DOLAR 46,5034 0.05%
EURO 52,7754 -0.31%
ALTIN 6.079,99-1,03
BIST 14.393,10-1,01%
BITCOIN 29065930,24%
Edirne
25°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

YÜZ YILIN HİKAYESİ

YÜZ YILIN HİKAYESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

Her durumun bir hikayesi vardır ya CHP’deki durum da insanlık tarihine dayalı uzun bir hikayedir. Hikâyenin geçmişi uzundur ama CHP’yi ilgilendiren kısım 1900 sonrasıdır.

George Orwell’in söylediği gibi; “aslında hiçbir şey yasa dışı değildi çünkü artık yasa diye bir şey yoktu” tespiti ülkemizde bugünün somut durumudur. Yine de eldeki hukuk ve halkın eylemleri ile bu kadar hukuksuzluğa karşı mantıklı ve hukuka uygun çözümler aranıyor.

AKP’nin 24 yıllık iktidar döneminde 10 yıl Baykal, 13 yıl da Kılıçdaroğlu muhalefet partisi başkanıydı. Bu iki seçilmiş başkanın hatalarını saysak sayfalar yetmez. İktidar memnundu.Makamların utanıp söyleyenlerin utanmadığı sözcükler söylendikçe toplumsal değerler tükendi. Bu hakaretleri burada yazmak bana ayıp gelir. Hakarete maruz kalanlar ise grup toplantılarında ağız dalaşı ile idare ettiler.

Bu süreçte sosyalistler, çevreciler, yaşam savunucuları, hak mücadelesi verenler sessizleştirildi çünkü arkalarında siyasi destek olmadı. 2023 yılında CHP 38. Genel kurulunu yaptı ve Kemal Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel yarıştı. Özel kazandı.

Olması gereken partideki değişimi kabul etmek ve elini sıkmaktı. Tıpkı İnönü’nün Ecevit’e karşı kaybettiği seçimden sonra Ecevit’i kutlayarak demokrasi güzelliğini toplumda yaşatması gibi.Kaldı ki 2002-2023 arasında iktidarı grup toplantılarında eleştirmek dışında iktidarın saldırılarına karşı bir politika üretilemedi.Kılıçdaroğlu ve ekibi yerel ve genel seçimlerde yenildi ama bir tülü yenilenemedi. Bugün ülkeyi kaosa sürükleyen iktidara payandalık yapan Kılıçdaroğlu ve ekibi demokratik davranışlar yerine iktidara hizmet, ülkeye kötülük yaptığının farkında değil mi?

Devlet memuru zihniyeti ile hareket eden Kılıçdaroğlu her defasında atama ile görev yaptığından olsa gerek üç yıl sonra usulsüz olarak CHP başkanlığına atanmasını normal görebilmektedir. Velev ki ‘bağımlı mahkeme kararı’ ile böyle bir görev verildi. Akıl ve nizam, ahlak ve hukuk en çabuk olarak kurultayı toplayarak süreci kapatıp partide ve ülkede demokrasiye dönüşü sağlamaktır.

Atanmış ekibin siyasi parti yönetmesi görülmüş değildir. Partileri delege ve üyeleri yönetir. Son karar makamı da bu kurullardır. Kılıçdaroğlu’nu o koltuğa atayanlar elini kolunu da bağlamış olmalı ki seçilmiş kişiler hakkında kararlar alabilirken kurultay kararı alması gerektiğinde ise yetkisizliğini öne sürüyor.

Ülkemiz dahası bölgemiz demokrasiden uzaklaşıyor. Bu uzaklaşmanın destekçisi olmak yüz yıllık kurucu siyasi geleneğe, ülkeye, bölgeye ihanettir. Mustafa Kemal’in düşüncesine, başardıklarına açık saldırıdır. Bu kötücül gidişe yol açan, araç olan biri CHP’li olamaz. CHP’li olmadığı gibi demokrat da olamaz.

Kılıçdaroğlu 13 yıl işgal ettiği başkanlık koltuğunun önemini anlamamış veya bile isteye orada bir amaç için oturmuştur. Ki bu amaç; ABD büyükelçisi sıfatıyla sömürge valisi gibi davranan Thomas J. Barrack ve AKP üst kadrolarının yıllardır diline doladığı Osmanlıcı/yayılmacı bir anlayıştır. Yeni Ortadoğu konusunda da ABD valisinin peşine takılmak yerine yine İnönü’nün örneği ortadadır.1964 yılında ABD Başkanı Lyndon B. Johnson’ın Kıbrıs meselesindeki tehditkâr mektubuna karşı İnönü; “Yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de bu dünyada yerini bulur”. Bugün bunu diyen Özgür Özel’dir. İktidarın peşine takıldığı Ortadoğu Valisi Barrack’ın peşine takılmak ulusal kurtuluş savaşı vermiş bir partiye düşmez.

İktidar Barrack söylemiyle Ortadoğu’da yumuşak liderlerin öncülüğünde mutlak güce ulaşmak istiyor. Ki bunu yasama, yürütme, yargı ve basını yöneterek epeyce elde etti. Bu yolda tek engel CHP. Bu oyunu atanmışlar bozabilir ama böyle bir niyetlerinin olduğuna dair kanıt bile yok.

Ülkemizin demokratları biliyorlar ki CHP’ye yapılan kumpas yargı davası değildir. Siyasi bir davadır ama sadece CHP’ni ilgilendirmez. Tümüyle demokrasi yanlılarının siyasi davasıdır. Bu nedenledir ki her görüşten yurttaşlar Özgür Özel’in öncülüğünü desteklemektedir. Kılıçdaroğlu 13 yıl başkanlık yaptı. Şu an ise atanmış başkan ama lider, önder değil. Özgür Özel ise partiden değil ülkeden de atılsa artık bu coğrafyada liderdir, önderdir.

Güzel ülkemizin güzel coğrafyasında yaşayan bizler bu topraklar için ödenen bedellerin farkındayız. Bir kısım yerli işbirlikçinin emperyalist güçleri arkasına alarak yüz yılın öcünü çıkarma hayaline karşı hepimiz bir kez daha karşı duracağız.

Devamını Oku

365 GÜN ÇEVRE

365 GÜN ÇEVRE
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

Bir çevre günü daha geçti. Birçok yerde anlamlı toplantılar yapıldığı gibi anlamsız, iş olsun babında etkinlikler de yapıldı. Ben Edirne Kent Konseyi Yürütme Kurulu’ndan arkadaşlarla Çerkezköy’de idik. İklim Krizi teması ile yapılan TKKB toplantısına katıldık. Haberi yerel gazetelerden okumuşsunuzdur.

Çevre Günü “Senede Bir Gün” değil 365 gündür. Çevreyi, doğayı koruma her an, her davranışımızda, yaşamımızda, kültürümüzde olması gereken bir hal ve gidiş durumudur.

Dünyamızın geleceğine dair korkularımız, kuşkularımız varsa da umutlu olmamızı sağlayan kararlar ve örgütlenmeler de var. Vaysal Köyü’nü duymayan kalmadı. Su ve orman kaynağı olan bu yöreye onlarca yıldır saldıran sermaye, arkasına aldığı idareciler ile taş ve maden ocakları peşindeler. Sanırım üç kez yapılan girişimleri her seferinde halkın ve hukukun duvarından döndü. Önceki gün bir kez daha aynı akıbete uğrayan şirket bakalım devamında ne yapacak?

Keşan’dan da olumlu iki haber geldi. Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’nün Karlıköy’de açmak istediği taş ocağına verilen “ÇED Gerekli Değildir” kararını Edirne İdare Mahkemesi iptal etti.

DSİ 11. Bölge Müdürlüğü projesinde de taş ocağının kapasite artışına halkın büyük tepkisi ve Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü projenin orman varlığına vereceği zararları görerek projeye “uygun görüş” vermemesi sonucunda bu proje de iptal edildi.

Merkeze bağlı Karayusuf Köyü’nde de özel bir şirket tarafından yapılması planlanan Güneş Enerji Santrali (GES) ve Elektrik Depolama Tesisi (EDT) Projesi de itirazlar sonunda Bakanlıkça iptal edildi.

Benzeri yüzlerce durum sayabiliriz. Sahi kamu adına görev yapan kurumlar neden var? Akbelen’de simge olan yaşlı insanların görsellerinde sorduğu gibi; “Kimdir Devlet?”

Mahkeme süreçlerinde bilirkişi heyetinin yaptığı incelemeler, bölge ekosistemine verilecek zararın “geri dönüşü mümkün olmayan” boyutta olduğunu bilimsel olarak tescil ediyor. Kamu adına görev yapanlar da bunu biliyor.

Bir şirket iş yapma talebini Valiliğe verdiğinde; eldeki mevzuatlar, kamu yararı ve doğaya verdiği zarar düşünülerek işverenin talebi reddedilse olmaz mı? Olması gereken; toplum çıkarını savunacağını vaat ederek oy alan siyasetçiler ve yurttaşların vergisinden maaş alan kamu görevlileri etkili güçlerin değil de kamunun yanında dursalar olmaz mı? Çünkü biliyoruz ki idareciler kamuyu ve doğa çıkarını kılavuz edinmekle yükümlüdürler.

Çerkezköy’de de gördük; Kıyıköy sahiline nükleer niye düşünülür ki? Bu karar gerçekleşirse sadece Trakya değil, İstanbul ve tüm Marmara Bölgesi ve de ülke olarak karşı olmak gerektiğinde birleştik. Bizim dışımızda Bulgaristan ve Romanya başta olmak üzere Karadeniz ülkelerinin de Bükreş Anlaşması gereğince itiraz edebilecekleri bir durum. Tüm bunlardan sonra Trakya’da nükleer santral gündemden düşmeli akla göre. Ama!

Mevzuatlara, akla, bilime, hukuka ve doğaya aykırı bu tür girişimler iklim krizinin sebebi değil mi? Biz insanlığın, özellikle sermayenin yarattığı bu krizi sürdürülebilir duruma getirmek ve doğayı kendi normal değişimine bırakmak için yapılması gerekenler belli.Pazartesi günü Bülent Ayan’ın örneklediği gibi önemli olan doğaya bakış açısı. Istrancalar’ın bizim tarafı ile Bulgaristan tarafı neden farklı? Çünkü bakış açılarımız uymuyor. Onlar doğayı ve canları, biz sermayeyi düşünüyoruz. Arnavutluk halkını duydunuz mu? Bir adayı yüklü meblağ ile turizm adası olması için Trump’un oğluna vermek istiyor hükümet. Halk sokaklarda ve satış istemiyor.

Birilerinin doğayı ve insanı sömüren, geleceği tehdit eden ve iklim krizine neden olan girişimlerine karşı hepimiz Kent Konseyi veya ilgili örgütler içinde mücadele etmeliyiz. Ana kirletici iktidar destekli sermaye olsa da zararı hepimiz görüyoruz.

Çerkezköy’de Edirne Kent Konseyi Başkanı Özer Demir, kente ve doğaya yapılan müdahalelere karşı kentimizde neler yaptığımızı detaylı olarak anlattı. Gördük ki en akli etkinlikleri, hukuki mücadeleleri EKK yapıyor. Övünmek değil ama gerçeği de bilmek gerekiyor.

Bir çevre günü daha geçti. Bir yıl sonraki çevre gününe kadar yani 364 gününüz çevre, ekoloji ve doğayı koruyan yurttaş olma mücadelesi ile dolsun…

Devamını Oku

SİYASET

SİYASET
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu.jpg

İnsanlığın sorun çözme, örgütlenme, aynı amaçta buluşma alanıdır siyaset. Bu nedenle hepimizin siyasetle ilgilenmesi şarttır.

Buğdayın taban fiyatını belirlemekten madenciye verilmeyen paraya kadar siyasi tercihtir. Eğitim sistemini yok ederek sistemsizliği öne çıkaran ve kaos üreten bir duruma getirmek de siyasi tercihtir. Köylüler ekmiş, dikmiş, beklemekte; ürün taban fiyatı enflasyonun üzerine çıkacak mı?

İşçi; zorla bulduğu işini kan ter içinde ay boyunca yapmakta ve beklemekte, asgari ücret açlık sınırını aşacak mı?

Kamu çalışanı en büyük işveren devletin kararını beklemekte. Örgütlendiği sendikadan umut kestiğinden siyasi idarenin kararı yaşamına kolaylık sağlayacak mı?

Yıllarca çalışıp kendisinden emeklilik adına kesilen paranın emeklilikte kendisine ödenmesini bekleyen emekli de beklemekte; son yıllarını mutlu geçirmesine yarayacak emekli ücreti verilecek mi?

Kısacası; örgütlenmesi eksik ve hatalı her kesim iktidardan, otokrattan bir şeyler beklemektedir.

Siyaset amacına uygun yapıldığında farklılıkların özgürleştiği bir mutlu toplum yaratır. Bireylerin veya grupların toplum içinde siyasi ilişkileri olumlu gelişir. Bu da siyasi kültürümüzle ve örgütlenmemizle bağlantılıdır.

23 yıl önce büyük umutlarla iktidar olan AKP yıllar sonra umut olmaktan çıktı. Bugün AKP egosundan kurtulmak, aşağılanmaktan uzaklaşmak, usandıran yalan ve yanlışlar yerine, geleceğini düşünmek ve artık umutlanmak istiyor halk. Hayal kurmasına bile izin vermeyen bu günkü iktidarı değiştirerek, rahat nefes almayı bekliyor. Bu nedenle; ilkelerine, projelerine ve kadrolarına güveneceği bir siyasi yapı arıyor. İşte bunun olmaması için oluşturuldu butlan senaryosu. Bu nedenle ACHP (atanmış chp) yaratıldı.

Bu hengamede insana acı veren ise Pir Sultan’ın; “Pir Sultan Abdal’ım can göğe ağmaz, / Haktan emrolmazsa rahmet yağmaz. / Şu ellerin taşı hiç bana değmez, / İlle dostun bir tek gülü yaralar beni” sözlerindeki dost bilinenlerin attığı güllerdir. Bu duruma ayıp demek yetmiyor, ayıbında ötesinde. Vicdanların kan ve gözyaşı ile beslendiği bir dönemi yaşıyoruz.

Ülke içi kaosu besleyen asıl amaç ise Ortadoğu bölgesinde “yok olması gereken ulus devletler” planı yapan ABD yetkililerinin amacıdır. Her ne olursa olsun AKP gidecek. Gidecek de yerine kalacak olan ulus devlet düşmanı, Ortadoğu uzmanı Tom Barrack’ın yolunda gitsin diyedir bunca acı ve kaypaklıklar.

Bugün bu kaosu yaratanlar AKP sonrasında onun görevini yapacak kişi tayini yanında; tükenen ekonomiyi ve boyumuzu aşan enflasyonu konuşmamaktır.

Bu karanlık tünelden çıkmak için önce seçimde iktidarı almak ve devamında aynı kalemle toplumsal yaralar açmak yerine toplumsal yaralara çareler üretmek gerekecektir. Ki AKP kurgulu butlan oyunu muhalefetin seçime girememesini, girse de dağınık girmesini sağlamaktır.

Bu oyunlar bozulacaktır. Toplum artık AKP’nin topluma acı verdiğini görüyor. Artık gördük; bu iktidar gitmeden ülke düze çıkmayacak ve dahası güçlülerin maşası konumunda olacak. Bu nedenle ben inanıyorum; iktidar değişirse hayatım değişecek. Bu da siyaset ile örgütlenerek olacak.

Devamını Oku

GENÇLİK VE DEĞİŞİM

GENÇLİK VE DEĞİŞİM
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

İnsan sürekli değişen bir canlı. Evren, doğa ve insan zihni sürekli bir akış ve dönüşüm içinde. Antik çağ filozofu Herakleitos; evrendeki mutlak değişmezlik, sadece değişimin kendisidir demiş. Özellikle gençlik değişim demektir. Elbette değişim olumluluğu içermektedir.

Hikâyeyi duymuşsunuzdur; gencin biri yolda atının üzerinde ilerlerken yaşlı bir adam yanına gelir ve “Oğlum ben yaşlıyım bineğim de yok, izin ver de atına ben bineyim sen yaya yürü” der.

Genç: “Tamam amca gel, bin” diyerek attan iner ve yaşlı adam ata biner. Genç adam, amcanın yüzüne tebessüm ederek yanında yürür. Yaşlı adam bir iki adımdan sonra atı hızlandırır ve kaçmaya başlar. Maksadı atı çalmaktır. Atının çalındığını gören genç adam ise arkasından şöyle seslenir: “Amca, sen benim atımı değil huyumu çaldın. Benim evde bir tane daha atım var, ben ona da binerim. Ama bundan sonra her kim benden atımı isterse asla vermem” der.

Değişim sözcüğü olumluluk olarak anılmakla birlikte hikayedeki gibi olumsuzluğa yönelende vardır. Zaten her değişim olumlu olsaydı bugün içinde bulunduğumuz durumu yaşamazdık. Bizleri her zaman umuda yönlendiren doğadır. Nasıl ki su dağlara akmaz ise toplumlarda duraklar ama geriye gitmez.

Doğa kurallarına göre düşünüp her canlı gibi yaşama direnmek, birlikte daha güzel günler hayali ile örgütlenmek gereklidir. Birbirimizin kara gün dostu olmak gibi insanı insan yapan ilişkileri geliştirmek zorunluluktur.Maalesef ülkemizde yukarıdan aşağıya güven yok edildi. Siyaset de bu güvensizliğin mihenk taşıdır. Güzel huyların, insanlığın olumsuz değişimi, değişim değil çürümedir, başkalaşımdır.

İnançları ticarete ve oya dönüştüren liberal hırsızların ve soytarıların kirlettiği ilişkiler insani değerlerimizi yok ediyor. Bu ilişkiler olumsuz değişimi ve devamında başkalaşımı üretiyor.

Gençlik Haftası’ndayız. Bu ülke, en zor zamanlarında bile vazgeçmeyenlerle kuruldu. O cesareti gösterebilen kararlı bir avuç insan bugünlerin güzellikleri adına mücadeleye girdi. Yaşı ve heyecanı ile genç olanlar, cinsiyet farkı olmadan, yokluk ve yoksunluk durumlarına bakmadan inandığı davaya katıldı. Umutsuzluğun en koyu zamanında dağlarda ateşler yakarak umuda dönüştüren gençlikti. Bu nedenledir ki 19 Mayıs; gençlik günüdür.

Bugün geldiğimiz nokta tarih yazan gençlikten işsiz ve umutsuz gençliğe dönüştüyse de çözüm yine gençliktedir. Huyumuzu değiştiren at hırsızları gelip geçicidir. Rakamları olumsuzluğa getirenler 1919 yılında olduğu gibi yine gidecektir.

Evet bugün gerçek acı veriyor. Rakamlara kısaca baktığımızda; iktidarın dediğini istatistik diye yazan TÜİK bile gizleyemiyor gerçeği. Rakamları ne kadar eğip bükse de işgücü içerisindeki en dinamik nüfus olan 15-34 yaş arasındaki nüfus ya iyi çalışma koşullarında bir iş bulamıyor ya da ümitsiz işsizler kervanına katılıyor. 15-34 yaş grubundaki bu sayı 24 milyon 44 bin ve toplam nüfusun yüzde 28,2’si. Ülke gençliği, işsizlik ve geleceksizlik kuşatmasında.

Gençleri umutsuzluğa sürükleyen de biliyor ki hiçbir toplum bazen duraklasa da geriye dönmez. Her toplum ‘baht-ı kara maderini’ bir gün değiştirir ve önde, hep öndedir gençlik. Biliyoruz ki; ülke en zor zamanlarında bile vazgeçmeyenlerle kuruldu. Çünkü bazı anlarda mesele, başlamaya cesaret etmektir. O cesareti gösterebilen kararlı bir avuç insan cumhuriyeti kurdu ve bugünlere getirdi.Devamında cumhuriyetin demokratik olması adına bu mücadeleyi yürüttü. Yaşı veya heyecanı ile genç olanlar, cinsiyet farkı olmadan yokluk ve yoksunluk durumlarına bakmadan inandığı dava uğruna mücadelede yer aldı.

Sistem hepimizi etkiler. Ancak bizi biz yapan, bizi insan yapan ilkelerimizi değiştirmeden olumlu değişimleri yaratmalıyız. Atını kaptıran genç gibi huyumuzu olumsuzluktan yana değiştireceğimize atını alan hırsız kişinin peşine düşmeliyiz.

Birçok kişi maalesef değişimden etkilenerek başkalaşım yaşar. Ancak ideolojisi, ilkeleri, vicdanı olanları ve aklını satmayanları başkalaşmaz.Tarihten almamız gereken dersleri alarak toplumdaki kötülüğe karşı iyiliği örgütlemeye çalışanlar her zaman olmuş ve kazanmıştır.

Gençlere güvenmeli ve özgürlüklerine destek olmalıyız.

Devamını Oku

KENT KONSEYİ

KENT KONSEYİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

2004 yılından beri kent gündeminde olan Edirne Kent Konseyi hafta sonu yapacağı seçimli genel kurulu ile geleceğe dair yeni yönetimini de seçecek. Çeyrek asırdır kent haklarını savunma ile gündemde olan Kent Konseyi 38. Olağan Genel Kurulu, 10. Dönem Seçimli Genel Kurulu’nda çalışmalarını anlatacak. Kentlilerin eleştirilerini ve övgülerini dinleyecek. Ayrıca çalışmalarda görülen eksiklikleri de mevzuat yenilikleri ile tamamlamayı çalışacak.

2000’li yılların bugüne göre daha özgür ve duyarlı ortamında kent meclisi, mevzuatlara göre de kendini yenileyerek Kent Konseyi adını aldı. Birçok kent konseyinden farklıydı. Genelde belediye başkanlıklarının hamiliğinde oluşanlardan ayrıydı. Kentin duyarlı kişileri ve kurumları öncülüğünde 500’den fazla kentli imza ve görüş verdi.

O günden bugüne çok zaman geçti. Kentliler ortak sorunlarda bir araya geldi. Bu zaman diliminde kent konseyinin kente neler kazandırdığını, görev alanları, basından örnekleri merak edenler Edirne Kent Konseyi web sitesinde‘kurumsal’ başlığı altındaki ‘tarihçe’ yazan kelimeyi tıkladığında, kısacası 22 yıllık kent ve Kent Konseyi tarihini okuyabilirsiniz. Kim bilir belki kendi adınıza da rastlayabilirsiniz. En sonda adı geçen her kişinin hangi sayfada adının geçtiğini de kısa yoldan bulabilirsiniz.

Kent Konseylerini duyup da nasıl ulaşırım diyenlere çok basit bir öneri; en az beş kişi olup bir sorunu çözmek üzere kendilerine görev versinler. Amaçlarını, ilkelerini, ekiplerini ve iletişim bilgilerini de alarak Kent Konseyi yetkililerine başvursunlar. Düşüncelerini Yürütme Kurulu’nda paylaştıklarında sorunun ciddiyeti de anlaşılırsa çalışma grubu olarak Kent Konseyi aktivisti olurlar. Sonrasında çalışmak ve sorunu çözmek üzerine kentlilerle birlikte mücadele, kazanım başlıyor. Ve devamında kent ve hak mücadelesi. Kent yönetimine katılımın birinci adresidir Kent Konseyi’nde olmak.

Konsey delegelerinde; valilik ve valiliğe bağlı on müdürlük, belediye başkanı veya temsilcisi, merkez muhtarları, üniversite, emek meslek örgütleri, dernekler gibi kente dair düşünen, üreten her kurum var. Elbette hiçbir kurumdan zorlama ile delege istenmez. Yazılar yazılır ve zamanında katılırsa temsil edilir. Basın yoluyla yapılan çağrılara icabet edip başvurursa delege gönderebilir. Bunların dışında Meclisler ve Çalışma Grupları asıl sivil kentli mücadele yerleridir. Kent Konseyleri gönüllü kurumlardır. Çıkar, kariyer heveslilerinin kurumu değildir.

Kent Konseylerine bakışta en yoğun yanılgı; konseylerin belediye kurumu olarak algılanması. Evet, Belediyeler Yasası kapsamında kurulması mevzuata girer ve harcamalarını da belediye yapar olduğundan bu yanılgı vardır. Maalesef birçok yerde bu algı doğru da olabilir. Demokratlığı “peşimdekiler, yanımdakiler” olarak gören yerel idareler elbette merkezi iktidarlar gibi kendilerine sadık demokratik kitle örgütü veya sivil toplum kurumu istiyorlar. Kent bileşenleri de buna meyilli ise al sana ‘al gülüm-ver gülüm demokrasisi’. Sonra belediye başkanı yenilenince o da kendi ekibini kuracak. Buradan ne konsey ne sivil örgüt ne belediye ne de demokrasi çıkar. Hani denir ya; yerel yönetimler demokrasinin beşiğidir diye bu anlayış ve pratiğe bağlıdır.

Oluşumundan beri içinde olmaya çalıştığım Edirne Kent Konseyi ülkede var olan yaklaşık 400’e yakın kent konseyinin en bağımsızlarından biridir. Örnek alınıp birçok akademisyen tarafından incelenmiş ve örnek gösterilmiştir. Kent konseylerinin amaçları aynıdır ve yönetmelikle belirlenmiştir. Ancak demokratikliği; işleyiş ve her kentliye açık olması belirlemektedir. Yerel yönetimler ve demokratik kitle örgütleri ya da sivil toplum kurumları demokrasinin olmazsa olmasıdır. Bıçak gibidir. Bıçakla da canlı da kesebilirsiniz sebze meyve de doğrayabilirsiniz. Kent Konseyi de öyle; iyi değerlendirip demokrasiye katkı da sunabilirsiniz, kendi müridi, ekibi haline getirip karşılıklı yayaya-şaşaşa da diyebilirsiniz.

Kent sorunları konusunda sosyal medyada veya birkaç kişi bir araya geldiğinde çok tartışan ve düşünce yazan kentliler var. Bu olumludur. Ancak bu yetmez. Sorunların çözümünü beklemek ve yazmak yanında elimizi taşın altına koymamız gerekir. Yönetime katılmak konusunda mevzuatlar elverişli. Önce bunları kullanmak ve sonrasında daha başka haklar elde etmek gerekir. Kent Konseyleri bunlardan sadece birisidir.

Kentli olmak; kent haklarını savunmak, kent yönetimine katılmak her kentlinin, demokratın görevidir. Bu nedenle 17 Mayıs Pazar günü AKM’de yapılacak Kent Konseyi Genel Kurulu’na katılalım. Ben delege olarak da kentli olarak da oradayım.

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya