
24 Eylül 2026 Perşembe


Toprağımızı elimizden alana karşı direnirdik. Suyumuzun başına geçip bizi susuz bırakanları birlikte derdest ederdik. Ekmeğimize göz dikenlere karşı birlikte ses çıkarırdık.
Bölgemizde birçok tehlike yaşadık ve tepki olarak etkinlikler yapıldı. Sermaye ve emrindeki iktidar öyle planlı ki; tepki kadar tepkinin devamlılığına bakıyor. Dalga dalga ve daimî olarak arkası gelen tepkiler sonrasında ileriye erteleyerek tepkiyi soğutuyor. Tepkilerin azaldığı durumunda ise maalesef dediğini yapıyor.
Sermaye gözüyle her zaman kazanç kapısı, birikim alanı olarak görülen emek ve doğa sömürüsü amaçlı çok badireler atlattı bölgemiz. Yaşam savunucularının gönüllü mücadelesi ile somut kazanımlar elde edildi. Taş-maden ocakları, uygun olmayan yerlere yapılan rüzgâr elektrik santralleri, orman, mera ve tarım arazilerinin kent ve sanayileşmeye kurban edilmesi, suyun plansız kullanımı gibi tehlikelerden sonra nükleer tesis kararına karşı mücadele ederken şimdi de kaya gazı çıkarma hamlesi geldi iktidardan.
Cumhurbaşkanlığı kararı ile bölgemizin hemen hemen dörtte üçünü içine alan bölgedeki tarım alanları, mera ve ormanlar acil olarak kamulaştırılacak. Bu işleyiş sonucun da bölgemizde tarım ve hayvancılığın sona ereceğini bilimsel verilere dayanarak uzmanlar belirtiyor.
2015 yılında da benzeri karar alınmıştı ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde Kırklareli Kent Konseyi tarafından bir bilgilendirme toplantısı yapılmıştı, tarih; 29.05.2015. Basın açıklamaları ve benzeri etkin çalışmalar sonucunda gündemden çıkmıştı kaya gazı ki meğerse ertelenmiş.
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin Taraflar Konferansı’na (COP31) ev sahipliği yapacak ülkemizin en verimli alanlarının suyunu, ormanını, arazisini yok edecek ve sonuçta iklim krizini arttıracak böyle bir karar çelişkidir. Ama sermaye çelişkiye, bilimsel verilere bakmıyor, önüne kattığı her şeyi kendi kazancı için yok edebiliyor.
Teknik bilgileri basın yayın organlarından okumalıyız ve taraf olmalı, birlikte mücadeleye katılmalıyız. Bu hepimizin yurttaşlık görevidir. Çünkü bölgemiz suyuna erişmek için 600 metreye kadar inilmesi gereken bölgemizde su hepten ulaşılamaz olacaktır. 2015 yılındaki toplantıda edindiğimiz bilgiye göre kaya gazı için her kuyuya en az 18.500 galon su basılması gerekiyor ki bir galon 19 litre. Yani her kuyu için 351.500 litre su gerekli. Bu su denizden, akarsudan değil yeraltından sağlanacak. Ve her kuyuya zamanın yok edemediği kimyasallar bırakılacak. Bu kimyasallar yer altında yayılarak yüzlerce yıl toprağı, araziyi ve dolayısıyla kökü toprakta olan her bitkiyi, canlıyı olumsuz etkileyecektir.
Kaya gazı yanında TPAO eliyle petrol, doğal gaz gibi onlarca maden veya gaz aramasının da bölgede yapılacağını düşünürsek Trakya tümüyle tehdit altındadır.
Oysa Avrupa veya diğer gelişmiş ülkelerde kaya gazı çıkarılması kanunlarla yasaklanmış. Çünkü doğayı yok ediyor. Doğa yok olunca bölge de evren de zarar görecek. Buna rağmen iktidar kaya gazı elde edilmesi işlemi nedense bizde müjde olarak sunuluyor.
Bu gibi durumlarda çoğumuz beddua ederiz. Bedduamızın sebebi birlikte mücadeleden kaçınmak, çekinmektir, belki de korkmaktır. Oysa birlikte olduğumuzda hiç kimse bizlere kötülüğü dayatamaz. Örgütlü oldukça korkularımızdan da arınırız.
Geçim derdimizin, umutsuzluğumuzun, güvensizliğimizin, çaresizliğimizin ilacıdır örgütlülük. Geçmişin olumlu sonuçlarını düşünerek ve onlardan güçlenerek iktidar yetkililerinin sermayeye peşkeş çektiği bu durumdan kurtulmalıyız. Trakya’da bilgiyi akademisyenlerimizden alarak toplumsallaştırmak kitle örgütlerinin görevidir. Yıllardır Trakya Platformu (TP), Trakya Kent Konseyleri Birliği (TKKB), Trakya Belediyeler Birliği (TBB) ve çevre-ekoloji gibi ilgili demokratik sivil örgütler birlikte bölgemize sahip çıktık, yine çıkmalıyız.
Yanlış kararı alanlara “kaya kadar taş düşsün başınıza” diye beddua etmek yetmez mücadele gerekir. Edemezsek ‘kaya kadar taş’ bizim başımıza düşecek ve kaya gazı da geleceğimizi yok edecektir.