Aramızdan ayrılanlar

BAİSE REVAHLILAR VEFAT ETTİ
Merhum emekli öğretmen Remzi Revahlılar’ın eşi Baise Revahlılar, 93 yaşında vefat etti.
Remzi Revahlılar’ın eşi, Erol Revahlılar, Birol Rehvalılar, Seyhan Karadoğan’ın ve Reyhan Cankalı’nın anneleri Baise Revahlılar için dün Yavuz Sultan Selim Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazı-nın ardından Baise Revahlılar’ın cenazesi Yeniimaret Mezarlığı’na defnedildi.
RECEP PEKBAKIR VEFAT ETTİ
Kıyık semti sakinlerinden Recep Pekbakır, 62 yaşında vefat etti.
Derya ve Orhun Pekbakır’ın babaları, Latif ve Recebiye Pekbakır’ın kardeşleri, Özlem Pekbakır’ın eşi, Kıyık semti sakinlerinden Recep Pekbakır için dün Kıyık Yeni Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Recep Pekbakır’ın cenazesi Yeni Şehir Mezarlığı’na defnedildi.

ADD’de Kışlalı’yı andı

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Ekim 1999’da evinin önünde uğradığı hain bombalı saldırı sonucu yaşamını yitiren devrim ve demokrasi şehidi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı bir kez daha saygıyla andı.

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu tarafından Kışlalı’nın 26. ölüm yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamada şunlara yer verildi:

“Devrim ve demokrasi şehidimiz Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’yı 21 Ekim 1999’da evinin önünde uğradığı hain bombalı saldırı sonucu kaybettik. Ahmet Taner Kışlalı’yı aramızdan alanlar, düşüncelerini, söylemlerini ve eylemlerini unutturamadılar. Birlikte yürümemize engel olamadılar. O, Atatürk Devrimi’nin ışık saçanlarından biri olarak hala önümüzden yürüyor, yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.

‘Türkiye’nin demokrasiyle yönetilen ve çağı yakalama şansına sahip tek Müslüman ülke oluşunda, laiklik ilkesini benimsemiş oluşunun rolü olmadığını söylemeye olanak var mıdır?’

‘Türkiye’de yaşayan ve kendisini toplumdan sorumlu hisseden herkesin, Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi bağlantısını iyi kurması gerektiğine inanıyorum.’

‘Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e saldırmanız elbette ki tutarlıdır. Eğer Türkiye’nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal’e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır. Ama “çağı yakalama” arayışında görünürken aynı şeyi yapmaya kalkarsanız; belki – her garip şeyi yapanlara olduğu gibi – bazı dikkatleri üzerinize çekersiniz, ama inandırıcı olamazsınız.’

Diyen Ahmet Taner Kışlalı, tam 26 yıl önce bugün 21 Ekim 1999’da evinin önündeki arabasına konan bomba ile yapılan bir suikastte yaşamını yitirdi.

Türkiye’nin çok önemli bir değeri, Akademisyen, yazar, eski Kültür Bakanı, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Kurucularından Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Ziraat bankası veznedarı Hüsnü Bey ile Kilis Kemaliye İlkokulu öğretmeni Lütfiye Hanım’ın oğludur. 10 Temmuz 1939 doğumlu olan Kışlalı ilk ve ortaokulu Kilis’te, liseyi ise İstanbul’da Kabataş Erkek Lisesi’nde okumuştur.  Liseden mezuniyeti sonrası Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin kazanan Ahmet Taner Kışlalı öğrenciliği sırasında Yeni Gün gazetesinde spor muhabirliği de yapmış ayrıca 1962-63 yıllarında gazetenin yazı işleri müdürlüğü görevinde de bulunmuştur.

Paris Üniversitesi’nde anayasa hukuku ve siyaset bilimi dalında Modern Türkiye’de Siyasi Güçler başlıklı doktorasını yapan Ahmet Taner Kışlalı, Hacettepe Üniversitesi’nde siyaset sosyolojisi alanında öğretim üyeliğine başladı ama askerlik dönüşü üniversiteye kabul edilmedi. Bunun üzerine Ahmet Taner Kışlalı Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne geçti ve 1972 yılında burada doçent oldu.

1971-1977 yılları arasında Yankı dergisinde yazdığı yazılarla CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in dikkatini çeken Kışlalı 1977 yılında CHP’den İzmir milletvekili seçildi. 1978 yılında da Bülent Ecevit hükümetinde Kültür Bakanı oldu. Kültür Bakanlığınca Ulusal Kültür dergisini yayımlattı.

12 Eylül 1980 darbesi sonrasında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde siyaset bilimi dersleri vermeye başlayan Kışlalı 1988 yılında profesör oldu. 1991 sonunda Cumhuriyet gazetesinde Haftaya Bakış başlığıyla köşe yazıları yazmaya başladı. 1995 yılında Antalya yolunda birlikte geçirdikleri trafik kazasında eşini kaybetti. 1997 yılında ikinci evliliğini Nilüfer Kışlalı’yla yaptı. Bu evlilikten üçüncü kızı Nilhan Nur dünyaya gelmiştir.

Akit gazetesi suikasttan önce hakkında bir haber yapmış ve Ahmet Taner Kışlalı’nın üzerine çarpı atılmış fotoğrafını manşetten vermişti. Kemalizm’in devrimci niteliğine sahip bir aydın olan, eylem ve söylemleriyle bunu kanıtlayan Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı; ülkemizin karşı devrimciler tarafından bir uçuruma sürüklendiğini gören ve bununla mücadele eden Kışlalı, 21 Ekim 1999 tarihinde saat 09.40’da Ankara’da evinin önünde bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetti. Kışlalı suikastının faili bulunamamıştır.

Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, ‘Kemalizm geçmişin bekçiliği değil geleceğin öncüllüğüdür… Slogan Atatürkçülüğüne karşıyım’ diyerek, toplumuzun bu savaşımda neler yapması gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Kendisi de bir arı gibi çalışmış, binlerce öğrenci yetiştirmiş, yüzlerce makale yazmış, onlarca kitap yayınlamıştır.

Cumhuriyet düşmanları tıpkı Kurucu Genel Başkanımız Prof. Dr. Muammer Aksoy’dan, Doç. Dr. Bahriye Üçok’tan, Araştırmacı – Gazeteci Yazar Uğur Mumcu’dan rahatsız oldukları gibi Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’dan rahatsız oldular. Onu da Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu gibi devletin ve toplumun gözleri önünde katlettiler. Faili belli diğer cinayetler gibi bu cinayet de aydınlatılmadı… Daha doğrusu aydınlatılmak istenmedi.

Katledilen Ahmet Taner Kışlalı’nın adı da ölümsüzler listesine yazıldı.  Çünkü, Atatürk Devrimi, demokrasi ve özgürlükler için; Cumhuriyetin temel niteliklerini korumak ve yaşatmak için yaşamlarını hiçe sayanlar ölümsüzdür.

Cumhuriyet Devrimi şehitlerimiz, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin varlık nedenidir, onurudur. Tarihimiz ve eylemlerimiz ölümlerin bizi yıldıramayacağını, korkutamayacağını, sindiremeyeceğini yazmış ve yazmaya devam edecektir…”

TÜ, MYH Zirvesi’nde

Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanlığı tarafından savunma sanayiinde kritik teknolojilerin geliştirilmesi ve bu alanda nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi amacıyla hayata geçirilen Millî Yetkinlik Hamlesi (MYH) kapsamında düzenlenen bilgilendirme ve istişare toplantısı, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.

Toplantıya Trakya Üniversitesini temsilen Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Ahmet Yence ve Kariyer Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Işık Çetintav katılım sağladı.

Millî Yetkinlik Hamlesi kapsamında yürütülen Savunma Sanayii eğitim programları hakkında bilgilendirmenin yapıldığı toplantıda, programların üniversiteler aracılığıyla daha geniş öğrenci kitlesine ulaştırılması, Kariyer Merkezlerinin bu süreçteki sorumlulukları ve üniversite-sanayi iş birliklerinin geliştirilmesi konuları ele alındı.

Toplantıda ayrıca, savunma sanayiinde görev alacak mühendislik ve sosyal bilimler öğrencilerinin erken dönemde sektörel farkındalık kazanmasını amaçlayan iş birlikleri, tanıtım faaliyetleri, staj ve proje temelli çalışma modelleri üzerinde duruldu.

Kalkınma model: Ortak Akıl, Güçlü Şehir

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Av. Sinan Tekin, Şanlıurfa’da düzenlenen “Ortak Akıl, Güçlü Şehir” Çalıştayına katıldı.

Akademisyenlerin, sivil toplum temsilcilerinin, çiftçilerin ve kanaat önderlerinin yoğun katılım gösterdiği programda, Şanlıurfa’nın kalkınma rotası ve çözüm önerileri ele alındı.

Tekin, konuşmasında “GAP sadece bir sulama projesi değildir; bu topraklara umut, bereket ve adalet getirme iddiasıdır. Biz o ruhu yeniden canlandırmalıyız. GAP bitmeden Urfa da tamamlanmaz” dedi.

Eğitimde fırsat eşitsizliği, genç işsizliği ve liyakat eksikliği konularının öne çıktığı çalıştayda Tekin, “Urfa’nın en büyük sermayesi genç nüfusudur. Ama genç umutsuzsa o şehir zengin sayılamaz.” ifadelerini kullandı.

Yoksulluk ve toplumsal sorunlara da değinen Tekin, “Urfa’da bugün en büyük kriz ekonomik değil, toplumsal. İnsanlarımız yoksulluğun değil, umutsuzluğun kıskacında. Bu tabloyu değiştirmek için sosyal devleti yeniden inşa etmeliyiz” diye konuştu.

Tekin, “Bu şehirde enerji, üretim ve genç akıl var. Eksik olan sadece adaletli bir yönetim anlayışıdır. Güçlü şehir, yüksek binalarla değil; onurlu vatandaşlarla kurulur” diyerek sözlerini tamamladı.

Yoğun ilgi gören çalıştayın sonunda, Şanlıurfa’nın tarım, sanayi, eğitim ve sosyal politikalarına dair öneriler içeren bir sonuç raporu hazırlandı.

U14 ve U15’te şehir derbisi

Edirne Birlik Spor U-14 karşılaşması sonrası

Cemal KUDAY

Edirne Şükrüpaşa Spor – Edirne Birlik Spor U14 ve U15 takımlarının Gelişim Ligi’nin 6. haftasındaki şehir derbisinde her iki taraf da bir sevindi, bir üzüldü.

U14 GELİŞİM LİGİ

Edirne Şükrüpaşa Spor – Edirne Birlik Spor U14 Gelişim Ligi’nin 6. haftasında Pazar günü Saraçhane 2 Nolu Sentetik Saha’da karşı karşıya geldi. Edirne Birlik Spor, Ali Metehan Köse, Göksu Kırhan ve Sedef Yörük’ün yönettiği maçta Edirne Şükrüpaşa Spor’u 3-2 yendi.

Şükrüpaşa Spor 15. dakikada  1-0 öne geçti. Edirne Birlik Spor, 30. dakikada skoru 1-1’e getirdi ve ilk yarı bu sonuçla tamamlandı. Edirne Birlik Spor, 55. dakikada 2. gol sevincini yaşadı. Şükrüpaşa Spor 70. dakikada eşitliğini sağlayan gole kavuştu: 2-2  Edirne Birlik Spor, 80. dakikada bulduğu golle maçın sonucu ilan etti: 3-2

U15 GELİŞİM LİGİ

Edirne Şükrüpaşa Spor – Edirne Birlik Spor U15 takımları Gelişim Ligi’nin 6. haftasında U14’lerin maçının ardından karşı karşıya geldi.

Emrah Topal, Mehmet Talha Güven,  Emir Erdem’un yönettiği karşılaşmada bu kez gülen taraf 5-1’lik skorla Şükrüpaşa Spor oldu.

BAL’da puansız hafta

Edirne 1922 Futbol Kulübü Bölgesel Amatör Ligi’nde (BAL) evindeki ilk maçında Bigaspor’a 3-0 yenilirken, Uzunköprüspor da sezonun ilk deplasman maçında Küçükçekmece Sportif Faaliyetleri San.Tic.A.Ş.’ne 1-0 mağlup olarak eli boş döndü.

BAL’da 14 takımdan oluşan 10. Grup’ta yer alan Edirne 1922 Futbol Kulübü, ligin ikinci haftası sonunda henüz puanla tanışamayan 3 takımdan biri durumunda bulunuyor. Edirne 1922 FK son sırada yer alırken, 1 puanlı Uzunköprüspor ise 8. sırada yer alıyor.

Edirne 1922 Futbol Kulübü ligin 3. haftasında 26. Ekim Pazar günü Kapaklıspor ile deplasmanda karşı karşıya gelirken, Uzunköprüspor ise aynı gün evindeki ikinci maçta Ezinespor’u konuk edecek.

BAL10.GRUP 2.HAFTA TOPLU SONUÇLAR

Edirne 1922 Futbol Spor Kulübü 0-3 Bigaspor 

Vefa Spor Kulübü 0-1 Ergene Velimeşe Spor

Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü 4-1 Çatalcaspor      

İstanbul Beylikdüzüspor 3-0 Büyükçekmece Tepecik Spor A.Ş.

İfa 3-0 Kapaklıspor     

Ezinespor 0-0 Levent Futbol Spor Kulübü       

Küçükçekmece Sportif Faaliyetleri San.Tic.A.Ş. 1-0 Uzunköprüspor

KAPININ KOLU

Susmayan telefonuna şöyle bir göz attı Ayşe hanım, kızıydı arayan şimdi de. Oğlunun defalarca aramasına karşın açmamıştı telefonunu, şimdi de kızı; açmadı, açmayacaktı işte.

“Kapının kolunu bile alamazsın sen ana” demişti büyük olan oğlu. Üzülmüştü oğluna. Oysa müteahhit “5 daire veririm size” demiş. “İkişer daire yetmiyor benim kızanlara ille de 2.5 alacaklar ikisi de” diye düşünürken yine sinirlendiğini hissetti gözünü sürekli çalan telefondan ayırmadan.

İki yıl önce ölen yarı felçli kocasını anımsadı çalan telefon susunca. 45 yıl sürmüştü evlilikleri. Son 7 yılında felçli haliyle bakmıştı kocasına. Kamyon şoförü olan kocasının sarhoş hallerinden ömrü boyunca çekmişti. Sefer dönüşlerinde kapıdan sallanarak girer, zor yürüyen bacakları birbirine dolanırken başlardı söylenmeye; “yıkılmadım ayaktayııımmm”. Felç gelince mecburen bırakmıştı meret şarabı.

Evlendiklerinin ilk yıllarında arka arkaya doğmuştu çocukları. Önce oğlu, sonra kızı, birer yaş vardı aralarında. Kocası kamyona biner günler sonra gelirdi, yorgun argın ve hep sarhoş.

İlk yıllar hızla geçti, çocukların okul yıllarında kocasının işleri bozulmaya başlayınca fabrika yılları başladı Ayşe hanımın. Artık fabrikada da çalışıyor, çocuklar, ev işleri hep üstünde. Yorgundu hep, hep yorgun yıllar boyunca.

Çalışmaya başlayınca paranın hesabını yapmaya da başladı Ayşe hanım. Artık çalışıyor ve kocasına sefer dönüşlerinde hesap soruyordu. Keseyi eline aldı ondan sonra. Önce kocasının biriken vergi ve Bağkur borçlarını temizledi birkaç yıl içinde. Saros’da yazlık bir kooperatife yazıldı fabrikadan aldığı tazminatıyla. Artanıyla da Kıyık’ta Bağlık’ta komşusunun iki dönüm bağ yerini aldı, zamanı gelir değerlendirilir diyerek. Ne de olsa kızanları büyüyordu, onları düşünmesi gerekiyordu.

İlk önce kocası, bir yıl sonra da kendisi emekli oldu. Arada liseyi bitiren kızanlarına sigorta başlangıcı yaptırdı. Muhasebeci uyarmıştı, “erken sigortalılık iyidir, emekliliklerinde faydası olur” diye.

Yıllar içinde kızanlarını evlendirdi, arka arkaya 4 torun gelirken biten yazlıkta yaz boyu, yaz sonrasında da evinde torunlarını da büyüttü o kadar iş güç arasında. Koca dersen hep sarhoş, her gün içer şarabını. Allahtan vur eli yoktu, içer içer güler şarkılar söylerdi karıcığına.

Kocasının öldüğü yıl başladı müteahhitler kapısını aşındırmaya. Bağlıktaki yerleri değer kazanmış, kat karşılığı almak istiyorlardı. Çocuklarına yönlendirdi pazarlık etmeleri için. İki, üç derken sonunda beş dairede anlaşmaya varıldı. Çocukları da EYT sayesinde aynı yıl emekli oluverdiler sayesinde Ayşe hanımın.

Sevindi Ayşe hanım beş daire sözünü duyunca. Kendi emekli maaşçığına kocasının emekli maaşının katkısı olsa da yıllardır eline ne geçerse torunları için harcamıştı. Komşusu çatlak Emine her sene memleketin değişik yerlerine turlara gittiği yetmezmiş gibi bir de pasaport çıkartmış Balkanları gezmiş anlatıp duruyordu her buluşmalarında. Nesi eksikti Allah’ın çatlağından. Bana da düşer bir daire onu da veririm kiraya bundan sonra artık çatlak Emine’nin peşine takılırım, o nereye ben oraya.

İkişer daire kızanlarıma, bir daire de bana olur diye düşüncesini açtığında oğlu; “Ana babamızdan kalan yer burası, senin ihtiyacın da yok artık, zaten istesen de kapının kolunu bile alamazsın” dediğinde üzüntüden bayılacak gibi olmuştu. Ama sonradan öğrenmişti komşusundan; kocadan kalan mirasa çocuklarıyla eşit hakka sahip olduğunu.

Kapının güm güm vurulmasıyla yerinden fırladı Ayşe hanım. Düşüncelerinden sıyrılıp kapıyı açtığında nefes nefese oğlu ve kızını karşısında buluverdi.

“Be ana öldük korkudan, ne bakmıysın telefonuna, hem tapuda bekliyor müteahhit bizleri, gel bi imzan var” diyen oğluna ters ters bakarak;

“Hani kapının bi kolunu bile alamıydım, nooldu şimdi de benden imza isteysiniz, atmaycam işte imzayı!”

İçerde bağrışmalar, telaşlı konuşmalar komşularının bile kapıya çıkmasına neden oldu Ayşe hanımın.

Tapuda Ayşe hanımın “bir daire bana, ikişer daire çocuklarıma ve istediğim daireyi seçerim” demesiyle yeniden hazırlanan evraklara özenerek imzasını attı Ayşe hanım. Çantasını, telefonunu ve ön gözünde iki emeklilik kartını da şöyle bir kontrol ettikten sonra; “Şimdi oldu” dedi.

Ve sonra şöyle yandan bir baktı oğluna; “Gelen yaz, bundan sonra yazlığa gelirken önce kasaba, sonra şarküteriye, markete uğramadan gelmeyin yazlığa, yeter artık löp löp yedirdiklerim size”  diyerek yalnız çıktı tapudan evine doğru…

MUHTARLAR GÜNÜNDE MUHTARLIK ÜZERİNE…

Öncelikle geçmiş de olsa günün önemi gereği tüm muhtarlarımızı kutlayalım. Başarılar dileyelim. Bugünkü genel ve yerel yönetim anlayışı içerisinde muhtarlık görevini çok da yararlı ve anlamlı bulmasam da, görevlerini muhtarlık yetkilerini kullanarak hatta aşarak yapan muhtarlarımızın varlığını da görmezden gelemeyiz.

***

Bugünkü uygulamada köy muhtarları köyle ilçe arasında bir köprü görevi gördükleri için yararlı olarak değerlendirilebilir. Ancak şehir içindeki muhtarların ne işe yaradığı artık sorgulanır hale gelmiştir. Görevleri de, yetkileri de net olmayan, günümüzün teknolojik imkanları ile daha da gereksiz hale gelen muhtarların ya varlığını ya da gerçekten hizmet kalitesi, demokrasi anlayışı, üretkenlik, verimlilik, teknoloji gibi unsurlarla donatılması gerektiğini tartışmak gerekiyor..

***

Yapay zekaya göre ülkemizde 32.238 mahalle muhtarı + 18.278 köy muhtarı olmak üzere yaklaşık 50.516 muhtar bulunmaktadır. Bunun hazineye yükü, aylık 1 milyar 200 milyon TL.’dir. Çok değil ama galiba az da değil. Acaba verilen bu ödemeye karşı alınan hizmet yeterli mi? Sadece bir geleneği sürdürmek için böyle bir yük altına girmek gerekir mi?

***

Bir şey bildiğim için söylemiyorum; tartışılsın istiyorum. Yılda eski TL ile neredeyse 13-14 trilyonu bulan bu harcama yerine – örneğin- bütün öğrencilerin bir öğün yemek ihtiyaçlarına böyle bir katkı verilse daha anlamlı olmaz mı? (Sn. Kılıçdaroğlu muhtarlara bir de sekreter kadrosu vereceğini vaat etmişti.) Ya da bu parayla acaba 25 bin öğretmenin daha eğitim kadrosuna katılması mümkün değil mi?

***

Muhtarlık müessesesini kaldırmaya hiçbir iktidarın tek başına gücü yetmez. Çünkü populizm siyasette iyi iş yapar. Öyleyse yapılabilecek iş muhtarlık müessesesine işlevsel, üretken, yerel demokrasinin ihtiyaçlarına uygun bir misyon yüklemektir.

Örneğin muhtarlar doğrudan ya da kendi aralarından seçecekleri temsilci arkadaşları vasıtası ile Belediye meclislerinde oy sahibi olacak şekilde temsil edilmeli ve yetkilendirilmelidir.

Belki de böylece mahallelerinden tek elden ve doğrudan seçilen muhtarlarla muhtarlığa olan ilginin ve yerel yönetim kalitesinin artmasına yarayacağını ve konuşan meclisler yaratılmasına katkı verebileceğini düşünmek mümkün olabilir

ONCA ASIRLIK NİMET

Osmanlı imparatorluğu, tüm dünya milletlerine Allah’ın sunduğu bir nimet DÖNEMİYDİ!..
Osmanlı, Müslüman Türk atalar, koskoca coğrafyada ki din, dil ayrımı ile birbiriyle boğuşan kavimleri, barış ve kardeşlik ile en az, 6 asır boyunca SÖMÜRÜCÜLERDEN KURTARMIŞ, KORUMUŞ ve BARIŞ İÇİNDE, ADALETLE, LÂİK, EŞİTLİK İLKESİYLE yönetmiştir. Evet, bu süreç, “Müslüman Türk” ilkelerinin halklar arasında işlediği, 6 YÜZYIL SÜREN BİR NİMET ZAMANIYDI!..
Bu YÜZYILLAR, DİN VE DEREBEY SİMSARLARI TARAFINDAN KANDIRILIP, SÖMÜRÜLEN MUHTAÇ HALKLARI, HAK’LA BULUŞTURUP, ÖZGÜRLEŞTİRMEK İÇİN, YÜCE RABBİMİZİN TÜRK AKINCILARI İLE SUNDUĞU BİR UYANIŞ ZAMANIYDI!..
Ne yazık ki, yetmedi be kardeşim, YETMEDİ ONCA ASIR!..
Tahrif edilemeyen Allah’ın Kuran’ı Kerim’ini açıp okumadılar, öğrenmediler. Ne Hıristiyan’lar, ne Musevi’ler, ne de “Biz Müslümanız” diyenler…
O, yazarı, Allah olan biricik kitabı okuyup, nurlu yolu öğrenmediler!..
SADECE OKUYACAKLARDI, O KADAR KOLAYDI, YAPMALARI GEREKEN…
OKUYUP, ŞEYTANIN YERYÜZÜ UŞAKLARI TARAFINDAN NASIL DA KANDIRILDIKLARINI ÖĞRENECEKLERDİ, O KADAR KOLAYDI YAPILMASI GEREKEN!..
OKUYUP, ÖĞRENİP, BİNLERCE YILDAN BERİ, ŞEYTANIN SIVADIĞI PİSLİKLERDEN, DÜŞMANLIKLARDAN ARINDIRMADILAR KENDİLERİNİ!..
ALTI YÜZYILLIK zaman da, Kuran’ı okumayı ihmal edince, Tevrat ve incil’in nerelerinin, nasıl tahrif edilip, yalan yazıldığını öğrenmediler.
O yalan kısımlarla ha bire şirke düştüler; tek dinlerini mezheplere bölüp, birbirlerine düşmanlık yaptılar, birbirlerini yıkıp, yakıp, boğazladılar!..
Şeytan aynı hatalara Müslümanları da düşürdü, düşürüyor da!..
Fitne, fesat, rüşvet, torpili ve daha bir çok zararlı adetlerini çoğaltınca Osmanlı birliğine son verildi.
Yine de “Belki akıllanırlar” diye olsa gerek, Allah dünya insanlığına, İncil’in, Tevrat’ın yalan kısımlarını açıklayan, % 100 ‘ü doğru ve de tahrif edilemeyecek olan Kuran’ı Kerim’i Avrupa eşiğine kadar getirmiş olan “Türkiye cumhuriyetini” nasip etti!..
Ve de Türkiye cumhuriyeti kurulalı yüz yıl oldu!..
Bu yüzyıl da, YİNE ne Türkler, ne Hıristiyan’lar, ne de Musevi’ler YİNE KURAN’I ANLAMAK VE UYGULAMAK İÇİN OKUMADILAR!..
KURAN HARİÇ, KİTAPLARINI YALANLARDAN TEMİZLEMEDİLER, MEZHEPLERDEN VAZ GEÇİP, YOLLARINI “DOĞRU TEKTİR” e İNDİRMEDİLER, KANDIRILMAYA DEVAM EDİYORLAR, MAALESEF!..
Bu yüzden de, din simsarları ve de politik simsarlar tarafından, fitne ve fesatlar ile birbirine düşman, birbirini boşu boşuna boğazlayan ülkeler, gün yüzü görmüyorlar!..
HEPSİNİN İÇİNDE, İYİ İNSANLAR DA VAR ELBET, AMA KEŞKE ÇOĞUNLUK o biricik nurlu yolu OKUYUP, NASIL DA KANDIRILIP ATEŞE ATILDIKLARINI ÖĞRENSELERDİ!..
YETMEDİ BE KARDEŞİM, YETMEDİ!..

TÜRKLERİN KORUMASINDA GEÇEN ONCA ASIR, YETMEDİ!..

Kuran’ı Kerim. Sure 36/ayet 60-61-62:
“Ey Âdemoğulları, ben size and vermedim mi: “Şeytana tapmayın, o sizin apaçık düşmanınızdır. Bana tapın, doğru yol budur” diye?
Böyle iken:
Yemin ederim ki o, içinizden çoğu ülkeyi kandırdı. Aklınız yok muydu?
21/67: “Yuh size! Ve Allah’tan başka taptıklarınıza! Hala akıllanmayacak mısınız?” dedi.