Enez Kartopu ve Sahil Derneklerinin birlikte düzenledikleri “Balık Çorbası Yarışması”nda birinci olan Selma Yılmaz “Daha önce hiç balık çorbası yemedim ve yapmadım. Ama mutfaktaki tecrübem, el lezzetime olan güvenim ve Enez’in balık kültürü bana cesaret verdi. Balık çorbası yarışması benim için hem büyük bir cesaret hem de beklenmedik bir gururun hikâyesi oldu” dedi. Balık çorbasının, sadece bir yemek değil, besin değeri yüksek olduğu için her çocuğun büyürken mutlaka sık sık yemesi gereken Enez’e özgü ve yakışan bir lezzet olduğunu belirten Yılmaz, “Rakiplerim çok güçlüydü ve birinciliği beklemiyordum. Fakat hem emeğime hem de sunumuma duyduğum güven sayesinde jüri tarafından birinci seçilmek bana tarifsiz bir gurur yaşattı ve ilk defa pişirdiğim bu çorba hayatımın unutulmaz anılarından biri oldu” diye konuştu
ÖDÜLLÜ ÇORBANIN TARİFİ Selma Yılmaz ödül aldığı balık çorbası tarifini şöyle aktardı: “Çorbayı yaparken her ayrıntıya özen gösterdim: patates, havuç, kapya biber ve kerevizi küçük küpler hâlinde doğrayıp tereyağında kavurduktan sonra portakal suyu ile pişirdim. Balığı ise soğan, defne yaprağı ve 4 diş sarımsak ile ayrı bir tencerede haşladım. Haşlanan balığın suyunu süzdürerek sebzelere ekledim ve böylece çorbaya hem lezzet hem aroma kattım. Sebzeleri ve balık suyunu birleştirdikten sonra terbiyesini unla hazırlayıp yavaşça ekledim ve kıvamını ayarladım. Ayıkladığım balık etlerini çorbaya ekleyip biraz daha pişirdikten sonra üzerine kırmızı biberli tereyağı gezdirerek son dokunuşu yaptım. Sunum her zaman ilk izlenim için çok önemlidir; bu yüzden tabağı mısır ekmeği, üzüm turşusu, turşu kavurması, kırmızı soğan ve limon ile tamamladım.” ÖDÜL ALAN ÇORBANIN REÇETESİ Malzemeler 500 gr kırlangıç balığı 1 patates Yarım kereviz 1 kapya biber 1 soğan 1 havuç 4 diş sarımsak 1 yemek kaşığı un (terbiye için) 1 tutam tuz 1 portakal (sebzeleri pişirmek için) Defne yaprağı Tereyağı (sebzeleri kavurmak ve üzerine gezdirmek için) Kırmızı toz biber (üst sosu için) Yeşil soğan (servis için)
Trakya Üniversitesi’nin uluslararası iş birliği ağını genişletmeye yönelik çalışmaları kapsamında, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü Slavyan Üniversitesi ile çeşitli bilimsel ve kültürel faaliyetleri kapsayan bir iş birliği protokolü imzalandı.
Rektörlük Toplantı Salonu’nda düzenlenen törende protokol, Trakya Üniversitesi adına Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Bakü Slavyan Üniversitesi adına ise Rektör Anar Nağıyev tarafından imzalandı.
İmzalanan protokol; her iki üniversite arasında personel ve öğrenci değişimi yapılmasını, önlisans, lisans, lisansüstü ve doktora öğrencilerinin öğrenim ve/veya araştırma amacıyla karşılıklı olarak kabul edilmesini, sempozyum, konferans, kısa süreli kurs ve toplantılar düzenlenmesini öngörüyor.
Ayrıca ortak araştırma projeleri yürütülmesi, yaşam boyu öğrenme programlarının geliştirilmesi, yenilikçi öğretim ve idari uygulamalar konusunda bilgi paylaşımı yapılması, çevre yönetimi alanında ortak faaliyetler gerçekleştirilmesi ve Balkan Araştırmaları üzerine ortak bilimsel çalışmalar yürütülmesi de protokol kapsamında yer alıyor.
21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, TUİK için açıkladığı Türkiye Ekonomisi büyüme verilerine göre teşvik edilmeyen, desteklenmeyen tarım kesiminin %12,7 olarak küçüldüğüne dikkat çekerek, “Önlem alınmadığı takdirde temel gıda üretiminde çok büyük sorun yaşayacağız” dedi.
Eski Milletvekili Şadan Şimşek, “Tarım ve Hayvancılıkta gelinen son durum” notu ile yaptığı yazılı açıklamada, “Ülkemizin geldiği süreçte kaybolan üretimimizin sonucunda balık tutmayı unuttuğumuzu ve balık yemeyi öğrendiğimizi hatırladık” diyerek yapılması gerekenleri tek tek sıraladı. Şimşek, açıklamasında şunlara yer verdi:.
“Yıllarca kendi gıdasını üretmeyen ülkeler bağımsızlıklarını kaybederler. Dışa bağımlı hale gelirler, diye söyledik. Ülkemizde bulunan Tarımsal Araştırma Müdürlüklerine kendi yerli tohumlarımızı üretme konusunda 2001 yılında milletvekilliği dönemimizde çalışmalar başlattık. Üniversitelerimizin Ziraat Fakültelerini devreye girmesinin öneminden bahsettik. Ancak bizler kolay yolu seçtik. Bunun içine siyaset ve ticareti de sokunca rantiyecilerin kazanması için kendi gıdamızın üretimini bıraktık. Dışa bağımlı hale getirildik ki! döviz artışlarından hemen etkilenerek temel gıda fiyatlarımızda ani artışlar olmaktadır.
Ülkemizdeki siyasi anlayışla da Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Fonu’ndan da yaklaşık 43 milyon kişiye nakdi ve ayni yardım sağlayarak, ilk başta dışarıdan ucuz gıda alarak tarımda üretimi bitirdik. Çiftçiyi üretemez hale getirdik.
Başta şeker fabrikaları olmak üzere, süt üreticilerinin, ziraat odalarının, kooperatiflerin geldiği durum ortadadır. Çiftçimizde, halkımızda ne yapacağını bilememektedir. Herkeste bir sessizlik hakimdir.
Ülkemiz tarım ve hayvancılığının geldiği noktada. Biz söyledik demekle bunun olmayacağını herkes biliyor.
Nihayet tarım ve hayvancılıkta yanlış politikaları kabul etmek zorunda kaldık. Bundan sonra ne yapmalı ona bakarak, yerli tohum yetiştiriciliğine, yerli tohum bankası kurulmasını faaliyete geçirilmesine önem verilmelidir. Tarım alanları talan edilmemeli, tohum üretim planlaması yapılmalı, çiftçi kuruluşlarımızı, kooperatiflerimizi, Ziraat odalarımızı, Tarımsal Araştırma Müdürlüklerimizi, Ziraat Fakültelerimizle birlikte zaman kaybetmeden eylem planları hazırlanmalıdır.
Kendi ülkemizin verimli toprakları dururken, yok edilen tarım ve hayvancılığı nasıl canlandırırız. Bununla ilgili başta Ziraat Odalarımız, Üretici Birliklerimiz, Akademisyenler, Meslek Odalarımızla birlikte, sorunları tespitini yaparak, çözüm yollarını nasıl hayata geçiririz.
Tarım ve Orman Bakanlığı bununla uğraşması gerekirken. Başka bir ülkenin toprağına ekip dikmeyi planlıyor. Amacını da tam açıklarsa bizde bilelim. Ne yapmak istediğini anlayalım.
YAPMAMIZ GEREKENLER
1.Çiftçinin girdi fiyatlarının Mazot, Gübre, İlaç vb. gibi.. ÖTV ve KDV’nin kaldırılması,
2.Ürüne Doğrudan Gelir Desteğinin verilmesi,
3.Hasat zamanı ithalatın durdurulması,
4.Ziraat Bankası, Tarım Kredi başta olmak üzere, çiftçi borç faizlerinin silinmesi, yeniden yapılandırılması,
5.Ürün deseni ve planlamasının acilen yapılması, bölgesel tarımsal teşviklerin belirlenmesi,
9.Kırsal Kalkınma Planlarına ağırlık verilmesi gibi… Çiftçi kuruluşlarımız, Meslek Odalarımız ve Akademisyenlerimizle ile birlikte çoğaltabiliriz.
Unutulmamalıdır ki; ‘Elden gelen ile öğün olmaz, o da arandığında bulunmaz’ atasözümüzde olduğu gibi dışarıdan gelen gıda ürünlerine güvenmeyelim. Kendi ürettiğimiz gıda ürünlerine güvenelim.. Ülkemizin bir tarım ülkesi olduğunu unutmayalım. Yerli üreticilerimize destek verelim. Çiftçimizi, tarımı kalkındıralım. Onlara sahip çıkalım. Yoksa bu vebali bizler, çocuklarımız, torunlarımız, gelecek nesillerimiz öder.
Kendi gıdamızı üreten, bağımsızlığını güçlü kılan bir ülkemiz olmayı diliyorum. Ülkemizin ve halkımızın çıkarlarını koruyan çiftçi kuruluşları, siyasetçilerin olmasını temenni ediyorum.
Yerli tohumda ve gıda üretim yaparak, güvenli gelecek, yarınları güvence altına almamız gerekir.”
TEMA Edirne Temsilciği’nce 5 Aralık Dünya Toprak Günü kapsamında Meliha Çankaflı Anaokulu’nda biyoçeşitlilik ve toprak farkındalığı etkinliği gerçekleştirildi.
TEMA Edirne Temsilcisi Şirin Çoğa, etkinliği ilişkin paylaşımında şunlara yer verdi:
“eliha Çankaflı Anaokulu’nda minik gönüllülerimizle 5 Aralık Dünya Toprak Günü kapsamında biyoçeşitlilik ve toprak farkındalığı etkinliği gerçekleştirdik.
Çocuklarımız, toprağın yaşamın kaynağı olduğunu öğrendi; birlikte tohum ekip doğaya ilk adımlarını attılar. Her bir tohum, geleceğimize atılan umut dolu bir imza oldu.
Doğa bilincinin gelişmesine katkılarından dolayı Okul Müdürümüz Yasemin Taştan’a ve sınıf öğretmeni Emine Zobar’a teşekkür ederiz.”
Trakya Üniversitesi’nde düzenlenen “Sürdürülebilirlik Zirvesi – I”, gayrimenkul, üretim ve perakende sektörlerinin temsilcilerini bir araya getirerek sürdürülebilirlik odaklı strateji ve uygulamaların kapsamlı biçimde ele alınmasını sağladı.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Fehmi Yıldız Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen programa, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemile Arıkoğlu Ündücü, Risk Yönetimi ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. İlknur Taştan, dekanlar, müdürler, akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.
Doç. Dr. İlknur Taştan yaptığı açılış konuşmasında, sektör ile üniversite arasında güçlü bir iş birliği oluşturmayı hedeflediklerini belirterek, zirve boyunca paylaşılan her katkının yalnızca bugüne değil, geleceğe de yön vereceğini ifade etti.
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cemile Arıkoğlu Ündücü, zirvenin yalnızca iş dünyasının değil; akademinin ve toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olan sürdürülebilirlik konusuna ışık tuttuğunu dile getirdi.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir ise risk yönetiminin önemine değinerek sürdürülebilirliğin her alanda dikkate alınması gerektiğini vurguladı. Öğrencilere seslenen Demir, bu tür toplantıların program dışı öğrenme fırsatları sunduğunu belirterek oldukça kıymetli olduğunu ifade etti ve etkinliğin verimli geçmesi temennisinde bulundu.
Açılış konuşmasının ardından sektör temsilcileri, sürdürülebilirlik odağında güncel eğilimleri, kurumsal dönüşüm süreçlerini ve geleceğe yönelik stratejileri değerlendirdi. Bu çerçevede Saya Holding Strateji, İş Geliştirme ve Yatırımlar Direktörü ve Sürdürülebilirlik Lideri Caner Özsaran, holding düzeyinde sürdürülebilir değer yaratma ve dönüşüm modellerini ele aldı. Migros Kalite Yönetim Sistemleri Grup Müdürü Sevil Damatoğulları, perakende sektöründe tedarikten mağazaya uzanan döngüsel değer yaklaşımını anlattı. Sinpaş GYO Sürdürülebilirlik Müdürü Dr. A. Berrak Köten, gayrimenkul sektöründe doğa, insan ve yaşam alanı ekseninde sürdürülebilirlik uygulamalarını değerlendirdi. Beko’da Çevre Mühendisi olarak görev yapan Elif Öztürk ise ürün döngüselliği çerçevesinde kaynak verimliliğinin önemini vurguladı.
Daha sonra Risk Yönetimi ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. İlknur Taştan’ın moderatörlüğünde “Sürdürülebilirlikte Ortak Yol Haritası” konulu panel gerçekleştirildi. Ayrıca program kapsamında öğrencilere yönelik sürdürülebilirlik temalı bilgi yarışması düzenlendi.
Etkinlik, kapanış konuşmaları ve bilgi yarışmasında dereceye giren 10 öğrenciye ödüllerinin verilmesiyle sona erdi.
İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye’de 1941 yılından bu yana maden kazalarında 3 binden fazla madencinin vefat ettiğine dikkat çekerek, bu tablonun kazaların münferit değil; yapısal bir sorun olduğunu gösterdiğini kaydetti.
Milletvekili Akalın, Madenciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, “Yeraltında emek veren tüm madencilerimizi saygıyla anarken, Türkiye’de madenciliğin ağır ve çoğu zaman hayati riskler barındıran bir sektör olmayı sürdürdüğünü bir kez daha hatırlatmak isteriz” diyerek şunlara yer verdi:
“Ülkemizde 1941 yılından bu yana maden kazalarında 3 binden fazla madenci vefat etmiştir. Sadece 2010–2020 yılları arasında kaydedilen vefat sayısı 1.042’dir. Buna ek olarak aynı dönemde kömür ve linyit ocaklarında 568 vefat, 786 kalıcı maluliyet ve on binlerce yaralanma vakası raporlanmıştır. Bu tablo, kazaların münferit değil; yapısal bir sorun olduğunu göstermektedir.
Son yıllarda ‘kaza sıklığı’ ve ‘kaza şiddeti’ oranlarının yeniden artış eğilimine girmesi, alınması gereken önlemlerin hâlâ tamamlanmadığını ortaya koymaktadır. 2014 Soma faciasında 301, 2022 Amasra faciasında 42 madencimizin vefatı, madenciliğin ülkemizde ağır sonuçlar doğurmaya devam ettiğini acı biçimde hatırlatmaktadır.
Madencilerimizin emeği, ülkemizin kalkınmasının temel unsurlarından biridir. Bu nedenle temel hedef, her madencimizin ‘sağ salim evine döndüğü’ bir çalışma düzeni olmalıdır. Madenciler Günü, geçmiş kayıplarımızı anmak kadar, daha güvenli, denetimli ve insana yakışır koşullar için ortak sorumluluğumuzu da vurgulama günüdür.”
Nesine 3. Lig 1. Grup’ta 12. hafta perdesi Karalar İnşaat Etimesgut Spor Kulübü – Edirnespor arasında 06 Aralık 2025 Cumartesi günü Ankara’da oynanacak karşılaşma ile açılacak.
Edirnespor’un yer aldığı Nesine 3. Lig 1. Grup’ta 8 karşılaşmadan 4’ü Cumartesi, 4’ü de Pazar günü oynanacak. Haftanın ilk karşılaşması Karalar İnşaat Etimesgut Spor Kulübü – Edirnespor arasında Cumartesi günü Etimesgut Belediyesi Atatürk Stadı’nda saat 13.00’te başlayacak.
Karalar İnşaat Etimesgut Spor Kulübü grupta 21 puanlı 4 takımdan biri olarak dikkat çekiyor. Ankara ekibi averajla 3’üncü sırada bulunurken yükselme gayretindeki Edirnespor ise 7 puanla son sırada yer alıyor.
NESİNE 3. LİG 1. GRUP 13. HAFTA PROGRAMI
06 Aralık 2025 Cumartesi
Karalar İnşaat Etimesgut Spor Kulübü – Edirnespor
Etimesgut Belediyesi Atatürk Stadı – 13.00
İnkılap Futbol Spor Kulübü- Bursa Yıldırım Spor Kulübü
Ömerli Stadı – 15.00
Beykoz İshaklı Spor Faaliyetleri A.Ş.- İnegöl Kafkas Spor Kulübü
Alemdağ Stadyumu – 15.00
Kestel Çilek Spor Kulübü- Galata Spor Kulübü
Minareli Çavuş Spor Tesisleri – 15.00
07 Aralık 2025 Pazar
Polatlı 1926 Spor Kulübü – Yalova Fk 77 Spor Kulübü
Polatlı İlçe – 13.00
Çorlu Spor 1947- Astor Enerji Çankaya Spor Kulübü
General Basri Saran – 15.00
Silivrispor – Bulvarspor
Silivri Müjdat Gürsu – 15.00
Bursa Nilüfer Futbol A.Ş.- Küçükçekmece Sinop Spor A.Ş.
Valiliğin öncelikle kamu kurumlarını kapsayan sıfır atık projesinin kent temizliğine katkısı yetersizdir. Zaten doğrusu da yerel idarenin yapması gereken ‘temiz kent’ programıdır. 60 yıldır Yıldırım semtindeki vahşi depolamaya son verildiğini ve Hasanağa Köyü sınırları içindeki alana EDİKAB öncülüğünde katı atık tesisi yapıldığını biliyoruz.
İçişleri Bakanlığı’nın 2/10/2007 tarihli ve 62221 sayılı yazısı üzerine, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 4. Maddesine göre, Bakanlar Kurulu’nca 8/10/2007 tarihinde onaylanarak kurulan EDİKAB önce Edirne, Havsa, Süloğlu, Lalapaşa merkezlerini kapsıyordu. 30.10.2014 tarihli kararı ile kurucu üyelere ilaveten Edirne İl Özel İdaresi birlik sınırları içerisinde kalan 96 adet köy ile birliğe üye olmuştur.
EDİKAB tesisi, Trakya Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise ilk beş tesisinden biri olarak faaliyete geçmişti 3 Kasım 2017 tarihinde. 25 Kasım 2018 tarihinden itibaren de tesiste katı atıklardan elektrik enerjisi üretimine geçildi.Tesiste günlük 250 ton atık işlenmekte.
Tesis açıldığında; atıkların evlerde ayrıştırılması aşamasına gidileceği yetkililer tarafından belirtilmişti. Biz de bu heyecan ile iki dernek (EÇGD ve VELİ-DER) olarak eğitim çalışması yapabileceğimizi belirten başvurumuzu yaptık. Sadece merkezlerde yapmayı planlamıştık ama yetkili kişi bu çalışmanın köyleri de kapsamasını belirtince sevincimiz daha da artmıştı. Kentimize gönüllü hizmet edecektik. Zaman geçti, gittik, takip ettik, sorduk. Karşımızda hep duvar, hep duvar. Sanırım henüz o duvarın yıkılıp evde ayrıştırma niyeti yok.
Oysa bugün çok geç kalınmış bir iş var önümüzde. Görsel kirliliği önleyecek, kent sağlığına katkı olacak atıkların evlerde ayrıştırılması. Çağdaş, modern, cumhuriyetçi diye övündüğümüz kentimizde evsel ayrıştırma zamanı çoktan geldi geçti.Tarihi ve doğal güzellikleriyle milyonlarca turistin geldiği kentimizde yerde bir çöp bile olmamalıdır. Bunu başaracak olan da yerel yönetimin ortak akıl ve sorumlu gönüllüler ile kentin tümünü kapsayacak, aşamalı bir plan dahilinde çalışmaya başlamasıdır.
Evlerde doğru şekilde yapılan atık ayrıştırma, çevresel sürdürülebilirliğin temel taşlarından biridir. Çöpe giden her atık, aslında geri dönüştürülebilecek bir kaynak olma potansiyeli taşır. Plastik, cam, kâğıt ya da metal gibi malzemeler geri dönüşüm sürecine kazandırıldığında hem enerji tüketimi azalır hem de doğal kaynaklar korunmuş olur.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, Türkiye’deki geri dönüşüm tesislerinin yeterli hammaddeye ulaşamaması nedeniyle atık ithalatı yapıldığını söylemişti.Bu nedenle de Avrupa’nın atık deposuyuz. Yani yurt dışından milyonlarca ton atık alıyoruz ama kendi atığımızı düzenli ayrıştırıp değerlendiremiyoruz. Sokaklar, tarlalar, denizler, ormanlar atıklarla dolu.
Ayrıca evde atık ayrıştırma, bireylerin çevre bilinci kazanmasına ve çocukların erken yaşta sürdürülebilir yaşam sorumlulukları edinmesine de katkı sağlar. Küçük bir evin bile düzenli şekilde ayrıştırma yapması, toplumsal ölçekte büyük bir etkiye dönüşebilir.
Belediyemiz Çevre Dostu Kentler Birliği’ne katılmıştı. Bu nedenle sanırım farklı bir temiz kent planını hayata geçirmiş veya geçirecektir. Çünkü bugün en çok eleştiriyi temizlikten ve üst yapıda görünümü bozan görüntülerden almaktadır.
Temiz çevre, ekolojik yaşam farkındalık çalışmaları yıllardır yapılıyor kentimizde. Burada amaç ortak alanlarda, çevrede bulunanların bizleri görerek konu üzerinde düşünmesini sağlamak ve çevreyi kirletmemelerini teşvik etmekti. Bu farkındalık oluştu.
Belediye olarak ne kadar çok plan yapsanız kent temizliği yetersiz kalır. Önemli olan temizlemek değil kirletmemektir. Bu da kentliyle birlikte olur. Her kentlinin ardında bir görevli olamaz. Sistem birlikte kurulabilir ve herkese sorumluluk verilebilir, kentliler sorumluluk alabilir. Kamusal alanlar hepimizindir.
Evlerde ayrıştırma zamanı çoktan geldi geçiyor. Edirne olarak buna hazır olduğumuzu sanıyorum. Hele bir belediyemiz başlasın gayri. Ne bekleniyor?
“Medeni ülkeler” derken, halkın içinde, doğa ve tabiat varlıklarını korumak için örgütlenip, güçlerini birleştirip mücadele eden birçok insan evladı var!.. Maalesef, bizim şu an ki karanlığımızda, doğal varlıklara “Yaratan’dan ötürü” değer verip koruyanlar çok çok azınlıkta görünüyor!.. Medeni ülkelerde halk sivil toplum, kuruluşları olarak örgütlüler, planlılar ve de güçlüler!.. Aralarında her konun bilim evlatları, konularının uzmanları, çalışan veya emekliler faal olarak, MADDİ, MANEVİ, GÖNÜLLÜ GÖREVLİLERDİR. Bu gönüllü görevliler, seçip, memur olarak devlet de göreve getirdiklerinin ne yaptıklarını titizlikle takip ederler. Eğer, seçtikleri memurlar yanlış veya eksik bir şey yaparlarsa, “BİLİMSEL İSPATLARLA UYARILIRLAR” eğer devlet memuru bu ispatlı uyarıyı gale almazsa, HEMEN, O MEMURU, KURUMU MAHKEMEYE VERİRLER VE HUKUKİ İSPAT SÜRECİYLE, KARARI DOĞRUYA MECBUR BIRAKIRLAR!.. Çünkü aralarında her meslekten, NE YAPACAĞINI BİLEN, DOSDOĞRUSUNU, YANLIŞI, BİLİMLE İSPAT EDEN, hakkı koruyucu evlatları bolca vardır!.. Düşünün, devlet, millet hakkının koruyucusu, yüz binlerce avukat, hâkim, savcı, komutan, aktirist, doktor, akademisyen, öğretmen, yazar, çizer, siyasetçi, esnaf, sanayici, işçi, çiftçi vs.. TOPLUMUN HAKLARINI GÖZETİP, KORUYAN, SİVİL GÖNÜLLÜLER ORDUSU ÇIKARSIZ İŞ BAŞINDADIR. Çünkü o medeni ülkelerde ki, aydın halk, eğer demokrasi ve doğruluk gözetilip, kontrol altında tutulmazsa, ÜLKELERİNİN GELECEĞİNİN, mafyaların, sömürgecilerin, hırsız, ursuzların elinde murdar olacağını bilirler!…
Demokratik Cumhurriyet’lerde, devlet ve devlet erkânı da, halkın gözetimine muhtaç emanettir. Aynen, doğa ve tabiat varlıklarının korunmasının farz olduğu gibi devlet kurumlarını da, denetlemek, korumak, yanlışlara sapmayı engellemek HALKIN BOYUN BORCUDUR!.Halk hakkını korumak için örgütlenmezse, ne olacağı, dünyada bolca örneklidir.
Kuran’ı Kerim. Sure 4/Ayet 76:
İnananlar Allah yolunda savaşırlar; inkâr edenler de Tağüt, yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın, çünkü şeytanın hilesi zayıftır.
Bir yorumla…(Tağüt: Zalim gücüne, çıkarına tapan, sömürgeci inkârcılar) 2/216: Kısa bir yorumla: “Hak düşmanları ile savaşmak size farz kılındı.”