‘Soruşturma sürüyor’

Edirne Belediyesi, bir görevli tarafından iple sürüklenen can dostunun son durumunun iyi olduğunu ve soruşturmanın sürdüğünü duyurdu.
Edirne Belediye Başkanlığı, sosyal medyaya yansıyan ve belediye çalışanı tarafından ip bağlanarak sürüklenen can dostunun son durumu ve soruşturmayla ilgili bilgilendirme yaptı.


Belediyeden yapılan açıklamada şunlara yer verildi:
Bir can dostumuza yönelik uygunsuz davranışın yaşanmasının ardından hem idari hem adli süreç başlatılmıştır.
Disiplin soruşturması kapsamında ilgili kişi hakkında iş akdi feshi de dahil gerekli işlemler değerlendirilecektir.
Can dostumuzun sağlık durumu iyidir; veteriner hekimlerimizin gözetiminde rehabilitasyon süreci devam etmektedir.
Belirli bir süre barınağımızda misafirimiz olacak, ardından sahiplenilebilecektir.
Bir canlıya yapılan kötü muamelenin hiçbir gerekçesi olamaz.
Sürecin şeffaf ve hassas biçimde yürütüldüğünü kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.

Anadolu Yakası’nın Gelişen Merkezlerinde Altyapı Yönetimi ve Vidanjör Çözümleri

Çekmeköy, Sancaktepe ve Ümraniye, İstanbul Anadolu Yakası’nda hızla büyüyen ve kentsel dönüşümden geçen üç bölgedir. Yeni inşaat talebi ve eski altyapının yenilenmesi ihtiyacı arttıkça, atık su tanker şirketlerinin yüksek düzeyde uzmanlığa, teknolojik bilgiye ve hızlı aksiyona sahip olması beklenir. Bu bölgelerdeki hizmet kalitesi, insanların orada ne kadar rahat yaşadığını, çevrenin ne kadar temiz olduğunu ve bölgenin ne kadar hızlı büyüdüğünü doğrudan etkiler. İşletmelerin hem kentsel dinamiklerdeki sorunları hem de teknik altyapı sorunlarını bilmesi gerekir.

Çekmeköy ve Sancaktepe Vidanjör: Kentsel Gelişimin ve İnşaatın Getirdiği Zorluklar

Yeni konut projeleri ve modern siteleşmenin merkezi olan Çekmeköy vidanjörtalepleri, inşaat atıklarından kaynaklanan hat tıkanıklıklarının açılmasına yoğunlaşır. Bu dinamik bölgede vidanjör hizmetleri, sadece çekim yapmakla kalmamalı, aynı zamanda kanal hatlarının kalıcı temizliğini sağlamak için kuka sistemlerini etkin kullanmalıdır. Benzer bir kentsel gelişim sergileyen Sancaktepe vidanjör hizmetleri de, yeni toplu konutların büyük hacimli foseptik sistemlerinin periyodik bakımını, ilk boşaltımını ve atık tahliyesini kapsar. Her iki ilçede de, yüksek kapasiteli ve kombine özellikli vidanjörler, verimli ve hızlı hizmet sunumu için temel araçlardır. Ayrıca, bölgenin genişlemesiyle artan yağmur suyu drenaj hatlarının temizliği de önemli bir hizmet alanıdır.

Ümraniye Vidanjör: Ticaret ve Konut Yoğunluğunda Etkili ve Hızlı Müdahale

Ümraniye vidanjör hizmetleri, Anadolu Yakası’nın en yoğun ticaret ve yerleşim bölgelerinden birinde yer aldığından, yüksek nüfus yoğunluğu ve ticari faaliyetlerden kaynaklanan sürekli altyapı yüküyle başa çıkmak zorundadır. Ümraniye’de, eski altyapıların çökmesi ve kanalizasyonların aşırı kullanım nedeniyle tıkanması yaygındır. Ümraniye vidanjör hizmetleri, şehirdeki trafik kısıtlamalarına rağmen yerlere hızlı ve düzenli bir şekilde ulaşabilir. Bu sayede büyük su baskınları ve hijyen sorunları önlenir. Çevreyi temiz tutmak için, özellikle alışveriş merkezleri, hastaneler ve büyük iş merkezlerindeki yağ tutucuların düzenli olarak temizlenmesi ve bakımı çok önemlidir. Hızlı ve güvenilir aksiyon, Ümraniye ekonomisinin ve toplumunun ayakta kalmasını sağlar.

Atılım Vidanjör: Çekmeköy, Sancaktepe ve Ümraniye’nin Güvenilir Çözüm Ortağı

Atılım Vidanjör, Çekmeköy, Sancaktepe ve Ümraniye gibi Anadolu Yakası’nın en önemli ve gelişen bölgelerine özel hizmetler sunmaktadır. Atılım Vidanjör, tıkanıklık açma, foseptik çukuru açma ve kanalizasyon temizliği gibi en zorlu işlerin bile üstesinden gelebilecek, birleşik ve tam donanımlı geniş bir foseptik çukuru filosuna sahiptir. Atılım Vidanjör, bölgenin kentsel dönüşümü için ihtiyaç duyulan yeni altyapı hizmetlerine hızla uyum sağlayarak artık haftanın yedi günü, günde 24 saat hizmet vermektedir. Atılım Vidanjör, bu üç merkezi ilçedeki altyapı sorunlarına güvenilir ve uzun ömürlü çözümler sunan lider bir firmadır. Uzman bir ekibe sahip olan Vidanjör, atıklarını çevre dostu bir şekilde bertaraf etmekte ve müşterilerine odaklanmaktadır.

Ağız ve Diş Sağlığı Anne Karnında Başlıyor

Assistant dentist and the patient in the clinic.

İstanbul Rumeli Üniversitesi Ağız ve Diş Sağlığı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Melike Özlem Eken, diş gelişiminin anne karnında başladığını ve bu nedenle annenin beslenme alışkanlıklarının bebeğin diş sağlığını doğrudan etkilediğini vurguladı. Gebelik döneminde toplumda yaygın olarak bilinen “her bebeğin anneye bir diş kaybettireceği” inancının doğru olmadığını belirten Eken, doğru beslenme ve düzenli ağız bakımının hem anne hem bebek sağlığı açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

Diş Sağlığının Temeli Anne Karnında Atılır

Hormonal değişimlerin diş çürüklerine zemin hazırladığını ifade eden Eken, “Bu dönemde ağız hijyeninin korunması için dengeli bir beslenme alışkanlığı geliştirilmelidir. Protein, A, C ve D vitaminleri ile kalsiyumdan zengin gıdalar yeterli miktarda alınmalı, gerekirse vitamin takviyesi yapılmalı ve diş hekimi kontrolleri ihmal edilmemelidir.” dedi.

Gebelikte diş eti hastalıklarının erken doğum ve düşük doğum ağırlığı riskini artırabileceğini hatırlatan Eken, anne adaylarının bu dönemde ağız bakımına özel önem vermesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca ebeveynlerin ağız ve diş sağlığı konusundaki bilgi düzeyinin, çocuklarının diş sağlığını doğrudan etkilediğini de belirtti.

Ne Yiyorsak, Dişlerimiz de Onu Yansıtır

Ağız ve diş sağlığı ile beslenme arasında güçlü bir ilişki bulunduğunu vurgulayan Eken, “Şekerli ve asitli gıdalar diş yüzeyine yapışarak çürük riskini artırır. Bu tür gıdalar mümkünse ana öğünlerde tüketilmeli, ara öğünlerde ise elma ve havuç gibi dişleri doğal biçimde temizleyen besinler tercih edilmelidir.” dedi.

Eken, “Şekerli gıdalar tüketildikten sonra dişler hemen fırçalanamıyorsa ağız suyla çalkalanmalı veya su içilmelidir. Ayrıca peynir tüketmek, içerdiği yüksek protein sayesinde ağız içi asit dengesini düzenler. Yer fıstığı da içeriğindeki fosfat nedeniyle diş dostu bir besindir.” ifadelerini kullandı. Rafine edilmemiş hububatların ve kepekli ekmeklerin tercih edilmesinin diş sağlığı açısından daha yararlı olduğunu da ekledi.

İki Dakikalık Fırçalama, Bir Ömürlük Koruma

Ağız ve diş sağlığının korunmasının en temel ilkesinin diş yüzeyindeki plağın düzenli fırçalama ile uzaklaştırılması olduğunu belirten Eken, “Amerikan Diş Hekimliği Birliği, dişlerin günde iki kez, her yemekten sonra ve en az iki dakika süreyle fırçalanmasını önermektedir.” dedi.

Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de günde iki kez diş fırçalayanların oranının yalnızca yüzde 36 olduğunu, ortalama fırçalama süresinin ise 30 saniyede kaldığını söyleyen Eken, “Bu oranlar, diş çürüğü riskinin neden bu kadar yaygın olduğunu gösteriyor.” dedi.

Eken, “Fırçalama sırasında en sık yapılan hata, yalnızca ön yüzeylerin temizlenip arka ve iç yüzeylerin ihmal edilmesidir. Etkin bir temizlik için dişler günde iki kez, özellikle yatmadan önce en az iki dakika fırçalanmalıdır.” diye konuştu.

Doğru Fırça, Doğru Macun, Doğru Alışkanlık

Türkiye’de diş macunu kullanım oranlarının da düşük olduğuna dikkat çeken Eken, “Sağlık Bakanlığı’nın 2022 verilerine göre Almanya’da kişi başına düşen yıllık diş macunu kullanımı 457 mililitre iken, Türkiye’de bu oran yalnızca 85 mililitredir. Ayrıca evlerin yaklaşık yüzde 25’inde diş macunu düzenli olarak kullanılmamaktadır.” dedi.

Diş fırçası seçiminde kişisel tercihten çok etkinliğin önemli olduğunu belirten Eken, “Fırça başlığı küçük, kıllar yumuşak veya orta sertlikte olmalıdır. Fırçalar her üç ayda bir, kıllar yıprandığında ya da bir enfeksiyon sonrası mutlaka değiştirilmelidir.” ifadelerini kullandı.

Arayüz fırçaları ve diş ipinin düzenli kullanımının ağız hijyenini tamamladığını, florlu diş macunlarının ise dişleri çürüğe karşı daha dirençli hale getirdiğini de vurguladı.

Kontroller Kişiye Özel Olmalı

Diş hekimi muayene periyotlarının kişiye özel planlanması gerektiğini vurgulayan Eken, “FDI (Dünya Diş Hekimleri Birliği), sabit 6 ayda bir kontrol yerine kişiselleştirilmiş muayene aralıklarını önermektedir. Çocuklar, hamileler, diyabet hastaları, sigara içenler ve diş eti problemi olan bireyler daha sık kontrol edilmelidir.” dedi.

Sağlık Bakanlığı’nın 2022 istatistiklerine göre, Avrupa’da bir kişinin yılda ortalama beş kez diş hekimine gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının yalnızca 0,62 olduğunu belirten Eken, düzenli muayenelerin sadece çürüklerin değil, ağız kanseri ve diş eti hastalıklarının da erken teşhisi açısından büyük önem taşıdığını söyledi.

Ağız Sağlığı, Vücudun Aynasıdır

Ağız ve diş sağlığının genel sağlıkla doğrudan ilişkili olduğunu belirten Eken, “Diş eti hastalıkları, bakterilerin kana karışmasına yol açarak kalp, böbrek, akciğer gibi organlarda enfeksiyonlara neden olabilir. Bu durum kalp hastalıkları, inme ve damar tıkanıklığı riskini artırabilir.” dedi.

Diyabetin ağız sağlığını bozduğunu, diş eti enfeksiyonlarının ise kan şekeri kontrolünü zorlaştırdığını ifade eden Eken, “Ağız sağlığı ve diyabet birbirini olumsuz etkileyen iki yönlü bir ilişkidedir. Ayrıca yapılan araştırmalar, kronik diş eti iltihaplarının Alzheimer hastalığı riskini artırabileceğini göstermektedir.” şeklinde konuştu.

Eksik dişlerin ve diş eti problemlerinin çiğneme fonksiyonunu bozarak beslenme ve sindirim sorunlarına yol açabileceğini belirten Eken, kötü ağız kokusu ve estetik kaygıların da bireylerin özgüvenini düşürerek psikolojik sağlığı olumsuz etkileyebileceğini söyledi.

Mevsime Uygun Lastik Değişimi Ne Zaman Yapılır?

Araç güvenliği söz konusu olduğunda, lastik seçimi ve değişim zamanı en kritik konuların başında gelir. Mevsim geçişlerinde birçok sürücü “Mevsime uygun lastik değişimi ne zaman yapılır?” sorusunun cevabını merak eder. Çünkü doğru zamanda yapılan lastik değişimi, yalnızca sürüş konforunu artırmakla kalmaz; aynı zamanda fren mesafesini kısaltır, yakıt tüketimini azaltır ve yol tutuşunu önemli ölçüde iyileştirir.

Uzman bir Bahçelievler lastikçi hizmeti, hem lastiklerinizin doğru şekilde montajını yapar hem de aracınızın yol tutuşunu en iyi seviyeye getirir

Yaz Lastiği Ne Zaman Takılır?

Kış mevsimi sona erip havalar ısınmaya başladığında, yaz lastiklerine geçmenin zamanı gelmiş demektir. Genel olarak hava sıcaklığı 7°C’nin üzerine çıktığında yaz lastiği kullanımı önerilir. Çünkü kış lastikleri düşük sıcaklıklarda esnekliğini korurken, sıcak havalarda bu özellik tersine döner; lastik fazla yumuşayarak aşınır ve yol tutuşu azalır.

Yaz lastikleri ise yüksek sıcaklıklarda optimum performans sergiler. Kuru ve ıslak zeminlerde fren mesafesini kısaltır, yakıt verimliliğini artırır ve daha sessiz bir sürüş sağlar. Türkiye’de genellikle Mart ayı sonu – Nisan ayı başı aralığı, yaz lastiklerine geçiş için en uygun dönemdir.

Kış Lastiği Ne Zaman Takılır?

Yaz ayları geride kalıp sıcaklıklar düşmeye başladığında, sürüş güvenliğini korumak için kış lastiği kullanmak gerekir. Özellikle hava sıcaklığının 7°C’nin altına düştüğü dönemlerde, kış lastikleri sertleşmeyen özel kauçuk yapıları sayesinde yola daha iyi tutunur.

Kış lastiği takma zorunluluğu, Türkiye’de Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından her yıl belirli tarihler arasında geçerli olur. Genellikle 1 Aralık – 1 Nisan tarihleri arasında zorunlu hale gelen bu uygulama, şehirlerarası taşımacılık yapan araçlar için yasal bir gerekliliktir. Ancak özel araç kullanıcıları için de bu tarih aralığı, güvenli sürüş açısından en doğru dönemdir.

Mevsimlik Lastik Seçimi Neden Önemlidir?

Mevsime uygun lastik kullanmamak, sürüş güvenliğini ciddi şekilde riske atar. Yanlış lastik seçimi;

  • Fren mesafesini uzatır,
  • Yakıt tüketimini artırır,
  • Direksiyon hakimiyetini zorlaştırır,
  • Lastik ömrünü kısaltır.

Örneğin kış lastiğiyle yazın uzun süre araç kullanmak, lastiğin diş yapısının aşırı ısınmasına ve hızlı aşınmasına neden olur. Aynı şekilde yaz lastiğini kışın kullanmak, özellikle buzlu veya karlı zeminlerde aracın kaymasına yol açabilir.

Bu nedenle her sürücünün yılda iki kez, mevsim geçişlerinde lastiklerini kontrol ettirmesi önerilir. Profesyonel servislerde yapılan lastik ölçüm ve balans ayarları, hem aracın dengesini hem de sürüş konforunu artırır.

Dört Mevsim Lastikler Yeterli mi?

Bazı sürücüler, yıl boyunca lastik değiştirme zahmetine girmemek için dört mevsim lastik tercih eder. Bu lastikler ılıman iklim koşullarında makul bir performans sunar; ancak çok sıcak yazlarda veya aşırı soğuk kış şartlarında yeterli güvenliği sağlamayabilir. Dolayısıyla Türkiye gibi farklı iklim bölgelerine sahip bir ülkede, bölgesel hava koşullarına göre mevsimlik lastik kullanımı daha doğru bir tercihtir.

Lastik Değişimi İçin Doğru Zaman ve Profesyonel Destek

Lastik değişimi yalnızca mevsim geçişlerinde değil, lastiklerin diş derinliği 1.6 mm’nin altına düştüğünde veya üretim tarihinden itibaren 5 yılı geçtiğinde de yapılmalıdır. Ayrıca balans ve rot ayarları her lastik değişiminde kontrol edilmelidir.

.

Mevsime uygun lastik değişimi, güvenli ve ekonomik sürüşün temel adımlarından biridir. 7°C kuralını aklınızda tutarak yaz ve kış lastiklerinizi doğru zamanda değiştirmek, hem araç performansını artırır hem de olası kazaların önüne geçer. Unutmayın, doğru lastik seçimi sadece sürüş konforu değil, aynı zamanda hayat kurtaran bir güvenlik önlemidir.

Kışa Hazırlıkta Güvenilir Adres: Yılbaşı Otomotiv ile Aracınızı Kışa Hazırlayın

Kış ayları, araç sahipleri için yılın en zorlu dönemlerinden biridir. Düşen hava sıcaklıkları, buzlanma, yoğun kar yağışı ve görüş mesafesinin azalması gibi durumlar, sadece sürüş konforunu değil, aynı zamanda güvenliği de doğrudan etkiler. İşte bu noktada aracınızın kış bakımı hiç olmadığı kadar önemli hale gelir. Bosch Car Service kalitesiyle hizmet veren Yılbaşı Oto kış aylarına hazırlık sürecinde sürücülere profesyonel ve güvenilir çözümler sunuyor.

Birçok sürücü, aracı çalıştığı sürece bakım ihtiyacının ertelenebileceğini düşünür. Ancak bu oldukça riskli bir yaklaşımdır. Özellikle kış aylarında aracın antifriz seviyesinden lastik basıncına, aküsünden sileceklerine kadar pek çok sistemin sorunsuz çalışması hayati önem taşır. Zira soğuk hava koşulları, aracın zayıf noktalarını daha görünür hale getirir. Örneğin zayıf bir akü, soğuk havalarda sizi yolda bırakabilir; ya da eskimiş silecek lastikleri, yağmurlu ya da karlı havalarda görüşü ciddi şekilde kısıtlayabilir.

Yılbaşı Oto, Bosch Car Service çatısı altında sunduğu hizmetlerle bu tür riskleri en aza indirmek için donanımlı bir ekiple çalışır. Aracınızın tüm sistemlerini detaylı bir şekilde kontrol eder, gerekli bakım ve onarımları titizlikle gerçekleştirir. Sunduğu şeffaf hizmet politikası sayesinde sürücüler hem neye ihtiyaç olduğunu net şekilde öğrenir hem de aracın uzun ömürlü ve güvenli bir şekilde kullanılmasını sağlar.

Peki bir aracın kış bakımı neleri kapsar? Öncelikle motor yağı ve filtre değişimi gibi temel işlemler mutlaka yapılmalıdır. Bunun dışında antifriz kontrolü, akü testi, far ayarları, lastik diş derinliği ve basınç kontrolü, fren sistemlerinin detaylı incelenmesi gibi birçok teknik adım da bu sürece dahildir. Ayrıca klima ve ısıtma sistemlerinin düzgün çalıştığından emin olmak, hem konfor hem de cam buğulanmasının önlenmesi açısından önemlidir.

Bosch Car Service bayisi olarak faaliyet gösteren Yılbaşı Otomotiv, sadece teknik bakım hizmetiyle değil, aynı zamanda müşteri memnuniyeti odaklı yaklaşımıyla da öne çıkıyor. Bekleme alanlarının konforundan danışmanların ilgisine kadar her aşamada kaliteli hizmet anlayışı hissediliyor. Bunun yanı sıra, kullanılan yedek parçaların tamamı orijinal ve garanti kapsamındadır. Bu da aracınız için yapılan her müdahalenin, üretici standartlarına uygun olduğunu garanti eder.

Ankara’da araç sahipleri için güvenilir bir servis bulmak bazen zorlayıcı olabilir. Özellikle hem kaliteli hem de uygun fiyatlı hizmet sunan bir adres arıyorsanız, Yılbaşı Oto tam size göre. Kışa girmeden önce aracınızı detaylı bir bakımdan geçirmek istiyorsanız, bu profesyonel servis hem zamandan hem de paradan tasarruf etmenizi sağlayacaktır.

Unutmayın, kış koşulları sadece aracınızı değil, sizi ve sevdiklerinizi de etkiler. Yolda karşılaşabileceğiniz olumsuzlukları en aza indirmek için bakım sürecini ertelememeli, işin uzmanına başvurmalısınız. Yılbaşı Otomotiv, yılların deneyimi ve Bosch Car Service güvencesiyle, sizi ve aracınızı zorlu kış şartlarına en iyi şekilde hazırlar.

Fiat Araçların Bakım Zamanı Var Mı?

Fiat marka araçlar, şehir içi kullanım kolaylığı, ekonomik yakıt tüketimi ve sağlam motor yapısıyla Türkiye’de en çok tercih edilen modeller arasında yer alır. Ancak her araçta olduğu gibi Fiat otomobiller de belirli kullanım sürelerinden sonra periyodik bakıma, parça değişimine ve arıza tespitine ihtiyaç duyar. Bakımların düzenli yapılmaması, özellikle motor performansında düşüş, yakıt tüketiminde artış, çekiş kaybı, fren performansında azalma ve elektronik sistemlerde ani arızalara yol açabilir. Bu nedenle doğru servis seçimi, aracın uzun ömürlü olması ve sürüş güvenliğinin korunması açısından kritik önem taşır. Bu içerikte Fiat araçlarda sık görülen arızalar, bakım süreci ve kaliteli onarımın neden önemli olduğu konu başlıklarıyla ele alınmaktadır.

Fiat araçların bakım ve onarım süreçlerinde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri, işlemlerin uzman teknisyenler tarafından ve doğru ekipmanlarla yapılmasıdır. Aracın fabrika standartlarına uygun olarak kontrol edilmesi, uzun vadede hem maliyetleri azaltır hem de aracın ikinci el değerini korur. Özellikle Şaşmaz Fiat servis hizmeti sağlayan profesyonel ekipler, bu süreçte kullanıcıya güven sağlar ve yapılan işlemlere garanti sunar.

Fiat araçlarda en sık karşılaşılan sorunlardan biri motor arızalarıdır. Yağ eksilmesi, zamanında değiştirilmeyen yağ filtreleri, kirlenmiş hava filtreleri ve bujiler motorun genel performansını olumsuz etkiler. Özellikle yağın belli kilometre aralıklarında değişmemesi, motor içerisindeki sürtünmeyi artırarak araçta ciddi mekanik yıpranmalara neden olur. Bunun yanında triger kayışı değişim sürecinin aksatılması, motor valf sisteminde geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabilir. Fiat modellerinde triger kayışı değişimi genellikle 60.000 – 120.000 kilometre aralığında önerilir ancak bu süre, kullanım koşullarına göre değişiklik gösterebilir. Aracın bulunduğu bölgenin sıcaklığı, trafik yoğunluğu, sık dur-kalk yapılması gibi etkenler bu aralığın daha da aşağı çekilmesini gerektirebilir.

Elektronik sistem arızaları da Fiat araçlarda sık karşılaşılan bir diğer bakım alanıdır. Modern Fiat modellerinde ABS, EBD, ESP, klima beyni, yol bilgisayarı ve park sensörleri gibi birçok elektronik kontrol ünitesi bulunur. Zaman içerisinde sensörler, kablo soketleri veya kontrol modülleri çevresel etkilere bağlı olarak işlevini kaybedebilir. Bu noktada uzman bir servis tarafından bilgisayarlı arıza tespit cihazları ile detaylı tarama yapılması son derece önemlidir. Doğru ekipman ve deneyimli teknisyenler sayesinde arızanın kaynağı kısa sürede belirlenir ve gereksiz parça değişimlerinin önüne geçilir.

Süspansiyon sistemi ise sürüş konforunu ve yol tutuşunu doğrudan etkileyen bir diğer önemli bakım bileşenidir. Fiat araçlarda amortisörler, rot-kol bağlantıları ve salıncak burçları zamanla aşınabilir. Araçtan gelen vuruntu sesleri, direksiyonda titreme ya da aracın virajlarda fazla yatması, sürücüye süspansiyon sisteminde problem olduğuna dair ipuçları verir. Bu tip belirtiler ihmal edildiğinde lastik aşınması artar, fren mesafesi uzar ve sürüş güvenliği ciddi anlamda tehlikeye girer. Düzenli kontrol ve orijinal yedek parça kullanımı, hem aracın yol tutuşunu hem de güvenliğini üst seviyede tutar.

Fiat marka araçlar için düzenli bakım, araç performansının korunması ve güvenli sürüş için vazgeçilmezdir. Motor, fren, süspansiyon, elektronik sistemler ve yağ değişimi gibi temel bakım adımlarının aksatılmaması; aracın daha uzun ömürlü olmasını sağlarken, beklenmeyen arızaların da önüne geçer. Doğru servis seçimi ve kaliteli parça kullanımı, Fiat araç sahiplerinin sürüş keyfini güvenle sürdürmesine yardımcı olur.

Dacia Duster ve Sandero İçin Kapsamlı Periyodik Bakım Kampanyası

Dacia, sağlamlığı, ekonomik yapısı ve sunduğu fiyat-performans dengesiyle Türkiye’nin en çok tercih edilen markalarından biri haline geldi. Özellikle Duster ve Sandero modelleri, hem şehir içi kullanımda hem de zorlu yol koşullarında sahiplerinin güvenini kazanmıştır. Bu güvenin ve araçlarınızın uzun ömürlülüğünün devam etmesi için, doğru zamanda ve doğru ellerde yapılan periyodik bakım hayati önem taşır. Servisimiz, bu bilincin ışığında, Dacia Duster ve Sandero sahiplerine özel, kapsamlı bir periyodik bakım kampanyası başlatmıştır. Bu kampanya ile aracınızın sağlığını garanti altına alırken, cebinizi de düşünüyoruz.

Ankara Dacia Servisi arayışınızda, servisimiz size sadece uygun fiyat sunmakla kalmaz; aynı zamanda markanızın teknik detaylarına hakim, Cotech düzeyinde eğitimli uzman bir ekiple hizmet verir. Dacia’nın Renault Grubu’na ait olmasından gelen teknik bilgi birikimi, araçlarınızın mekanik ve elektronik yapısına müdahalede bize büyük bir avantaj sağlar.

Neden Kapsamlı Periyodik Bakım Bu Kadar Önemli?

Periyodik bakım, sadece motor yağını ve filtreleri değiştirmekten ibaret değildir; aracınızın tüm kritik sistemlerinin profesyonelce kontrol edilmesini sağlayan önleyici bir sağlık taramasıdır. Dacia’nızın yüksek performansını ve yakıt verimliliğini korumak, büyük arızaların ve beklenmedik yol masraflarının önüne geçmek için düzenli bakım şarttır.

Kampanyamız kapsamında sunduğumuz bakım hizmeti, üretici standartlarına tamamen uygun olarak gerçekleştirilir. Kullanılan tüm parçalar, Dacia’nın teknik gereksinimlerini karşılayan orijinal veya OEM kalitesinde ürünlerdir. Piyasadaki düşük kaliteli, standart altı parçalar yerine, aracınızın güvenliğini ve motor sağlığını doğrudan etkileyen en iyi malzemeleri kullanmayı taahhüt ediyoruz. Bu yaklaşım, Dacia’nızın değerini korur ve sürüş konforunuzu en üst seviyede tutar.

Kampanyamızda Neler Var? Detaylı 30 Nokta Kontrol

Duster ve Sandero’ya özel bu kapsamlı periyodik bakım kampanyası, standart yağ ve filtre değişimlerinin çok ötesine geçer:

  1. Motor Yağı ve Tüm Filtreler: Motor yağının yanı sıra, yağ filtresi, hava filtresi ve polen filtresi değişimi.
  2. Fren Sistemi Kontrolü: Balata kalınlıkları, disk yüzeyleri ve fren hidroliği seviyesi/kalitesi kontrolü.
  3. Sıvı Seviyeleri ve Sızıntı Kontrolü: Motor yağı, şanzıman yağı, soğutma suyu ve direksiyon hidroliği seviyelerinin takibi ve potansiyel sızıntıların tespiti.
  4. Yürüyen Aksam ve Süspansiyon: Rot, balans, amortisörler ve ön takım bileşenlerinin detaylı incelenmesi.
  5. Elektronik Sistem Teşhisi: Araç bilgisayarı (ECU) üzerinden hata kodları okunarak gizli kalmış arızaların tespiti.

Bu detaylı kontrol sayesinde, Dacia’nızın sadece anlık ihtiyacı giderilmekle kalmaz, aynı zamanda potansiyel bir problem de erken aşamada çözülür.

Bakım süreçlerimizde tam şeffaflık esastır. Yapılan tüm işlemler ve değiştirilen parçalar size detaylıca raporlanır, onayınız olmadan ek bir işleme asla geçilmez. Aracınızın tamir ve bakımı, garantili işçilik ve orijinal parça güvencesiyle tamamlanır.

Dacia Duster veya Sandero’nuzun bu özel ve kapsamlı bakım kampanyasından faydalanarak aracınızın performansını ve güvenliğini en üst düzeye çıkarmak için daha fazla beklemeyin. Hemen Randevu Alın! ve uzman ekibimizin farkını deneyimleyin.

‘Suda yönetim krizi!’

DSİ Emekli Bölge Müdür Yardımcısı, Su-Enerji Yöneticisi Hüseyin Erkin, uzmanlara göre, Trakya’da yaşanan su sıkıntısının sadece iklim değişikliğinin değil, yönetim eksikliğinin sonucu olduğunu belirterek bu konuda net konuştu: “İklim krizi, suyun değil; suyu yöneten sistemin krizidir.” Erkin’e göre, Kayalıköy Barajı’na yılda 22 milyon m³ su sağlayacak Kula Projesi, Edirne’nin uzun vadeli su güvenliği için büyük önem taşıyor, ancak proje ödenek yetersizliği nedeniyle gecikiyor.

Edirne Yerel Tarih Grubu’nca geçen hafta Cumartesi günü Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen Halk Buluşması’nda Makine Yüksek Mühendis Hüseyin Erkin tarafından gerçekleştirilen “Geçmişten Günümüze Edirne Su Kültürü” konulu sunumunu Hudut okurları için derledik:

Edirne, tarih boyunca “su şehri” olarak anıldı. Tunca, Meriç, Arda ve Ergene nehirlerinin çevrelediği bu topraklarda su, hem yaşam kaynağı hem kültürün özüydü. Ancak uzmanlar uyarıyor: “Su kültürümüz hızla tükeniyor.”

Su: Yaşamın Temeli

Dünya yüzeyinin yüzde 70’i sularla kaplı, ama bu suyun sadece yüzde 2,5’i tatlı su. Edirne, bu kıymetli kaynakların bol olduğu bir coğrafyada yer alsa da, iklim değişikliği ve yanlış yönetim, bugün bölgenin su dengesini tehdit ediyor.

Edirne’nin Su Potansiyeli

Edirne topraklarından geçen başlıca nehirlerin yıllık su taşıma kapasiteleri şöyle:

– Meriç Nehri: 3,8 milyar m³

– Arda Nehri: 1,2 milyar m³

– Tunca Nehri: 673 milyon m³

– Ergene Nehri: 1,1 milyar m³

İlde 7 baraj, 60 gölet ve çok sayıda pompaj tesisi bulunuyor. Buna rağmen, kişi başına düşen su miktarı Türkiye ortalamasının altına indi.

Osmanlı’dan Günümüze Su Medeniyeti

Osmanlı döneminde Edirne’nin su ihtiyacı, Tunca kıyısındaki dolaplardan ve Sarayakpınar, Bönce, Taşlımüsellim su yollarından karşılanıyordu. Şehirdeki su terazileri, maksemler ve çeşmeler dönemin mühendislik harikasıydı. Meriç kıyısında yüzlerce su değirmeni üretimin can damarıydı.

Meriç ve Taşkınlar

Edirne, yüzyıllardır taşkınlarla iç içe yaşadı. 1897 taşkını, kentin tarihindeki en büyük afet olarak kayda geçti. Cumhuriyet sonrasında Meriç Nehri, Türkiye-Yunanistan sınırını belirleyen Lozan Antlaşması ve 1934 Ankara Antlaşması ile uluslararası boyut kazandı. Harza Projesi kapsamında yapılan 136 bin metrelik setler, bölgeyi taşkınlardan korudu.

Sınır Aşan Sular: Diplomatik Denge

Türkiye, 5 sınır oluşturan ve 22 sınır aşan suya sahip. Ancak Edirne’nin can damarları olan Meriç, Arda ve Tunca nehirleri için kalıcı bir su paylaşımı anlaşması hâlâ yok. Hüseyin Erkin’e göre, “Harza Projesi’nin devamı sağlanmalı, Meriç yeniden iki ülke arasında ortak yönetimle ele alınmalıdır.”

Tarımsal Sulamada Dengesizlik

Edirne’de sulamanın yüzde 90’ı çeltik üretiminde kullanılıyor. Bu da su tüketimini ihtiyacın 2,5 katına çıkarıyor. Göletlerin çoğu atıl durumda, Hamzadere ve Çakmak sulama projeleri ise yıllardır tamamlanmayı bekliyor.

Şehirleşme ve Kayıp Kaçak Sorunu

Edirne’nin su şebekesindeki kayıp-kaçak oranı yüzde 48’e ulaştı. Erkin, “Şehrin SCADA sistemi kurulmalı, barajlardan alınan su her gün analiz edilmelidir” diyerek teknik önlemlerin aciliyetine dikkat çekiyor.

İklim Krizi Değil, Yönetim Krizi

Uzmanlara göre, Trakya’da yaşanan su sıkıntısı sadece iklim değişikliğinin değil, yönetim eksikliğinin sonucu. Erkin bu konuda net konuşuyor: “İklim krizi, suyun değil; suyu yöneten sistemin krizidir.”

Kula Projesi Umut Veriyor

Kayalıköy Barajı’na yılda 22 milyon m³ su sağlayacak Kula Projesi, Edirne’nin uzun vadeli su güvenliği için büyük önem taşıyor. Ancak proje ödenek yetersizliği nedeniyle gecikiyor. Tamamlandığında Edirne’ye cazibe ile temiz su ulaştıracak ve 1 MW enerji üretimi mümkün olacak.

Su Gibi Aziz Olun

Su kültürüne adanmış ömrünü anlatırken Hüseyin Erkin’in son sözü bir dua gibi:

“Su gibiyiz… Hayatın her zerresinde varız ama kıymetimiz azalıyor. Edirne’nin su kültürü, geçmişin mirası değil, geleceğin teminatı olmalı.”

Göz yaşartan tatlı!

Olgay GÜLER
Edirne’de şekerleme ustası Arif Meriç (67), kentin coğrafi işaret tescilli meşhur tava ciğerinin yanında sunulan Karaağaç acı biberini, lokumla birleştirdi.


Kentte yaklaşık 50 yıldır şekerlemecilik yapan Arif Meriç, torunlarının tavsiyesiyle Edirne’nin meşhur lezzeti tava ciğerin yanında garnitür olarak sunulan Karaağaç acı biberini lokumla birleştirdi. Edirne’de sadece Karaağaç Mahallesi’nde ata tohumuyla üretilen acı biberle lokumu karıştıran Meriç, önce kendisi tattı, ardından ailesine tattırdı. Lezzeti beğenen Meriç, seri üretime geçip, adını da ‘Dünya Hali’ koydu. Meriç, lokumun önce ağza tatlı bir lezzet verdiğini, acının sonradan geldiğini belirtti.


‘ÖNCE TATLANDIRIYOR, ARDINDAN GÖZDEN YAŞ GELİYOR’
Acı biberli lokumun öyküsünü anlatan Meriç, “Yıllardan beri, neredeyse 30 yıldan bu yana hayalimde vardı, nasip bugüneymiş. Torunlarım bana; ‘Dede, sen evde ciğer de yapıyorsun, biber de var. Bize niye böyle acı biberden bir lokum yapmıyorsun’ dediler. Ben de hemen işe koyuldum. Acı biber ile lokumu birleştirdim. Önce tatlandırıyor, ‘ha bunda acı falan yok’ diyor müşteri. Ondan sonra bakıyorum gözlerinden mutluluk gözyaşı geliyor. Tatlı acı ikisi bir arada. Hatta bunun bir de esprisini yaptık dedik ki; bu bir ‘dünya hali’ lokumudur. Dünya hali dediğimiz işte böyle; tatlandırır, acılaştırır. Biz de hem tatlandıralım, hem de mutluluk gözyaşlarını bu biberle birleştirelim dedik” diye konuştu.


Lokumun ismine de değinen Meriç, “Bu ürünün ismini ‘dünya hali’ olarak koydum. Çünkü dünya hali, hepimizin hali. Hepimiz ağlarız, güleriz. Ne zaman stresin var? Hemen bir tane yiyeceksin. Arkadan da acı geliyor, dolayısıyla acı bir kahvenin yanında yerseniz en makbulü. Sebebi lokumun lezzetini alıyorsun, acının lezzetini alıyorsun, bir de hayatın lezzeti hepsi bir arada” dedi.


‘İNSANA MUTLULUK VERİYOR’
Lokumun içinde sadece acı biber, mısır nişastası, doğal şeker ve su olduğunu belirten Meriç, “Asla glikoz kullanmıyoruz. Bizde glikoz denilen bir madde yok. Ne var? Edirne’nin tarihi pancarın şekeri, doğal şekeri. Mısır nişastası ve su, başka bir şey yok. Bir de ne var? Karaağaç’ın biberi içine giriyor. Bir de ustalık var. Ben çok kişiyle de böyle sohbet ettim. Baştan çok tatlı geldiğini sonrasında acısını aldıklarını belirtiyorlar. İşte bu aslında insana mutluluk veren bir dünya hali bence” ifadelerini kullandı.