
Yazar arşivleri: Mehmet ŞELECİ

Nöbetçi Eczaneler
‘Gerçek enflasyon pazarda’
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), haziran ayı enflasyonunu aylık yüzde 0,99, yıllık ise yüzde 32,11 olarak açıkladı. Açıklanan verilere göre memur ve memur emeklilerinin maaşlarına yaklaşık yüzde 13,5, SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarına ise yaklaşık yüzde 18 oranında zam yapılması bekleniyor.
Enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından CHP önceki dönem Edirne Milletvekili Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda resmi verileri eleştirdi.
Gaytancıoğlu, TÜİK’in yıllık enflasyonu yüzde 32 olarak açıklarken, bağımsız araştırma grubu ENAG’ın aynı döneme ilişkin enflasyonu yüzde 52 olarak hesapladığını belirterek, “Hangisine inanalım?” sorusunu yöneltti.
Açıklanan enflasyon oranlarının maaş zamlarına doğrudan yansıdığına dikkat çeken Gaytancıoğlu, son günlerde birçok mal ve hizmete zam yapıldığını, buna karşın maaş artışlarının vatandaşın geçim sıkıntısını gidermekte yetersiz kalacağını savundu.
Konut kiralarındaki artış oranının yüzde 32 seviyesinde olacağını hatırlatan Gaytancıoğlu, özellikle emekliler ile memur ve diğer sabit gelirli vatandaşların enflasyon karşısında zorlanacağını ifade etti.
Vatandaşların gerçek enflasyonu günlük alışverişlerinde hissettiğini dile getiren Gaytancıoğlu, çarşı, pazar ve market fiyatlarının resmi verilerden farklı bir tablo ortaya koyduğunu öne sürdü. Yoksulluğun giderek derinleştiğini savunan Gaytancıoğlu, dar gelirli kesimlerin alım gücünün korunmasına yönelik adımlar atılması gerektiğini söyledi.
TÜİK, YURT İÇİ ÜRETİCİ FİYAT ENDEKSİ, HAZİRAN 2026
Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık %28,09 arttı, aylık %1,80 arttı
Yİ-ÜFE (2003=100) 2026 yılı Haziran ayında bir önceki aya göre %1,80 artış, bir önceki yılın Aralık ayına göre %16,09 artış, bir önceki yılın aynı ayına göre %28,09 artış ve on iki aylık ortalamalara göre %27,26 artış gösterdi.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde yıllık %29,65 arttı
Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %53,50 artış, imalatta %29,65 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %4,12 artış ve su temininde %29,26 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara mallarında %27,89 artış, dayanıklı tüketim mallarında %28,97 artış, dayanıksız tüketim mallarında %31,42 artış, enerjide %24,93 artış ve sermaye mallarında %23,01 artış olarak gerçekleşti.
Yİ-ÜFE imalat ürünlerinde aylık %1,01 arttı
Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında %8,30 artış, imalatta %1,01 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında %7,10 artış ve su temininde %1,97 artış olarak gerçekleşti.
Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara mallarında %1,88 artış, dayanıklı tüketim mallarında %0,24 artış, dayanıksız tüketim mallarında %1,41 artış, enerjide %3,04 artış ve sermaye mallarında %1,66 artış olarak gerçekleşti.
‘Çiftçimiz karşılığını almalı’
Cumhuriyet Halk Partisi 28. Dönem Edirne Milletvekili Aday Adayı. Uzunköprülü iş insanı Namık Kemal Oğuz, buğdaydan sonra şimdi gözlerin ayçiçeği hasadına çevrildiğini belirterek, “Buğdaydan istediğini alamayan çiftçimizin en büyük umudu, ayçiçeğinde açıklanacak alım fiyatıdır” dedi.
Oğuz yaptığı yazılı açıklamada, buğday hasadıyla birlikte açıklanan taban fiyatın üreticinin beklentilerini karşılamadığını, birçok çiftçiyi büyük bir hayal kırıklığına uğrattığını belirterek, “Bugün üreticimiz, maliyetlerin çok altında kalan fiyatlar nedeniyle buğdayını 12 lira 50 kuruş gibi seviyelerden satmak zorunda kalmaktadır. Bu tablo, tarımla geçimini sağlayan binlerce aile için ciddi bir ekonomik çıkmaz anlamına gelmektedir. Eğer üretici emeğinin karşılığını alamazsa, yarın tarlasını ekmekten vazgeçecek; bunun bedelini ise sadece çiftçimiz değil, ülkemiz de ödeyecektir” ifadelerini kullandı..
ŞİMDİ GÖZLER AYÇİÇEĞİ HASADINDA
Şimdi ise gözlerin ayçiçeği hasadına çevrilmiş durumda olduğunu kaydeden Oğuz, açıklamasında şunlara yer verdi:
Buğdaydan istediğini alamayan çiftçimizin en büyük umudu, ayçiçeğinde açıklanacak alım fiyatıdır. Temennimiz; üretim maliyetlerini karşılayan, çiftçimize hak ettiği kazancı sağlayan ve geleceğe güvenle bakmasını mümkün kılan bir taban fiyatın belirlenmesidir. Çünkü güçlü bir tarımın yolu, üreteni korumaktan geçer.
Edirne ve Trakya’nın bereketli topraklarında ayçiçeği ekili alanları gezerek üreticilerimizle bir araya geldim. Tarlalarda yaptığım incelemeler bana umut verdi. Bu yıl iklim şartları üreticimizin lehine seyrediyor. Eğer doğru fiyat politikaları uygulanırsa, çiftçimiz uzun yıllar sonra emeğinin gerçek karşılığını alabileceği bir sezon yaşayabilir.
Edirne ve Trakya, yalnızca Türkiye’nin değil, Avrupa’nın da en önemli yağlık ayçiçeği üretim merkezleri arasında yer alıyor. Bu stratejik üretimin sürdürülebilirliği için çiftçimizin alın terini koruyan politikaların kararlılıkla uygulanması gerekiyor.
Edirne’de 1 milyon dekardan fazla, Trakya genelinde ise yaklaşık 3,5 milyon dekarlık alanda ayçiçeği ekimi yapılıyor. Ben de fırsat buldukça tarlaları ziyaret ediyor, ürünün gelişimini yerinde takip ediyor, üreticilerimizin görüşlerini dinliyorum.
ANIZA EKİM
Özellikle anıza ekim yapan çiftçilerimizi gönülden kutluyorum. Bu yöntem hem toprağın korunmasına katkı sağlıyor hem de modern ve sürdürülebilir tarım anlayışının başarılı bir örneğini oluşturuyor. Yağışların da zamanında gelmesiyle bu yıl verimli ve kaliteli bir hasat dönemi geçireceğimize inanıyorum.
Ancak hepimiz biliyoruz ki çiftçimizin yüzünü yalnızca yüksek verim güldürmez. Asıl kazanç, emeğinin hak ettiği değeri bulduğu zaman ortaya çıkar. Bu nedenle açıklanacak alım fiyatlarının üretim maliyetlerini karşılayan, çiftçimize makul bir gelir sağlayan ve üretime devam etmesini teşvik eden seviyede belirlenmesi büyük önem taşıyor.
İTHALAT POLİTİKASI
Bir diğer kritik konu ise ithalat politikasıdır. Hasat döneminde veya hasada kısa süre kala yapılacak kontrolsüz ayçiçeği ve ham yağ ithalatı, iç piyasada fiyatları baskılayarak üreticimizin emeğini değersizleştiriyor. Devletimizin önceliği, önce kendi üreticisini koruyan, ihtiyaç duyulduğunda ise planlı ve dengeli ithalat yapan bir anlayış olmalıdır. Çünkü güçlü bir tarımın temeli, üreten çiftçinin korunmasından geçer. Üreticisini koruyan ülkeler, gıda güvenliğini de güvence altına alır.
Mesleğim gereği bölgemizde faaliyet gösteren yağ fabrikalarını da düzenli olarak ziyaret ediyor, teknik altyapılarını ve modernizasyon çalışmalarını yakından takip ediyorum. Fabrikalarımızın büyük bölümü yeni sezona hazır. Görünen o ki 2026 ayçiçeği sezonuna hem sanayimiz hem de üreticimiz güçlü bir hazırlık süreciyle giriyor.
Şimdi en büyük beklentimiz, bereketli bir hasadın üreticimizi memnun edecek fiyat politikalarıyla taçlandırılmasıdır. Çiftçimizin alın teri hak ettiği değeri bulursa sadece üreticimiz değil; Edirne kazanır, Trakya kazanır, Türkiye kazanır.”
TÜRKİYE’DE TİYATRONUN ORTAYA ÇIKIŞI
Salih Hakan COŞKUNTUNA
Nisan 2026
Türk Edebiyatı ve Türk Tiyatrosunda Batılı anlamda yazılan ilk tiyatro eseri/oyunu Şair Evlenmesi çeşitli gerekçelerle sahnelenememiş, Tercüman-ı Ahval gazetesinde (1868) tefrika edilmiş ve yayımlanarak kamusallaşmıştır (And, 1976, s. 97). Bu dönemde 1873 yılında sahnelenen ilk Türkçe eser olan Namık Kemal’in yazdığı Vatan Yahut Silistre (1872) adlı oyunu, tiyatro sanatının didaktik işlevini somut bir toplumsal etkiye dönüştürmüştür. Oyunun anlatım gücü, seyirci psikolojisini harekete geçirmiş; izleyicilerde o güne dek tecrübe edilmemiş bir coşku ve ortak tepki uyandırmıştır (Banarlı, 1983, s. 850). Uyanış, Osmanlı modernleşme sürecindeki “kolektif kimlik” inşasının ilk somut adımı olarak değerlendirilebilir. Oyunun kurgusal düzleminde “vatan” kavramı, soyut bir terim olmaktan çıkarak, sosyolojik temelle “milli” heyecanın bütünlüğü içerisinde fiziksel bir mevcudiyete bürünmüştür. Nutku’nun (2013, s. 163) ifadesiyle etkileşim, düşüncenin yaşanmışlık nedeniyle vücut bulmasını betimleyen yaratıcı bir dramatik süreci yansıtır. Eserin izleyici üzerinde yarattığı haz; dramatik çatışma ve duygusal salınım ile birleşerek, baskılanan hürriyet ve özgürlük taleplerini kahramanlık vurguları üzerinden toplumsal bir uyanış aksiyonuna dönüştürmüştür (Banarlı, 1983, s. 850-855). 1858-1893 döneminde Türk tiyatro evrimi, batılılaşmanın unsurlarını içermektedir. Vatan Yahut Silistre eseri, geleneksel yapının sorgulanmasına yol açmıştır. Şener’in vurguladığı üzere, “Tiyatro düşüncesinde geleneksel anlayışın aşılması, tiyatronun edebi ve görsel yanı ile değer kazanmasını sağlamıştır.” (Şener, 2012, s. 237).
Tanzimat tiyatrosunun diğer belirgin özelliği, siyasal ve toplumsal bir içerik taşımasıdır. Namık Kemal ve dönem yazarları, tiyatroyu fikir ve mücadele alanı olarak değerlendirmiş ve sahneyi kamusal tartışmanın bir parçası haline getirmişlerdir. Bu ilerlemeci vizyonun kurumsal ilk adımı, Osmanlı’nın son döneminde ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosu ve tiyatro sanatının erken dönemlerinde “Gelecekçilik” (Fütürizm) ekolü, Muhsin Ertuğrul (1892-1978) ve Nazım Hikmet’in (1902-1963) yazdıkları ve sahneledikleri oyunlarda dikkat çekici şekilde belirginleşmiştir (Nutku, 2018, s. 54, 107, 112). Gelecekçilik akımı ile Osmanlı son dönem tiyatrosu; yeni bir kurumsallaşma gerçekleşecektir: Darülbedayi. 1914 yılında Op. Dr. Cemil Paşa (Topuzlu -1866-1958- dönemin İstanbul Belediye Başkanı), Fransa’da Doğalcı Tiyatro’nun kurucusu André Antoine’ı (1858-1943) İstanbul’a davet ederek, “Güzellikler Evi” anlamındaki Darülbedayi’nin kuruluşuna öncülük etmiştir (Nutku, 2018, s. 154). Darülbedayi’nin kuruluş amacı tiyatro sanatını geliştirmek ve Fransız tiyatrosu ile kurumsal eşdeğerlik sağlamaktır. Antoine’ın hazırladığı kuruluş programına göre bu yapı; tiyatro oyuncusu yetiştirmek ve müzik eğitimi verecek şekilde bir sanat okulu olması planlanan bir eğitim-öğretim kurumu olacaktı. Ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması ile, Antoine, otuz üç günlük çalışmanın ardından Fransa’ya dönmek zorunda kalmıştır. Antoine, İstanbul günlerini Georges Ancey’e yazdığı mektupta (28 Temmuz 1918) şöyle ifade edecektir:
“Bu saf kişiler benden bizim ‘Comédie-Française’ örneğinde bir ulusal oyunculuk okulu kurmamı istiyorlardı. Elbette ne oyuncuları, ne öğretmenleri, ne öğrencileri, ne dekorcuları ne de tiyatroları var. Bütün bunları 1 Ekim’de hazır edecek şekilde çalışıyorum.” (Nutku, 2018, s. 54).
Ancak gerçek, Antonie’nin belirttiği gibi değildir. Şener, Darülbedayi kadrosunu şöyle ifade eder:
“Müzik ve Tiyatro bölümü olan okula giriş için sınav açılır, öğrenci alınır, öğretmenler ve okutulacak dersler belirlenir. Yönetici kadro, genel yönetici Antonie, yardımcısı ve temsil konu yöneticisi Reşat Rıdvan (Tiyatrocu-Yazar), müzik bölümü başkanı Ali Rıfat’tan (Çağatay) oluşmuştur. Müzik bölümü Türk Müziği ve Batı Müziği olarak ikiye ayrılmıştır. Öğretmenleri Zekaizade Ahmet Efendi, Rauf Yekta Bey, Leon Hancıyan, Doktor Suphi, Şevket Geray, Zeki, Ahmet Kemali, Saadettin, Hafız Yusuf, İsmail Hakkı Beylerdir. Tiyatro bölümü öğretmenleri ise Mınıkyan, Burhanettin (kısa bir süre için), Ahmet Fehim, Rıza Tevfik, Şahap Rıza, Salih Fuat, Rioti Efendi, Sadık, Arif Hikmet, Kemal Emin; yardımcı öğretmenler Muhsin Ertuğrul, Halit Fahri Ozansoy, Celal Tahsin. Tiyatro bölümünde okutulacak dersler; 1.Kıraat-telaffuz-tecrit; 2,İnşat-takrir-aruz; 3,Tarih-edebiyat ve edebiyat tarihi; 4. Haile; 5. Dram; 6. Muhdike; 7. Raks-adab-ı muaşeret-eskrim-işmizaz(mimik) olarak belirlenmiştir.” (1999, s.37).
Bu noktada şu da ifade edilmeli ki: Antonie The New York Tımes’a 06 Ocak 1915’te yayınlanan röportajda şunları söylemiştir;
“Türk Hükümetinin çağrısı üzerine Fransız usulünde ve özellikle Fransız oyunları oynayacak ödenekli bir konservatuar ve tiyatro kurdum” (Nutku, 2018, 54).
(SÜRECEK)
Genç Kart Ödülleri sahiplerini buluyor
Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından gençlerin kültürel, sanatsal ve sportif etkinliklere daha kolay erişimini sağlamak amacıyla hayata geçirilen Genç Kart Projesi kapsamında Edirne’de yarın ödül dağıtım töreni düzenlenecek.
Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Osman Aşkın Bak’ın katılımıyla gerçekleştirilecek program, 5 Temmuz Pazar günü saat 12.00’de Edirne Spor Salonu’nda yapılacak.
Edirne Valiliği ile Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nün organizasyonunda gerçekleştirilecek törende, Genç Kart uygulaması kapsamında çeşitli ödüller sahiplerine takdim edilecek.
Gençlere kültür ve sanatın kapıları açılıyor
Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirilen Genç Kart Projesi, gençlerin kültür, sanat ve spor faaliyetlerine daha aktif katılımını hedefliyor.
Proje sayesinde gençler, bir yıl boyunca Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı müze ve ören yerlerine ücretsiz giriş yapabiliyor. Ayrıca Devlet Tiyatroları, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü etkinlikleri, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası konserleri ile Atatürk Kültür Merkezi’ndeki birçok etkinlikten ücretsiz veya indirimli olarak yararlanabiliyor.
Başvurular e-Devlet üzerinden
18 yaşını dolduran ve 18-30 yaş aralığında bulunan gençler, Genç Kart başvurularını e-Devlet üzerinden yapabiliyor. Kart, başvuru şartlarını sağlayan gençlere bir yıl süreyle çeşitli kültürel ve sanatsal etkinliklerden faydalanma imkânı sunuyor.
Yetkililer, Edirne’de gerçekleştirilecek ödül törenine tüm davetlileri ve gençleri katılmaya davet etti.
Nesine 3. Lig’de gruplar belirlendi
Edirnespor’un geçen sezonu sın sırada tamamlayarak veda ettiği Nesine 3. Lig’de 2026-2027 sezonunda gruplar belirlendi.
TFF Yönetim Kurulu, dün yapmış olduğu toplantıda 3. Lig Statüsü Madde 3/1 hükmüne istinaden, Nesine 3. Lig’in bölgesel gruplarını belirledi. 2026-2027 sezonunda Nesine 3. Lig grupları aşağıdaki şekilde olacak:
1.GRUP
Amasyaspor Fk
Beykoz Anadolu Spor A.Ş
Beykoz İshaklı Spor Faaliyetleri A.Ş.
Bulvarspor
Düzcespor
Fatsa Belediyespor
Galata Spor Kulübü
Gölcükspor
İnkılap Futbol Spor Kulübü
Karabük İdmanyurdu Spor
Kdz.Ereğli Belediye Spor
Küçükçekmece Sinop Spor A.Ş.
Orduspor 1967 A.Ş.
Pazarspor
Silivrispor
Tokat Belediye Spor Kulübü
Yalova Fk 77 Spor Kulübü
Zonguldak Spor Futbol Kulübü A.Ş.
2.GRUP
1922 Akşehir Spor Kulübü
Alanya 1221 Futbol Spor Kulübü
Altay
Ayvalıkgücü Belediyespor
Balıkesirspor
Bigaspor
Bucaspor 1928
Bursa Nilüfer Futbol A.Ş.
Bursa Yıldırım Spor Kulübü
Denizli İdmanyurdu 1959 Spor Kulübü
Eskişehir Anadolu Spor Faaliyetleri A.Ş.
Eskişehirspor Kulübü
Etimesgut Spor Kulübü
Karşıyaka
Kepez Spor Futbol A.Ş.
Söke 1970 Spor Kulübü
Tire 2021 Futbol Kulübü
Uşak Spor A.Ş.
3.GRUP
Adanaspor A.Ş.
Ağrı 1970 Spor Kulübü
Bitlis 1916 Futbol Spor Kulübü
Diyarbekir Spor A.Ş.
Erciyes 38 Futbol Spor Kulübü
Karaköprü Belediye Spor
Karaman Futbol Kulübü
Kırıkkale Fk Spor Kulübü
Kırşehir Futbol Spor Kulübü
Malatya Yeşilyurt Spor Kulübü
Mazıdağı Fosfat Spor
Niğde Belediyesi Spor
Osmaniyespor Futbol Kulübü
Silifke Belediye Spor
Yaz Sigorta Adaletgücü Spor
Yeni Malatyaspor
Yeni Mersin İdmanyurdu Futbol A.Ş.
Yozgat Belediyesi Bozok Spor
Voleybol turnuvasına 2 gün ara
İsmail DEMİRAY
Edirne Valiliği himayesinde Edirne Voleybol İl Temsilciliği’nce düzenlenen “2026 Yılı Kurum ve Kuruluşlar Voleybol Turnuvası”na 4 karşılaşma ile devam edildi.
Mimar Sinan Spor Salonu’nda dün akşam Emniyet Müdürlüğü – Öz Trakya, Yenimuhacir – T.Ü. Aile Hekimliği, Balkan Akademi – DSİ (1) ve Sosyal Hizmetler – TÜ Dekanlık takımları arasındaki karşılaşmalar gazetemiz yayına hazırlandığı saatlerde oynanması sebebiyle sonuçlarını daha sonra vereceğiz.
Turnuva 2 günlük aranın ardından 6 Temmuz Pazartesi günü E Grubu’nda 2, A Grubu’nda 2 olmak üzere 4 karşılaşma ile devam edecek.
SPORUN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜ
Daha önce Koruyucu Aile Günü dolayısıyla düzenlenen farkındalık etkinliğinde anlamlı mesajlar veren takımlar ve hakemler bu kez sporun birleştirici gücüne dikkat çekti. .
Voleybol Edirne İl Temsilcisi Özlem Erdoğan, “Sahada mücadele ederken, toplumsal sorumluluğumuzu da unutmuyoruz. Kurum ve Kuruluşlar Arası Voleybol Turnuvamız kapsamında, müsabaka öncesinde sporun birleştirici gücüyle ‘Bağımsız Nesiller İçin Sahadayız’” mesajına destek verdik.
Sporun; sağlıklı yaşamı teşvik eden, birlik ve beraberliği güçlendiren en önemli değerlerden biri olduğuna inanıyor, farkındalık oluşturan her çalışmanın yanında yer almaya devam ediyoruz.
Turnuvamıza katkı sağlayan tüm takımlarımıza teşekkür ediyor, centilmence mücadele eden tüm sporcularımıza başarılar diliyoruz.”
1.SONUÇLAR
11 Haziran 2026
Çevre ve Şehircilik 2-0 Keşan DOÇEK
Tarım İl Müdürlüğü 2–0 Özel Harekat
Karadenizliler Derneği 2–0 DSİ (2)
2.SONUÇLAR
16 Haziran 2026
T.Ü. Hastane 0–2 Şehir Gönüllüleri Derneği
Öz Trakya 0–2 Yenimuhacir
Veteranlar 2–1 Emniyet Müdürlüğü
3.SONUÇLAR
17 Haziran 2026
DSİ (1) 2-0 Sosyal Hizmetler
Hasköylüler Derneği 2-1 Balkan Akademi
L Tipi Cezaevi 2-1 F Tipi Cezaevi
4.SONUÇLAR
18 Haziran 2026
Açık Cezaevi 0–2 Özel Harekat
İl Milli Eğitim Müdürlüğü 2–0 Zirai Karantina Müdürlüğü
Keşan DOÇEK 2–0 Tarım İl Müdürlüğü
5. SONUÇLAR
19 Haziran 2026
TED Koleji 0-2 Şehir Gönüllüleri Derneği
Karadenizliler Derneği 2-0 T.Ü. Hastane (H)
T.Ü. Aile Hekimliği 0-2 Emniyet Müdürlüğü
6. SONUÇLAR
23 Haziran 2026
Öz Trakya 0–2 Veteranlar
TÜ Dekanlık 0-2 Balkan Akademi
DSİ (1) 0-2 Hasköylüler Derneği
7. SONUÇLAR
24 Haziran 2026
Meriç Kaymakamlık 1-2 Zirai Karantina Müdürlüğü
L Tipi Cezaevi 1-2 İl Milli Eğitim Müdürlüğü
Çevre ve Şehircilik 0-2 Tarım İl Müdürlüğü
8. SONUÇLAR
25 Haziran 2026
Açık Cezaevi 0-2 Keşan DOÇEK
DSİ (2) 2-0 TÜ Hastane (H)
TED Koleji 0-2 Karadenizliler Derneği
9. SONUÇLAR
30 Haziran 2026
Yenimuhacir 2–1 Veteranlar
T.Ü. Aile Hekimliği 0-2 Öz Trakya (H)
Sosyal Hizmetler 0-2 Hasköylüler Derneği
10. SONUÇLAR
1 Temmuz 2026
F Tipi Cezaevi 2-0 İl Milli Eğitim Müdürlüğü
25-15, 26-24
Meriç Kaymakamlık 2-0 L Tipi Cezaevi (H)
TÜ Dekanlık 2-1 DSİ (1)
23-25, 27-25, 15-11
11.SONUÇLAR
Özel Harekat – Keşan DOÇEK
Çevre ve Şehircilik 2-0 Açık Cezaevi
Şehir Gönüllüleri Derneği – Karadenizliler Derneği
DSİ (2) 2–1 TED Koleji
ENEZ BİR ELMASTIR, BİR PIRLANTADIR
Keşke birkaç gün önce hep birlikte karşı çıksaydık da bu barbarlığa engel olabilseydik.. Doğal taş ve süslemeli olarak düzenlenmiş Enez Cumhuriyet Meydanı’nın dekoratif taşlarını kırarak, kaldırarak yapılacak asfaltlanmayı durdurabilseydik. Şimdi Belediye’de başkan olarak, meclis üyesi olarak, personel olarak bu uygulamaya karar veren, karışan ve bulaşan kardeşlerim kusura bakmasın.. Cahilsiniz, zevksizsiniz, kendinizi olduğunuzdan daha fazla önemsiyor ve yeterli sanıyorsunuz. Yaptığınız iş çok yanlıştı. Bu uygulamanız gösterdi ki sizin bilime de uzmanlığa da, deneyime de ihtiyacınız, inancınız yok..
***
Her şeyden önce sizler Enez’in önemini, kıymetini, niçin hala olması gereken yerlerde olmadığını bilmiyorsunuz. Yalnız siz değil, valiler, milletvekilleri, il genel meclisi üyeleri, Edirne bürokratları da bilmiyor..
Enez bir elmastır, bir pırlantadır… Bunu işleyip mücevher haline getirip piyasaya sürmek nalbantların, marangozların, demircilerin işi değildir. Hatta bu cevahirleri sıradan kuyumcular bile işleyemez, bu elmasa, pırlantaya şekil veremez. Bu elmas değerindeki kasaba bizim olsa bile onu keyfimize göre şekillendirip, değerini yitirmesine neden olmak KENT SUÇU’dur.. Geleceğimize, çocuklarımıza ihanettir.
***
Çağdaş kentlerde meydanlar prestij alanlarıdır.. Otopark değildir.. Sebze pazarı değildir.. Bu alanlar konukların araç trafiğinden arındırılmış sessiz ve güvenli bir ortamda rahatça dolaştıkları, alış veriş yaptıkları, kafelerinde, restoranlarında biralarını yudumladıkları, sonuçta da şehri yönetenlere olumlu ya da olumsuz not verdikleri yerlerdir. Bu meydanın ve hatta tüm Enez Merkezi’nin planlaması ne Özkan Günenç’in, ne de Bostancı’nın kafasına göre yapılamaz..
Şehrin, özellikle bu gibi prestij alanları planlanırken çevremizdeki üniversitelerin şehir plancıları, peyzaj kürsüsü hocaları, arkeologları, diğer ilgili bilim insanları mutlaka devreye sokulmalı ve ona göre uygulamalar yapılmalıdır.. Hatta yarışmalar düzenlenmelidir..
***
Sn. Abdullah Bostancı’nın bu konudaki son uyarısı ve bilgilendirmesi çok yerindedir.. Ama ne var ki Sn. Bostancı da kendi döneminde böyle bir bilimsel bir yöntemle değil kendi kafasına göre bu kente şekil vermeye çalışmıştır.. Örneğin, Park Bahçesi içindeki ve meydandaki “Balık figürlü, renkli ışıklı havuz”un görenlere verdiği bir mesaj var mıdır? Bu havuzların sanatsal bir değeri var da biz mi göremiyoruz? Yol boyunda –şimdi kaldırılan- bakraçlı kadın heykelleri hangi sanatçının eseridir? Hangi yarışmada öne çıkmışlardır? Ne anlatmaktadır? Yel değirmeni ve Has Yunus Bey heykelleri hangi sanatsal ve tarihsel örneklere göre konuşlandırılmıştır?
Kusura bakmasın ama onlar da “Ben bilirim” anlayışının Bostancı versiyonlarıdır.. Bilimden, sanattan uzaktır. 8500 yıllık Enez tarihini Osmanlı tarihine hapsetmektir..
***
Enez’imizi, yani ülkemizin bu nadide elmas parçasının işlenmesini, hoyrat ellerimizle, cehaletimizle, zevksizliğimizle daha fazla hırpalamadan, parçalamadan mesleğinin zirvesindeki kuyumculara bırakalım… Bilim insanlarını Enez’e davet edelim. Yarışmalar açalım.. Enez’i hep beraber 2-3 yıl içinde en azından bir Bozcaada seviyesinde turistik bir cennet yapalım. Hem mutlu bir dünyada yaşayalım, hem de Enez’de kişi başına düşen milli geliri 30 bin dolar seviyesine çıkaralım.
***
Mümkün mü? Mümkün… Ben inanıyorum. Çünkü Enez’de paradan çok ortak akla, danışmaya, bilim ve çağdaşlığa, görgüye, usta ve liyakatli ellere, planlı bir çalışmaya ihtiyaç var.
Bu amaçla oluşturduğumuz, Enez’deki siyasi parti ilçe başkanlarının, Esnaf Odası’nın, STK’ların katıldığı ÇÖZÜM GRUBU’nu ve bu grubu önemseyen Enez Belediyesi ile başlatılan ortak çalışmaları çok önemsiyorum..
ARAÇ BOLLUĞU
Araç bolluğu, bu araçlar motorlu araçlar hangi caddeye, sokağa çıksanız ille gider veya park etmiş halde bir çok araçla karşılaşırsınız. Bazen öyle park ederler ki yürümekte zorlanırsınız. Mahallemizde, şehrimizin sokaklarında rahat gezemez olduk. Araç sayısı azalmıyor giderek artıyor. Bu hep böylemi devam edecek? Buna sebep ne? Konuyu ele alırsak en başta yerleşim yerlerindeki nüfus artışı, nüfus arttıkça konut ihtiyacı doğuyor, boş arsalar yeterli olmuyor, uzak tarımsal araziler imara açılıyor, oralarda ayrı semtler oluşuyor gidip gelmek toplu ulaşım araçları ile olduğu gibi özel — oto — araçları, ile de oluyor. Toplu ulaşım araçlarının belirli park yeri var ama özel araçlar evlerin önüne park ediyorlar, zaten dar olan sokaklarımız araçlar yüzünden iyice daralıyor. Bazen aracı öyle park ediyorlar ki ev sahibi evine giremiyor. Hal çaresi, araç sayısını azaltmak, nasıl olacak, bu zor iş. Özel araç satışlarında okkalı vergi almak, bir aileye bir oto yeterli olur. Öyle aileler var ki babanın, ananın, çocuğun otosu ayrı. Ailede birden fazla otolardan okkalı vergi almalı.
Başka hal çaresi otopark yerlerini çoğaltmak. Bunun çaresi de yapılan binaların bodrum katlarına otopark yeri yapmak oda olmaz ise müsait yerlere katlı otoparklar yapmak. Bazı kimseler araç almayı bir yatırım olarak görüyor. Bu heveslerinden vaz geçmeli. Araç arıza yaptığı zaman tamircilerin eline düştünüz mü fahiş ücretler istiyorlar, aman aracınızı iyi kullanın.
Araç sayısını azaltmanın bir yolu da toplu taşıma araçlarını çoğaltmak, halka toplu taşıma araçlarını kullanmayı teşvik etmek. Toplu taşıma araçları taksilere göre daha ucuzdur, başka çarede Kapıkule- Otogar arasında raylı sistem uygulamak, hafif tranvay hattı trafiği de fazla aksatmaz, otopark sorununu da halleder. Nasıl olsa bir gün bu uygulama yapılacak, şimdiden ele alınıp düşünülse iyi olur. Bir konuda hafif araçlar motosiklet, triportörler onlar için özel park yerleri yapıldı. Şimdilik bir sorun yaratmıyorsa da ilerisi için fazla bir şey söylenemez. Araç bolluğundan en mustarip olan mahalle Sabuni mahallesi. Sabuni mahallesinde üç adet otopark yeri olmasına rağmen mahallenin sokakları park edilmiş otolardan yürünemez oldu. İsteyen istediği sokağa aracını park ediyor, bundan başka motosikletler, şimdi birde gençlerin kullandığı triporterler, engelliler için yapılmış hafif yük taşıyacak sokaklarımızda gezip cirit atıyorlar, bunların bir düzene sokulması gerekir, bunu ilgililerden bekliyoruz. Bakalım nasıl hallolacak OTO BOLLUĞU . . .