Süloğlu Kaymakamlığı ve Süloğlu Belediyesi tarafından düzenlenen Toplu Sünnet Şöleni büyük bir coşkuya gerçekleştirildi.
19 çocuğun sünnet heyecanına ortak olmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Süloğlu Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran yaptığı açıklamada; “İlçe olarak büyük bir gurur ve mutluluk yaşıyoruz. Öncelikle bu toplu sünnet şölenine ilk olarak vekil olarak ilçemize Kaymakam olarak görev yapan sayın Oğuzhan Aksoy başta olmak üzere İlçe Kaymakamımız Sayın Emin Cevat Tutar’a, İl Sağlık Müdürümüz İshâk Bey’e ve Destek veren herkese çocuklarımız adına teşekkür ederim. Uzun yıllar sonra böyle anlamlı bir organizasyonu gerçekleşmek bizleri mutlu etti. Allah çocuklarımızın damatlığını da göstersin” dedi.
İlçe Kaymakamı Emin Cevat Tutar da yaptığı açıklamada;”Kaymakamlığımız ve İlçemiz Belediye Başkanlığı işbirliği ve ailelerinin izniyle toplu sünnet etkinliği düzenlendik. Sünnet olan çocuklarımızı tebrik eder, ailelerine de hayırlı olsun dileklerinde bulunuyoruz” şeklinde konuştu.
Kaymakam Emin Cevat Tutar ve Belediye Başkanı Mehmet Ormankıran hediyelerini takdim ettikten sonra Hakan Boz eşliğinde sünnet çocukları doyasıya eğlendi.
Eğitim-İş Edirne Şubesi Örgütlenme Sekreteri Reyhan Kaplan, “Eşit ve özgür bir dünya için kadına şiddete hayır” dedi.
25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle açıklama yapan Kaplan, “25 Kasım 1960, Dominik Cumhuriyeti’nde faşist Trujillo Hükümeti’ne karşı mücadele veren Mirabel kardeşlerin vahşice katledildiği karanlık bir gün olarak tarihe geçmiştir. Birleşmiş Milletler, bu acı olayı unutturmamak ve kadın hakları mücadelesine dikkat çekmek amacıyla 1999 yılında bugünü “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” ilan etmiştir” hatırlatmasını yaptı.
Eğitim-İş Edirne Şubesi Örgütlenme Sekreteri Reyhan Kaplan, açıklamasında şunlara yer Verdi:
Kadına yönelik şiddetle mücadele, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve Birleşmiş Milletler kararları doğrultusunda, devletin birincil sorumluluklarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesi, “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığını” güvence altına alırken, hiçbir bireyin “insan onuruyla bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağını” açıkça belirtmektedir. Ancak kadına yönelik şiddetin artışı, bu anayasal güvencelerin kâğıt üzerinde kaldığını göstermektedir. OECD ülkeleri arasında Türkiye, kadınların erkekler tarafından en fazla şiddete maruz kaldığı ülkedir. Buna rağmen herhangi bir yasal düzenlemenin yapılmaması ya da var olan yasal düzenlemelerin etkin biçimde uygulanmaması kadına yönelik şiddetin her geçen gün katlanarak artmasını beraberinde getirmektedir.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre 2025 yılının ilk 10 ayında Türkiye’de 235 kadın öldürülmüştür. Bu tablo, iktidarın kadınları değersizleştiren, cinsiyet eşitliğini hedef alan ve kadını ikinci cinsiyet olarak gören politikaların doğrudan sonucudur.
Türkiye, 2011’de İstanbul’da imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayan ilk ülke olmasına rağmen 2021 yılında sözleşmeden çekilerek, kadınların yasal ve sosyal güvencelerini ciddi biçimde zayıflatmıştır. İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddeti önlemede uluslararası bir rehber niteliğindeyken ve devletlere bağlayıcı yükümlülükler getirirken, bu sözleşmeden çıkılması, şiddet gören kadınların başvurabileceği mekanizmaları etkisizleştirmiş, kadın cinayetlerinin artışına zemin hazırlamıştır. Bu adım, kadınların can güvenliğini hiçe sayan bir anlayışın yansımasıdır ve toplumsal eşitlik mücadelesine vurulmuş bir darbedir.
Bugün Türkiye’de kadınlar; evde, sokakta, iş hayatında, kampüslerde ve toplumsal hayatın her alanında şiddetin, tacizin, mobbingin ve ayrımcılığın çeşitli biçimleriyle karşı karşıyadır. Bu durum açıkça bir insan hakları ihlalidir ve devletin birincil sorumluluğunu ihmal ettiğinin açık göstergesidir.
Eğitim-İş olarak taleplerimiz nettir;
• Toplumun her alanında kadın-erkek eşitliğinin sağlanması, kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin son bulması için derhal İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmelidir.
• 6284 sayılı kanun tavizsiz ve etkin şekilde uygulanmalıdır.
• Çalışma yaşamında psikolojik ve fiziksel şiddetin önlenmesi için ILO C190 sözleşmesi imzalanmalıdır.
Biliyoruz ki şiddeti durdurmanın yolu suçluların caydırıcı cezalar alması ve mağdurların korunmasıdır. Bu da ancak etkin hukuki düzenlemeler ve uygulamalar ile mümkündür.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, Edirne’nin kurutuluşunun yıldönümü nedeniyle açıklama yaptı.
ADD Edirne Şubesi’nin açıklamasında şunlara yer verildi:
Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının ülkemizi düşman işgalinden kurtarmak için yaktığı kurtuluş meşalesiyle Edirne, 25 Kasım 1922 tarihinde tekrar bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşmuştur.
Kurtuluş Savaşı; I. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı İmparatorluğu’nun İtilaf Devletleri’nce işgal edilmesi sonucunda Mîsâk-ı Millî sınırları içinde ülke bütünlüğü ve bağımsızlığını korumak için 1919-1922 yılları arasında gerçekleştirilen siyasi ve askeri mücadelenin adıdır. Kısaca “Bağımsızlığını Kazanma” mücadelesidir.
19 Mayıs da M. Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkmasıyla başlayan bu hareket ülke sathına yayılmış, birçok cephede verilen mücadeleler sonunda kazanılmıştır.
23 Ağustos – 13 Eylül arasında gerçekleşen Sakarya Meydan Muharebesi ile Yunan taarruzu püskürtülmüş 30 Ağustos’taki Dumlupınar Meydan Muharebesiyle de Yunan ordusunu kesin yenilgiye uğratılmıştır. Kazanılan bu zaferlerin ardından 9 Eylül’de Türk orduları İzmir’e girerek Yunan işgaline son vermiştir. Büyük Taarruz’un zaferle sonuçlanmasıyla 11 Ekim 1922’de imzalanan Mudanya Mütarekesine göre Yunanlılar, Meriç’in batısına dek bütün Doğu Trakya’dan çekilecek, yerlerine geçen itilaf birlikleri bu bölgeyi, en çok bir ay içinde Türk Birliklerine bırakacaklardı.
Mudanya Mütarekesi, 14 Ekim 1922’den başlayarak yürürlüğe girdi. Trakya’yı terk etmesi gereken Yunanlılar ve Yunanlıların olası taşkınlıklarını önlemek için burada bulunan Fransız askerleri 25 Kasım’da Edirne’yi Türkiye Büyük Millet Meclisi ordusuna teslim ettiler. 25 Kasım 1922’de birliklerimiz Edirne’ye girdi. Lozan Konferansı uyarınca, Karaağaç’ın 15 Eylül 1923’te boşaltılmasından sonra, Trakya tam olarak işgalden kurtulmuş oldu ve bugünkü sınırlarımıza ulaşıldı. Böylece Edirne Türkiye Cumhuriyeti’nin sınır kenti, serhat şehri oldu.
“Lozan antlaşması, Türk milleti aleyhine, asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş, büyük bir suikastin yıkılışını ifade eden bir belgedir. Osmanlı devrine ait tarihe eşi geçmemiş bir siyasi zafer eseridir.” (Atatürk: 24.07.1933)
Bağımsızlık savaşının kazanılmasından sonra Mudanya Ateşkesi gereğince 25 Kasım 1922 tarihinde TBMM kuvvetlerince teslim alınması sonucu 25 Kasım tarihi “Edirne’nin Kurtuluşu” olarak kutlanmaktadır.
Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu olarak, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşlarının kurmuş olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin üzerinde doğan güneşin ışığı, cumhuriyetin değerleri ve devrimleriyle yüzüç yıldır ülkemizi aydınlatmayı sürdürmektedir.
Bizlere bu vatanı emanet eden başta M. Kemal Atatürk ve Arkadaşları ile tüm şehitlerimizi, saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz.
Kentimizin düşman işgalinden kurtuluşunun 103. Yılı kutlu olsun.
Olgay GÜLER Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yıldönümü, düzenlenen törenlerle kutlandı.
Edirne’nin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’üncü yılı dolayısıyla düzenlenen törenlere Vali Yunus Sezer, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, CHP Edirne Milletvekili Baran Yazgan, İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, Garnizon Komutanı Tuğgeneral Yüksel Kolcu, Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın, kurum ve kuruluş temsilcileriyle vatandaşlar katıldı.
Atatürk Anıtı’na çelenk konulmasıyla başlayan törende saygı duruşunda bulunulup, İstiklal Marşı okundu. Kutlamalar daha sonra, Atatürk Bulvarı’ndaki geçiş töreniyle devam etti.
Geçiş töreninden önce, Edirne’nin kurtuluşunun temsilini sergiledi.
Törende konuşan Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Edirne’nin Trak’lardan Roma’ya, Roma’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan her dönemde yalnızca bir şehir değil devlet hattının askeri merkezi olduğunu söyledi. Gencan, “Edirne’nin kurtuluşu bu yüzden bir takvim yaprağından ibaret değildir. Bugün bir şehrin karakterinin, onurunun, direncinin adıdır. Bu şehir hiçbir zaman umutsuzluğun kenti olmadı. Anadolu’da yükselen direniş ve bağımsızlık iradesi takviye ulaştığında Edirne yeniden ayağa kalktı. Bu ayağa kalkış yalnızca bir moral yükselişi değil, örgütlü bir milli bilinçti. 25 Kasım bir kurtuluşun ötesindedir. Bugün bir hatırlatma günüdür. Bir şehrin nasıl direnebileceğinin, bir halkın nasıl ayakta durabileceğinin, bir milletin kaderi söz konusu olduğunda nasıl birleşebileceğinin hatırlatmasıdır. Bizler bugün Edirne’de görev yaparken bu tarihi sorumluluğun ve ağırlığı hissederek çalışıyoruz” dedi.
Edirne Belediyesi Halk Dansları Topluluğu’nun gösterisiyle devam eden programda, okullar, kurumlar ve 54’üncü Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı’na bağlı birlik de geçiş yaptı.
Törende, Edirne esnafının geçişi sırasında vatandaşlara badem ezmesi, süpürge, şekerleme, Ayçiçek yağı gibi çeşitli hediyeler dağıtıldı.
ESNAFTAN CİĞER İKRAMI Kentteki ciğerci esnafı ise geçiş sırasında protokole ve halka meşhur Edirne tava ciğeri dağıttı. Ekmek arası dağıtılan tava ciğeri almak için vatandaşlar birbiriyle yarıştı. Edirne’nin kurtuluşu törenleri, esnafın geçişinin ardından sona erdi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Edirne’nin kurtuluşunun kutlandığı 25 Kasım’ın resmi tatil ilan edilmesini istedi.
25 Kasım Kurtuluş Günü’nü resmi tatil ilan edilmemesi nedeniyle açıklama yapan Balkanlı “Edirne’mizin düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıldönümünü büyük bir gururla kutladığımız bugün, ne yazık ki kutlamalar hak ettiği coşku ve katılımla kutlanmaması bir öğretmen olarak içimi acıttı. Bunun en temel nedeni, 25 Kasım’ın Edirne’de resmî tatil ilan edilmemesi ve okulların açık olması nedeniyle öğrencilerimizin ve halkımızın törenlere katılımının düşük olmasına neden olmuştur” dedi. Balkanlı açıklamasında şunlara yer verdi:
Dünyanın birçok ülkesinde bir kentin kurtuluşu, kuruluş yılı, özgürlük ya da bağımsızlık günü resmî tatil olarak kabul edilir. Çünkü bu tür günler sadece tarihsel bir anma değil, aynı zamanda toplumun ortak hafızasını, birlik beraberlik duygusunun ve coşkusunun gelecek nesillere aktarılmasını ifade eder. Edirne gibi köklü bir tarihe sahip bir şehirde, kurtuluş gününün resmi tatil olmaması; , katılımın sınırlı, gençlerin ve çocukların töreni görmedikleri için bilinci yaşayamaz halde kalmasına yol açmaktadır. Yıllarını eğitime vermiş emekli bir öğretmen olarak gözlemim şudur: Öğrenciler tarih bilincine sahip olacaksa, o tarihi yaşayarak öğrenmelidir. Sınıf içinde anlatılan bir tarih ile meydanda yaşanan bir tarih aynı değildir. Bugün Edirne’nin çocukları ve gençleri, kendi şehirlerinin kurtuluşunu yaşayan bir nesil olma fırsatını kaybetmiştir. Bu durum, Edirne’nin değerlerine ve tarihine yakışmamaktadır. Edirne’nin kurtuluş günü, Edirne’de bir bayramdır; bayram ise halkla, çocuklarla, gençlerle, meydanlarda yaşanır. Bu nedenle 25 Kasım’ın resmî tatil olması artık bir tercih değil, tarihimize saygıdan dolayı resmi tatil ilan edilmelidir. Bu şehrin evlatları kendi kurtuluşunu yaşayarak öğrenmelidir. Edirne’nin kurtuluş yılları, dar programlara sıkıştırılmış değil, geniş katılımlı, coşkulu bir şehir bayramı olarak kutlanmalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Edirne’nin tarihine ve değerlerine sahip çıkmaya devam edecek; 25 Kasım’ın resmî tatil olması için her platformda mücadelemizi sürdüreceğiz.Bu vesileyle tekrar tüm halkımızın bayramı kutlu olsun.
Edirne Barosu Aile Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle açıklama yaptı. Bugünün en temel insan hakkı olan yaşam hakkına yönelen sistematik ihlallere dikkat çekmek için belirlenmiş bir gün olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Kadına yönelik şiddet; Anayasa’nın 17. maddesi ile güvence altına alınan “kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” hakkının ağır biçimde ihlalidir. Bu ihlaller yalnızca bireysel bir suç değil, toplumun bütününe zarar veren yapısal bir sorundur” denildi. Edirne Barosu Aile Kadın ve Çocuk Hakları Komisyonu açıklamasında şunlara yer verildi: Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, 90. madde uyarınca bağlayıcı olan uluslararası sözleşmeler, TCK’nın ilgili hükümleri ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ile kadınları korumakla yükümlüdür. Bu kanun; koruma tedbirlerinden uzaklaştırma kararlarına, barınma, geçici maddi yardım ve kimlik değişikliği gibi hayati nitelikteki mekanizmalara kadar geniş bir koruma çerçevesi sunmaktadır. Bu düzenlemeler, kadınların yalnızca şiddetten korunmasını değil, hayatta kalmasını sağlayan araçlardır. Ancak hukuki normların kâğıt üzerinde varlığı tek başına yeterli değildir. En büyük sorunlardan biri cezasızlık ve koruma kararlarının etkin uygulanmamasıdır. TCK kapsamında suç sayılan fiillerin soruşturulmasında gecikmeler, delil toplamadaki eksiklikler, mağdur beyanının değersizleştirilmesi ve idari makamların 6284 kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi; şiddetin devamlılığına zemin hazırlamaktadır. Oysa devletin yükümlülüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında da belirtildiği üzere, “koruma yükümlülüğünü makul özenle yerine getirmektir.” Kadına yönelik şiddet; fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddet ve ısrarlı takip gibi geniş bir suç yelpazesini içermektedir. Bu fiiller Türk Ceza Kanunu’nda açıkça tanımlanmış olup, cezalandırılması zorunludur. Bu nedenle her kolluk birimi, savcılık ve mahkeme, mağdurun güvenliğini sağlamakla ve şiddet faili için etkin yaptırımlar uygulamakla görevlidir. Toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan şiddetle mücadelede kalıcı başarı mümkün değildir. Eğitimden medyaya, kamu kurumlarından sivil topluma kadar herkesin sorumluluğu bulunmaktadır. Kadına yönelik şiddeti meşrulaştıran, hafifleten veya görünmez kılan her söylem hukuken de toplumsal olarak da kabul edilemez. Kadına yönelik şiddet bir kader değil, insan hakkı ihlalidir; izahı değil, yaptırımı olmalıdır. 6284 sayılı Kanun’ın etkin uygulanması, TCK’nın ilgili hükümlerinde caydırıcı cezaların kararlılıkla uygulanması ve cezasızlık kültürünün sona erdirilmesi, kadınların yaşam hakkının korunması için zorunludur. Her kadın, şiddetten uzak, güvenli, özgür ve eşit bir yaşam hakkına sahiptir. Biz hukukçular, kadınların haklarını savunmaya, şiddete maruz bırakılan her kadın için adalet aramaya ve hukukun tüm koruyucu mekanizmalarının işletilmesi için mücadele etmeye devam edeceğiz. 25 Kasım, bir hatırlatma değil; hukuki ve toplumsal mücadeleyi büyütme günüdür.
AK Parti Kadın Kolları, 25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü nedeniyle 81 ilde eş zamanlı basın açıklaması yaptı.
Açıklamada, “Bugün 25 Kasım… kadına yönelik şiddete karşı yükselen kararlılığımızı, dayanışmamızı ve sorumluluk anlayışımızı simgeleyen bir gün.Ancak biz bu mücadeleyi sadece bir günle sınırlamıyoruz. Biz, bu davayı; kadının izzetini, çocuklarımızın geleceğini, ailenin onurunu, milletimizin dirliğini koruma davası olarak görüyoruz.Ve AK Parti Kadın Kolları olarak, 81 ilde eş zamanlı biçimde diyoruz ki: Kadına yönelik şiddet; kimden gelirse gelsin, kime yönelirse yönelsin, hangi gerekçeye sığınılırsa sığınılsın, asla ve asla kabul edilemez bir insanlık suçudur” denildi.
AK Parti Kadın Kolları açıklamasında şunlara yer verildi:
Şunu açıkça ifade etmek isteriz: Bugün Türkiye’de kadına yönelik şiddetle mücadele; bir iyi niyet beyanından ibaret değildir, bilakis AK Parti iktidarlarının tam 23 yıldır adım adım inşa ettiği bir devlet politikasıdır.
2002 seçim beyannamemizde kadına yönelik şiddetle mücadeleyi açıkça ortaya koyarak bu alanda kapsamlı bir dönüşüm başlattık. Aradan geçen 23 yılda hukuki altyapıyı güçlendirdik, cezai yaptırımları artırdık, koruyucu ve önleyici mekanizmaları yaygınlaştırdık.
Hukuki çerçeveye baktığımızda; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, bizim dönemimizde çıkarılmış; kadına yönelik şiddetle mücadelede tarihi bir dönüm noktası olmuştur. Avrupa’nın pek çok ülkesinde koruma kararları için haftalarca beklenirken; Türkiye’de 6284 sayesinde, elektronik kelepçe, uzaklaştırma tedbirlerinin yanısıra barınma, psikososyal destek gibi mekanizmalar derhal devreye sokulabilmektedir.
Elbette hiçbir kanun, tek başına toplumsal bir sorunu sihirli değnekle çözemeyecektir. Ancak AK Parti iktidarları, “kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki, kurumsal ve fiilî korumayı en üst seviyeye çıkaran iktidar” olarak tarihe geçmiştir.
Bugün elimizde sadece kanunlar değil, aynı zamanda güçlü bir strateji ve koordinasyon yapısı vardır.
25 Kasım 2023 tarihinde yürürlüğe giren “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele” konulu Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, devletin en üst makamından “Bu ülkede kadına yönelik şiddete sıfır tolerans” beyanının yazılı bir belgesidir.
Bu Genelge ile:
– Kadına yönelik şiddetle mücadelede tüm kurum ve kuruluşların sorumlulukları açıkça tanımlanmış,
– Kurumlar arası koordinasyon ve veri paylaşımı güçlendirilmiş,
– İllerdeki faaliyetlerin düzenli olarak izlenmesi ve raporlanması zorunlu hâle getirilmiştir.
On İkinci Kalkınma Planı’nda, kadınların güçlenmesi ve kadına yönelik şiddetle mücadele, planın ana eksenlerinden biri hâline getirilmiştir. Böylece:
– Kadının eğitime, istihdama, karar alma mekanizmalarına katılımı,
– Her türlü şiddet ve ayrımcılıktan korunması, devletin kalkınma vizyonununun vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir.
Kurumsal tarafta da çok net bir tablo vardır:
Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Kurulu kurularak daha etkin ve kapsayıcı bir yapıya kavuşturulmuştur.
– Bu Kurulda Aile, Adalet, İçişleri, Sağlık, Millî Eğitim başta olmak üzere ilgili tüm bakanlıklar, kurumlar ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelmekte,
– Ülke genelindeki veriler, sahadan gelen raporlar, Meclis Araştırma Komisyonu’nun tespitleri ışığında politikalar sürekli güncellenmekte,
– İl Koordinasyon Kurulları ile merkezden yerele uzanan bir takip ve izleme mekanizması işletilmektedir.
Kısacası; AK Parti döneminde kadına yönelik şiddetle mücadele; kanunlardan kalkınma planına, Cumhurbaşkanlığı genelgelerinden koordinasyon kurullarına kadar bütünüyle kurumsallaşmış ve bütüncül bir bir devlet politikası hâline gelmiştir.
Ancak biz sadece kâğıt üzerinde düzenleme yapan bir siyasi hareket değiliz. Biz sahaya inen, sonuç üreten bir siyasi hareketiz.
KADES bunun en somut örneklerinden biridir:
Kadınların hayatına doğrudan dokunan bir güvenlik zırhıdır.
– 8 milyon 990 bin kadın tarafından indirilmiş,
– İhbarlar tek tuşla alınmış,
– Kolluk birimlerimiz olay yerlerine ortalama 6 dakika kadar kısa bir sürede ulaşarak koruyucu ve önleyici tedbirleri hayata geçirmiştir.
ŞÖNİM ve kadın konukevleri de bu mücadelenin omurgasıdır.
Ülke genelinde;
– ŞÖNİM’ler 7/24, başvuran her kadına barınma, rehberlik, psikososyal destek, hukuki yönlendirme ve izleme-takip hizmetleri sunmakta,
– Kadın konukevleri ve ilk kabul birimleriyle birlikte, şiddet mağduru kadınlara ve beraberindeki çocuklara güvenli bir sığınak olmaktadır.
Kadına yönelik şiddetle mücadele merkezleri, sosyal hizmet merkezleri, aile destek merkezleri, il ve ilçe düzeyindeki kadın irtibat noktalarıyla mahalle mahalle, sokak sokak yaygınlaştırılmıştır.
Biz sadece bina açmıyoruz; aynı zamanda kapı kapı dolaşıyoruz.
Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) kapsamında, 208.525 hanede kadına yönelik şiddetle mücadele hakkında yüzyüze bilgilendirme görüşmeleri yapılmıştır.
Ayrıca ALO 183 Şiddetle Mücadele Hattı üzerinden yapılan her başvuruda uzman ekipler tarafından, risk altındaki kadınlara anlık ve bütüncül destek sağlanmaktadır.
Kadına yönelik şiddetle mücadelede en kritik aşama olan “veriye dayalı politika üretimi” için bu yıl yeni bir döneme giriyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bugün açıklanacak olan 2026–2030 dönemini kapsayan 5. Ulusal Eylem Planı, dijital şiddet, risk analizi, erken uyarı sistemleri ve izlenebilir politikalara odaklanan çok boyutlu bir çerçeve sunmaktadır. Bu plan, kadınların güvenliği için kurumsal kapasiteyi derinleştirirken toplumsal katılımı da güçlendiren bir vizyonla tasarlanmıştır.
Ve biz AK Parti olarak diyoruz ki:
Bu kurumsal yapıyı, bu istatistikleri, bu sahadaki emeği; Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde tam 23 yılda ilmek ilmek ördük.
Konuşmak kolaydır. Bildiri yayımlamak kolaydır.
Zor olan ise kadına yönelik şiddetle mücadeleyi kâğıt üzerinde olmaktan çıkarıp; uygulamada, sahada, KADES çağrısında, ŞÖNİM kapısında, kadın konukevinin sıcak odasında ve bu mücadelenin her satırında gösterebilmektir.
Bizler AK Parti Kadın Kolları olarak bu mücadelenin sahadaki en güçlü paydaşıyız. 81 ilde, 922 ilçede, milyonlarca kadına ulaşan yapımızla, hem farkındalık çalışmalarını yürütüyor hem de risk altındaki kadınlara destek olabilecek tüm mekanizmaların doğru şekilde işletilmesi için durmadan çalışıyoruz. Kadınların sesi olmak, ihtiyaçlarını devletimizin ilgili kurumlarına iletmek, politika üretmek ve çözüm mekanizmalarının güçlenmesine katkı sunmak en temel sorumluluğumuzdur.
Bu doğrultuda Kadın Kolları olarak KADEM ile yaptığımız iş birliği kapsamında iki ayrı başlıkta “Güven Toplumunun İnşası: Şiddetin Anatomisi ve Çözüm Yolları” ile “İki İnsan” eğitim programlarını 81 ilde başlatıyoruz. Bu eğitimlerle şiddetsiz bir toplum idealine katkı sunan bilinç ve farkındalık çalışmalarımızı güçlendirmeye devam ediyoruz.
Kadınların her alanda güçlendirilmesi, şiddetle mücadelenin en önemli unsurlarından biridir. Bu nedenle bir yandan koruma mekanizmalarını güçlendirirken bir yandan da kadınların ekonomik, sosyal ve toplumsal hayatta daha görünür ve güçlü olmasını sağlayacak politikalar üretmeye devam ediyoruz.
Bu bilinçle, kadın istihdamını artıracak, girişimcilik fırsatlarını güçlendirecek, eğitim ve mesleki gelişim imkanlarını yaygınlaştıracak projeleri bir bir hayata geçiriyoruz. Bugün kadınların iş gücüne katılım oranı %36,6 seviyesine ulaştı, üst ve orta düzey yönetici pozisyonlarındaki oranı ise %20’yi aştı. Parlamentoda kadın milletvekili oranı %20’lere, kadın girişimcilerin oranı ise %18’lere ulaştı. Bu rakamlar, kadınların sadece aile ve özel hayatlarında değil, toplumsal karar alma süreçlerinde, iş dünyasında ve kamusal alanda da giderek daha güçlü bir şekilde var olduklarını göstermektedir.
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, siyasi hayatı boyunca, her daim Kadının, bu ülkenin siyasetinde “ek” bir başlık değil, asli özne olduğunu savunmuştur..
Bugün kadınların siyasette, karar alma mekanizmalarında, eğitimde, istihdamda, bürokraside, sivil toplumda ulaştığı düzey; tesadüflerin değil, bu vizyonun sonucudur.
Kadına yönelik şiddet tüm dünyanın ortak meselesidir. Bu nedenle mücadelemiz evrensel bir mücadeledir.. Bu çerçevede özellikle şunu vurgulamak isterim:
Gazze, Doğu Türkistan ve Ukrayna başta olmak üzere kadın ve çocuklara yönelik her türlü saldırıyı lanetliyor; dünyanın neresinde olursa olsun kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddete karşı uluslararası toplumu acilen harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bütün bu mücadele aynı zamanda bir zihniyet mücadelesidir.
Kadın ve erkeğin her alanda birbirini tamamladığı bilinciyle buradan erkeklere de sesleniyoruz:
Evinizde, iş yerinizde, sokakta, sosyal medyada… Kadına yönelik sözlü, psikolojik, ekonomik, dijital ve fiziksel şiddete karşı ses çıkarın. Susan değil, duran değil, “dur” diyen olun. Bu mücadelede en büyük pay şüphesiz ki erkeklerindir.
AK Parti Kadın Kolları olarak; inancımızın, kültürümüzün ve medeniyetimizin asla kabul etmediği kadına yönelik şiddeti siyaset üstü bir mesele olarak değerlendiriyor, açık ve net bir şekilde reddediyoruz.
AK Parti Kadın Kolları olarak, Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde daha adil, daha güvenli bir hayatı güçlü kadınlarla birlikte inşa etmeye devam edeceğiz.
Sözlerime son verirken ifade etmek isterim ki; hiçbir kadın kendisini çaresiz hissetmeyene kadar; bu topraklarda kadına yönelik şiddet tamamen son bulana kadar mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizi, 25 Kasım vesilesiyle Türkiye’nin dört bir yanından yükselen güçlü bir sesle bir kez daha ilan ediyoruz.
Saç ekimi alanında teknolojilerin hızla gelişmesi, daha doğal ve yoğun sonuçlara ulaşmayı mümkün hale getirmiştir. Günümüzde özellikle sdhi hair transplant tekniği hem minimal iyileşme süreci hem de estetik açıdan üstün sonuçlarıyla dikkat çekmektedir. Türkiye’nin uluslararası bilinirliği giderek artarken, bu ileri tekniklerde uzmanlaşmış klinikler ön plana çıkmaktadır. Bu kliniklerden biri olan Este Surgery, modern ekipmanları, deneyimli cerrahları ve kişiye özel yaklaşımıyla yüksek başarı oranları sunar. Her hasta için detaylı analiz yapılması, operasyon sürecinin titizlikle planlanması ve doğal saç çizgisi hedefi, kliniğin tercih edilme nedenlerinin başında gelir.
SDHI ve Sapphire DHI Teknikleri Neden Tercih Ediliyor
Saç ekimi yaptırmak isteyen hastaların büyük kısmı hem yoğun sonuç hem de doğal görünüm talep eder. SDHI tekniği, DHI yönteminin daha sofistike ve yoğunluk odaklı bir versiyonudur. Daha ince uçlu implanter kalemleri sayesinde greftlerin yerleştirilmesi sırasında saç kökleri maksimum korunur. Bu da daha sık dokulu bir sonuç sağlar. Benzer şekilde sapphire dhi hair transplant klasik DHI yöntemine göre çok daha pürüzsüz kanallar açılmasına olanak tanır. Safir uçlar, ciltte minimum travma yaratır ve iyileşme sürecini hızlandırır. Este Surgery, bu iki tekniği de bilimsel protokollere uygun şekilde uygulayan merkezlerden biridir. Yüz hatlarına uygun doğal saç çizgisi, yoğunluk dengesi ve doğru saç yönü planlaması sayesinde operasyon sonrası sonuçlar oldukça tatmin edicidir.
Este Surgery Sapphire DHI
Saç ekimi teknolojisinin gelişmiş olması tek başına yeterli değildir. Klinik seçimi yapılırken cerrahın deneyimi, hijyen koşulları, süreç yönetimi ve hasta iletişimi çok daha belirleyici faktörlerdir. Este surgery sapphire dhi uygulamalarında uzmanlaşmış ekibiyle, operasyonun her aşamasında bilimsel ve profesyonel bir yaklaşım sergiler. Hastanın donör bölgesinin kapasitesi, greft kalitesi ve hedeflenen yoğunluk analiz edildikten sonra işlem kişiye özel planlanır. Sapphire DHI yöntemi ile açılan kanalların pürüzsüz yapısı sayesinde hem iyileşme süresi kısalır hem de ekilen saç köklerinin tutunma oranı artar. Bu, özellikle uluslararası hastaların Este Surgery tercih etmesinin en önemli nedenlerinden biridir.
Gelişmiş SDHI ve Sapphire DHI tekniklerinde uzman cerrahi ekip
Yüz hatlarına uygun doğal saç çizgisi tasarımı
Minimal iyileşme süreci ve yüksek tutunma oranı
Modern ameliyathaneler ve steril çalışma koşulları
Kişiye özel analiz ve operasyon sonrası takip
SDHI ve Sapphire DHI tekniklerinde profesyonel, güvenilir ve doğal sonuç odaklı bir saç ekimi deneyimi arıyorsanız, Este Surgery’nin uzman ekibi doğru başlangıç noktasıdır.
Günümüzde işletmelerin çevresel sorumlulukları her geçen gün biraz daha artıyor. Devlet denetimleri, mevzuat şartları, çevre raporlaması ve sahadaki uygulamalar artık pek çok firma için yoğun bir iş yükü haline gelmiş durumda. Bu noktada işletmelere destek veren en önemli unsur, alanında tecrübeli bir Çevre danışmanı ekibidir. MEGA Çevre Danışmanlık, çevre yönetimi konusunda yıllardır birçok kurumun yükünü hafifleten profesyonel bir çözüm ortağı olarak görev yapıyor. Türkiye genelinde hizmet sunan firma, gelişen çevre mevzuatını yakından takip ederek müşterilerinin tüm süreçlere eksiksiz uymasını sağlıyor. Bunun sonucunda işletmeler olası cezaların önüne geçiyor, daha sürdürülebilir ve daha çevreci bir yönetim anlayışını uygulayabiliyor.
MEGA Çevre Danışmanlık bünyesindeki uzmanlar, fabrika denetimleri, raporlamalar, ÇED süreçleri, emisyon ile ilgili kontroller ve atık yönetimi gibi pek çok konuda işletmelere yol gösteriyor. Böylece firmalar kendi üretim işlerine odaklanırken çevre ile ilgili yükümlülükler güvenle takip edilmiş oluyor.
Güvenilir Bir Çevre danışmanlık firması ile Çalışmanın Avantajları
Büyük ya da küçük fark etmeksizin her işletme için çevre mevzuatına uyum çok önemli. Çalışılan kurumun deneyimi, uzman kadrosu ve teknik bilgisi bu süreçlerin başarıyla yönetilmesinde belirleyici faktörlerden biri. MEGA Çevre Danışmanlık tam da bu noktada sektörde güçlü bir konuma sahip bir Çevre danışmanlık firması olarak öne çıkıyor.
Firma, kurulduğu günden bu yana sadece yasal yükümlülükleri hatırlatmakla kalmıyor, ayrıca işletmelerin sürdürülebilir üretim ve çevre bilincini geliştirmesine katkı sağlıyor. Türkiye genelinde sanayi tesisleri, enerji santralleri, üretim fabrikaları, belediyeler ve hizmet sektörü gibi çok geniş bir alanda danışmanlık sunuyor.
Her işletmenin ihtiyacı farklı olduğu için MEGA Çevre Danışmanlık müşterilerine standart çözümler yerine işletmeye özel danışmanlık planları hazırlıyor. Düzenli saha ziyaretleri, raporlamalar, eğitimler ve teknik destek, işletmelerin gönül rahatlığıyla ilerlemesini mümkün hale getiriyor.
Sürdürülebilir Gelecek İçin Doğru Adım
Çevreye duyarlı üretim artık sadece bir tercih değil sektör fark etmeksizin zorunlu bir gereklilik. Bu nedenle profesyonel çevre yönetimi, işletmelerin geleceğini güvence altına alan önemli bir yatırım olarak değerlendiriliyor.
MEGA Çevre Danışmanlık çevre güvenliğinin güçlü bir şekilde yönetilmesini sağlayarak firmaların hem yasal hem de iş süreçlerinde her zaman bir adım önde olmasına destek oluyor.