DOLAR 32,4301 0.03%
EURO 34,5832 -0.04%
ALTIN 2.482,490,01
BIST 9.679,80-1,37%
BITCOIN 2039029-0,92%
Edirne
25°

PARÇALI AZ BULUTLU

04:46

İMSAK'A KALAN SÜRE

Mehmet ŞELECİ

Mehmet ŞELECİ

15 Nisan 2024 Pazartesi

    İKİNCİ YÜZYIL KUŞAĞI

    İKİNCİ YÜZYIL KUŞAĞI
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    CUMHURİYET YAZILARI – 4

    SOLDUYU

    Ziya Gökerküçük  – [email protected]

    Cumhuriyetin ilk yüzyılını bitirip ikinci yüzyıla başladığımız bu günlere elbette bir sayı, tarih olarak bakılmamalıdır. Cumhuriyet nasıl ki Osmanlı’dan çok şey alıp getirdi ise ikinci yüzyıla başlarken de birinci yüzyılın hataları ve sevapları etkin olacaktır.

    Öncekiler ve biz, tarihimizi yaşayanlardan, dinleyenlerden öğrendik. İkinci yüzyılın kuşağı, yazanlardan öğrenecektir. Coğrafyamız; konumu itibariyle uygarlıkların beşiğidir. Bunu yeniden ve iyi anlamak gerekir. Bu nedenle resmi tarihi aşarak araştırmak önemlidir.

    Geleceğin idarecileri gelişmiş egemen ülkelerin fırlatma rampasından dünyaya düşmeyecek, toplumun sorumlu yurttaşlarından olacaktır. Liderine tapan değil liderine güvenen ve birlikte olunan bir toplum oluşacaktır. Ortaçağ ve sonrasında olduğu gibi kahraman arayan toplumlar değil kahramanı olmayan toplumlar öne çıkacaktır.

    Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında “sarı saçlı mavi gözlü” olma duygusallığı yetmeyecektir. Çünkü cumhuriyet bir şekil değil yaşamın her anı ve tüm alanlarıdır. İkinci yüzyılın başlangıcındaki kutlama ve katılım bunu kanıtlamıştır.

    Elbette yeni başlayan ikinci yüzyıl sevincine ortak olmayanlar da hep olacaktır. Bu kesimler cumhuriyetin kurulmasına da direndiler ama kaybettiler. Ki kaybedenler; neden ve neyi kutlayacaklar? Bu yobaz ve kurnaz kesimlerin son çırpınışları olsa da; yeni yüzyılda da bukalemun gibi değişim göstererek olacaklardır.

    Hakların kullanımı ve ilerletilmesi hedefi ile kurulan Cumhuriyet; bir kesim tarafından doğru yöne çekildi ise de sonrasında hak aramak suç oldu. Haklarını kullanan yurttaş olacak iken özelikle son yıllarda ulufe bekleyen kula dönüştük.

    Evet, bir kesimimizde cumhuriyetin tehlikede olduğu kanısı mevcuttur. Ama unutmayalım ki uğruna mücadele verilmeyen hiçbir şey kalıcı olmaz, olamaz. Bu nedenle bizlerin eksikliğini yeni yüzyılımızın kuşağı anlayacak ve mücadele edecektir.

    Eğitimde Köy Enstitüleri gibi özgürleşmeyi sağlayan sistemden şirketleşmiş tarikat vakıflarına, dini ve ticari eğitim sistemine geriledik diyebiliriz. Egemenlerin kollaması sayesinde cumhuriyet idaresini darül- harp (kâfir ülkesi) olarak görenler arttı. Laiklik ilkesi var iken kamu kurumlarında şeriat övülebiliyor. Eğitimin kamu hizmeti olması kural iken özel eğitim desteklenebiliyor. Eğitim süreçleri velilerin yoksullaşması sonucunda ya dinci vakıf yurtlarında veya açık lise buluşu ile okulu terklere kapı aralanıyor. Ya da bakanlıkların sermaye ile işbirliği projelerinde patronlara emek aktarımı yapılabiliyor.

    Ve elbette ekonomide de yoksullaşma ve sonrasında sözde desteklerle kullar oluşturma modeli sosyal yapımızı hızla kapsıyor. Bu olumsuz duruma rağmen ikinci yüzyıla kavuşan cumhuriyetimiz; kurtuluş ve kuruluş sırasındaki büyük umudu düşünmeleri yeter de artar bile.

    Birinci yüzyılda cumhuriyeti koruma ve kollama görevini anlayamadığımızdan, bu sorumluluğu taşıyan yurttaşlık bilincini örgütleyemediğimizden bu günleri gördük diyebiliriz. Doğa kuralıdır; dereler yukarıya akmaz, denizde buluşur. Toplumlarda da ara sıra “reklam arası” durağanlığı olsa da ilerleme durmaz.

    Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına sorumluluk taşıyan yurttaşlar olarak giriyoruz. Çünkü bu güne kadar edilgen yurttaş olan bizlerin yerini “birey” olmuş gençler alıyor. Kendi kişisel çıkarları zarar gördüğünde sosyal medyanın aktif kullanımı ile örgütlenebilen yeni bir kuşak sahipleniyor Cumhuriyeti.

    Kapitalist ilişkiler ile tüketici olmaya, hedef büyütmeye yönlendirilen gençlik; hedeflerine ulaşamadığında veya ebeveynlerinden harçlık alır konuma düştüğünde bunun nedenini sorgulayacak durumdadır.

    Bu gün okullarda veya sokaklarda şeriat övgüsü yapanların, kadın erkek eşitliği yoktur diyenlerin, Müslümanın düşünmesine gerek yok Allah yaratır ve biz inanırız söylemlerinin etkisi sıfırdır. Tehlike şudur ki bu söylemler ile toplumu ortaçağa sürüklemek isteyenlerin zavallılığı toplumda şiddeti getirebilir ki buna kapılmamak gerekir.

    Bu gün başta Z kuşağı olmak üzere değişik adlarla tanımlanan kuşak; çok dinlemiyor ve de çok konuşmuyor. Dijital çağın verdiği iletişim ve kaynaklarla karar verip uygulayabiliyor. Büyük pencereyi anlamak için incelemek yerine nokta atışlarla sistemin vidasını çıkarabiliyor.

    Ben eminim ki ülkemiz Cumhuriyetinin ikinci yüzyılında egemen sistemin vidaları çıkarılacak ve yerine teknik ilerlemenin de etkisiyle yeni ve adil bir sistem gelecektir. İkinci yüzyılın insanı kuruluş ve kurtuluşu özümseyerek, bilimsel sosyalizmi yaratacaktır.