EYBAL velilerinden ‘yargı yolu’

Mehmet ŞELECİ

Edirne Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi (EYBAL) velileri, çocuklarının geçici olarak eğitimlerini sürdürdükleri 1’inci Murat Anadolu Lisesi binasının fiziki koşullarının eğitim için yetersiz olduğunun, hazırlanan teknik uzmanlarının incelemeleri ile ortaya konulduğunu açıkladı.

EYBAL’ın, depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle taşındığı 1’inci Murat Anadolu Lisesi binasında, mevcut koşulların eğitim için risk oluşturduğunu savunan velilerin mücadelesi sürüyor. 1’inci Murat Anadolu Lisesi Müdürü Yakup Öz’ün da açıklamalarıyla dahil olduğu süreçte yeniden basın toplantısı düzenleyen veliler, binanın fiziki koşullarının eğitim için yetersiz olduğunun hazırlanan teknik raporla ortaya konulduğunu açıkladı. 

https://hudutgazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Video-2025-12-28-at-13.12.46.mp4

‘CİDDİ EKSİKLİKLER VAR’

Kentte bir spor tesisinde gerçekleştirilen toplantıda konuşan İnşaat Mühendisi Mümin Keskin, binada yapılan incelemeler sonucunda ciddi eksiklikler tespit ettiklerini söyledi.

Keskin, konuşmasında gördüğü eksiklikleri sıralarken 1. Murat Anadolu Lisesi’nde bodrum kattaki kemer kirişinin zedelenmesi aslında bir risk oluşturduğuna değindi.
Keskin açıklamasında özetle şunlara yer verdi:

Mevcut binanın eski yapı olmasından dolayı küpeştelerinde eksiklikler var. Mevcut standartlara uymamakta, merdiven kovasında açıklıklar var. Orada çocukların düşme riskleri yüksek, korkulukların aralıkları da biraz daha standartlara uymuyor. Pencere boyutları nedeniyle mekanlarda yeterli havalandırma maalesef sağlanamıyor. Pencere parapetlerinin alçak olması nedeniyle bir risk oluşturmakta çocuklarımız için. Kat yükseklikleri ile yetersiz. Mevcut kat yüksekliği 2.40 gibi gözüküyor ancak şimdi boydan boya kirişler de olduğu için görüş sahasını 2.10 gibi değerlendirebiliriz aslında. Bunun sebebi de dersliklerin genişlik anlamında yetersiz olması ve ince uzun şekilde tasarlanmış olması.

Öğrenci sayısına göre koridorlar ayrıca yetersizdir. Koridorlar için bunun hem yangın yönetmeliğinde bir değerlendirmesi var ve kullanıcı yüküne göre de bir hesabı var. Bu sebeple mevcut koridorun genişliği bu yükü karşılamayacağı apaçık gözüküyor zaten.

Aynı şekilde merdivenlerin genişliği de koridorlar gibi yine yetersiz. Mevcut merdivenin yetersizliği dışında ilave bir yangın merdivenine de ihtiyaç zorunluluğu vardır. Hali hazırda bir tahliye planı olmasına rağmen şimdi iki okulun birleşmesinden dolayı okul ikiye bölünmüş şekilde ve bu tarz bir yapısal olmasa da kapılarda kilitli olduğu için yeniden bir tahliye planı hazırlanması gerekiyor yönetmelikçe. Çünkü orada bir engel oluşturmuş oluyoruz. Yeni bir tahliye planı olmadığı konusunda da tabii yetkililere sorulması gerekiyor.

Burada en önemli konulardan biri aslında bodrum kattaki kirişler. Şimdi yapı yığma bina olduğu için, bodrum kattaki kirişler de yığma tuğlalardan, eski çingene tuğlası dediğimiz tuğlalardan üretiliyor. Oradaki kirişleri tuğla gibi değerlendirmemiz lazım, çünkü onlar bir taşıyıcıdır.

Günümüzdeki yapı örneğinden örnek verirsek, betonarma yapılardaki kirişin muadilidir aslında. Ve kemerli yapının tam kemerinin bağlandığı noktada asıl taşıyıcı ve kilitlenmeni yaptığı için alt kısmından da bunların zedelenmesi taşıyıcı olarak bir risk oluşturmaktadır. Biliyorsunuz yapısal olarak risk her zaman sıfır olmalıdır. Yani bu riskin oluşması herhangi bir depremde sonucun ne olacağı konusunda bir belirsizlik oluşturuyor. Bu da yapısal açıdan ve statik açıdan istemediğimiz bir konu şekline geliyor ve bu tölere edilecek bir durum değildir.

Burada katlardaki tuvaletlerin kız erkek öğrenci ve öğretmen sayısına göre yetersiz olması yine mimari tasarım açıdan yani amacına uygun şekilde bir yapı olmadığını o katlar için ve kullanıcı sayısına uygun olmadığını görmüş oluyoruz. Ayrıca ortak alan olarak kullanılan kantin ve kütüphanelerin ayrı ayrı iki okul için tasarlanmamasından dolayı tek bir kantinde iki okul öğrencilerin ya da kütüphanelerini kullanmak zorunda kalıyor ve bu tabii ki şimdi 158 kişilik bir grup için yeterli olabilir ancak çarpı iki şeklinde eklenen ilave öğrenciyle bunun gayet yetersiz olacağı açık olarak söyleyebiliriz.

Okul kapılarının ieçeri doğu açılması da yanlıştı. Yangın yönetmeliğine uygun olarak her zaman bu tarz kamusal binalarında açılış yönü dış tarafladır. Yani kaçış yönündedir. Çünkü herhangi bir panik anında içeri doğru açılamayacağı şekilde kabul edilir.

Ancak bu kullanıcı yükü sayısına göre yapısal olarak çok değişiklik yapılması gerekiyor. Ancak biliyorsunuz tarihi bir mekan burası.  Bunların mimari olarak yeniden boyutlandırılması, tasarlanması ya da düzenlenmesi çok zor.  Hatta tescilli olarak değerlendirildiğine imkansız bir şey. Bu mevcut okulu fiziki yapısı her iki okulu sağlıklı bir şekilde eğitimini karşılayacak, düzeyde olmadığını gördüğümüz bir tespitimiz var.

Bugüne kadar Edirne Yıldırım Beyazıd Anadolu Lisesi öğrenci üyelerinin itirazlarına tam olarak anlaşılmamış olduğunda veya yanlış yorumlanmış olduğunu görüyoruz. Ancak amacımız asla Birinci Murat Anadolu Lisesi ve binasını kötülemek değildir. Buradaki tek bizim arzumuz okulun kullanımının her iki okul için yetersiz olduğunu ifade etmektir.

İtirazlarımızın ana sebepleri bunlardır aslında. Bu iki binanın birlikte kullanılması kesinlikle uygun değildir. Dediğim gibi yapısal olarak olan kısmı bodrum kattaki kemer kirişinin zedelenmesi aslında bir risk oluşturuyor temel anlamda. Ve kamu yapılarında ve okullarda çocuklarımız için bu risk kesinlikle sıfır olmalıdır. Bunun bertaraf edilmesi lazım. Bir şekilde de çözülenmesi gerekiyor.

https://hudutgazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Video-2025-12-28-at-13.09.17.mp4

‘YANGIN MERDİVENİ YOK, İÇERİDE TEK MERDİVEN VAR’

Aynı zamanda makine mühendisi olan, öğrenci velisi Aziz Avukatoğlu da yapılan teknik incelemeler ve hazırlanan raporların, binanın iki okulun birlikte kullanımına uygun olmadığını, başta yangın, acil tahliye, sağlık ve yapı güvenliği olmak üzere çok sayıda hayati risk barındırdığını açıkça ortaya koyduğunu anlattı. Avukatoğlu, “Binada bulunan tüm kapılar kaçış yönüne ters şekilde içe açılmaktadır. Bu durum, yangın ve panik anlarında izdiham ve toplu can kaybı riskini ciddi biçimde artırmaktadır. Ayrıca, binada yangın merdiveni bulunmamaktadır. İki okulun toplam yaklaşık 500 öğrenci ve personeline rağmen yalnızca tek bir merdiven vardır. Merdiven genişliği 1.10 m olup, Yangın Yönetmeliği’ne göre olması gereken en az 3 metre genişlik sağlanamamaktadır. Merdiven korkulukları eski, aralıkları açık ve düşme riski oluşturacak durumdadır. Koridor ve merdiven kaçış mesafeleri mevzuatın çok üzerindedir; yangının orta bir noktada çıkması halinde öğrencilerin merdivene ulaşması dahi mümkün olmayacaktır” dedi.

‘YANGIN SÖNDÜRME SİSTEMİ YETERSİZ VE GÜVENSİZ’

Binadaki yangın söndürme sistemlerinin yetersiz ve güvensiz olduğunu dile getiren Avukatoğlu, “Binada etkin bir yangın söndürme altyapısı bulunmamaktadır. Sonradan kurulmaya çalışılan sistemler ise; yaklaşık 40 yıllık tesisata entegre edilmeye çalışılmaktadır. Yangın su deposu 20 ton kapasiteye sahip olup, yönetmeliğin gerektirdiği minimum kapasitenin çok altındadır. 13 yangın dolabının aynı anda kullanılması durumunda en az 37,5 ton suya ihtiyaç vardır. Bu haliyle sistemin yangın anında işlevsiz kalacağı açıktır” diye konuştu.

Edirne’de Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi’nin depreme dayanıksız olduğu gerekçesiyle taşındığı 1’inci Murat Anadolu Lisesi binasındaki mevcut koşulların risk oluşturduğunu savunan velilerin mücadelesi sürüyor…

İnşaat Mühendisi Mümin Keskin, 1. Murat Anadolu Lisesi binasında en önemli konulardan biri aslında bodrum kattaki kirişler olduğunu belirterek, bunların zedelenmesinin taşıyıcı olarak bir risk oluşturduğuna dikkat çekti. Keskin, yapılan teknik incelemeler ve hazırlanan raporların, binanın iki okulun birlikte kullanımına uygun olmadığını, başta yangın, acil tahliye, sağlık ve yapı güvenliği olmak üzere çok sayıda hayati risk barındırdığını açıkça ortaya koyduğunu söyledi…

Sınıfların, havalandırma ve sağlık koşulları için uygun olmadığını da söyleyen Avukatoğlu, “Çatı katında bulunan dersliklerde, kat yükseklikleri normalin çok altındadır. Pencere alanları olması gerekenin yaklaşık %20’si kadardır. Doğal havalandırma sağlanamamaktadır. Sınıflar dar ve uzundur; arka sıralarda oturan öğrenciler tahtayı görememekte, öğretmeni duymakta zorlanmaktadır. Yoğun öğrenci sayısı nedeniyle cebri havalandırma gerekmekte, ancak binanın tarihi eser olması ve tavan yüksekliklerinin düşüklüğü nedeniyle kanallı sistem kurulması fiilen imkânsızdır. Olası bir yangında dumanın yükselerek sınıflara dolması, pencerelerin açılmasıyla yangının hızlanması ve öğrencilerin karbonmonoksit gibi zehirli gazlara maruz kalması kaçınılmazdır” şeklinde konuştu. 

‘ÖĞRENCİLER MEVZUATA AYKIRI ORTAMDA EĞİTİM GÖRMEYE ZORLANIYORLAR’

Binanın yalnızca eğitim yapısı olarak değil, herhangi bir yoğun kullanıma açık yapı olarak dahi güvenli olmadığını dile getiren Avukatoğlu, “Hazırlanan teknik raporlar açıkça göstermektedir ki; mevcut bina iki okulun birlikte kullanımına uygun değildir. Öğrenciler can güvenliği olmayan, mevzuata aykırı bir ortamda eğitim görmeye zorlanmaktadır. Bu durum, Anayasa’da güvence altına alınan yaşam hakkı ve güvenli eğitim hakkının açık ihlalidir. Yetkilileri, daha büyük bir facia yaşanmadan önce ivedilikle sorumluluk almaya, Edirne Yıldırım Beyazıt Anadolu Lisesi ve 1. Murat Anadolu Lisesi öğrencileri için güvenli, sağlıklı ve mevzuata uygun eğitim ortamları sağlamaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

https://hudutgazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Video-2025-12-28-at-13.07.28.mp4

‘SAĞLIK AÇISINDAN DA CİDDİ RİSKLER VAR’

Edirne Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Celal Karlıkaya da, binanın sağlık açısından da ciddi riskler barındırdığını ifade etti. Yetersiz havalandırma, nem, rutubet ve karbon dioksit birikiminin öğrencilerin akademik başarısını ve sağlığını doğrudan etkilediğini belirten Karlıkaya, “Mutsuz ve sağlıksız bir ortamda eğitim olmaz. Çocukların temiz havaya ihtiyacı yetişkinlerden daha fazladır” dedi.

https://hudutgazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Video-2025-12-28-at-12.38.21-1.mp4
https://hudutgazetesi.com/wp-content/uploads/2025/12/WhatsApp-Video-2025-12-28-at-12.34.28.mp4

‘YARGI YOLUNA BAŞVURULABİLİR’

Avukat Gökhan Ağırbaş da, velilerin okul tahsis işleminin reddine karşılık yargı yoluna başvurabileceklerinin altını çizerek, “İdari bir dava açmak için ortada bir işlem olması gerekiyor. Biz burada bir işlem tesis ettirmeye çalışabiliriz. Burada mühendisliği, hukuku, tıbbı ilgilendiren gerekçeler var. Çocukların şu anda eğitim şartlarının uygun olmadığı, devletin de yükümlükleriyle ilgili, buna uygun koşullarda eğitime uygun bir yer tahsis edilmesi konusunda dilekçemizi vereceğiz. Bu reddedilmesi durumunda okul tahsis işlemimizin reddine karşılık yargı yoluna başvurulabilir” dedi.

Muhtardan kadınlara gelir kapısı!

Olgay GÜLER

Edirne’de Şükrüpaşa Mahallesi Muhtarı Esra Akgün Yılmaz, mahallesinde çocuğuna ya da torununa baktığı için çalışamayan kadınlara destek amaçlı üretim atölyesi kurdu.

Kentte, 31 Mart 2023’teki Mahalli İdareler Genel Seçimleri’nde Şükrüpaşa Mahallesi muhtarı seçilen Esra Akgün Yılmaz, bir süre önce mahallede çalışmak isteyen fakat çocuğuna ya da torununa baktığı için tam zamanlı işe gidemeyen kadınlar için çalışma başlattı.

Yılmaz, ilk olarak, kadınlardan gelen iş talebini Edirne Valisi Yunus Sezer’e iletti. Valilik aracılığıyla, Edirne Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir firmayla anlaşma sağlanarak mahallede iki noktada üretim atölyesi kuruldu. Atölyede firmanın ihtiyaç duyduğu contaları üretmeye başlayan kadınlara zamanla yenileri eklendi. Gelinen noktada iki atölyede toplam 120 kadına ek gelir kapısı açan muhtar Yılmaz, daha fazla kadına ulaşmayı hedeflediklerini söyledi.

‘KADINLAR İÇİN BÜYÜK BİR KAZANÇ OLDU’

Atölyenin zamanla büyümeye başladığını ve bunun kendisini çok mutlu ettiğini söyleyen muhtar Yılmaz, “Bir OSB firmasının contalarını üretiyorlar. Pimapenlerin içinde görünmez bir aksam var. O contaların üzerine kauçuk yapıştırıyorlar ve bu kauçuklar kolileniyor. Firma tarafından bizden teslim alınıyor ve yurt dışına ihracat yapılıyor. Bu konuda da kadınlarımıza gerçekten çok teşekkür ederim. Atölyemiz gitgide büyümeye başladı. Atölyemizin mevcut sayısı şu an 120 kadınımız var. Ama tabii bunlar çeşitli günlerde değişiklik kaydediyor. Bazı günler işi olmayan kadınımız, komşumuz atölyeye gelemiyor. Mesela o gün bir doktor kontrolü var, hastaneye gidiyor. Ya da çocuğunun okulda veli toplantısı var. Kadınlar için burası çok büyük bir kazanç oldu ve onların burada bu atölyede var olmaları bizlere de mutluluk veriyor” dedi.

‘KENDİ MESAİ SAATLERİNİ KENDİLERİ BELİRLİYORLAR’

Atölyede kadınların kendi mesai saatlerini kendilerinin belirlediğini anlatan Yılmaz, “Kimi çocuğunu okula bırakıp geliyor, kimisi temizliğini, yemeğini yapıp mahallemizdeki atölyelere geliyor. Burada kimse zamanla yarışmıyor. Herkes kendi mesai saatini kendisi oluşturuyor. Yani bu bizim için en önemli unsurlardan birisi. Aynı sokakta yaşayan ve birbirini tanımayan kadınlar bu atölyede yan yana oturuyorlar, sohbet ediyorlar, birbiriyle dertleşiyorlar. Ve burada komşuluk ilişkileri de ciddi anlamda tekrardan pekişmiş oluyor. Mahalle olmanın anlamını güçlendiriyor. Kadının hayata katılıyor olması bizlere de büyük bir mutluluk katıyor. Hem kadın güçlendikçe ailesi güçleniyor. Aile güçlendiğinde de mahallemiz huzurlu ve mutlu oluyor. Onların huzurlu ve mutlu olması bizleri de gerçekten çok gururlandırıyor. Biz mahallemizde bu dayanışmayı birlikte büyütüyoruz, birlikte hareket ediyoruz. Dayanışma ruhu, mahalle kültürü, mahallenin her türlü derdinin bir arada bulunduğu ve onların daha kısa sürede çözülüyor olması bizlere gerçekten büyük bir mutluluk ve huzur veriyor” diye konuştu.

‘ZAMANIMIZI DEĞERLENDİRİYORUZ’

Torununu okula bırakıp atölyeye çalışmaya gelen Çiçek İlgül (58), boş zamanını değerlendirip, sosyalleştiklerini belirterek, “Böyle bir şeyi araştırıyordum boş zamanımı değerlendirmek için. Okula torunumu bırakıyorum. Oradan eve döneceğime bu tarafa doğru gelip hem bir şeyler üretip hem de sosyalleşelim istedim. Sağ olsun muhtarımız bu atölyeyi açtı bize. Burada zamanımızı değerlendiriyoruz. İşimi torunumun çıkış saatine göre ayarlıyorum, buradan çıkıp torunumu okuldan alıp eve gidiyorum” ifadelerini kullandı.

‘OĞLUMU OKULA, EŞİMİ İŞE GÖNDERİP BURAYA GELİYORUM’

Çocuğunu okula gönderdikten sonra atölyeye gelen Berrin Yiğit (44), hem çocuğuyla ilgilenip hem de ek gelir sağladığını belirterek, “Benim de bir tanıdığım buraya gelmiş. Onların sayesinde duydum, o şekilde geldim. Gördüğünüz gibi önümüze gelen bu contaları yapmaya çalışıyoruz elimizden geldiği kadar. Sabahleyin çocukları okula gönderiyorum, eşimin kahvaltısını yaptırıyorum, onu işe gönderiyorum. Evi toparladıktan sonra buraya geliyorum. Burada vaktimi değerlendiriyorum. Bir nevi hem aktivitemizi yapıyoruz hem sosyalleşiyoruz. Bazen evime aldığım işle birlikte bütün gecemi ona harcıyorum. Programlanmış oluyorsunuz, gecenizi de ona göre ayarlıyorsunuz, gününüzü de ona göre program yapıyorsunuz” dedi.

‘HEM ÇALIŞIP HEM ARKADAŞ EDİNİYORUZ’

Çalıştığı işten 5 ay önce ayrılıp, atölyede çalışmaya başlayan Aynur Basmacı (49), “Evimiz bu siteye zaten yakın. Muhtar hanımın böyle bir çalışma başlattığını duydum. Ben de başvurayım dedim. 5 ay önce iş hayatımı sona erdirmiştim, çalışmıyordum. Eşim de emekli. Bana bir uğraş olur dedim. Burası da çok güzel, aile ortamı. Hem birbirimizi tanıyoruz, arkadaş edinmiş oluyoruz. Bütçeye de bir katkısı olur diye düşündüm. Ben uzun zaman çalıştığım için kalabalık ortamdaydım. İşi bıraktıktan sonra biraz boşta kaldıktan sonra buraya başladım. Burası mesaisi olmayan bir yer. Sabah 9’dan akşam 5’e kadar hocamız burada. İstediğimiz saatte geliyoruz, istediğimiz saatte gidiyoruz. Yapabildiğimiz kadar yapıyoruz. Öyle bir belli bir kota yok” diye konuştu.

‘KENDİMİ DAHA VERİMLİ HİSSEDİYORUM’

Yaklaşık 4 aydır atölyede çalışan Fethiye Özdöl ise “Sosyal projelerde de görev almayı seviyorum. Burasını da duyunca hemen başladım. Hem arkadaş ortamı kurmuş oldum hem yeni insanlar tanıdım hani arkadaş ortamı edinmiş oldum. Evde oturmak yerine daha verimli hissediyorum kendimi. Ev işlerini hiç aksatmıyorum, evdeki sorumluluklarımı da aksatmadan buraya geliyorum” ifadelerini kullandı.

İhracat Süreçlerinde Profesyonel Danışmanlık Desteği

İhracat Sürecinin Çok Boyutlu Yapısı

İhracat süreci, teklif hazırlamadan teslimata, tahsilattan satış sonrası hizmete kadar uzanan geniş bir zincirdir. Her bir halka, hem şirket içi ekiplerin uyumunu hem de dış paydaşlarla (müşteri, lojistik firması, gümrük müşaviri vb.) doğru iletişimi gerektirir.

Bu zincirdeki herhangi bir kopukluk, gecikmelere, maliyet artışına veya müşteri memnuniyetsizliğine yol açabilir. Bu nedenle, sürecin her aşamasının planlı, izlenebilir ve ölçülebilir bir yapıda olması önemlidir.

Profesyonel Danışmanlık Desteğinin Katkı Sağladığı Alanlar

Profesyonel danışmanlık, ihracat sürecinin hem stratejik hem de operasyonel tarafına dokunur. Şirketin hedefleriyle uyumlu bir yol haritası çizmekten, günlük iş akışlarının iyileştirilmesine kadar geniş bir çerçevede destek sunar.

Danışmanlık desteğinin öne çıktığı başlıca alanlar şöyle özetlenebilir:

– Pazar ve rakip analizi yaparak doğru hedef ülkeleri belirlemek

– Fiyatlandırma ve kârlılık analizlerini veri temelli hale getirmek

– Mevzuat ve gümrük süreçlerinde hata payını azaltmak

– Lojistik akışın daha verimli kurgulanmasına yardımcı olmak

– Teklif, sözleşme ve dokümantasyon süreçlerini standartlaştırmak

Kurumsallaşma Yolunda Danışmanlığın Rolü

İhracat faaliyetleri büyüdükçe, bu alanda kurumsal bir yapı kurma ihtiyacı da artar. Süreçlerin kişilere bağlı olduğu, bilgilerin yalnızca birkaç çalışanın bilgisayarında kaldığı bir model, uzun vadede ciddi risk taşır.

Bu noktada ihracat danışmanlığı yalnızca dışarıdan verilen bir operasyon desteği değil, aynı zamanda şirket içinde bilgi birikiminin sistematik hâle gelmesine katkı sağlayan bir rehberlik işlevi görür.

Danışmanlar; kontrol listeleri, prosedür taslakları, teklif ve sözleşme şablonları gibi dokümanlar oluşturarak, ihracat süreçlerinin şirket hafızasına kaydedilmesine yardımcı olur. Böylece, ekip değişiklikleri yaşansa bile bilgi kaybı en aza iner.

İhracat Süreçlerini Geliştirmek İçin Sürekli Destek

İhracat, dinamik bir alandır; pazar koşulları, döviz kurları, lojistik maliyetleri ve mevzuat düzenlemeleri sık sık değişir. Bu nedenle, bir kez kurulan yapının yıllarca aynı şekilde işleyeceğini varsaymak gerçekçi değildir.

Profesyonel danışmanlık desteği, bu değişimleri takip eden ve şirketin stratejisini güncel verilere göre revize eden bir yapı sunar. Düzenli aralıklarla yapılan değerlendirme toplantıları ve performans analizleri sayesinde, süreçlerdeki tıkanmalar erken fark edilir ve gerekli iyileştirmeler zamanında yapılabilir.

Sonuç: Daha Güçlü Bir İhracat Organizasyonu

İhracat süreçlerinde profesyonel destek almak, yalnızca belirli bir projeyi başarıyla tamamlamaktan ibaret değildir. Aynı zamanda, şirketin uluslararası pazarlarda kalıcı ve güvenilir bir oyuncu hâline gelmesine zemin hazırlar.

Strateji, operasyon ve kurumsal hafıza üçgeninde sağlanan bu destek sayesinde, ihracat şirket için geçici bir fırsat değil, sürekli değer üreten bir iş kolu hâline gelir. Uzun vadede, daha güçlü bir organizasyon yapısı ve daha profesyonel bir bakış açısı, şirketin rekabet gücünü belirgin biçimde artırır.

PlanBul’da Binlerce Randevu, Kusursuz Yönetim: Araç Servislerinde Verimlilik Rekoru Kırıyor

Türkiye’nin otomotiv ve motosiklet dünyasında dijitalleşme artık bir seçenek değil, bir zorunluluk haline geldi. Bu dönüşümün öncüsü olan PlanBul, servis merkezlerinin randevu operasyonlarını tek bir merkezden yöneterek sektörde gerçek bir verimlilik rekoruna imza attı. Bugün binlerce aracın servis süreci, karmaşık telefon trafiği ve manuel notlar yerine planbul.com üzerinden kusursuz bir algoritmayla yönetiliyor.

Operasyonel Mükemmellik ve Dijital Dönüşüm

Geleneksel yöntemlerle yönetilen servislerde yaşanan randevu çakışmaları ve boş kalan lift saatleri artık geçmişte kaldı. PlanBul, özellikle motosiklet ve otomobil servisleri için geliştirdiği SaaS altyapısı sayesinde, işletmelerin kapasitesini %100 verimle kullanmasını sağladı. Servis sahipleri; akıllı takvim yönetimi, çoklu şube desteği ve çalışan bazlı iş ataması gibi özelliklerle işlerini cebinden yönetirken, operasyonel hataları sıfıra indirmeyi başardı. İşletmesini bir adım öteye taşımak isteyenler için PlanBul araç servis randevu sistemi, sadece bir yazılım değil, aynı zamanda stratejik bir iş ortağı haline geldi.

Müşteri Deneyiminde Yeni Bir Çağ

Başarının anahtarı sadece yönetimde değil, aynı zamanda müşteri memnuniyetinde saklı. Araç sahipleri artık saniyeler içinde, hesap açma zorunluluğu bile hissetmeden randevularını oluşturabiliyor. WhatsApp ve SMS ile iletilen otomatik hatırlatıcılar sayesinde randevu sadakati artarken, işlem öncesi ve sonrası eklenen görsellerle şeffaflık en üst seviyeye çıkıyor.

PlanBul’un sunduğu bu profesyonel ekosistem, servislerin marka değerini yükseltirken müşteri bağlılığını da kalıcı hale getiriyor. Siz de servisinizde dijitalleşmenin gücünü hissetmek ve modern randevu yönetim platformu avantajlarından yararlanmak için PlanBul dünyasına adım atabilirsiniz.

Zaman tasarrufu, maksimum verim ve mutlu müşteriler; PlanBul ile bu başarı artık standart.

Kırkpınar sahası için “Taşınmasın” çağrısı

Kırkpınar Kültürünü Tanıtma ve Yaşatma Derneği Kurucu Başkanı Hüseyin Erkin, Edirne Valisi Yunus Sezer’in Sarayiçi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Alanı’nın başka bir yere taşınabileceğine yönelik açıklamasının ardından sosyal medya hesabından dikkat çeken bir paylaşım yaptı.

Erkin, bir asırdan bu yana yağlı güreşlere ev sahipliği yapan Edirne Sarayiçi Tarihi Kırkpınar Sahası’nın taşınması yerine çok fonksiyonlu şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Alanın yılda yalnızca 2,5 gün kullanılmasının kabul edilemez olduğunu vurgulayan Erkin, düşük maliyetli tadilatlarla sahanın 20 bin kişilik futbol müsabakalarının oynanabileceği bir yapıya dönüştürülebileceğini ifade etti.

Sarayiçi’nin TEM Otoyolu’na yakınlığı, bağlantı yolları ve Tunca yakasında kentin gelişmesiyle birlikte ulaşım avantajı bulunduğunu dile getiren Erkin, giriş-çıkışların rahatlatılması halinde bölgenin önemli bir tesis alanına dönüşebileceğini kaydetti.

Paylaşımında olası bir taşınma durumuna da değinen Erkin, daha önce 2019 yılında önerdiği Lalapaşa yolu üzerindeki Kestanelik Kışlası yanındaki 750 dekarlık hazine arazisinde “Kırkpınar Köyü Spor Kompleksi” adıyla çok amaçlı bir tesis kurulabileceğini hatırlattı. Ancak bu tür bir projenin ancak yeni tesis tamamlandıktan sonra Sarayiçi Güreş Sahası’nın boşaltılmasıyla mümkün olabileceğini belirtti.

Erkin açıklamasında, Sarayiçi Kırkpınar Sahası’nın 25 Kasım Stadı’nın yaşadığı sürece benzer bir akıbete uğramaması temennisinde de bulundu.

Geleneksel sporlar Avrupa ölçeğinde

Trakya Doğa Sporları Spor Kulübü’nün (TRAKDOSK), İtalya, Belçika, Fransa, Polonya, İspanya’dan ortakları ile yürüttüğü Erasmus+Spor REMIND Projesi’nde sona gelindi.

TRAKDOSK’un geçen Kasım ayında Edirne’de ev sahipliği yaptığı projeye ilişkin bilgilendirmede şunlara yer verildi:

“Geleneksel spor ve oyunların somut olmayan kültürel miras, sosyal kapsayıcılık ve yerel kalkınma üzerindeki etkilerini Avrupa düzeyinde ele alan REMIND – Remote Remembrancesto Fosterthe Future: Traditional Sportand Games Potential projesi,  Avrupa Birliği Erasmus+ Spor Programı desteğiyle yürütülen iki yıllık uluslararası çalışma sürecinin sonuna geliyor.

AVRUPA ÖLÇEĞİNDE ÇOK PAYDAŞLI BİR İŞ BİRLİĞİ MODELİ

REMIND Projesi, Avrupa genelinde geleneksel spor ve oyunlar alanında faaliyet gösteren ağ kuruluşlarını, yükseköğretim ve eğitim kurumlarını, araştırma ve eğitim odaklı enstitüleri, spor kulüplerini ve yaratıcı sektör temsilcilerini bir araya getiren çok paydaşlı bir iş birliği yapısı üzerine kuruldu. Proje süresince yürütülen ortak araştırmalar, yerel uygulamalar ve karşılıklı öğrenme faaliyetleri aracılığıyla; geleneksel spor ve oyunların sosyal kapsayıcılık, kültürel mirasın korunması ve yerel kalkınma politikalarıyla ilişkisi Avrupa perspektifinden ele alınmaktadır.

EDİRNE’DE DÜZENLENEN ULUSÖTESİ TOPLANTI, PROJENİN SON AŞAMASINA ODAKLANIYOR

Proje kapsamında Kasım ayında Edirne’de düzenlenen ulus ötesi toplantıda; İtalya, Belçika, Fransa, Polonya, İspanya ve Türkiye’den proje ortakları bir araya gelmiştir. Toplantı süresince REMIND Projesi’nin son uygulama aşaması değerlendirilmiş; geleneksel spor ve oyunların yerel topluluklar üzerindeki sosyo-ekonomik etkileri, kültürel mirasın sürdürülebilir aktarımı ve iyi uygulama örnekleri Avrupa ölçeğinde ele alınmıştır.

Toplantı, proje ortakları arasında bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirirken, proje çıktılarının gelecekteki politika ve uygulamalara nasıl katkı sunabileceğine ilişkin ortak bir değerlendirme zemini oluşturmuştur.

TRAKDOSK, YEREL UYGULAMALARI PROJEYE TAŞIYOR

Türkiye ortağı olarak projede yer alan Trakya Doğa Sporları Spor Kulübü (TRAKDOSK), Edirne ve Trakya bölgesinde yürütülen araştırmalar, yerel eğitim faaliyetleri ve yaygınlaştırma çalışmalarıyla REMIND Projesi’nin yerel düzeyde uygulanmasına katkı sunmaktadır. Bu çalışmalar, geleneksel spor ve oyunların yalnızca kültürel bir miras unsuru olarak değil, güncel sosyal etkileşim ve katılım aracı olarak da değerlendirilebileceğini göstermektedir.

“EDİRNE, YAŞAYAN KÜLTÜREL MİRAS AÇISINDAN GÜÇLÜ BİR POTANSİYELE SAHİPTİR”

Proje süresince araştırmacı olarak yer alan Trakya Üniversitesi Balkan Araştırma Enstitüsü Öğretim Görevlisi Dr. Evrim Kaşıkçı, geleneksel spor ve oyunların somut olmayan kültürel miras bağlamındaki önemine dikkat çekmektedir. Aynı zamanda T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı olan Dr. Kaşıkçı, Edirne’nin proje kapsamındaki rolünü şu sözlerle değerlendirmektedir:

‘Geleneksel spor ve oyunlar yalnızca fiziksel etkinlikler değil; toplumsal hafızayı taşıyan, kuşaklar arası aktarımı mümkün kılan ve yerel kimliği güçlendiren somut olmayan kültürel miras unsurlarıdır. Edirne ve Trakya coğrafyası, bu mirasın hâlâ canlı biçimde yaşatıldığı güçlü bir kültürel zemine sahiptir. REMIND Projesi, bu birikimi Avrupa düzeyinde görünür kılarak kültürel mirasın sosyal ve ekonomik katkılarının yeniden değerlendirilmesine katkı sunmuştur.’

Dr. Kaşıkçı, Edirne ve Balkan coğrafyasındaki geleneksel sporlar, müzik kültürü ve kültürel aktarım süreçlerine odaklanan yeni bir yayın çalışmasının da hazırlık aşamasında olduğunu belirtmektedir.

PROJE ÇIKTILARI VE DEVAMLILIK

Projesi kapsamında elde edilen bulgular, geleneksel spor ve oyunların yalnızca geçmişe ait uygulamalar olmadığını; günümüzün toplumsal ve ekonomik ihtiyaçlarına yanıt verebilen, yaşayan kültürel pratikler olduğunu ortaya koymaktadır.

REMIND Projesi kapsamında elde edilen araştırma verileri, eğitim içerikleri ve iyi uygulama örneklerinin, REMIND uygulamasının ve web sitesinin; proje tamamlandıktan sonra da yerel yönetimler, eğitim kurumları ve sivil toplum kuruluşları tarafından referans olarak kullanılması öngörülmektedir. Proje, geleneksel spor ve oyunların çağdaş toplumlarda yeniden değerlendirilmesine yönelik Avrupa ölçeğinde önemli bir birikim sunmaktadır.”

Aramızdan ayrılanlar

BÜLENT EVREN KİREZCİ VEFAT ETTİ
Merhum Sevgi Kirezci’nin eşi Bülent Evren Kirezci, 65 yaşında vefat etti.
Merhum Sevgi Kirezci’nin eşi, Hikmet Kirezci, Orhan Kirezci, Adnan Kirezci ve merhume Nefize Kirezci’nin kardeşleri Bülent Evren Kirezci için dün Şeyh Çelebi Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Bülent Evren Kirezci’nin cenazesi Acı Çeşme Mezarlığı’nda toprağa verildi.
HAMDİYE BUNARBAŞI VEFAT ETTİ
Karaağaç Mahallesi sakinlerinden Hamdiye Bunarbaşı, 74 yaşında vefat etti.
Merhum Mehmet Bunarbaşı’nın eşi, Salih, Filiz, Sevda, Remzi ve Nurettin Bunarbaşı’nın anneleri, Uğur, Umut ve Ege Burgu’nun ananneleri Hamdiye Bunarbaşı için dün Karaağaç Eski Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Hamdiye Bunarbaşı’nın cenazesi Karaağaç Mezarlığı’na defnedildi.
NECDET KATÇEŞME VEFAT ETTİ
Bedesten eski esnaflarından saatçi Necdet Katçeşme, 74 yaşında vefat etti.
Merhum Gülsüm Katçeşme’nin eşi, Serkan Katçeşme ve Nurkan Akbaşak’ın babaları, Hakan Akbaşak’ın kayınpederi Necdet Katçeşme için dün Eski Cami’de cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Necdet Katçeşme’nin cenazesi Yeni Şehir Mezarlığı’na defnedildi.
FARUK ÇAKICI VEFAT ETTİ
Merhum Ahmet Çakıcı ve Emine Çakıcı’nın oğulları Faruk Çakıcı, 72 yaşında vefat etti.
Nurcan Serbes’in babası, Fahrettin Çakıcı, Ersel Çakıcı ve Yüksel Çakıcı’nın kardeşleri, Aytunç Çakıcı’nın amcası Faruk Çakıcı için dün Eski Cami’de cenaze töreni düzenlendi.
Öğle namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Faruk Çakıcı’nın cenazesi Yeni Şehir Mezarlığı’nda toprağa verildi.
HAMDİYE ÇORBACI VEFAT ETTİ
Ferit Çorbacı’nın eşi Hamdiye Çorbacı, 66 yaşında vefat etti.
Ferit Çorbacı’nın eşi, Hakan Çorbacı’nın annesi, Aydın Livada ve Hamdi Erdoğan’ın kardeşleri Hamdiye Çorbacı için dün Süleçelebi Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Hamdiye Çorbacı’nın cenazesi Buçuktepe Mezarlığı’nda toprağa verildi.
SELÇUK SÜRME VEFAT ETTİ
Babademirtaş Mahallesi sakinlerinden Selçuk Sürme, 60 yaşında vefat etti.
Babademirtaş Mahallesi sakinlerinden merhum Osman ve merhume Mahmure Sürme’nin oğlu, Zeynep Sürme’nin eşi, Ece Sürme’nin babası, Bahar Özgünden’in ağabeyi, Murat Atar’ın dayısı Selçuk Sürme için dün Çakırağa Camisi’nde cenaze töreni düzenlendi.
İkindi namazından sonra kılınan cenaze namazının ardından Selçuk Sürme’nin cenazesi Bademlik Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Saat ve takvimde uluslararası uyum 100 yaşında

Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Yönetim Kurulu, uluslararası saat, takvim ve ölçü birimlerinin kullanımının TBMM’de kabul edilmesi kutladı.

ADD Edirne Şubesi’nden yapılan açıklamada, 26 Aralık 1925 tarihinde Uluslararası saat ve takvimlerin kullanımının TBMM’de kabul edildiği anımsatılarak,  Türkiye bir kanunla Uluslararası Miladi takvime geçtiği, Türkiye’deki saat sistemi 26 Aralık 1925’te Günün 24 Saate Taksimine Dair Kanun’un mecliste görüşülüp kabul edilmesi ile değiştiğine yer verilerek şöyle denildi:

“697 sayılı kanun, 2 Ocak 1926’da Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanunun 1. maddesi ‘Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gün, gece yarısından başlar ve saatler sıfırdan yirmi dörde kadar sayılır’ diyerek ülkede günün 24 saate bölündüğü saat sistemini yürürlüğe koyar. Kanunun 2. maddesi ile ulusal saat sistemi İzmit’ten geçen 30. meridyen esas alınarak oluşturuldu.

Türkiye Cumhuriyetinde ilk dönemler Osmanlı Döneminden kalan ölçü ve tartı birimleri ve bunlarla ilgili aletler kullanılıyordu. Uzunluk ölçü birimleri olarak endaze, parmak, arşın, adım, ayak ve kulaç vb. kullanılıyordu. Ağırlık ölçü birimi olarak da okka, batman, çeki gibi birimler esas alınıyordu. Bu ölçü ve tartı birimlerinin belli bir standardı yoktu. Bu durum bölgesel ve uluslararası ticarette sorunlara neden oluyordu.

1928 yılında yapılan bir değişiklikle milletlerarası rakamlar kabul edildi. 26 Mart 1931‘de eski ağırlık ve uzunluk ölçüleri değiştirildi. Uzunluk ölçüsü olarak arşın ve endaze yerine metre, hacim ölçüsü olarak litre, ağırlık ölçüsü olarak da kilogram kabul edilmiştir. Bu uygulamalarla ticaret ve ekonomi alanlarında işlemler kolaylaştırılmış ve tüm ülkede bir ölçü düzeni kurulmuştur. Öte yandan saat, takvim ve hafta tatili düzenlemeleri de çeşitli sorunlara yol açıyordu. Bütün bu kargaşaya son vermek için birtakım düzenlemeler yapıldı.

Osmanlı döneminde 60 cm. veya 65.cm uzunluğa eşit olan endaze, parmak ucundan omuza kadar uzunluğu ifade eden ve ortalama 75,8 cm. kabul edilen arşın ile adım, ayak, kulaç gibi uzunluk ölçüleri kullanılıyordu. Bu ölçüler standart ölçüler değildi. Hele adım, ayak, kulaç gibi ölçülerle sağlıklı bir iş yapmak hiç mümkün değildi. Bunların yerine 26 Mart 1931 tarih ve 1782 sayılı kanunla modern dünyanın kullandığı metre sistemi kabul edilmiştir. Artık uzunluk ölçümü milimetre, santimetre, desimetre, metre, dekametre, hektometre, kilometre ile ifade edilecektir.

Osmanlı zamanında kullanılan ağırlık ölçülerine baktığımızda bu gurubun temel birimi dirhemdir. Dirhem Mısır’da 3,0889 gram, İstanbul’da 3.207 gram idi. 400 dirhem bir okkayı oluşturuyordu. İstanbul için bir okka 1,282 gram ağırlığı ifade etmekteydi. Diğer şehirlerde de okkada farklılıklar görülebiliyordu. Okka yerine vakiyye ve kıyye tabirleri de kullanılıyordu. 44 okka bir kantarı, 4 kantar da bir çekiyi ifade etmekteydi. Bu hesaba göre, 1 kantar 56,408, 1 çeki de 225,632 kilograma karşılık geliyordu. Ancak sonradan 195 okka yani 250 kilogram 1 çeki denildi. Bir başka ağırlık ölçüsü olan batman ise aynı zamanda yüzey ölçüsü olarak da kullanılmış, farklı ülkelerde farklı zamanlarda farklı standartları ifade etmiştir. Altın ve kıymetli taşların ölçümünde kullanılan temel birim ise kırattır. Kıratın alt ve üst birimleri ve bunların birbirlerine oranları şu şekildedir. 1 tam 3/7 (Bir tam üç bölü yedi) dirhem bir miskali oluşturur. Miskalin 1/4’üne denk, dengin 1/4’üne kırat, kıratın 1/4’üne buğday, buğdayın 1/4’üne fitil, fitilin 1/ 2’sine nakir, nakirin 1/2’sine kıtmir, kıtmirin 1/2’sine zerre denilirdi.

1782 sayılı kanun ağırlık ölçülerinde de genel standartları getirmiştir. Artık ülke içinde ve dışındaki alışverişlerde miligramdan tona kadar uzanan modern dünyanın ölçü sistemi esas alınacaktır. Kuyumculukta ise yeni şekli ile 2 desigram ağırlığa karşılık gelen“kırat” da kullanılabilecektir.

Hacim ölçüleri ile tartılan hububat cinsi ticari emtiada ise kile, şinik, tas, ölçek vb. ölçü birimleri kullanılmaktaydı. Bu ölçümlerin kendi içerisinde bile tutarlılıkları yoktu. İstanbul kilesi ortalama 25 kilo, İbrail-Romanya kilesi 100 kilo idi. Kilenin küsuratına kutu denilirdi. 8 kutu 1 İstanbul kilesini oluştururdu. Kilenin 1/4’üne de şinik adı verilirdi. 26 Mart 1931 tarihli kanunla sıvı maddelerin hacim ölçümlerinde litre sistemi getirilmiştir. Bu sistemde mililitreden kilolitreye kadar uzanan bir dereceleme sistemi mevcuttur. Katı ve gaz maddelerin hacimlerinin ölçülmesinde ise milimetreküpten kilometreküpe kadar uzanan bir sistem getirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde tarla, bahçe gibi arazilerin yüzey ölçümünde dönüm ve çiftlik tabirleri kullanılmıştır. Bir çiftlik arazi verim durumuna göre 60 ile 150 dönüm arasında değişebiliyordu. Dönüm adım hesabı ile tespit edilirdi. Orta adımlarla eni ve boyu 40 adım olan araziye dönüm denilirdi. Ölçüler kanunu ile yüzey ölçüsü olarak metrekareden kilometrekareye kadar uzanan bir sistem getirilmiştir.

Ülkede ağırlık ve uzunluk ölçülerinde tek bir sistemin uygulanmasını sağlamak ve uluslararası ticari ilişkileri kolaylaştırmak için; Arşın, endaze, okka, çeki gibi hem belirli olmayan hem de bölgelere göre değişen eski ölçüler kaldırılmış,Onlu sisteme uygun, metre ve kilogram gibi uzunluk ve ağırlık ölçüleri kabul edilmiştir.

Ölçülerde değişiklik geç kalınmış bir düzenlemedir. Gelişen dünyada çok önceleri bu uygulamaya geçmek gerekiyordu. Ölçüler kanunu sayesinde ülke içerisinde ölçülerle birlik sağlandığı gibi dış ticaret de kolaylaşmıştır.

Uluslararası saat ve takvimin kullanımının TBMM’de kabul edilmesinin 100. Yılı Kutlu Olsun!.”