DOLAR 32,5790 0.3%
EURO 34,6992 -0.2%
ALTIN 2.510,861,08
BIST 9.524,59-0,06%
BITCOIN 20197420,79%
Edirne
16°

PARÇALI BULUTLU

13:09

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Mehmet ŞELECİ

Mehmet ŞELECİ

18 Nisan 2024 Perşembe

    Heyet

    Heyet
    0

    BEĞENDİM

    ABONE OL

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun siyasi mevta mertebesine ulaşmasıyla gözler Özgür Özel’in, “CHP değişecek ve yenilenecek” vaadine odaklandı.

    Nelerin değişeceği, nasıl değişeceği pek merak konusu değildi, vaadin tutulup tutulmayacağı esas meseleydi. Çünkü Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna oturtulduğu 2010 Kurultayı’nda yine aynı vaatte bulundu; fakat Deniz Baykal’ı aratmayan merkeziyetçi/bürokratik/ yönetim şeklini sürdürdü, hem de koltuktan düşürülene kadar.

    Malum vaat, elbette önseçim…

    Partililerin adam yerine konulma istemi, kadim sorundur CHP’de ve parti içi demokrasi talebi şeklinde dillendirilir. Parti içi demokrasiden anlaşılan ise genelde önseçimdir.

    Mamafih bunun kifayetsiz bir yaklaşım olduğu pek dikkate alınmaz, fikri sabit bir tutumdur, konunun özünü kavramaktan uzaktır.

    Parti içi demokrasi, lider ve dar kadrosunun yönetim kademelerine, temsil görevlerine seçtiği yandaşlar, uzmanlar, akademisyenler, sivil/asker bürokratlar, seçkinler düzeni değildir. CHP’de yüz binlerce üye var, çeşitli organlar var. Bunların hepsinin partide oluşacak düzene dair karar alma süreçlerine katılması, parti içi demokrasidir.

    CHP’nin “üye ve program” partisine dönüştüğü; “aşağıdan yukarıya” doğru işleyen, merkez yönetime kadar tüm kademe seçimlerinde parti üyelerinin özgür irade ile belirleyici etkisinin görünür olduğu bir yönetim modeli, parti içi demokrasidir.  

    Evet, parti içi demokrasinin kapsamını geniş tutmak, önseçime indirgememek lazım…

    Ancak, “önseçim sakıncalıdır, temsil kademelerine seçileceklerin genel merkezden belirlenmesi uygundur” gibi bir anlayışa prim verildiği sanılmasın. Tüm illerde önseçimin geçerli kılınacağı bir sistem kuvvetle savunulmalıdır.

    Bu, genel merkez oligarşisinin kırılması için gerek şarttır.

    Yeter şart ise, kapsamı geniş bir parti içi demokrasi anlayışının parti yönetimi/örgüt işleyişinde kendini göstermesidir.

    Aksi takdirde, hem Kılıçdaroğlu’ndan hem de halefi Özel’den duyduğumuz önseçimin tavizsiz uygulanacağı sözü kurultay konuşmalarından hoş bir seda olarak kalır.

    Kılıçdaroğlu’nun “örgüt yapısı kötü” diyerek önseçimden nasıl çark ettiği belleklerdedir.

    Bir genel başkanın örgüt yapısını kötü bulmasının utanmazlığı bir yana, örgüt yapısını düzelmek için çaba harcamayıp bozuk örgüt yapısına yaslanarak parti içi iktidar odaklı yönetim modelini sürdürmesinin ayıbı diğer yana…

    Hakeza, Özel’in de kurultay konuşmasını çabuk unuttuğu görülmektedir.

    Mutlaka önseçim yapacağız deyip temayül yoklamasına dümen kırmak yani topu taca atmak, elbette güven sorununu da beraberinde getirmektedir.    

    Evet, işin özü, parti içi iktidarı elde tutmak, statükoyu korumak olunca genel başkanların kurultay konuşmalarındaki önseçim vaadi, partililerin ağızına sürülmüş bir parmak bal oluyor.

    Belirttiğimiz gibi, CHP’deki değişim/yenilenme gereksinimini sadece önseçim ekseninde ele almak, sorunun yapısal derinliğini gözden kaçırmak demektir.

    CHP’nin demokratik/saydam/dürüst yönetilmesi, üye/örgüt/program partisi niteliğine kavuşmasıdır temel mesele. CHP’deki ‘bozuk düzen’ son bulmadan, hem parti üyesi hem halk nezdinde sahicilik/inandırıcılık/güvenilirlik sağlanmadan, iktidar alternatifi bir parti konumuna gelmek olanaklı değildir.

    Önümüzdeki yerel seçimlerde Kılıçdaroğlu ile CHP’nin başarılı olamayacağını kamuoyu araştırmaları gösteriyordu. ‘İmamoğlu Oluşumu’na bu nedenle yol verildi. Aslında bir saray darbesi söz konusudur.

    Kılıçdaroğlu ile uygulamaya sokulan projenin, siyaset mühendisliğinin tutmaması ve elbette son seçim yenilgisinin CHP seçmeninde yarattığı travma, toplumsal muhalefetin çözülmeye başlaması, yeni bir heyecan ve umut yaratmanın kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu.

    Durumdan vazife çıkaran proje müellifleri, güç odakları, B planı İmamoğlu’nu devreye almıştır.

    İmamoğlu esas, Özel suret genel başkandır.

    Ancak, tutmayan projeyi revize etmek zorunda kalan güç odaklarının CHP üzerindeki vesayeti, partiyi yönlendirici etkisi devam etmektedir.

    B planının çok önceden hazırlandığını ise, gizli Zoom toplantıları açığa çıkınca öğrendik.

    A planı, CHP’nin muhafazakar toplum kesitinden oy almasını sağlamak üzere gerek takiye  siyaseti, gerekse belli toplum kesitlerine verilen sözlerle kendini göstermişti.

    CHP’nin dünya görüşünün, temsil ettiği değerlerin törpülenmesi de A planının bir parçasıydı.

    A planı ve yine güç odaklarının tasarımı 6’lı masa ile Erdoğan devrilemeyince, B planı kaçınılmaz hale geldi.

    Çünkü Kılıçdaroğlu’nun başarısızlığı, koltukta kalma ısrarı (ki daha çok ceketine yapışık, kendi yarattığı oligarkların ısrarıdır) partililerde ve seçmende büyük rahatsızlık yarattı ve haliyle CHP’nin oylarını da aşağıya çekti.

    Yerel seçimlere böyle girilemeyeceği aşikârdı.

    Dolayısıyla, devreye giren B planı ile parti dışına itilmiş üyeyi tekrar kazanacak, örgüte dinamik katacak, hayal kırıklığı yaşayan seçmene umut aşılayacak bir yeni yönetim ve muhalefet anlayışı/tarzı ile İmamoğlu-Özel ikilisi yerel seçimlerde başarı sağlamak amacıyla artık görevdedir.

    Hedefin büyüğü ise, elbette Türkiye’yi yönetmektir ve bu da zaten şimdiden dillendirilmektedir.

    Neticede, Türkiye’de yıllardır süren AKP hâkimiyetine karşı takiye siyasetiyle, CHP’yi başkalaştırarak yol alınamayacağının; devlet ve toplum yönetiminde sahicilik, güvenilirlik gereksiniminin kavranmış olması, devredeki B planının seçmende karşılık bulmasının sınama zemini olacaktır.

    Şimdi…

    Güç odaklarının CHP üzerindeki vesayetine son verilmesi meselesine kısaca girelim…

    Tüzüğünde yer alan sosyal demokrat kimliği nedeniyle sermaye karşıtı bir parti değildir CHP.

    Ancak güç odaklarının parti yönetimini dizayn eden, parti politikalarına yön veren etkisi,  sosyal demokrat parti niteliğiyle örtüşmez.

    Sosyal demokrat bir parti, katılımcı ve çoğulcu demokrasi temelinde, örgüt birimlerinde aşağıdan yukarıya tartışılarak şekillenen kararlar çerçevesinde yönetilir; sivil toplum örgütleri/yurttaş talepleri karar süreçlerinde dikkate alınır.

    Örneğin, Sosyal Demokrat Parti Almanya bu kapsamda yönetilen ve işleyen bir partidir.

    Güç odaklarının varlığı reddedilmez ama partinin iç işlerine karışmasına da müsaade edilmez.

    Toplumun geniş kesimlerinin çıkarları önceliklidir.

    Kapitalizmin hoyrat yanlarını törpülemek, toplumsal barışı sağlamak önemsenir.

    CHP’nin yeni yönetimini bekleyen işte bu yönde bir açılımdır.

    Güç odaklarının parti üzerinde vesayetinin söz konusu olamayacağı, A, B… planlarının devreye giremeyeceği; gücünü halkla iç içe örgüt iradesinden alan bir yönetim anlayışı/tarzı, gerçek DEĞİŞİM hamlesidir.

    Yine de, güç odakları tasarımı bir saray darbesi olsa da, Kılıçdaroğlu ve şürekâsının tasfiyesi yabana atılmamalıdır. Çünkü partililerin/seçmenin CHP’deki bozuk düzenden rahatsızlığı, oluşturduğu baskı da etkili olmuştur.

    Diğer bir ifadeyle, CHP üzerinde etkili güç odakları değişime zorlanmıştır.

    Ancak, gerçek değişim/yenilenme CHP’nin özgürleştirilerek halkın partisi yapılmasındadır. Bunun için de partililerin böylesi bir hedefi önlerine koyup kararlılıkla yönetsel ve örgütsel sorunların üzerine gitmesi gerekmektedir. Yani, CHP’de demokratik/saydam/dürüst yönetim anlayışı ve tarzı için partililerin değişim iradesi ortaya koyması, partilerini vesayet altından kurtarmaları şarttır.

    Evet, gerçek değişim ve yenilenme yeni yüzlerin yönetime gelmesi değil, yapısal sorunların çözülmesi yönünde irade ve kararlılık ortaya koyulmasıyla mümkün olabilir.

    “GELEN AĞAM GİDEN PAŞAM”

    Güçlüye yanaşma, bizim toplumda yaygın bir tutumdur. Nedenleri muhtelif.

    Siyasi partilerimizde de bu tutum ve yaklaşımın yaygın olması, toplumsal dokudan bir yansımadır ve şüphesiz çeşitli beklentilerin karşılık bulmasında verimli bir alandır siyaset sahnesi.

    CHP’de değişmesi gerekenler arasında işte bu mahut sorun himayeci/yanaşmacı/kayırmacı parti düzeni de bulunmaktadır.

    CHP de “Gelen ağam giden paşam” yaklaşımı içinde, güçlünün yanında yer alarak boyunu büyütmek isteyenlerin cirit attığı bir partidir.

    Güçlü olanın da işini kolaylaştırır bu partili tutumu. 

    Özgür Özel’e bir “hayırlı olsun” ziyareti de Edirne’den geldi geçenlerde.

    Özel’i beraberindeki heyetle ziyarette bulunan Recep Gürkan, “Kararlıyız, umutluyuz ve heyecanlıyız. CHP Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde önce yerel seçimlerde sonra genel seçimlerde partimizi iktidara hep birlikte taşıyacağız” demiş. (Hudut, 22 Kasım)

    Nasıl ve kimlerle taşıyacağını söylememiş. Yanındaki heyeti kastediyor olmalı.

    Heyetin öznesi Recep Gürkan, CHP il ve ilçe başkanları, Edirne milletvekilleri ve bilumum ilçe belediye başkanları da heyete değer katanlar…

    Verdikleri mesaj açık: Biz Gürkan’ın arkasındayız, onu tekrar aday göster ey genel başkan!

    Doğaldır; CHP’deki yönetim kalitesini gözler önüne serdiği için de önemlidir ve ders çıkarılması gerekir.

    Doğrusu, heyetin başının il başkanı olmasıdır.

    Özgür Özel de bu durumu yadırgamamış tabii. Çünkü CHP’nin yıllardır nasıl yönetildiğini, genel merkezi elde tutmak için örgüt yöneticilerinin belediye başkanlarının himayesinde şekillendiğini çok iyi biliyor.

    Ama böylesi bir parti yönetimi ve işleyişinin devam etmemesi gerektiğini de biliyor olmalı.

    Partililerin, Edirne’den gelen umumi heyetteki yanlışı görmezden gelen Özel’e DEĞİŞİM için tutarlı olmak ve çaba sarf etmek icap ettiğini anlatması lazım.

    Yoksa ‘değişim sakızını’ daha çok çiğner Cumhuriyet Halk Partililer!