Onların ilacı ritim!

Olgay GÜLER

Edirne’de müzik tutkusu sayesinde 5 yıl önce meme kanserini yenerek ‘Sevgili Günebakanlar’ isimi ritim grubunu kuran Sevgi Eryavaş (50), kendisi gibi kansere yakalanan kadınlara hem moral oluyor hem de hastalığı yenmelerine yardımcı oluyor.

Kentte yaşayan 2 çocuk annesi Sevgi Eryavaş, 5 yıl önce eşinin görevi nedeniyle bulunduğu Diyarbakır’da, meme kanserine yakalandığını öğrendi. Tedavi sürecinde kemoterapi alan Eryavaş, moral bulmak için bendir çalmayı öğrendi. Zamanla müziğe olan tutkusu artan Eryavaş, aynı yıl ailesiyle Edirne’ye yerleşti. Müzik sayesinde kanseri yenen Eryavaş, sonrasında kendisi gibi kansere yakalanan kadınlara yardımcı olmak için ‘Sevgili Günebakanlar’ isimli ritim grubunu kurdu. Zamanla çok sayıda kadına ulaşan grup, sosyal medyada da seslerini duyurunca, festival gibi etkinliklerde sahne almaya başladı. Bugüne kadar 10 kadının kanseri atlatmasında büyük payı olan grupta, halen tedavisi süren 4 kadın bulunuyor.

‘BİRBİRİMİZE İLAÇ OLUYORUZ’

Grubun kurucusu Eryavaş, her hafta perşembe günleri toplanarak darbuka çalıp sosyalleştiklerini belirterek, “Burada birbirimize ilaç oluyoruz. Günlük sıkıntılarımızdan, her türlü hastalıklarımızdan burası bizim arınma yerimiz oldu. Kendimize bir dünya kurduk burada. Her hafta toplanıyoruz, sabırsızlıkla buraya gelmeyi bekliyoruz. Burada çalıyoruz, eğleniyoruz, oynuyoruz. Ben arkadaşlarıma diyorum, çok iyi darbuka çalmak zorunda değilsiniz ama çok eğlenmek zorundasınız. Hepimiz birbirimizi sevmek zorundayız. İyi, güzel bir ekip olduk” dedi.

‘HER KADINA KAPIMIZ AÇIK’

Grubun zamanla üye sayısının arttığını anlatan Eryavaş, “Kanseri atlattığım zaman bendir çalıyordum. Diyarbakır’da bir hocamın yanındaydım. Orada kadınlarla birlikte çaldım, şarkılar söyledik. Sonra arkadaşlarım, ‘Bize de öğretir misin?’ dedi, öyle başladık. Yavaş yavaş büyüdük. Gelen kadınlar arkadaşlarını da getirmeye başladı. Üyelerimiz değişiyor zaman zaman, bazıları bir sene sonra gidiyor, bazıları yeni geliyor. Ama biz burada varız, her kadına kapımız açık. Biz eğlenmek için toplanıyoruz. Artık eğlendirmeye başladık” diye konuştu.

‘BİZİ ÜZMESİNLER, DESTEK OLSUNLAR’

Eryavaş, kanseri tamamen yenmesinde grubun çok faydasının olduğunu belirterek, “Gerçekten ritim başka bir şey. Burada söyleyemediklerimizi darbukaya vurarak söylüyoruz. Aslında diyoruz ki, ‘Bizim anlatmak istediğimiz bir şeyler var, duyun bizi.’ Duysunlar bizi. Biz sahneye çıktığımızda eşlerimiz bizi izlemeye geliyor. Bu bizim için ilk oluyor, daha önce böyle bir şey yaşamadık. Bu çok hoşumuza gidiyor. Gülümseyerek eve gidiyoruz. Mutluyuz, hangi şarkıyı çalalım? Hangisinde oynayalım? Bunları konuşurken, düşünürken aslında negatif şeylere zaman kalmıyor düşünmeye. Mutlu olmak için ritim bizim aracımız oldu. Hepimiz birbirimizi aslında motive ediyoruz. Hepimiz birbirimize ilaç oluyoruz. Ben sadece öncülük ediyorum. Güzel bir zaman geçiriyoruz. Kimse korkmasın, kanser artık korkulacak bir şey değil. Sadece bizi üzmesinler. Biz çünkü gerçekten iyileşmek için, mutlu olmak için savaşıyoruz. Bizi sadece üzmesinler, destek olsunlar. Biz güçlü kadınlarız” ifadelerini kullandı.

‘TEDAVİ SÜRECİM HIZLANDI’

Yumurtalık kanserini atlatan Rüştiye Güneş de (52), 1,5 yıldır tedavi gördüğünü söyleyerek, “Yumurtalık kanseri tedavisi aldım. 6 kür toplamda kemoterapim oldu. Ameliyatlarım geçti. Bu ameliyat ve kemoterapi süresince ben bir 6-7 ay evde kaldım, dışarıya çıkamıyordum. O süreçte sosyal medyada Sevgili Günebakanlar grubunu gördüm. O dönemde ağrılarımı rahatlatmak için, terapi amaçlı müzik dinliyordum. Bu grubun eğlencesi, enerjisi bana çok güzel geldi. İçimden ‘Ben de içlerinde olsam mı?’ diye geçirdim. Sonra artık tedavim rayına girdi. Dışarıya çıkmaya başladıktan sonra bir gün yazdım gruba üye olmak için. Başlayış o başlayış. Öyle güzel ve sıcak bir ortamla karşılaştım ki. Sanki hep içlerindeymişim gibi. Her çalışmada, her gösteride yer almaya çalıştım. Ruhsal anlamda çok güzel motivasyon oldu benim için. Burada ritim çalmak, dans etmek, enerjimi yükseltti, mutlu oldum. Burada çok mutlu hissediyorum, bana çok iyi geldi ve tedavi sürecim hızlandı. Olumlu anlamda güzel şeyler yaşadım” dedi.

‘KANSER OLDUĞUMU ANLAMADIM’

Halen meme kanseri tedavisi gören Fatma Çengel de (70), grup sayesinde kanser gibi hissetmediğini söyleyerek, “Kanser hastasıyım ama iyiyim. Biraz kendimle mücadele etmeyi seviyorum. Kanser gibi değilim açıkçası. Sevgi Hoca’mın sayesinde hayata bağlanıyoruz, turnelere gidiyoruz. Ben kanser olduğumu açıkçası anlamadım. Sadece saçım olmadığı için saçımı bağlıyorum. 5 ay önce teşhis konuldu. Hatta yarın sabah kemoterapiye gideceğim. Tekrar buraya gelip çalmaya devam edeceğim. Hatta turnelere gidiyoruz. Hiçbir şeyden kalmıyoruz. Geçen hafta oteldeydik. Kemoterapiden çıktık, otele gittik, orada ritim gösterisi yaptık, oynadık. Hiçbir şeyim yokmuş gibi davranıyorum. Doktorum bile bana kemoterapinin sıkıntılı bir süreç olduğunu söyledi. Ama ben böyle bir dönem görmedim. Bunu bu kursa bağlıyorum” dedi.

‘BİRBİRİMİZE ŞİFA VERİYORUZ’

Daha önce kolon ve bağırsak kanseri atlatan, son yakalandığı meme kanseri sırasında grupla tanışan Selma Kelam da (50), ritimle şifa bulduklarını söyledi. Kelam, “2 yıl oldu bu gruba gireli. Hastalığımda kemoterapim bitince psikoloğa giderken, doktorum kendim için bir şey yapıp yapmadığımı sordu. Ben de yapmadığımı söyledim. Kendim için bir şeyler yapmayı önerdi. Eğlenmeyi ve oynamayı çok seviyordum. Enstrüman çalmamı önerdi. Sosyal medyada Sevgili Günebakanlara rastladım. Artık 2 yıl oldu. Sevgi hocayla birlikte coşuyoruz, eğleniyoruz, farkındalığım arttı. Yani çok güzel bir ortam. Neşemiz, eğlencemiz, birbirimize olan saygımız, sevgimiz çok fazla. Ben yaşamayı çok seviyorum. Bu benim üçüncü hayatım gibi hissediyorum. Burada birbirimize merhem olduk açıkçası. Birbirimize şifa veriyoruz. Etrafa şifa dağıtıyoruz. Eşlerimiz de bizi destekliyor. Çok güzel bir ortam burası” diye konuştu.

1 hat, 1 saat fark!

Türkiye’de kalıcı saat uygulaması toplumun birçok kesimi tarafından tepki çekerken, sınır hattının öte yakasındaki Batıdaki iki komşu ülke Bulgaristan ve Yunanistan’da dün 04.00  itibariyle saatler 1 saat geri alınarak kış saati uygulamasına geçildi. Türkiye’nin en batısında yer alan Edirne’de günün en geç aydınlanması nedeniyle en çok burada okula giden çocukların olumsuz etkilendiği belirtilirken, komşu iki ülkedeki akranları ise bugünden itibaren 1 saat okula geç gitmeye başlamış oldu.

Türkiye’de 2016’dan bu yana sabit bir saat uygulaması sürerken Bulgaristan ve Yunanistan’da saatler dün 04.00 itibariyle 03.00’e alındı. Böylelikle iki komşu ülke ile saat farkı 1’e çıkarken, Balkanlar’daki diğer 9 ülke ile saat farkı ise 2’ye çıktı.

Bulgaristan ve Yunanistan’da her yıl Ekim ayının son pazarına denk gelen gece saatler bir saat geri alınarak kış saatine geçiliyor. Mart ayının son pazarına denk gelen gece ise saatler bir saat ileri alınarak yaz saatine geçiliyor. Bu yılki düzenlemeyle iki ülke sonbaharın son haftasında yeniden kış saatine dönmüş oldu.

Edirne polisinden kapsamlı denetim

Olgay GÜLER

Edirne’de polisin gerçekleştirdiği narkotik, asayiş ve trafik denetimlerinde, trafik kurallarına uymayan 30 sürücüye 254 bin 421 TL ceza uygulanırken, ‘kasten yaralama’ suçundan aranan 1 kişi yakalandı

İl Emniyet Müdürlüğü tarafından, Güney Çevreyolu, Şevki Arman Caddesi,  Zübeyde Hanım Caddesi, Nişancıpaşa Mahallesi, Menzilahir Mahallesi, Çavuşbey Mahallesi ve Yıldırım Mahallesi’nde narkotik, asayiş ve trafik denetimi yaptı. 40 ekipten oluşan 115 personelin katıldığı denetimlerde, bin 235 kişi, 282 araç ve 10 motosiklet sorgulandı.

Denetimlerde,  1 kişide 0.71 gram metamfetamin ele geçirildi,  ‘Kasten Yaralama’ suçundan aranması olan 1 kişi yakalandı.

Trafikte araçlar ve sürücülere yönelik yapılan denetimlerdeyse 1 sürücünün ehliyetine el konulurken, 1 sürücünün ehliyetiyse iptal edildi. 1 araç alkol, 2 araç ise muayenesi bulunmamaktan trafikten men edildi.

Denetimlerde 30 sürücüye toplamda 254 bin 421 TL cezası uygulandı.

‘BİK teşvik edici olmalı’

Edirne Gazeteciler Derneği’nin çatısı altında bulunduğu Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu’nun 29. Başkanlar Kurulu Toplantısı, 24-26 Ekim 2025 tarihleri arasında Bolu’da gerçekleştirildi.
TGK Başkanlar Kurulu toplantısında, medya sektöründeki son gelişmeler, sorunlar ve çözüm önerileri ile Basın İlan Kurumu’nun yerel basına yönelik ceza ve gazete birleştirme baskıları tartışıldı. Başkanlar Kurulu’nda, özellikle son iki yılda yerel basın kuruluşlarına uygulanan baskıların yeni dönemde son bulması, BİK’in yerel basını destekleyici ve teşvik edici çalışmalar yapması temennisinde bulunuldu.
Bolu Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde gerçekleşen ve 9 gazeteciler federasyonu ile 83 gazeteciler cemiyeti başkanı ve basın meslek kuruluşu temsilcisinin katıldığı toplantıdan sonra açıklanan TGK 29. Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi’nde, “Ekonomik, siyasi ve teknolojik gelişmelerden yakından etkilenen medya sektörü, başta basın özgürlüğü ve yerel gazetelerin ekonomik sıkıntıları olmak üzere birçok sorunla karşı karşıyadır” denildi.


TGK 29. Başkanlar Kurulu Sonuç Bildirgesi’nde, medya sektöründe yaşanan üç temel soruna dikkat çekildi;

  1. BASIN İLAN KURUMU TEŞVİK EDİCİ OLMALIDIR
    Demokratik ülkelerde medya kurumları çeşitli yöntemlerle devletler tarafından desteklenmektedir. Ülkemizde ise, Basın İlan Kurumu (BİK) aracılığıyla dağıtılan resmî ilanlar, özellikle yerel gazeteler için hayati bir gelir kaynağıdır.
    Ancak özellikle son iki yılda yerel basın kuruluşlarına uygulanan cezalar ve yerel gazetelere yönelik birleşme baskıları, yerel basını kapanmanın eşiğine getirmiş durumdadır.
    TGK Başkanlar Kurulu olarak kamuoyunun bilmesini isteriz ki; Özellikle son iki yılda, Basın İlan Kurumu’nun (BİK) uygulamaları yerel basın üzerinde ciddi ekonomik ve yapısal baskı oluşturdu. Resmî ilan kesme cezaları, ilan hakkının iptali ve gazeteleri birleştirme yönündeki baskılar, hem ekonomik sürdürülebilirliği hem de yerel düzeydeki çok-sesliliği olumsuz etkiledi. Böylece BİK’in ilan kesme cezaları açıkça “baskı yöntemi” haline geldi. Gazeteleri birleştirerek azaltma politikası sonucu yerel demokrasinin çok sesliliği kısıtlandı. BİK uygulamaları basın özgürlüğü, çoğulculuk ve yerel demokrasiyi tehdit eder hale geldi. TGK Başkanlar Kurulu olarak; Son iki yılda yerel basın kuruluşlarına uygulanan baskıların yeni dönemde son bulmasını, BİK’in yerel basını destekleyici ve teşvik edici çalışmalar yapmasını temenni ediyoruz.
    Öte yandan, ilanların birleştirilmesi, işlerin bölünerek ilan sınırları dışına çıkması, doğrudan alım ve acil alım yöntemlerine sıklıkla başvurulması, kooperatif ve dernek ilanları ile özel eğitim kurumu ilanlarının yayın zorunluluğunun kaldırılması gibi nedenlerle resmî ilanlarda ciddi oranda azalma da meydana gelmektedir. Bu durum, yerel gazetelerin kapanma eşiğine gelmesine neden olmakta, birçok çalışanın işsiz kalmasına yol açmaktadır.
    BİK’in internet sitelerine ilişkin temel uygulamaları da çeşitli sorunları beraberinde getirmektedir. Bilindiği gibi Basın İlan Kurumu, resmi ilan ve reklamların internet haber sitelerinde yayınlanabilmesi için yönetmelik ile başvuru kriterleri, yayın süresi, editoryal kadro, yerel varlık, ziyaretçi ile erişim ölçütleri gibi asgari şartlar belirledi.
    TGK Başkanlar Kurulu olarak daha önce de defalarca yaptığımız çağrıyı tekrarlıyor, çözüm önerilerimizi bir kez daha kamuoyunun bilgisine sunuyoruz;
    A. Haber trafiği, çalışan sayısı, yayın sıklığı gibi kriterler, yaşanan ekonomik sorunlar göz önüne alınarak yeniden düzenlenmeli.
    B. Yerel çeşitliliği koruyacak düzenlemeler yapılmalı, ilan dağıtımında çok sesliliği gözeten dengeleyici hükümler gözetilmeli.
    Unutulmamalıdır ki; Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğünün olmadığı, çok sesliliğin kesildiği bir ortamda demokrasiden ve halkın haber alma hakkından söz edilemez.
  2. MESLEK YASASI EKSİKLİĞİ
    Günümüzde Türk basını, gazetecilik mesleğini ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen ‘Gazetecilik Meslek Yasası’na acilen ihtiyaç duymaktadır.
    Hemen hemen her iş kolunda düzenleyici yasalar varken basın sektöründe böyle bir yasa olmayınca dileyen herkes, eğitimine ve bilgi birikimine bakılmaksızın “gazeteciyim” diyerek mesleğe başlayabilmektedir. Bu durum, mesleki standartların düşmesine, haber kalitesinin azalmasına ve kamuoyunun bilgi kirliliğiyle karşılaşmasına neden olmaktadır. Özellikle dijital medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte “gazetecilik” adı altında etik dışı ve sorumsuz yayıncılık yapanların sayısında artış gözlemlenmektedir.
    Bu nedenle; gazetecilik mesleğini ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen “‘Gazetecilik Meslek Yasası” teknolojik gelişmeler de göz önüne alınıp günümüz koşullarına uygun olarak çıkarılmalıdır. Yeni yasa, gazetecilik eğitimi almış ve belirli mesleki yeterliliklere sahip kişilerin mesleği icra etmesini sağlayacak kriterleri içermeli, ancak bu kriterler ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı bir araç olarak kullanılmamalıdır.
    Böyle bir düzenleme fikir özgürlüğünü kısıtlayıcı değil, tam tersine haber alma özgürlüğünü gerçek anlamda hayata geçirmeyi sağlayıcı nitelikte olmalıdır. Meslek yasası, gazetecilerin haklarını güvence altına alırken, aynı zamanda mesleki sorumlulukları ve etik ilkeleri de net bir şekilde tanımlamalıdır.
  3. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE DEZENFORMASYON
    Sektörümüzde yaşanan bir diğer sorun, Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Yasası’nda yer alan ve darbe dönemlerinden bu yana değişmeyen basın özgürlüğünü kısıtlayıcı maddelerdir.
    Özellikle “halkı yanıltıcı bilgiyi yayma” gibi muğlak ifadeler içeren maddeler, gazeteciler üzerinde büyük bir baskı oluşturmakta ve oto-sansürü artırmaktadır. Yüzlerce gazetecinin yargılandığı veya hapis cezası aldığı davalar, bu durumun ciddiyetini gözler önüne sermektedir.
    Dijitalleşme İle birlikte yalan haberlerin ve dezenformasyonun yayılması önemli bir sorun haline gelmiştir. Ancak, “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen Basın Kanunu’ndaki değişiklikler, gazeteciler üzerinde caydırıcı bir etki yaratarak otosansürü artırma riski taşımaktadır. Yasanın kapsamının belirsizliği, ifade özgürlüğünü kısıtlamaktadır.
    TGK Başkanlar Kurulu olarak çözüm önerilerimiz:
    Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Yasası’nda yer alan basın ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı maddeler, evrensel hukuk normlarına uygun hale getirilmelidir.
    Gazetecilere yönelik açılan davaların ve verilen cezaların adil yargılama ilkelerine uygun olması sağlanmalı, tutuklu gazeteci kalmamalıdır.
    Gazetecilerin haber kaynaklarını koruma hakları güvence altına alınmalı ve bu konuda yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
    “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen Basın Kanunu’ndaki değişiklikler, gazeteciler üzerindeki caydırıcı etkileri nedeniyle yeniden değerlendirilmeli ve ifade özgürlüğü üzerindeki olumsuz etkileri giderilmelidir.
    Yalan haber ve dezenformasyonla mücadelede, kamuoyunun doğru bilgiye erişimini sağlayacak bağımsız doğrulama platformları desteklenmelidir.”

MUHALEFETTE BUYURGANLIK, BASKI VE KAYIRMACILIK

Av. Dr. Ulaş ÇAM

(Edirne CHP Taban Hareketi)

Başlıktaki kavramlar her ne kadar iktidar açısından geçerli görünse de muhalefetin kendi içindeki pratiklerde de azımsanamayacak örneklerle kendisini göstermektedir. Ülkemiz dahil bir çok ülkede, ağırlıklı olarak sağcı baskıcı siyasal iktidarların yönetimde olduğu somut bir olgu olarak karşımızdadır. Kitleleri milliyetçilik ve din propagandası ile konsolide etme, muhalefeti başta yargı olmak üzere her türlü yol ve yöntemle sindirme, baskı altına alma, terörize etme, kendisi dışındaki tüm siyasal aktörleri vatan ve devletin düşmanı veya casus olarak göstererek iktidar aygıtını tahkim etme, biz ve onlar algısını güçlendirerek; iktidarı asla bırakmama üzerine kurulu bir pratik, baskıcı ve yaygın kullanımı otoriter siyasal iktidarların genel durumunu ifade etmektedir.

Siyasal iktidar tüm bu süreçlerde kendisi için daha rahat bir hareket alanı yaratmak ve güvende hissetmek için çok yaygın bir yönteme başvuruyor: “kayırmacılık” Ülkemizde yoğun tepkilere yol açan liyakatsizlik uygulamaları bunun en dikkat çekici örnekleridir. Siyasal iktidar denetiminde olan kamu kurumlarında, iktidar referansı veya onayı olmadan bir iş ya da mevkii sahibi olmak neredeyse olanaksız hale gelmiştir.

Durum iktidar açısından böyle iken, muhalefetin merkezinde ya da yerelde iktidar olduğu şehirlerde kendi içindeki muhaliflere uygulaması nasıldır? Açık söyleyelim, iktidar pratiğinden çok da farklı değildir. Muhalefet tarafında çok tepki alan; bir çok dönem milletvekili ve belediye başkanı olma durumları özellikle dikkat çekicidir. Bununla birlikte kayırmacılık da azımsanamayacak düzeydedir. Konumunu korumak isteyen, yeniden seçilememe kaygısı ve aslında özgüven eksikliği yaşayan milletvekili ya da belediye başkanları bu yola başvurmaktadır.

Partinin il örgütlerine doğrudan müdahale etme, buyurganlık, yönetimleri belirleme, kontrol altında tutma ve parti içi muhalefeti baskı altına alma ve kendisine yakın olanları kayırma gibi tutumlar sıradanlaşmıştır.

Delege sistemi ile yürüyen parti mekanizmasında, delegelerin belirlenmesi süreci başta olmak üzere, kongrelerde yaşanan pratik; kimi durumlarda iktidarın uygulamalarına dahi rahmet okutmaktadır. Delege seçimleri demokratik olarak yapılmamakta, çoğu zaman isimler tepeden belirlenmekte, akrabalık ve biat öne çıkmaktadır. Öyle ki bu sayede bir tekrara dönüşen milletvekillikleri ve belediye başkanlıkları sağlanmaya çalışılmaktadır. Yaşanan bu süreç sonunda partiye yeni katılmış olanlar da “nasıl olsa bir şey değişmeyecek” anlayışı hakim olmakta, özne olma isteği dışlanan partili, aidiyet duygusunu ve siyasete ilgisini yitirmektedir. Bu döngü nedeniyle parti içindeki iktidar odakları yıllarca mevcut yerlerini korumaktadır.

Bireyin özneliği yitirme süreci aslında muhalefet için de bir yıkımdır. Muhalefet bu nedenle gelişme ve büyüme dinamiklerini kaybetmektedir. Bir İl Kongresinde, 5 dönemdir milletvekili için bir belediye başkanının sarf ettiği sözler ibretliktir: “Milletvekili listesi yazılır, “Sayın Vekilimiz.” Büyükşehir Belediye Başkan Adayı belirlenir, “Sayın Vekilimiz.” İlçe Belediye Başkanları belirlenir, “Sayın Vekilimiz.” İl Başkan Adayı belirlenir, “Sayın Vekilimiz.” Burası Cumhuriyet Halk Partisi, şirket değil!” Söz konusu vekilin yalnızca kendi seçim bölgesinde değil Trakya bölgesinde ve hatta ülkenin bir çok bölgesinde seçimleri domine ettiği ve adayların belirlenmesi konusunda belirleyici olduğu hatta belediyelerde ihaleler kovaladığı da kamuoyunda bilinmektedir.

Benzer durum yaşadığımız şehir olan Edirne’de görüldü. Delege listesinin hazırlanmasında demokratik bir süreç olmadığı gibi listede belediye başkanının birinci dereceden yakınları ve milletvekilinin bir çok akrabası, kendisine ait işyerinin çalışanları, belediye çalışanları ve aynı soyadları taşıyan bir çok insanın delege listesinde yer alması da dikkat çekicidir. Delege olanların bir kısmının delege olduğunu dahi bilmediği, sonradan öğrendiği konuşulmaktadır. “Dönem birlik beraberlik dönemi, örgütte taban temsil edilecek” denilip seçenek listeler engellendikten sonra, tanıdık çevre dışına bir tek delege dahi verilmemiş ve mahalle sorumlularının “bizden, bizden değil” şeklinde çalışarak belirlediği delegeler listelerde yer bulmuştur. Örgüte ve kendine güvenmemekten kaynaklanan bu tedbirci tavır, iktidarı kaybetme korkusu yaşanan siyasal iktidarın, muhalefete karşı yaptığı uygulamalar bir benzeridir.

Tüm bu “tedbir” uygulamalarına rağmen üyelerin bu tablo karşısında delege seçimlerine katılım oranı çok düşük kalmıştır. Katılım yönünden meşruiyet açısından sorunlu olan delege seçimleri sonrasında söz konusu delegelerle, tek adayla merkez ilçe başkanlığı ve yine tek adayla il başkanlığı genel kurulları yapılarak bu durumdan istenilen sonuç elde edilmiş, tek adayları belirleyenlerin istediği olmuştur. Buna karşın il başkanı seçiminde, kendi belirledikleri delegelerin dahi önemli bir çoğunun desteğini alamayan tek aday, yalnızca delegelerin % 61’in oyunu alarak ayrı bir meşruiyet sorunu olmuştur.

Siyasal iktidarın anti demokratik pratiğini eleştiren muhalefet aynı yol ve yöntemlerle yürümemelidir. Hiçbir yönetici, belediye başkanı ya da milletvekili konumunun garanti olmasını sağlamak adına sistemi kendisi için kurgulayamamalıdır. Kendisinden liyakatli olan ve mücadele etmek isteyenlerin önünü kesememelidir. Kayırmacı tutumların ve kendisine eleştiri getirenler ile muhaliflere karşı buyurgan ve baskıcı anlayışların çözülmesi kaçınılmazdır.

Muhalefet büyümek ve iktidar olmak istiyorsa, halkı siyasetten uzaklaştıran bu pratiği durdurmalı, tüm görevlerde süre sınırlaması yapmalı, katılımcı seçenekleri çoğaltmalı, liyakati dikkate almalı ve parti içi demokrasinin önünü açmalıdır. Ezcümle iktidardan devşirdiği baskıcı ve kayırmacı anlayışlardan arınmalıdır. Mevcut siyasal iktidar yenildikten sonra yine baskıcı nitelikte ve benzer kayırmacı pratikler sergileyecek bir muhalefet iktidarı daha yaşamak istemiyoruz.

Şükrüpaşa U16 galip, U17 berabere

Cemal KUDAY

Edirne Şükrüpaşa Spor, U16 Gelişim Ligi’nin 6. haftasında Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü’nü 3-0 yenerken bu karşılaşmanın ardından iki kulübün U17 takımları arasında oynanan karşılaşma ise 2-2 sona erdi.

U16 GELİŞİM LİGİ

U16 Gelişim Ligi’nin 6. haftasında Edirne Şükrüpaşa Spor, Cumartesi günü Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü ile Saraçhane 2 Nolu Sentetik Saha’da saat 13.00’te karşılaştı. Hamdi Görkem Pehlivanlı, Aycan Kayan ve Gökay Telci’nin yönettiği karşılaşmada Edirne ekibi ilk yarıyı 3-0 önde tamamladı. Maçın ikinci yarısında başka gol olmayınca Şükrüpaşa Spor sahadan 3-0 galip ayrıldı.

Şükrüpaşa Spor, bu skorla ligdeki 4’üncü galibiyetini alarak puanını 12’ye çıkarı.

U17 GELİŞİM LİGİ

U17 Gelişim Ligi’nin 6. haftasında Edirne Şükrüpaşa Spor, aynı gün Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü ile Saraçhane 2 Nolu Sentetik Saha’da saat 15.00’te karşılaştı. Eray Görgün,  Tuğrul Kaniğ, Gökay Telci ve Mert Yüksel’in yönettiği karşılaşma 2-2 sona erdi.

İlk 5 maçta  2 galibiyet 1, beraberlik ve 1 yenilgi alan Şükrüpaşa Spor, bu skorla puanını 7’den 8’e çıkardı.

SOYUNMA ODASININ CAMINI KIRDI

Edirne Şükrüpaşa Spor -Küçükçekmece İdman Yurdu Spor Kulübü arasındaki mücadeleye konuk takımın bir oyuncusunun hareketi damga vurdu.

Küçükçekmeceli oyuncu saha içinde tartıştıktan sonra hocası tarafından oyundan alındı. Bunun üzerine soyunma odasının yolunu tutan oyuncu kızgınlıkla soyunma oda kapısının camına yumruklaması sonucu ellerinde kesikler oluştu. Oyuncu tedavi altına alınırken, sporseverler, “Soyunma odalarının kapılarının camları plastik olması gerekiyor. Gelen giden camları kırıyor. Hem kendine zarar veriyor, hem de kulübüne” ifadelerini kullandı.

Karaağaç – Küçük Paris / 2

Geçen hafta bu köşede, Prof. Dr. Osman İnci’nin editörlüğünü yaptığı “Karaağaç – Küçük Paris” kitabının “önsöz”ünden yola çıkmıştım.

Karaağaç Mahallesi’ni bir kültür adasına dönüştüren müzelerden söz etmiştim:

 Milli Mücadele ve Lozan Müzesi, İlhan Koman Heykel ve Resim Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, Trakya Üniversiteler Birliği Müzesi ve Osman İnci Müzesi…

Hepsi birer hazine.

Hepsi Karaağaç’ın ruhuna, belleğine, tarihine ayrı bir pencere açıyor.

**

Osman İnci hocamı geçen Çarşamba, görev yaptığı Ekol Hastanesi’nde ziyaret ettim.

O çok değerli kitabını o gün de benim için imzaladı.

Ama kitabının bir de “son sözü” var.

Bu pencerelerin ardında kalan bir gerçeği hatırlatıyor:

“Karaağaç’ta bir müze eksik. Mübadele Müzesi vazgeçilmezdir.”

Evet, eksik olan tam da bu: Mübadele.

**

1923 Lozan Antlaşması sadece sınırları çizmedi, sadece toprakları paylaşmadı; insanların kaderini de yeniden yazdı.

Bir sabah Yunanistan’daki Türk köylerinde valizler toplandı, ertesi sabah Edirne’nin, Karaağaç’ın kıyılarında başka insanların ayak izleri belirdi.

Birileri doğduğu evi geride bıraktı, birileri başkasının evine yerleşti.

Mübadele, tarih kitaplarında “nüfus değişimi” diye geçer ama aslında bir insanlık hikâyesidir…

Gözyaşı, hasret ve yeni umutların birbirine karıştığı bir hikâye.

**

Karaağaç, işte o hikâyenin tam kalbinde duruyor.

Meriç’in kıyısında, Lozan’ın hatırası üzerinde…

Bir yanda Lozan Müzesi’nde savaşın, diplomasi masalarının izi…

Diğer yanda eksik kalan, anlatılmamış bir bölüm: mübadeleyle gelenlerin, gidenlerin, “geride bıraktıklarının” hikâyesi.

**

Osman İnci Hoca’nın “vazgeçilmezdir” dediği bu müze aslında bir çağrıdır.

Bir kente, bir belediyeye, bir üniversiteye, mübadele derneklerine, hatta bir millete yapılmış sessiz ama derin bir çağrı:

“Geçmişinizi tam hatırlamak istiyorsanız, eksik sayfayı da açın.”

**

Karaağaç’ta Mübadele Müzesi kurulduğu gün, bu toprakların hikâyesi tamamlanacak.

O zaman Lozan sadece bir antlaşma değil, bir insan hikâyesi olarak yeniden okunacak.

Belki de Edirne, o gün hem tarihe hem insanına “hoş geldin” diyecek….

**

Bu yazının da son sözü Osman İnci hocanın son sözü olsun:

 “Karaağaç’ta bir müze eksik. Mübadele Müzesi vazgeçilmezdir.”

OKUSALAR ÖĞRENECEKLER

Türkiye, Üç asırdır, gerileyen Osmanlı devletinin yıkıntıları daha yerde iken, Mustafa Kemal Atatürk ile muhteşem bir başlangıç yaptı!
Çok umut vericiydi, ancak çok sürmedi maalesef!..
Neden?..
Gelişmek için, ancak, İNANÇLI BİLİMLE ÇOK ÇALIŞIR, KUTSAL EMANETLERİ KORUR, HAK EDERSEK, TEK KORUYUCUMUZ, YAR VE YARDIMCIMIZ OLAN RABBİMİZ VERİRSE OLUR!..” YOLU İZLENMELİYDİ!..
Kuran’ı Kerim de bu sırlı, sonsuz rahmet yolu açıkça yazar!..
Ama anlamak için OKUMADILAR, ASIRLARDIR!..
ASIRLARDIR, DUVARA ASTILAR!..
Ne demekse?..
Bu, TEK KORUNMA, TEK GELİŞME, TEK CÜMLE ALEME FAYDALI BULUŞLAR ÜRETME YOLU, Allah’ın Kitabından öğrenilmedi!..
Oysa samimi inançla, pozitif niyetle, okuyunca anlamak çok kolaydı!..

Tabi, Allah ile beraber okuyanlar için anlamak mümkündü; şeytanla beraber okuyanlar ondan nasibi olmaz” diyor, Rabbimiz.

Kuran’ı Kerim. Sure/Ayet:
Kanunlara uyup, vergisini vereni, İslam dinine girmesi için, zorlamak ve onlara cebretmek yoktur. İman ile küfür, kesin olarak meydana çıkmıştır. Artık kim, Tağut gibi azgınlığa ve sapkınlığa sevk edenleri tanımayıp da Allah’a iman ederse, o muhakkak ki, kopması mümkün olmayan en sağlam kulpa tutunmuştur. Allah hakkıyla işitici ve bilicidir.
9/26: Sonra Allah, Resulünün ve müminlerin üzerine rahmetini indirdi. Görmediğiniz ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu, kâfirlerin cezasıdır!