Edirne’de dev buluşma!

Yüzyıllar boyunca medeniyetlerin kesişim noktası olan kadim şehir Edirne, 21 Mayıs – 28 Haziran 2026 tarihleri arasında ilk kez gerçekleştirilecek olan Edirne Bienali’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor.

“Köprüler” teması etrafında şekillenen bienal; 24 ülkeden 200 sanatçıyı, kentin Selimiye Camii, Karaağaç Garı ve tarihi köprüler gibi sembolik mekanlarında bir araya getirecek. Her yıl 21 Mayıs’ta kutlanan Birleşmiş Milletler Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’nde kapılarını açacak olan bu etkinlik, Edirne’yi yalnızca bir sınır kenti değil, uluslararası bir sanat platformu olarak yeniden konumlandıracak.

Edirne İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden yapılan “Edirne Bienali: Zamanın, Mekânın ve Hafızanın Üzerinde Kurulan Bir Sanat Köprüsü” başlıklı açıklamada şunlara yer veridi:

“Bu yıl ilk kez düzenlenecek Edirne Bienali, ‘Köprüler’ temasıyla yalnızca sanat eserlerini değil; sanatçıları, mekânları, kültürel ve tarihsel katmanları bir araya getirerek kenti baştan sona deneyimlenen bir düşünce alanına dönüştürüyor.

Yüzyıllar boyunca medeniyetlerin kesişim noktası olan Edirne, yalnızca bir sınır kenti değil; kültürlerin birbirine değdiği, zamanın katman katman biriktiği güçlü bir hafıza alanıdır.

Osmanlı İmparatorluğu’na uzun yıllar başkentlik yapmış olan bu kadim şehir; mimariden müziğe, geleneksel zanaatlardan mutfak kültürüne uzanan zengin mirasıyla dikkat çeker.

Mimar Sinan’ın ustalık eseri olan Selimiye Camii ve II. Bayezid Külliyesi gibi yapılar, yalnızca mimari açıdan değil; aynı zamanda düşünsel ve kültürel derinlikleriyle de öne çıkar. Meriç ve Tunca nehirlerinin şekillendirdiği coğrafya ise Edirne’yi tarih boyunca bir geçiş, buluşma ve etkileşim alanı haline getirmiştir. Bu çok katmanlı yapı, Edirne Bienali’nin ‘Köprüler’ temasıyla doğal bir uyum içinde güçlü bir zemin sunmaktadır.

Tarih boyunca farklı uygarlıkların kesişiminde yer alan, nehirlerin şekillendirdiği ve kültürel etkileşimin yoğunlaştığı Edirne, 21 Mayıs – 28 Haziran 2026 tarihleri arasında ilk kez gerçekleşecek Edirne Bienali’ne ev sahipliği yapıyor. ‘Köprüler’ teması etrafında şekillenen bienal; fiziksel geçişlerin ötesine geçerek zamanlar, kimlikler ve düşünme biçimleri arasında kurulan görünmez bağları görünür kılmayı hedefliyor.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Edirne Valiliği, Edirne Belediyesi ve Trakya Üniversitesi’nin destekleriyle; Resim Heykel Müzeleri Derneği ile Yaratıcı Çocuklar Derneği’nin öncülüğünde gerçekleşen Edirne Bienali, geniş iş birliği ağıyla sürdürülebilir bir kültürel model öneriyor.

Açılış tarihinin Birleşmiş Milletler tarafından ilan edilen 21 Mayıs Dünya Kültürel Çeşitlilik Günü’ne denk gelmesi, bienalin kapsayıcı ve çok katmanlı yapısını güçlendiren önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. Bu tarihten itibaren Edirne, sanatın yalnızca sergilendiği değil; birlikte düşünüldüğü bir platforma dönüşüyor.

ÇOKLU KÜRATORYAL YAPI: TEK SES YERİNE DİYALOG

Edirne Bienali, klasik bienal modellerinden ayrışarak tekil bir küratoryal bakış yerine çoğul bir düşünme alanı öneriyor. Didem Çapa’nın koordinasyonunda; Atilla Güllü, Coşar Kulaksız, Fırat Arapoğlu, Görkem Kızılkayak, Gu Zhenqing, İsmail Erim Gülaçtı, Irina Batkova ve Songül Güneş Gültekin’den oluşan küratör ekibi, bienali sabit bir sergi düzeninin ötesine taşıyarak disiplinlerarası bir karşılaşma alanına dönüştürüyor.

Bu yapı; sergiler, performanslar, söyleşiler ve atölyeler aracılığıyla sanatçıları, akademisyenleri ve izleyicileri aynı düşünsel zeminde buluşturuyor. Bienal, yalnızca izlenen değil; deneyimlenen ve tartışılan bir süreç olarak kurgulanıyor.

ULUSLARARASI KATILIM: KUŞAKLAR VE DİSİPLİNLER ARASINDA BİR KÖPRÜ

24 ülkeden 200 sanatçının yer alacağı bienal, uluslararası ölçekte önemli isimlerle genç üreticileri hiyerarşiden arınmış bir düzlemde buluşturuyor. Fotoğraf, yeni medya, heykel, performans ve yapay zekâ gibi farklı disiplinlerden sanatçılar; hafıza, kimlik, teknoloji, ekoloji ve toplumsal dönüşüm gibi güncel meseleleri çok katmanlı bir yaklaşımla ele alıyor.

Bu çeşitlilik, bienalin “köprü” kavramını yalnızca mekânsal değil; kuşaklar ve üretim biçimleri arasında kurulan bir ilişki olarak da ele aldığını ortaya koyuyor.

BİENAL, ŞEHRİ BAŞTAN SONA BİR SANAT ROTASINA DÖNÜŞTÜRÜYOR

Edirne Bienali, geniş ve çok katmanlı programıyla izleyicilere farklı deneyim alanları sunuyor. Bienal kapsamında, mekâna özgü üretimler ve kamusal alana yayılan disiplinlerarası sergiler, kentin farklı noktalarına yerleşiyor.

Program; dans, performans ve konserlerden oluşan etkinliklerle canlı bir ritim kazanırken; küratörler, tarihçiler, sanat tarihçileri ve sanatçıların katılımıyla gerçekleşecek halka açık söyleşiler, Edirne’nin kültürel gündemini tartışmaya açıyor.

Ayrıca sanatçılar eşliğinde çocuklara ve gençlere yönelik düzenlenecek atölye çalışmalarıyla, her yaştan katılımcı için üretime dayalı bir öğrenme ve deneyim alanı oluşturuluyor.

BİR KENTİN HAFIZASI BİENALE DÖNÜŞÜYOR

Edirne Bienali’nin en güçlü yönlerinden biri, kentin tarihsel dokusunu aktif bir anlatı alanına dönüştürmesidir. Yirmiyi aşkın mekâna yayılan bienal rotası, izleyiciyi Edirne’nin katmanlı hafızası içinde dolaştırırken çağdaş sanatın diliyle yeni okumalar öneriyor.

Bu bienalde mekân, yalnızca bir arka plan değil; eserin bir parçası, hatta kimi zaman öznesi haline geliyor.

KAMUSAL ALAN BİR DENEYİM ALANINA DÖNÜŞÜYOR

Bienal mekânları, kentin tarihî yapılarında odaklanıyor. Selimiye Camii ve Külliyesi, bienalin en güçlü duraklarından biri olarak öne çıkarken; geçmiş ile bugün arasında kurulan ilişkiyi yeniden düşünmeye davet ediyor.

Ekmekçizade Ahmet Paşa Kervansarayı ve Ali Paşa Çarşısı, geçmişte olduğu gibi bugün de karşılaşmaların mekânı olarak işlev görmeye devam ediyor. Bienal kapsamında bu alanlar, sanatçıların ve fikirlerin kesiştiği çağdaş bir dolaşım ağına dönüşüyor.

Karaağaç Gar Binası ve çevresi, bir zamanlar yolculukların ve ayrılıkların mekânıyken; bugün sanatın yeni geçiş alanlarından biri olarak yeniden anlam kazanıyor. Eski endüstriyel yapılar ise üretim, dönüşüm ve bellek kavramlarını çağdaş sanatın diliyle yeniden tartışmaya açıyor.

II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, geçmişte şifa dağıtan bir merkezken; bienal kapsamında zihinsel ve duygusal deneyimlerin sorgulandığı bir alana dönüşüyor.

Makedon Kulesi ve Tarihi Gümrük Karakolu gibi yapılar ise Edirne’nin sınır kenti kimliğini görünür kılarak sınır, kimlik ve göç gibi kavramları güncel tartışmalarla buluşturuyor.

Meriç ve Tunca nehirleri üzerindeki tarihi köprüler, bienalin kavramsal merkezini oluşturan “köprü” fikrinin en somut karşılıklarını oluşturuyor. Bu yapılar, yalnızca iki noktayı değil; geçmiş ile bugünü, doğa ile insanı ve yerel ile evrenseli birbirine bağlıyor.

Sarayiçi Er Meydanı’ndan açık alanlara yayılan projelere kadar bienal, şehrin gündelik yaşamını sanatla iç içe geçiriyor. İzleyici, planlı bir sergi gezisinin ötesine geçerek beklenmedik karşılaşmaların parçası haline geliyor.

EDİRNE’YE KALICI BİR KÜLTÜREL MODEL

Edirne Bienali 2026; kentin tarihsel birikimini, mekânsal zenginliğini ve kültürel çeşitliliğini

çağdaş sanatın diliyle yeniden yorumlayan kapsamlı bir platform olarak öne çıkıyor.

Çoklu küratoryal yapısı, geniş katılımcı profili ve kente yayılan mekânsal kurgusuyla bienal;

sanatçıları, izleyicileri ve düşünsel üretimi aynı zeminde buluşturarak kalıcı bir etkileşim alanı

yaratmayı hedefliyor.

“Köprüler” teması etrafında şekillenen bu ilk buluşma, Edirne’nin tarihsel “eşik” kimliğini uluslararası ölçekte yeni bir diyalog alanına taşıyarak kentin kültürel belleğinde kalıcı bir iz bırakmayı amaçlıyor.

Edirne Bienali 2026, yalnızca sanat eserlerini bir araya getirmiyor; zamanları, mekânları, insanları ve düşünme biçimlerini birbirine bağlıyor. Bu yönüyle bienal, Edirne’nin yalnızca tarihsel bir miras değil, aynı zamanda güncel ve dinamik bir kültür-sanat merkezi olarak konumlanmasına güçlü bir katkı sunuyor.

Edirne Bienali 2026, kentin tarihsel ‘eşik’ kimliğini uluslararası ölçekte yeni bir diyalog alanına taşıyarak kentin kültürel belleğinde kalıcı bir iz bırakmayı amaçlamaktadır.”

İkinci el konut satışı 2 kat fazla

Edirne’de 2026 yılı Mart ayında toplam 540 konut satışından 185’i ilk el konut, 355’i ikinci el konut satışı olarak gerçekleşti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2026 Yılı Mart Ayı Konut ve İşyeri Satış İstatistiklerinden “Edirne İli, Konut ve İşyeri Satış İstatistikleri” konusunda bir basın bülteni hazırladı. Söz konusu paylaşımda şunlara yer verildi:

“Edirne’de 2026 yılı Mart ayında toplam 540 konut satışından 185’i ilk el konut, 355’i ikinci el konut satışı olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ilk el konut satış sayısı Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %1,3 oranında artarak 35 bin 725 oldu. İkinci el konut satışları ise Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %3,6 oranında azalarak 77 bin 642 oldu. Toplam konut satışları içinde ilk el konut satışlarının payı %31,5, ikinci el konut satışlarının payı %68,5 oldu.

Edirne’de 2026 yılı Mart ayında toplam 42 işyeri satışından, 15’i ilk el işyeri, 27’si ikinci el işyeri satışı olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ilk el iş yeri satış sayısı Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %5,4 oranında azalarak 3 bin 787 oldu. İkinci el iş yeri satışları ise Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %12,3 oranında azalarak 9 bin 712 oldu.

Edirne’de ipotekli konut satış sayısı 125, diğer konut satışları 415 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli konut satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %35,9 oranında artarak 25 bin 978 oldu. Diğer konut satışları ise Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %9,6 oranında azalarak 87 bin 389 oldu. Toplam konut satışları içinde ipotekli satışların payı %22,9 diğer satışların payı %77,1 olarak gerçekleşti.

Edirne’de ipotekli işyeri satışları 4, diğer işyeri satışları 38 olarak gerçekleşti.

Türkiye genelinde ipotekli iş yeri satışları Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %60,1 oranında artarak 698 oldu. Diğer iş yeri satışları ise Mart ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %12,6 oranında azalarak 12 bin 801 oldu.”

Emekli veterinerlerden ‘geçim’ feryadı!

Olgay GÜLER

Emekli Veteriner Hekimler Derneği (EVHED) Genel Başkanı Uğur Görür, hükümete eşit ücret ve haklarının iyileştirilmesi konusunda çağrıda bulundu.

EVHED tarafından, 25 Nisan Dünya Veteriner Hekimler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen basın açıklamaları serisi, Edirne’den başlatıldı. Edirne’deki açıklamaya EVHED genel başkanı Uğur Görür ve çok sayıda veteriner hekim katıldı. Görür’ün okuduğu açıklamada, emekli veterinerlerin sorunlarına dikkat çekildi.

‘BU MAAŞ EMEKLİ VETERİNER HEKİME HİÇ YAKIŞMIYOR’

Görür, tüm emeklilerin olduğu gibi, emekli veteriner hekimlerin de büyük sorunları ve yaşadıkları büyük hak mahrumiyetleri olduğunu belirterek, “Ülkemizdeki emeklilerin maaş durumları hepinizin malumudur. Bildiğiniz gibi tüm emekliler aylardır meydanlarda haykırıyor, seslerini duyurmaya çalışıyorlar. İster Kamudan, isterse SSK veya BAĞ-KUR’dan emekli olmuş olsun tüm emekli veteriner hekimler de diğer emekliler ile birlikte aynı sorunları yaşamaktadırlar. Üstelik SSK ve BAĞ-KUR emeklileri ise açlık sınırının altında emekli maaşı almakta olup bu koşullarda hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Beş yıl gibi uzun bir eğitim sürecinde çok zor bir eğitim alarak meslek hayatına atılan, zaman mefhumu tanımadan her türlü koşullarda mesleğini icra ederek ülke hayvancılığına ve yetiştiricisine büyük katkılar sunan BAĞ-KUR emeklisi bir veteriner hekim bugün itibariyle 23.000 TL civarında emekli maaşı almaktadır. Açlık sınırının 40 bin liralara yoksulluk sınırının 100 bin liraları geçtiği bir ortamda bu maaş bir veteriner hekimin aldığı eğitim ve yaptığı hizmete hiç yakışmıyor. Ekonomideki ciddi enflasyon, temel giderlerde yaşanan ciddi fiyat artışları ve hayat pahalılığı, yaşam koşullarını emekliler için iyice zor bir hale getirmiştir” dedi.

‘VETERİNER HEKİM SAĞLIK HİZMETLERİ SINIFI DIŞINDA GÖRÜLMEMELİ’

Görür, 2018 yılında çıkartılan ve 2019 yılı ocak ayında yürürlüğe giren 7146 sayılı torba kanun ile 5434 sayılı Emekli Sandığı kanununa eklenen maddeyle beşerî hekim ve diş hekimi emeklilerine,  ciddi bir oranda iyileştirme yapıldığını hatırlattı. Bu tarihten itibaren emekli veterinerlerin maaşlarında, diğer meslek kollarıyla ciddi farklılık oluştuğunu dile getiren Görür, “Bugün itibariyle pratisyen bir beşeri hekim veteriner hekimden 30 bin TL daha fazla emekli maaşı almaktadır. Oysa veteriner hekimlik sadece hayvan sağlığının değil, insan ve halk sağlığının, gıda güvenliğinin ve çevre sağlığının da temel unsurlarından biridir. Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımladığı “Tek Sağlık” kavramının asli unsurlarının başında da veteriner hekimlik gelmektedir. Bu nedenle veteriner hekimleri sağlık hizmetleri sınıfının dışında görmek mümkün değildir” diye konuştu.

‘3600 EK GÖSTERGE SORUNU ÇÖZÜLMELİ’

Görür, 2023 yılında uygulamaya konulan 3600 ek gösterge sorununa da vurgu yaparak, “Bizler 3600 ek gösterge ile emekli olan bir meslek mensubu iken, sağlık hizmetlerindeki yardımcı sağlık mensuplarına da bu hak verildi. Böylece, bizim yardımcı sağlık meslek mensubu olan tekniker ve teknisyenlerimizde 3600 ek göstergeden yararlandı. Bu defada benim yardımcı sağlık personelim veteriner hekimden daha fazla emekli maaşı almaya başladı. Veteriner hekimlerin ek gösterge sorunu bir an önce çözümlenmeli ve aradaki hiyerarşinin bozulmaması için 7200’e çıkarılmalıdır. Yine başka bir hususta Çalışan memurlara verilen 8 bin liralık seyyanen zammın, emekli memurlara da yansıtılacağı en yetkili ağızdan dile getirildiği halde bugüne kadar emekli memura verilmemiş olmasıdır. Bu da an itibariyle aylık yaklaşık 22 bin lira civarında bir paraya karşılık gelmektedir” şeklinde konuştu.

‘AYRICALIK DEĞİL, EŞİTLİK İSTİYORUZ’

Ayrıcalık değil, eşitlik istediklerini dile getiren Görür, “Bizim talebimiz ayrıcalık değil, eşitliktir. Bizim isteğimiz imtiyaz değil, adalettir. Yıllarca hizmet verdiğimiz bu ülkenin, bize hak ettiğimiz değeri vermesini istiyoruz. Sonuç olarak: emekli veteriner hekimler, diğer emekli sağlık çalışanlarıyla eşit haklara sahip oluncaya ve bu adaletsizlik giderilinceye kadar; EVHED olarak hem hukuki hem toplumsal mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu konuda yerel basınımızın, halkımızın ve tüm sivil toplum kuruluşlarının desteğini önemsiyor ve bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Baba – oğul aynı okulda

Değiştir

İsmail DEMİRAY

Lalapaşa Belediyesi’nde çalışan baba Nazım Zobar ve oğlu Mustafa Zobar Trakya Üniversitesi’nde farklı alanlarda eğitim görüyor.

Trakya Üniversitesi’nde arkeoloji bölümünde dördüncü sınıfta öğrenimini sürdüren oğul Mustafa Zobar öğrenciliğinin yanında babasıyla aynı okulda arkadaş olarak da buluşup zaman geçirip sohbet ediyor.

Lalapaşa Belediyesi’nde çalışan Nazım Zobar oğlu Mustafa Zobar’da aynı okulda öğrenim görmeye başladıktan bir yıl sonra üniversite sınavlarına girerek başarılı olup Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’ne ikinci öğretimine kayıt yaptırdı.

Baba oğul aynı okulda okumalarına karşın oğul Mustafa Zobar’ın gündüz, baba Nazım Zobar’ın gece öğrenim görmesi nedeniyle sınavlarda karşılaşarak sohbet etmelerinin yanında okulda sık sık bir araya geliyor.

SEVEREK ÖĞRENİM GÖRÜYORUZ

Nazım Zobar yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

 “Oğlumla aynı üniversite de birlik öğrenim görmek benim için gurur verici bir şey. Oğlum sevdiği bölüm olan Arkeoloji bölümünde eğitimine başladıktan sonra ben de de üniversiteli olmak isteği oluşmaya başladı. Kendim de Lalapaşa Belediyesi çalışanı olmama karşın  hazırlanarak bir yıl sonra sınavlara girdim ve ilgi alanım olan Tarih Bölümü’ne kayıt yaptırdım.

Oğlum gibi ben de severek devam ediyorum derslerime. Bugüne kadar ikimiz de dönem kaybı yaşamadan geldik. Tek temennimiz dönem kaybetmeden mezun olmak.”

‘Akaryakıttaki vergi yükü azaltılmalı’

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda ““Türkiye’de Karayolu Taşımacılığı Sektörünün Yapısal Sorunları ve Politika Önerileri” konusu ele alındı.

Söz konusu raporda; artan maliyetler, haksız rekabet, mevzuatın dağınık yapısı ve çalışma koşullarındaki yetersizliklerin sektör üzerindeki etkileri kapsamlı şekilde değerlendirilirken, sorunların yalnızca taşımacılık sektörünü değil, üretim maliyetleri ve fiyatlar üzerinden tüm ekonomiyi ve toplumu etkilediği ortaya konuldu.

Rapora ilaveten “Akaryakıt vergi yükü hafifletilmeden sektör nefes alamaz”  başlığı altında yapılan yazılı açıklamada ise şunlara yer verildi:

“Türkiye’de karayolu taşımacılığı sektörü, üretimin, ticaretin ve tedarik zincirinin temel taşıdır. Milyonlarca kişiye istihdam sağlayan bu sektör, ülke ekonomisinin sürekliliği açısından hayati bir rol üstlenmektedir. Ancak bugün sektör, artan maliyetler, düzensiz piyasa yapısı ve ağır çalışma koşulları nedeniyle ciddi bir krizle karşı karşıyadır.

Sektörde en büyük maliyet kalemi olan akaryakıt fiyatlarındaki artış, taşımacıların kârlılığını ciddi şekilde düşürmektedir. Bunun yanında bakım, sigorta, finansman, köprü ve otoyol ücretleri gibi giderler nakliye ücretlerinin büyük bölümünü oluşturmaktadır. Bu şartlar altında esnafın ayakta kalması ve yatırım yapması giderek imkânsız hale gelmektedir.

Sektöre girişte herhangi bir eğitim ya da yeterlilik şartının bulunmaması, plansız büyümeye ve kalite kaybına yol açmaktadır. Ayrıca bir K belgesi ile sınırsız sayıda aracın çalıştırılabilmesi, haksız rekabeti artırmakta ve küçük esnafı zor durumda bırakmaktadır. Bu nedenle K belgesi sisteminin yeniden düzenlenmesi ve daha adil bir yapının kurulması gerekmektedir.

Öte yandan, piyasada büyük firmaların ağırlığı artarken küçük esnaf giderek güç kaybetmektedir. Komisyonculuk faaliyetleri de sektörde dengesizlik oluşturmaktadır.

Kooperatiflerin desteklenmesi, iş birliğinin artırılması ve haksız rekabetin önlenmesi büyük önem taşımaktadır.

Sektörün bir diğer önemli sorunu ise çok başlı yönetim yapısıdır. Farklı bakanlıkların aldığı

kararlar, taşımacılara yeni maliyetler ve yükümlülükler olarak yansımakta, bu durum sektörde

karmaşa ve öngörülemezlik oluşturmaktadır.

Ayrıca şoförlerin çalışma ve dinlenme koşulları yetersizdir. Otoyol ve sanayi alanlarında temel ihtiyaçların karşılanamaması, hem çalışan sağlığını hem de trafik güvenliğini olumsuz  etkilemektedir. Sektörden Avrupa standartlarında hizmet beklenirken, sunulan çalışma koşulları bu seviyenin oldukça gerisindedir.

Karayolu taşımacılığı sektöründe yaşanan bu sorunlar yalnızca sektörle sınırlı değildir.

Artan maliyetler, üretimden tüketime kadar tüm ekonomiye yansımakta ve toplumsal bir etki oluşturmaktadır.

Bu nedenle;

Akaryakıt üzerindeki vergi yükü azaltılmalı,

K belgesi sistemi yeniden düzenlenmeli ve haksız rekabet önlenmeli,

Kooperatifler güçlendirilerek piyasa dengesi sağlanmalı,

Mevzuat sadeleştirilmeli ve tek merkezli bir yapı oluşturulmalı,

Şoförlerin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirilmelidir.”

Doğa tutkusuna ‘fotokapanlı’ farkındalık

Olgay GÜLER

Edirne’nin Uzunköprü ilçesinde yaşayan Emirhan Şenyürek (30), boş zamanlarında bölgedeki ormanlara kurduğu fotokapanla, hem yaban hayatını kayıt altına alıyor, gem de doğal mirasın korunmasına yardımcı oluyor.

Uzunköprü Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nde görevli Emirhan Şenyürek, 2 yıl önce sahiplendiği ‘Nova’ ismini verdiği köpeğiyle doğa yürüyüşlerine başladı. Köpeğiyle yaptığı yürüyüşler sırasında yaban hayvanları gören Şenyürek, daha yakından takip etmek için 6 ay önce fotokapanlar alıp, Edirne merkez, Uzunköprü, Keşan ve Enez ilçesinde ormanlık alanlara kurmaya başladı. Kurduğu fotokapanlarla, çakal, kızıl tilki, yaban tavşanları, orman fareleri ile kara leyleğin de olduğu yaban hayvanlarının görüntülerini yakalayan Şenyürek, bunu hobi haline getirdi.

‘SİZ GELMEDEN UZAKLAŞIRLAR’

Doğayı çok sevdiği için 10 yıldır doğa kampları ve yürüyüşler yaptığını dile getiren Şenyürek, “Doğada bir yaban canlısıyla karşılaşma ihtimaliniz çok düşük. Onlar siz daha gelmek üzereyken sesinizi ve kokunuzu çok uzaktan alıp sizden uzaklaşırlar. Göz göze gelme ihtimaliniz bile çok düşüktür; onlar sizi görürler, duyarlar ama siz onları çoğu zaman göremezsiniz. Ben de onları görmek istediğim için buna başladım” dedi.

‘DUYUM ALDIĞIM BÖLGELERE YOĞUNLAŞTIM’

Hobisini geliştirip, ormanın daha derinliklerine kapanlar kurduğunu belirten Şenyürek,  “Bugüne kadar fotokapanıma çakal, kızıl tilki, yaban tavşanları, orman fareleri ve çok ilginç bir görüntü olan kara leylek yakalandı. Şimdi hedefim kurtlar ve domuzlar. Ormanın daha da derinliklerine girmeye başladım. Onların geldiğine dair duyum aldığım bölgelere yoğunlaştım. Yakın zamanda onları da daha yakından gözlemleyeceğimi düşünüyorum” diye konuştu.

‘DOĞADA YAŞAYAN HER CANLI BİZİM DEĞERİMİZ’

‘Emir ve Nova’ ismini verdiği Youtube kanalı ve sosyal medya hesabından, görüntüleri paylaşarak farkındalık oluşturmayı amaçlayan Şenyürek, “Amacım sadece bu hayvanların ormanlarda yaşadığının görülmesi ve yaban hayatına zarar verilmemesini sağlamak. Çünkü doğada yaşayan her canlı bizim bir değerimiz. Doğal hayatın devamını sağlamak hepimizin görevi. Bu yüzden hem bu bilinçle hareket ediyorum hem de bunu bir hobi haline dönüştürdüm. Şehir gürültüsünden ziyade kırsala çıktığınızda zihnin kalabalığından kurtuluyorsunuz. Günlük hayatın stresinden uzaklaşmak için çok iyi bir yöntem. Özellikle Edirne’miz genelinde çok güzel doğal alanlar var, buraların değerinin bilinmesini istiyorum” şeklinde konuştu.

Çocuk nüfus oranı en düşük 2. il Edirne

Türkiye İstatistik Kurumu’nca “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” çerçevesinde çocuk nüfusa özel olarak hazırlanan basın bülteninde Edirne yüzde 16,9 ile Tunceli’den sonra çocuk nüfus oranı en düşük ikinci il oldu.

TÜİK tarafından yapılan açıklamada, kurumun 2012 yılından itibaren özel günlerde günün önemine atfen haber bülteni yayımlamaya başladığı anımsatılarak şunlara yer verildi:

“Türkiye nüfusunun %24,8’ini çocuk nüfus oluşturdu.

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına göre 31 Aralık 2025 tarihi itibarıyla, Türkiye nüfusu 86 milyon 92 bin 168 kişi iken bunun 21 milyon 375 bin 930’unu çocuklar oluşturdu. Çocuk nüfusun %51,3’ünü erkek çocuklar, %48,7’sini kız çocuklar oluşturdu. Birleşmiş Milletler tanımına göre 0-17 yaş grubunu içeren çocuk nüfus, 1970 yılında toplam nüfusun %48,5’ini oluştururken bu oran 1990 yılında %41,8 ve 2025 yılında %24,8 oldu.

Nüfus projeksiyonlarının demografik göstergelerdeki mevcut yapının devam edeceğini varsayan ana senaryosuna göre çocuk nüfus oranının 2030 yılında %22,1, 2040 yılında %17,9, 2060 yılında %16,9, 2080 yılında %15,2 ve 2100 yılında %14,5 olacağı öngörüldü.

Türkiye’nin çocuk nüfus oranının Avrupa Birliği üye ülkelerinden yüksek olduğu görüldü.

Avrupa Birliği (AB) üyesi 27 ülkenin çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2025 yılında çocuk nüfus oranının AB ortalaması %17,6 oldu. AB üye ülkeleri içinde en fazla çocuk nüfus oranına sahip olan ülkelerin sırasıyla, %22,7 ile İrlanda, %20,4 ile Fransa ile İsveç olduğu görüldü. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu ülkeler ise sırasıyla, %14,5 ile Malta, %14,9 ile İtalya, %15,5 ile Portekiz oldu. Türkiye’nin çocuk nüfus oranının %24,8 ile AB üye ülkelerinden daha yüksek olduğu görüldü.

Edirne %16,9 ile çocuk nüfus oranı en düşük ikinci il oldu.

Çocuk nüfus (0-17 yaş grubu) 2025 yılında ülkemizde 26 milyon 977 bin 795kişi olup çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %24,8 oldu. Edirne ilinde ise çocuk nüfus 71 bin 601 kişi olup, çocuk nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %16,9 olmuştur. ADNKS sonuçlarına göre illerin toplam nüfusları içindeki çocuk nüfus oranları incelendiğinde, 2025 yılında en yüksek çocuk nüfus oranına sahip olan il, %43,3 ile Şanlıurfa oldu. Şanlıurfa ilini %39,2 ile Şırnak, %36,7 ile Mardin ve %36,6 Ağrı izledi. Çocuk nüfus oranının en düşük olduğu il, %15,9 ile Tunceli oldu. Tunceli ilini %16,9 ile Edirne ve %17,7 ile Kırklareli izledi.

Memur-Sen’den “Cevap ve Düzeltme Metni”

Hudut Gazetesi’nde 31.03.2026 tarihinde yayımlanan “Memur-Sen Başkanı’na Sert Tepki!” başlıklı haberde yer alan Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Edirne İl Başkanı Nedim Zobar’ın ifadelerine yönelik Memur Sendikaları Konfederasyonu’nca (Memur-Sen) tarafımıza gönderilen “Cevap ve Düzeltme Metni” şöyle:

CEVAP VE DÜZELTME METNİ

“Tekzibe konu haber içeriklerinde kullanılan;

“Memur-Sen Başkanı’na sert tepki! Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Edirne İl Başkanı Nedim Zobar, konfederasyon olarak, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarını ibretle takip ettiklerini belirterek, “Cumhuriyeti hedef alan her türlü söylemin karşısında durmaya, kamu emekçilerinin onurlu mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi… S.2’de Birleşik Kamu-İş’ten Memur-Sen Başkanı’na sert tepki! Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Edirne İl Başkanı Nedim Zobar, konfederasyon olarak, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarımı ibretle takip ettiklerini belirterek, “Cumhuriyeti hedef alan her türlü söylemin karşısında durmaya, kamu emekçilerinin onurlu mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi…. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu Edirne İl Başkanı Nedim Zobar, konfederasyon olarak, Memur-Sen Genel Başkanı Ali Yalçın’ın kamuoyuna yansıyan açıklamalarını ibretle takip ettiklerini belirterek, “Cumhuriyet’i hedef alan her türlü söylemin karşısında durmaya, kamu emekçilerinin onurlu mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu İl Başkanı Zobar, yaptığı yazılı açıklamada, “Bu cumhuriyetin hangi koşullarda, nasıl bir yokluk ve yoksulluk içinde, emperyalizme karşı verilmiş destansı bir mücadeleyle kurulduğunu bilerek çarpıtıyorsunuz. Bu ülke, Sevr’i dayatanların parçalamak istediği bir coğrafyadan, halkın kendi iradesiyle ayağa kalkarak var edilmiştir. Bugün Cumhuriyet’e “narkoz” diyen bir anlayış, bilinçli şekilde o gün bu millete Sevr’i reva görenlerle aynı zihinsel çizgiye düşmektedir. Bu duruş ne sendikacılıkla ne de kamu emekçisinin hakkını savunmakla bağdaşır” diyerek şunları kaydetti: “Kamu emekçilerinin haklarını savunmakla yükümlü bir Edirne İl Başkanı Nedim Zobar konfederasyonun başında bulunan bir kişinin, toplumu ayrıştıran, kutuplaştıran ifadeler kullanması kabul edilemez. Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyor’ şeklindeki sözler, Cumhuriyetimizin kuruluşunu ve onun aydınlanmacı değerlerini hedef almakta; Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde verilen bağımsızlık mücadelesini yok saymaktadır. Bu ifadeler, sadece tarih bilincinden uzak değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in temel kazanımlarına açık bir saldırıdır. Türkiye Cumhuriyeti, bir ‘narkoz’ dönemi değil; aksine bağımsızlığın, laikliğin, çağdaşlaşmanın ve halk egemenliğinin tesis edildiği bir aydınlanma devrimidir. Bu gerçeği çarpıtanlar, ya tarih bilmemekte ya da bilinçli bir şekilde Cumhuriyet değerlerini hedef almaktadır. Sendikacılık; iktidara yakınlık yarışına girmek, toplumu ayrıştırmak ya da ideolojik dayatmalar yapmak değildir. Sendikacılık; emeğin hakkını savunmak, tüm kamu çalışanlarını ayrım gözetmeksizin temsil etmek ve demokratik değerleri korumaktır. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu olarak altını çiziyoruz: Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; Cumhuriyet’in kurucu değerlerine sahip çıkan, toplumsal birliği güçlendiren ve emek mücadelesini büyüten bir anlayıştır. Bizler, Atatürk ilke ve devrimlerinin ışığında, laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti mücadelesinden asla vazgeçmeyeceğiz. Cumhuriyet’i hedef alan her türlü söylemin karşısında durmaya, kamu emekçilerinin onurlu mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” şeklindeki asılsız ve dayanaksız ifadelerle kamuoyu nezdinde apaçık müvekkillerin saygınlık ve itibarlarına kastedilmiş; kamu görevlileri ve tüm kamuoyunu kasten ve kötü niyetli olarak yanlış bilgilendirmek ve açıkça tahrik etmek suretiyle müvekkillerin hedef gösterilmesine sebep olunmuş; söz konusu asılsız haberlerin kamuoyunda çok fazla etkileşim almasıyla Müvekkillerin itibarının sarsılmasına, Memur-Sen’e ve Genel Başkan sıfatını taşıyan Ali Yalçın’a yönelik itibar suikastina, kamuoyu nezdinde karalamaya, kişilik haklarında zarar oluşmasına tevessül edilmiştir.

Müvekkilin, Memur-Sen 9. Türkiye Buluşması’nda kullandığı ifadeler; Vatanımızın bölünmezliğini, Milletimizin birliğini ve Ülkenin dirliğini kırmızı çizgisi kabul eden Konfederasyonumuzun, kurucu değerlere, Cumhuriyete veya Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e yönelik bir eleştirisi değil; tam aksine Ülkemizin gelişimini sekteye uğratan karanlık dönemlere yönelik bir hakikat ifşasıdır.

Söz konusu “narkoz” kelimesi ile kastedilen; 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat gibi darbelerle millet iradesinin engellendiği, kitlelerin uyuşturulduğu karanlık süreçlerdir. Bugün Türkiye’nin darbe döngüsünden çıkarılması ve savunma sanayiinde çağ atlayarak bağımsız politikalar üretmesi, açıkça bu narkozdan çıkıştır. İdeolojik saplantılarla ve istismar siyasetiyle hareket edenlerin, bu ifadeleri Atatürkçülük ve Cumhuriyet düşmanlığı gibi sunması olsa olsa akıl tutulmasıdır. Öte yandan, Müvekkilin malvarlığına yönelik asılsız ve kötü niyetli ifadeler gerçek dışı ve dayanaksızdır.

Doğruluk, dürüstlük ve etik ilkelere aykırı biçimde, gerçek dışı ithamlar barındıran bu haberleri interaktif mecralarda yayınlayanlar, Türk Patent Enstitüsü Markalar Daire Başkanlığı’nın K/02647 numarasıyla korunan marka statüsüne sahip olan Memur-Sen’e ve Genel Başkanına yönelik kamuoyunu kasten yanlış bilgilendirmek suretiyle haklarında karalama amaçlı, itibarlarını zedeleme kasıtlı ithamlarda bulunmuşlardır.

Haksız ve gerçek dışı haber açıkça kamuoyunun kasten yanlış bilgilendirilerek müvekkile yönelik itibar suikastı yapma maksatlıdır. Bu karalama kampanyasının kamu görevlileri sendikaları ve konfederasyonlarının üye sayılarının tespit edileceği döneme ve kamu görevlileri ile emeklilerin mali, sosyal ve özlük haklarına ilişkin yapılacak Kamu Personeli Danışma Kurulu toplantısı öncesi, dikkatlerin Memur-Sen üzerinde toplandığı kritik bir sürece denk getirilmesini kasıtlı bir saldırı, kötü niyetli bir çaba olarak görüyoruz.

Memur-Sen, 1 milyon 78 bin üyesiyle, suni fay hatlarından beslenenlerin karşısında Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek teminatıdır ve öyle olmaya devam edecektir. Tamamen soyut ve mesnetsiz ithamlarla, müvekkillerin şeref ve itibarına kast edilmesini sağlama amaçlı haberlerin yayıncılık etiğiyle ve basın özgürlüğüyle bağdaşmayacağını kamuoyuna saygıyla duyururuz.

İşbu Cevap ve Düzeltme Metninin tarafınıza tebliğinden itibaren, hiçbir düzeltme ve ekleme yapılmaksızın, tekzibe konu haberlerin yayınlandığı tüm mecralarınızda, aynı sütunda, aynı puntolarla 3 (üç) gün içinde tavzihen yayınlanmasını, sosyal medya hesaplarınızda aynı içerikte yayınların varlığı hâlinde bahse konu yazıların kaldırılmasını, ayrıca hem imtiyaz sahibine, hem tüzel kişi temsilcisine, hem sorumlu yazı işleri müdürü ve genel yayın yönetmenine karşı maddi manevi tazminat haklarımızı saklı tuttuğumuzu, ilgililer hakkında ceza yargılamasına başvuracağımızın bilinmesini ihtaren bildiririz.13.04.2026”

İHTAR EDENLER VEKİLİ

Av. Ahmet GÜNENÇ

Aramızdan ayrılanlar

AYTÜL KÖSELERDEN VEFAT ETTİ
Tanınmış kasap esnaflarından Pınar Kasap’ın sahibi Erdinç Köselerden ve merhum Nevin Köselerden’in kızları, Arda, Betül, Onur ve Uğur Köselerden’in ablaları, Ardahan ve Asya Köselerden’in halaları Aytül Köselerden 53 yaşında vefat etti. Merhume; dün Eski Camide öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yeniimaret Mezarlığında toprağa verildi.
ŞIH AHMET UYAR VEFAT ETTİ
Merhum Mustafa Uyar ve merhume Latife Uyar’ın oğulları, merhume Güler Uyar’ın eşi, Şıh Ahmet Uyar 79 yaşında vefat etti. Merhum; dün öğle namazının ardından Yeni Şehir Mezarlığında toprağa verildi.
ÖĞRETMEN HAYRÜNÜSA ARİFOĞLU VEFAT ETTİ
Kırklareli’nin Babaeski ilçesi eski esnaflarından merhum Hasan ve merhume Fethiye Ekici’nin kızları, merhum Tarık Arifoğlu’nun eşi, merhum Hüseyin Ekici ve Gacal Mehmet Ekici’nin kardeşleri, Suat Ekici, Çiğdem Cin ve Kıvanç Ekici’nin halaları Emekli Öğretmen Hayrünüsa Arifoğlu 96 yaşında vefat etti. Merhume; dün Babaeski Büyük Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Babaeski Eski Mezarlık’ta toprağa verildi.