DOLAR 45,6047 0.02%
EURO 53,0050 0.05%
ALTIN 6.573,590,08
BIST 14.029,54-2,35%
BITCOIN 3502246-0,21%
Edirne
21°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

KARAAĞAÇ YOLU MİLLET BAHÇESİ

KARAAĞAÇ YOLU MİLLET BAHÇESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-2.jpg

Son gezimizde Urfa’da Göbeklitepe’yi ziyaret etmiştik. Geçen yıl 781 bin kişinin ziyaret ettiği yer burası, tarihin kaydettiği ilk yerleşim yeri, geçmişi yaklaşık 12.000 yıl öncesine, MÖ 9600-9500 yıllarına tarihleniyor..

Konumuz Karaağaç yolu ve Millet Bahçesi olduğu için üstteki alıntıyı verdim, örnekleme kolaylığı olması için.

Karaağaç yolu, Millet Bahçesi ve Karaağaç semti yerli yabancı onbinlerce belki de yüzbinlerce insanın ziyaret ettiği tarihi özelliği olan turistik bir yer.

Uzun yıllar çift taraflı olarak işleyen trafik yüzünden köprüler büyük baskı altında olduğu gibi artık trafik yükünü taşıyamaz olunca mecburen tek gidişli olarak değiştirildi. İyi oldu, ama yine de yetersiz.

Yıllar önce yine aynı uygulama yapılmış, Karaağaç yolu üzerindeki işletmecilerin itirazlarını dikkate alarak çift yöne dönülmüştü. Hatalı bir kararla.

Şu anda tek gidişli olmasına karşın geçtiğimiz Cumartesi Karaağaç yolundan geçtim. Onlarca otobüs, dışarıdan gelen turistleri zorlukla indirip bindiriyor otobüslere, yerli turistler köprüde sıkışıyor, sürekli yoğun bir şekilde akan trafikteki araçlar yüzünden insanlar ve otomobiller birbirine karışmış durumda. Yürüyenler de rahatsız, otomobille devam etmek isteyenler de.

Köprüyü daha geçtiğimiz gibi yolun sağında ve solunda yüzlerce araç Karaağaç girişine kadar sağlı –  sollu park etmiş durumda. Giden araçlar adım adım ilerliyor. Park sorunu zirvelerde, yine yüzlerce araç park edecek yer bulamadığı için tarlalara giren yollara girmişler, ortalarda dolaşan park etmek için yer arayan araçlar cabası.

Yani; tek gidişe dönmek bile çare olamamış Karağaç yolu ve Millet bahçesi için.

Urfa Göbeklitepe’de ne yapmışlar;

“Göbeklitepe antik kentine yaklaşık olarak 5 km kala devasa bir otopark yapmışlar. Binlerce araç alabiliyor. Ve asla özel otoların otobüslerin otoparkın ilerisine gitmesine izin vermiyorlar. Urfa Belediyesi’nin tahsis ettiği 4 adet otobüs sürekli gidip geliyor. Bizim gittiğimiz Nisan ayının sonu daha yoğunluğun olmadığı bir zaman olduğu için 4 adet otobüs vardı, turizm yoğunluğunun başlamasıyla birlikte ihtiyaca göre otobüs sayıları arttırılıyor. Bu otobüsler sayesinde bekleme, trafik sorunu yok, biniyorsunuz, 5 dakika sonra Göbeklitepe’nin dibinde iniyorsunuz. Alanı gezdikten sonra bekleyen ilk otobüsle geri. Ne güzel bir uygulama. Bunu gördükten sonra Edirne için ne yapabiliriz üzerine düşünelim biraz.

Karaağaç yolunu özel otomobillere yasaklanmalı. Sadece turist otobüsleri, bisikletler, motosikletler, Serhat Birlik araçları (gidişli gelişli de olabilir) bu yolda yoğunluk yaratmayacaklardır. Mesafe kısa olduğu için sağlıklı insanlar yürüyerek bu yoldan Millet Bahçesi ve Karaağaç’a gidebilirler. Sağlık sorunu olanlar ve yaşlılar için Edirne Belediyesi iki araç koyabilir, yeterlidir de iki araç veya Serhat Birlik burada çözüm olabilir.

Üstteki uygulama gerçekleşirse köprüler ve Karaağaç tarihi yolu turizm anlamında büyük bir çekim merkezi haline gelir. Karaağaç yolu üzerindeki işletmeler çok daha fazla iş yaparak gelir elde edeceklerdir. Otomobilin içindeki insan değil yürüyen insan para harcar.(Saraçlar Caddesi bunun en güzel örneğidir, önce esnaf karşı çıktı, şu anda hizmet sektörü iyi havalarda güzel iş yapıyor)

Hayali bile güzel. Trafiğe kapatılmış sessiz sakin Karağaç’a doğru yürüyen, salınan binlerce insan. İşletmeler ağzına kadar dolu, işletme sayısı çok daha fazla artmış ve Karaağaç yolu Edirne turizminin yüz akı olmuş.

Bir hayal gördüm, öneri olarak sunuyorum. Ki zaman gelir de gerçekleşirse bunu görmek isterim.

Devamını Oku

TÜRKİYE YOLLARINDA (2)

TÜRKİYE YOLLARINDA (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İsmail DEMİRAY

Gezilere çıkarken en dikkat edeceğimiz konu otobanlardan ve duble yollardan mümkün olduğu kadar uzak durmak oluyor. Köyler, kasabalar, ilçeler arasında yol almak. Gerekmedikçe asla büyük kentlere girmemek. Yani doğaya hep yakın olmak.

Fakat bu yılın gezi planı Ege ve Akdeniz kıyılarına da kapsayacağı için planımızın dışına mecburen çıktığımız da oldu. Dönüş yollarında otobanı kullanmak zorunda kaldığımız da.

İlk günümüzü Gelibolu bölgesinde Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı alanı incelemeye ayırıyoruz. Sabah kahvaltısı sonrasında çıktığımız yolculuğumuzda günlerden 23 Nisan okulların tatil nedeniyle büyük bir yoğunluk var alanda. Trafik kilitleniyor, aracımızı yolun kenarına çekerek birkaç saat alanı incelemeye ayırıyoruz.

GELİBOLU YARIMADASI

Mustafa Kemal, arkadaşları ve ülkenin her yerinden gelen binlerce şehit insanın vermiş olduğu mücadeleyi alanı inceleyince daha da iyi hissedebiliyorsunuz. Dedemin iki ağabeyinin, ninemin babasının da bu alanda şehit olduğu ve bilinen bir mezarlarının bile olmaması gerçeği bizleri daha da duygulandırıyor.

Akşam saatlerinde feribotla karşıya geçince Çanakkale’nin sıkıcı trafiği içinde buluyoruz kendimizi. Konaklama düşüncesi bizi hiç gitmediğimiz Bayramiç ilçesine yönlendiriyor, heyecanlıyız, ilk defa göreceğimiz, bizi neyin beklediğini bilmediğimiz bir yerde konaklayacağız.

Bayramiç ana yollardan uzak, arada kalmış, sessiz doğallığını yitirmemiş şirin bir ilçe. Halkı saygılı ve misafire karşı yardım severler. Mehmet Akif Ersoy’un doğduğu yer ve evi onarılarak müze şekline getirilmiş.

Sabah sosyal medyadan arkadaşımın uyarısı üzerine yörenin bilinen ünlü “Ayazma”sını ziyarete gidiyoruz. İlçeden yaklaşık olarak 30 km uzaklıkta. Yolu sağlı sollu meyve bahçeleriyle dolu. Yağan yoğun yağmurlar her yere bereket getirmiş. İlaçlama zamanı, her bahçede çalışmalar, yollarda traktörler ilaçlama makineleriyle dolu.

BAYRAMİÇ’TE AYAZMA

Ayazma doğa harikası bir yer. Keyifle geziyoruz alanı. Turist mevsimi başlamadığı için kimseler yok ve yolda iyileştirme çalışmaları var, dikkatli bir şekilde yanlarından geçiyoruz.

Dönüşte Bayramiç’te yerel bir fırında kahvaltımızı yaptıktan sonra Ege’ye doğru salınıyoruz. Yollar sakin, turizm mevsiminin başlamamış olması şansımız, sanki memlekette gezen sadece ben ve eşim varmışız gibi rahat bir şekilde yol alıyoruz, gittiğimiz yerlerde konuk ediliyoruz.

Ezine’den Burhaniye’ye kadar sürekli kontrollü yollarda 50-70 arası süratle gidiyoruz. Kontroller radarlarla, trafik çevirmeleriyle, elektronik denetlemelerle yapılıyor. Sıkıcı bir durum, her yer de trafik cezası yemek olasılığı yolculuğumuz geriyor. Yollarda bugüne kadar ceza yemediğimi de ifade etmek isterim.

Ezine de çay ve peynir molası veriyoruz. İnek peynirinde karar kılıyoruz, açıp tadına bakınca da “gözünü seveyim Edirne peynirinin, rakibi bile yok” düşüncesine kapılmadan edemiyoruz.

OTELLER BEŞ, ÖĞRETMEN EVLERİ İKİ BİN

Yolumuzun üzerinde sakin her mekanda çay molaları vererek ilerliyoruz. Amacımız Bergama’da konaklayarak bölgenin tarihi alanlarını gezmek. Bütün pansiyonlar dolu ve oteller de beş bin liradan başlıyor Bergama’da. Akşam trafiği de artısı. Ayrılıyoruz, 16 km ileride Kınık ilçesinde Öğretmen Evi’ne kahvaltı dahil 1800 liraya postu seriyoruz. Şansımıza pazarına denk gelmişiz, keyifle pazarı dolaşıyoruz. Akşam yemeği için dolaştığımız lokantaların temizlikle uğraştıklarını gözlemledikten sonra pazarın yanında pazarcıların rağbet ettiği küçük köfteci de köfte/piyaz/ayran ziyafeti çekiyoruz kendimize.

Üçüncü günümüzün sabahında kahvaltımız sonrasında çıktığımız yolda Hamca Hocalı köyünün sessizliğini görünce Trakya’mızın köylerini anımsıyoruz. Burada da kimseler yok gibi, sessizlik hakim köy içinde. Çeşmeden sularımızı doldurduktan sonra yola devam.

AĞBİ SEN SOSYALİST’MİSİN?

Kemalpaşa yol ayrımında yol sormak için indiğimde üzerine yol notları aldığım  gazeteye bakan genç bir adamın; “Ağbi sen sosyalistmisin” sözlerinin sürprizini yaşıyorum. Yol adresini doğruladıktan sonra sakin ve sessiz yollardan devam. Yolumuzun üzerinde Selçuk’un güzellikleri, Kuşadası’nın nefis yol manzaralarının keyfini sürerek konaklayacağımız Didim’deki ootelimize varıyoruz. Didim bir turist beldesi. Hazırlıklar yoğun bir şekilde devam ediyor konaklama yerlerinde. Büyük bir kısmı daha açılmamış, açılanlar tek tük, çoğu hazırlık yapıyor yeni sezon için.

Sabah kahvaltı keyfini tamamladıktan ve ihtiyaçlarımızı yerel bir marketten giderdikten sonra Ege kıyılarında gezinmeye devam mantığıyla yola çıkıyoruz. Milas üzerinden önceki yıllarda defalarca gittiğimiz Bodrum’u es geçerek Ören yoluna vuruyoruz kendimizi. Manzaralar muhteşem. İniyoruz, çıkıyoruz, kıvrılıyoruz, yavaş yavaş manzaraların keyfiyle yol alıyoruz.

ÖREN NERE GÜLÇAVUŞ NERE

Ören sakin bir yer. Tam turizm yeri, bakir, bozulmamış, yoğunlaşmamış ve çok ama çok dikkatli bir şekilde korunmuş. Sahile 50 metre kala yolları bitiyor, trafiğe kesin bir şekilde kapalı, sadece insanlara ayrılmış sahil. Sonrası yürüyüş yolları, kafeler. Buraları görünce Gülçavuş ve Sultaniçe sahilinin hallerine üzülmeden edemiyoruz.

Ören’de tanıştığımız bize yollar hakkında bilgi veren Turan Kaptan’ın misafiri oluyoruz, çay içiyoruz Ören Belediyesi’nin işlettiği sahile sıfır kafede. Yaklaşık bir saat kadar sohbet ediyoruz kaptanla, gideceğimiz yollar hakkında ayrıntılı bilgi veriyor bize. Teşekkür ederek vedalaşarak ayrılıyoruz Turan Kaptan’dan.

Ula ilçesinin yanından geçtikten sonra 2019 yılında bir gece konakladığımız Köyceğiz’e kırıyoruz direksiyonu. Sahilde İsmail amcamızın moteli yıkılmış, İsmail amcadan haber yok, hüzünleniyoruz. Sahilde dolaşarak bir şeyler atıştırdıktan sonra akşam kalacağımız yeri oğlumuzun ayırttığı Datça’ya yöneliyoruz.

DATÇA VE CAN BABA

Datça’ya girince bize önerilen Eski Datça’ya gidiyoruz doğrudan. Yağmurla karışık girdiğimiz otelimiz de burada ve tarihi bir binanın onarılmış odasına yerleşiyoruz. Yağmurluğumu Didim’de otelde unutmuşum, cezasını çekiyorum ıslanarak, keyif alarak. Kimseler yok Datça’da. Sakin sakin dolaşıyoruz Eski Datça’yı gecenin ilk saatlerinde. Otel sahipleri komşularıyla akşam yemeğinde otlu pide ziyafeti çekiyorlar kendilerine. Bizim halimizi görünce biz de nasipleniyoruz otlu pidelerden. Büyük tabaklarda üçer pidenin ancak ikişer tanesini yiyebiliyoruz, paketliyor ev sahiplerimiz, dolabımıza koyuyoruz, gece uzun ve Datça’da Can Yücel Baba’nın şerefine iki kadeh rakı içilecek son pidelerle.

Can Baba’nın çıktığı Orhan’ın kahvenin kapalı olduğunu görüyoruz. Çakır keyifim, kahvenin peykesine oturuyor, Can Baba’nın fotalarına bakarak kendisini yad ediyoruz.

Yarın ikinci memleketimiz, çocuklarımızın da bir süre yaşadığı Fethiye, dostlarımız Erol/Nebahat Erol’ları ziyarete.

Devamını Oku

TÜRKİYE YOLLARINDA – 1

TÜRKİYE YOLLARINDA – 1
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-1.jpg

2019 yılından beri Türkiye’nin çeşitli bölgelerine gezmeye gidiyoruz eşimle birlikte. Sadece 2020 yılında pandemi nedeniyle gidememiştik.

Genellikle yaz başlangıcı veya sonbahara denk geliyordu gezilerimiz. Bu yıl ilk defa ilkbaharda görelim dedik memleketimizi ve 23 Nisan’da başlattık gezimizi.

15 gün boyunca Türkiye’nin her bölgesinde olmak üzere 30 ilin sınırlarında teker izimiz kaldı. 5580 km’lik yolculuğumuz büyük bir bölümü kasabalar, ilçeler, köyler arasında geçti. Güney’de 30 derecelerde yaptığımız yolculuklar doğuda dağlarda 2 derecelerde yağan kar ve buzlu yollarda devam etti. Gün geldi bir günde üç mevsimi yaşadık.

Edirne’den başlayan yolculuğumuz Ege, Akdeniz, Güneydoğu, Doğu, İç Anadolu ve Karadeniz’in kıyısından sonra yine kendi bölgemizde sona erdi

Ağırlıklı olarak Öğretmen Evlerinde ve otellerde geceledik bütçemiz sınırlarında. Sabah kahvaltısı verilmeyen yerlerde çorba veya gittiğimiz bölgenin yerel fırınlarının ürünleriyle kahvaltılarımızı geçiştirdik. Öğlenleri ve akşamları da yöreleri özgü yemeklerin tadına bakmaya çalıştık.

Gittiğimiz her bölgede, kentte, kasabada yörenin insanlarıyla kültürleriyle iletişim kurmaya çalıştık. Genellikle de olumlu karşılandık.

Türkiye insanı misafir seviyor. Dünya’da böyle bir başka ulusun olamayacağını düşünüyorum. Kimden yardım isteseniz geri çevirmiyor. Kime bir şey sorsanız yardımcı olmaya çalışıyor. Yıllar önce bir sohbette kulaklarıma kazınmıştı;

“Bu ülkede hangi kapıyı çalsanız, açım deseniz, size mutlaka ekmek ve su verirler”

Böyle işte memleketimizin insanı. Adeta tek bir olumsuz bir durumla bile karşılaşmadık yollarda, konakladığımız yerlerde. Yolu yitirdiğimizde kullanmayı pek beceremediğimiz teknolojik navigasyon(Türkçe’si yolbul)’a değil de yörenin insanlarına güvendik, öyle bulduk yolumuzu, yönümüzü.

Otoban ve duble yollara mecbur olduğumuz zaman girdik, genelde kasabalar, köyler arasında sürdü yolculuklarımız.

Konaklamak için genellikle küçük yerleşim yerlerini tercih ettik her seferinde. Kent olarak sadece Hatay’da kaldık. Küçük yerleşim birimlerinde insanlarla daha iyi iletişim içinde olabildik. Yörelerin insanlarını, kültürlerini daha iyi tanımak imkanı bulduk. Oysa mecburen girmek zorunda kaldığımız büyük kentlerde beton yığınları içimizi kararttı, tekrar tekrar yine küçük kasabalara, köylere, doğanın içine attık kendimizi.

Ege ve Akdeniz’in kıyı güzelliklerinin yanında diğer bölgelerde ovaların, yaylaların, dağların güzel manzaraları eşliğinde kendimizden geçtik.

Hatay ve çevresinde son depremde yaşanmış yıkımlar, insanların ayakta kalma mücadeleleri içimizi acıttı.

Yörelerin insanlarıyla yaptığımız sohbetlerde birkaç tane de öykü konusu çıktı benim için. Gittiğimiz bir ilçede eşimin parkta yörenin bir kadınıyla yaptığı sohbet, kadının kısa sürede anlattıkları, kumalığının öyküsü, yaşam mücadelesi, çektiği sıkıntılar romanlara konu olacak türden. Öykülerimize yansıyacaktır ilerleyen zamanlarda bu anılar.

Yaşadığımız güzelliklerin yanında yorgunluklarımız, tek sürücü olduğum için sürekli araç kullanmaktan yorgun düştüğüm anlar da oldu. Yolun kenarında düşmüş taşın üstünden geçerken yaşadığımız korku da; yağmurlu bir havada Karlıova ile Erzincan arasında Yedisu ilçesinin o daracık, bozulmuş asfalt yolunda, yer yer toprak kaymaları, dağlardan düşen taşlar yüzünden korku içinde yolculuklarımız da oldu.

Yorgunluktan uyuya kaldığımız yerlerde uyandığımızda iyi ki gelmişiz buralara diyerek uyandık her sabah.

15 gün sürdü gezimiz 2026 yılı programımız şimdilik sona erdi. Önümüzdeki sene nereye mi? Kısmet artık diyelim.

Devamını Oku

KOOPERATİF KANTİNİ

KOOPERATİF KANTİNİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni.jpg

Lise son sınıftayız. Muhasebe ve Fen sınıflarının önünden geçerek giriyoruz bodrum kattaki sınıfımıza.

1981 3/E. Kooperatifçiyiz.

Mümin Geren ilk dersimizde. Kooperatif öğretmenimiz, aynı zamanda da okulun kooperatif sorumlusu.

Mümin hocamız bizlere bir yıl boyunca kooperatif kantinin bizler tarafından işletileceğini ve kantindeki kuralları anlatan bir ders veriyor.

Her gün okul sıra numarasıyla nöbetlerimiz başlıyor. Benim nöbet sıram Cemal Kıyı ile denk geliyor.  Cemal’in numarası 584, benim 782.

Mümin hocamızdan aldığımız eğitim ve bizden önce nöbetçi arkadaşlarımızın önerisiyle sabah kantinin içinde önce bir genel temizlik sonrası satış hazırlıklarımızı yapıyoruz.

Tostlar için malzemelerimizi hazırlıyoruz, ekmekler yeni gelmiş daha. Ayranlar, meyve suları yerlerinde ilk teneffüs zilinin çalmasıyla ön camlar fora açarak ilk öğrenci müşterilerimize hazırız.

Önceden hazırladığımız tostlar birkaç dakika içinde bitince panikliyoruz. Tost makinesinin içine hazırlardan tostlarla sürüyoruz hızlıca. Kuyruk bitiyor aniden zilin çalmasıyla telaşımız da.

İkinci teneffüs ve sonraları için daha hazırlıklıyız artık. Daha fazla tost ve enerjimiz var, yetişmeye çalışıyoruz önümüzdeki kuyruklara. Son teneffüs sonrasında artık sıra bize geliyor.

Gelenek haline gelen kooperatif nöbetçilerinin doğal hakları olarak görülen bol bol sucuklu tostlarımızı hazırlıyoruz Cemal’le birlikte. Malzemeden kaçınmadan kendimize ziyafet çekeceğiz ya, sınıfta konuşulan, madem ki kantinde çalışıyoruz tostun kralını da biz yemeliyiz.

Tost makinesinden yarım kangal sucuğu özenle kızartmıştık. Ekmekler dersen birer somun, nasılsa bizim doğal hakkımız ya. Sucuklar kızarırken aniden Mümin hoca giriyor kantinden içeri, yakalandık mı?  Tost makinesine bakarak;

“Yahu siz kantini iflas mı ettireceksiniz, ne bu böyle?” demesiyle kala kalıyoruz olduğumuz yerde.

Gülümseyerek çıkıyor Mümin hoca kantinden. Meğerse genelde yaptığı şakaymış hocamızın. Aynı zamanda uyarısı da.

Yıllar geçti haber alamadık Mümin Geren hocamızdan. Bursa da öğretmenlik hayatına devam ettiğini duymuştum.

Cemal Kıyı arkadaşımı aradım bu yazı öncesi gecenin geç saatinde. Uykulu uykulu açtı telefonu; “Hayırdır İsmail?” diye.

O tostu soracaktım Cemal’e, boğazım düğümlendi, sonradan aklıma geldi yeni dede oldu ve toruna bakmakta yorgun bir şekilde uyumuştur diye düşündüm.

Soramadım kapattım telefonu iyi geceler dileyerek.

Devamını Oku

SÜLOĞLU OTELİ

SÜLOĞLU OTELİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-3.jpg

Nahid Sırrı Önik “Bir Edirne Seyahatnamesi” isimli mini kitabında Edirne’ye yaptığı ayrıntılı seyahati ayrıntılarıyla tasvir eder.

Kitapta inanılmaz ayrıntılar, dönemin Edirne’sine ait önemli bilgiler vardır, meraklıları bu kitaba Edirne İl Halk Kütüphanesi Edirne kitaplığından ulaşabilirler.

Nahid Sırrı Edirne’ye Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun önerisi üzerine gelmiştir. Bedri Rahmi eşi Eren hanım ve Arif Kaptan 1939 yılı eylülünde bir ay Edirne’ye gelerek Süloğlu Oteli’nde misafir olarak kalmışlardır.

O yıllar aynı zamanda 2.Dünya Savaşı korkusunun bütün dünyayı sardığı yıllardır ve Avrupa üzerinde Hitler hayaleti dolaşmaktadır.

Bedri Rahmi ve ekibi CHP ve Halkevleri’nin işbirliğiyle düzenlenen “Yurt Gezileri” kapsamında ressamların Türkiye’nin her yerine gönderilerek ülkenin toplumsal yapısı, doğal güzelliklerini ortaya çıkaran resimler yaptıkları bir çalışmanın sonucu olarak kısmetlerine Edirne çıkmış ve Edirne’ye renk katmışlardır.

Yazarımız Nahit Sırrı işte bu öneri üzerine arkadaşı Bedri Rahmi’yi kıramaz ve Edirne’ye gelerek Süloğlu Oteli’ne postu serer.

Saraçlar Caddesi’nde Alipaşa’ya karşı iki katlı tarihi bir yapıdır Süloğlu Oteli. Açık merdivenle terasına çıkılır. Tek kişilik sadece bir odası vardır ve yazarımıza ayrılır. Çarşafları değiştirilir, sobası yakılır ve kahve içmesi için önerilen Ankara Kıraathanesi’ne gider. Hemen otelin yanındaki bu mekan eski tek katlı bir kahve, içinde merdivenlerle çıkılan yüksek bir yerde bilardo oynanıyor ve kahvenin müşterileri tamamen gençlerden oluşmakta ve hınca hınç dolu içersi.

Aydemir Ay’ın Edirne Otelleri çalışmasında Bedri Rahmi ve Nahid Sırrı’nın Edirne’ye gelmelerinden bir yıl önce 1938 yılında Edirne’de dört otelin yatak kapasitesinin sadece 87 olduğundan söz edilir. Otellerden çok Osmanlı döneminden kalma hanlar hakimdir konaklama sektörüne halen Edirne’de. Süloğlu Oteli’nde gecelik konaklama yatak ücreti olarak 50 kuruştur. Odalarının bir tanesi haricinde tamamı çok yataklı ve gelenlerin birbirlerini tanımadan yattıkları koğuş sistemindedir.

Yıllar içinde Saraçlar Caddesi düzenlemeleri yapılırken Süloğlu Oteli ve Ankara Kıraathanesi de yıkımdan nasibini alarak genişleyen caddenin altında sadece temellerini bırakarak tarihteki yerlerini alırlar.

Nereden nereye? Saraçlar Caddesi’nde artık tek bir yatağı olan işletme bile olmamasına karşın Edirne’nin muhtelif yerlerinde binlerce konuğu ağırlayacak yatak kapasitesi olan mekanlar. Üstelik de hepsinin odasında yıkanma imkanı.

Nahid Sırrı ve Bedri Rahmi uyansalar da gelseler günümüzdeki Edirne’ye.

Ne düşünürlerdi acaba?

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya