleri kamuoyu ve belediye yetkilileri umarız alırlar. Bu arada bu panel bilgilerinin tümünü Edirne Kent Konseyi web sitesinden okuyabilirsiniz.

4.Meydan Düzenlemesi: Sıraya konularak yapılan çalışmalar var. Örneğin; Uğur Mumcu Park alanı ve Erdoğan Park diye bildiğimiz alanlar bu kapsamda düzenleniyor.

Kırmızı renkli “Turizm Projeleri” sayfaları dört başlıklı.

1.Balkanların Yükselen Yıldızı Edirne: Bu vaat tarih boyunca oluşanların sonucu gerçekleşir. Bir başkan zamanını değil bir insan ömrünü bile aşan bir vaat. Ancak şu gerçeği hepimiz görüyoruz ki Balkan ülkeleri ile ilişkilerimiz sadece eğlenmek ve yemek üzerinden oluyor. Çoğu da resmi protokollü ilişkiler. Bu da kentin bir kesimi için geçerli. Balkan filmleri, Balkan yemekleri, Balkan misafir edinmeleri gibi kültürel düzenlemeler gerekli.

2.Turizm Rotası: Bazen işler kendiliğinden oluşabiliyor. Turizm sektörü bu oluşumu sağlıyor olsa da yerel yönetimin bunu planlaması ve yönlendirmesi çok önemli. Bu vaadin günlük gezi rotalarına Tavuk Ormanı’nın turizm rotasına eklenmesi var. Uzmanların genel düşüncesi şu ki ‘bir yeri korumak istiyorsanız insanı sokmayın’ derler. Ama güzellikleri de görmek gerekiyor. Bu nedenle çok iyi bir çalışma ile hem doğallık bozulmamalı hem de insanların huzur bulacağı geziler yapılabilmelidir. Konaklama kesinlikle düşünülmemelidir.

3.Edirne Turizm Gözlemevi: Umarız olur.

4.Edirne Peyniri Müzesi: Bugüne kadar olması gerekendi. Peynirin anavatanıyız diyoruz ama yeterli kalite ve tanıtımı yakalayamadık. Geçmişte Edirne vekili rahmetli Unakıtan’ın ABD’de ve Meclis’te Ezine peynirini övmesi travması da var. Bunu aşmanın yolu tanıtım ve kalite. Müze olması o nedenle önemli. Müzeye konacak fotoğrafların EFOD’un ‘Peynirin Hikayesi’ sergisindeki fotoğraflardan alınmasını öneririm.

Mavi Sayfalardaki “Mekânsal Projelerimiz” Onbir Başlıklı.

1.Yuvam Edirne Kreşleri: Beş yılda on kreş olarak düşünülmüş. Her yıl iki adet planlanmış ama geçen iki yılda açıldığını duymadım. Umarız kalan üç yılda hızlandırılarak yapılır.

2.Sokak Hayvanları Tedavi, Rehabilitasyon ve Can Dostları Doğal Yaşam Parkı: Valilik ve Belediyeyi kutlamak gerekiyor. İlgili dostlardan duyduğum kadarı ile kent dışına kurulan sahipsiz hayvan yaşam alanı iyi bir sonuca gidiyor. Maliyeti düşürmek için söylenen atık yiyeceklerden mama üretimi de tez zamanda faaliyete geçirilmeli.

3. Minik Dostlar Mezarlığı: En kolay çalışma. Yer tahsisi ve diğer işlemler çok çabuk yapılabilirdi. Sanrım sahipsiz hayvan yaşam alanının bitmesi beklendi.

4.Bungalov, Tematik Köy ve Karavan Park Projesi: Kolay çalışma değil. Olmalı mı, evet. Sonuçta bu vaat mutlaka talepler doğrultusunda oluşmuştur.

5.Kapalı Pazar Alanları Projesi: Henüz gündeme gelmedi.Var olan Ulus Pazarı sorunu çözülmeye ve Balkan Pazarı olarak açılmaya çalışılmakta. Devamında olacaktır.

6.Çalgıcı Mektebi ve Zanaatkarlar Çarşısı: Zanaatların yaşaması, zanaatkarların işlerini yürütmeleri için anlamlı bir vaat. Yok olan ve yaşayan zanaatları yeniden canlandırır. Turizmi geliştirdiği gibi birçok kentliye de iş olanağı sağlar. Umarım tez zamanda sonuçlanır.

7.Kız Öğrenci Yurdu: Yıllardır talep edilen ama sosyal demokrat olduğunu söyleyenlerin el atmadığı bir konu. Bu sebeple de dışarıdan gelen öğrencilerin birçoğu tarikat iltisaklı sermaye yurtlarına gitmek zorunda kaldı. Kendi giderini de karşılayabilecek olan bu yatırıma umarız tez zamanda başlanır.

8.Hıdırlık-Tabya Mevkii Seyir Terası: Kenti gözlemek için iyi bir seçim, henüz bir ses yok.

9. Amfi Tiyatro: Her kentte olması gereken bir alan. Henüz dile bile gelmedi.

10.Spor Merkezi Edirne: Her adayın programında oldu. Ama kentte spora yatırım hep hamasette kaldı. Bir miktar para yardımı spor merkezi olmaya yetmiyor.

11.Mahalle Konakları: Yapımına süre yetmez. Ama birkaç mahalleye olsa örnek olur.

“Sosyal Politikalarımız ve Projelerimiz” adlı yeşil sayfalar dokuz başlıklı.

1.Kent Yoksulluğu İle Mücadele: Merkezi iktidarın yoksullaştırdığı yurttaşların yaşamına katkı sunma yerel idarecilere kaldı. Bunlardan aşevi ve kent lokantası, öğrencilere bir öğün yemek, kırtasiye ve giyim gibi ayni yardımlar az da olsa yapılmakta. Emek kooperatifleri veya evsel üretimi desteklemek, her mahalleye internet gibi vaatlerde umarız olur.

2.Engelsiz Edirne: Temelleri 2015 yılında Kent Konseyi ve kadın örgütlerinin talebiyle atılmıştı. ABD’ye gidilerek protokol bile imzalanmıştı ama öyle kaldı. Engelsiz Yaşam Merkezi de o yıllarda yapıldı. Tesisin işlevselliğinin arttırılması için yazılan ama maalesef idarenin uygulamadığı bir program ve ilkeler bile yazılmıştı. Umarız oradan dersler çıkarılır ve o günün aktif kişileri ile konuşularak süreç daha dinamik olarak devam eder. Bu arada belediyede engelli birimi oluşturulduğunu duymak da sevindirici. Engelliler konusunda kent bileşenleri ile birlikte olmak önemlidir.

3.Yaşlılarımıza Tam Destek: Merkezi iktidar yerine yine yerel iktidara kalan bir çalışma. İzleyebildiğimiz kadarıyla evde bakım, tadilat, danışma hattı gibi bazı işlerin az da olsa yapılmaya başlandığını okuduk. Devamı da umarız.

4.Güçlü Kadın, Güçlü Aile: Kadınları güçlü kılmak ve ailelere yardım vardı ve artarak devam ediyor, etmeli: Başkanın kadın olması da bu hızı gerekçelendiriyor. Üreten kadınlar atölyesi tüm üretenleri kucaklamalıdır. Özellikle etüt merkezi acilen olmalı.

5.Gençlere Tam Destek: Genç Cafe açıldı ve arttırıldı. Bu yerlerde hızlı internet ve erişilebilir hizmet önemlidir. Ulaşımda da ufak bir indirim sağlandı ama her gün gelen yakıt zammı var. Asıl olan belediyenin araç alarak öğrenci öncelikli kaliteli ve ucuz ulaşımı sağlamasıdır. Her yıl 3-5 araç alınsa yeter.

6.365 Gün Şenlik Var: Kültürel olarak her gün gerileyen kentimize acil gerekli. AKM’de özel sektör tarafından çok güzel tiyatro ve etkinlikler oluyorsa da belirli bir kesim ulaşamıyor. Kamusal hizmet anlamında yerel idarenin yapması anlamlı olur. Festivaller kenti deyip absürd işler de oldu geçmişte. Kentin dinamikleriyle konuşularak karar verilmeli.

7.Doğa Kazanacak, Edirne Kazanacak: Başlığın dört alt vaadi var. Uzun erimli ama olabilecek çalışmalar.

8.Bereketli Toprakların Üretken Çiftçileri: Öncelikle toprağı korumakla başlamalı ve üreten kişilerle buluşulmalı. Çalışmalar var. Umarız üreticiye alım garantisi de verilerek üretici ve tüketicinin kazanacağı bir sistem kurulabilir. Meyce sebze hali yılların derdi. ‘Bostan Edirne’ sözü kuru dalda duruyor. Bakalım sıra gelecek mi?

9.Dürüst, Katılımcı ve Adil Belediyecilik: İlk paragrafında; ‘Edirne’de yeni bir dönem başlayacak’ diye yazılmış. Raporlama, şeffaflık, iletişim kolaylığı gibi özde güzel vaatler var. Ayrıca Kent Konseyi paragrafı açılmış ki ‘yapacağız, edeceğiz’ türü sözcükler yanlıştır. Kent Konseyi demokratik bir sivil örgütlenmedir. İçişlerinde kararları delegeleri verir. Sayın Başkanın ‘meclis kurma’ vaadi eksik bilgiden kaynaklanmış olabilir. Destek olabilir. Ama‘meclis yönetimlerinin aldığı kararların belediyemize doğrudan aktarımını sağlayacağız’ doğru bir vaattir ve olması gerekendir. Hemen hayata geçirebilir; Ayda bir yapılan belediye meclis gündemlerini ekleriyle birlikte Kent Konseyine iletmesi de görevdir.Öte yandan bugüne kadar genel bir toplantı yapılmamasını eksiklik görenler var. Olmalı.  Ama sanırım her gün basına açıklamalar yaptığından gerek görülmüyor.

Yerel idarenin vaatlerine elbette bugün itibariyle değindik. Başarılı ve kalıcı olması şans işi değil anlayış işi. Umarız her çalışmada kent dinamikleri ile işbirliği olur.Her şeyi belediyenin yaptığı ve kentlileri sofrada ağırlamak yöntemi katılımcılık değildir. Katılımcı olmak; karar ve plan aşamasında olursa etkili ve demokratik olur. O zaman sofra da lezzetli olur.

Devamını Oku

SICAK GÜNDEM

SICAK GÜNDEM
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu.jpg

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki temel ilkelerin yoksa büyük çoğunluk olarak gündemin rüzgârı ile kavrulmuş yapraklar gibi uçuşup gidiyoruz. Denir ya kuzey Avrupa ülkelerinin bir yılda yaşadığı vakıaları biz her gün yaşıyormuşuz.Doğru değil mi?

İBB-İmamoğlu ve CHP davaları, gazetecilerin tutuklanması gibi evrensel yasalara aykırı ve dünyanın en absürd olaylarıbizde gündem olabiliyor. Toplum olarak bu gibi gündemleri yaşadık ama bu kez hepsini aşan bir durumdayız.

Ama ülkemiz geçmişinde buna benzer onlarca davalar yaşadığımızı da unutmamalıyız. En son Ergenekon gibi benzeri davaların sorumlusu FETÖ idi. İktidar o ekibin içinden geldiği için daha da tecrübe kazanarak akla hayale gelmeyecek kurgular üretip bunları belgelemeye çalışıyor.

Dünya hukukunda temel kural olan ‘suçluluğu kanıtlanmayan herkes masumdur’ ilkesi yerin bin kat altında. O kadar kirlenmişlik durumundayız ki ne ekersen pislik, kirlilik, mikropluk çıkıyor.Bu hengamede insanların özel hayatları, duyguları, aile ilişkileri de kamu yetkilileri eliyle piyasa gördükleri siyaset alanına taraftarlarca salınıyor.

Davalarla yatar kalkar olduğumuz günlerde kirlenmişliğin sorumlusunun yüz yıl önce kurulan cumhuriyeti ve kadrosunu görenlere ne demeli? Gündeme yoğunluğundan olsa gerek belirli birkaç kesim dışında sesi bile duyulmayan bir açıklama oldu. Memur-Sen konfederasyonu başkanı Ali Yalçın’ın 9. Türkiye Buluşması’nda söylediği söz; “Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilen eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var.” Toplumsal birliğin gerektiği iktidar tarafından sürekli belirtilirken iktidarın da her gün “milli birlik”, “iç barış” dediği günlerde bu gibi cümle bazı kişiler tarafında söylenmesi planlı bir çalışmadır.

Memur Sen gibi 500.000 dolayında öğretmen dahil 1.100.000 dolayında memurun üyesi olduğu bir örgütten gelmesi acı veriyor azıcık vicdanı olanlara. Resmi dairede hepimize kamu hizmeti sunan emekçi çalışanlarımız elbette genel başkanları gibi düşünmüyor. Cumhuriyet dönemini narkozlu dönem olarak tanımlayan genel başkanlarının kim bilir nerede hangi ortamda aldığı narkozdan çıkamadığını biliyor olmalılar. Çünkü özellikle kamuda çalışanların bu fırsatı Cumhuriyet ile elde ettiklerini hepimiz biliyoruz. İşyerinde sendika takvimi ile Atatürk fotoğrafı bulunan kamu çalışanı arkadaşların bu cümleleri söyleyen bir başkanı sorgulamamaları, peşinden gitmeleri kendileri için tehlike arz etmektedir. Ki bu kişi 1.100.000 kişiden her ay gelen ortalama 250 liranın yani toplamda 275 milyon liranın kasasına girdiği bir emekçi(!) sendikası.

Bugünkü yoksullaşmaya yıllardır zemin hazırlayan ve yoksullaşmanın altında iktidar ile birlikte imzaladıkları sözleşmeler olan bu zatın kişisel aylık gelirin 300-500 bin lira olduğu, harcamalarının da kurumundan yapıldığı iddiasının doğruluğuna inanıyorum. Üyeleri talep etsin ve açıklasın.

Bu kadar gündem arasında her gündemi etkileyen savaş da çabası.Dünya silah üreticilerinin ve inşaat sektörünün can simidi olan savaşlarda yoksullaşan, ölen hep halklardır. O nedenle halkların savaşlara son vermek de ancak halkların elindedir. Halklar dünyanın her yerinde sokakları doldurarak savaşa hayır dediğimizde kazanacağız.

Gündemler ülkenin makus talihini olumsuz etkilerken kentimiz yaşamında da bunu görüyor ve her yurttaş gibi yaşıyoruz. Bu süreçte yerel gündemler güme gidiyor ve kent sorunlarında birleşmek yerine ülkedeki saflaşma taraflılığı ile değerlendirme yapıyoruz.

Örneğin altyapının henüz bitmemiş olması. 2019 yılı Aralık ayıydı sanırım. 2014 yılında belediye başkanı olan Recep Gürkan altyapı sözü verdiği halde başaramamıştı. 2019 seçimlerinde ikinci kez başkan seçilmişti. Nihayet merkezi iktidar ile yerel iktidar uzlaşmış ve birlikte tören yaparak üç yıl içinde bitecek sözü vermişlerdi. Üç yıl yani 2022 geldi her iki yetkiliden de ses çıkmadı. 2023 geldi ses yok. 2024 seçim sürecinde siyaseten altyapı konusunu sorgulayarak birbirlerini suçlarlar dedim ama yine kulakla duyulan, gözle okunan bir güçlü duyum olmadı.  2024 parti değil ama başkan değişti. Bugün bile bu ve benzeri bir detaylı hesap verme-hesap sorma yok. Oysa kentliler olarak ülke ayrışmasını aşan bir kent siyaseti olarak yerel veya genel iktidardan bu sorgulanmalıdır. Altyapı bugün sorun ise bunun sorumlusu sorgulanmalı ki benzeri hatalar gelecekte yapılmasın.

Dedik ya gündem çok çabuk değişiyor. Birçok gündem dışında iktidarı da aşan bir gücün uzun erimli bir gündemine hizmet ediliyor gibi hislerimiz oluyor çoğumuzda. Cumhuriyet ile bu kadar çatışan, kurucularını değersizleştiren ve bugünden yarına büyüyen bir ana gündem olamaz mı birilerinde? Seçenekleri de olan bu ana amaç ne olabilir diye sormayacağım. Ama 1920’li yıllarla ilgili olduğu gerçeği öne çıkıyor.

Emperyalizmin ana gündemini anlayabildiğimizde ülke gündeminde bölgesel ve ulusal çıkarlarımızda ve kent çıkarlarımızda birleşeceğiz. Onun için her davranışımızda ve sözümüzde arka planlara irdelemek gerekiyor.

Devamını Oku

DÜN BAYRAMDI!

DÜN BAYRAMDI!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-3.jpg

Dün bayramdı. Birkaç günlüğüne edinilen umut ve sevincin acısı bayram sonrası ceplerimizi ve yarına olan umudumuzu sarsmaya devam ediyor. Daha kötüsü var deyip de şükür etmek daha beter duruma devam etmektir. Önemli olan bizlerin sessizliği sayesinde haksız kazanç elde edenleri sorgulamak. Çünkü onlar çaldıkça, adalet sağlanmadıkça bizlerin mutluluğu olmuyor ve olmayacak.

Dün bayramdı. Eşiyle birlikte Ankara’dan anne-babasını ziyarete giden gazeteci İsmail Arı bayram günü babasının gözü önünde jandarma tarafından alınıp Ankara’ya getirildi. Bayram sonrası da tutuklandı. İsmail Arı doğru ve gerçek haberleri, yalanlanamayan haberleri yaptı. Haberleri o kadar gerçekti ki muhatapları kendilerini savunmadılar, savunamadılar. O nedenle de tutukluyorlar, susturmaya çalışıyorlar.

Dün bayramdı ve İsmail Arı “gel” deseler gelecek iken ve avukatının durumu söylemesi üzerine bayram günü yola çıkıp ifade verecekti. Bayram günü gözaltına alındı. Çünkü çok kızmıştı birileri. Devlete sızarak hibe, yardım, protokol gibi nakit aktarım yapan iktidar dostu dernek, vakıf veya şirketleri ortaya çıkarmıştı. Yunus Emre Vakfı’ndaki 630 milyon TL’lik yolsuzluk bunlardan sadece birisiydi.

Dün bayramdı. İsmail Arı “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçundan tutuklandı. Oysa İsmail’in haberi sonrasında yetkili makamlar gazeteciyi yalanlayarak doğru bilgiyi verebilirdi. Ama doğru bilgi İsmail’in yazdıklarıydı. Bu nedenle İsmail gibi gerçek gazeteciler sayesinde bizler Kızılay eski başkanının Maraş depremi sırasında Kızılay çadırı ve gıda sattığını, yaşanan skandalları öğrendik. Bunun üzerine görevden alınan eski başkanın kızının kullandığı aracın çarpması sonucu hayatını kaybeden 17 yaşındaki gencin ailesinin adalet mücadelesini de İsmail yazdı.

Dün bayramdı.İnançlı insanların arınma günüydü. Dini söylemlerle halkın içinde dolaşan ama beynine dolanmış örümcek ağı ahlaksızlığı iç dünyalarından atamayan iktidar destekçisi vakıfların çocuklarımızın geleceğine ektikleri kötülük tohumlarını ortaya çıkaran İsmail tutuklandı. Çünkü İstanbul’da şeriat iltisaklı ve iktidar yanlısı bir vakfın sorumlusunun dört yaşındaki kızını istismara maruz bıraktığını ve devamında hukuki süreçleri İsmail duyurmuştu kamuoyuna. Ve dört yaşındaki kız çocuğunu karanlık gelecekten kurtarmıştı.

Dün bayramdı. İsmail Arı suç örgütlerini ve tarikatları yazdığı için tutuklandı. Örneğin Bora Kaplan suç örgütü davasını yazmıştı. Veya Fetullahçıların devletten arındırılması ile kamuda boşalan yerleri hızla dolduran ve ülkenin en kitlesel cemaatine dönüşen Menzil’in çalışmalarını, para kaynaklarını ve siyasi ilişkilerini yazmıştı.

Dün bayramdı. İsmail Arı Maraş depremi sonrasında mağdur olan ailelerin adalet mücadelesini yazdığı için tutuklandı.

Dün bayramdı. Gazeteciler Sendikasının bilgisine göre son 6 yılda 3.480 gazeteci yargılanmış, 420 gazeteci gözaltına alınmış, 145 gazeteci tutuklanmış ve an olarak da 15 gazeteci içeride bu güzelim ülkede.

Dün bayramdı. İsmail Arı’nın ne ilk ne de son örnek olmayacağını hepimiz biliyoruz. Biliyoruz çünkü yalanın, sahtekarlığın, aymazlığın, hırsızlığın, kamudan zenginleşmenin, dini inançları kullanarak sermayelerine sermaye katanların azınlık egemenliğine gidiyoruz. İktidar bu kirlenmişliğin önünü açıp pay alanları desteklediğinde yapacağı tek çıkış yolu kalıyor; suçlamak ve içeri almak.

Dün bayramdı.Gözaltına alınmadım, tutuklanmadım diyerek sevinilecek gün değil. Yeni gözaltı ve tutuklamaların önüne geçmenin, sıranın bize gelmesini önlemenin tek çaresi hepimizin her haksızlık karşısında birleşerek itirazlarımızı yapmaktır. Korkup susmamaktır. Susmamalıyız çünkü biz çoğunluğuz ama bunun farkında değiliz.

Dün bayramdı.Biz yine boşuna bekledik iyi niyetli söz ve dileklerin gerçeğe dönüş müjdesini görmeyi. Yurttaş olarak hepimizin anayasal görevi olan idareleri denetleme, sorgulama ve doğru bilgiye ulaşma olanağı verdiği için İsmail ve diğer gerçek gazetecileri ödüllendireceği yerde gözaltına alıp tutukladı İsmail.

İktidarlar tutuklayarak, hapse atarak kazandıklarını sanabilirler. Ama insanlık tarihinde gerçeklerden koparak iktidarını daim kılan yoktur.

Devamını Oku

İMAM BAŞ’TA AMA ÜLKE ARŞ’TA OLMADI

İMAM BAŞ’TA AMA ÜLKE ARŞ’TA OLMADI
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

GİRİŞ:

Daha önceleri saymadım bile. Ama 15 yıl önce (21.10.2010) yazdığım yazıyı ilgilenenler veya yetkiler. Veya her zamanki gibi önemsenmemiş, bu kadarı olmaz denip geçilmiş.İktidar,planına sadık kalarak ağırdan, çaktırmadan, tepkilere bakarak planını uyguladığı için sevinmekte. Ya muhalifler? Cumhuriyet kurulduğundan beri geleceği gören bilimsel siyaset öngörülerini hiç mi görmedik?

GELİŞME:

15 yıl önce yazdığım “İmam Başa, Ülke Arş’a” yazımda öngördüklerim bugün oldu ve ben Başımdaki İmam’ıma sığınarak Arş’tan yazıyorum!

Olay neymiş 15 yıl önce? Üç okulun Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Dersi’ne Müftülük görevlisi imamlar girmeye başlamış. Bugün yaşadıklarımızı görünce o günden bugüne çok hızlı yol almış birileri. O günden bugüne erdiğimiz zaman diliminde;

O yıllarda iftar sofraları bu kadar yoktu. Kamuda çalışanlar veya emekçiler amirlerinin ya da patronlarının arkasında camilere doluşmuyordu. Cemaat, tarikat bağlantılı dernek, vakıf, hareket türü örgütlenmeler kentin ticaret veya sokaklarında egemen olamamıştı. En önde gideni FETÖ örgütlenmesi idi ve her resmi kuruma günün gazetesi Zaman dağıtılıyordu.

Kamu kurumlarına güven vardı. Eğitim ve sağlık bütçeleri bugüne göre daha iyiydi. Sadece FETÖ’cü çetenin sözünün geçtiği kamu kurumları ve yargı mensupları vardı. Eğitimde 4-6 yaştan başlayarak her kademede tekli inanç bu kadar aleni dayatılmıyordu. Eğitim ilkelerine aykırı ÇEDES projesi başlamamıştı. (ÇEDES; Cumhuriyetin yüzüncü yılında imzalanan protokol;öğrencilere manevi, ahlaki ve kültürel değerlerin ‘manevi danışmanlar’(imam, vaiz vb.) aracılığıyla okul içi/dışı faaliyetlerle aktarıldığı bir değerler eğitimi). MESEM henüz bu adı almamıştı ve güvenceli kurallarda çırak yetiştiriyordu. Sanayi işyerlerinde kazanç sağlama hedefi yoktu.(MESEM: Meslek liselerindeki öğrencilere pratik eğitim amaçlı program.)

O yıllarda bu kadar yoksulluk da yoktu. Çocuklar okullarda aç kalmıyordu. Emekliler bayramlarda torunlarına hediye alabiliyor, harçlık verebiliyordu. İşsizlik özellikle genç diplomalı işsizlik oranları korkunç derecede büyümemişti. Marketlerin çöp olarak ayırdığı meyve-sebzeleri almak için kuyruklar oluşmuyordu.

O yıllardan bu yıla baktığımızda; inancımız ve sadakatimiz artarken yoksulluğumuz, yoksunluğumuz, yasaklarımız ve aç çocuk sayımız sürekli arttı. Okullar ve resmî kurumlar laikliğe inat inançların gösteri yeri oldu.

SONUÇ:

Sonuç ortada. Her gün hızlanarak geleceğin karanlığına gidiyoruz. İmamın başta ülkenin arşta olma rotasının yanlışlığı görülmüştür. Bir görülen de biz olmazsak bu düzen bizi güldürmez.

ÇARE:

15 yıl önceki yazımda çare de vardı:‘Cumhuriyet, laiklik, sosyal devlet, vb. bu coğrafyada yoktur, egemenler bizi kandırmak için kitaplara bunları yazıyorlar ama kendi bildiklerini yapıyorlar. Çözüm; sınıfımızı bilip, sınıflı toplumlarda olması gereken sınıflar arası çatışma ile çağdaşlık, demokrasi ve sosyalizm mücadelesini vermektir.’

Her inananın kendince mutlu yaşadığı ve hiç kimsenin yoksullukla kul edilmediği bayramlar dilerim. Ve ayrıca dün anımsadığımız, 110 yıl öncesinin ‘Çanakkale Geçilmez’ gerçeğini iyi anladığımız bayramlarımız olsun. Çünkü bu anlam bağımsızlık ilkesidir ki laiklik ilkesi gibidir. Anlamsızlaştığında biz insan değil sadece canlı sayılırız.

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya