DOLAR 46,4994 0.04%
EURO 52,8351 -0.2%
ALTIN 5.994,03-2,43
BIST 14.331,21-1,43%
BITCOIN 2777830-4,21%
Edirne
26°

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

SAROS, MAVİ BAYRAK VE FOSEPTİK

SAROS, MAVİ BAYRAK VE FOSEPTİK
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-3.jpg

Saros Körfezi etrafında sanayi ve büyük yerleşim yerlerinin bulunmaması sayesinde Türkiye’nin en temiz ve bozulmamış denizlerinden biridir. “Kendi kendini temizleme” özelliği, zengin su altı ekosistemi ve dalış turizmi ile öne çıkan bölge, 2010 yılından bu yana ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ statüsündedir.

Korunuyor mu?

Hayır.

Geçtiğimiz günlerde Enez gönüllüsü Ulaş Demiray Hudut Gazetesi’nde “Enez’de kanalizasyon sorunu nasıl çözülür” yazısında durumun ne kadar kötüye gittiğini ortaya serdi.

Yine Hudut Gazetesi’nde 11 Haziran tarihli bir haber de “Mavi Bayrak yerine foseptik!” haberi okuyanları hayrete düşürdü.

Biz buna Sultaniçe/Gülçavuş köyleri sahillerini de katalım ve bunun üzerine konuşalım.

Vatandaş/Devlet ortaklığı ile alt yapı ve kullanım suyu projesi gerçekleştirildi.

Bölgede yaşayan vatandaştan katkı payları toplanarak projeye başlandı ve bitirildi.

Kullanma suyuyla ilgili bir çok sorun ortaya çıkmasına karşın yapılan çalışmalarla sorunun büyük bir bölümü ortadan kaldırıldı. Artık bölgede yaşayanlar temiz ve kullanılabilir suya erişimleri sağlandı.

Gelelim arıtma konusuna.

Proje başlangıç aşamasında Enez’de bölge halkının ve Edirne Vali Yardımcısı Sayın Eyyüp Batuhan Ciğerci’nin katıldığı bir toplantıda ortak sorunlar, projenin vereceği hizmetler konuşuldu.

Maliyetler üzerinde tartışmalar yaşandı. Beni en çok ilgilendiren konu üç köye hizmet veren arıtma sisteminin kapasitesi ve yeterliliği ile ilgili sorulardı.

Masadaki yetkililere ortak bir soru sordum;

“Arıtma sistemi yeterli olacak mı? Kaç kişiye hizmet verebilecek?”

Sorumu Sayın Vali Yardımcısı Eyyüp Batuhan Ciğerci yanıtladı; “10 bin haneye hizmet verebilir”

Sistem işletmeye açıldıktan sonra ne hikmetse Valilik, Kaymakamlık, Özel İdare sorumluluktan adeta kaçarcasına her kesimden itirazlar gelmesine karşın sistemin işletilme sorumluluğunu ve yetkisini Sultaniçe/Gülçavuş köy muhtarlarına verdi. Muhtarlarımız iyi niyetle işe giriştiler ama sonuç sistemin çökmesi oldu, dereye arıtmadan temiz su yerine foseptik akmaya başladı.

Ve sonuç;

Aylardır iki köyün ortasından akan dereden arıtmadan temiz su geleceğine kanalizasyon suyunun geldiği, ortalıkta kokular oluştuğu, denize çok koyu suların aktığı çevrede yaşayanlar tarafından video görüntüleriyle belgelendi.

Sultaniçe/Gülçavuş sahillerinin deniz suyu tahlillerinin “çok iyi”den, “iyi” durumuna düştüğü belirtiliyor. Bu da suyun koli basiline, mikroplara, hastalıklara davetiye çıkardığını gösteriyor.

Sayın Valimize açık sorular;

– Arıtma sistemi neden devlet eliyle, kurumlarıyla sağlıklı bir şekilde işletilemiyor? Özel firmaya verilmesi kar/zarar ekseniyle yeni ekonomik sorunlara neden olacağı açıktır. Yeterli donanımı, makineleri, uzman çalışanların olduğu Özel İdare buranın yönetimini devir alamaz mı?

-Çanakkale’de 14, Tekirdağ’da 10, Kırklareli’nde 1 Mavi Bayrak’lı sahili olan komşu illerimiz varken Saros gibi kendi kendini yenileyebilen dünya harikası sahillerimize biz neden Mavi Bayrak çekemiyoruz diye sormak bile garip geliyor, sahillerine foseptik akan bir bölgeye nasıl mavi bayrak için başvurabiliriz ki?

-Sayın Valimiz Yunus Sezer ve Edirne AKP Milletvekili Fatma Aksal’ın katıldığı İbrice’de “İbrice Limanı Dalış Okulları Merkezi ve Yapay Resif Projesi”’nin açılışını yapmışlar. Hayırlı olsun, turizm için güzel bir çalışma. (Ama) Aynı bölgenin bir parçası olan Sultaniçe/Gülçavuş deresi Saros’a foseptik boşaltırken turizm nasıl gelişecek? Mavi Bayrak talebi nasıl oluşturulacak? Sahillerine foseptik akan Saros için Mavi Bayrak başvurusu nasıl yapılacak?

-ÖZEL ÇEVRE KORUMA STATÜSÜ mevzuatını uygulamak bütün soruları çözmeye yetecektir, yasalar neden işletilmiyor?

-Sultaniçe Limanı araç trafiğine kapatıldı. Köprü ve yolun etrafında devasa taşlar büyük sorun oluşturmaya devam ediyor. Sahilde yaşayanların beklentisi o köprünün ve yolun kaldırılması, sahilin kendi kendini onararak denize ulaşımı sağlaması. Köprü ve yol ne zaman oradan kaldırılacak?

-Geçtiğimiz yıl bölgemizde binlerce dönüm orman yandı. Saros bölgesinde toplanan imzalar, verilen dilekçeler de ormanlarımıza sahip çıkmak, yanan yerlerin çam ormanları değil meşe ormanları olarak değerlendirilmesi istenmişti. Yanıt bile yok bu konuda, Saros’ta yaşayanlar açıklama bekliyor, endişeliler ormanları için.

Bölge halkı devletinin vermiş olduğu sözlerin tutulmasını; ormanlarının yaşamasını, temiz bir sahilde denize girebilmenin beklentisi içinde.

Devamını Oku

NE GEREK VARDI SAYIN CUMHURBAŞKANIM?

NE GEREK VARDI SAYIN CUMHURBAŞKANIM?
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-2.jpg

Geçtiğimiz Cuma günü sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Edirne’ye ziyaret etti.

Ama ne ziyaret!

Edirne’nin bütün sokak başları trafik ekiplerince, Edirne dışında ve çevresinde jandarma ekiplerince tutulmuş, Edirne merkez de yine her köşe başında bir trafik polisi, merkeze iyice girilince yüzlerce metre uzunluğunda demir korkuluklardan oluşturulmuş dar koridorlar.

Konuşma yapılacak olan alana girenler sıkı bir şekilde aramalardan geçirildi. Hepsinin başlarında beyaz şapkalar vardı ki sanırım AKP teşkilatı alana gelenlerin güneşten etkilenmelerini istemediler.

Bir gün önce başlayan yoğun hazırlıklar Edirneliler tarafından ilgiyle izlendi

Ülkemizin partili Cumhurbaşkanı; o ne ihtişam öyle. Resmi makam araçları konvoy halinde, binlerce koruma ve Edirne’nin her sokak başında polis ekipleri.

Ülkenin Cumhurbaşkanısınız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu kadar şatafata, masrafa ne gerek var ki?

Gelin üç/beş resmi araçla, hadi olsun 3/5  korumayla, öyle Edirne’nin merkezini boydan boya trafiğe de kapatmaya da gerek yok.

Kucaklaşın Edirne halkıyla. Dolaşın öncelikle kenar mahalleleri, orada çiftçiler de vardır yakın köylerde yerleri olan, onlar size durumlarını anlatsınlar, ülkenin yönetiminden memnun olup olmadıklarını. Esnafları dolaşın, Edirne’yi en iyi onlar anlatır size. Öğrencisi de boldur Edirne’nin gençlerle de sohbetler edin ki gençliğin sorunlarını bir de onların ağzından dinlemiş olun. Edirnelilere selam verin, onlarla sohbetler edin, dertlerini dinleyin. Zarar gelmez size Edirne halkından.

Hem de sizi ne kadar gerçekten seven var anlamış olursunuz böylelikle.

Bakmayın siz kamuoyu araştırmalarına. Edirne’de işiniz bittikten sonra keşke komşu illerimiz Kırklareli, oradan da Tekirdağ’a geçmiş olsaydınız. Komşu illerimizi de ziyaret etmiş olur bütün Trakya’yı dolaşarak Trakya’ların gönlüne girmiş olurdunuz böylece.

Kömür işçileri de mağdur olmuş Sayın Cumhurbaşkanım. Aylardır paralarını alamayan, amaçları sadece size seslerini duyurmak olan gariban madenciler size ulaşmak isterken çok sert karşılanmışlar. Bir de onları dinleseydiniz, işçilerin sorunlarından da haberiniz olurdu.

Bunlar tabi ki sadece benim önerim Sayın Cumhurbaşkanımız. Tercih sizin.

Son söz de Milletin.

Devamını Oku

KURYENİN TERCİHİ

KURYENİN TERCİHİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Edirne’de halen çayın 10 liraya satıldığı bir kahvenin önünde oturuyorum. Kahvede müşterilerin çoğunluğunu motorlu kuryeler oluşturuyor. Benim gibi emekliler de tek tük masalara dağılmış durumda.

Hava güzel, kuryelerin biri geliyor ikisi gidiyor misali, eksilmiyorlar, gittikçe kalabalık bir grup kahkahalarla sohbet ediyorlar.

Kulak veriyorum genç kuryelere; “Belki bana bir yazı konusu çıkar” diyerek.

Çok gecikmeyecek gibi benim konu, gençlerin içinde geçkince biri sohbetiyle arkadaşlarını gülmekten kırıp geçiriyor. Meraklanarak daha dikkatli kulak kabartıyorum yanımdaki masaya.

“Liseden beri çıkıyorum manitamla. Askerden geldim başladım yedi yıldır kelle koltukta bütün gün motor üstündeyim. Senede en azından birkaç defa kavga edip ayrılıp tekrar barışırız. Seviyoruz birbirimizi ama bir türlü evlenecek duruma gelemiyoruz. Arada buluşuyoruz atıyorum onu emektar motoruma, biraz geziyoruz işte, çay kahve içiyoruz, döner yiyoruz.

Allahtan anam anlayışlı. Babam sabahtan akşama kadar kahvede. Anam anlıyor sıkıntımızı, ‘Hadi anacığım sen teyzeme, veya halama gidiver bugün’ dedim mi çakıyor anam durumu, eve manitayla geleceğimi anlıyor boşaltıyor evi de durumu idare ediyoruz.

Durumumuz ortada arkadaşlar. Biz bu işte ne uzar, ne kısalarız. Her gün ortalama 12 saat çalışıyoruz ay sonu masraflar çıkınca elde kalan asgari ücrete eş değer ancak.

Manitacığımı da fabrikadan çıkardılar geçen ay şimdi onu bir dönerciye soktum sekizyüz lira yövmiye ile çalışıyor, hiç olmazsa kendi harçlığını çıkartıyor evine muhtaç olmuyor. En çok da komşularına gıcık oluyor. Lisede berabermişler kız arkadaşıyla. Üniversitede normal bölüm bile kazanamamış, açık öğretimden zorla mezun olmuş, takmış başına türbanı, ellem etmişler kullem etmişler sokmuşlar kızlarını devlet dairesine. Sözde mülakatta çok yüksek puan almışmış. Benimkini 77 puan yazılı da almasına karşın mülakatta çakmışlar. Adalet mi bu?

Bir düğün kaça çıkar aga? Nerde bizde düğün parası? Hadi evlendik ya sonra? Kiralar 25 bin liradan başlıyor. Birimizin kazandığı kiraya gitti, nasıl geçineceğiz kalanıyla? Motor üstünde kelle koltukta çalışıyoruz, bir kaza yapsak ne olacak halimiz?

Biz ikimiz de evin tek çocuklarıyız. İkimizin de babaları emekli, analarımız ev kadını. Yani birer maaşla ancak kendilerini geçindiriyorlar.”

Söze kuryenin arkadaşlarından birisi giriyor; “Benim bir çözüm önerim var ama” diyor kıkırdayarak. “Bakın şimdi, siz ikiniz de ana babalarınızın yanında kalıyorsunuz ya. Anaları, babaları bir eve toplayın, sen de bas nikahı öbür boşalan evde evlenin işte.”

Kahkahalar ortalığı inletiyor. “Bak bunu hiç düşünmedim, bir teklif edeyim bakalım benimkisine ne der, ama bunu ben motorun üstündeyken söyleyeyim de kask kafamda olunca yediğim yumrukların etkisi az olur” diye yanıtlıyor arkadaşını. Gülüşmelerin kesilmesinden sonra söze yeniden başlıyor bizim kurye.

“Aga bizden evlenmemizi ve en azından üç kızan yapmamızı istiyorlar. Ulan biz kim evlenmek kim be? Bir de üç kızanmış. Kolay mı büyür o kızanlar? Biz önce karıyı alsak kendimize öpüp başımıza koyacağız.

Ama seçimler varmış bu yılın sonlarına doğru. Çevremde konuştuğum bütün arkadaşlarım, akrabalarım, anam babam da dahil bunu konuşuyoruz. Biz zaten vermedik oy, ama anam itiraf etti daha önce oy vermişler belki beni işe sokarlar diye ama şimdi çok pişmanmışlar. Hepimiz aynısını düşünüyoruz. Bundan sonra bunlara artık oy moy yok aga.”

Masadaki bütün kuryeler de başlarını sallayarak onaylıyorlar dertli meslektaşını.

Devamını Oku

DERİCİ SABRİ

DERİCİ SABRİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni.jpg

Doğan güneş Vaysal köyünün mezarlık sırtından kendini gösterdiğinde Bakacak tarafından gelen kararmış bulutlar yağmuru haber verir gibiydi.

Derici Sabri Ömeroba yolundan sırtında bir çuval deriyle terli, yorgun ve aç bir halde Hasan Çınar’ın kahve önünde oturanları uzaktan selamlayarak karşı mahalleye doğru çekildi.

Kırklareli’nden yayan çıkarak sınır boylarında hayvancılık yapan bütün köyleri sırayla dolaşırdı Derici Sabri ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde.

Köylüler bilirdi Sabri’nin senede iki kez geleceğini. Merada sakatlanan, kurban edilen, doğarken ölen bütün küçükbaş hayvanların derileri tulum gibi tek parça yüzüldükten sonra tuzlanır ve kurutulurdu. Tuz ne kadar itinayla atılırsa atılsın uç kısımlarda tuzdan nasibini almamış veya az tuzlanmış kısımlar bir süre sonra kurtlanır ve kokusu aylarca üzerinden çıkmazdı derilerin.

Derici Sabri Vaysal köy ağırına girerek köşeye itinayla istifledi sırtındaki derileri. Aç karnını doyurmak, dinlenmek için köy kahvesinin yolunu tuttu. Bakkal Hacı Mehmet’i selamladı, helva alarak kahveye girmek yerine ön tarafta peykeye oturdu. Kahveye girmemekteki amacı kokusundan yarısı dolu kahvedekileri rahatsız etmemek içindi. Aylarca derilerle uğraşan, derilerle yatıp kalkan Sabri’nin üstü başı da deri kokmasın da ne koksun. O yüzden kapalı mekanlarda kokusu daha da çekilmez oluyordu ve bunu en iyi Sabri biliyordu, içeri girmemek istemesi onuştandı.

Çayını getiren kahveci Paşa Hasan’a helva ve paketini işaret ederek ekmek istediğini belirtti Derici Sabri. Biraz sonra gelen yarım somun ekmeği kuşağından çıkardığı çakısıyla itinayla dilimleyerek iştahlı bir şekilde atıştırmaya başladı. “Bugün bütün köyün haberi olur, yarın akşama kadar ne kadar deri varsa toplarım” diye düşündü ağzını şapırdatırken.

Hiç evlenmemişti Derici Sabri. Ekmek kavgası onu gezgin yapmıştı. Severdi de gezmeyi köyler arasında. Önceleri yakın köylerden topladığı canlı tavuk ve horozları Kırklareli pazarında satarak başlamıştı mesleğine. Pazarda tavuk satmaya çalışırken kalaycının yanındaki derilere gözü ilişmiş, kalaycının deri ticareti yaptığını öğrenmiş ve kalaycıyla sohbeti ilerletmişti. İyi para vardı dericilikte yatmıştı kafasına ama nereye pazarlayacaktı topladığı derileri, bütün mesele oydu işte.

Onu da çözdü zaman içinde. İstanbul’dan bayram için gelen çocukluk arkadaşı İsmet İstanbul’da Kazlıçeşme’de deri işinde çalışıyordu. Oraya Türkiye’nin her yerinden deriler geliyor ve işlenerek başta ayakkabı, kürk, mont işinde kullanılıyordu. İsmet İstanbul’a gidince bir mektup gönderdi Sabri’ye. Kurutulmuş derileri İstanbul’da pazarlayabileceği adresler vardı sırasıyla.

Daha o gün bıraktı tavukçuluğu Sabri, başladı deri toplamaya yakın köylerden ve adı oldu “Derici Sabri.”

İstanbul’a birkaç gidiş gelişten sonra öğrendi mesleğinin bütün ayrıntılarını. Bir kere deri tek parça olacak, arada yırtık, bıçak izi olmayacak ve iyi kurutulmuş olacaktı. En iyi parayı da en ucuza aldığı kuzu derileri yapıyor ve onlar sayesinde güzel para kazanıyordu.

Körpe kuzulardan çıkan kuzu derisi küçük ve ince yapısı nedeniyle köylüler tarafından pek rağbet görmüyordu. Köylerde yaşayanların yere sermek için kullandıkları genelde koyun veya keçi derisiydi, büyük olması, kalın derili ve sıcak tutması yüzünden.

Oysa Sabri’nin asıl ilgisiyse işte bu körpe kuzu derileriydi. Üstelik bunlar köylerde rağbet görmediği ve küçük oldukları için köylülerce kullanılmıyor ve Sabri’de bunları çok ucuza ellerinden alıyordu.

Kuzu derisini gören Derici Sabri her zamanki gibi olumsuz ifadesini takınır, yüzünü buruşturur, gelen deriyi şöyle elinde salladıktan sonra önündeki deri yığınının iki metre kadar uzağına fırlatarak *“bağnak bu bağnak” diyerek deriyi almak istemediğini belirtirdi. Gariban köylü de en azından beş lira almayı umduğu derisinden Derici Sabri’nin verdiği bir liraya razı olurdu.

O geceyi köy kahvesinde peykenin üstünde hasırda uyuyarak geçirdi. Kahyanın akşam üstü getirdiği  sini içinde kuru fasile, yuurt ve sıcak somundan kalanlarla sabah kahvaltısını yaptıktan sonra köy kahvesinin önünde kurdu tezgahını. Vaysal’da koyunculuk yapılan her evden birkaç deri geliyordu. Pazarlıklar bağıra çağıra yapılıyor, en çok da kuzu derilerinde sesi çıkıyordu Sabri’nin. Akşam üzeri topladıklarını koyun, keçi, kuzu ve oğlak derisi şeklinde ayırdıktan sonra köy ahırına itinayla taşıdı, önceden getirdiklerinin üzerine dizdi.

Yaptığı hesaba göre bütün köylerden topladıkları bir kamyonu dolduruyordu. Haftaya gelecek olan Uncu Salih de onun gibi sınır boylarındaki köyleri dolaşıyor ve çuvallarla un satıyordu. Eksilen, azalan un çuvallarının yerine köylerdeki Sabri’nin derileri konuyor, son unlar bitip de son deriler yüklendikten sonra ver elini İstanbul diyordu iki tüccar.

Mallar satıldıktan sonra sahilde meyhanede yenilecek, içilecek ve son olarak da Karaköy’ün havasını soluduktan sonra neşeyle cepler eğlencenin bedeli olarak biraz boşalmış olarak geri dönülecekti.

Gelelim günümüze;

Derici Sabri’lerin ucuz pahalı olarak köylülerden topladığı deriler yıllarca ekonomiye kazandırıldı. Deriyi üreten de, toplayıp satan da, deriyi ekonomiye kazandıran işletmeler de kazandı Cumhuriyet tarihinin ilk yüzyılında.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Hava Kurumu Edirne İl Temsilcisi Avukat Coşkun Molla son üç yıldır topladıkları derileri almak için açtıkları ihalelere kimsenin katılmadığını fiyat verenlerin de ölü fiyat vermeleri nedeniyle maliyeti bile karşılayamadıklarını belirterek artık kurban derilerini ekonomiye kazandırmak yerine itlaf edilmek için resmi kurumlara seslendiklerini belirtti.

Nereden nereye? Derici Sabri’lerden günümüze. Üreten insanlar halen var memleketimizde, cezalandırılıyorlar adeta, ürettikleri, memlekete hizmet ettikleri için.

*Bağnak; Kuzu derisi.

Devamını Oku

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

SÖZÜN BİTTİĞİ YER
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-3.jpg

Yaklaşık 50 yıldır Türkiye siyasetini yakından takip ederim. Toplumun çıkarını kendi çıkarının üzerinde görenlerle birlikte oldum yaşamım boyunca.

Demokrat Parti/CHP döneminde yaşananları sadece okumakla, o dönemi yaşayanların anılarını dinlemekle yeterli ayrıntılı bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum.

70’li yılların ortalarında Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş’li dönemlerinden, önce 12 Mart’ı ardından 80 sonrası Özal’lı, Yıldırım Akbulut’lu, Mesut Özel’li dönemlerden yine Demirel’li Tansu Çiller’li dönemleri, Ecevit’in son yıllarında koalisyonları da gördüm.

Parti değiştirenler, memleketi komünistlerden temizlemek için Amerika ile iş çevirenleri de gördüm.

Ülkesi için doğruları savunanlar bir bir kurşunlanırken, katledilirken sağ siyasetin içinde yuvalanarak siyaseti kullanarak rant peşinde koşanlar farklı farklı sermaye kesimlerini oluşturdu. Sağ siyaseti yapanların nasıl bir sermaye oluşturduklarını Türkiye siyasetini yakından takip edenler çok iyi bilmektedirler.

70’lerin sonlarında palazlanmaya başlayan İslami Siyaset ve sermayeleri 12 Eylül faşist darbenin ardından Amerikan siyasetine paralel hareket eden sağ iktidarlar tarafından büyümeleri sağlandı.

1980 ile 2000 yılları arasındaki bu büyüme onları 2002 yılında tek başına iktidara taşıdı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa iktidara geldiler.

Geldiler gelmesine ama Cumhuriyet tarihinde bütün iktidarlar köşeleri tutmuş, sermayelerini oluşturmuş, ekonomik olarak her alana el atmış durumdaydılar.

Yeni gelen iktidarın 24 yılda yaptıkları ortada. Ne yapacaklarını da görüyoruz, göreceğiz de.

24 yıl içinde gelinen nokta;

İşsizlik, devasa dış borçlar, yoksulluk içinde kıvranan milyonlar, isyan etme noktasına gelen milyonlarca genç.

Gençler umutsuz, gençler mutsuz. Gençler geleceği karanlık görüyorlar. Çıkış arıyorlar. İş, aş, ev, bark neyse de en önem verdikleri alan özgürlükleri. Özgürce oy vermek, karar vermek, ülkenin geleceği üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar.

Bu ülke kendi gençlerine güvenmeyecekse neye güvenecek?

Oy vermek istedikleri adaylar hapishaneye atılıyor, oy vermeyi düşündükleri partiye butlan terimiyle kayyum atanıyor.

Gençler öfkeli, ülke yorgun ve çoğunluk artık değişim istiyor.

Öyleyse mücadeleye devam.

Sözün bittiği yerde mücadele başlar.

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya