Çocuk Parklarında Güvenlik ve Eğlence Bir Arada: Modern Park Ekipmanları ile Tanışın
Oyun Alanlarının Çocuk Gelişimindeki Rolü ve Önemi
Çocukların fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişiminde oyunun ve özellikle de oyun alanlarının rolü tartışılmaz bir gerçektir. Günümüz şehirlerinde, çocuk parkları artık sadece birkaç salıncak ve kaydıraktan ibaret olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Modernpark ekipmanları, çocukların hayal güçlerini beslerken, aynı zamanda en üst düzeyde güvenlik ve dayanıklılık standartlarını karşılayarak ebeveynlerin içini rahatlatıyor. Çocuk Parkı olarak, çocukların her yaş grubuna uygun, eğitici ve eğlenceli park ekipmanları tasarlayıp üreterek geleceğin oyun alanlarını bugünden inşa ediyoruz.
Modern Park Ekipmanlarının Güvenlik Standartları Nelerdir?
Çocuk parkı ekipmanlarında güvenlik, her şeyin başında gelir ve firmamız için bu vazgeçilmez bir prensiptir. Avrupa Birliği EN 1176 ve Türkiye TSE standartlarına uygunluk, tüm üretim süreçlerimizin temelini oluşturur.
Düşme Yüzeyleri ve Güvenli Zemin Kaplamaları
Oyun alanlarında en çok karşılaşılan yaralanmalar düşmelerden kaynaklanır. Bu nedenle, kauçuk zeminler, EPDM kaplamalar veya kum gibi uygun düşme yüzeylerinin kullanımı hayati önem taşır. Her bir Çocuk Parkı projemizde, ekipman yüksekliğine uygun zemin çözümleri sunulur. Bu konudadış mekan zemin kaplama ürünleri sayfamızdan detaylı bilgi alabilirsiniz.
Malzeme Seçimi ve Toksik Olmayan Yapı
Kullanılan tüm malzemeler, çocuk sağlığına zararlı olmayan, toksik içermeyen ve alerjik reaksiyonlara neden olmayacak nitelikte seçilir. Ahşap, metal ve plastik bileşenler uluslararası sağlık standartlarına uygun olarak tedarik edilir.
Tasarımda Ergonomi ve Yaş Grubuna Uygunluk
Her oyun elemanı, hitap ettiği yaş grubunun fiziksel özelliklerine ve motor becerilerine uygun olarak tasarlanır. Bu, çocukların ekipmanları hem güvenli hem de verimli bir şekilde kullanmasını sağlar.
Eğitici ve Geliştirici Park Ekipmanları Neden Önemli?
Oyun, çocuğun en temel öğrenme aracıdır. Modern parklar, bu öğrenme sürecini destekleyecek şekilde tasarlanır.
Fiziksel Gelişimi Destekleyen Ekipmanlar
Tırmanma duvarları, denge köprüleri ve hareketli platformlar, çocukların kas gelişimini, denge ve koordinasyon becerilerini artırır. Bu tür ekipmanlar, özellikle enerjilerini atabilecekleri güvenli bir ortam sunar.
Sosyal Becerileri Geliştiren Oyun Alanları
Tahterevalliler, grup salıncakları ve temalı oyun grupları, çocukları birlikte oynamaya, sıra beklemeye, paylaşmaya ve iletişim kurmaya teşvik eder. Bu sosyal etkileşimler, onların empati ve iş birliği yeteneklerini güçlendirir. Özellikleyeni nesil çocuk parkları bu amaç doğrultusunda tasarlanmıştır.
Hayal Gücünü ve Yaratıcılığı Tetikleyen Tasarımlar
Gemi, kale veya uzay mekiği temalı oyun grupları, çocukların hayal dünyalarını zenginleştirir.
Özel Beta İlk Yıllar Gündüz Bakımevi, okul öncesi eğitime yenilikçi bir bakış kazandırmak amacıyla faliyetlerine başladı. Kurucu Temsilcisi Yücel Balkanlı, “Onların sevgiyle, güvenle, ilgiyle büyüyebileceği bir ortam oluşturmak, bu yola çıkarken en temel amacımız oldu” dedi.
Edirne’nin Kurtuluş mahallesi Hilly Otel altındaki modern binasında hizmete başlayan Özel Beta İlk Yıllar Gündüz Bakımevi, çocukların gelişiminde teknoloji, dil ve beceri temelli öğrenmeyi merkeze alan yaklaşımıyla dikkat çekiyor.
Modern çağın gereklerine uygun olarak tasarlanan okulda, çocuklar yalnızca bilgiye değil, öğrenmeyi öğrenme becerisine de sahip oluyor. Beta İlk Yıllar, ulusal okul öncesi eğitim programını uluslararası bir vizyonla bütünleştirerek, çocuklara hem kendi kültürünü tanıyan hem de dünyaya açık birey olma fırsatı sunuyor.
Okul Müdürü Azize Gündem Akay, okulun felsefesini şu sözlerle özetledi:
Biz Beta’da her çocuğun kendi potansiyelini keşfetmesini istiyoruz. Öğrenmenin temeline becerileri yerleştiriyor, çocuğun bireysel gelişimini sürekli izliyor ve destekliyoruz. Her çocuk bizim için biricik. Onların gelişim yolculuklarında sadece öğretmenleri değil, birer rehberiz. Amacımız; sorgulayan, düşünen, üretken ve mutlu bireyler yetiştirmek.
Beta İlk Yıllar’da çocuklar; yabancı dil eğitimiyle erken yaşta çoklu dil farkındalığı kazanırken, teknolojiyle desteklenen öğrenme ortamlarında da 21. yüzyıl becerilerini geliştiriyor. Her sınıf, çocukların yaş ve gelişim düzeyine göre yapılandırılmış özel öğrenme alanlarıyla donatıldı.
Edirne’nin yeni eğitim durağı olan Özel Beta İlk Yıllar Gündüz Bakımevi, çocuklara sadece bir kreş değil, hayata güvenle adım atabilecekleri bir başlangıç noktası olmayı hedefliyor.
BALKANLI: ÇOCUKLARIN İYİ HİSSETTİĞİ BİR YUVA OLMAYI HEDEFLİYORUZ
Özel Beta İlk Yıllar Gündüz Bakımevi Kurucu Temsilcisi Yücel Balkanlı
Bugün burada, büyük bir heyecan ve mutlulukla sizlerle bir araya geldik. Kentimizin eğitim hayatına yeni bir soluk getireceğine inandığımız Özel Beta Gündüz Bakım Evi’nin kuruluşunu ve hedeflerini sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Çocuklarımız, geleceğimizin en değerli hazineleri. Onların sevgiyle, güvenle, ilgiyle büyüyebileceği bir ortam oluşturmak, bu yola çıkarken en temel amacımız oldu. Beta Gündüz Bakım Evi’nde yalnızca bir bakım hizmeti değil; çocukların fiziksel, duygusal, sosyal ve bilişsel gelişimlerini destekleyen çağdaş bir eğitim anlayışıyla hareket ediyoruz.
Deneyimli eğitim kadromuz, güvenli ve donanımlı fiziki yapımız, her çocuğun bireysel farklılıklarını gözeten yaklaşımımızla; hem ailelerin hem de çocukların kendini “iyi hissettiği” bir yuva olmayı hedefliyoruz.
Bugün sizlerle bir araya gelmemizin amacı, bu yeni eğitim yolculuğumuzu birlikte paylaşmak ve siz değerli basın mensuplarının desteğiyle daha geniş kitlelere ulaşmaktır.
Bilişim Teknolojileri Öğretmeni İrem Nur Tabanlı, okulun teknolojiye bakışına değinerek,“Teknolojiyi çocuklar için yalnızca bir araç olarak değil, öğrenmenin doğal bir parçası olarak görüyoruz. Artık çocuklar dijital bir dünyaya doğuyorlar ve teknoloji eğitimi ertelenebilecek bir konu olmaktan çıktı. Bu bilinçle, programımızda teknoloji eğitimine okul öncesi dönemde başlıyoruz. Çocuklarımız robotik etkinlikler, bilimsel deneyler ve oyun temelli öğrenme ortamları aracılığıyla teknolojiyi keşfetmeye ve üretmeye başlıyorlar. Etkinliklerde çocuklar yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda üreten bireyler haline geliyorlar. Kodlama, problem çözme, analitik düşünme, eleştirel düşünme, yaratıcılık ve iş birliği gibi 21. yüzyıl becerilerini geliştirmeyi hedefliyoruz. Farkımız, teknolojiyi sadece öğretmekle kalmamamız. Biz, çocuklara teknolojiyi sorumlu, üretken ve bilinçli biçimde kullanmayı öğretiyoruz. Yani onları teknolojiyi tüketen değil, şekillendiren bireyler haline getirmeyi amaçlıyoruz. Bilim etkinliklerimizde çocukların merak duygularını destekliyor, gözlem yapma, deneme ve keşfetme süreçleriyle bilimsel düşüncenin temellerini atıyoruz” diye konuştu.
Müzik Öğretmeni Göknur Bilgin, çocukların gelişiminde müziğin çok yönlü etkisine vurgu yaparak, “Müzik, çocuklara çok yönlü bir öğrenme süreci sunan; hem duygusal hem de bilişsel gelişimlerine katkı sağlayan önemli bir alan. Müzik eğitimimiz dört temel başlıktan oluşuyor.
Birinci alanımız Orff yaklaşımı. Burada amaç, çocuğun doğasındaki ritmi, hareketi ve konuşmayı özgürce ifade etmesini sağlamak. Her bireyin müzik yapabileceğine inanıyoruz. Çocuklar ritim aletleriyle bedenlerini bir enstrüman gibi kullanıyor, hareket, dans ve ritim yoluyla öğreniyorlar.
İkinci alanımız şan eğitimi ve ses kullanımı. Çocuklar nefeslerini doğru kullanmayı öğreniyor, ses aralıklarını tanıyor, diksiyon ve artikülasyon çalışmaları yapıyorlar. Bu çalışmalar hem müzikal hem de dil gelişimlerine katkı sağlıyor. Üçüncü alanımız piyano eğitimi. Her çocuğumuzun bir enstrümanla tanışmasını önemsiyoruz. Dört yaş itibarıyla başlattığımız bu eğitim, dikkat, koordinasyon ve ritim duygusunu geliştirirken bireysel çabayı da teşvik ediyor. Dördüncü alanımız ise erken yaş müzik farkındalığı. İki-üç yaş grubundaki çocuklar için hazırladığımız bu programda, renkli el zilleri ve animasyon destekli müzik oyunlarıyla ritim çalışmaları yapıyoruz. Tüm bu dört alan bir araya geldiğinde, müzik sayesinde çocuklarımız yalnızca müzikal becerilerini değil; sosyal, bilişsel ve motor becerilerini de geliştiriyor. Ayrıca doğaçlama, rol alma ve canlandırma çalışmalarıyla özgüven kazanıyor, kendilerini toplum içinde özgür ve yaratıcı biçimde ifade etmeyi öğreniyorlar” ifadelerini kullandı.
Eğitim Koordinatörü Emine Elif Altın ise, İlk Yıllar Programı’nın dünya genelinde küçük yaş gruplarına yönelik en etkili eğitim yöntemlerinden birisi olduğunu kaydetti. “Eğitim programımızı uluslararası düzeyde, İlk Yıllar Programı’na dayandırıyoruz. İlk Yıllar Programı, dünya genelinde uygulanan ve küçük yaş gruplarına yönelik en etkili eğitim modellerinden biri olarak kabul ediliyor. Biz de erken yaşlarda verilen eğitimin, çocuğun doğrudan deneyimle ve doğal yollarla öğrenmesi gerektiğini bildiğimiz için bu programı tercih ettik. Çünkü gelişen dünyada eğitim anlayışları sürekli değişiyor, yeni modeller ortaya çıkıyor. Biz de çağın gereksinimlerine uygun, geleceğin yetkin bireyleri olacak çocuklarımızın potansiyellerini ortaya çıkarabilecek bir sistem kurmayı hedefledik. Tüm eğitim yaklaşımımızı da bu hedef üzerine temellendirdik. Elbette bunun yanında çocuklarımızın yerel değerlere de hakim olmalarını önemsiyoruz. Bu nedenle, Milli Eğitim Bakanlığı’nın bize sunduğu eğitim programını, İlk Yıllar Programı ile entegre bir biçimde yürütmeye çalışıyoruz. Böylece hem uluslararası standartlara uygun hem de milli kimliğini koruyan bir eğitim modeli oluşturduk. Arkadaşlarımın da belirttiği gibi, dijital gelişim, saha çalışmaları ve bilgi teknolojilerini çocuğun bir dili olarak görüyoruz. Çocukların bu dili kullanarak sorgulama, üretme ve çağın gerektirdiği biçimde kendilerini ifade etmelerini hedefliyoruz. Ayrıca, yabancı dil olarak İngilizceyi temel aldık. Çünkü İngilizce, dünyada en yaygın kullanılan iletişim dillerinden biri. Biz istiyoruz ki çocuklarımız İngilizceyi sadece bir ders olarak değil, kendilerini ifade edebilecekleri doğal bir iletişim aracı olarak görsünler. Küçük yaşlarda dil öğrenimi, yetişkinlerdeki gibi ezbere dayalı değildir; çocuklar oyunla, etkileşimle, farkında bile olmadan öğrenirler. Biz de bu doğal öğrenme sürecini destekleyecek bir ortam hazırladık” açıklamasını yaptı.
Öğrenci kayıtlarına devam eden 160 çocuk kapasiteli Özel Beta İlk Yıllar Gündüz Bakımevi, 24-66 ay araındaki miniklere yönelik hizmet veriyor. Deneyimli idarecileri, denç ve yetenekli öğretmen kadrosuna sahip Özel Beta İlk Yıllar Gündüz Bakımevi’nin modern binasında eğitimin yanısıra birlikte yaşamayı öğrenen çocuklar okulun bahçesinde de eğlencenin tadırını çıkarıyor.
Yeni bir dil öğrenmek, sadece kelimeleri değil kültürleri de keşfetmektir. İzmir İngilizce kursu arayışında olanlar için en doğru adreslerden biri Password English’tir. Profesyonel eğitmen kadrosu ve yenilikçi öğretim teknikleriyle İngilizceyi sadece öğrenmekle kalmaz, yaşarsınız.
Modern sınıflar, kişiye özel eğitim planları ve interaktif ders materyalleriyle öğrenciler kısa sürede büyük ilerleme kaydeder. “Bir dil, bir insan demektir.” sözü burada gerçeğe dönüşür. Yoğunlaştırılmış konuşma dersleri, pratik seansları ve uluslararası sınavlara hazırlık programlarıyla İngilizce artık zor değil. İzmir’de kaliteli bir eğitim almak istiyorsanız, doğru yöntemle başlamak fark yaratır.
Kendinize yatırım yapın, geleceğinizi İngilizceyle şekillendirin. Çünkü dünyaya açılan kapı, doğru kursla başlar.
Gebze, sanayinin kalbi olduğu kadar geri dönüşüm sektörünün de merkezidir. Özellikle Gebze hurda kablo alımı yapan firmalar, bakır ve alüminyum kabloları yüksek fiyatlardan satın alarak ekonomiye kazandırır. Kablolar, içindeki iletken metal oranına göre profesyonel şekilde değerlendirilir.
“Her kablo, içinde saklı bir değerdir.” anlayışıyla çalışan hurdacı ekipleri, kablo soyma makineleriyle kaliteli ayrıştırma yapar. Gebze hurda kablo hizmetleri sayesinde atıl duran kablolarınız, anında nakde dönüşür. Hem bireysel müşteriler hem de işletmeler için hızlı, şeffaf ve güvenli çözümler sunulur. Geri dönüşüm sadece doğaya değil, cebinize de kazandırır. Hurda kablolarınızı profesyonel ellere teslim edin, değerini en iyi şekilde alın.
İçerik analizi, metinleri sistematik bir şekilde inceleyerek anlam kalıplarını keşfetmeyi sağlar. Sosyal bilimlerde, medya çalışmalarında ve tezlerde sıkça kullanılır. Her cümlede, her kelimede gizli bir mesaj vardır; içerik analizi bu mesajları ortaya çıkarır.
Bu yöntemle araştırmacılar, metinlerdeki temaları, duygusal tonları ve eğilimleri belirler. Nitel verilerle çalışırken en etkili yaklaşımlardan biridir. Kodlama süreciyle veriler sınıflandırılır, ardından sonuçlar yorumlanır. Bu sayede karmaşık metinler bile düzenli ve anlamlı hale gelir.
İyi yapılmış bir içerik analizi, sadece metni değil, yazarın niyetini de ortaya koyar. “Sözcükler düşüncelerin aynasıdır.” Bu analiz, o aynayı en berrak şekilde yansıtır.
Araştırmalarınızda derinlemesine bir anlayış geliştirmek istiyorsanız, içerik analizi ile verilerinizin ardındaki hikâyeyi keşfedin.
Metin2 evreninde pvp serverler arayan oyuncular için platform tam bir mıknatıs. Burada, zindanlardan köy yollarına kadar her alanda denk düşmanlarla karşılaşma imkânı var. Adeta her adımda bir çatışma potansiyeli taşıyan bu dünyada, strateji, refleks ve ekip çalışması başarı için kritik. Deneyimli oyuncular, farklı sınıf kombinasyonlarını denemekten çekinmez; “metin2 pvp serverler arenasına gir, dostuna güvenme, kılıcını hazır tut” der gibi bir ruh hâkim.
Zorluk seviyesi giderek artar; çünkü rakiplerin büyüleyici taktikleri ve beklenmedik hamleleriyle karşı karşıya kalırsın. Bu yüzden sadece güç değil, sabır ve akıl da seni zirveye taşır. Unutma: “Zafer doğar stratejiden, acelecilik bozar dengeyi.” Bu yüzden doğru yetenekleri geliştirmek, ekipmanları yükseltmek ve düşmanın oyun tarzını okuyabilmek başarının anahtarıdır.
Metin2 pvp serverlar içinde adını duyurmak istiyorsan, arenalar seni bekliyor. Her dövüş, yeni bir hikâye; her zafer, yeni bir ün. Kılıcını kuşan, stratejini kur ve arenada yerini al.
Eski Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Osman İnci, hastanesi olmayan ‘vakıf tıp fakülteleri’ne hastane kurmaları için tanınan toplam beş yıllık sürenin dolmasına rağmen 17 tanesinin hâlâ hastanesinin bulunmadığına dikkat çekerek, “ Ancak profesör ve doçent unvanı dağıtıyorlar. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin sekiz tıp fakültesi var, adeta fabrika gibi profesör üretiyor” dedi.
Prodf. Dr. İnci, Cumhuriyet Gazetesi’nin “Olaylar ve Görüşler” sayfasındaki “Eğitimde son aşama akademik yozlaşma” başlıklı yazısında şunları kaleme aldı:
“Üniversite, inşa edilmiş akıl ve bilimdir. Üniversitenin mantığı akılcılıktır ve bilgeliğin mabedi olarak da tanımlanır. Üniversite aynı zamanda bir değerler bütünüdür. Bu değerler öğrencilerin ve öğretim üyelerinin ürettikleri (buluş, patent, araştırma, yöntem, makale, kitap vb.) eserler ile ölçülür. Ülkemizde artık akademik değerler önemini yitirdi. Öğretim üyesi unvanları, bilimsel araştırmalar, yazılan kitaplar ve yayınlar, bilimsel toplantılar önemini kaybetti. Yükseköğretimde Akademik değersizleşme son noktada artık.
Yozlaşma; özünden uzaklaşmak, bozulmak, niteliklerini yitirmek anlamında kullanılır. Olumsuz değişim, işlevsizlik ve çöküşü anlatmak için de kullanılır. Türk üniversiteleri son dönemlerde hızla çöküşe gitmekte. Akademik değerlerden (özerklik, özgürlük, etik, liyakat, bilimsellik, nitelik, serbesti vb.) ne kaldı? Cumhuriyet döneminde üniversiteler bu düzeyde yavanlaşmamıştı… Yükseköğretim adeta yere çakıldı.
LİYAKATSİZLİK ARTTI
Sayılara boğulduk; halen 204 üniversite ve 4 bağımsız meslek yüksekokulu, yaklaşık 40 bin profesör, 26 bin civarında doçent, 46 bin doktor öğretim üyesi var. Son 20 yılda öğretim üyesi sayısı 2.9 kat arttı. Bu yıl toplam 6.85 milyon öğrencimiz var. Üniversiteler liselerin devamı oldu adeta.
Her yıl lise mezunları kadar kontenjan açılmakta. Peki her lise mezununu üniversite mezunu mu yapacağız? Üniversitelerde nitelik durumu nedir? Diplomaların bir değeri kaldı mı? Akademik unvan ve diploma sahteciliği ayyuka çıktı. Sahte profesör, hukuk fakültesi dekanlığı ve rektör yardımcılığı yaptı. Sahte belgelerle yüzlerce profesör ve doçent atandığı haberlere yansıdı.
‘Cahilin ferasetine güveniyorum’ diyen rektör yardımcısı YÖK Denetleme Kurulu üyesi olarak atandı. ‘Deve sidiğinin faydaları’nı anlatan profesör, rüyasında Allah’ı, peygamberi gördüğünü söyleyen doçent, cep telefonunun Nuh peygamber tarafından kullanıldığını söyleyen öğretim üyesi… Bu örneklerin sayısı sanıldığından fazla.
Hastanesi olmayan ‘vakıf tıp fakülteleri’ kuruldu. Hastane kurmaları için önce 2+1 yıl, sonra iki yıl daha (toplam beş yıl) süre tanındı, süre doldu ve 17 tanesinin hâlâ hastanesi yok! Ancak profesör ve doçent unvanı dağıtıyorlar. Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin sekiz tıp fakültesi var, adeta fabrika gibi profesör üretiyor.
Kemal Gözler Hoca’mız, 22 hukuk fakültesi dekanının hukukçu olmadığını belgeleriyle açıkladı, ilahiyatçı, veteriner, maliyeci, ziraatçı dekanlar hukukçu yetiştiriyor. Oysa fakültelerde dekan yalnızca idari kişi değildir, aynı zamanda kurum kimliğini temsil eder. Anadolu’da bir üniversitenin yedi fakültesi var ancak dekan olarak atanacak profesörü yok. Bu yedi dekanlığa rektör vekalet etmekte. Burada eğitim olur mu?
BİAT VE SADAKAT ATAMALARI
Şaibeli, yağmacı, yırtıcı dergilerde para karşılığı yapılan yayınlarla doçent ve profesör olanlar da yaygın. Türkiye bu dergilerde yayın yapan ülkeler arasında dünya üçüncüsü, bu dergi editörler arasında ise dünya ikincisi.
Bu unvanlar alınırken ve bu kişiler atanırken liyakat ölçütü yok denecek düzeyde. Ayrıca kadrolaşma diye tanımladığımız siyasi görüşte olanları, biat ve sadakati esas alarak atama sınır tanımıyor. Özellikle siyasi kadrolaşma, nitelikli akademik kadro yetişmesinin kökünü kazımak demektir. Adrese teslim ilanlarda adayın tek çalışması yazılıyor. Akademisyen sayısı sınırsız artarken kayırılan kişiler liyakat aranmaksızın aile büyükleri tarafından korunuyor. Kızına, oğluna, damadına vs. yakınlarına kadro açan ve mülakatta yüksek puan vererek hak edenleri eleyen yakınlarını atayan rektör ve dekanlar saymakla bitmez.
BİLİMSEL YAYINLARDA SAHTECİLİK
Doçentlik için gerekli yabancı dil puanları düşürüldü; yurtdışı yabancı dil kurslarına katılanlara süreli denklik verildi. Yabancı dil kurslarına devam ettiğiniz belgesini gösterirseniz yabancı dil sınavından geçtiniz! Doktor öğretim üyeliği atamalarında dil koşulu kaldırıldı. Yüksek lisans ve doktora tezi yazım şirketleri kuruldu. Bilimsel yayınlarda sahtecilik gündelik yaşama dönüştü.
Siyaset, biat ve sadakat kadrolaşması doğrudan atanan rektörlerle başladı. Rektörlerin çoğunluğu siyasi veya siyaseten getirilmiş kişiler. 2021’de yapılan incelemede 73 rektörün uluslararası yayını olmadığı, yayını olan 71 rektörün yayınlarına hiç atıf yapılmadığı belgelendi. 2025 Ekim ayı çalışmasında bazı rektörlerin Web of Science’ta (bilim ağı) kaydı dahi yoktur.
Böylesine bir akademik ortamda kimin sahte diplomalı, kimin sahte unvanlı olduğu ciddi olarak araştırılmıyorsa, umurlarında değil demektir. Oysa ciddiyetle ele alınmazsa son 20-25 yılda yaşanan akademik yozlaşma net olarak anlaşılamaz. YÖK, üniversitelerarası kurul ve yargı gerekli işlemleri hemen yapmalı. Göstermelik soruşturmalar ile geçiştirilirse akademik çürümeye gideriz. Üniversiteler ülkeye insan yetiştiren kurumlardır, gereği yapılmazsa büyük bedeller öderiz.
Edirne Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Serhad Çeker, üniversite öğrencilerinin fiyatların düşük olduğu, kapasiteleri arttırılan yurtları tercih etmesiyle, kentte kiralık konut sayısının fazlalaştığını söyledi.
Trakya Üniversitesi’nde eğitim ve öğretim yılının başlamasının ardından çoğu öğrenci, yüksek kira fiyatları nedeniyle yurtları tercih etti. Ellerindeki daireleri boşta kalan konut sahipleri, kira fiyatlarında düşüş yapmak zorunda kaldı. Bununla birlikte, Edirne Belediyesi’nin de yapı kullanım belgesini alma sürecini hızlandırmasıyla kentte yapı stoku arttı fakat kiralık dairelerin yüzde 30’a yakını boşta kaldı. Edirne Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Serhad Çeker, kiralık dairelerinin sayısının çokluğuna dikkat çekti.
‘KİRALIK DAİRELER ELİMİZDE KALDI’
Beklenenin aksine, öğrencilerin kiralık daire aradığı Ağustos ve Eylül aylarının durgun geçtiğini söyleyen Çeker, “Bütün emlakçı arkadaşlarımızın umudu Edirne’nin bir öğrenci şehri olması, atamaların yapılmasının ardından hem öğrencilerin hem memurların gelmesiydi. Öğrenciler Ağustos ayı itibariyle gelmeye başladı. Biz de dedik ki “Ağustos ayımız çok hareketli geçer, Eylül ayımız çok hareketli geçer.” Bu düşünceyle herkes, emlakçılar da, ev sahipleri de, ellerindeki daireleri kiraya vermek için hazırlık yaptı. Ev sahipleri de ‘Nasıl olsa çok öğrenci gelecek, nasıl olsa talep olacak’ düşüncesiyle fiyatları buna göre yükselttiler. Bu sırada yurtlarda hem kapasite genişletildi, hem de fiyatlar oldukça düşük tutuldu. Ailelerin de geçim kaynakları belli. Yani bugün gerçekten bir öğrenciyi okutmak çok ciddi rakamlara ulaşıyor. Aylık olarak hesaba vurduğunuzda, aile hem çocuğunu okutacak hem de kendi geçimini sağlayacak. Bir de kendisi kiradaysa, onu da hesaba katacak. Hal böyle olunca, birçok öğrenci yurda yerleşti. Biz de dışarıda kalan öğrencilerin daireleri tutacağını düşündük. Ama maalesef o da olmadı. Bu durumda, bizim gibi birçok emlakçıda kiralık daireler elimizde kaldı. Şu anda mal sahipleri kiralık fiyatlarını düşürmeye başladılar. Örneğin 25 bin lira istenen daireler 20 bine indi. 20 binden sonra 15 gün geçmeden telefon geldi, 18’e, hatta 17’ye kadar indi fiyatlar” dedi.
‘KONUT FAZLALIĞI OLDUKÇA YÜKSEK’
Kentte konut fazlalığı olduğuna da dikkat çeken Çeker, “Şu anda Edirne’de konut fazlalığı oldukça yüksek. Yüzde 30-35 oranında bir fazlalıktan söz ediliyor. Gerçekten de baktığınızda Edirne sokaklarında, nereye kafanızı çevirseniz her tarafta kiralık yazılarını görüyorsunuz. Bu fazlalığın bir nedeni de şu; daha önce yapı kullanım belgeleri alınamadığı için oturulamayan yeni konutlar vardı. Belediyenin bu süreci hızlandırmasıyla birçok binaya yapı kullanım belgesi verildi. Bu da piyasadaki konut sayısını iyice artırdı. Sonuç olarak, birçok emlakçının elinde kiralık daireler kaldı diyebiliriz” diye konuştu.
‘İKİNCİ ELDE FİYATLAR DÜŞTÜ’
İkinci el konutlarda da fiyatların düştüğünü belirten Çeker, “Şu anda ikinci ellerde fiyat düşüşü gözle görülür. Mesela 3,5 milyon lira istenen daireler 3’e indi. 3 milyonluklar 2,5 – 2,7 milyon seviyelerine düştü. Yani yüzde 20-30 civarında bir gerileme var ikinci el konutlarda. Bu fiyatlardaki geri adım, satış ve kiralama piyasasını biraz da olsa hareketlendirdi diyebiliriz. Ama bugün bakıyorsunuz, örneğin 3+1 bir daireye 9 milyon lira fiyat yazılmış. 140-150 metrekarelik bir dairede metrekare fiyatı 60 bin lirayı buluyor. Geçen gün bir müşteri geldi, ‘3+1 alamayacağım’ dedi, ‘2+1 olsun’. Ona da 6-7 milyon lira fiyat istendi. Yani gerçekten fiyatlar oldukça yüksek. TÜİK verilerine göre geçen ay 700’ün üzerinde daire satılmış. Ama kim alıyor bu daireleri, gerçekten anlamak zor. Bu satışlar tapuya yansıyor ama biz emlakçılar kendi aramızda bakıyoruz, çoğu ipotekli satış, icradan satış. Normal satış sayısı çok az” şeklinde konuştu.
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi (Tarım-GFE) verilerini değerlendirerek, tarımsal üretimdeki maliyet artışlarının üretici kadar tüketiciyi de zorladığını söyledi. Ün, “Bu girdi artışlarıyla ucuz gıdaya ulaşmak artık hayal. Tarımda maliyet düşmeden sofrada fiyat düşmez” dedi.
Yeni ekim sezonuna girilirken girdi fiyatlarındaki artışların alarm verdiğini vurgulayan Ün, “TÜİK verilerine göre tarımsal girdi fiyatları yıllık yüzde 34,09, aylık yüzde 1,30 artmış durumda. On iki aylık ortalamalara göre yüzde 31,94’lük artış çok yüksek seyrederken, yıllık artışın bu ortalamanın da üzerine çıkması gelecek günlerin kara habercisidir” ifadelerini kullandı.
“BAKAN HÂLÂ ÖNLEM ALMIYOR”
Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın “rekor” açıklamalarına göndermede bulunan Ediz Ün, “Evet, bakan gerçekten rekor kırıyor; çünkü tarımsal girdi fiyatları tam 32 aydır aralıksız artıyor. Bu tabloyu yöneten, hiçbir önlem almayan Tarım Bakanı Yumaklı’dır. Bir ülkenin tarım bakanı, 32 ay boyunca artan maliyetler karşısında tek bir somut adım atamıyorsa o makamı hak etmiyor demektir” dedi. Ün, sözlerine şöyle devam etti:
“Girdi maliyetlerini düşürmeden üreticiye nefes aldırmak da halka ucuz gıda sunmak da imkânsız. Bugün soframızdaki her lokma pahalıysa bunun tek sorumlusu Tarım ve Orman Bakanı’dır. Bakan Yumaklı bu işi yönetememiştir. AKP, ülkeyi varlık içinde yokluğa mahkûm etmiştir.”
“GİRDİLERİN HEPSİ UÇUŞTA”
Tarımsal üretimde en fazla kullanılan girdilerdeki artışların üretimi tehdit ettiğini belirten Ün, “Son bir yılda veterinerlik hizmetlerinde yüzde 60, gübrede yüzde 58, yem fiyatlarında yüzde 39, tohumda ise yüzde 33 artış yaşandı. Hayvancılıkta ithalatla dahi ucuz et sağlanamıyor. Bakanlık ne girdi maliyetlerini çözebiliyor ne de vatandaşın sofrasına uygun fiyatlı ürün ulaştırabiliyor. Şu anda ekim sezonundayız, ama tohum da gübre de cep yakıyor. Bu maliyetlerle seneye ucuz gıda beklemek hayal olur” dedi.
“AKP TARIMI GÖZDEN ÇIKARDI”
Ziraat Mühendisi kimliğiyle sektörü yakından izlediğini belirten Ediz Ün, tarımın iktidar tarafından bilinçli şekilde geri plana itildiğini şöyle savundu:
“AKP, tarım sektörünü gözden çıkarmış durumda. Çiftçinin kazanması, vatandaşın ucuza tüketmesi için en küçük bir çaba yok. Olan hem ülke insanına hem ülkenin toprağına oluyor. Ancak bu kara düzen değişecek.”