Eskikadın Köyü 2’nci Uluslararası Felsefe, Sosyal Bilimler, Sanat ve İnsan Günleri, geride bıraktığımız 15 Ağustos Cumartesi günü sona erdi. “Felsefe Günleri” kısa adıyla da anılan kampın tamamlanmasıyla, akademisyenler, sanat insanları, çeşitli kent ve farklı disiplinlerden katılımcılar gelecek yıl üçüncüsü yapılacak kampta buluşmak üzere vedalaştı.
Düşünce, sanat ve sosyal bilimler ekseninde paylaşım kültürünü geliştirmeyi amaçlayan “Çadırını kap gel” sloganıyla düzenlenen organizasyon 10 Ağustos Pazartesi günü başlamıştı. Edirne Tuna Art Academy Kurucusu ve Eğitimci Hakan Coşkuntuna, bu yıl 2’rcisi gerçekleştirilen etkinliğe, Edirne Belediyesi ve Belediye Başkanı Filiz Gencan, Tuna Art Academy; Uygulamalı Drama – Felsefe – Sosyoloji ve Tiyatro Derneği, Eskikadın Köy Muhtarlığı, Muhtar Şefket Akkurt ve köy halkı, Uygulamalı Felsefe Derneği, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sezai Irmak’ın katkı ve destekleri için teşekkür ettiklerini kaydetti.
“Memleketimin hikayesini anlattım” diyen ödüllü yönetmen Batuhan Kurt (sağda) ve Görüntü Yönetmeni Kürşat Taşçı (sakallı)
EDİRNELİ BELGESELCİ BATUHAN KURT ÖDÜL AVCISI
Atölyeler dışında ‘çadır kampı’ konseptiyle doğayla iç içe keyifli tamamlanan kampın son gün programında Bir Edirne Hikayesi, ödüllü “Kurbağa Avcıları belgeseli ile ilgili gösterim ve anlatımlarıyla Edirneli Yönetmen Batuhan Kurt da yer aldı.
Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Bölümü mezunu olan Batuhan Kurt,1991 yılında Edirne’de doğdu. İlk ve orta öğrenimini Edirne’de tamamlayan Batuuhan, Lise’deyken A.B.D. Dışişleri Bakanlığı, State University of New York at Fredonia ve Atlantik Film ortaklığında yürütülen FilmTurkey projesinde sinema eğitimi aldı. Bu proje kapsamında “Bahar” isimli bir belgesel çekti. 2009 yılından günümüze birçok kısa film ve belgesel çalışması gerçekleştirdi. 2016 yılında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteğiyle çektiği ‘Hudut’ isimli belgeselde Suriyeden göçenlerin yolculuğunu anlattı. 2018 yılında Edirne’de çektiği ‘Kurbağa Avcıları’ belgeseli, ulusal ve uluslararası birçok film festivalinde yarışıp ödüller kazandı. Bugüne kadar çektiği, yönettiği ve kurguladığı 30’dan fazla filmden birincilik ödülü alan Batuhan çok sayıda da mansiyon ve jüri özel ödülünün de sahibi oldu
Eskikadın Köyü 2’nci Uluslararası Felsefe, Sosyal Bilimler, Sanat ve İnsan Günleri, Ali Sertan Beşer’in; “Homeros’un İlyada ve Odysseia Eserlerinde Felsefi Düşüncenin Başlangıcı”, Salih Hakan Coşkuntuna’nın; “Drama’da; Ontoloji, Epistemoloji, Oluşum ve Ritüellerin Ardındaki Gerçekler.”, Emel Benzet’in; “Heykeltıraş ve Mask Atölyesi”, Batuhan Kurt’un: “Özel Gösterim; Kurbağa Avcıları” ve “Belgesel Film Nedir, Nasıl Çekilir” konulu söyleşisi”, Emircan Yanık’ın; “ Genetiği Değiştirilmemiş Selami” isimli özel gösterimi ile tamamlandı.
Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği (DOÇEK), yurt içi ve yurt dışı faaliyetleriyle doğa sporları alanındaki çalışmalarını sürdürüyor.
Pamirler’de gerçekleştirilen uzun soluklu bisiklet ekspedisyonu ve Ağrı Dağı zirve tırmanışının ardından, DOÇEK dağcılarının rotası bu kez Hakkari’deki Cilo Dağları’na çevrildi.
Pamirler ve Ağrı’dan sonra Cilo’da da zirve başarısı
Cilo Dağı Reşko (Uludoruk) zirvesine yönelik düzenlenen tırmanış faaliyetinde DOÇEK üyeleri Coşkun Özçelik, Seyfi Durmaz ve Sedat Kalelioğlu yer aldı.
Serpel Yaylası’ndan hareket eden ekip, yer yer karlı ve buzlu arazide ilerledikten sonra sırt hattındaki “kılçık” tabir edilen iki yanı uçurum bölgeyi de dikkatli bir şekilde geçerek tırmanışını sürdürdü.
Toplam 15 saat süren zorlu rotayı tamamlayan ekip, 4135 metre yükseklikteki Reşko zirvesine ulaştı.
Zirve tırmanışını gerçekleştiren dağcılar, inişlerini de planlandığı üzere kazasız ve sorunsuz bir şekilde tamamlayarak kamp noktasına geri döndü.
Farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği doğa sporları faaliyetleri ile adından söz ettiren Keşan DOÇEK, bu disiplindeki takım ruhu ve ekip anlayışının önemini bir kez daha ortaya koyarken; yerel sınırları aşan vizyonuyla bu alanda deneyim ve birikimini kararlı bir şekilde geleceğe taşıyor.
Edirne’nin kültür elçisi HOTEAD Spor Kulübü Halk Dansları Topluluğu, uluslararası alanda ülkemizi ve kültürümüzü gururla temsil etmeye devam ediyor.
Son olarak Polonya’da düzenlenen 19. Uluslararası Geleneksel Sanat Festivali’ne katılan HOTEAD ekibi Poznan, Torun, Gniezno, Goslina, Slupca, Dzienkanowice ve Swarzedz olmak üzere 7 farklı şehirde sahne alarak Türk kültürünün zenginliğini Polonyalı sanatseverlerle buluşturdu. Festival boyunca Edirne Yöresi, Ankara Seymenleri ve coşkulu Roman Dansları gösterileriyle izleyicileri büyüleyen HOTEAD, sergilediği performanslarla ay-yıldızlı bayrağımızı en iyi şekilde dalgalandırdı.
Bu sezon Bulgaristan’ın Sliven ve Velingrad kentlerindeki festivallerin ardından Polonya’da da büyük bir başarıya imza atan HOTEAD Kulübü, gözünü yeni hedeflere çevirdi. HOTEAD, 5-6 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek olan Yunanistan Festivali için hazırlıklarına vakit kaybetmeden başladı.
HOTEAD’tan yapılan açıklamada, “Yunanistan festivali dönüşünün ardından HOTEAD, hem yurt içinde hem de yurt dışında kültürümüzü sahneye taşımak isteyen tüm mevcut ve yeni dansçıları için yeni sezon kapılarını açıyor! Kültürümüzü sahnelerde yaşatmak ve bu büyük ailenin bir parçası olmak isteyen tüm dans tutkunlarını yeni sezonda aramıza bekliyoruz” ifadelerine yer verildi..
Türkiye genelinde geçen Temmuz ayında 207 bin 508 adet taşıtın trafiğe kaydı yapılırken, Edirne’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Temmuz ayı sonu itibarıyla 215 bin 190 oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Temmuz 2026 Motorlu Kara Taşıtları’na ilişkin rakamları kamuoyu ile paylaştı. Edirne’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Temmuz ayı sonu itibarıyla 215 bin 190, Tekirdağ’da 398 bin 780 ve Kırklareli’nde 184 bin 377 oldu. TÜİK’in Edirne için hazırladığı haber bülteninde şunlara yer verildi:
“Türkiye’de Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı Temmuz ayı sonu itibarıyla 34 milyon 746 bin 396 oldu.
Türkiye’de Temmuz ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların %51,7’sini otomobil, %21,7’sini motosiklet, %14,4’ünü kamyonet, %6,7’sini traktör, %3,0’ını kamyon, %1,6’sını minibüs, %0,6’sını otobüs ve %0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
2026 yılı Temmuz ayı sonu itibariyle Edirne’deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 215 bin 190’dır.
2026 yılı Temmuz ayı sonu itibariyle Edirne’deki toplam 215 bin 190 motorlu kara taşıtının; 89 bin 251’i otomobil, 2 bin 206’sı minibüs, 1719’u otobüs, 26 bin 457’si kamyonet, 4 bin 994’ü kamyon,54 bin 840’ı motosiklet, 562’si özel amaçlı taşıtlar ve 35 bin 161’i traktörlerden oluşmaktadır.
Edirne’de Temmuz ayında 3 bin 772 adet taşıtın devri yapıldı
Edirne’de Temmuz ayında 3 bin 772 adet taşıtın devri yapıldı. Devir, noterler aracılığı ile ikinci, üçüncü ve daha fazla el değiştiren taşıtları ifade etmektedir. Edirne’de devri yapılan toplam 3 bin 772 taşıt içinde 2 bin 240’ıotomobil, 30’u minibüs, 29’u otobüs, 538’i kamyonet, 57’si kamyon, 576’sı motosiklet,12’si özel amaçlı taşıt ve 290’ı traktörlerden oluşmaktadır.
Ocak-Temmuz döneminde kaydı yapılan otomobillerin 222 bin 580’i gri renklidir.
Ocak-Temmuz döneminde trafiğe kaydı yapılan 534 bin 811 adet otomobilin %41,6’sı gri, %25,7’si beyaz, %11,9’u siyah, %9,9’u mavi, %5,7’si yeşil, %3,2’si kırmızı, %1,3’ü kahverengi, %0,3’ü turuncu, %0,3’ü sarı ve %0,1’i diğer renklidir.”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bu kez “Gıda İsrafının Önlenmesi” konusu ele alındı.
Gıda israfının ekonomik, çevresel ve sosyal boyutları, üretimden tüketime kadar yaşanan kayıplar, gıda güvenliği üzerindeki etkileri ve doğal kaynaklar üzerindeki oluşturduğu baskı kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiş; gıda kayıplarının azaltılması, depolama ve soğuk zincir altyapısının güçlendirilmesi, gıda bankacılığının yaygınlaştırılması, tüketici bilincinin artırılması ve sürdürülebilir gıda politikalarının hayata geçirilmesine yönelik çözüm önerilerine yer verilen raporda, “Gıda israfı, dünyada açlıkla mücadele eden milyonlarca insanın varlığına rağmen her yıl büyük miktarda gıdanın üretimden tüketime kadar olan süreçte kaybedilmesi veya çöpe atılması nedeniyle ortaya çıkan önemli bir ekonomik, çevresel ve sosyal sorundur. Türkiye’de her yıl milyonlarca ton gıda israf edilmekte, üretilen her beş gıda ürününden biri sofraya ulaşmadan kaybedilmektedir.
Gıda israfı; üretim, depolama, lojistik, perakende ve hane halkı aşamalarında yaşanmakta; plansız alışveriş, yanlış depolama, soğuk zincir eksiklikleri ve tüketim alışkanlıkları bu kayıpları artırmaktadır. İsraf edilen her gıda ürünüyle birlikte su, enerji, emek ve doğal kaynaklar da boşa harcanmaktadır.
Bu nedenle gıda israfıyla mücadele; ulusal izleme sistemlerinin kurulması, depolama ve soğuk zincir yatırımlarının artırılması, gıda bankacılığının güçlendirilmesi, tüketici bilincinin yükseltilmesi ve dijital teknolojilerin etkin kullanılması gibi bütüncül politikaları gerektirmektedir. Gıda israfının azaltılması, hem gıda güvenliğinin sağlanması hem de doğal kaynakların korunması ve ülke ekonomisinin güçlendirilmesi açısından stratejik bir öneme sahiptir” ifadelerine yer verildi.
Söz konusu rapora ilaveten yapılan “Bir yanda açlık, bir yanda israf ” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:
“Gıda, Cenab-ı Allah’ın insanoğluna bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Bu nimetin kıymetini bilmek; inancımızın, kültürümüzün ve medeniyet anlayışımızın temel gereğidir. Ne yazık ki bugün hem dünyada hem de ülkemizde milyonlarca insan temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, diğer taraftan milyonlarca ton gıda israf edilmektedir.
Türkiye’de her yıl milyonlarca ton gıdanın çöpe gitmesi kabul edilemez bir tablodur. İsraf edilen yalnızca ekmek, sebze ya da meyve değildir. Aynı zamanda toprağımız, suyumuz, çiftçimizin emeği, üreticimizin alın teri ve milletimizin kaynakları da israf edilmektedir.
Bugün yapılması gereken; yalnızca vatandaşımıza ‘israf etmeyin’ çağrısı yapmak değildir. Asıl görev, üretimden tüketime kadar uzanan gıda zincirini daha verimli hale getirecek politikaları hayata geçirmektir.
Hasat sonrası kayıpların azaltılması, depolama ve soğuk zincir altyapısının güçlendirilmesi, gıda bankacılığının yaygınlaştırılması, marketlerde satış dışı bırakılan tüketilebilir ürünlerin değerlendirilmesi ve toplumun özellikle çocuklarımızın israf konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir.
Yerel yönetimler de organik atıkları kompost ve biyogaz tesislerinde değerlendirerek hem çevreyi korumalı hem de ekonomiye katkı sağlamalıdır. Dijital teknolojiler kullanılarak üretim, stok ve tedarik süreçleri daha etkin yönetilmelidir.
Milletimizin alın terini, çiftçimizin emeğini ve ülkemizin kaynaklarını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Gıda israfıyla mücadele millî bir görevdir. Kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, özel sektörü ve tüm vatandaşlarımızı bu konuda ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet ediyor; daha adil, daha bereketli ve israfın olmadığı bir Türkiye’nin mümkün olduğuna yürekten inanıyoruz.”
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, parti olarak; ne saray rejiminin batık neoliberal politikalarına, ne de bu düzenin çarkını döndüren sözde muhalefetin teslimiyetçi çizgisine boyun eğmeyeceklerini söyledi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, ‘‘Algı yönetiminin gölgesinde Türk ekonomisinin çıkmazı” başlıklı yazılı açıklamasında, “Ülkemizin içinde bulunduğu süreç malum, geçtiğimiz hafta başlayan ve hepimizin vicdanını sızlatan sözde ‘Çerçeve Yasa’ özde ise ‘Sevr’ olan ve İl Başkanımız Sn. Serkan Konak’ın da basın açıklamasında ifade ettiği gibi ‘Bu yasa, terör örgütü PKK/KCK mensuplarına yönelik şartlı erteleme ve dolaylı af niteliği taşıyan özel bir düzenlemedir. Türk devletinin ve milletinin birlik, bütünlük ve egemenlik ilkelerine aykırıdır.’Sevr’in 106.yıldönümünde oylama sunulan bu yasa da işin bir algı boyutunu da gözler önüne sermektedir” diyerek şunlara yer verdi:
“İktidarın kara propaganda ve algı mühendisliği konusunda ki başarısı şüphe götürmez bir gerçekken, bir diğer algı mühendisliği ise ekonomi alanında olmaya devam ediyor, 13 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) Başkanı (Guvarnörü) Sn. Fatih Karahan’ın 2026 yılı 3.Çeyrek Enflasyon Raporuna ilişkin değerlendirmede görmekteyiz, sayın başkanın bu konuşmasından bu iktidarın ve akıl almaz ekonomi yönetiminin halkımıza sunduğu şey, sefalet, yoksullaşma ve lafügüzaftan ibarettir.
Sanayide Kapasite Kullanım Oranı Kendi Kendine mi Düştü?
Merkez Bankası raporlarında ve basın toplantısında; ‘imalat sanayi kapasite kullanım oranlarının tarihsel ortalamalarının altında seyrettiği, temmuz ayında ise yeniden gerilediği itiraf ediliyor.’ Buradan Sayın Fatih Karahan’a ve masasının etrafını saran iktidarın ve neoliberal ekonomi politiğinin sığ danışmanlara açıkça sormak mecburiyetindeyiz:
Biri Sayın iktidara ve guvernöre sorabilir mi sanayide kapasite kullanım oranı kendi kendine mi düşmüş yoksa uyguladıkları yoksullaştırıcı politikalar yüzünden mi?
İktidarın yani Şimşek ekonomi politiğinin uyguladığı; enflasyonun yapısal nedenlerini ıskalayıp faturayı yalnızca üreticiye kesen bu tek taraflı sıkı para politikası, KOBİ’lerimizi ve sanayicimizi yüksek faiz cenderesine mahkûm ederek fabrikaların çarklarını durdurmaktadır. Aynı zamanda dövizi yapay bir şekilde baskılayarak ithalatı körükleyen, Türk sanayicisini hammadde ve ara malında dışa bağımlı hale getiren bizzat bu iktidarın kendi tercihleridir. Kendi sığ ekonomi politikalarıyla yarattıkları bu kısır döngüde, fabrikaların çarkları dururken ve sanayici bankaların kapısında tükenirken; karar alıcılar ve politika yapıcılar global jeopolitik risklerin arkasına saklanmaya çalışmaktadır. Oysa sanayide kapasite kullanımının düşmesi, talep yetersizliğinin ve uygulanan bilinçli yoksullaştırıcı programın kaçınılmaz bir faturasıdır.
Sanayide kapasite kullanımının düşmesi, talep yetersizliğinin ve uygulanan bilinçli yoksullaştırıcı programın doğrudan neticesidir!
Enflasyon Hedefleri ve Beklentiler Yine Revize Edildi: İflasın İtirafı
TCMB, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28 olarak yukarı yönlü yenilediğini açıkladı. Göreve geldiklerinden beri öngörüde bulundukları hiçbir hedef tutmadı, tutması da imkânsız, daha önceki basın açıklamalarımda da ifade ettiğim gibi bunun nedeni teşhisin yanlış olması ve devamındaki tedavinin reçetenin yanlışlığı. Bu sığ bakış enflasyonu sadece bir para arzı olarak görürken maliyet yapısı, arz kısıtları, bölüşüm ilişkileri ve en önemlisi piyasadaki yapısal bozulmaların bir neticesi olduğunu siyasi tercihlerinden dolayı görmezden geliyorlar.
Bu anlayış, içeride gıda fiyatlarını, yönetilen ve yönlendirilen zamları, enerji maliyetlerini kontrol etmeye devam ededursun ülkemizin tarımını bitirip ülkeyi ithalata bağımlı kılarken iktidar hangi fiyat istikrarı masalı anlatmaya devam ediyor. Enflasyon beklentilerini her çeyrekte yukarı yönlü revize etmekte bu başarısızlığın resmi ilamıdır.
Asgari Ücret ve “Koca Koca Profesörler” Çelişkisi
Halkımızın sırtına binen bu ekonomik yıkımın en büyük ortaklarından biri de iktidarın arkasına sığınan ve ona akademik kalkan oluşturan ezberci zihniyettir. Buradan aziz milletimize hatırlatmak isterim: Memlekette asgari ücret zammının geçmiş yıllarda ‘beklenen enflasyona’ göre yapılması gerektiği savunulmuş, bu tez sözde ekonomistler ve akademisyenlerce desteklenmiştir. Geçmiş aylarda yaşanan ve hayatı yaşanmaz kılan gerçek enflasyon karşısında zaten ezilmiş olan halkımıza; ‘gelecek yıl enflasyon düşecek’ masalıyla hayali ‘beklenen enflasyon’ oranlarına göre asgari ücret zammı dayatılmış, böylece işçimizin ve memurumuzun sofrasındaki ekmek her geçen gün daha da küçültülmüştür. Halkın cebinden çalınan her kuruş, bu masalları televizyon ekranlarında ballandırarak anlatanlar tarafından meşrulaştırılmıştır. Halkımızın alım gücü erirken, sermaye çevreleri ve rantiyeler pervasızca beslenmiştir.
Zafer Partisi Perspektifi: Üretim Ekonomisi ve “Anadolu Kalesi”
Biz Zafer Partisi olarak; ne saray rejiminin batık neoliberal politikalarına ne de bu düzenin çarkını döndüren sözde muhalefetin teslimiyetçi çizgisine boyun eğmiyoruz eğmeyeceğiz. Bizim çözümümüz Türk milleti adına net ve gerçektir:
• Planlı Sürdürülebilir Kalkınma: Devlet Planlama Teşkilatı’nı (DPT) derhal yeniden kurarak kaynakların beton ekonomisine, ranta ve sermayeye değil, yüksek katma değerli üretime, teknolojiye ve tarıma aktaracağız.
• Merkez Bankası’na İade-i İtibar: Cumhuriyet Merkez Bankasının temel amacı, ‘fiyat istikrarını sağlamak’ değil, kuruluş kanununda belirtildiği üzere, ‘ülkenin ekonomik kalkınmasını desteklemek’ olarak belirlenecektir. Bu amaçla, Merkez Bankası Kanunu’nun 4. Maddesi değiştirilerek; ‘Bankanın temel görevinin katma değerli üretime yönelik yeni yatırımların hayata geçmesi, tam istihdam düzeyine ulaşılması ve bunun sürdürülmesidir’ olarak yeniden yazılacaktır.
Bu kapsamda Merkez Bankası para politikalarını kuruluş kanununda yazılı olan temel amaç doğrultusunda belirleyecek; Hazine de buna uygun politikalar uygulayacaktır.
Emin olunuz ki; ne bu kriz kaderdir ne de bu düzen böyle kalacaktır. Atatürk’ün çizdiği millî ekonomi yolunda, liyakatli kadrolarımızla, bilim, birlik ve barış içinde Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Türk Milleti zafere ulaşacaktır!”
Edirne Meşhur Tava Ciğerinin garnitürü Karaağaç acı biberinin iplere dizilmesine ve kurutulmasına başlandı.
Edirne’de Karaağaç semtinde toplanan biberler ev hanımları tarafından önce iplere diziliyor sonrada gölgede kurutuluyor. Bir ay boyunca gölgede kurutulan biberler daha sonra kızgın yağda kızartılarak ciğerle sofralara geliyor.
Edirne Tanıtma ve Tava Ciğer Kalite Koruma Derneği Başkan Vekili Recep Dural yaptığı açıklamada, “Karaağaç semtimiz de toplanan acı biberlerimiz çuvallanarak evlere geliyor. Ev hanımlarımız tonlarca toplanan biberi boncuk dizer gibi tek tek saplarından ipe diziyorlar. Sonrasında gölgeliklerde kurumaya bırakıyoruz. Bir ay boyunca kuruyan biberlerimiz tava ciğer işletmelerinde gelen misafirlere ciğerle birlikte ikram ediliyor. Büyük üstad yazar şair Beyazıt Sansı hocamızın da dediği gibi tavası var ciğeri var yanında da biberi var A be güzel Edirne’m Sen de daha neleri var. Tava ciğerin yol arkadaşı Karaağaç acı biberi hasadı bereketli olsun” dedi.
Edirne Alfa Savunma Sanatları Spor Kulübü sporcuları İzel Erim, Yunus Emre Çirpan ve Kaan Kayan, Amasra Şehir Festivali kapsamında düzenlenen Altın Kemer Turnuvası’nda iki altın, bir gümüş madalya kazandı.
Amasra’da düzenlenen 5. Uluslararası Amasra Şehir Festivali kapsamında 15 Ağustos’ta Altın Kemer Turnuvası gerçekleştirildi. Turnuvaya Edirne’den katılan Alfa Savunma Sanatları Spor Kulübü sporcuları önemli başarılara imza atarak, isimlerinden söz ettirdi. Turnuvada, kulüp sporcularından İzel Erim 57 kilo Contact Ju Jitsu dalında altın kemer birincisi, Yunus Emre Çirpan 62 kiloda HIF Contact Ju Jitsu birincisi, Kaan Kayan da +85 kiloda HIF Contact Ju Jitsu ikincisi oldu.
Kulüpten yapılan açıklamada, sporcular tebrik edilirken, “Sporcularımızı göstermiş oldukları mücadele, disiplin ve azimden dolayı tebrik ediyoruz. Bu başarıda emeği geçen sporcularımıza, ailelerimize ve organizyonu düzenleyen Ju Jitsu As başkanımız Sayın Hulisi Elmas’a organizasyonda görev alan yönetici, hakem ve destek olan herkese teşekkür ediyoruz” denildi.
Edirne Yesevi Hareketi Derneği, dernek binasında düzenlediği Ney Dinletisi ve Devâ-i Misk Helvası İkramı programı ile gönülleri buluşturdu. Manevi atmosferin hâkim olduğu programa çok sayıda davetli katıldı.
Programa Saadet Partisi Edirne İl Başkanı ezcan Karakütük, Yesevi Hareketi Derneği YAK Arama Kurtarma Lideri ve ekip üyeleri, Kadın Kolları Başkanı, Yardım, Spor ve Engelli Birim Başkanları ile çok sayıda gönüllü ve vatandaş katılım sağladı.
Programda konuşan Yesevi Hareketi Derneği Edirne İl Başkanı Alpaslan Cankaloğlu, bu tür etkinliklerin birlik, beraberlik ve kardeşlik duygularının güçlenmesine vesile olduğunu belirterek, “Yesevi Hareketi olarak amacımız sadece bir araya gelmek değil; gönüllere dokunmak, birlik ve beraberliğimizi güçlendirmek, kültürümüzü ve manevi değerlerimizi yaşatmaktır. Bu akşam bizlerle birlikte olan tüm kıymetli misafirlerimize gönülden teşekkür ediyorum” dedi.
NEYİN SESİ GÖNÜLLERE HUZUR VERDİ
Programın en özel bölümünde Selimiye Camii Eski Başmüezzini Yusuf Çengelci Karabıyık tarafından gerçekleştirilen ney dinletisi, katılımcılara huzur dolu anlar yaşattı.
Cankaloğlu, ney dinletisiyle gönül dünyalarını aydınlatan Yusuf Çengelci Karabıyık’a teşekkür ederek, “Kendisine bizlere yaşattığı bu güzel ve anlamlı akşam için şükranlarımızı sunuyoruz.” ifadelerini kullandı.
Program kapsamında misafirlere Devâ-i Misk helvası ikramında da bulunuldu.
ARSLANZADE’YE TEŞEKKÜR
Etkinliğe katkılarından dolayı Edirne Gönüllü Turizm Elçisi, Arslanzade Firması sahibi, nam-ı diğer Kurabiyeci Dede Arif Meriç’e de teşekkür eden Cankaloğlu, “Kıymetli katkılarıyla her zaman yanımızda olan Sayın Arif Meriç’e destekleri için şükranlarımızı sunuyoruz” dedi.
Cankaloğlu ayrıca programa katılarak kendilerini onurlandıran Saadet Partisi Edirne İl Başkanı Tezcan Karakütük’e, YAK Arama Kurtarma ekibine, Kadın Kolları Başkanına, Yardım, Spor ve Engelli Birim Başkanlarına, YAK ekip üyelerine ve programa uzaktan yakından katılan tüm vatandaşlara teşekkür etti.
“GÖNÜLLERE GİRMEKTİR DÜŞÜMÜZ”
Yesevi Hareketi Derneği Edirne İl Başkanı Alpaslan Cankaloğlu, dernek olarak sosyal, kültürel ve manevi çalışmalarına devam edeceklerini belirterek, “Bizleri yalnız bırakmayan tüm misafirlerimizden Allah razı olsun. İnşallah bundan sonra da Edirne’mizde gönüllere dokunan, birlik ve beraberliğimizi pekiştiren güzel çalışmalara imza atmaya devam edeceğiz. Gönüllere girmektir düşümüz” şeklinde konuştu.
Program, katılımcıların sohbetleri ve Devâ-i Misk ikramının ardından sona erdi.
Yataktan kalkmakta zorlanan annesini tuvalete götürüp soyarak duşun altına soktu. Oturduğu taburede sıcak suyun altında gözleri kapalı annesini şöyle bir seyrederek sabunu başından vücuduna doğru kaydırdı. İki yıl önce arkadaşlarının yanındayken felç gelmiş, anında müdahale ile önemli bir hasar görmeden kurtulmuştu annesi. Ancak ev içinde zorunlu ihtiyaçları için kalkıyordu yatağından veya koltuğundan.
“Bende yaşlanıyorum, annem gibi olmam kaçınılmaz” diye içi sıkılarak duruladığı annesini kurulamaya başladı.
Önceden hazırladığı kahvaltısını yemesi için yardım etti annesine. Yavaş, az ama sağlıklı bir kahvaltıydı bu. Televizyonda belgeseli açtı, seviyordu annesi belgeselde doğayı, doğanın içinde yaşananları. Öğlene kadar kımıldamadan seyredecekti televizyonu nasılsa.
Hızlıca kahvaltı masasını toplayıp önceden giydiği bisiklet kıyafetleriyle kapıya yöneldi, elinde kaskı ve eldivenleriyle birlikte.
Apartmanın giriş kapısından çıkardığı bisikletin üzerine atladığı gibi saldı kendisini Edirne’nin yeni yerleşim bölgelerine doğru. Ardından tül perde arkasından merakla onu gözleyen komşusunun varlığını hissederek.
Öğretmendi annesi, ama ne öğretmen. Dominant mı dersin, dediği dedik mi ne dersen de. Çocukluğunu, ergenliğini zehir etmişti annesi. “Bir de eğitimli kadın olacak anam” diye söylendi içten içe.
İlk anılarını düşününce hüzünleniyordu hep. Babası trafik kazasında ölünce eve gelen komşuları, yakınları teselli etmeye çalışıyordu annelerini. Ondan sonraki yıllar üniversiteye kadar hep annesiyle birlikte geçti. Babasının eksikliğini her gün hissederek. Annesiyle her gün kavga gürültü eksik olmadı aralarında.
İlk öğrenimi boyunca annesinin baskısını hep hissetti. Erkek arkadaşı olmasına asla izin vermedi. Lise bitip de iyi puanla gitmek istediği üniversiteye de izin vermeyince dayısı girdi devreye. Bütün okul masraflarını üstlenerek, evlerinin bir odasını ona vererek, ablasıyla yıllarca konuşmamayı göze alarak yeğenine sahip çıktı dayısı.
Üniversiteyi bitirdiği gibi iş buldu, kalacağı bir evde. İş yerindeki bir arkadaşıyla aynı evi paylaşmaya başladılar.
Çalıştıkça işinde uzmanlaştı, kurumun başında en üst seviyelere kadar yükseldi. İyi kazanıyordu, kendi evini aldı, arabasını da.
Yıllar geçiyor ama bir türlü erkek arkadaşı olmuyordu. Bütün tanışmaları, yakınmalaşmaları bir süre sonra anlamsızlaşıyor, uzaklaşıyordu partnerinden. Bütün bu yaşananlar çevresinde “soğuk kadın” ibaresinin üzerinde kalmasına neden oldu.
Orta yaşlara geldiğinde hareketsiz büro yaşamının vücudunda bıraktığı izleri, kiloları her iki yılda bir beden yükselterek yenilediği gardırobu şahitlik ediyordu. Artık buna bir son vermeli diye düşündüğü dönemlerde sıkışan trafikte solundan sessize ilerleyen bisikletliyi gördüğünde bu’mudur diye sordu kendi kendine.
O gün karar verdi, madem spor yapacaktı öyleyse bisikletle başlayacaktı. İlk bisikletiyle akşamları sitenin önünde turlamaya başladı. İlk günler dakikalarda başlayan denemeler birkaç ay sonra saate, saatlere uzamaya başlayınca önce bisikletini değiştirdi, sonra bisiklet kıyafetleri edindi kendisine.
İşine de bisikletle gidip gelmeye başladı sonraları. Her gün iki saate yakın pedallamanın getirdiği güzellikleri de yaşamaya başladı. Önce vücudu düzene girdi, fazla kilolarından kurtuldu ve makus talihi de bir bisikletli tarafından değişti.
Trafikte tanıştılar. Tedbirsizce çıktığı bir sabah aniden bastıran yağmur nedeniyle “geriye mi dönsem” diye düşünürken yanında biten bisikletlinin arka bagajından çıkardığı yağmurlukla her şey değişti hayatında.
Arkadaş oldular önceleri. Kısa bir süre sonra da sevgili. Yaşamı boyunca ilk defa bir erkeğe bu kadar ilgi duyduğunu hissetti. Tanışmalarından bir ay sonra artık aynı evi paylaşıyorlardı bisikletli müzisyenlik yapan sevdiği adamla birlikte.
En büyük ortak tutkuları bisikletti. Kurdukları hayaller bile bisiklet üzerineydi. Turlara çıktılar. Her yaz Türkiye’nin değişik bölgelerine. Çadırda, pansiyonlarda gecelediler, yorulduklarında sırt sırta verip dinlendiler. Rampalarda yanından bir an bile ayrılmayan arkadaşının elini omzunda, selesinde hissetmek ayrı bir mutluluk veriyordu.
Tek anlaşamadıkları nokta ikisinin de işkolik olmasıydı. İkisi de asla işlerinden, işlerinin verdiği sorumluluk anlarının paylaşılamayacağı duygusundan kurtulamadılar. Dönem dönem ayrı da yaşadılar. Uzun sürmeyen ayrılıklar oldu bunlar hep. Her ayrılığın sonunda mutlaka birisi diğerinin kapısını çaldı. Barıştılar, yine ayrıldılar, yine barıştılar.
Yıllarca sürdü bu düzensiz yaşamları. Düzenli olan tutkuyla bağlandıkları işlerinden başlarını kaldırdıkları anda yine birlikte oldular, tatillere, gezmelere bisikletleriyle çıktılar.
Mevsimler sonbaharı gösterdiğinde beyazlaşan saçları yalanlamıyordu takvimlere düşen 50’lerin sonlarındaki yaşları. Sağlıklıydılar yine, daha seyrek görüşüyorlar ama aralarındaki saygı eksik olmuyordu. Sadece kendisi gibi tek çocuk olan arkadaşı artık felç olan babasını bakmak için bir şehir daha uzakta yaşıyordu.
Bir süre sonra kendi annesine de felç gelip de “aynı kaderi mi paylaşacağız yoksa” diyerek apar topar Edirne’nin yolunu tutmasının üzerinden iki yıl geçmişti bile.
Aralarındaki mesafe daha da çok artmıştı. Telefonda, sosyal medyada görüşüyorlar, sohbet ediyorlardı artık. Ama yetmiyordu işte. Yakınında olmak, onunla daha çok zaman geçirmek, kokusunu hissetmek istiyordu onun. O da aynı duyguları sık sık ifade ediyordu kendisine.
Beklediği o mesaj bir gece önce gelmişti. “Geçici olarak bir akrabamızı bırakacağım babamın yanına, iki gün sonra sabaha geliyorum sana” Sevinmişti, aylardır görüşmüyorlardı.
Yeni yerleşim bölgesinden Bosna köyü üzerinden geçip Karaağaç’a doğru keyifle pedallarken onu ve mesajını düşündü yeniden. “Karaağaç’ın içinde şöyle bir turlayayım, sonra dönerim annemin yanına” diye düşünürken birden karşısına çıkan evin duvarındaki yazıyı görünce gülümsedi. Telefonu çıkararak fotoğrafı whtasaptan atıverdi sevdiği adama. Yanıt anında geldi; “Geleyim ben de her şey olur, merak etme sen…”