‘Gelirde adalet şart’

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bu kez ““Türkiye’de Gelir Dağılımı Eşitsizliği ve Yoksulluk  konusu ele alındı.

Gelir dağılımındaki bozulmanın ekonomik olduğu kadar sosyal sonuçları da kapsamlı şekilde değerlendirildiği raporda, “Gelir adaletsizliğinin aile yapısı, toplumsal huzur, fırsat eşitliği, eğitim ve istihdam üzerindeki etkileri incelenmiş; çalışan ve çocuk yoksulluğu başta olmak üzere toplumun farklı kesimlerinin karşı karşıya bulunduğu sorunlar analiz edilerek, üretimi, istihdamı ve sosyal adaleti esas alan çözüm önerilerine yer verilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Söz konusu rapora ilaveten yapılan  “Gelirde adalet olmadan toplumda huzur sağlanamaz” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:

“Ekonomik büyüme, ancak toplumun tüm kesimlerinin refahını artırdığı ölçüde anlamlıdır. Üretilen zenginliğin adil paylaşılmadığı, emeğin karşılığını bulmadığı ve milyonlarca insanın geçim sıkıntısıyla mücadele ettiği bir düzende gerçek kalkınmadan söz etmek mümkün değildir.

Bugün ülkemizin en önemli sorunlarından biri, gelir dağılımındaki adaletsizliğin her geçen gün daha da derinleşmesidir. Yüksek enflasyon, hayat pahalılığı ve alım gücündeki gerileme en ağır yükü dar ve sabit gelirli vatandaşlarımızın omuzlarına yüklemektedir. Çalışanlar, emekliler, çiftçiler, küçük esnaf ve gençler, artan yaşam maliyetleri karşısında her geçen gün daha fazla zorlanmaktadır.

Gelir dağılımındaki bozulma yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda sosyal adaleti, fırsat eşitliğini, aile yapısını ve toplumsal huzuru doğrudan etkileyen önemli bir sorundur. Bir tarafta servet ve gelir belirli kesimlerde yoğunlaşırken, diğer tarafta milyonlarca vatandaşımız temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çekmektedir. Yoksulluğunun yaygınlaşması, çocukların eğitim imkânlarından yeterince yararlanamaması ve gençlerin gelecek kaygısıyla yaşaması, bu adaletsiz tablonun en somut göstergeleridir.

Saadet Partisi olarak biz, ekonomik kalkınmanın yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, vatandaşlarımızın yaşam kalitesi, alım gücü ve sosyal refahıyla ölçülmesi gerektiğine inanıyoruz. Ekonominin merkezinde insanın yer aldığı, üretimin desteklendiği, emeğin hakkının korunduğu ve herkesin insanca yaşayabileceği bir düzenin mümkün olduğuna inanıyoruz.

Milli Görüş hareketi, yıllardır adil bir ekonomik düzenin gerekliliğini savunmaktadır.

Bizim anlayışımızda ekonomi, belirli bir kesimin zenginleşmesine değil; milletin tamamının refahına hizmet etmelidir. Üretimin, istihdamın ve paylaşımın esas alındığı; faiz, rant ve spekülasyon yerine yatırımın, sanayinin, tarımın ve emeğin desteklendiği bir ekonomik model, gelir adaletinin sağlanmasının temel şartıdır.

Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtaran geçici tedbirler değil; üretimi artıran, istihdamı güçlendiren, vergide adaleti sağlayan, bölgesel kalkınmayı destekleyen ve sosyal devlet anlayışını güçlendiren kalıcı politikalardır. Çiftçinin üretmeye, sanayicinin yatırım yapmaya, esnafın ayakta kalmaya, gençlerin umutla geleceğe bakmaya ihtiyacı vardır.

Saadet Partisi olarak inanıyoruz ki; güçlü devlet ancak güçlü milletle mümkündür.

Güçlü millet ise ancak adil gelir dağılımı, sosyal adalet ve fırsat eşitliği ile inşa edilebilir. Hiç kimsenin kendisini dışlanmış hissetmediği, emeğin değer gördüğü ve herkesin alın terinin karşılığını alabildiği bir Türkiye mümkündür.

Biz, Milli Görüş’ün “Adil Düzen” vizyonuyla; üreten, paylaşan ve adaleti esas alan bir ekonomik anlayışın ülkemizi daha güçlü yarınlara taşıyacağına inanıyoruz. Gelirde adaletin sağlandığı, yoksulluğun değil refahın paylaşıldığı bir Türkiye için çalışmaya ve çözüm üretmeye kararlılıkla devam edeceğiz.”

NATO’nun cenaze töreni Ankara’da

Vatan Partisi Edirne İl Başkanı Gürol Bora Ateş, Ankara’da bugün başlayacak NATO liderler zirvesi öncesi, “NATO’nun Türkiye’yi koruduğu, güvenliğini sağladığı lafları çok büyük yalanlardır. NATO Türkiye’ye düşmanıdır. NATO’nun patronları ABD ve İsrail Türkiye’ye düşmandır. NATO, bir savunma örgütü değildir” dedi.

Vatan Partisi İl Başkanı Ateş, yaptığı “Ankara’da NATO’nun cenaze töreni toplanıyor” başlıklı azılı açıklamada, “Ankara’mızda NATO liderler zirvesi toplanıyor. Dünyada ve ülkemizde sayısız suç işlemiş, on binlerce cana kıymış olan Amerika’nın ve İsrail’in sopası NATO, AK Parti hükümeti tarafından Başkentimizde ağırlanıyor. Geçen sene yanı başımızda Dedeağaç’ta Türkiye’ye karşı tatbikat yapan NATO’ya karşı sesimizi yükseltip bir miting yapmıştık ve NATO’nun Meriç’ten ancak ölüsü geçer demiştik, bugünse ülkede herkesin NATO güzellemesi yaptığı bu şartlarda NATO zirvesine karşı mücadele bayrağını Vatan Partisi olarak yine biz yükseltiyoruz” dedi..

Ateş, açıklamasında, “Peki NATO ne durumda?” diye sorarken şöyle devam etti:

“Trump NATO için ‘kağıttan kaplan’ dedi, Macron ise’beyin ölümü gerçekleşti’ dedi. Üç büyük bozgunla Ankara’ya geliyor NATO. Önce Afganistan’da yenildi, sonra Rusya’da, son olarak da İran NATO’yu yerle bir etti. Ve bu bozgunlar sonucu NATO bitkisel hayata girdi. Hükümet, ölü NATO’da keramet arıyor. NATO’nun Türkiye’nin güvenliği için çok önemli olduğunu söylüyor. Hatta, Türkiye’nin bu NATO’nun lideri olacağını, NATO içinde yeni roller alacağını iddia ediyor. Hatta bununla şişiniyor, caka satıyor. AK Parti hükümetine sesleniyoruz. NATO öldü. NATO, mezarına gidiyor. Bu tüm dünyanın artık tespit ettiği gerçeğe arkanızı dönemezsiniz. Türkiye’nin geleceğini ölmüş NATO’ya bağlayamazsınız. Geleceğini NATO’ya bağlayanlar da siyaseten aynı kaderi paylaşırlar, onlar da NATO ile birlikte tarihin mezarlığında koyun koyuna yatarlar.

NATO’nun Türkiye’yi koruduğu, güvenliğini sağladığı lafları çok büyük yalanlardır. NATO Türkiye’ye düşmanıdır. NATO’nun patronları ABD ve İsrail Türkiye’ye düşmandır. NATO, bir savunma örgütü değildir. NATO, ABD’nin diğer NATO ülkelerini gütme örgütüdür. NATO, ABD’ye bağımlılıktır. NATO, borçlanma ekonomisidir. NATO, İran, Irak, Rusya gibi komşularımıza düşman edilmektir. NATO, yalnızca bir askeri örgüt değildir. NATO, devletimizin içine yerleştirilen gladyodur. NATO o gladyonun faili olduğu darbelerdir, suikastlerdir, cinayetlerdir,tertiplerdir, katliamlardır. NATO, FETÖ’dür. NATO, PKK’ya verilen silahlardır.

NATO, Ege kıyılarımızdan, Doğu Akdeniz’den vatanımıza doğrultulmuş silahlardır. NATO’da kalmak Türkiye’miz açısından cinayettir. Bugün NATO üyesi olmayan ülkeler kendilerini koruyor ve gelişiyor. NATO’ya boyun eğenler ise geriliyor, kendini savunamaz hale geliyor. NATO; Org. Eşref Bitlis’in, Uğur Mumcu’nun, Muammer Aksoy’un, Gaffar Okkan’ın, Hrant Dink’in ve nice aydınımızın, Sivas Madımak’ın, Erzincan Başbağlar’ın, 12Mart, 12 Eylül darbelerinin, 15 Temmuz’un, Çorum’da, Maraş’ta, 1 Mayıs 77’de Taksim’de katledilenlerin baş failidir.

Irak’ta, Afganistan’da, Libya’da, Suriye’de, Yugoslavya’da, dünyanın farklı köşelerinde ve son olarak Filistin’de katledilen insanların katilidir NATO. NATO’nun bu ülkede başkentin tüm imkanlarıyla ağırlanmasını bırakın, şehit kanlarıyla sulanmış bu mübarek topraklarda gömülecek 1 metrekare bile toprağı olmaması gerekir. Hükümete sesleniyoruz. Alın götürün NATO’nuzu Ankara’mızdan. Zirve mirve istemiyoruz. Ölmüş, bitmiş, tükenmiş Batı-NATO ittifakı ‘liderler zirvesi’ falan düzenleyemez. Bu olsa olsa hortlaklar zirvesidir. Gitsinler çürüyen, yozlaşan, sapkınlaşan, kokuşmuş medeniyetlerinin zirvelerini Brüksel’de,Washington’da yapsınlar. Artık Batı egemenliğinin sonuna gelindi. Artık emperyalizmin, siyonizminzincirleri parçalandı. Yeni bir dünya kuruluyor. Asya’dan yeni, adil, eşitlikçi, saygılı, insancıl bir medeniyet yükseliyor. Türkiye de bu medeniyetin en önünde yer alacaktır.Vatan Partisi olarak bunu milletimizle ve ülkemizin milli kuvvetleriyle birlikte yapacağız. Söz veriyoruz.”

AYŞEN SİMSAR VEFAT ETTİ

Merhum Ahmet ve merhume Rabia Drozbay’ın kızları, merhum Beytullah Simsar ve merhum Fethiye Simsar’ın gelinleri, Şaban Simsar’ın esi, Furkan ve İrem’in anneleri Ayşen Simsar 64 yaşında vefat etti. Merhume dün Kıyık Kıyak Baba Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Hacıumur Köyü Mezarlığında toprağa verildi.

TÜRKİYE’DE TİYATRONUN ORTAYA ÇIKIŞI

Salih Hakan COŞKUNTUNA

Nisan 2026

CUMHURİYET DÖNEMİ KURUMSALLAŞMA VE YAYGINLAŞMA
Cumhuriyet’in ilanıyla tiyatro, yeni kurulan devletin kültürel politikalarının önemli bir parçası haline gelmiştir. Tiyatro, modernleşme sürecinin bir aracı olarak görülmüş ve kurumsal bir yapı kazanmıştır. Devlet tiyatrolarının kurulması ve konservatuar eğitiminin başlatılması, bu sürecin temel adımları arasında yer alır. Cumhuriyet döneminde tiyatro, modernleşme ve ulus inşa sürecinin bilgilendirme aracı ve en somut taşıyıcı gücü olmuştur (Temel, 2016, s. 1771-1774). 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanı ile esneyen yasakçı zihniyet ile Türk Tiyatrosunun etkinliği başlar (Sokullu, 1978, s. 172). 1913 yılında Darülbedayi’nin kurulması ile tiyatro form ve statü kazanma uğraşına girecektir (Nutku, 2018, s. 54). 1914-1918 I’nci Dünya Savaşı ve 1919-1922 Kurtuluş savaşı süreçlerinde duraksayan tiyatro etkinlikleri 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin ilan edilmesi ile yeniden oluşmuştur. Sokullu’ya göre; “Kültür tarihimizde Türk Cumhuriyeti’nin ilk evresi gerçekleştirilen zaferin ve yeniden kurulan modern devletin atak ve ülkücü ruhunu yansıtır.” (Sokullu, 1979, s. 195).
Osmanlı’nın çok kapsamlı sosyolojik yapı temellerinin çözülmesiyle, çöken imparatorluk ardından cumhuriyete geçişle ulus devletin yeni yapılanma evresini başlatmıştır. Türkiye Cumhuriyeti; inşa, modernleşme ve toplumsal dönüşüm stratejileriyle sanatı yeniden tasarlayarak, Türk tiyatrosunu bu değişimin temsili ve icrası noktasında işlevsel bir araç olarak kullanmıştır (Uçman, 1972, s. 112-125). Bu süreçte geleneksel olan ile modern olanın mukayesesi, birey-toplum ilişkileri ve aile yapısındaki dönüşümler temel yönelimler olarak belirlenmiştir. Dönüşen ekonomik ve sosyokültürel yapı da bireylerin “kolektif ve ulusal kimliği” içselleştirmesi hedeflenmiştir (Banarlı, 1983, s. 850-855). Türk tiyatrosu bu dönemde, geçmişin geleneksel/sanrısal etkisini, modern rasyonalitenin deneysel ve bilgisel gerçekliğiyle devam ettirme rolünü üstlenmiştir. Devlet Tiyatroları’nın teşkili ve konservatuar eğitiminin kurumsallaşması, tiyatronun “devlet destekli bir kültür politikası aracı” olarak yapılandırıldığını teyit etmektedir (Konur, 1987, s. 307-320). Cumhuriyet’in bu kurumsal hamlesi, tiyatro sanatı aracılığıyla ideal “Cumhuriyet Yurttaşı”nı inşa etme gayesini taşır. Nihayetinde Cumhuriyet ideolojisi, sanatın “sembolik sermayesini” devlet eliyle yöneterek kamusal bir bilinç inşasını hedeflemiştir.
Bu dönemde Ertuğrul etken rollerle tiyatronun disiplinli ve sistemli bir şekilde gelişmesi için çalışmış ve modern sahne anlayışının Türkiye’de yerleşmesine katkı sağlamıştır. Onun yaklaşımında tiyatro, sanat etkinliği ile eğitim ve toplumsal gelişim aracıdır. Cumhuriyet Tiyatrosu, Osmanlı’dan devir alınan mirası ret etmemiş, bu birikimi kurumsal çerçeve içinde yeniden düzenleyerek, Cumhuriyet ilkeleri ve ideolojik hedefleri doğrultusunda yorumlamıştır. Ertuğrul, Muhsin Ertuğrul’un Moskova Notları’nda belirttiği üzere (Ertuğrul, 2023) “Tiyatroda yeni bir çığır açan adam Meyerhold’un ‘konstrüktivizm ve biyomekanik’ ve ‘Stanislavski yöntemiyle Gerçekçi Tiyatrosu’nu benimsemiştir” (Ertuğrul, 1975, s. 44-47). Geleneksellikten gelen ve modern anlamlarla yapılan rol seçimleri ile tiyatro ve tiyatro sanatı anlayışı geleneksel Türk tiyatrosu biçimlerinden beslenerek, modern sahne teknikleri eklenmiştir. Sanatın diyalektiği, sanatın örgüsü ve ananelerin sahne gösterimi, Cumhuriyetin disipliner ilkeleri ile bağdaştırılmaya çalışılmıştır. Ertuğrul Türk tiyatrosunun kurumsal örgüsünde idare ve sanat otoritesini kurarak Sovyet Sanat estetiğini ideal olarak benimsemiştir (Ertuğrul, 2023, s. 34). Ertuğrul Rusya gezisinin ardından Vsevolod Meyerhold’un (1874-1940) Devrim Tiyatrosunda sahnelediği (1922) Fernand Crommelynck’in Le Cocu Magnifique piyesini Ercüment Lav çevirisi ile hazırlamış ve Deyyus adı ile sahnelemiştir (Ertuğrul, 2023, s. 34). Ertuğrul Deyyus oyununu şu şekilde değerlendirir: “Deyyus dekoru İstanbul’un birinci defa gördüğü ‘konstrüktivizm’ denilen mektebin bir numunesidir” (Ertuğrul, 2023, s. 34). Meyerhold’un konstrüktivist tarzı; sahne ile seyirci arasındaki iletişimde deneysel yaklaşımlarla toplumu tiyatro anlayışının temellerinde yeniden eğiterek, inşaa etme düsturunu serimlemiştir (2014: s. 6-9).
(SÜRECEK)

Spor tesislerine inceleme

Gençlik ve Spor Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürü Prof. Dr. Süleyman Şahin, Edirne’de yapımı devam eden ve planlanan yatırımlara ilişkin incelemelerde bulundu.

Ziyaret kapsamında Şükrüpaşa Spor Kompleksi, Saraçhane Futbol Sahaları, Meriç Nehri 100. Yıl Kürek Parkuru ile yapımı devam eden öğrenci yurdu ziyaret edildi. Gerçekleştirilen incelemelerde devam eden çalışmalar yerinde değerlendirilirken, projelerin mevcut durumu, fiziki gerçekleşme süreçleri ve planlanan yatırımlara ilişkin istişarelerde bulunuldu.

İncelemeler sırasında Edirne’nin spor ve yurt altyapısını güçlendirmeye yönelik yürütülen çalışmalar ele alınırken, yatırımların planlanan takvim doğrultusunda sürdürülmesine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Voleybol turnuvasına 4 maçla devam

İsmail DEMİRAY

Edirne Valiliği himayesinde Edirne Voleybol İl Temsilciliği’nce düzenlenen “2026 Yılı Kurum ve Kuruluşlar Voleybol Turnuvası”na bugün de 4 karşılaşma ile devam edilecek..

Turnuvada dün akşam  Emniyet Müdürlüğü – Öz Trakya, F Tipi Cezaevi – Meriç Kaymakamlık,  Tarım İl Müdürlüğü – Açık Cezaevi ve Özel Harekat – Çevre ve Şehircilik takımları arasındaki karşılaşmalar gazetemiz yayına hazırlandığı saatlerde oynanması sebebiyle sonuçlarını daha sonra vereceğiz.

1.SONUÇLAR

11 Haziran 2026

Çevre ve Şehircilik  2-0 Keşan DOÇEK

Tarım İl Müdürlüğü 2–0 Özel Harekat

Karadenizliler Derneği 2–0 DSİ (2)

2.SONUÇLAR

16 Haziran 2026

T.Ü. Hastane 0–2 Şehir Gönüllüleri Derneği

Öz Trakya 0–2 Yenimuhacir

Veteranlar 2–1 Emniyet Müdürlüğü

3.SONUÇLAR

17 Haziran 2026

DSİ (1) 2-0 Sosyal Hizmetler

Hasköylüler Derneği 2-1 Balkan Akademi

L Tipi Cezaevi 2-1 F Tipi Cezaevi

4.SONUÇLAR

18 Haziran 2026

Açık Cezaevi 0–2 Özel Harekat

İl Milli Eğitim Müdürlüğü 2–0 Zirai Karantina Müdürlüğü

Keşan DOÇEK 2–0 Tarım İl Müdürlüğü

5. SONUÇLAR

19 Haziran 2026

TED Koleji 0-2 Şehir Gönüllüleri Derneği

Karadenizliler Derneği 2-0 T.Ü. Hastane (H)

T.Ü. Aile Hekimliği 0-2 Emniyet Müdürlüğü

6. SONUÇLAR

23 Haziran 2026

Öz Trakya 0–2 Veteranlar

TÜ Dekanlık ­0-2 Balkan Akademi

DSİ (1) 0-2 Hasköylüler Derneği

7. SONUÇLAR

24 Haziran 2026

Meriç Kaymakamlık 1-2

L Tipi Cezaevi 1-2 İl Milli Eğitim Müdürlüğü

Çevre ve Şehircilik 0-2 Tarım İl Müdürlüğü

8. SONUÇLAR

25 Haziran 2026

Açık Cezaevi 0-2 Keşan DOÇEK

DSİ (2) 2-0 TÜ Hastane (H)

TED Koleji 0-2 Karadenizliler Derneği

9. SONUÇLAR

30 Haziran 2026

Yenimuhacir 2–1 Veteranlar

T.Ü. Aile Hekimliği 0-2 Öz Trakya (H)

Sosyal Hizmetler 0-2 Hasköylüler Derneği

10. SONUÇLAR

1 Temmuz 2026

F Tipi Cezaevi 2-0 İl Milli Eğitim Müdürlüğü

Meriç Kaymakamlık 2-0 L Tipi Cezaevi (H)

TÜ Dekanlık ­2-1 DSİ (1)

11.SONUÇLAR

2 Temmuz 2026

Özel Harekat 0-2 Keşan DOÇEK

Çevre ve Şehircilik 2-0 Açık Cezaevi (H)

 Şehir Gönüllüleri Derneği 2-1 Karadenizliler Derneği

DSİ (2) 2–1 TED Koleji

12. SONUÇLAR

3 Temmuz 2026

Emniyet Müdürlüğü – Öz Trakya

Yenimuhacir 2–0 T.Ü. Aile Hekimliği (H)

Balkan Akademi 2-0 DSİ (1)

25-10, 25-22

Sosyal Hizmetler 0–2 TÜ Dekanlık

17-25, 14-25

TURNUVADA BU AKŞAM

7 Temmuz 2026

18.00: TÜ Hastane – TED Koleji

19.00: Şehir Gönüllüleri Derneği – DSİ (2)

20.00: Veteranlar – T.Ü. Aile Hekimliği

21.00: Emniyet Müdürlüğü – Yenimuhacir

ÇINARIN GÖLGESİNDE

Saraçlar Caddesi’nde sabah saatleri. Doğan güneş arkada, binaların gölgeleri sol tarafta, sıcaklığını hissettirmiyor daha.

Bankanın biraz ilerisinde çınar ağacının altına oturmuş dört emekli tatlı tatlı sohbet ediyorlar. Çınar ağacı bile sanki dallarını eğmiş onların hoş sohbetlerini dinliyor gibi. Serinliğiyle onları kollamak ister gibi de geldi bana.

Yavaşça yaklaşıyorum yanlarına selamlıyorum;

“Merabayın gençler, nasılsınız?”

İlgiyle süzüyorlar beni “gençler” dedim ya gülümseyerek selamımı alıyorlar. Bakıyorum tanıdık biri var aralarında;

“Vaayyy Koçero agam da buradaymış.”

Koçera agamla (lakabıdır kendisinin) hastane önünde tanışmıştık, kontrol için gelmiş hastaneye, tanış olmuş hikayesini dinlemiştim. Uzun yıllar Mensucat Santral fabrikasında usta başı olarak çalışmış, fotoğrafını çekerek Halil Bezmen’e göndermiştim.

“Koçera agam Halil Bezmen’den de selam var sana, bak telefondan göstereyim, mutlu olmuş mesajına” diyorum.

Sohbetimiz ilerliyor. Soldaki ağabeyimiz sigortadan emekliymiş, uzun yıllar inşaat işlerinde çalışmış. Yılların ağır işlerinin izleri var sanki yüzünde. Kim bilir kimlerin evlerini yaptı gençlik yıllarında.

Koçero agamın diğer yanındaki ağbimiz de meğer tanıdıkmış, uzun yıllar camcılık yapmış Eski İstanbul caddesinde. Kırılan kalpleri onarabilmişmidir bilemem ama dükkanına gelen bütün müşterilerin kırılan camlarını yenileriyle değiştirmiş çalışma hayatı boyunca.

En sağdaki ağabeyimiz marangozluk yapmış ömrü boyunca. Ahşap ile geçen bir ömrü olmuş. Severek yapmış işini, sorduğum eski marangozlardan hepsini yakından tanıyor. He eski Edirne nedir ki, boydan boya iki kilometre, bütün Edirne birbirini tanıyormuş onun gençliğinde.

Sormadım onlara “emekli maaşçıklarınız yetiyor mu?” diye.

Sormadım onlara “yengeler hayatta mı, yoksa tek başınıza mı yaşıyorsunuz.?”

Sormadım onlara “kızanlarınız var mı, sizinle ilgileniyorlar mı?” diye.

Neden bozayım ki keyiflerini böyle sorular sorarak diye düşündüm ve hepsini tek tek selamlayarak “sağlıcakla kalasınız” diyerek ayrıldım yanlarından.

El sallayarak uğurladılar beni gençler.

İnsan bindiği dalı keser mi?

Uzun süredir Enez’de kaldığım için haklı olarak pek çok okur ve arkadaşım Yunan adalarına feribot seferlerinin akıbetini soruyor.

Son olarak Yunanistan’da Dedeağaç’ta bile aldım aynı soruyu.

Çanakkale’den yolcu getiren bir tur otobüsünün kaptanı “Enez-Taşoz adası seferleri ne zaman başlayacak?” diye sormuştu.

Aslında 9 Haziran’daki yazımda paylaşmıştım düşüncelerimi.

Hatırlatmak gerekirse; tek başımıza bizim istememizin bir şey ifade etmeyeceğine, Yunanistan’ın da bunu istemesi gerektiğine, olsa bile uzun süre devam etmeyeceğine dair düşüncelerimi yazmıştım.

Daha önce de dediğim gibi keşke yanılmış olsam!

Dedeağaç’ta bir alışveriş merkezinde karşılaştığım o tur otobüsünün şoförüyle de bu düşünce ve kaygılarımı paylaştıktan sonra, Enez’den başlayacak feribot seferlerini neden bu kadar çok istediklerini sorunca, aldığım cevap düşüncelerimde ne kadar haklı olduğumu da ortaya çıkardı maalesef.

Kaptan şoför dedi ki; “Ağabey, biz bugünkü rotada Çanakkale’den Taşoz’a Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe ve Kavala güzergahından 6-6.5 saatte gidiyoruz. Enez’den feribot seferleri başladığında Çanakkale’den Taşoz’a en fazla 3-3.5 saatte gitmiş olacağız”

Yani Çanakkale’den hatta güney Ege’den gelecek olan tur otobüsleri şimdiden Dedeağaç, Gümülcine, İskeçe ve Kavala’ya uğramadan direkt olarak Enez üzerinden Taşoz’a gitmenin hesabı içindeler.

Böyle olunca da insan ister istemez yazı başlığındaki gibi soruyor elbette!

AVRUPA DA

Asırlık tarihler boyunca, Avrupa halkının elinde, ONLARCA ÇEŞİT yarısı çıkarcıların emellerine göre tahrif edilip, yarısı yalan yazılmış incil ve Tevrat vardı. Bu gün ancak dörde indirebildiler, İncili!..
Ama doğru tektir, çeşit çeşit doğru olur mu?..
Dördünden hangisi doğru, yaksa hepsinin yarısı yalan mı, ayırmak tek korunan kutsal kitap Kuran ile mümkün. Ama düzeltmeyi kibilerine yediremiyorlar mı yoksa?..!..
İncil’ de, Tevrat’ da, hepimizin, biz insanlığın kutsal kitabıdır. Yüce Allahın sözleridir.
Yazarı Yaratan’ımızdır.
Bu kutsal kitaplarımızda ki Allahın nurlu ayetlerini, yalanlardan KURAN ile temizleyip okuyalım. Çünkü Rabbimiz, Kuran’da İncil ve Tavrat’da nelerin yalan yazıldığını, aslının ne olduğunu bizlere bildirmiş. Yazıyor Kuran’da okusanıza ey dünya!..
Diyeceğim o ki:
”Biz müslümanız” diyorsunuz tamam da, Kuran’ı anlamak ve uymak için Türkçe, kendiniz okuyup öğrensenize be kardeşler!..
Müslümanlığın ilk uyulması gerek emri, “KENDİN OKU!..” dur, bilinir mi?..
Ondan bundan öğrenmeye kalkarsanız, şeytan oraları pek sever bilesiniz!..

İNCİL ve TEVRAT, KUTSAL KİTAPLARIMIZI HURAFELERDEN, KURAN İLE TEMİZLEYİP, İNSANLIĞI ŞEYTANIN ORDULARI OLMAKTAN KURTARMAK ÇOK KOLAY. AMA İNSANLIK NEREDE, YA HU!..

Kuran’ı Kerim. Sure 9: Ayet 31:
Onlara bir tek ilaha tapmaları emredilmiş iken, Allah’ı bırakarak Yahud alimlerini, Hıristiyan rahiplerini, Meryem oğlu Mesih’i Rab edindiler. Tanrıdan başka tapacak yoktur. O, onların şirk koşmalarından uzaktır.