DOLAR 45,9618 0.03%
EURO 53,5038 0%
ALTIN 6.625,38-0,09
BIST 14.200,203,62%
BITCOIN 3024694-7,05%
Edirne
21°

PARÇALI AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

DERİCİ SABRİ

DERİCİ SABRİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni.jpg

Doğan güneş Vaysal köyünün mezarlık sırtından kendini gösterdiğinde Bakacak tarafından gelen kararmış bulutlar yağmuru haber verir gibiydi.

Derici Sabri Ömeroba yolundan sırtında bir çuval deriyle terli, yorgun ve aç bir halde Hasan Çınar’ın kahve önünde oturanları uzaktan selamlayarak karşı mahalleye doğru çekildi.

Kırklareli’nden yayan çıkarak sınır boylarında hayvancılık yapan bütün köyleri sırayla dolaşırdı Derici Sabri ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde.

Köylüler bilirdi Sabri’nin senede iki kez geleceğini. Merada sakatlanan, kurban edilen, doğarken ölen bütün küçükbaş hayvanların derileri tulum gibi tek parça yüzüldükten sonra tuzlanır ve kurutulurdu. Tuz ne kadar itinayla atılırsa atılsın uç kısımlarda tuzdan nasibini almamış veya az tuzlanmış kısımlar bir süre sonra kurtlanır ve kokusu aylarca üzerinden çıkmazdı derilerin.

Derici Sabri Vaysal köy ağırına girerek köşeye itinayla istifledi sırtındaki derileri. Aç karnını doyurmak, dinlenmek için köy kahvesinin yolunu tuttu. Bakkal Hacı Mehmet’i selamladı, helva alarak kahveye girmek yerine ön tarafta peykeye oturdu. Kahveye girmemekteki amacı kokusundan yarısı dolu kahvedekileri rahatsız etmemek içindi. Aylarca derilerle uğraşan, derilerle yatıp kalkan Sabri’nin üstü başı da deri kokmasın da ne koksun. O yüzden kapalı mekanlarda kokusu daha da çekilmez oluyordu ve bunu en iyi Sabri biliyordu, içeri girmemek istemesi onuştandı.

Çayını getiren kahveci Paşa Hasan’a helva ve paketini işaret ederek ekmek istediğini belirtti Derici Sabri. Biraz sonra gelen yarım somun ekmeği kuşağından çıkardığı çakısıyla itinayla dilimleyerek iştahlı bir şekilde atıştırmaya başladı. “Bugün bütün köyün haberi olur, yarın akşama kadar ne kadar deri varsa toplarım” diye düşündü ağzını şapırdatırken.

Hiç evlenmemişti Derici Sabri. Ekmek kavgası onu gezgin yapmıştı. Severdi de gezmeyi köyler arasında. Önceleri yakın köylerden topladığı canlı tavuk ve horozları Kırklareli pazarında satarak başlamıştı mesleğine. Pazarda tavuk satmaya çalışırken kalaycının yanındaki derilere gözü ilişmiş, kalaycının deri ticareti yaptığını öğrenmiş ve kalaycıyla sohbeti ilerletmişti. İyi para vardı dericilikte yatmıştı kafasına ama nereye pazarlayacaktı topladığı derileri, bütün mesele oydu işte.

Onu da çözdü zaman içinde. İstanbul’dan bayram için gelen çocukluk arkadaşı İsmet İstanbul’da Kazlıçeşme’de deri işinde çalışıyordu. Oraya Türkiye’nin her yerinden deriler geliyor ve işlenerek başta ayakkabı, kürk, mont işinde kullanılıyordu. İsmet İstanbul’a gidince bir mektup gönderdi Sabri’ye. Kurutulmuş derileri İstanbul’da pazarlayabileceği adresler vardı sırasıyla.

Daha o gün bıraktı tavukçuluğu Sabri, başladı deri toplamaya yakın köylerden ve adı oldu “Derici Sabri.”

İstanbul’a birkaç gidiş gelişten sonra öğrendi mesleğinin bütün ayrıntılarını. Bir kere deri tek parça olacak, arada yırtık, bıçak izi olmayacak ve iyi kurutulmuş olacaktı. En iyi parayı da en ucuza aldığı kuzu derileri yapıyor ve onlar sayesinde güzel para kazanıyordu.

Körpe kuzulardan çıkan kuzu derisi küçük ve ince yapısı nedeniyle köylüler tarafından pek rağbet görmüyordu. Köylerde yaşayanların yere sermek için kullandıkları genelde koyun veya keçi derisiydi, büyük olması, kalın derili ve sıcak tutması yüzünden.

Oysa Sabri’nin asıl ilgisiyse işte bu körpe kuzu derileriydi. Üstelik bunlar köylerde rağbet görmediği ve küçük oldukları için köylülerce kullanılmıyor ve Sabri’de bunları çok ucuza ellerinden alıyordu.

Kuzu derisini gören Derici Sabri her zamanki gibi olumsuz ifadesini takınır, yüzünü buruşturur, gelen deriyi şöyle elinde salladıktan sonra önündeki deri yığınının iki metre kadar uzağına fırlatarak *“bağnak bu bağnak” diyerek deriyi almak istemediğini belirtirdi. Gariban köylü de en azından beş lira almayı umduğu derisinden Derici Sabri’nin verdiği bir liraya razı olurdu.

O geceyi köy kahvesinde peykenin üstünde hasırda uyuyarak geçirdi. Kahyanın akşam üstü getirdiği  sini içinde kuru fasile, yuurt ve sıcak somundan kalanlarla sabah kahvaltısını yaptıktan sonra köy kahvesinin önünde kurdu tezgahını. Vaysal’da koyunculuk yapılan her evden birkaç deri geliyordu. Pazarlıklar bağıra çağıra yapılıyor, en çok da kuzu derilerinde sesi çıkıyordu Sabri’nin. Akşam üzeri topladıklarını koyun, keçi, kuzu ve oğlak derisi şeklinde ayırdıktan sonra köy ahırına itinayla taşıdı, önceden getirdiklerinin üzerine dizdi.

Yaptığı hesaba göre bütün köylerden topladıkları bir kamyonu dolduruyordu. Haftaya gelecek olan Uncu Salih de onun gibi sınır boylarındaki köyleri dolaşıyor ve çuvallarla un satıyordu. Eksilen, azalan un çuvallarının yerine köylerdeki Sabri’nin derileri konuyor, son unlar bitip de son deriler yüklendikten sonra ver elini İstanbul diyordu iki tüccar.

Mallar satıldıktan sonra sahilde meyhanede yenilecek, içilecek ve son olarak da Karaköy’ün havasını soluduktan sonra neşeyle cepler eğlencenin bedeli olarak biraz boşalmış olarak geri dönülecekti.

Gelelim günümüze;

Derici Sabri’lerin ucuz pahalı olarak köylülerden topladığı deriler yıllarca ekonomiye kazandırıldı. Deriyi üreten de, toplayıp satan da, deriyi ekonomiye kazandıran işletmeler de kazandı Cumhuriyet tarihinin ilk yüzyılında.

Geçtiğimiz günlerde Türkiye Hava Kurumu Edirne İl Temsilcisi Avukat Coşkun Molla son üç yıldır topladıkları derileri almak için açtıkları ihalelere kimsenin katılmadığını fiyat verenlerin de ölü fiyat vermeleri nedeniyle maliyeti bile karşılayamadıklarını belirterek artık kurban derilerini ekonomiye kazandırmak yerine itlaf edilmek için resmi kurumlara seslendiklerini belirtti.

Nereden nereye? Derici Sabri’lerden günümüze. Üreten insanlar halen var memleketimizde, cezalandırılıyorlar adeta, ürettikleri, memlekete hizmet ettikleri için.

*Bağnak; Kuzu derisi.

Devamını Oku

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

SÖZÜN BİTTİĞİ YER
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-3.jpg

Yaklaşık 50 yıldır Türkiye siyasetini yakından takip ederim. Toplumun çıkarını kendi çıkarının üzerinde görenlerle birlikte oldum yaşamım boyunca.

Demokrat Parti/CHP döneminde yaşananları sadece okumakla, o dönemi yaşayanların anılarını dinlemekle yeterli ayrıntılı bilgiye sahip olduğumu düşünüyorum.

70’li yılların ortalarında Ecevit, Demirel, Erbakan, Türkeş’li dönemlerinden, önce 12 Mart’ı ardından 80 sonrası Özal’lı, Yıldırım Akbulut’lu, Mesut Özel’li dönemlerden yine Demirel’li Tansu Çiller’li dönemleri, Ecevit’in son yıllarında koalisyonları da gördüm.

Parti değiştirenler, memleketi komünistlerden temizlemek için Amerika ile iş çevirenleri de gördüm.

Ülkesi için doğruları savunanlar bir bir kurşunlanırken, katledilirken sağ siyasetin içinde yuvalanarak siyaseti kullanarak rant peşinde koşanlar farklı farklı sermaye kesimlerini oluşturdu. Sağ siyaseti yapanların nasıl bir sermaye oluşturduklarını Türkiye siyasetini yakından takip edenler çok iyi bilmektedirler.

70’lerin sonlarında palazlanmaya başlayan İslami Siyaset ve sermayeleri 12 Eylül faşist darbenin ardından Amerikan siyasetine paralel hareket eden sağ iktidarlar tarafından büyümeleri sağlandı.

1980 ile 2000 yılları arasındaki bu büyüme onları 2002 yılında tek başına iktidara taşıdı. Cumhuriyet tarihinde ilk defa iktidara geldiler.

Geldiler gelmesine ama Cumhuriyet tarihinde bütün iktidarlar köşeleri tutmuş, sermayelerini oluşturmuş, ekonomik olarak her alana el atmış durumdaydılar.

Yeni gelen iktidarın 24 yılda yaptıkları ortada. Ne yapacaklarını da görüyoruz, göreceğiz de.

24 yıl içinde gelinen nokta;

İşsizlik, devasa dış borçlar, yoksulluk içinde kıvranan milyonlar, isyan etme noktasına gelen milyonlarca genç.

Gençler umutsuz, gençler mutsuz. Gençler geleceği karanlık görüyorlar. Çıkış arıyorlar. İş, aş, ev, bark neyse de en önem verdikleri alan özgürlükleri. Özgürce oy vermek, karar vermek, ülkenin geleceği üzerinde söz sahibi olmak istiyorlar.

Bu ülke kendi gençlerine güvenmeyecekse neye güvenecek?

Oy vermek istedikleri adaylar hapishaneye atılıyor, oy vermeyi düşündükleri partiye butlan terimiyle kayyum atanıyor.

Gençler öfkeli, ülke yorgun ve çoğunluk artık değişim istiyor.

Öyleyse mücadeleye devam.

Sözün bittiği yerde mücadele başlar.

Devamını Oku

KARAAĞAÇ YOLU MİLLET BAHÇESİ

KARAAĞAÇ YOLU MİLLET BAHÇESİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-2.jpg

Son gezimizde Urfa’da Göbeklitepe’yi ziyaret etmiştik. Geçen yıl 781 bin kişinin ziyaret ettiği yer burası, tarihin kaydettiği ilk yerleşim yeri, geçmişi yaklaşık 12.000 yıl öncesine, MÖ 9600-9500 yıllarına tarihleniyor..

Konumuz Karaağaç yolu ve Millet Bahçesi olduğu için üstteki alıntıyı verdim, örnekleme kolaylığı olması için.

Karaağaç yolu, Millet Bahçesi ve Karaağaç semti yerli yabancı onbinlerce belki de yüzbinlerce insanın ziyaret ettiği tarihi özelliği olan turistik bir yer.

Uzun yıllar çift taraflı olarak işleyen trafik yüzünden köprüler büyük baskı altında olduğu gibi artık trafik yükünü taşıyamaz olunca mecburen tek gidişli olarak değiştirildi. İyi oldu, ama yine de yetersiz.

Yıllar önce yine aynı uygulama yapılmış, Karaağaç yolu üzerindeki işletmecilerin itirazlarını dikkate alarak çift yöne dönülmüştü. Hatalı bir kararla.

Şu anda tek gidişli olmasına karşın geçtiğimiz Cumartesi Karaağaç yolundan geçtim. Onlarca otobüs, dışarıdan gelen turistleri zorlukla indirip bindiriyor otobüslere, yerli turistler köprüde sıkışıyor, sürekli yoğun bir şekilde akan trafikteki araçlar yüzünden insanlar ve otomobiller birbirine karışmış durumda. Yürüyenler de rahatsız, otomobille devam etmek isteyenler de.

Köprüyü daha geçtiğimiz gibi yolun sağında ve solunda yüzlerce araç Karaağaç girişine kadar sağlı –  sollu park etmiş durumda. Giden araçlar adım adım ilerliyor. Park sorunu zirvelerde, yine yüzlerce araç park edecek yer bulamadığı için tarlalara giren yollara girmişler, ortalarda dolaşan park etmek için yer arayan araçlar cabası.

Yani; tek gidişe dönmek bile çare olamamış Karağaç yolu ve Millet bahçesi için.

Urfa Göbeklitepe’de ne yapmışlar;

“Göbeklitepe antik kentine yaklaşık olarak 5 km kala devasa bir otopark yapmışlar. Binlerce araç alabiliyor. Ve asla özel otoların otobüslerin otoparkın ilerisine gitmesine izin vermiyorlar. Urfa Belediyesi’nin tahsis ettiği 4 adet otobüs sürekli gidip geliyor. Bizim gittiğimiz Nisan ayının sonu daha yoğunluğun olmadığı bir zaman olduğu için 4 adet otobüs vardı, turizm yoğunluğunun başlamasıyla birlikte ihtiyaca göre otobüs sayıları arttırılıyor. Bu otobüsler sayesinde bekleme, trafik sorunu yok, biniyorsunuz, 5 dakika sonra Göbeklitepe’nin dibinde iniyorsunuz. Alanı gezdikten sonra bekleyen ilk otobüsle geri. Ne güzel bir uygulama. Bunu gördükten sonra Edirne için ne yapabiliriz üzerine düşünelim biraz.

Karaağaç yolunu özel otomobillere yasaklanmalı. Sadece turist otobüsleri, bisikletler, motosikletler, Serhat Birlik araçları (gidişli gelişli de olabilir) bu yolda yoğunluk yaratmayacaklardır. Mesafe kısa olduğu için sağlıklı insanlar yürüyerek bu yoldan Millet Bahçesi ve Karaağaç’a gidebilirler. Sağlık sorunu olanlar ve yaşlılar için Edirne Belediyesi iki araç koyabilir, yeterlidir de iki araç veya Serhat Birlik burada çözüm olabilir.

Üstteki uygulama gerçekleşirse köprüler ve Karaağaç tarihi yolu turizm anlamında büyük bir çekim merkezi haline gelir. Karaağaç yolu üzerindeki işletmeler çok daha fazla iş yaparak gelir elde edeceklerdir. Otomobilin içindeki insan değil yürüyen insan para harcar.(Saraçlar Caddesi bunun en güzel örneğidir, önce esnaf karşı çıktı, şu anda hizmet sektörü iyi havalarda güzel iş yapıyor)

Hayali bile güzel. Trafiğe kapatılmış sessiz sakin Karağaç’a doğru yürüyen, salınan binlerce insan. İşletmeler ağzına kadar dolu, işletme sayısı çok daha fazla artmış ve Karaağaç yolu Edirne turizminin yüz akı olmuş.

Bir hayal gördüm, öneri olarak sunuyorum. Ki zaman gelir de gerçekleşirse bunu görmek isterim.

Devamını Oku

TÜRKİYE YOLLARINDA (2)

TÜRKİYE YOLLARINDA (2)
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İsmail DEMİRAY

Gezilere çıkarken en dikkat edeceğimiz konu otobanlardan ve duble yollardan mümkün olduğu kadar uzak durmak oluyor. Köyler, kasabalar, ilçeler arasında yol almak. Gerekmedikçe asla büyük kentlere girmemek. Yani doğaya hep yakın olmak.

Fakat bu yılın gezi planı Ege ve Akdeniz kıyılarına da kapsayacağı için planımızın dışına mecburen çıktığımız da oldu. Dönüş yollarında otobanı kullanmak zorunda kaldığımız da.

İlk günümüzü Gelibolu bölgesinde Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı alanı incelemeye ayırıyoruz. Sabah kahvaltısı sonrasında çıktığımız yolculuğumuzda günlerden 23 Nisan okulların tatil nedeniyle büyük bir yoğunluk var alanda. Trafik kilitleniyor, aracımızı yolun kenarına çekerek birkaç saat alanı incelemeye ayırıyoruz.

GELİBOLU YARIMADASI

Mustafa Kemal, arkadaşları ve ülkenin her yerinden gelen binlerce şehit insanın vermiş olduğu mücadeleyi alanı inceleyince daha da iyi hissedebiliyorsunuz. Dedemin iki ağabeyinin, ninemin babasının da bu alanda şehit olduğu ve bilinen bir mezarlarının bile olmaması gerçeği bizleri daha da duygulandırıyor.

Akşam saatlerinde feribotla karşıya geçince Çanakkale’nin sıkıcı trafiği içinde buluyoruz kendimizi. Konaklama düşüncesi bizi hiç gitmediğimiz Bayramiç ilçesine yönlendiriyor, heyecanlıyız, ilk defa göreceğimiz, bizi neyin beklediğini bilmediğimiz bir yerde konaklayacağız.

Bayramiç ana yollardan uzak, arada kalmış, sessiz doğallığını yitirmemiş şirin bir ilçe. Halkı saygılı ve misafire karşı yardım severler. Mehmet Akif Ersoy’un doğduğu yer ve evi onarılarak müze şekline getirilmiş.

Sabah sosyal medyadan arkadaşımın uyarısı üzerine yörenin bilinen ünlü “Ayazma”sını ziyarete gidiyoruz. İlçeden yaklaşık olarak 30 km uzaklıkta. Yolu sağlı sollu meyve bahçeleriyle dolu. Yağan yoğun yağmurlar her yere bereket getirmiş. İlaçlama zamanı, her bahçede çalışmalar, yollarda traktörler ilaçlama makineleriyle dolu.

BAYRAMİÇ’TE AYAZMA

Ayazma doğa harikası bir yer. Keyifle geziyoruz alanı. Turist mevsimi başlamadığı için kimseler yok ve yolda iyileştirme çalışmaları var, dikkatli bir şekilde yanlarından geçiyoruz.

Dönüşte Bayramiç’te yerel bir fırında kahvaltımızı yaptıktan sonra Ege’ye doğru salınıyoruz. Yollar sakin, turizm mevsiminin başlamamış olması şansımız, sanki memlekette gezen sadece ben ve eşim varmışız gibi rahat bir şekilde yol alıyoruz, gittiğimiz yerlerde konuk ediliyoruz.

Ezine’den Burhaniye’ye kadar sürekli kontrollü yollarda 50-70 arası süratle gidiyoruz. Kontroller radarlarla, trafik çevirmeleriyle, elektronik denetlemelerle yapılıyor. Sıkıcı bir durum, her yer de trafik cezası yemek olasılığı yolculuğumuz geriyor. Yollarda bugüne kadar ceza yemediğimi de ifade etmek isterim.

Ezine de çay ve peynir molası veriyoruz. İnek peynirinde karar kılıyoruz, açıp tadına bakınca da “gözünü seveyim Edirne peynirinin, rakibi bile yok” düşüncesine kapılmadan edemiyoruz.

OTELLER BEŞ, ÖĞRETMEN EVLERİ İKİ BİN

Yolumuzun üzerinde sakin her mekanda çay molaları vererek ilerliyoruz. Amacımız Bergama’da konaklayarak bölgenin tarihi alanlarını gezmek. Bütün pansiyonlar dolu ve oteller de beş bin liradan başlıyor Bergama’da. Akşam trafiği de artısı. Ayrılıyoruz, 16 km ileride Kınık ilçesinde Öğretmen Evi’ne kahvaltı dahil 1800 liraya postu seriyoruz. Şansımıza pazarına denk gelmişiz, keyifle pazarı dolaşıyoruz. Akşam yemeği için dolaştığımız lokantaların temizlikle uğraştıklarını gözlemledikten sonra pazarın yanında pazarcıların rağbet ettiği küçük köfteci de köfte/piyaz/ayran ziyafeti çekiyoruz kendimize.

Üçüncü günümüzün sabahında kahvaltımız sonrasında çıktığımız yolda Hamca Hocalı köyünün sessizliğini görünce Trakya’mızın köylerini anımsıyoruz. Burada da kimseler yok gibi, sessizlik hakim köy içinde. Çeşmeden sularımızı doldurduktan sonra yola devam.

AĞBİ SEN SOSYALİST’MİSİN?

Kemalpaşa yol ayrımında yol sormak için indiğimde üzerine yol notları aldığım  gazeteye bakan genç bir adamın; “Ağbi sen sosyalistmisin” sözlerinin sürprizini yaşıyorum. Yol adresini doğruladıktan sonra sakin ve sessiz yollardan devam. Yolumuzun üzerinde Selçuk’un güzellikleri, Kuşadası’nın nefis yol manzaralarının keyfini sürerek konaklayacağımız Didim’deki ootelimize varıyoruz. Didim bir turist beldesi. Hazırlıklar yoğun bir şekilde devam ediyor konaklama yerlerinde. Büyük bir kısmı daha açılmamış, açılanlar tek tük, çoğu hazırlık yapıyor yeni sezon için.

Sabah kahvaltı keyfini tamamladıktan ve ihtiyaçlarımızı yerel bir marketten giderdikten sonra Ege kıyılarında gezinmeye devam mantığıyla yola çıkıyoruz. Milas üzerinden önceki yıllarda defalarca gittiğimiz Bodrum’u es geçerek Ören yoluna vuruyoruz kendimizi. Manzaralar muhteşem. İniyoruz, çıkıyoruz, kıvrılıyoruz, yavaş yavaş manzaraların keyfiyle yol alıyoruz.

ÖREN NERE GÜLÇAVUŞ NERE

Ören sakin bir yer. Tam turizm yeri, bakir, bozulmamış, yoğunlaşmamış ve çok ama çok dikkatli bir şekilde korunmuş. Sahile 50 metre kala yolları bitiyor, trafiğe kesin bir şekilde kapalı, sadece insanlara ayrılmış sahil. Sonrası yürüyüş yolları, kafeler. Buraları görünce Gülçavuş ve Sultaniçe sahilinin hallerine üzülmeden edemiyoruz.

Ören’de tanıştığımız bize yollar hakkında bilgi veren Turan Kaptan’ın misafiri oluyoruz, çay içiyoruz Ören Belediyesi’nin işlettiği sahile sıfır kafede. Yaklaşık bir saat kadar sohbet ediyoruz kaptanla, gideceğimiz yollar hakkında ayrıntılı bilgi veriyor bize. Teşekkür ederek vedalaşarak ayrılıyoruz Turan Kaptan’dan.

Ula ilçesinin yanından geçtikten sonra 2019 yılında bir gece konakladığımız Köyceğiz’e kırıyoruz direksiyonu. Sahilde İsmail amcamızın moteli yıkılmış, İsmail amcadan haber yok, hüzünleniyoruz. Sahilde dolaşarak bir şeyler atıştırdıktan sonra akşam kalacağımız yeri oğlumuzun ayırttığı Datça’ya yöneliyoruz.

DATÇA VE CAN BABA

Datça’ya girince bize önerilen Eski Datça’ya gidiyoruz doğrudan. Yağmurla karışık girdiğimiz otelimiz de burada ve tarihi bir binanın onarılmış odasına yerleşiyoruz. Yağmurluğumu Didim’de otelde unutmuşum, cezasını çekiyorum ıslanarak, keyif alarak. Kimseler yok Datça’da. Sakin sakin dolaşıyoruz Eski Datça’yı gecenin ilk saatlerinde. Otel sahipleri komşularıyla akşam yemeğinde otlu pide ziyafeti çekiyorlar kendilerine. Bizim halimizi görünce biz de nasipleniyoruz otlu pidelerden. Büyük tabaklarda üçer pidenin ancak ikişer tanesini yiyebiliyoruz, paketliyor ev sahiplerimiz, dolabımıza koyuyoruz, gece uzun ve Datça’da Can Yücel Baba’nın şerefine iki kadeh rakı içilecek son pidelerle.

Can Baba’nın çıktığı Orhan’ın kahvenin kapalı olduğunu görüyoruz. Çakır keyifim, kahvenin peykesine oturuyor, Can Baba’nın fotalarına bakarak kendisini yad ediyoruz.

Yarın ikinci memleketimiz, çocuklarımızın da bir süre yaşadığı Fethiye, dostlarımız Erol/Nebahat Erol’ları ziyarete.

Devamını Oku

TÜRKİYE YOLLARINDA – 1

TÜRKİYE YOLLARINDA – 1
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-demiray-yeni-1.jpg

2019 yılından beri Türkiye’nin çeşitli bölgelerine gezmeye gidiyoruz eşimle birlikte. Sadece 2020 yılında pandemi nedeniyle gidememiştik.

Genellikle yaz başlangıcı veya sonbahara denk geliyordu gezilerimiz. Bu yıl ilk defa ilkbaharda görelim dedik memleketimizi ve 23 Nisan’da başlattık gezimizi.

15 gün boyunca Türkiye’nin her bölgesinde olmak üzere 30 ilin sınırlarında teker izimiz kaldı. 5580 km’lik yolculuğumuz büyük bir bölümü kasabalar, ilçeler, köyler arasında geçti. Güney’de 30 derecelerde yaptığımız yolculuklar doğuda dağlarda 2 derecelerde yağan kar ve buzlu yollarda devam etti. Gün geldi bir günde üç mevsimi yaşadık.

Edirne’den başlayan yolculuğumuz Ege, Akdeniz, Güneydoğu, Doğu, İç Anadolu ve Karadeniz’in kıyısından sonra yine kendi bölgemizde sona erdi

Ağırlıklı olarak Öğretmen Evlerinde ve otellerde geceledik bütçemiz sınırlarında. Sabah kahvaltısı verilmeyen yerlerde çorba veya gittiğimiz bölgenin yerel fırınlarının ürünleriyle kahvaltılarımızı geçiştirdik. Öğlenleri ve akşamları da yöreleri özgü yemeklerin tadına bakmaya çalıştık.

Gittiğimiz her bölgede, kentte, kasabada yörenin insanlarıyla kültürleriyle iletişim kurmaya çalıştık. Genellikle de olumlu karşılandık.

Türkiye insanı misafir seviyor. Dünya’da böyle bir başka ulusun olamayacağını düşünüyorum. Kimden yardım isteseniz geri çevirmiyor. Kime bir şey sorsanız yardımcı olmaya çalışıyor. Yıllar önce bir sohbette kulaklarıma kazınmıştı;

“Bu ülkede hangi kapıyı çalsanız, açım deseniz, size mutlaka ekmek ve su verirler”

Böyle işte memleketimizin insanı. Adeta tek bir olumsuz bir durumla bile karşılaşmadık yollarda, konakladığımız yerlerde. Yolu yitirdiğimizde kullanmayı pek beceremediğimiz teknolojik navigasyon(Türkçe’si yolbul)’a değil de yörenin insanlarına güvendik, öyle bulduk yolumuzu, yönümüzü.

Otoban ve duble yollara mecbur olduğumuz zaman girdik, genelde kasabalar, köyler arasında sürdü yolculuklarımız.

Konaklamak için genellikle küçük yerleşim yerlerini tercih ettik her seferinde. Kent olarak sadece Hatay’da kaldık. Küçük yerleşim birimlerinde insanlarla daha iyi iletişim içinde olabildik. Yörelerin insanlarını, kültürlerini daha iyi tanımak imkanı bulduk. Oysa mecburen girmek zorunda kaldığımız büyük kentlerde beton yığınları içimizi kararttı, tekrar tekrar yine küçük kasabalara, köylere, doğanın içine attık kendimizi.

Ege ve Akdeniz’in kıyı güzelliklerinin yanında diğer bölgelerde ovaların, yaylaların, dağların güzel manzaraları eşliğinde kendimizden geçtik.

Hatay ve çevresinde son depremde yaşanmış yıkımlar, insanların ayakta kalma mücadeleleri içimizi acıttı.

Yörelerin insanlarıyla yaptığımız sohbetlerde birkaç tane de öykü konusu çıktı benim için. Gittiğimiz bir ilçede eşimin parkta yörenin bir kadınıyla yaptığı sohbet, kadının kısa sürede anlattıkları, kumalığının öyküsü, yaşam mücadelesi, çektiği sıkıntılar romanlara konu olacak türden. Öykülerimize yansıyacaktır ilerleyen zamanlarda bu anılar.

Yaşadığımız güzelliklerin yanında yorgunluklarımız, tek sürücü olduğum için sürekli araç kullanmaktan yorgun düştüğüm anlar da oldu. Yolun kenarında düşmüş taşın üstünden geçerken yaşadığımız korku da; yağmurlu bir havada Karlıova ile Erzincan arasında Yedisu ilçesinin o daracık, bozulmuş asfalt yolunda, yer yer toprak kaymaları, dağlardan düşen taşlar yüzünden korku içinde yolculuklarımız da oldu.

Yorgunluktan uyuya kaldığımız yerlerde uyandığımızda iyi ki gelmişiz buralara diyerek uyandık her sabah.

15 gün sürdü gezimiz 2026 yılı programımız şimdilik sona erdi. Önümüzdeki sene nereye mi? Kısmet artık diyelim.

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya