DOLAR 43,7116 -0.04%
EURO 51,8848 -0.09%
ALTIN 7.017,09-0,82
BIST 14.287,130,75%
BITCOIN 2993315-0,70%
Edirne
10°

HAFİF YAĞMUR

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

‘Yanlış teşhisle tedavi olmaz!’

‘Yanlış teşhisle tedavi olmaz!’
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmanın halkla alay etmek olduğunu bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı açıklamada,  Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Fatma Özkul tarafından yapılan ‘Reel değerlenme, uyguladığımız para politikasının doğal bir sonucu. Dönem dönem devam edebilir ama bunun sürdürülebilir olduğunu söylemek mümkün değil’ açıklamasının, aslında açık bir itiraf niteliğinde olduğunu belirterek, “Bu sözlerin sade hali şudur: Faizi düşürürsek dövizi tutamayacağız. Dövizi tutamazsak enflasyon daha da patlayacak.Yani Merkez Bankası açıkça şunu söylüyor: Biz faize mahkûmuz” dedi..

Bu tablonun yıllardır dayatılan anaakım iktisadın ve neoliberal ekonomi politikalarının Türkiye’de artık tamamen çöktüğünün ve geçerli olmadığının göstergesi olduğunun altını çizen Arda Meriç, şunları söyledi:

“Zzira bugün gelinen noktada:  Faiz yüksek ama enflasyon düşmüyor. Kur baskılanıyor ama hayat ucuzlamıyor.  Halk gün geçtikçe fakirleşirken büyük sermaye büyüyor.

Ortada ‘başarılı bir para politikası’ değil, çaresizlikle yürütülen bir denge oyunu vardır. Faizi indirirsen kur patlıyor, kuru tutarsan faizi artırmak zorunda kalıyorsun. Faizi artırınca üretim duruyor, maliyet artıyor, yine zam geliyor. İşte bu bir çıkmaz sokaktır. Bugün dünyanın en yüksek faiz oranlarından birine ve en yüksek enflasyon oranlarından birine sahipsek bu tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi anlayışının doğal sonucudur.

Özetle: Bu sistem çalışmıyor. Bu reçete tutmuyor. Bedelini de her gün pazarda, faturada, kirada halk ödüyor. Bu ülkenin sorunu faizin düşük ya da yüksek olması değildir. Bu ülkenin sorunu üretmeyen, dışa bağımlı ve tekelleşmiş bir ekonomi yapısıdır.

YANLIŞ TEŞHİSLE TEDAVİ OLMAZ!

İktisat bir sosyal bilimdir. Doğal olarak her ülkenin toplumsal yapısını, üretim biçimini ve piyasa gerçeklerini esas almak zorundadır. Nasıl ki bir hastaya önce tahlil yapılır, ardından tedavi planı çıkarılırsa; ekonomide de önce sorunu doğru teşhis etmek gerekir. Geçerliliğini yitirmiş 1990’lardan kalma kitap notlarıyla değil, pazardaki fiyatla, fabrikadaki üretimle, çiftçinin borcuyla, emeklinin sofrasıyla ekonomi yönetilir. Gerçek çözüm; teorik şablonlardan değil, piyasanın ve vatandaşın yaşadığı somut gerçeklikten geçer. Yanlış teşhisle doğru tedavi olmaz!

Zira bugün iktidarın dayandığı ve ezberden ileri gitmeyen ekonomi varsayımı yani biz iktisatçıların tabiri ile anaakım iktisat şunu varsayar: Piyasada binlerce firma vardır, kimse fiyat belirleyemez, rekabet tamdır. Ama bu durum Türkiye’de böyle mi? Hayır.

Bugün gıdada, enerjide, zincir marketlerde, çimentoda, demirde, lojistikte fiyatı birkaç büyük şirket belirliyor. Yani Türkiye oligopol bir ülkedir: Az sayıda büyük firma, milyonların kaderine karar vermektedir.

Bu şartlarda faiz artırınca ne olur? Market fiyatı düşmez. Mazot ucuzlamaz. Elektrik gerilemez. Kira inmez.

Ama şunlar olur: Esnaf kredi bulamaz. Çiftçi üretim yapmak için finansman bulamaz.  Sanayici maliyet baskısı altında yatırımını durdurur ve muhasebesel olarak en büyük maliyet kalemi olan ‘işçi ücretlerinden’ vazgeçmek zorunda kalır, yani işçi çıkarır, piyasadaki işsizlik artar

Büyük şirketler ise bu durum karşısında yine zam yapar. Zira birkaç şirketin egemen olduğu piyasada faizin artması ile vatandaşın tasarrufa gideceği ve sözüm ona anaakım iktisadın varsaydığı o tam rekabet piyasasında fiyatları aşağı çekmek zorunda kalırken, bizim ülkemizde oligopol anlayış bu şirketlerin faizle doğru orantılı olarak zam yapması anlamına gelir. Kısaca yine bunun bedelini halk öderken, kazancı tekelciler toplar.

FAİZ ENFLASYONU DÜŞÜRMEZ

Türkiye’de enflasyon: Fazla alışverişten veya halkın zenginliğinden çıkmıyor.Türkiye’de enflasyon: Dövizden geliyor, İthal girdiden geliyor, Enerjiden geliyor, Tekelleşmeden geliyor.

Faizi yükselttiğinizde: Yatırımlar için krediye olan ulaşım zorlaşır ve pahalanır, bunun neticesinde üretim düşer maliyet artar firmalar bunu etikete yansıtır. Sonuç: Enflasyon düşmez, yayılır. Şunu da açıkça ifade etmek isterim: Benim para politikası alanındaki ilk profesyonel deneyimim, Avrupa merkez bankacılığı sistemi içinde, doğrudan European Central Bank politikalarının uygulandığı süreçlerde gerçekleşmiştir. Yani ‘faiz nasıl çalışır’ meselesini kitapta değil, içeriden gördüm. Avrupa’da bile artık sadece faizle ekonomi yönetmenin işe yaramadığı kabul edilirken, Türkiye’ye hâlâ 30 yıl önceki reçeteleri dayatmak halkla alay etmektir.

HALK KEMER SIKARKEN SERMAYE ŞİŞMANLIYOR

Bugün vatandaşın pazar filesinin yarısını dahi dolduramıyorken, evine et alamıyorken, gençler mezun olmadan daha gelecek kaygısı ve işsizlik sorunu ile yüzleşiyorken, aynı dönemlerde, bankalar rekor karlar açıklamakta, sermaye gücü olanlar sermayelerini daha da büyütmekte, karteller güçlenerek piyasada tekel konumuna doğru büyümektedir. Şimdi soruyorum; Bu mudur adalet? Bu mudur toplumsal refahın öncelenmesi?

Zafer Partisi olarak bu duruma karşı tavrımız gayet açık ve nettir. Türkiye’nin ihtiyacı, yüksek faiz, daha büyük dış borçla ekonomiyi tutmak, daha çok ithalat yaparak hayatta kalmak değildir. Türkiye’nin ihtiyacı; Planlı kalkınma ekonomi modelidir, kıymetli toprak elementleri ile geleceği planlayan sanayi anlayışıdır. Yurdun dört bir tarafında dört deniz dört bölgeye yayılan ekonomik aktivitelerdir. Stratejik sektörlerde devletin söz sahibi olduğu, çiftçinin korunduğu, sanayicinin karlarını yatırıma çevirdiği ekonomidir. Ekonomi grafiklerle değil; tarlayla, fabrikayla, pazarla yönetilir.”

Özhanlar Mobilya