Trakya diken üstünde!

Trakya Platformu ve Trakya Kent Konseyleri Birliği öncülüğünde, Trakya Belediyeler Birliği’nin desteği ve farklı disiplinlerden bilim insanları, hukukçular, yerel yöneticiler ile bölge halkının katılımıyla 18 Nisan 2026 tarihinde Vize’de gerçekleştirilen “Trakya’da Nükleer Santral İstemiyoruz” başlıklı panelin sonuç bildirgesi yayınlandı. Bildiride, sürecin şeffaf ve katılımcı bir şekilde yürütülmediği; yerel halkın, bilim insanlarının ve ilgili tüm paydaşların karar alma süreçlerine yeterince dâhil edilmediğine dikkat çekilerek, “Bu durum hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Bu ölçekte bir proje, toplumdan ve bilimsel akıldan kopuk şekilde hayata geçirilemez” ifadelerine yer verildi.

Söz konusu bildirgede, panel süresince ortaya konulan bilimsel, hukuki ve toplumsal verilerin birlikte değerlendirilmesi halinde ve panele katılım dikkate alındığında, nükleer santralin istenmediği açıkça görüldüğünün altı çizilerek şöyle denildi:

“Trakya’da planlanan yaklaşık 14 bin dönümlük nükleer santral projesinin kamu yararı, çevre hakkı ve yaşam hakkı ilkeleriyle bağdaşmadığı ortaya konmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti yalnızca bir hukuk devleti değil, aynı zamanda bir çevre devletidir. Başta Anayasa’nın 56. maddesi olmak üzere, kıyıların, ormanların ve tarım alanlarının korunmasına ilişkin hükümler, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına almaktadır. Bu çerçevede, yaşam hakkını riske atan bir projenin kamu yararı ile gerekçelendirilmesi mümkün değildir.

Planlanan proje alanı; 1/100.000 ölçekli Trakya Alt Bölge Ergene Havzası çevre düzeni planlarında orman alanı, tarım arazisi ve mutlak içme suyu koruma alanı olarak tanımlanmakta olup, Istranca Ormanları ve longoz ekosistemleri gibi yüksek ekolojik değere sahip hassas alanlarla doğrudan ilişkilidir. Aynı zamanda santral alanı Longoz Ormanları Milli Parkı’nı direkt olarak etkileyecek yakınlıkta bir konuma sahiptir.Söz konusu alan yeraltı ve yerüstü su sistemleri, gölleri, dereleri ve kıyı ekosistemleriyle birlikte işleyen bütüncül bir yaşam alanıdır. Mevsimsel olarak su altında kalan ve bu sayede kendine has bir flora-fauna dengesi kuran bu alan, Amazon ve Kongo’daki benzerleriyle kıyaslanacak kadar kıymetli, dünya çapında nadir görülen bir subasar orman ekosistemidir.Nitekim 15.04.2026 tarihinde Kırklareli ili Demirköy ilçesi Sivriler Köyü ile Vize ilçesi Kışlacık Köyü sınırları içerisinde yer alan Panayır İskelesi ve çevresi, Doğal Sit – Nitelikli Doğal Koruma Alanı olarak tescillenmiştir.

Bu alana kurulacak bir nükleer santral, başta soğutma suyu deşarjı olmak üzere deniz ekosistemlerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara yol açabilecek; deniz çayırlarını ve dolayısıyla balıkçılık faaliyetlerini ciddi biçimde tehdit edecek ve bölgenin ekolojik dengesini bozacaktır. Istrancaların kalbine yapılacak böyle bir müdahale, yalnızca bugünü değil, bölgenin geleceğini geri dönüşü zor bir risk alanına dönüştürmek anlamına gelmektedir.

Edirne kent Konseyi Başkanı Özer Demir de panele katılmıştı

Nükleer santrallerde risk hiçbir zaman sıfıra indirgenemez. Deprem, sel ve iklim krizine bağlı aşırı hava olayları gibi öngörülemeyen süreçler, teknik güvenlik önlemlerini aşabilmektedir. Geçmişte yaşanan kazalar bu durumu açıkça göstermiştir. Radyasyon il sınırlarını tanımaz; etkisi yalnızca proje alanıyla sınırlı kalmaz, Marmara ve Karadeniz havzasını kapsayan geniş bir coğrafyaya yayılabilir. Nükleer riskin etkileri, gıda zinciri ve su sistemleri aracılığıyla farklı bölgelere taşınabilir.

Bilimsel çalışmalar, iyonize radyasyonun insan sağlığı üzerinde kanserojen etkiler oluşturduğunu ve düşük doz maruziyetlerin dahi uzun vadede genetik sonuçlar doğurabildiğini ortaya koymaktadır. Bu etkiler özellikle çocuklar açısından daha yüksek riskler barındırmaktadır. Nükleer risk yalnızca fiziksel değil; psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlarıyla da toplum üzerinde kalıcı etkiler yaratmaktadır.

Enerji politikaları açısından yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin mevcut kurulu gücünün talebin üzerinde olduğu, dolayısıyla kısa ve orta vadede nükleer enerjiye zorunlu bir ihtiyaç bulunmadığı ifade edilmiştir. Nükleer enerji yüksek maliyetli ve dışa bağımlı bir model oluştururken, rüzgâr ve güneş enerjisi gibi yenilenebilir kaynaklar daha ekonomik ve güvenli alternatifler sunmaktadır.

Öte yandan sürecin şeffaf ve katılımcı bir şekilde yürütülmediği; yerel halkın, bilim insanlarının ve ilgili tüm paydaşların karar alma süreçlerine yeterince dâhil edilmediği görülmektedir. Bu durum hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Bu ölçekte bir proje, toplumdan ve bilimsel akıldan kopuk şekilde hayata geçirilemez.

Trakya yalnızca bir bölge değil; başta İstanbul olmak üzere geniş bir coğrafyanın hava, su ve tarımsal gıda deposudur. Bu nedenle kısa vadeli enerji tercihleri uğruna uzun vadeli ekolojik ve toplumsal risklerin göze alınması kabul edilemez. Bölgenin sahip olduğu doğal değerler dikkate alındığında, Istranca Ormanları’nın UNESCO koruma statüsüne kavuşturulması ve bugüne kadar verilen zararlar da göz önüne alınarak Trakya’nın daha güçlü koruma statüleriyle güvence altına alınması gerekmektedir.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında; Trakya’da planlanan nükleer santral projesinin durdurulması, sürecin şeffaf, katılımcı ve bilimsel temelde yeniden ele alınması, bölgenin ekolojik ve tarımsal değerlerine sahip çıkılması ve enerji politikalarında yenilenebilir kaynaklara öncelik verilmesi gerektiği açıkça ortaya konmaktadır.

Bizler, yaşam hakkını ve doğayı savunan tüm paydaşlar olarak, hukuki ve demokratik haklarımız çerçevesinde bu sürece karşı durmaya devam edeceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz. Başta Vize olmak üzere tüm Trakya halkı, yaşam alanlarına yönelik bu tehdide vize vermeyecektir.”

‘Yerel basın ekonomik baskı altında’

Edirne Gazeteciler Derneği’nin de (EGD) çatısı altında yer aldığı Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu Kocaeli İl Temsilciliği’nin ev sahipliğinde gerçekleşen 30. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nın sonuç bildirgesi yayınlandı. 17–19 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlenen toplantıda, medya sektöründeki güncel gelişmeler, yerel basının ekonomik ve yapısal sorunları, basın özgürlüğü ve dijital dönüşüm süreci kapsamlı şekilde ele alındı.

Toplantının ardından yayımlanan sonuç bildirgesinde, basın sektörünün içinde bulunduğu çok boyutlu sorunlar detaylı biçimde ortaya konulurken, çözüm önerileri de kamuoyuyla paylaşıldı. Bildirgede, gazetecilik mesleğini tanımlayan ve mesleki standartları belirleyen kapsamlı bir yasal düzenlemenin bulunmamasının sektörün en temel yapısal eksikliklerinden biri olduğuna dikkat çekildi. Mevcut durumda mesleğe giriş kriterlerinin belirlenmemiş olmasının, gazeteciliğin denetimsiz şekilde yapılmasına yol açtığı vurgulandı. Bu durumun mesleki niteliği düşürdüğü, etik ihlalleri artırdığı ve kamuoyunun doğru bilgiye erişimini olumsuz etkilediği ifade edildi. Özellikle dijital medyanın yaygınlaşmasıyla birlikte sorumsuz içerik üretiminde ciddi artış yaşandığına işaret edilerek, gazetecilik mesleğini açık biçimde tanımlayan bir meslek yasasının ivedilikle çıkarılması gerektiği belirtildi.

YEREL BASIN EKONOMİK BASKI ALTINDA

Yerel basının ekonomik sürdürülebilirliğine de geniş yer verilen bildirgede, resmî ilan ve reklam gelirlerinin hayati önem taşıdığına dikkat çekildi. Ancak son yıllarda ilanların birleştirilmesi, bazı ilanların yayın zorunluluğunun kaldırılması ve doğrudan temin yöntemlerinin yaygınlaşması nedeniyle gelirlerde ciddi düşüş yaşandığı ifade edildi.

Kamuda tasarruf uygulamalarıyla ilan hacminin daralmasının yerel medya kuruluşlarını daha kırılgan hale getirdiği, birçok yayın organının kapanma riskiyle karşı karşıya olduğu belirtildi. Ayrıca ilanlardan alınan yüzde 15’lik komisyon oranının da sektör üzerinde mali yük oluşturduğu vurgulandı. Bu kapsamda komisyon oranlarının düşürülmesi, ilan kesme cezalarının son çare olarak uygulanması ve doğrudan temin yöntemlerinin sınırlandırılması gerektiği ifade edildi. Yerel basının korunması için adil ve dengeli bir ilan dağıtım sistemi oluşturulmasının önemi de bildirgede yer aldı.

 BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ KONUSU ELE ALINDI

Bildirgede, basın ve ifade özgürlüğü önündeki yasal ve fiili engellerin demokratik toplum açısından ciddi riskler oluşturduğu belirtildi. Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nda yer alan bazı düzenlemelerin gazeteciler üzerinde baskı yarattığı, bunun da oto-sansüre yol açtığı ifade edildi. Gazetecilere yönelik soruşturma ve davalar ile ekonomik baskı unsurlarının birleşmesinin, editoryal bağımsızlığı zayıflattığına dikkat çekildi. Bu çerçevede mevzuatın evrensel hukuk normlarına uygun hale getirilmesi, adil yargılama ilkelerinin gözetilmesi ve gazetecilerin haber kaynaklarını koruma hakkının güvence altına alınması gerektiği vurgulandı. Öte yandan, dezenformasyonla mücadelenin önemli olduğu ancak bu amaçla yapılan düzenlemelerin ifade özgürlüğünü zedelememesi gerektiği belirtildi. 7418 sayılı ve kamuoyunda “Dezenformasyon Yasası” olarak bilinen düzenlemenin uygulamada gazeteciler üzerinde baskı oluşturduğu ve yeniden ele alınmasının kaçınılmaz olduğu ifade edildi.

ARTAN MALİYETLER VE DESTEK İHTİYACI

Basın sektöründe artan maliyetlerin de önemli bir sorun alanı olduğu belirtilen bildirgede, kağıt, baskı, enerji ve personel giderlerindeki artışın mevcut gelir yapısıyla karşılanmakta zorlanıldığı ifade edildi. Resmî ilan fiyatlarındaki artışların enflasyon karşısında sınırlı kaldığı, yüksek kredi faizlerinin finansmana erişimi zorlaştırdığı ve mevcut destek mekanizmalarının yetersiz olduğu vurgulandı. Bu nedenle yerel basına yönelik düşük faizli kredi imkanlarının artırılması, finansman maliyetlerinin düşürülmesi ve kamu desteklerinin genişletilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca dijital dönüşüm yatırımları için özel teşvik programlarının hayata geçirilmesi çağrısında bulunuldu.

BASIN DEMOKRASİNİN TEMEL TAŞIDIR

Bildirgenin genel değerlendirme bölümünde ise yerel basının demokratik denetimin, toplumsal bilgilendirmenin ve çok sesliliğin temel unsuru olduğu vurgulandı. Ekonomik olarak zayıflayan bir medya ortamında kamuoyunun doğru bilgiye erişiminin zarar gördüğü ifade edildi. Yerel denetim mekanizmalarının zayıflamasının demokratik yapıyı doğrudan etkilediğine dikkat çekilerek, basının güçlendirilmesinin yalnızca sektörün değil toplumun ortak meselesi olduğu belirtildi. Son dönemde atılan bazı olumlu adımlar memnuniyetle karşılanmakla birlikte, mevcut sorunların çözümü için kapsamlı ve kalıcı reformlara ihtiyaç olduğu vurgulandı. Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu, yerel basının güçlendirilmesi, basın özgürlüğünün güvence altına alınması ve mesleki standartların yükseltilmesi için tüm yetkilileri sorumluluk almaya davet etti.

Doç. Dr. Çiftci’ye önemli misyon

Trakya Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Turizm İşletmeciliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Gülsel Çiftci, sınır çalışmaları alanında dünyanın önde gelen uluslararası akademik kuruluşlarından biri olan Association for Borderlands Studies’in (Sınır Çalışmaları Birliği) 2026–2029 dönemi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi.

Doç. Dr. Çiftci’nin adaylığı; sınır ötesi turizm, sınır bölgelerinde yönetişim, mekânsal dönüşüm ve çok disiplinli sınır çalışmaları alanındaki akademik katkıları ile dernek bünyesindeki aktif bilimsel çalışmaları doğrultusunda değerlendirildi. Özellikle yönetim, akademik etkileşim, uluslararası iş birlikleri ve bilimsel gelişime yönelik kapsayıcı yaklaşımıyla öne çıktığı belirtildi.

Bu görev kapsamında Çiftci, Birliğin Yönetim Kurulu’nda görev alacak Türkiye’den tek üye olarak hem Trakya Üniversitesini hem de Türkiye’yi uluslararası düzeyde temsil edecek.

Çiftci’nin yönetim kurulu üyeliğinin, üniversitenin bu alandaki bilimsel kapasitesini güçlendirmesi ve uluslararası akademik ağlarla iş birliklerini geliştirmesi bekleniyor.

Kereste fabrikasında patlama sonrası yangın!

Olgay GÜLER
Edirne’nin İpsala ilçesine bağlı Paşaköy’deki kereste fabrikasında, yağ kazanında meydana gelen patlamanın ardından yangın çıktı.


Yangın, Pazartesi akşam saatlerinde ilçeye bağlı Paşaköy’deki kereste fabrikasında çıktı. Kereste fabrikasındaki yağ kazanında patlama meydana geldi. Ardından çıkan yangın, fabrikadaki yanıcı ve parlayıcı maddeler nedeniyle hızla yayıldı. İhbar üzerine olay yerine jandarma, itfaiye ve sağlık ekipleri sevk edildi.

Alevler fabrikayı tamamen sararken, Keşan, Enez ve çevredeki beldelerden de olay yerine takviye itfaiye ekipleri gönderildi.

Yangın, itfaiye ekiplerinin yaklaşık 2 saat süren müdahalesiyle kontrol altına alındı. Yangın sonucu fabrikada büyük çapta maddi hasar meydana geldi. Kontrol altına alınan yangın sonrası itfaiyenin soğutma çalışmaları gerçekleştirdi.


İpsala Kaymakamlığı’nın sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, “Paşaköy’ümüzde bir kereste fabrikasının yağ tankından çıkan yangın kontrol altına alınmıştır. İpsala ve çevre ilçelerden gelen itfaiye ekiplerine teşekkür ederiz. Geçmiş olsun” ifadeleri kullanıldı.

Otomobil yangında kül oldu!

Olgay GÜLER
Edirne’de Lalapaşa yolu üzerinde seyir halindeyken alev alan Romanya plakalı otomobil, yanarak kullanılamaz hale geldi.


Olay, Edirne-Lalapaşa D100 karayolunun Hasanağa köyü yakınlarında meydana geldi. F.M. idaresindeki IF 32 GBR Romanya plakalı otomobilden, seyir halindeyken henüz belirlenemeyen nedenle alevler yükselmeye başladı. Sürücü, otomobili yol kenarına çekerek kendisini dışarı attı.

İhbarla bölgeye itfaiye ve jandarma ekipleri sevk edildi. Ekipler gelene kadar yangına, bölgeye yakın Edirne Belediyesi’nin içme suyu arıtma tesislerinde bulunan görevliler, yangın söndürme tüpleriyle müdahale ederek yardım etti. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın kontrol altına alınarak söndürüldü.

Yangında araç kullanılamaz hale gelirken, otomobil sürücüsü F.M. ve yanındaki yolcu yara almadan kurtuldu. Yangınla ilgili inceleme başlatıldı.

Toprak Topatan milli kadroda

Edirne Sporcu Eğitim Merkezi (SEM) sporcusu Toprak Topatan, Edirne Olimpik Yüzme Havuzu’nda geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirilen Türkiye Yıldız-Genç ve Açık Yaş Uzun Kulvar Millî Takım Seçmesi’ndeki başarısıyla Temmuz ayında Slovenya’da düzenlenecek yarışlarda milli mayoyu giymeye hak kazandı.

Edirne SEM  sporcusu Toprak Topatan, 42 ilden 176 kulübün katıldığı; 373 kadın ve 564 erkek olmak üzere toplam 937 sporcunun mücadele ettiği Türkiye Yıldız-Genç ve Açık Yaş Uzun Kulvar Millî Takım Seçmesi’nde 400 m Serbest, 800 m Serbest ve 1500 m Serbest yarışlarında Yıldızlar kategorisi birincisi oldu. .

Toprak Topatan, elde ettiği bu önemli başarıyla 17–19 Temmuz tarihleri arasında Slovenya’da düzenlenecek Central European Countries Meet yarışlarında Yıldızlar Millî Takımı kadrosunda yer almaya hak kazandı.

Edirne Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, paylaşımında Toprak Topatan’ı, “Sporcumuzu ve antrenörlerini tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyoruz” ifadeleriyle kutladı.

Edirne Olimpik Yüzme Havuzu’nda geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirilen Türkiye Yıldız-Genç ve Açık Yaş Uzun Kulvar Millî Takım Seçmesi’nde 3yeni Türkiye rekoru kırılırken, toplam 3.541 yarış gerçekleştirildi.

TIR’da 10 bin 400 kaçak elektronik sigara!

Olgay GÜLER
Edirne’den Bulgaristan’a açılan Kapıkule Sınır Kapısı’nda durdurulan TIR’da, 10 bin 400 elektronik sigara ile çok sayıda kaçak eşya ele geçirildi.


Edirne Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri, Bulgaristan’a açılan Kapıkule Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye giriş yapan TIR’ı takibe aldı. Gümrük sahasına gelen TIR, şüphe üzerine X-Ray taramasına sevk edildi.

Taramada şüpheli yoğunluk tespit edilen TIR, detaylı kontrol için araç arama hangarına alındı. Burada yapılan arama ve kontrollerde; TIR’ın dorsesinde yasal yük üzerinde toplam 10 bin 400 elektronik sigara, 720 bin sigara filtresi, 84 oto parçası, 215 kutu vitamin ve kişisel bakım ürünleri ile 2 bin 520 adet ilaç ele geçirildi, sürücü gözaltına alındı.
Olayla ilgili inceleme sürüyor.

Işık kirliliğinde ‘depresyon’ riski!

Olgay GÜLER
Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, gece aydınlatmaları ve cep telefonlarının yaydığı mavi ışıkların gençler ve hamilelerde depresyon riskini arttırdığını söyledi.
TÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Fizyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, gece kentlerdeki suni aydınlatmalar ve cep telefonları gibi elektronik aletlerin yaydığı mavi ışıkların, insan sağlığına zararlarına yönelik açıklamalarda bulundu. Son dönemlerde aşırı aydınlatmanın ışık kirliliği haline geldiğini söyleyen Prof. Dr. Öztürk, son 8 yılda aydınlatma seviyesinin gece 2 katına çıktığını belirtti.
‘AYDINLATMAYI SÜS ARACI GİBİ GÖRMEMEK GEREKİYOR’
Aşırı aydınlatmanın, sorunları da beraberinde getirdiğini aktaran Prof. Dr. Öztürk, “Bunun yarattığı tabii bazı sorunlar var. Artık aydınlatmayı güzel bir şey, bir süs aracı gibi görmemek gerekiyor. Çünkü bunun çok boyutlu etkileri oluyor. Birincisi; aydınlatma için gereken enerji desteği, bunu sağlayabilmek için ortaya çıkan karbondioksit emisyonu çok yüksek. Aşağı yukarı 200 milyar kilo civarında karbondioksit emisyonuna yol açıyor ki yaklaşık 400 teravat saatlik bir aydınlatma gücü sağlayabilmek açısından. Bu, işin ekonomik ve çevre kirliliği boyutu olarak düşünülebilir. Diğer yandan insan dışı canlılarda önemli etkiler var. Mesela gece karanlıkta avlanan hayvanlar avlanma fırsatı bulamadığı için türlerinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıyalar” dedi.
‘IŞIK KİRLİLİĞİNİ ENDOKRİN KİRLETİCİ OLARAK GÖRÜYORUZ’
Aşırı aydınlatmanın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine de değinen Prof. Dr. Öztürk, “Diğer yandan insana gelecek olursak, aydınlık çeşitli hastalıklarla risk artışı anlamında ilişkili hale gelmeye başladı. Bugün artık ışık kirliliğini biz bir endokrin kirletici olarak görüyoruz. Yani uyku kalitesinin bozulması, sirkadiyen ritimlerin bozulmasının yanı sıra vücudun iç sağlık sistemini ve hormonlarını da olumsuz yönde etkileyen bir kirletici faktör olarak görmeye başladık. Tüm bunlar aydınlanmanın ciddi bir sorun, gece özellikle suni aydınlanmanın bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Gece esasında doğal olarak var olan mesela ay ışığının aydınlatması, yıldızların aydınlatması ya da samanyolu galaksisinin aydınlatması gibi aydınlıklar vardı. Biz özellikle son 10 yılda yıldızlı gecelerimizi kaybettik, diyebiliriz. Yani gökyüzüne baktığımız zaman, suni ışıkla aydınlanmış bir gökyüzü görüyoruz” diye konuştu.
‘DEPRESYON RİSKİYLE İLİŞKİLİ’
Prof. Dr. Öztürk, dış ortamdaki ışık kirliliğinin yanı sıra, cep telefonlarının yaydığı mavi ışığın da zararlarına dikkat çekti. Prof. Dr. Öztürk, “Biz gece dışarıda olduğumuzda, dış ortamın bu aydınlatmasına maruz kalıyoruz. Ama evlerde ve kapalı ortamlarda devam ediyor ve bu ışık kirliliğinin tabiatı biraz değişti. Işık ya da aydınlanma teknolojisinin değişmesiyle birlikte giderek LED aydınlatmalar daha yaygınlaşınca bu sefer kısa dalga boyundan daha yoğun olan ışıklar özellikle mavi ışık maruziyeti arttı. Bununla ilgili son dönemde yapılmış ilginç çalışmalar var. Bir tanesi genç adölesanlarda yapılan çalışma. Gece saat 8’den sonra maruz kalınan mavi ışığın 4 saat ve üzerine çıkmasının depresyon riskiyle ilişkili olduğunu gösteren çalışmalar var. Buna dikkat etmek gerekiyor. Çünkü gençlerde depresyon yaygınlığı hızla artıyor. Bunun nedenlerinden birinin de aslında ışık kirliliği olduğunun, mavi ışık maruziyeti olduğunu anlamamız lazım, bu önemli. Bir diğer çalışmada örneğin gebelerde, dış ortamda gece yüksek seviye ışığa maruz kalmanın doğum öncesi depresyonuyla ilişkili olduğu da gösterilmiş. Özetle gerek dış ortamdaki aydınlatmalar gerek iç ortamdaki mavi ışık maruziyeti hastalıklarla ilişkili hale gelmeye başladı” diye konuştu.
‘BİLİM İNSANLARI DA ZOR DURUMDA’
Suni şehir aydınlatmalarının gökyüzüyle ilgilenen bilim insanlarının da işlerini zorlaştırdığına vurgu yapan Prof. Dr. Öztürk, “Atmosferde bir parlaklık oluşturduğu için aslında gökyüzüyle ilgili çalışmalar yapan bilim insanlarının da işleri zorlaştı. Daha nispeten zayıf ışık yayan yıldızlar görünmez oldu. Bu kirliliğin arkasında kalmaya başladı. Bu gözlemevleri giderek şehir merkezlerinden uzaklaştırılsa da artık kaçacak yerleri de kalmadı. Çünkü şehirler genişlediği için gökyüzüne bakarak gözlem yapan, veri toplayan bilim insanları da zor durumda diyebiliriz” ifadelerini kullandı.

‘Keltoş’ orman!

Edirne’deki Söğütlük Millet Bahçesi’nde gerçekleştirilen yoğun budama çalışmaları kamuoyunda tartışma yarattı. Ormanlık alandaki ağaçların büyük bölümünün gövdeleri çıplak kalacak şekilde kesilmesi, bölgeyi kullanan vatandaşların tepkisini çekerken, ortaya çıkan görüntü “doğal yaşam nasıl etkilenecek?” sorusunu da beraberinde getirdi.

Özellikle bahar ayları birlikte canlanması beklenen yeşil alanın, adeta kurak bir silüete bürünmesi dikkat çekiyor. Fotoğrafta da görüldüğü üzere, çok sayıda ağacın üst dallarının kesilmesiyle habitatın doğal yapısı önemli ölçüde değişmiş durumda bulunuyor. Bölgeyi ziyaret edenler, bu müdahalenin sadece estetik değil, ekolojik sonuçlar doğuracağı görüşünde sde birleşiyor.

“Canlılar nereye gidecek?”

Vatandaşlar, Söğütlük’ün yalnızca bir mesire alanı değil, aynı zamanda birçok canlı türü için yaşam alanı olduğuna dikkat çekiyor. Yediuyur, sincaplar, kuşlar ve sayısız böcek türünün ağaçlara bağımlı bir yaşam sürdüğünü hatırlatan doğaseverler, yapılan budamanın bu canlıların barınma ve beslenme düzenini olumsuz etkileyebileceğini ifade ediyor.

Uzmanlara göre, ağaç budaması doğru zaman ve teknikle yapılmadığında ekosisteme zarar verebiliyor. Özellikle geniş çaplı ve sert budamaların, kuş yuvalarını yok edebileceği, böcek popülasyonlarını azaltabileceği ve küçük memelilerin yaşam alanlarını daraltabileceği belirtiliyor.

Bazı vatandaşlar yapılan işlemin gerekli olduğunu savunurken, büyük bir kesim ise müdahalenin ölçüsüz olduğu görüşünde birleşiyor.