
16 Şubat 2026 Pazartesi


İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada söz konusu teklifin trafik güvenliğini sağlamayı değil, vatandaşı yüksek cezalarla sindirmeyi amaçladığını söyledi.
Geçtiğimiz günlerde TBMM Genel Kurulu’nda görüşülerek kanunlaşan ve trafik cezalarında fahiş artışlar öngören düzenleme, muhalefetin sert eleştirilerine sahne oldu. Konuşmasına trafik güvenliğinin hayati bir mesele olduğunun altını çizerek başlayan Akalın, “İnsan hayatını doğrudan ilgilendiren hiçbir konuda kayıtsız kalamayız. Ancak önümüzde duran bu teklif, adaletli bir trafik düzeni kurmak için değil, bütçeyi para cezalarıyla doldurma refleksiyle hazırlanmıştır” dedi.
Teklifin 36 maddeden oluştuğunu ve neredeyse her maddede tek çözüm olarak ceza artışının tercih edildiğini vurgulayan Akalın, 46 bin liradan başlayıp 280 bin liraya kadar çıkan ceza tutarlarını hatırlattı. “Bu ülkede trafik kazalarının asıl sebebi ceza miktarlarının düşüklüğü müdür, yoksa denetimsizlik, plansız altyapı, yetersiz sürücü eğitimi ve keyfî uygulamalar mıdır?” diye soran Akalın, iktidarın sorunun kaynağına inmek yerine en kolay yolu seçtiğini ifade etti.
Akalın, cezaların daha 2025 yılı Ocak ayında yüzde 43,93 oranında artırıldığını, şimdi ise bunun üzerine “astronomik” artışlar getirildiğini belirterek, bunun hem öngörülebilirlik ilkesini ihlal ettiğini hem de fiilen ek bütçe yaratma girişimi olduğunu savundu.
Radar uygulamalarına da değinen Akalın, “Vatandaş artık ‘Devlet beni korumuyor, bana tuzak kuruyor’ diyor. Radarlar eğimli yollara, ani fren gerektiren kavşaklara kuruluyor. Bu noktalar güvenlik için mi, yoksa ceza üretmek için mi seçiliyor?” ifadelerini kullandı. Bu yaklaşımın vatandaşın kurallara uymasını değil, yakalanmamayı düşünmesine yol açtığını vurgulayan Akalın, bunun devlet–vatandaş ilişkisi açısından son derece tehlikeli olduğunu söyledi.
Konuşmasının sonunda söz konusu düzenlemenin ne bilimsel ne adil ne de kalıcı bir çözüm üretebileceğini belirten Akalın, trafik güvenliğinin cezalarla değil; planlı altyapı, etkin denetim ve nitelikli sürücü eğitimiyle sağlanabileceğini ifade etti.


Trakya Kalkınma Ajansı, Edirne’nin Lalapaşa ilçesinde kadın emeğini merkeze alan vizyoner bir kırsal kalkınma projesini hayata geçiriyor. T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı (SOGEP) kapsamında desteklenen proje, bölgedeki kadın istihdamını artırmayı ve üretim kapasitesini modernize etmeyi hedefliyor.
4.9 Milyon Liralık Yatırımla Modern Üretim
Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşleme Kooperatifi tarafından yürütülen “Yerelden Küresele Çallıdere Bal Rotası” projesinin toplam bütçesi 4 milyon 985 bin TL olarak belirlendi. Bu bütçenin %70’lik kısmı (3.489.500 TL), T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından finanse ediliyor.

Tıbbi Bitkiler ve Arıcılık El Ele
Proje kapsamında lavanta, adaçayı, biberiye ve kekik gibi tıbbi ve aromatik bitkilerin üretimi modern tekniklerle geliştirilecek. Bu bitkilerin arıcılık faaliyetleriyle oluşturacağı ekosistem sayesinde hem bal verimi artırılacak hem de katma değeri yüksek, marka değeri olan ürünler elde edilecek.
Geleneksel Emek, Modern Teknolojiyle Buluşuyor
Projenin temel amaçlarından biri, yoğun emek gerektiren geleneksel yöntemlerden modern tarım ekipmanlarının kullanıldığı ileri üretim tekniklerine geçiş yapmak. Kurulacak olan sürdürülebilir model ile:
Çallıdere Bal Rotası markası oluşturulacak.
Yerel üreticiler için yeni ve sürdürülebilir gelir alanları yaratılacak.
Bölge ekonomisi çeşitlendirilerek kırsal kalkınmada yenilikçi bir örnek sergilenecek.


Bulgaristan Stara Zagora Devlet Operası Orkestrası ve sanatçı Vasil Petrov, Edirne Belediyesi’nin 14 Şubat Sevgililer Günü kapsamında iki güne yayılan etkinlikleri kapsamında, Atatürk Kültür Merkezi’nde sahne aldı.

Edirne Belediyesi, 14 Şubat Sevgililer Günü kapsamında iki güne yayılan etkinlik programı düzenledi. Saraçlar Caddesi’nde gerçekleştirilen açık hava etkinlikleri ile başlayan kutlamalar, Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Vasil Petrov konseriyle devam etti.
Saraçlar Caddesi’nde düzenlenen program, “Sevgiye Bir Kare Edirne’ye Bir Hatıra” konseptiyle gerçekleştirilen fotoğraf etkinliğiyle başladı. Gün boyunca Kent Orkestrası konseri, Modern Dans Topluluğu gösterisi, DJ performansı ve Belediye Bandosu etkinliğiyle vatandaşlar müzik ve sanatla buluştu.

Kutlamalar, 15 Şubat akşamı Atatürk Kültür Merkezi Büyük Salon’da gerçekleştirilen konserle sürdü. Bulgaristan Cumhuriyeti Edirne Başkonsolosluğu katkıları ve Edirne Belediyesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen gecede, Stara Zagora Devlet Operası Orkestrası ve sanatçı Vasil Petrov sahne aldı. Orkestra şefliğini Tsvetomir Vassilev üstlenirken, başkemancı Paulina Zaharieva da performansıyla gecede yer aldı.

BAŞKAN GENCAN’DAN DEĞERLENDİRME
Konsere katılan Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Edirne, tarih boyunca kültürlerin buluşma noktası olmuş bir şehir. Hemşehrilerimizi sanatla buluşturmaya ve kültürel etkinliklerimizi sürdürmeye devam edeceğiz.”




Değiş
Olgay GÜLER
Edirne Belediyesi tarafından, sadece bünyesindeki restoranlara yemek üretmeyip, lojistik birimleri ve soğuk hava depolarıyla, toplumsal ihtiyaçlara cevap sağlamak amacıyla bin metrekarelik alanda kurulan ‘Mutfak Edirne’, kapılarını açtı.

Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın, ‘vizyon projesi’ olarak hedeflediği Mutfak Edirne, düzenlenen törenle hizmet vermeye başladı. Kentin Kurtuluş Mahallesi’nde bulunan merkezin açılışına Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Vali Yardımcısı Turgut Subaşı, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) Başkanı Sezai Irmak, çok sayıda davetli ve vatandaş katıldı.

‘BİRLİK VE BERABERLİĞİN SEMBOLÜ’
Açılışta konuşan Edirne Belediye Başkanı Gencan, sadece bir mutfağın değil birlik ve dayanışmanın sembolünü açtıklarını belirterek, “Biz Edirne Belediyesi olarak temel belediyecilik hizmetlerimizin yanı sıra sosyal belediyeciliği, halkçı belediyeciliği öncelikleyen, bunu önemseyen, bununla ilgili sağlam bir şekilde altyapısını oluşturan bir zihniyetle çalışıyoruz. Zor günlerden geçiyoruz. Hepimiz, emeklilerimiz, yaşlılarımız, gençlerimiz şehrin her kademesindeki her hemşerimin bu zor günlerde yanında olmak, onlara destek olmak bizler için çok önemli. O yüzden kent lokantası var, o yüzden halk kasap var. O yüzden sosyal tesisimiz var ve o yüzden onların en sağlam alt temeli olan Mutfak Edirne’miz var. Biz Mutfak Edirne’yi aynı zamanda bir afet anında da bölgeye, şehrimizin ihtiyaçlarına cevap verebilir bir altyapıyla, bir lojistik hizmetiyle de beraber sizlerin huzurunda bugün açacağız. Allah korusun tabii ülkemizde, bölgemizde, hem kendi şehrimizde, hem de etrafımızdaki şehirlerde zaman zaman afetlerle karşı karşıya kalıyoruz. İşte biz istiyoruz ki bu güçlü şehir, her zaman dayanışmanın birlikteliğin sembolü olmuş bu güzel şehir, aynı zamanda bir dost eli olarak hem kendi bölgesine uzansın, hem de bir kriz anında bu mutfaktan günlük 15 bin kapasiteli, bu Trakya’nın en büyük mutfağında bizler tüm ihtiyaç sahiplerine, kriz anında etkilenen tüm hemşerilerimize uzanabilelim” dedi.

‘KİMİN İHTİYACI VARSA, BU MUTFAKTAN ONA EL UZATACAĞIZ’
Kentte AFAD ve sivil toplum kuruluşlarıyla sürekli iş birliği içerisinde olduklarını dile getiren Gencan, “Krizi yönetebilmek, özellikle kriz anında en çok ihtiyaç olan o sofraları kurabilmek de Edirne Belediyesi olarak biz bunu önceliğimiz olarak gördük. O yüzden de bu mutfağı sizlerin hizmetine sunduk. Biz bu mutfaktan emeklilerimize ulaşacağız, bu mutfaktan genç kardeşlerimize ulaşacağız, bu mutfaktan Edirneli hemşerilerimizde ihtiyacı olan kim varsa, buradan onlara uzatacağız elimizi. Çünkü bu şehirde bir çocuk yatağına aç girerse, bir hemşerimiz temel gıdaya ulaşmakta zorlanırsa, o zaman biz aslında işimizi çok da iyi yapmıyoruz demektir. Bu sorumluluk bilinciyle bugün burada, bu mutfağın açılışını gerçekleştireceğiz. Aynı zamanda bu ürettiklerimizi de birazdan yukarıda sizlerle beraber paylaşacağız. Evet belediyecilik projeler demek, altyapı demek, yol demek ama bunun yanı sıra da sosyal belediyecilikle ihtiyacı olan herkese bir el uzatabilmek demek. Biz bu sorumluluk bilinciyle mesai arkadaşlarımla beraber çalışmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz” diye konuştu.

Gencan’ın konuşmasının ardından Mutfak Edirne’nin açılışı gerçekleştirildi. Gencan ve protokol, tesis içerisinde soğuk hava depoları, mutfak ve diğer birimleri gezerek pilav pişirdi. Etkinlik sonunda katılanlara, Mutfak Edirne’de pişirilen yemekler takdim edildi.

MUTFAK EDİRNE
Günlük 15.000 kişilik yemek hazırlama kapasitesine sahip olan merkez; sıcak pişirme üniteleri, soğuk hava depoları ve lojistik birimleriyle tam donanımlı bir fabrika titizliğinde çalışacak. Mutfak Edirne’nin kuruluş amacı sadece belediye bünyesindeki restoranlara yemek sağlamakla sınırlı kalmayıp, kentin toplumsal ihtiyaçlarına pek çok farklı kanaldan doğrudan dokunmayı hedefliyor. Bu kapsamda özellikle gençlerin sağlıklı ve ekonomik gıdaya erişimini kolaylaştıracak öğrenci yemekleri projesi hayata geçirilirken; taziye pilavı ve lokma dağıtımı gibi geleneksel dayanışma faaliyetleri de artık bu modern merkezden tek elden yönetilecek.

Ayrıca tesisin sahip olduğu yüksek hacimli alım gücü sayesinde elde edilen maliyet avantajı, sunulan hizmetlerdeki fiyat dengesini koruyarak doğrudan vatandaşın bütçesine ekonomik destek olarak yansıyacak.

AFET VE KRİZ DURUMLARINDA ‘CAN DAMARI’ OLACAK
7/24 esasına göre çalışabilecek şekilde tasarlanan merkez, olası bir kriz anında on binlerce kişiye anında sıcak yemek ve lojistik destek sağlayabilecek bir lojistik güç olarak konumlandırıldı. Gıda güvenliğinden ödün vermeyen tesiste; gıda mühendisleri, diyetisyenler ve 7 profesyonel şeften oluşan toplam 24 kişilik uzman ekip görev yapacak.


Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmanın halkla alay etmek olduğunu bildirdi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı açıklamada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul tarafından yapılan ‘Reel değerlenme, uyguladığımız para politikasının doğal bir sonucu. Dönem dönem devam edebilir ama bunun sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil’ açıklamasının, aslında açık bir itiraf niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu sözlerin sade hali şudur: Faizi düşürürsek dövizi tutamayacağız. Dövizi tutamazsak enflasyon daha da patlayacak.Yani Merkez Bankası açıkça şunu söylüyor: Biz faize mahkûmuz” dedi..
Bu tablonun yıllardır dayatılan anaakım iktisadın ve neoliberal ekonomi politikalarının Türkiye’de artık tamamen çöktüğünün ve geçerli olmadığının göstergesi olduğunun altını çizen Arda Meriç, şunları söyledi:
“Zzira bugün gelinen noktada: Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor. Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor.
Ortada ‘başarılı bir para politikası’ değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır. Faizi indirirsen kur patlıyor, kuru tutarsan faizi artırmak zorunda kalıyorsun. Faizi artırınca üretim duruyor, maliyet artıyor, yine zam geliyor. İşte bu bir çıkmaz sokaktır. Bugün dünyanın en yüksek faiz oranlarından birine ve en yüksek enflasyon oranlarından birine sahipsek bu tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi anlayışının doğal sonucudur.
Özetle: Bu sistem çalışmıyor. Bu reçete tutmuyor. Bedelini de her gün pazarda, faturada, kirada halk ödüyor. Bu ülkenin sorunu faizin düşük ya da yüksek olması değildir. Bu ülkenin sorunu üretmeyen, dışa bağımlı ve tekelleşmiş bir ekonomi yapısıdır.
YANLIŞ TEŞHİSLE TEDAVİ OLMAZ!
İktisat bir sosyal bilimdir. Doğal olarak her ülkenin toplumsal yapısını, üretim biçimini ve piyasa gerçeklerini esas almak zorundadır. Nasıl ki bir hastaya önce tahlil yapılır, ardından tedavi planı çıkarılırsa; ekonomide de önce sorunu doğru teşhis etmek gerekir. Geçerliliğini yitirmiş 1990’lardan kalma kitap notlarıyla değil, pazardaki fiyatla, fabrikadaki üretimle, çiftçinin borcuyla, emeklinin sofrasıyla ekonomi yönetilir. Gerçek çözüm; teorik şablonlardan değil, piyasanın ve vatandaşın yaşadığı somut gerçeklikten geçer. Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz!
Zira bugün iktidarın dayandığı ve ezberden ileri gitmeyen ekonomi varsayımı yani biz iktisatçıların tabiri ile anaakım iktisat şunu varsayar: Piyasada binlerce firma vardır, kimse fiyat belirleyemez, rekabet tamdır. Ama bu durum Türkiye’de böyle mi? Hayır.
Bugün gıdada, enerjide, zincir marketlerde, çimentoda, demirde, lojistikte fiyatı birkaç büyük şirket belirliyor. Yani Türkiye oligopol bir ülkedir: Az sayıda büyük firma, milyonların kaderine karar vermektedir.
Bu şartlarda faiz artırınca ne olur? Market fiyatı düşmez. Mazot ucuzlamaz. Elektrik gerilemez. Kira inmez.
Ama şunlar olur: Esnaf kredi bulamaz. Çiftçi üretim yapmak için finansman bulamaz. Sanayici maliyet baskısı altında yatırımını durdurur ve muhasebesel olarak en büyük maliyet kalemi olan ‘işçi ücretlerinden’ vazgeçmek zorunda kalır, yani işçi çıkarır, piyasadaki işsizlik artar
Büyük şirketler ise bu durum karşısında yine zam yapar. Zira birkaç şirketin egemen olduğu piyasada faizin artması ile vatandaşın tasarrufa gideceği ve sözüm ona anaakım iktisadın varsaydığı o tam rekabet piyasasında fiyatları aşağı çekmek zorunda kalırken, bizim ülkemizde oligopol anlayış bu şirketlerin faizle doğru orantılı olarak zam yapması anlamına gelir. Kısaca yine bunun bedelini halk öderken, kazancı tekelciler toplar.
FAİZ ENFLASYONU DÜŞÜRMEZ
Türkiye’de enflasyon: Fazla alışverişten veya halkın zenginliğinden çıkmıyor.Türkiye’de enflasyon: Dövizden geliyor, İthal girdiden geliyor, Enerjiden geliyor, Tekelleşmeden geliyor.
Faizi yükselttiğinizde: Yatırımlar için krediye olan ulaşım zorlaşır ve pahalanır, bunun neticesinde üretim düşer maliyet artar firmalar bunu etikete yansıtır. Sonuç: Enflasyon düşmez, yayılır. Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Benim para politikası alanındaki ilk profesyonel deneyimim, Avrupa merkez bankacılığı sistemi içinde, doğrudan European Central Bank politikalarının uygulandığı süreçlerde gerçekleşmiştir. Yani ‘faiz nasıl çalışır’ meselesini kitapta değil, içeriden gördüm. Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmak halkla alay etmektir.
HALK KEMER SIKARKEN SERMAYE ŞİŞMANLIYOR
Bugün vatandaşın pazar filesinin yarısını dahi dolduramıyorken, evine et alamıyorken, gençler mezun olmadan daha gelecek kaygısı ve işsizlik sorunu ile yüzleşiyorken, aynı dönemlerde, bankalar rekor karlar açıklamakta, sermaye gücü olanlar sermayelerini daha da büyütmekte, karteller güçlenerek piyasada tekel konumuna doğru büyümektedir. Şimdi soruyorum; Bu mudur adalet? Bu mudur toplumsal refahın öncelenmesi?
Zafer Partisi olarak bu duruma karşı tavrımız gayet açık ve nettir. Türkiye’nin ihtiyacı, yüksek faiz, daha büyük dış borçla ekonomiyi tutmak, daha çok ithalat yaparak hayatta kalmak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; Planlı kalkınma ekonomi modelidir, kıymetli toprak elementleri ile geleceği planlayan sanayi anlayışıdır. Yurdun dört bir tarafında dört deniz dört bölgeye yayılan ekonomik aktivitelerdir. Stratejik sektörlerde devletin söz sahibi olduğu, çiftçinin korunduğu, sanayicinin karlarını yatırıma çevirdiği ekonomidir. Ekonomi grafiklerle değil; tarlayla, fabrikayla, pazarla yönetilir.”