Meme Büyütme Ameliyatında Doğal Görünüm Nasıl Planlanır?

Meme büyütme ameliyatının amacı sadece daha büyük bir meme hacmi oluşturmaktır. Meme başının konumu, mevcut meme dokusu, omuz ve bel oranı ve göğüs kafesinin genişliği değerlendirilir.

Kişiye göre implantın boyutu ve şekli belirlenebilir. Daha fazla hacim seçilmesi hem mevcut dokuların taşıyabileceği yükün artmasına hem de doğal olmayan bir görünüme neden olabilir. Sonuç olarak, kişinin vücut oranlarına uygun bir hacim planlaması çok önemlidir.

Meme Büyütmede İmplant Seçimi Neye Göre Yapılır?

Meme implantlarının şekil, hacim ve yüzey özellikleri değişebilir. İmplant seçerken, kişinin göğüs genişliği, meme dokusunun kalınlığı ve amaçlanan görünüm dikkate alınır.

İmplantın sadece kaç mililitre olduğu sonucu belirlemez. Aynı hacimdeki iki implant farklı projeksiyon özelliklerine veya taban genişliğine sahip olabilir. Sonuç olarak, implant seçiminin yalnızca vücut hacmi göz önünde bulundurulması yerine vücut yapısı göz önünde bulundurulması daha dengeli sonuçlar sağlar.

Göz Kapağı Ameliyatı Hangi Değişikliklerde Tercih Edilebilir?

Üst göz kapağındaki deri fazlalığı, torbalanma veya göz çevresinde yorgun bir görünüm oluşturan değişiklikler göz kapağı ameliyatı olarak değerlendirilebilir. Alt göz kapağında torbalanmalar veya gevşek deri görülebilir.

Operasyon sırasında yalnızca fazla derinin çıkarılması amaçlanmıyor. Gözün şekli, kaşların konumu ve çevresindeki yağ dokuları incelenir. Fazla doku çıkarılması gergin veya doğal olmayan bir görünüme neden olabilir, bu nedenle dengeli bir cerrahi yaklaşım önemlidir.

Göz Kapağı Ameliyatından Sonra Göz Çevresi Ne Zaman Toparlanır?

Göz kapağı ameliyatı sonrası ilk günlerde şişlik, morluk ve hassasiyet olabilir. Göz çevresi zamanla daha doğal görünebilir.

Kesi hatlarının olgunlaşması, ilk haftalarda belirgin şişliklerin azalmasına rağmen daha uzun sürebilir. Göz dokusu ince ve hassas olduğu için iyileşme düzeyi kişiden kişiye değişebilir. Erken dönemde nihai görünüm değerlendirilmemelidir.

Liposuction ile Hangi Bölgelerde Şekillendirme Yapılabilir?

Liposuction karın, bel, basen, sırt, uyluk, kol ve gıdı gibi farklı bölgelerde uygulanabilir. Amaç genel kilo kaybı değil, bölgesel yağ dağılımını düzenleyerek vücut hatlarını daha dengeli hale getirmektir.

Bazı kişilerde yalnızca tek bir alanın şekillendirilmesi yeterli olabilirken bazı durumlarda komşu bölgeler birlikte değerlendirilir. Örneğin karın ve bel çevresinin beraber şekillendirilmesi daha bütüncül bir vücut konturu sağlayabilir.

Liposuction Sonrası Cilt Toparlanması Neye Bağlıdır?

Yağ dokusu azaltıldıktan sonra cildin yeni vücut konturuna uyum sağlaması gerekir. Cilt elastikiyeti iyi olan kişilerde toparlanma daha belirgin olabilir.

Yaş, genetik özellikler, geçmiş kilo değişimleri ve gebelikler cildin sıkılığını etkileyebilir. Belirgin deri sarkması varsa yalnızca Liposuction yeterli olmayabilir. Bu nedenle işlem öncesinde yağ miktarı kadar cilt kalitesinin de değerlendirilmesi gerekir.

Meme Büyütme ve Liposuction Aynı Operasyonda Yapılabilir mi?

Bazı uygun kişilerde meme büyütme ve Liposuction aynı cerrahi plan içerisinde değerlendirilebilir. Bu durum özellikle hem meme hacmini artırmak hem de belirli vücut bölgelerinde kontur düzenlemesi yapmak isteyen kişilerde gündeme gelebilir.

Ancak iki işlemin aynı anda yapılması her kişi için uygun olmayabilir. Toplam ameliyat süresi, Liposuction yapılacak bölge sayısı ve kişinin genel sağlık durumu birlikte değerlendirilir. Cerrahi güvenlik her zaman estetik beklentilerin önünde tutulmalıdır.

Göz Kapağı Ameliyatı ile Yüz İfadesi Nasıl Değişebilir?

Üst veya alt göz kapağındaki doku fazlalığının düzenlenmesi, göz çevresinin daha açık ve dinlenmiş görünmesine katkı sağlayabilir. Ancak amaç kişinin yüz ifadesini tamamen değiştirmek değildir.

Kaş pozisyonu, göz şekli ve yüzün genel yapısı korunarak daha dengeli bir görünüm hedeflenir. Göz kapağı ameliyatının doğal görünmesi için fazla deri ve yağ çıkarımında ölçülü davranılması önemlidir.

Meme Büyütme, Göz Kapağı Ameliyatı ve Liposuction Sonrası İyileşme Nasıl Planlanır?

Bu üç işlemin iyileşme süreçleri birbirinden farklıdır. Meme büyütme sonrasında göğüs bölgesinde gerginlik ve hassasiyet, göz kapağı ameliyatında morluk ve şişlik, Liposuction sonrasında ise ödem ve geçici sertlik görülebilir.

Birden fazla operasyon aynı dönemde yapılmışsa iyileşme planı daha kapsamlı olabilir. Günlük hayata dönüş, ağır egzersizlere başlama ve iş hayatına dönüş zamanı yapılan işlemlerin kapsamına göre değişir. Kademeli hareket ve dokuların iyileşmesine zaman tanınması önemlidir.Meme büyütme, Göz kapağı ameliyatı ve Liposuction farklı estetik hedeflere yönelik cerrahi yöntemlerdir. Meme büyütme göğüs hacmi ve oranlarını düzenlemeyi, göz kapağı ameliyatı göz çevresindeki deri ve doku fazlalıklarını azaltmayı, Liposuction ise bölgesel yağ dokusunu azaltarak vücut konturlarını şekillendirmeyi amaçlar.

Her üç uygulamada da doğal sonuçlar için kişisel anatomik özelliklerin dikkate alınması önemlidir. İmplant seçimi, çıkarılacak doku miktarı ve Liposuction yapılacak bölgeler kişiye göre planlandığında daha dengeli bir estetik görünüm hedeflenebilir.

Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Meme büyütme sonrası meme şekli hemen oturur mu?

Hayır. İlk dönemde şişlik ve doku gerginliği olabilir. Meme şeklinin daha doğal hale gelmesi iyileşme ilerledikçe gerçekleşir.

Göz kapağı ameliyatı göz altı torbalarını azaltabilir mi?

Uygun kişilerde alt göz kapağındaki yağ torbalanmaları ve doku fazlalıkları cerrahi plan kapsamında düzenlenebilir.

Liposuction kilo verme yöntemi midir?

Hayır. Liposuction genel kilo kaybı için değil, bölgesel yağ dokusunun azaltılması ve vücut şekillendirme amacıyla uygulanır.

Meme büyütmede implantlar ömür boyu kalır mı?

Meme implantları uzun süre kullanılabilir ancak ömür boyu değişmeden kalacakları garanti edilmez. Zaman içerisinde takip veya ek cerrahi gerekebilir.

Göz kapağı ameliyatı sonrası iz kalır mı?

Kesi hatları doğal göz kapağı kıvrımlarına veya uygun bölgelere yerleştirilebilir. İz görünümü zaman içerisinde azalabilir ancak tamamen izsiz bir cerrahi beklenmemelidir.

Liposuction sonrası yağlar tekrar oluşur mu?

Alınan yağ hücreleri aynı şekilde geri oluşmaz ancak kilo artışı halinde kalan yağ hücreleri büyüyebilir ve vücut konturu değişebilir.

Aramızdan ayrılanlar

HASAN DİNAR VEFAT ETTİ
Merhum Salim ve Makbule Dinar’ın oğulları, Nahide Dinar’ın eşi, Ecenur Dinar Girgin’in amcası Hasan Dinar 73 yaşında vefat etti. Merhum dün Süleçelebi Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

MÜMİNE ERTAN VEFAT ETTİ

Maliyeden emekli Mümine Ertan 80 yaşında vefat etti. Medrese Alibey Mahallesi sakinlerinden merhum Emin ve Zeliha Ertan’ın kızları, Umut ve Sibel Bayraktaroğulları’nın anneleri, Seray ve Ertan’ın babaanneleri olan merhume dün Taşlık Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.

Vakıflar’dan 37 adet taşınmaz kiralık

Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce  1.Vakıf İşhanı’nda 28 adet işyeri, 2. Vakıf İşhanı’nda 3 adet işyeri, Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı’nda 3 işyeri, Yeniimaret ve Babademirtaş Mahalleleri’nde 2 arsa, Kırklareli’nde 1 adet tuvalet olmak üzere 37 adet taşınmaz 23 Eylül 2026 Çarşamba günü açık arttırma suretiyle kiraya verilecek.

Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nden yapılan duyuruda ihalenin açık arttırma suretiyle 23 Eylül 2026 Çarşamba günü saat 14:00’de Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nde gerçekleştirileceği bildirildi. Söz konusu duyuruya göre, ta şınmazlar 2026-2027 yılları için hizalarında gösterilen aylık muhammen bedeller üzerinden  2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 45. maddesine göre sözleşme tarihinden 31/12/2027 tarihine kadar kiraya verilecektir. Takip eden yıllarda kira sözleşmesinin yenilenmesi halinde kira bedelleri TUİK tarafından yayımlanan Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) 12 aylık  ortalamalara göre değişim (%) oranı esas alınarak ve emsal, rayiç gözetilerek artırılacak.

Edirne Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nce kiraya verilecek iki arsadan 1’i Yeniimaret Mahallesi, Kızak Bayırı Sokak’ta, diğeri ise Babademirtaş Mahallesi, Salı Tekke Sokak’ta bulunuyor. Yeniimaret Mahallesi’ndeki arsanın yüzölçümü 2.046,81  m2, 44, Babademirtaş Mahallesi’ndeki arsanın yüzölçümü ise 139, 63 m2. olarak belirtildi.

Kırklareli’ndeki tuvalet ise Karacaibrahim Mahallesi, Mustafa Kemal Bulvarı, Karaca İbrahim Bey Camii bahçesinde yer alıyor.

Söz konusu duyuruda, Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansayı için, “ Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansayı dış dükkanlarında; fast food, sulu yemek, döner vb. gibi kokulu yiyecek maddeleri üretim ve satışı, akvaryum ve petshop satışı, ikinci el eşya alım satımı, nalbur ile tütün (açık tütün, nargile mamülleri) satışı yapılmayacaktır. İhale katılımcılarından işyeri kullanım amacına (fonksiyon) dair yazılı beyanları alınacaktır.                     

Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı dış dükkanları vitrinlerinde; görünüm değişikliği cam giydirme-kapatma yapılmayacaktır. İşyeri tabelaları için İdarece gösterilen konum ve yapılan örnek modeldeki tek tip tabela uygulaması yapılacaktır. Haricen başka tabela kullanılmayacaktır” ifadelerine de yer verildi.

Kapılardan 1 ayda 119 bin TIR geçti

Bülent AYAN

Edirne’nin Kapıkule, Hamzabeyli ve İpsala sınır kapılarından geçen Ağustos ayında 62 bin 259 TIR aracı giriş yaparken, 56 bin 840 TIR aracı da çıkış yaptı. Böylelikle Edirne’deki 3 sınır kapısında 1 ayda 119 bin 099 TIR geçişi yaşanırken günlük ortalama rakam ise 3 bin 841 olarak gerçekleşti.

Edirne’deki üç sınır kapısında TIR trafiğindeki en yoğun hareketlilik her zaman olduğu gibi Kapıkule’de yaşandı. Giriş yapan TIR araçlarının yarısından fazlası Kapıkule’de gerçekleşirken, çıkış yapanların hemen hemen yarısı yine bu sınır kapısında hesaplandı.

Kapıkule sınır kapısından geçen Ağustos ayında 36 bin 336 TIR giriş, 28 bin 038 TIR çıkış, Hamzabeyli sınır kapısında 18 Bin 321 TIR giriş, 222 bin 556 TIR çıkış ve İpsala sınır kapısında da 7 bin 602 TIR giriş, 6 bin 246 TIR da çıkış yaptı.

Kapıkule’de geçen Ağustos ayında giriş yapan ortalama TIR sayısı 1172, çıkış yapan ortalama TIR sayısı 904, bu sınır kapısı gibi Bulgaristan’a açılan Hamzabeyli’de giriş yapan ortalama TIR sayısı 591, çıkış yapan ortalama TIR sayısı 728, Yunanistan’a açılan İpsala sınır kapısında da giriş yapan ortalama TIR sayısı  245, çıkış yapan ortalama TIR sayısı 201 olarak gerçekleşti.

Kapıkule’de geçen ay 1 günde en fazla TIR girişi 1.437 adet ile 4 Ağustos Salı, en fazla TIR çıkışı 1.093 adet ile 2 Ağustos Pazar,  Hamzabeyli’de 1 günde en fazla TIR girişi 662 adet ile 19 Ağustos Çarşamba, en fazla TIR çıkışı 887 adet ile 29 Ağustos Cumartesi ve İpsala’da 1 günde en fazla TIR girişi 370 adet ile 26 Ağustos Çarşamba, en fazla TIR çıkışı 255 adet ile 22 Ağustos Cumartesi günü oldu.

Kuyumcu altınlarını vermedi

Edirne merkezde bir kuyumcunun kendisine emanet edilen 256 adet Ata altını ve 14 bin doları sahibine iade etmediği iddia edildi.

Edinilen bilgilere göre, Ş.N. isimli kişi polis merkezine başvurarak, Saraçlar Caddesi’nde kuyumculuk yapan R.C. isimli kişiye satın alacağı evi bulana kadar emanet durması için 256 adet ata altını ve 14000 dolar nakit parayı teslim ettiğini ancak satın almak istediği evi bulduğunda altınları ve parasını talep ettiğinde bu kişinin ödemeyi yapamadığını ve kendisini oyaladığını bu sebeple şikayetçi olduğunu bildirdi. Başvuru üzerine Asayiş Şube Müdürlüğü’nce kuyumcu hakkında güveni kötüye kullanma suçundan yasal işlemlere başlandı.

EN ÇOK DA KUMUNU ÖZLEDİK YAYLA SAHİLİNİN

Bülent SAYLAM

Yıllardır özlediğimiz kumu yapay zeka sağ olsun bir promtla yaptı. Gelelim Yayla Sahili’nin hikayesine…

Yıl 2005… Yayla Balıkçı Barınağı yapıldı ve o günden sonra sahilimizden yaklaşık 25 metrelik kumsal adım adım yok oldu. Sahildeki evler dalgalarla burun buruna gelip adeta birer “yalıya” dönüştü. İnsanlar her kış evleri denize kaymasın diye kendi imkânlarıyla duvarlar ördü, her yaz o duvarları tamir etmekle uğraştı.

Haziran 2024’te Edirne Valisi Sayın Yunus Sezer’in katıldığı turizm toplantısında bu çileyi doğrudan dile getirdim. Kendisi mendirek proje ihalesinin yakında yapılacağını ve kumun geri kazandırılacağını söyledi. Ben de yılların verdiği tecrübeyle “Bir 15 sene bekledik, bir 15 sene daha bekleriz” dediğimde, Sayın Vali bana dönüp “Sizin inançla ilgili sorununuz mu var?” diye çıkışmıştı.

Bizim inancımızla bir derdimiz yok; bizim derdimiz, yıllardır verilen ama tutulmayan sözlerle!

Aradan koca 2 yıl geçti. Ne bir ihale haberi var ne de yetkililerden tek bir açıklama.

Geriye kaldı 13 sene…

Madem gerçeğini getiren yok, ben de o özlediğimiz geniş kumsallı Yayla Sahili’ni yapay zekaya çizdirdim. Önümüzdeki 13 yıl boyunca bu fotoğrafa bakıp “inancımı tazeler”, sahilimizin eski günlerine dönmesini beklerim.

Vatandaşın mağduriyetini dinlemek yerine inancını sorgulayan, üstten bakan kim varsa…

Hadi size eyvallah!

Türkiye AİHM’den çıkabilir mi?

Türkiye’yi altı maddenin ihlali nedeniyle mahkûm eden AİHM, Osman Kavala’ya 70 bin Euro manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum Türkiye’nin altı maddeden suçlu bulunmasına ve Kavala’nın en kısa sürede serbest bırakılması kararına tepki gösterdi.

Milli hukuk ile evrensel hukuk arasında köprü kurulamayacağını; “Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin son fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının bağlayıcılığına dayanak oluşturamayacağını, söz konusu düzenlemenin yargı kararlarına değil, uluslararası sözleşmeler ile kanunlar arasındaki norm uyuşmazlıklarına ilişkin olduğunu” ileri sürdü.

Bir adım daha atarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olma durumunu, AİHM’e bireysel başvuru hakkını gözden geçirme zaruretini vurguladı.

Uçum, AİHM kararlarını siyasi buluyor. Türkiye aleyhine siyasi hesaplara dayalı kararlar devam ederse Türkiye’nin yol ayrımına mecbur kalacağını muhataplarının bilmesini istiyor ve eğer bu noktaya gelinirse AİHM sisteminin çökeceği uyarısında bulunuyor.

Türkiye’nin gücünün daha iyi anlaşılması için sarf edilen bu sözlerin mutlaka bir karşılığı vardır; ancak AİHM’i çökertecek kudrete sahip bir Türkiye uyarısı Avrupa siyasi mahfillerinde abartılı bulunabilir.

Hukuki açıdan bir değerlendirme bu köşenin sınırlarını aşar.

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Uçum’un sözlerini yüksek irtifa bir uçuş, zevahiri kurtarma amaçlı tribünlere sesleniş görenleri ciddiye alacak değiliz; yetkin ağızların değerlendirmelerine itibar etmeyeceğiz de ne yapacağız…

 Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Türkiye Delegasyonu Başkanı Yıldırım Tuğrul Türkeş,                             Uçum’un açıklamalarına şu sözlerle tepki gösterdi: “Deli saçması olur.” 

Türkiye’nin 70 yılı aşkın bir süredir kurucuları arasındaki Avrupa Konseyi’nin bir üyesi, keza Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine  bir o kadar taraf olduğunu, zorunlu yargı yetkisini de 1990’dan beri özümsediğini belirten Tuğrul Türkeş’in açıklamasındaki şu saptamalar da Uçum’a  ayar verici nitelikte: “ Yapay zekâyla basit bir diyalog bile ülkemizin AİHS’ye taraf olmaktan vazgeçmesi senaryosunun ne denli ‘deli saçması’ olacağının anlaşılması için yeterliyken, bunu üst düzey sorumluluk sahiplerinin açıktan dillendirmeye cesaret etmeleri ancak Kafkayen absürtlükle izah edilebilir. Evrensel hukuk ilkeleri ve adalet bugün ve yarın için herkese, hepimize lazım.”

Tuğrul Türkeş’in “Kafkayen absürtlük”  kavramını seçerek kullandığı, entelektüel görünümlü Uçum’a inceden bir gönderme, Franz Kafka atfından anlaşılıyor.

Absürtlük (saçmalık), mantık dışı devasa bürokratik mekanizmalarla ve otoriter yapılarla mücadele, bireyin ezici güçler karşısında çaresiz kalması, Kafka eserlerinin karakteristik düşünce dünyasıdır.

Türkeş, Uçum’a hukuk devleti dersi de vermiş… 

//Herkes için eşit işleyen hukuk ve adalet; kalkınmanın da refahın da medenîleşmenin de ön şartıdır. Bugün hukuku ve adaleti aşındıran yahut aşındırmış memleketlerin içinde bulundukları sefâlet ve dünya sahnesinde uğradıkları geri döndürülemez itibar kaybı herkesin malumudur. Türkiye’yi bu seviyelere çekmek isteyenlerin devlete ve millete nasıl bir kötülük yaptıklarının farkında olduklarını zannetmiyorum.                                                                                                                                                                                

Salt “Kavala” özelinde değil, topyekûn Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının isteği ve menfaati buradadır. Kavala figürü yalnızca meselenin en “görünür” yüzüdür.//

AİHM eski yargıcı Rıza Türmen’in açıklamaları da gayet net;  kararın Kavala dosyasıyla sınırlı kalmadığını, AİHM’in Türk yargı sistemindeki temel aksaklıklara, özellikle de yargının siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasına işaret ediyor.

Eski AİHM yargıcı Türmen, kararı Kavala ile sınırlı görmüyor, devam eden ‘İBB davası’ ve başka yargılamalarla da ilişkilendiriyor, bu dosyaların kesin hüküm sonrası AİHM’e taşınması durumunda benzer bir ihlal sonucu çıkabileceğine dikkat çekiyor.   

Avrupa Konseyi’nin duruma seyirci kalmasının uyulmayan önceki kararlar nedeniyle zorlaştığını belirten Türmen, sürecin nereye varabileceğini şöyle değerlendiriyor…  

//Avrupa Konseyi’nde üçlü bir mekanizma var Parlamenter Asamble, Bakanlar Komitesi ve Genel Sekreter arasında. Kararı uygulatmak için bu üçlü anlaşmayı devreye sokabilirler.                                                  Üçlü mekanizma başlatılırsa Türkiye’ye bir ziyaret yapılır, ilgililerle konuşulur, ikna etmeye çalışılır. Dönüşte Genel Sekreter bir rapor hazırlar. Aşamalı bir rapor ile belirli zaman dilimleri içinde ne yapılacak, hangi tedbirler alınacak sırayla yazılır. Hâlâ bir sonuç alınmamışsa, o zaman Avrupa Konseyi Statüsü’nün ihraçla ilgili 8’inci maddesi uygulanır. Yani bu yolun sonunda Konsey’den atılma vardır.//

Uluslararası insan hakları örgütlerinin “Osman Kavala’yla ilgili AİHM kararını uygulayın” çağrısı Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’u ırgalar mı bilemeyiz; fakat Adalet Bakanlığı’nın kayıtsız kalması eşyanın tabiatına aykırıdır.

Uluslararası Af Örgütü  (Amnesty International), İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch-HRW), Uluslararası Hukukçular Komisyonu (International Commission of Jurists-ICJ) ve Türkiye İnsan Hakları Davalarına Destek Projesi (Turkey Litigation Support Project-TLSP),  AİHM’in Kavala davası kararına ilişkin yaptıkları ortak açıklamada:                                                                                                           

Türkiye’nin hem uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri hem de Anayasası doğrultusunda Osman Kavala’yı derhal serbest bırakması ve hakkındaki mahkûmiyet kararını kaldırması gerektiği dile getirildi.

İnsan hakları örgütleri, Kasım 2017’den bu yana hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutulan insan hakları savunucusu ve sivil toplum temsilcisi Osman Kavala davasında AİHM kararını tarihi nitelikte görerek çarpıcı bir değerlendirmede de bulunmuş: 

//AİHM Kavala’nın devam eden tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna hükmetti ve adil yargılanma, ifade ile örgütlenme özgürlüğü haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Ayrıca Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının insanlık dışı ve alçaltıcı muamele teşkil ettiğine ve Türkiye yetkililerinin Kavala’yı hukuka aykırı şekilde cezaevinde tutarak kötü niyetle hareket ettiğine hükmetti. Kavala’nın mahkumiyetinin ardında onu cezalandırmak, susturmak ve insan hakları çalışmalarını engellemek şeklinde örtülü bir amacın bulunduğu sonucuna vardı. Mahkeme, Osman Kavala’nın mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılmasına ve mahkûmiyet kararının kaldırılmasına karar verdi.//

Açıklamada: sürecin hukuka aykırı olduğuna dair hiçbir soru işareti kalmadığı, Avrupa Konseyi’nin kararın uygulanmasını güvence altına almalı çağırısı da yer alıyor…

//Avrupa Konseyi, Parlamenter Meclisi ve Genel Sekreteri, Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla bu kararların uygulanmasını güvence altına almak için gerekli tüm tedbirleri almalı ve ellerindeki tüm araçları kullanmalı. Avrupa Konseyi ve üye devletleri, Türkiye’nin bu kararları uygulamamasının yol açtığı sonuçları, sözleşme sisteminin bütününün etkinliğine ve inandırıcılığına yönelik temel bir tehdit oluşturduğunu görmeli… Bu kapsamda devletler, Osman Kavala’nın derhal serbest bırakılması yönündeki somut taleplerini açıkça dile getirmeli.//

Rıza Türmen, AİHS’den çıkmanın Avrupa Konseyi’nden çıkmak anlamına geleceğini ve doğuracağı sonuçları şöyle özetlemiş: 

//Avrupa Konseyi’nden çıkmak demek, Avrupa’yla, Batı’yla Türkiye arasındaki değerler temelindeki bütün ilişkilerin sona ermesidir. Aynı zamanda bundan Avrupa Birliği’yle olan ilişkiler de payını alır. Türkiye yüzünü başka bir tarafa çevirir. Yani cumhuriyetten bu yana izlenen Türkiye Cumhuriyeti’nin omurgası, temel politikası, temel yönü değişir.//                                                                                                     Türmen, böylesi bir kararın Avrupa’dan alınan fonlar ve aradaki ticari ilişkiler nedeniyle ülke ekonomisine olumsuz yansımaları olacağını da hatırlatmış.   

Biraz geriye giderek biz de bir hatırlatmada bulunalım…

Ta 2004 yılında İtalya’nın başkenti Roma’daki Türk Büyükelçiliği’nde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Abdullah Gül, “Türkiye’yi AB için 2004 sonuna hazırlıyoruz. Tek kriter Kopenhag siyasi kriterleridir. Meclisten kanunları geçirdik. Bunları uygulamaya geçirdiğimiz zaman bunu tüm Avrupa da görecektir. Reformları Türk halkı hak ettiği için yapıyoruz” demişti.

Ancak, Kopenhang kriterlerinin Ankara kriterlerine dönüştüğü gün gibi ortada.

AB kapısında yıllardır bekletilen, Avrupa’nın göçmen deposuna dönüştürülen Türkiye’nin AB ile ekonomik ilişkilerde yaşadığı sorunlar da incir çekirdeğini doldurmaz zira karşılıklı çıkarlar temelinde yıllardır yürümektedir.  AB’nin çıkarları daha fazladır kuşkusuz. Ekonomisini dış borç almadan  döndüremeyen Türkiye, Eurobond ihraçlarında %5,5 ile %7,5 arasında faiz ödemektedir.

Temmuz 2026’daki NATO zirvesi ‘Beştepe karşılaması’nda Trump ve AB liderlerinin hürmetkâr tutum ve davranışları, “Büyük Türkiye” ifadesi değil de nedir?

AB ile arası limoni Trump’ın,  zirveye “Cumhurbaşkanı Erdoğan’a duyduğum saygıdan dolayı gidiyorum” açıklaması…

Macron’un Emine Erdoğan’ın neredeyse ellerine sarılması…

Zirvedeki devlet ve hükümet başkanlarının eşlerinin Çankaya köşkündeki ağırlamada Emine Erdoğan’a gösterdikleri teveccüh…

Kafamızda soru çengelleri yaratıyor değil mi?

Evet, Kavala davası AİHM kararı Avrupa Konseyi’ni harekete geçirebilecek mi?

Uçum, söylediklerinin arkasında duracak mı?

Yoksa NATO zirvesinde Mehteran eşliğindeki ‘Beştepe karşılaması’ dinamikleri idareimaslahata mı yol verecek?

VERİLEN ALINIR

“Eğer verilen bir nimetin, kıymeti bilinmez, hıyanet edilirse, o nimet, HAK ETMEYENLERDEN GERİ ALINIR!..”
İlâhi kanundur bu. Kitabını ve hayatı okuyan öğrenir!..
Sevgili önderimiz, Mustafa Kemal Paşa’mız Yüz yıl önce bizleri uyarmış!..
Yorumla: Cumhurriyet idaresi HALK’IN İNANÇLI BİLİMLE, YARDIMLAŞMA İLKELERİYLE, ÇIKAR BEKLEMEDEN, KENDİ MİLLETİ İÇİN OLDUĞU KADAR, BAŞKA MİLLETLERİN DE, HAYVANLARIN DA AĞAÇLARIN DA, DOĞANIN DA GELİŞMESİ, HUZUR VE REFAHI İÇİN ÇOK ÇALIŞMASI, demektir. İNSAN, HAYVAN, AĞAÇ, BİTKİ, DAĞ, TAŞ, TOPRAK, DÜNYADA YARATANI’IN TÜM HALK EDİLENLERİN muhtaçlıklarına çareler üretme yoludur, cumhurriyet…
Bir başka cümleyle, Cumhurriyet bir ulus millet olarak, TÜRK HALKI olarak, ALLAH’IN YARATTIĞI VE BİZLERE EMANET ETTİĞİ “TÜM DÜNYA HALKLARININ (insan, hayvan, bitki, doğa) HUZUR VE REFAHI İÇİN, “YARATAN’DAN ÖTÜRÜ” HİÇ KARŞILIK BEKLEMEDEN HİZMET ETMEK iradesi ve İDARESİ” demektir.
Pekiyi de yüz yıl sonra bugün, Yurdumuzun HALKI.. HALK EDİLMİŞLERİ olan, hayvanları, ormanları, suları, tahumları, atmosferi, ne alemde acaba?..
YURT VARLIKLARININ HAKLARI NE DURUMDAYSA, CUMHURRİYETİNİZİN DURUMU DA ÖYLE OLMAZ MI?..

Allah, hak etmeyenden VERDİĞİ BEREKETİNİ almasını da bilir.

Kuran’ı Kerim. Sure 8/Ayet 27:
Ey iman edenler! Allah’a ve Peygamberine hainlik etmeyin! Bile bile kendi emanetlerinize ihanet etmiş olursunuz.