Yesevi Hareketi Derneği Edirne İl Başkanı Alpaslan Cankaloğlu, 26 Eylül Türk Dil Bayramı dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkçe’nin yalnızca bir iletişim dili değil, Türk milletinin tarihini, kültürünü ve milli kimliğini gelecek nesillere taşıyan en önemli değerlerden biri olduğunu belirtti.
Cankaloğlu açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
“Dil, bir milletin hafızasıdır. Türkçe ise binlerce yıllık Türk tarihinin, kültürünün, medeniyetinin ve millet olma şuurunun taşıyıcısıdır.
Türk milleti, tarih boyunca farklı coğrafyalarda devletler kurmuş, medeniyetler meydana getirmiş ve Türkçeyi nesilden nesile aktararak bugünlere taşımıştır.
Bizlere düşen görev, ecdadımızdan aldığımız bu büyük emaneti korumak ve gelecek nesillere daha güçlü bir şekilde aktarmaktır.
Türkçemizi yabancı kelimelerin istilasına karşı korumak, doğru ve güzel kullanmak; milli kimliğimize, kültürümüze ve tarihimize sahip çıkmaktır.
Başta büyük Türk düşünürü Hoca Ahmet Yesevi olmak üzere Türk dünyasının büyük şahsiyetleri, Türkçenin ve Türk kültürünün yaşatılmasına büyük katkılar sağlamıştır. Yesevi’nin gönüllere dokunan anlayışı, Türk dünyasının ortak kültür ve medeniyet hafızasında bugün dahi yaşamaktadır.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk diline verdiği önem de bizlere önemli bir sorumluluk yüklemektedir. Türkçe yaşayacak ki Türk milleti de kendi kimliğiyle güçlü bir şekilde varlığını sürdürecektir.
Bu düşüncelerle 26 Eylül Türk Dil Bayramı’nı kutluyor; Türkçemizin sonsuza kadar yaşamasını ve gelecek nesillerimize güçlü bir miras olarak aktarılmasını diliyorum.
Türkçe bizim sesimizdir, Türkçe bizim kimliğimizdir, Türkçe bizim ortak değerimizdir. Türk Dil Bayramımız kutlu olsun.”
“Ana dili” kavramı, çocuğun ailesinden ve doğal çevresinden edindiği ilk dili ifade eder. Dolayısıyla ana dil, devlet eliyle değil; ailenin doğal kültürel aktarımıyla nesilden nesile taşınan bir olgudur. Burada şu nokta özellikle vurgulanmalıdır: Bir birey farklı etnik kökene sahip olabilir ve kendi ana dilini bilmesi elbette doğal ve değerlidir. Ancak birey ana dilini bilmiyorsa bunun sorumluluğu devlete değil, o dili yaşatmakla yükümlü olan aileye aittir. Devletin görevi her bireyi ortak resmî dilde buluşturmak, kamusal alanı herkes için erişilebilir kılmak ve millet olma bilincini diri tutmaktır.
Türkiye Cumhuriyeti çok dilli, dinli ve kültürel çeşitliliğe sahip ulusal bir devlettir. Türk, Kürt, Pomak, Boşnak, Arnavut, Çerkez, Azeri, Tatar, Gagavuz, Gürcü, Çingene (Roman) ve diğer unsurlarla vücut bulmuş halidir. Bir bütün olarak bakıldığında, bu kimliklerin devletin üniter yapısının korunmasından yana olduğunu, etnik milliyetçi düşüncelere sahip olmadığını görürüz.
Kürt milliyetçiliğini savunanlar arasında Kürt siyasetçiler, Kürt gazeteciler ve Kürt yazarlar bulunmaktadır. Etnik kimlik siyaseti, hiçbir kimliğe fayda getirmeyeceği gerçeğini en iyi bilen yazarlardan biri, Kürt kökenli Yaşar Kemal idi. Ben Kürt’üm demekten hiçbir zaman gocunmadı. Ruhunun derinliklerinde insan olmayı, adaleti önceledi. Yaşar Kemal, zulüm kime yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın mağdurun yanında, zalimin karşısında durdu, mücadele etti. Kan kokan kalemlere, feodal ağalara, beylere, devleti ve dini istismar eden zalimlere, acımasız kapitalist düzenin egemenliğine karşı mücadele etti.
Bir söyleşide, ”Biz, Cumhuriyet çağının sanatçıları, romancılar, şairler, ressamlar, kendi kültürümüze, dilimize dönmeyi öğrendik. Tercüme bürosunun çevirdiği dünya klasikleri ile yetiştik. Halkevlerinin, Köy Enstitüleri’nin kuruluşları bize yardım etti. O Köy Enstitüleri ki, gelecekte dünyamızı gerçek insanlığa kavuşturacak tek eğitim düzenidir.” demişti.
Yaşar Kemal’in düşünce merkezinde insan onuru ve adalet kavramları egemendi. Anadilini inkâr etmedi, İdeolojik ana dilde eğitim düşüncesine sahip olmadı. Yoksul Kürt köylü sınıfının toprak ağaları tarafından sömürülmesini içine sindiremedi.
İstanbul’a gelen Yaşar Kemâl, Cumhuriyet Gazetesi’nde yazar olarak işe başlamak için gazetenin sahibi Nadir Nadi ile görüşmek için randevu alır. Görüşeceği günlerde büyük bir ihtimal şehir dışında olan Nadir Nadi ile görüşme olanağı bulamaz. Cumhuriyet Gazetesi’nin önüne her geldiğinde bekçi tarafından kovalanırdı. Yaşar Kemal durumu kavrar; üzerindeki aşınmış eski kıyafetler, saç ve baş dağınıklığı içinde olmasından dolayı Nadir Nadi ile görüşmesine bekçi engel oluyordu. Yıllar sonra yaşanan hadiseyi şöyle anlatacaktı:
“Şimdiki Gazeteciler Cemiyeti’nin tam karşısında bir sıra dükkân var. O zaman da o dükkânların yerinde salaş dükkânlar vardı. O dükkânlardan birinde Çingene Ahmet çalışırdı. Hoş bir adamdı, insancıl bir yüzü vardı. Dükkâna girdim, derdimi anlattım, ‘Vay Tahsin (bekçi) vay’ dedi. Cumhuriyet’e telefonu açtı, Nadir Nadi Bey karşımdaydı.”
Yazar Sait Faik Abasıyanık, Yaşar Kemal’e kitabını hediye ederken kitaba: “Türk’lerin en Kürd’ü, Kürd’lerin en Türk’ü Yaşar Kemal’e” diye not yazarak vermişti. Bu söz bağdaştırıcı, bütünleştiriciydi. Kardeşliğin bundan daha iyi bir ifadesi olamazdı. Bundan dolayı toplum olarak Yaşar Kemal gibi uzlaştırıcı sembollerle buluşmak gerekir
Kürt toplumsal yapısında, geçmişe dayalı sosyal, ekonomik eşitsizlik yerini her zaman korumuştur. Bir anlamda Romanlardan (Çingene) farksızdır. Cumhuriyet, köylü sınıfının içinde bulunduğu toprak eşitsizliğini gidermek, tarım alanlarının daha çok işlenmesi, verimli kullanılması düşüncesiyle “Toprak Reformu” adıyla bilinen çalışma içine girdi. Toprak ağalarından bir kısım topraklar alınıp, topraksız köylüye verilmesiydi. Buna en çok karşı çıkanlar Kürt toprak ağalarıydı. Amaçları kendi zenginliğini korumaktı. Tarlalarında, çiftliklerinde düşük ücretlerle çalıştırılan topraksız Kürt köylü sınıfı, ağaların marabası olarak kalmalıydı
Kürt siyasi parti uzantısı, hak ve eşitlikler üzerine inşa edildiği yönünde gösterilse de, ana çatısı Kürt milliyetçiliğine dayalı düşüncelerdir. Yıllarca maraba düzeninden, eşitsizlikten bitap düşen Kürt vatandaşlarımız, Türkiye’nin farklı coğrafyalarında kendilerine yeni bir sosyal yaşam düzeni kurdu. Diğer kimliklerle ticari, sosyal, kültürel bağlar kurdular. Kürt siyasi kadrolar, Cumhuriyet ile bağlarını güçlendirmek yerine, Cumhuriyeti/ulusal devleti inkâr eden bir yapı özelliğinden hiç vazgeçmediler. 1985 -1992 yıllarında Kürt kökenli Başbakan Turgut Özal, Liberal Ekonomik Politikaları kapsamında bölgenin kalkınması için bölgede bulunan işadamlarına yüksek tutarlarda yatırım teşvikleri verdi. Özal zamanında alınan teşviklerle çiftlik, fabrika ve benzeri iş alanları için yapılan daha sonra yarım bırakılan onlarca yapının izleri halen duruyor. Bazıları yatırım amacıyla teşvikleri iyi bir şekilde kullanırken, teşvik paketinden sıcak para alanlar ise inşaatları yarım bırakarak sırra kadem bastılar. Sırra kadem basanlar Kürt işadamlarıydı.
Devletin idari/siyasi yönetim sisteminde en üst makamlara gelmiş Kürt kökenler oldu. Kimse karşı çıkmadı, saygı duydu. Kürt siyasetçilerin genelinin aşiret ve toprak ağalarının çocukları olduğu görülür. İyi bir eğitim alırlar, varlık içinde yaşarlar, topraksız Kürt köylü sınıfının içinde bulundukları yaşam kalitelerinin yükseltilmesine yönelik çabalarının olduğu söylenemez.
Kürt siyasetçiler sürekli olarak Kürt sorunundan söz ederler, oysa bu coğrafya da Kürt sorunu değil, feodalizm sorunu, yakıcı sosyal eşitsizlik sorunu olduğu gerçeğini görmezden gelirler. 1991 yılında bir televizyon kanalında dönemin siyasetçileri Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel, Kürt sorunlarına yönelik değerlendirmelerde bulunmuştu. Ecevit, Türkiye’de bir Türk-Kürt sorunu olmadığını, sorunun temelinde Güneydoğu Anadolu bölgesinin Osmanlı’dan devralınan ve Cumhuriyet döneminde de giderilemeyen kalkınmışlık farkı, feodal yapı ve ekonomik eksiklikler yattığını anlatmıştı.
Süleyman Demirel’de bölgeye yönelik düşüncelerini şöyle anlatır:
“Eşitliğe gelince; vali oluyor kişi, soruyorlar mı, nereden geliyorsun, kimin oğlusun, nerelisin diye? Kaymakam oluyor, soruyorlar mı? General oluyor, soruyorlar mı? Yüksek hâkim oluyor soruyorlar mı, hayır! Bakan oluyor, soruyorlar mı, hayır. Başbakan oluyor, soruyorlar mı, hayır. Kimseye sordukları yok. Gelin çağın devletini anlayalım. Türkiye’nin başına yeni gayeler açmanın manası yok! Bu olay Türk ırkından gelenlerin Kürt ırkından geliyoruz diyenleri ezdiği ve bundan dolayı bir isyana sebep olduğu bir olay değildir. Biz kardeşiz bu ülkede. Ve 26 etnik gruptan gelen insan var burada. Eğer etnik gruplara göre Türkiye’yi parçalamaya kalkarsanız, vatandaşlık konseptini bir kenara atarsanız, eşitlik kavramını bir kenara atarsanız o zaman Türkiye’ye yazık olur!”
Anadilde eğitim, Türkiye gibi çok dilli toplumsal yapıya sahip ülkelerde dahi son derece tartışmalı ve çoğu zaman başarısız sonuçlar doğuran bir uygulamadır. Çünkü okuldaki dil ile toplumun ortak iletişim dili farklı olduğunda, bireyin toplumsal hayata katılımı, eğitimde fırsat eşitliğini olumsuz etkilemektedir. Türkiye gibi tek resmî dile sahip ulus devletlerde eğitimin ortak bir dil üzerinden yürütülmesi, toplumsal uyumun sürdürülebilirliği açısından bir zorunluluktur.
TÜRKİYE CUMHUYETİ’NİN RESMİ DİLİ TÜRKÇEDİR
Ülkemizde Türkçe dışında farklı dillerin öğretimi ve kullanımına yönelik çeşitli adımlar atılmıştır. Kürtçe TRT 6’nın açılması, bazı üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümlerinin kurulması, ilkokul ve ortaokullarda Kürtçenin seçmeli ders olarak okutulmasına yönelik çalışmalar başlatılmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken asıl konu, Türkiye gibi kurucu unsur Türkler dışında farklı etnik kökenlerin bulunduğu ve dışarıdan farklı milletlere mensup insanların göçmen ya da vatandaş olarak kabul edildiği bir coğrafyada, Türkçe dışında anadilde bir eğitimin verilmeye başlanması zamanla telâfisi olmayan ağır sonuçlar doğuracağı açık ve nettir.
Ülkemizin nüfus yapısındaki dil çeşitliliği son yıllarda daha da artmıştır. Başta Suriyeli, Afgan, Arap ve Afrika kökenlilerin ülkemize göçüyle yeni bir sosyolojik tablonun çıkmasına sebep olmuştur. Ülkemizde sayıları on milyonu bulduğu tahmin edilen Suriyeli, Afrikalı, Afgan, Arap ve diğer vb. kökenlerin aynı taleplerde bulunması kaçınılmazdı. Türkiye Cumhuriyeti’nin dili, bayrağı ve bütünlüğü anayasada açık şekilde güvence altına alınmıştır. Anayasamızda, “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.”
ANADİLDE EĞİTİM TALEPLERİ
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını ortak ülkü de buluşturan en güçlü unsur Türkçedir. Bu bağlamda; ana dilin aile içinde yaşatılması desteklenmeli, ancak devlet eliyle örgün eğitimde Türkçe dışında bir uygulamaya gidilmesi, ülkenin bütünlüğü ve milli kimliği açısından uygun görülmemelidir. Bugün ana dilde eğitim isteyenlerin yarın Cumhuriyet’in üniter yapısını bozacak isteklerde bulunmamaları için hiçbir engel yoktur. Dilin birleştirici gücünün olduğu kadar ayrıştırıcı gücünün olduğu da unutulmamalıdır. Günümüzde isteyen ana dilleriyle sosyal yaşamlarında, kamusal alanlarda konuşabilmekte, kendi dillerinde kitap yazabiliyor, şarkı söyleyebiliyor, karşı çıkan da yok.
Bazı kesimler, ana dili eğitimin verilmesini yanlış bir “ülke bölünür paranoyası” olduğunu savunmaktalar. Kürt siyasal uzantısı iyi değerlendirildiğinde amaçlarının ne olduğunu anlamak hiç de zor olmasa gerek. Bugün Kürt siyasetçiler tarafından anadilde eğitim talebi siyasi baskı aracı haline getirilmiştir. Ana dilde eğitim talebi, kısa vadeli siyasi çıkarların aracı hâline getirilmemeli; akademik, toplumsal ve stratejik boyutlarıyla değerlendirilmelidir. Devlet aklı tarihsel yaşanmışlıklara, deneyimlere göre strateji belirler. En önemli strateji, içinde barındırdığı halkların bütünlüğüne helâl getirmemektir.
Türkiye Kürek Federasyonu tarafından Meriç Nehri 100. Yıl Kürek Parkuru’nda düzenlenen 2026 Büyükler Türkiye Kürek Şampiyonası’nda Fenerbahçe Kadınlar ve Erkeklerde birinci olurken, TED Edirne Koleji Kürek Kulübü, katıldığı tüm kategorilerde madalya kazanarak Erkekler Türkiye üçüncüsü oldu.
Türkiye Kürek Federasyonu tarafından Meriç Nehri 100. Yıl Kürek Parkuru’nda düzenlenen 2026 Büyükler Türkiye Kürek Şampiyonası, 20 kulüpten 200 sporcunun katılımıyla tamamlandı.
Şampiyonada Edirne’yi temsil eden TED Edirne Koleji Kürek Kulübü, katıldığı tüm kategorilerde madalya kazanarak Erkekler Türkiye Üçüncüsü oldu.
Edirneli Sporcularının Dereceleri:
Erkekler 2x (Altın Madalya): Kaan Korkmaz & Muhammed Eren Aykut
U23 Erkekler 1x (Gümüş Madalya): Mehmet Yıldız
U23 Erkekler 2x (Gümüş Madalya): Kaan Korkmaz & Muhammed Eren Aykut
U23 Erkekler 4x (Gümüş Madalya): Kaan Korkmaz, Muhammed Eren Aykut, Sedat Farsak & Mehmet Yıldız
Gelişim Ligleri’nde U14 , U15 ve U19’lardan sonra Edirne’den Şükrüpaşa Spor’un yer aldığı U16 ve U17’lerde 2026-2027 maratonu başladı.
Şükrüpaşa Spor U16 ve U17 takımları sezonun ilk maçında Lüleburgaz Atletik Spor ile 8 Kasım Stadı’nda karşı karşıya geldi. Şükrüpaşa Spor U16, ilk maçında rakibine 6-0 yenilerek sözona kötü bir başlangıç yaparken, aynı sahada hemen ardından oynanan maçta ise U17 takimi sahadan 1-0 galip ayrılarak Edirne’ye 3 puanla dönmesini bildi.
U16 – 1. HAFTA TOPLU SONUÇLAR
Tekirdağspor 3-1 Bigaspor
Kırklarelispor 1-0 Merkez Kayaşehir Spor Kulübü 2
Çerkezgücü Spor 0-5 İstanbul Beylikdüzüspor
Başakşehirspor 0- 1Büyükçekmece Gençordu Spor
Lüleburgaz Atletik Spor 6-0 Edirne Şükrüpaşa Spor
Büyükçekmece Belediye Spor 0-5 Arkent Arnavutköy Belediyesi Futbol Sk
B.çekmece Gücü 1 -0 Silivrispor
Çorlu Belediye Futbol Kulübü 1-0 Çanakkale Gençlerbirliği Spor
U17 – 1. HAFTA TOPLU SONUÇLAR
Tekirdağspor 1-4 Bigaspor
Kırklarelispor – Merkez Kayaşehir Spor Kulübü 2
Çerkezgücü Spor – İstanbul Beylikdüzüspor
Başakşehirspor 1-4 Büyükçekmece Gençordu Spor
Lüleburgaz Atletik Spor 0-1 Edirne Şükrüpaşa Spor
Büyükçekmece Belediye Spor 0-3 Arkent Arnavutköy Belediyesi Futbol Sk
B.çekmece Gücü 0-4 Silivrispor
Çorlu Belediye Futbol Kulübü 0-2 Çanakkale Gençlerbirliği Spor
Gelecek yıl yine aynı tarlaya tohum atabilecek mi?
Ama Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun 22 Eylül’de İpsala’da yaptığı toplantının ardından kamuoyuna açıkladığı rakamlar, çiftçinin başka bir sorusunu daha gündeme taşıyor:
Çiftçi ürününü sattıktan sonra fiyat neden yükseliyor?
**
Kurulun açıklamasında buğdaydan kanolaya, ayçiçeğinden çeltiğe kadar birçok üründe dikkat çekici fiyat hareketlerine işaret ediliyor.
Buğdayın kilogram maliyetinin 18-20 lira olduğu belirtiliyor.
Toprak Mahsulleri Ofisi’nin açıkladığı 14 bin 750 ile 16 bin 500 lira arasındaki dönemde serbest piyasada 10-14 lira arasında satılan buğdayın, çiftçinin ürününün yüzde 70-80’ini satmasının ardından 18-20 lira seviyesine yükseldiği ifade ediliyor.
Ziraat Odaları da haklı olarak soruyor:
“Aradaki bu fiyat farkını kim kazanmıştır?”
İşte asıl mesele burada…
Çünkü çiftçi tarlasından kaldırdığı ürünü bekletemiyor.
Mazotçu beklemiyor.
Gübreci beklemiyor.
İlaççı beklemiyor.
Bankanın kredisi beklemiyor.
Borç beklemiyor.
Çiftçi de çoğu zaman ürününü hasat eder etmez satmak zorunda kalıyor.
Sonra…
Fiyat yükseliyor!
**
Kanola için de benzer bir tablo anlatılıyor.
Kilogram maliyetinin 27 lira olduğu belirtilen kanola, başlangıçta 22-27 lira seviyelerinde satılırken, çiftçinin elindeki ürünün yüzde 90’ını sattığı dönemin ardından 33 liraya çıkıyor.
Yine aynı soru:
15 günde ne değişti?
Çiftçinin tarlası mı değişti?
Mazot mu ucuzladı?
Gübre mi ucuzladı?
Üretim maliyeti mi düştü?
Hayır…
Değişen yalnızca fiyat!
Ve o fiyat yükseldiğinde ürünün büyük bölümünü elinden çıkarmış olan yine çiftçi…
**
Ayçiçeğinde ise mesele biraz daha büyük.
Çünkü ayçiçeği sadece bir tarla ürünü değil.
Trakya’nın, dolayısıyla Edirne’nin ekonomik hayatının önemli parçalarından biri.
Ziraat Odaları, son iki yılda yaşanan düşük verim ve fiyatlar nedeniyle ayçiçeği ekiminde yüzde 30’a varan azalma yaşandığını söylüyor.
Bu yıl ise yağışların da etkisiyle verim konusunda umutlar artmış.
Çiftçi, “Bu yıl hiç olmazsa biraz nefes alalım” demiş.
Ama ardından ithalat politikalarındaki değişiklikler ve ham yağ ithalatı gündeme gelmiş.
Ve fiyatlar yeniden aşağıya gelmiş.
Ziraat Odaları burada da uyarıyor:
Bugünün fiyat politikası yarının ekim kararını belirler.
Çiftçi para kazanamazsa ayçiçeği ekmez.
Ayçiçeği ekilmezse ithalat artar.
İthalat arttıkça dışarıya daha fazla döviz gider.
Döviz giderken de sadece çiftçi değil, hepimiz kaybederiz.
Çünkü sofradaki yağın fiyatı tarladaki ayçiçeğinden bağımsız değildir.
**
Şimdi sıra Edirne’nin bir başka stratejik ürününde…
Çeltik!
Edirne’nin tarımında da ekonomisinde de çeltiğin yeri ayrı.
Hasat başladı.
İlk veriler normal bir sezonu işaret ediyor.
Ama üreticinin gözü yine fiyatta.
Ziraat Odaları, kilogram maliyetinin 47 lira olduğunu belirtiyor ve TMO’dan en az yüzde 35 fiyat artışı bekliyor.
Üstelik üretici sadece tarladaki maliyetlerle boğuşmuyor.
Mazot var.
Gübre var.
İşçilik var.
Sulama var.
Girdi maliyetlerindeki artış da cabası…
Dolayısıyla çeltik fiyatı yalnızca çeltik üreticisini değil, Edirne ekonomisinin tamamını ilgilendiriyor.
**
Bir de destek meselesi var.
Kâğıt üzerinde destek artıyor.
Ama çiftçinin satın alma gücü aynı oranda artmıyor.
Ziraat Odaları’nın açıklamasında çok çarpıcı bir karşılaştırma var:
2025 yılında buğdayda dönüm başına 806 liralık destekle 15,5 litre mazot alınabilirken, 2026 yılında 954 liralık destekle alınabilen mazot miktarının 9,5 litreye düştüğü belirtiliyor.
Rakamlar ortada.
Destek artmış görünüyor.
Ama çiftçinin aldığı mazot azalmış.
Üstelik bu desteklerin 2027’nin şubat ve mart aylarında ödeneceği belirtiliyor.
Çiftçinin neden “Destek değil, zamanında ödeme” dediğini daha iyi anlarsınız.
**
Bütün bunların sonunda Ziraat Odaları’nın çok önemli bir uyarısı var:
Desteklerin ekim sonuna kadar ödenmesi ve düşük fiyatlardan dolayı oluşan kayıpları telafi etmek amacıyla yeniden kilogram başına prim verilmesi isteniyor.
Çünkü mesele yalnızca çiftçinin cebindeki para değil.
Mesele tarlanın boş kalıp kalmayacağı…
Köylerin yaşayıp yaşamayacağı…
Gençlerin toprağa dönüp dönmeyeceği…
Ve en önemlisi…
Soframıza koyacağımız gıdanın nereden geleceği.
Çiftçi üretmezse ne olur?
Bu sorunun cevabını market raflarında aramaya başladığımızda iş işten geçmiş olabilir.
O nedenle Ziraat Odaları’nın açıklamasının son cümlesi aslında bütün tartışmanın özeti:
“Biz üretmezsek ülke aç kalır!”
**
Biz de buradan bir cümle ekleyelim:
Çünkü tarlada kaybedilenin faturası, eninde sonunda sofraya gelir.
Ve o faturayı da yalnızca çiftçi ödemez.
**
Bir-iki cümle daha şart gibi…
Edirne Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu’nun İpsala’daki toplantısından tam 17 gün önce Trakya’nın bereketli toprakları için 5 Eylül 2026 tarihli Resmi Gazete’de “acele kamulaştırma” kararı yayımlandı…
Bunun üzerine söz konusu kararla gündeme gelen “kaya gazı” konusunda pek çok kişi ve kuruluş talep ve endişelerini dile getirdi, getirmeye devam ediyor.
Ancak, kararın birinci derece muhatabı başta Ziraat Odaları olmak üzere çiftçi kuruluşlarından bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bir açıklama görmediğimi de belirtmek isterim.
Son açıklamayı geçen Cuma Trakya Platformu Edirne İl Yürütmesi’nden duyduk…
Bu kararın ulusal gıda güvenliği ve ekosistem bütünlüğü açısından ciddi riskler barındırdığı ileri sürüldü…
Anlaşılan o ki, Trakya Platformu bu konuda oldukça ciddi…
Evrende merkezi irade sahibi Allah’tır. Evrende, sayamayacağımız kadar çok varlık, İLÂHİ DENGE SAYESİNDE varlığını sürdürür. Allah dünya doğasını insanlara emanet etmiştir. Ama insanlar bu emnetçiliğin kıymetini bir türlü anlamıyorlar. İnsanlara ise üstün beyin ve yol haritaları verilmiş, ”Artık nasıl isterseniz,” diye gözetim altında sınava tabidir. (Kuran’dan ve bilimden) İnsan toplumu, gelişim uyumunu, İNANÇLI BİLİM ışığında özgür tercihleri ile geliştirebilir. Öyle birilerinin çıkıp, mezhepli devlet emirleri ile, ancak mahvedilirler. İnsanlar geçici, bitici, dünyevi, maddi çıkarları için her türlü, DOĞAL denge ve düzeni bozuyorlar. Oysa, İDEÂL YAŞAM TARZININ aradığı şey, doğal düzene aykırılık değil, DOĞAL DÜZENE UYUM SAĞLAMAKTIR. Doğaya uyum değil adeta doğayla savaş eden insanoğluna şahidiz. O zaman ne yapmalı, şimdiden, “Yaratan’dan Ötürü” düşünen, Kuran’ı anlamak için okuyan, aklını, mantığını kullanan, GELECEĞİ KURTARMAK İÇİN, İNANÇLI BİLİMLE AYDINLANMIŞ, EĞİTİMLİ NESİLLER YETİŞTİRİLMELİ!.. Yere çakılmış, uçakların tamiri mümkün değildir. Onlara “Geçmiş olsun” demek düşer.
Şeytanın yeryüzü temsilcileri bu eğitim yolluna can havliyle taş koymaya çalışacaktır. Mücadeleye hazır olun, Bütün dünyanın süperleri karşı gelseler bile, Allah doğruluk için mücadele eden kullarının yardımcısıdır ve de duasını kabul eder, zafer de onlarındır!.. (Kuran’dan)
Kuran’ı Kerim. Sure 17/Ayet 59:
Evvelkiler verdiğimiz mucizeleri yalan saydılar. Onlar, mucizeler vermemizi hak etmediler. Semud kavmine görünür bir mucize olarak dişi deveyi vermiştik. Onlar dişi deveyi katletmekle kendilerine zulmettiler. Biz mucizeleri, korkutup, inanmaları için göndeririz.
Yukardaki nurlu ayet de, “DİŞİ DEVEYİ” Tüm yaradılanların, “Yaratan’dan Ötürü” birer MUCİZE OLDUĞUNU, ve de mucize varlık hakkını korumayı vazifemiz olarak düşünür müyüz?!.. ALLAH, KÖPEĞİ verdi, şimdi de KÖPEĞİ katlediyorlar!.. akıbeti seyredeğiz!..
Olgay GÜLER Yeni Parti Edirne Merkez İlçe Başkanlığı tarafından birinci olağan genel kurul öncesi, üyelerin katılımıyla ön seçim gerçekleştirildi. Yeni Parti Edirne il teşkilatında 26 Ağustos’ta başlayan kongre takviminin ardından, merkez ilçe başkan adayının belirleneceği ön seçim Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Ön seçime Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, Yeni Parti Kurucu İl Başkanı Yücel Balkanlı, eski CHP milletvekilleri ve üyelerin katıldı.
1822 üyenin oy kullanma hakkının bulunduğu ön seçimde divan başkanlığına eski CHP milletvekili Okan Gaytancıoğlu seçildi. Ön seçimde, Yeni Parti merkez ilçe kurucu başkanı Volkan Akgüngör ve Çiğdem Aydın, genel kurulda aday olabilmek için yarıştı.
‘BU SEÇİMLER KOLTUK SAVAŞI DEĞİL’ Çok sayıda üye ve eski vekillerin söz aldığı genel kurulda konuşan Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, mücadelelerinin yapılan haksızlığa ve hukuksuzluğa karşı olduğunu söyleyerek, “Hukuksuzluğun her türlüsünü, yapılan her türlü adaletsizliğe karşı hep beraber direnmek zorundayız. Bakın burada bir selamımız da Ekrem başkanımıza olsun, siyasi tutsaklarımıza olsun, belediye başkanlarımıza olsun, bürokratlarımız olsun, onların kıymetli ailelerine olsun. Çok cezaevi ziyareti yapmışlığım var. Aileleriyle bir arada bulunmuşluğum var. Buradaki bu görüntü, bu kardeşlik bu seçimlerin en iyi şekilde tamamlanması, birlik ve beraberlik, en çok bedel ödeyenlere güç verir, en çok bedel ödeyenlere iyi gelir. Çünkü vatandaşımız ve bedel ödeyenler bizden kavga etmemizi değil birbirimizin elini sımsıkı tutmanızı bekliyor. Genel başkanımız bize tebrik mesajını gönderirken aslında birçok mesajla beraber çok önemli bir mesaj verdi, çok kıymetlidir. Bizim yapmış olduğumuz buradaki seçimler birilerinin koltuk savaşı asla değildir. Bu bir demokrasi şölenidir ve bu demokrasi töreninin hakkını da Edirne’nin Yeni Parti’si en içten duygularıyla cevap vermektedir” dedi.
‘VATANDAŞ BİZDEN BİRLİK OLMAMIZI BEKLİYOR’ CHP’den ayrılırken kimseyle kavga etmediklerini hatırlatan Gencan, “Asla geldiğiniz yerde kavgamız yok. Bunu tekrar ifade ediyorum. Bizim hiçbir zaman Cumhuriyet Halk Partisi, babaocağı, orada kalan geçmişteki yol arkadaşlarımıza hiçbir derdimiz yok. Bunu hiçbir zaman bir çatışma haline getirmedik. Nezaketiniz için teşekkür ederim. Birçok şehirde çok tatsız görüntüler yaşandı. Ama biz anahtarımızı verdik yola çıktık. Burada seçimleri yapacağız. Bundan sonra ilçe başkanımız, il başkanımızdan ben belediye başkanı olarak değil ama bu partinin umut dolu iktidar olacağını bilen bir birey olarak şunu rica ediyorum. Ne olur o kapıları kimseye kapatmayalım. Bu kapılar herkese en güzel yüzümüzle açık olsun. Hiç kimseyi dışarıda bırakmayalım. Hiçbir şeyi ardımızda bırakmayalım. Çünkü dediğim gibi vatandaşın bizden beklediği asla ve asla kavga etmeden birbirimize tutunarak, birbirimize daha güçlü kılarak yol almamız” diye konuştu.
‘İHTİYACIMIZ OLAN BİRLİKTE BÜYÜYEN BİR ÖRGÜT’ Yeni Parti İl Başkanı Yücel Balkanlı da, yapılan ön seçimle Yeni Parti’nin nasıl bir demokrasiye sahip olduğunu gösterdiğini belirterek, “Partimiz kurulurken genel başkanımız sayın Özgür Özel bir söz verdi. Biz bugün bu sözü yerine getiriyoruz. İlçe başkanlarımızı birkaç kişinin kararıyla değil, üyelerimizin özgür iradesiyle belirliyoruz. Sandığa girecek her oy değerlidir. Sandıktan çıkacak sonuç hepimizin ortak iradesidir. Bugün burada aday olan bütün arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Çünkü aday olmak sorumluluk almaktır; ‘Ben bu ilçede çalışacağım, emek vereceğim, vatandaşın karşısına çıkacağım’ demektir. Bu nedenle aday olarak sorumluluk alan bütün arkadaşlarımızı kutluyorum. Bugün yarışacağız, yarın birlikte çalışacağız, bir arkadaşımız ilçe başkanımız seçilecek. Ancak seçilen arkadaşımız yalnızca kendisine oy verenlerin değil, bütün üyelerin ilçe başkanı olacak. Kendisine oy vermeyen arkadaşımız da dinleyecek, farklı düşünen arkadaşını da örgütün içinde tutacak. Çünkü bizim ihtiyacımız, bölünmüş değil, birlikte çalışan, birlikte üreten, birlikte büyüyen güçlü bir örgüttür” şeklinde konuştu.
‘ADIM ATILMADIK SOKAK BIRAKMAYACAĞIZ’ Kurucu Merkez İlçe Başkanı ve yeni dönem için aday olan Volkan Akgüngör, yeni dönemde yönetim kurullarında her meslek dalından, her uzmanlın alanından insanlar olacağını söyledi. Akgüngör, “Yönetim kurullarımız gençlerimizin ve yaş almış tecrübeli insanlarımızın birlikte olacağı her meslek dalından, her uzmanlık alanından insanların olacağı bir yönetim kurulu olacaktır. Herkese kucak açan, her şekilde mücadele eden ve en önemlisi de mücadele etmekten yorulmayan bir yönetim kurulu olacaktır. 28 mahalle 37 köy. Pazartesi gününden sonra, hatta 4 Ekim’den sonra resmi seçimimizi bitirdikten sonra ki biz hiçbir zaman aslında sokaktan vatandaşın içerisinden kopmadık. Ama 28 mahalle 37 köyde adım atılmadık sokak, sıkılmadık el bırakmayacağız. Örgütlenmeye devam edeceğiz, çünkü yolumuz iktidardır” ifadelerini kullandı.
‘AMACIM MAKAM DEĞİL GÖREV’ Merkez İlçe Başkan Adayı Çiğdem Aydın da, aday olmaktan onur duyduğunu belirterek, “Gençlerin yalnızca gençlik kotasında kalmadığı, kadınların yalnızca kadın kotasında sıkışmadığı, emekleriyle ve fikirleriyle, siyasetin her kademesinde söz sahibi olduğu bir örgüt kurmak istiyoruz. Biz bu yola bunun için çıktık. Biz bu yola Edirne’mize tek bir grupla değil, toplumun tüm kesimleriyle bir arada olmak, gençlerimizle, kadınlarımızla, emeklilerimizle iktidara bir adım daha atmak, kapsayıcı, adil bir yönetim, yeniden güçlü bir örgüt olarak çalışmak için yola çıktık. Türkiye’yle Yeni Parti’de söz de, karar da, bu partinin gerçek sahipleri sizlersiniz, bizleriz. Birlikte konuşacağız, birlikte karar vereceğiz. Düzenli üye buluşmaları yaparak çalışma programımızı birlikte oluşturacak ve herkese eşit söz hakkı vereceğiz. Üyelerimizin fikirlerinin kararlara yansıdığı, yıl boyunca saha çalışmalarının olduğu ve ulaşılabilir bir ilçe örgütünü birlikte kuracağız. Benim amacım makam değil görev, gösteriş değil çalışma. Merkezden siyaset değil mahalleden siyaset. Daha çok konuşacağız, daha çok dinleyeceğiz” dedi.
Konuşmaların ardından ön seçime geçildi. Ön seçimde, oy kullanmaya hakkı bulunan 1822 üyeden 952’si sandık başına gitti. Seçim sonuçlarına göre Volkan Akgüngör 952 oyun 773’ünü, Çiğdem Aydın da 176’sını aldı, 3 oy geçersiz sayıldı.
Bu sonuçlara göre Volkan Akgüngör, Yeni Parti’de 4 Ekim’de yapılacak merkez ilçe başkanlığı genel kurulunda aday olmaya hak kazandı.
Edirne’de Asker Hastanesi Şehitliği’nde düzenlenen programla, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sırasında hastanede şehit olan 52 bin asker anıldı.
Anadolu Gençlik Derneği (AGD) Edirne Şubesi tarafından, Balkan ve Birinci Dünya Savaşları sırasında Edirne Asker Hastanesi’nde şehit olan askerler için anma programı düzenlendi. Günümüze sadece tek duvarı kalan hastanenin hemen yanında, 2015 yılında yapılan Asker Hastanesi Şehitliği’nde gerçekleştirilen programa Edirne Valisi Yunus Sezer, Edirne Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Leyla Vardar Karaduman, kurum ve kuruluş temsilcileri, şehit yakınları ve dernek üyeleri katıldı. İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan anma programında Kur’an okundu, hayatını kaybeden şehitler için dua edildi.
Burada konuşan Edirne Valisi Yunus Sezer, Asker Hastanesi Şehitliği gibi mekanlarda ecdadın emeği, alın teri ve kanı olduğunu belirterek, “Belki bilmeyenler vardır, burası Kemaldere diye adlandırılan bölge ve Balkan Savaşları’ndan Birinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan zorlu yolda vatanın dört bir köşesinden gelerek cephelerde yaralanan aziz ecdadımızın getirildiği, tedavilerinin yaptırıldığı ve o dönemlerde sargı bezlerinin tükendiği, tıbbi imkansızlıkların ve amansız salgın hastalıkların sürdüğü en çetin günlerde dahi; ‘Vatan sağ olsun’ diyerek nefeslerini burada teslim eden binlerce şehidimiz yatıyor. İsimleri tespit edilen 5005 şehidimiz var. Fakat rivayet edilen 42 bin şehidimizin burada meçhul bulunduğu ve ebedi istirahatgahlarının burası olduğu yönünde. Sarayakpınar yolundan Selimiye’nin minarelerine bakan bu şehitlik, Malazgirt’ten İstanbul’un fethine, milli mücadeleden günümüze uzanan bağımsızlık irademizin sarsılmaz sembolü Mehmetçiklerimizin şehadetiyle tescillenmiş bir sadakat abidesidir. Bir asrı aşkın zaman önce bu topraklara emanet edilen Mehmetçiklerimizin bugün halen daha isimleriyle anılıyor olması, milletimizin şehitlerimize verdiği değerin en güzel örneklerinden bir tanesidir” dedi.
‘TARİH YAŞANMIŞLIĞIN İZLERİ GÖRÜLEREK DE ÖĞRENİLİR’
AGD Edirne Şube Başkanı Abdülhamit İriş de, yeni neslin tarihi sadece sınıflarda değil, bu gibi mekanlarda öğrenmeleri gerektiğinin altını çizerek, “Öğrencilerimiz burada yalnızca tarih konusunu öğrenmemeli. Üzerinde yaşadıkları toprakların hangi fedakarlıklarla vatan haline geldiğini de yerinde görmelidirler. Çünkü tarih sadece kitaplardan okunarak değil, yaşanmışlığın izleri de görünerek öğrenilir. Şehitliğimizin daha genişliğe tanıtılması da bu çalışmanın önemli bir parçasıdır. Bu amaçla Kapıkule çevre yolu üzerindeki köprüye, Edirne Asker Hastanesi Şehitliği’ni tanıtıcı bir afiş giydirilmesi, anlamlı bir adım olacaktır diye düşünüyoruz. Çevre yolundan geçen vatandaşlarımızın bu tarihi mekandan haberdar olması, şehitliğimizin daha fazla ziyaret edilmesi ve gelecek nesillere tanıtılması açısından değerli olacaktır. Tarihimiz bize gösteriyor ki zor zamanlarda milletimizi güçlü kılan en önemli değerlerden biri birlik ve beraberliğimizdir. Geleceğimizin en büyük gücü ise milli ve manevi değerlerine bağlı, ahlaklı, bilgili ve çalışkan nesiller yetiştirmektir. Çocuklarımızı ve gençlerimizi bilimle düşünen, ilim ve faziletle gelişen, teknolojiyi üreten ve ülkesine karşı sorumluluk taşıyan bireyler olarak yetiştirmeliyiz. Çünkü geçmişini bilen milletler geleceğe daha sağlam adımlarla yürürler” diye konuştu.
Konuşmaların ardından şehitler anısına dua okunurken ardından Vali Sezer ve beraberindekiler, şehitliği gezdi.
Türkiye Geleneksel Güreşler Federasyonu tarafından İstanbul’da düzenlenen Yağlı Güreş Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda Edirne’yi temsil eden genç pehlivanlar Aydıncan Gümüşdağ Deste Küçük Boy’da, Ahmet Çiftçi de Ayak Boyu’nda 3’üncü olmayı başardı.
Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nde düzenlenen organizasyonda 8 başpehlivan, tüm boylarda 84 pehlivan mücadele etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı organizasyonda başpehlivanlığı Mustafa Taş’ı yenen Orhan Okulu kazandı. Sonuçlar şöyle:
Edirne’de polisin iki ayrı adrese yönelik yaptığı operasyonda, bir miktar uyuşturucu ele geçirildi, 4 şüpheli gözaltına alındı.
İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımı ve ticaretinin önlenmesini yönelik çalışmasında iki adreste arama yapıldı.
Aramalarda; 650 gram skunk, 81.84 gram kokain, 16 adet satışa hazır vaziyette fişeklenmiş 230.33 gram skunk, 14 adet satışa hazır vaziyette fişeklenmiş 10.51 gram kokain, 2 hassas terazi, suçtan elde edildiği değerlendirilen 70 bin 120 lira, 2 grama altın, 8 steroid iğne, 60 streoid hap ele geçirildi.
Uyuşturucuyla ilgili yakalanan 4 şüpheli gözaltına alındı.