DOLAR 48,77010,11%
EURO 56,0361-0,09%
ALTIN 6.830,090,41
BIST %
BITCOIN 37586761,11%
Edirne
19°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

EĞİTİMDE EKSİKLER

EĞİTİMDE EKSİKLER
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

Her işin başı eğitimdir ve eğitimden etkilenmeyen kişi yoktur. Bu yıl eğitim öğretim yılında 20 milyon öğrenci var dendi. Bunlara yuvarlak hesapla anne-baba eklesek 60 milyon eder. Ama sistemde olmayanların da eğitimin gidişinden etkilendiğini hepimiz biliriz. Bu kadar önemli olan eğitime katılım eksikliğimiz vardır. İktidarlar eğitim sistemi ile kedinin fare ile oynadığı gibi oynuyor. Eğitim öğretim yılının verimli geçmesini dilerken gözlemlerime dayanarak eğitimdeki eksiklerimizi yazmak istedim.

Eksiğimiz; sosyal devlet anlayışına uygun eğitim politikalarının olmaması. Bu tespiti YÖK başkanı bile söylüyor, elbette muhalif olanlar da. Bırakın iktidarın politikasını, bakandan bakana değişen sistem dikiş tutmuyor. Adeta bir sistemsizlik egemen.

Eksiğimiz; eğitim sistemine paralel olan adaletli ve amacına uygun sınav sisteminin olmaması. Okullar, bilgi vermenin yanı sıra yaşam becerisi kazandıran en önemli kurum olmaktan çıkarak, sınavlara giriş için gerekli olan belgenin alınacağı binalara dönüşmüştür. Okulu değerli, sınavları güvenli yapmadığımız hiçbir sistemden verim bekleyemeyiz.

Eksiğimiz; eğitimde fırsat eşitliği ve adalet olmaması. Anayasa’mızda belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan her çocuğun eşit eğitim hakkı vardır. Ancak sınavlara bağlanan öğrenci için adil bir eğitim sürecinden bahsetmek mümkün değil.

Eksiğimiz; eğitimi nitelikli hale getirememek. Niceliğe boğulan eğitimde nitelik mumla aranıyor. Maalesef sistemi olmayan ya da sistemsizliği sistem olarak dayatan iktidarın eğitim sistemi nicelik salgınına yakalandı. Okulları, modern araçlarla donatan ama niteliğe dokunmayan tüketim alanı konumuna getirdik.

Eksiğimiz; temel becerilerin kazandırılamaması. Öğrenciler okuduğunu anlamıyor, dört işlem yapamıyor. Yapılan araştırmalarda ülkemizde temel eğitimi bitirmesine rağmen okuduğunu anlamayan, dört işlem becerisi dahi kazanamamış öğrencilerin oranları azımsanmayacak düzeyde.

Eksiğimiz; eğitimin üretime hizmet etmemesi. Öğrenciler ve aileler, okulun geleceğe katkısına şüpheyle bakıyor. Üniversiteler işsizliği ertelemekten başka bir işe yaramıyor. Okulu bitiren iş bulamıyor ama bazı alanlarda da nitelikli çalışan bulunamıyor. Çünkü eğitimde planlama yok. Oysa ülkemiz dünyaya örnek olan ve her çağa uyumlulaştırılacak Köy Enstitüleri Modelini üretmiştir.

Eksiğimiz; öğretmenin sistemdeki konumu ve itibarının korunamaması. Öğretmene atfedilen toplumsal görevler ancak özel bir öğretmen yetiştirme sistemi ile olur. Ancak bugün branşından çıkan soru sayısıyla doğru orantılı. Yıllar içinde bilgiye ulaşmanın yöntemleri değişti. Bugün öğretmenlik mesleği teknik sınav hazırlama ve mekanik bilgi aktarıma durumuna indirgendi. Öğretmenlik mesleği kapıkulu konumuna zorlanmaktadır. Örgütlenme durumları baskı altındadır.

Eksiğimiz; öğretmen yetiştirme süreçlerinin toplumun ve çağın ihtiyaçlarıyla uyumlu olmaması. Eğitim fakülteleri programları her yıl daha anlamsız ve amaçsız uygulamalar ile değişmektedir. Evrensel ilkeleri özümsemiş ama yerli ve milli olan, dünyada örnek alınan eğitim modellerini izleyip zamana ve topluma uyan bir eğitim sistemi kurmak zorundayız. Ki ülkemiz bunu geçmişte başarmıştır.

Eksiğimiz; eğitime ayrılan kaynakların verimli ve yerinde kullanılmaması. Ülkemizde kaynak boldur, paylaşım tercihleri farklıdır. Eğitime ayrılan bütçe her yıl oransal olarak düşmektedir. Ayrıca bakanlık bütçesi eğitimin ticari ve dini alanlarında kullanılmaktadır.

Eksiğimiz; sabahçı-öğlenci (ikili) eğitimin devam etmesi. Bugün henüz ikili eğitim sistemi var ise hepimizin utancıdır. Fırsat eşitliği bağlamında okullar arası altyapı ve imkân farklılıklarının giderilmesi ve her çocuğun hak ettiği nitelikli eğitimi alabilmesi için ikili eğitimin tamamen sonlandırılması artık bir tercihten ziyade zorunluluktur. İkili eğitimi bitiremeyen iktidar bu sorunları gündeme alıp çözeceğine öğretmenin giyimiyle uğraşmakta. Öte yandan karma eğitimden vazgeçip kız-erkek okullarını gündeme getirmektedir.

Eğitimi özgürleştirici, sorumlu bireyler, çağdaş, laik ve bilimsel düşünen sorumlu ve örgütlü insanların yetişmesine hizmet eder konuma getirmek için hepimizin eğitim hakkında bilgi sahibi olması ve bu alandaki örgütlenmelerde yer alması şarttır. Eğitim kişiye, iktidara, siyasilere bırakılacak bir alan değildir.

Bu eksiklere onlarcasını daha ekleyebiliriz. Çocuk yoksulluğunu ortadan kaldırmakla onların karnını doyurmakla başlamalıyız. Bunun için de önce niyet ve katılım gerekir.

Devamını Oku

EĞİTİM. YİNE EĞİTİM

EĞİTİM. YİNE EĞİTİM
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu.jpg

Elli yıl önce bu günlerde Adıyaman İli Kahta İlçesi Alidam Köyü’nde büyük bir heyecanla göreve başlamıştım. Bu ücra köyde en unutulmaz çalışmaları yapmamın sebebini öğretmen okulunda yetiştirilme biçimi ve toplumsal sorumluluklarımıza bağlıyorum. O günden beri eğitimin içindeyim. Okuduklarım ve edindiklerimden öğrendiğim; eğitim alanında da sosyal devletin ticarileşme ve dinselleşme alanında maalesef acayip ilerleme kaydettiğidir!

Birçok yazımda belirttiysem de özellikle 11.07.2024 günlü “Eğitimi Maarif Yapmak” başlıklı yazımda eğitimin maarif olarak sunulmasını eleştirmiştim. Çünkü biliyorum ki maarif sözcüğü sadece bir sözcük değişikliği değildir. Yüz yılı aşkın bir kinin gün yüzüne çıkarak zamanın kapitalist sistemine uyumlu hale getirilmesidir.

AKP devrinde her bakanın eylemini “devrim” diyerek sunduğu uygulamalarda; özgürleşme amaçlı eğitimi, itaat eden tebaa yetiştirme amacına evrildiğini gördük.

İktidardan beslenen birtakım gruplar demokratik ilişkiler adına bir araya gelerek bakanlığa akıl vermektedir. Bunlardan birisi de karma eğitime son verilmesi talebidir. Kuruluş yıllarında eğitime verilen önemi ve karma eğitime anlam veren girişimleri görürüz. Eğitim kongresinde kadın ve erkek öğretmenleri ayrı oturtan yetkiliye Mustafa Kemal’in söylediği anlamlı uyarıyı unutmamalıyız: “Kendinize mi yoksa saygıdeğer kadın arkadaşlara mı güvenmiyorsunuz?”

Bu bakış açısı sonrasında karma eğitim ülkede egemen olmuştur. Elbette bu geçiş sürecinde ve ihtiyaçlar gerektirdiğinde kadın ve erkek okulları da olmuştur. Ancak karma eğitimden taviz verilmemiştir.

Geçen günlerde Akit Gazetesi’nin sekiz sütun başlığı karma eğitime son verilmesi talebiydi. Bir kısım şeriat iltisaklı kurumun oluşturduğu raporu yayınlayan gazete karma eğitimi de kapsayan Tevhid-i Tedrisat Yasası’nın kaldırılmasını savunurken; “Asrın Yanlışından Dönülsün” başlığını kullandı. Bir grup güruhun bilimsel (!) çalışmasına göre; ‘tek cinsiyetli okulun insan fıtratına uygun olduğu’, ‘erkek öğrencilerin pratik ve somut deneyimlere’, ‘kız öğrencilerin ise duygusal ve sosyal etkileşimlere dayalı öğrendiği’ gibi akıl dışı cümleler ile karma, laik, bilim ve fen odaklı çağdaş eğitimi değersizleştirmeye çalıştı.  

İktidar; “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli” ile Osmanlı eğitim sisteminde maarif olarak anılan, daha sonra eğitim olarak kullanılan maarif sözcüğünün ideolojik değişimin sağlamaktadır. Amaç; kindar ve dindar bir kuşağı tek inançlı olarak öne çıkarmak ve sermayeye sunmaktır. Bu vesileyle eğitimi sözde sivil kurumlara açarak ‘Batı’ya demokratik görünmeye çalışıyor Laik devlette olmaması gereken inanç amaçlı, irtica odakları kurumlar ile bakanlığın yaptığı protokoller sayesinde 365 gün 24 saat okul bina ve idareleri bu kurumlara açıyor. Öte yandan köy okullarında köy düğün veya etkinliklerine yasaklayan kaymakamlar da var (Uzunköprü).

Kurtuluş Savaşı’nı yok sayarak milli mücadele diye küçümseyen bakan ve takipçileri bakanlık bütçesini Maarif Vakfı’na aktararak yandaşlarını da zenginleştirmekten çekinmemektedirler.

Oysa; eğitim çalışanları tüm yurttaşlar gibi her gün yoksullaşıyor. AKP; devrinde yoksullaşan onlarca milyon ailenin çocuklarına günde bir öğün yemek vermekten aciz. Hem de defalarca söz verilmesine, Meclise getirilmesine rağmen.

Değişik sebeplerle yıkılan okul binalarının yerine yenileri yapılamıyor. MESEM sistemi ile zor koşullarda çalışan ve maalesef ölen çocuk/genç/öğrencilere çare üretemeyen bakanlık holding olmuş tarikatların her gerici girişimine destek olmaktadır.

Anlaşılan o ki 2026-2027 eğitim öğretim yılı da eğitimi değersizleştirme, toplumu yoksullaştırıp buna itiraz edenleri de korkutma, yasaklama şeklinde geçecek. Ve bizler 3Y (Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar) üzerinden iktidara gelip 24 yıl sonra aynı taleplerin çözümünü artık iktidardan beklemeyen halk olarak bu duruma kalıcı bir ‘yeter’ demeye çalışacağız. Bu da birlikte; yeni siyaset ve örgütlenme tarzı ile olacaktır.

Kitaplardan “Kurtuluş Savaşı” tamlamasını kaldırıp yerine “Millî Mücadele” yazdırarak veya serbest bıraktığı giyim-kuşamı yeniden önlükle tek tip yaparak yine ve yeni yeni devrimler(!) yapan Bakanlık ve ardıllarına yazımın ilk cümlesinde anımsattığım cümleyi bir kez daha yazıyorum; “Ancak şu bilinmelidir ki, kökleri sağlam temellerle atılmış olan cumhuriyet ve aydınlanma amacından kopmak isteyenlerin sonu hüsran olmuştur, şimdi de aynı olacaktır. İnsanlığın ve Cumhuriyetimizin kazanımı ‘eğitim’, ‘maarif’ olmayacaktır.”

Devamını Oku

ÖZGÜR ÖZEL’E MEKTUP

ÖZGÜR ÖZEL’E MEKTUP
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu.jpg

Duydum ki kentimize geliyormuşsun. Ben burada olmayacağım için bu mektubu iletmeyi yurttaşlık görevi bildim. Öncelikle hojgeldiniz der gözlerinizden öperim.
Sayın Başkan; partiniz üyesi olmasam da aydınlanma, doğa, demokrasi ve barış mücadelecisi bir seçmen olarak kurmak zorunda olduğunuz Yeni Parti’de olması gereken yenilikleri kendimce haddim olmayarak önermek gereği gördüm.
Öncelikle sizi izliyor, beğeniyorum ve 22.07.2026 günlü tüzüğünüzü inceledim. Ancak mevzuata yazmaktan öte uygulamanın önemli olduğunu vurgulayayım. Bizdeki yanlışlar; gündelik ilişki ve uygulamalardaki yanlışlardır.
Adında adalet olan partilerin adaleti yok ettiklerini çok kez gördük o nedenle adı Yeni olan partinizin de gerçekten yeni ilişikliler ve anlayışlar ile oluşması gerekmektedir. Özellikle kentimizde onlarca yıl yerel yönetimde olan eski partiniz başarılı yerel idareden değil de ülkedeki ikilikten yararlanarak yönetimde kalmıştır. Öncelikle yerelde bunu bilmenizi ve bu anlayışın aşılmasını hedefe yerleştirmenizi öneririm.
Güçlü il ve ilçe yönetimi ile kendinden de olsa yerel yönetimi denetleme, önerme, eleştirme yapabilen ve kent örgütlerinin katkısını alan makamlar olmalıdır.
Seçimle gelen ve toparlayıcı olan il ve ilçe başkanları her ne olursa olsun tüm üyelerin demokratik katılımı ile belirlenmelidir. Ki üyeler de bu demokratik seçeneği talep etmeli, katılmalı ve örgütüne, kentine ve seçtiklerine sahip çıkıp saygılı olmalıdır.
Üyelerinden aidiyet için mutlaka alt sınırı belirlenmiş ve isteyenin fazla da ödeyebileceği bir sistem olmalıdır.
Üyelerinin sivil toplum örgütlerinde olmasını teşvik için görev ve sorumluluk vermelidir. Parti öncüleri kendine özel, partiye itaat eden sivil örgütler kurmak yerine kentteki bu tür sivil örgütlere katılımı desteklemelidir. Olmayan alanlarda da örgütlenmelere öncülük etmelidir.
Seçilmiş parti öncüleri, kent önde gelenleri ile kent sorularına dair toplantılar yaparak kent sorunlarının çözümünü parti siyasetini aşan ilişkilerle gündemde tutmalıdır.
Onlarca yıldır yerelde yönetimde olan ayrıldığınız eski partililer gibi seçmeni çantada keklik gören anlayışı eskide bırakmalıdır. Gerçekten Yeni bir anlayış ile hizmet programları sunmalı ve yerelde gerçekleşmesi gerekli önerileri uzman ve yetkililerle gündemde tutmalıdır.
Yönetimde olduğunuz yerellerde sözde değil özde tarafsız olunmalıdır. Yerel idareler kentte tarafsız olmalıdır. Yerel idare olanaklarını her kuruma eşit sunmalıdır. Yerel yönetimin hesap vereceği yerler atanmış idareciler değil oy aldığınız kentli olmalıdır. Ancak kararlar da kentlinin hakkını korumak üzerine olmalıdır. Hatıra binaen aydınlanma karşıtlarına yer tahsisleri yapan yerel idareciler olmamalıdır.
Topluma dönük konuşmalarda dil sade ve anlaşılır olmalı,vaatlerini nasıl, ne zaman, hangi kaynakla yapılacağını anlatmalıdır.
Toplumu kutuplaştıran söylemlerden kaçınmalı hele de etnik ve inanç kaynaklı toplumsal değerleri zedeleyecek cümleler ve anlayışlar olmamalıdır. Parti kişilerin bu özgür alanlarının güvencesi olmalıdır. Ve bugünkü siyasi geleneklerin yüz sene öncesi kuruluş ve kurtuluş sürecinde dengeler gereği birlikte olduğu unutulmamalıdır. Bugün bu ilkeleri kimlerin sahiplendiği öne çıkarılmalıdır.
Seçilecek kadrolar aday adaylığı sürecinde iyi incelenmeli ve geçmişteki hataların bugüne yansımaları iyi tahlil edilmelidir. Sahada güven veren kadrolara sahada yer vermelidir.
Partililer sadece seçim zamanı değil, sürekli sahada olmalı ve örnek yaşam sergilemelidir.
Partililer eleştiren değil, yöneten gibi kendine güvenen biri olarak konuşmalı ve genel vaat değil, takvimli çözüm sunmalıdır.
Ve belki de en önemlisi, seçmenin oy potansiyelini arttıracak bir önerim de seçmen ile seçilenin ilişkilerini engelleyerek seçilenleri seçmeninden ayıran vekil ve başkan maaşları ve vekillerin emeklilik konusudur. Yeni Parti yeni bir anlayış ile bu ikilemi çözmelidir. Milletvekilliği bir meslek değildir; emekli maaşı almaları kabul edilemez. Yeni Parti Milletvekili ve yerel yönetim başkanlarının maaşları asgari ücret ile orantılı olmalıdır.
Kısacası Sayın Başkan kurtuluş ve kuruluş örgütlenmesi günün koşulları gereği yukarıdan önerilmişti. Güzel olan; bugün o ilkeler tabandan size dayatılmaktadır. Geçmişte umutların tüketildiği bir siyasi yapı olan eski partinizin kurucu felsefesinden kopmadan ancak yeni zamana uygun ilkeleri de kapsayan yenilemelerle iktidar olmasını sağlamak önce sizin sonra tüm Yeni Parti ve dostlarının sorumluluğundadır.
Kolay gelsin der selamlarımı iletirim…

Devamını Oku

ÇEYREK DEMOKRASİ

ÇEYREK DEMOKRASİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-2.jpg

25 yıl önce kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 24 yıldır ülkemizi yöneterek tarihe geçmiştir. Olumlu ve olumsuz yönlerini, yaptıklarını ve ülkemizin geleceğine etkisini tarihçiler yazacaktır. Ben çeyrek asır süresince yaşadıklarımı paylaşmak isterim.

3Y’yi (Yoksulluk, Yolsuzluk, Yasaklar) yok etmek amacıyla çeyrek asır önce iktidar olan AKP devri sonrasında bugün, o günlerin 3Y durumunu arar durumdayız. Bir bakalım:

Biz yaştakiler emekli olduğunda ev, araba alabiliyorduk. Emekli olarak daha rahat yaşayabiliyorduk. Bugün emekli olmak hayal ve emekliler de sürünür duruma geldik.

Çalışanların maaşları alım gücü olarak geriledi. Ölümleri arttı. Çalışma koşulları ve sendikal örgütlenmeleri geriledi.

Çalışan ölümleri gibi kadın ölümleri ve okullu olarak sanayide çalışan çocuk ölümleri de arttı.

AKP iktidara geldiğinde bir milyondan az kişiye yoksulluk yardımı yapılıyor iken bugün yirmi milyonu aştı. Acı olan yoksulluğu yok etmekle yükümlü iktidarın bundan övünç duymasıdır.

Dünyada enflasyonu en yüksek olduğu beş ülkeden biriydik bugün de aynı.

İşçi sayısı nüfus gibi elbette arttı ama bu artış nüfusa oranla düştü. İşsizlik olağanlaştı.

Basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında son yirmideydik. Yine aynı.

Sağlıkta hastane sıraları olmayacak diyerek devrim denen uygulamalar yapıldı. İnternetten randevu alamamak, doktor muayene süresinin yetersizliği gibi onlarca yeni sorunlar oluştu ve hastane koridorlarında sıralar da bitmedi, arttı. Öte yandan sağlık hızla ticarete dönüştü. İlaç katılım payı her gün artıyor. Sermayenin yaptığı şehir hastanelerine müşteri (hasta) garantisi veriliyor. Sağlıkta şiddet her gün artıyor.

Sağlık gibi eğitimde de özel eğitim teşvik ediliyor. 24 yıl önce %5’lerde olan özel eğitim bugün %20’leri aşmış durumda. Tercih edilmese de imam hatip okulları artıyor ve dahası fen, ticaret, endüstri meslek gibi alan okullarını önüne ‘imam hatip’ adı eklenerek din eğitiminin ağırlıklı olduğu bir sitem hayata geçiriliyor.

Doğamız ticari işletmelere açılıyor. Bu alanda tarım, hayvancılık ve ormancılık ile kendine yeten aileler yaşam sürüyordu. Bugün buralara yerel halk giremez iken kepçeler, kamyonlar fink atıyor.

Toplumun ezici çoğunluğu yoksulluk değil açlık sınırı altında gelirle yaşıyor.

Bir yerlere seçilenler kendisini seçenlere hesap vererek istifa etmesi gerekirken geçmişte Fırıldak Kubilay örneğini de aşan parti değişimleri utanç verir hale geldi. Dönenler ve ahlaksızlar AKP’nin koşarak gittiği barınak oldu. Siyasette seviye dipte.

İlerleme sağlanan durumlar da var.

Örneğin en büyük büyük adliye sarayları, hapishaneler, cezaevleri nüfus artışına göre kat be kat fazla arttı. Ve yargı bağımsızlığında 143 ülke arasında 118’inci sıradayız.

AKP’nin başarılı olduğu bir alanda kamuya ait gelir getiren tüm tesis ve alanları özel sektöre aktarmasıdır. Ayrıca “bedava” diyerek törenlerle açılan yol, tünel, köprü, okul, hastane gibi yapıları özel sektöre yaptırarak 30-40 yıl müşteri garantili ödeme sözü verilmesidir.

Son 24 yıl sonunda geldiğimiz noktada güvensiz geleceği gören yeni kuşaklar basın yayın organlarının dizileri, filmleri yayınlarının da etkilemesiyle küçük yaşlarda mafyacılık oyununa özenmekte. Bu özenme sonunda suça yönelen çocuklar, akran zorbalığı toplumu sarmaktadır.

Ülkemizin bu duruma düşmesi yerel yönetimleri de gelecek kuşakları da olumsuz etkilemektedir. Bu kaos ve korku sonucunda güvensiz toplum, yetersiz direniş olmakta ve şikâyet ettiğimiz tekil olaylar genelleşmektedir.

Bir asrı aşan cumhuriyetimiz, eksikleri adım adım tamamlayan bir toplum dinamizmi ile ilerler iken; AKP’nin çeyrek asırlık yönetimi sonrasında çeyrek demokrasiye düştü. Toplum olarak dikenlerini yok etmek isterken AKP zamanında coğrafyamıza rüzgâr ekildi.

25 yıl önce 3Y yok olacak diye iktidar olup bugün durum eksilme değil arttı ise hikayede olduğu gibi “biz bu b..u niye yedik?

Umarız bu rüzgârı gelecekte fırtına olarak görmeyiz. Bunun için de umudu olanların bir arada geleceği kurtarma mücadelesi vermesidir.

Devamını Oku

MANKURT, OBLOMOV, KÖRLEŞME

MANKURT, OBLOMOV, KÖRLEŞME
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: solduyu-1.jpg

Orta Asya efsanelerinde geçen, belleğini yitirmiş, öz benliğini ve kimliğini kaybetmiş, kendine verilen komutları sorgulamadan körü körüne yerine getiren bilinçsiz kölelere mankurt denir. Eski bir işkence yöntemidir. Esir alınan kişilerin saçları kazınır, kafalarına ıslak deve derisi gerilerek bağlanır ve güneş altında bırakılır. Kuruyup gerilen deri insanın kafasını mengene gibi sıkarak büyük acı verir ve kişinin hafızasını yitirmesine yol açar.

Cengiz Aytmatov’un unutulmaz eserlerinden‘Gün Olur Asra Bedel’ romanında anlatılan Nayman Ana Efsanesi’nde oğlu mankurt yapılan bir ananın hikayesi anlatılır. Ülkeyi işgal eden bir kavim esir aldığı kişileri ya satarmış ya da mankurt yaparmış. Nayman Ana’nın oğlu da esir düşmüş. Ana, oğlunu aramak için yollara düşmüş ve bulmuş da. Ona kim olduğunu anımsatmaya çalışmış günlerce. Mankurt oğlunun efendileri fark etmiş Nayman Ana’yı ve emir vermişler oğluna; öldür. Nayman Ana yine kendini anlatmak, oğlunu caydırmak için gelmişken mankurt oğlu saklandığı yerden çıkmış ve annesini kalbinden vurmuş.

Günümüzdeki anlamına gelirsek; kendi değerlerine yabancılaşma, köklerini, kültürünü ve toplumsal değerlerini unutan başka güçlerin ve ideolojilerin çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve de ailesine bile yabancılaşan, ihanet eden kişiler için mecazi olarak kullanılır. Sürü psikolojisi, düşünme yetisini yitirmiş, otoriteye ve kitleleri yönlendiren iradeye hiçbir şeyi sorgulamadan boyun eğen insanın durumunu ifade eder.

İnsanlık tarihi derslerle doludur. Çağın yazarları, aydınları bu bilgileri bizlere anlatırlar ama ders çıkarıyor muyuz? Bugün mankurtlaştırma yoktur diyebilir miyiz? Sadece deve derisi işkencesi yoktur ama toplumu tümden mankurtlaştırma istediği hiç bitmedi.

Dünün mankurtları bugün hiçbir işkenceye maruz kalmadan Oblomov olarak karşımıza çıkmaktadır.İvan Gonçarov’un Oblomov romanı buna örnektir. Soylu bir aileden gelen Oblomov’un aşırı tembelliği, eylemsizliği ve hayatı sürekli ertelemesi mankurtlaştığının kanıtıdır. Romanın yazıldığı çağda Rus aristokrasisinin çöküşünü anlatan roman bugün tüm insanlığın çöküşünü de simgelemektedir. Dün işkence ile mankurt olan insan bugün bilim ve fennin kolaylaştırıcılığında düşünceyi körleştirmektedir.

Bugünün dünyasına baktığımızda yerelimizde, ülkemizde ve dünyada özgürleşme adına mücadele edenler vardır. Bunlar mankurt veya Oblomov olmayanlardır.

İçinde yaşadığımız dünyada egemenliği elinde tutan kapitalizm görünürde fiziki hiçbir işkence yapmadan hepimizi mankurt veya Dblomov yapma derdinde. Özgürleşmeyi, doğaya uygun yaşamayı engellemek adına her türlü çalışmayı yapmaktadır.

Yine kitaptan örneklersek; Nobel ödüllü yazar Jose Saramago’nun “Körlük” eseri uygun düşer. Trafikte beklerken aniden görme yetisini kaybeden bir adamda başlayan ve beyaz bir süt denizini andıran gizemli bir salgının tüm kente yayılmasını, bu kaos ortamında uygarlığın ve ahlaki değerlerin çöküşüdür körleşme.

Kıssadan hisseye bakınca insan denen canlı, kendi geleceğini kurgularken egemen olma kavgasını da yaşar. Bu kavgada maalesef az olan egemen; çok olan insanlığa yön verir. Çünkü yasama, yürütme, yargı ve basın-yayını elinde tutan egemen; süslü cümlelerle, demokrasi sözcükleriyle acı vermeden mankurt veya Oblomov olmamızı sağlayabilmektedir.

Çözüm; “Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Anadolu’ya bir kısrak başı gibi uzanan ve bir halıya benzeyen bu memleket bizim…”diyen Nazım Hikmet’i anlayabilmektir.

Egemenlerin etkisinden kurtulup mankurt veya Oblomov olmadan, körleşme etkisine girmeden, yurttaş olarak sadece kendi gücümüzle örgütlenerek kapitalizmin egemenliğinden kurtulup insanlaşma adına mücadele edebilmemizdir. Nayman Ana’nın yaptığı gibi, güneş gökten alaz alaz od yağdırsa da tepede kor ateşli bir maltız gibi toprağı kızgın tandır haline getirse de insanlık mücadelesini sürdürmektir. Bu mücadeleyi geleceğe aktarabilmektir. Bu kavga insanlık kavgasıdır. Ki insan var olduğu sürece devam edecektir.

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya