Saros Sahil Sakinleri Yıllardır İmar Bekliyor!

“Vergimizi Ödüyoruz Ama Tasarruf Hakkımız Yok”

Bölgedeki arsa sahipleri, yıllardır birikimlerini değerlendirmek veya bir sahil evi yapabilmek amacıyla aldıkları mülklerin ellerinde kaldığını belirtiyor. Yaşanan hak kayıplarına dikkat çeken vatandaşlar, “Her yıl mülkümüzün vergisini düzenli olarak ödüyoruz. Ancak konu kendi toprağımız üzerinde tasarruf etmeye gelince yıllardır bürokratik engellerle karşılaşıyoruz. Ne ev yapabiliyoruz, ne yasal bir düzen kurabiliyoruz. Kendi tapulu yerimizde adeta mülteci durumuna düştük” sözleriyle mağduriyetin boyutunu gözler önüne seriyor.

Teknik Raporlar Tamam, Vatandaşın Sabrı Eksik

Süreci yakından takip eden Mehmet Güneş Yılmaz’ın paylaştığı teknik verilere göre; Keşan ve Enez ilçelerindeki bu dört sahilde imar planının gecikmesi için hiçbir yasal gerekçe kalmadı. Halihazır haritaların tamamlandığı, jeolojik-jeoteknik etütlerin, deprem risk analizlerinin ve DSİ taşkın raporlarının resmi kurumlarca onaylandığı bölgede, tüm yasal zemin hazır durumda bekliyor. Sürecin bu kadar olgunlaşmış olmasına rağmen son adımların bir türlü atılmaması halkın sabrını taşıran en büyük etken oluyor.

“Müjde Değil, Anayasal Hakkımızı İstiyoruz”

Mülkiyet hakkının en temel anayasal haklardan biri olduğunu hatırlatan Sultaniçe, Gülçavuş, Gökçetepe ve Sazlıdere sakinleri, yetkililere ortak bir çağrıda bulundu. Yerel esnaf ve mağdur vatandaşlar, “Bizler kimseden lütuf veya yeni bir seçim vaadi istemiyoruz. Yasal süreçleri, zemin etütleri zaten onaylanmış olan koruma amaçlı imar planlarının acilen ve hemen askıya çıkarılmasını talep ediyoruz. Bu mağduriyet daha fazla uzatılmadan, hakkımız olan imar izinleri derhal verilmelidir” diyerek kararlılıklarını dile getirdiler.

Proje okullarındaki atamalara karşı hukuk zaferi!

Mehmet ŞELECİ

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi, öğretmen Alaaddin Çıplak’ın Proje Okul atamalarına karşı açtığı davada Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı itirazı esastan görüşerek temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak reddetti. Eğitim Sen Şube Başkanı Ahmet Acet, “Eğitim Sen olarak proje okullarında haksız atamalara karşı bir kez daha hukuk önünde haklılığımız tescillendi” dedi.

OLAY

Edirne Sosyal Bilimler Lisesi’nde rehber öğretmen olarak görev yapan Eğitim Sen Edirne Şubesi Üyesi Alaaddin Çıplak, Proje Okul atamalarına karşı yaptığı başvuru sonrası Edirne İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Bu kararın ardından Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurarak yürütmeyi durdurma kararına itiraz etti. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi, MEB’in yürütmeyi durdurma kararına karşı yaptığı itirazı reddetti.

İtirazın reddedilmesinin ardından Edirne İdare Mahkemesi’nin aldığı karar bu kez MEB’in tekrar yaptığı başvuru üzerine İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi tarafından esastan incelendi.

TEMYİZ YOLU KAPALI OLMAK ÜZERE KESİN RED KARARI VERİLDİ

Eğitim Sen Edirne Şubesi Üyesi Alaaddin Çıplak’ın Proje Okul atamalarına karşı yaptığı başvuru ile açılan davayı esastan görüşen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi temyiz yolu kapalı olmak üzere MEB’in başvurusunu oybirliği ile esastan reddederek öğretmen Alaaddin Çıplak’ın haklılığını tescillemiş oldu.

Mahkeme kararında MEB’in atamaları “Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliğinin 10. maddesinin 1. fıkrasında öngörüldüğü üzere, proje okullarındaki öğretmenlik görevine Bakan onayı ile 4 yıllığına atama yapıldığı ve öğretmenlerin görev süresinin aynı usulle dört yıl daha uzatılabileceği” hükmüne göre verildiğini savunduğu hatırlatıldı.

MAHKEMENİN KARARINDA ŞUNLARA YER VERİLDİ:

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Birinci İdari Dava Dairesi kararında şunlara yer verildi:

“Dava dosyasının incelenmesinden, Edirne Sosyal Bilimler Lisesinde öğretmen olarak görev yapan davacının, 2025 yılı Milli Eğitim Bakanlığına Bağlı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Ataması kapsamında yapmış olduğu başvurunun reddine dair işlemin iptali istemiyle bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır. Öğretmen olan başka bir kişi tarafından proje okulundaki görev süresinin uzatılması talebiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olan  Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği’nin 10. maddesinin 1. fıkrasındaki ‘Öğretmenliğe, Bakan onayı ile dört yıllığına atama yapılır. Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle Danıştay’da açılan davada; yürütmenin durdurulması isteminin reddine yönelik olarak Danıştay 2. Dairesince verilen 04.11.2025 tarih ve E:2025/2449 sayılı karara yapılan itiraz üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 02.04.2026 tarih ve E:2026/162 sayılı kararıyla; ‘’Yönetmeliğin ‘Öğretmenliğe atama” başlıklı 10. maddesinin dava konusu 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan, ‘Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesi yönünden; 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun 22. maddesinin 1. fıkrası ile Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumlarına Öğretmen Atama ve Yönetici Görevlendirme Yönetmeliği’nin 1. maddesi ve 3. maddesinin (ğ) bendi uyarınca proje okulları; yurt içi veya yurt dışında, yerli veya yabancı kurum ve kuruluşlarla veya başka ülkelerle iş birliği anlaşması çerçevesinde kurulan, ulusal veya uluslararası proje yürüten, Bakan onayı ile özel program ve proje uygulayan eğitim kurumu olarak seçilen ve belirli eğitim reformu ile programlarının tatbik edildiği, diğer eğitim kurumlarından farklı ve özel bir statüye sahip kurumlardır. 7528 sayılı Kanun’un 22. maddesinin 3. fıkrasında yer alan, bu kurumlara yapılacak atama ve görevlendirmelerde 657 sayılı Kanun ile diğer mevzuatın sınavlar ve atanmaya ilişkin genel hükümlerinin uygulanmayacağına dair düzenleme, bu okulların özel niteliğini ve genel atama rejiminden ayrılan hukuki statüsünü ortaya koymaktadır.

Söz konusu kurumların eğitim sistemindeki bu konumlarının bir gereği olarak, öğretmen atama ve yönetici görevlendirme süreçleri; 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu’nun 22. maddesinin 1. fıkrası ile bu Kanun’la mülga edilen 652 sayılı KHK’nın 37. maddesinin 9. fıkrasındaki amir hükümler uyarınca doğrudan Bakanın yetkisine bırakılmıştır. Anılan yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelere dayanılarak yürürlüğe konulan Yönetmelik hükümleri ile bu okullardaki personel rejiminin; 657 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuatın sınavlara ve genel atama usullerine ilişkin hükümlerden ayrılarak, hizmetin etkinliği ve verimliliği odağında şekillenen, genel atama rejiminden istisna tutulmuş özel bir atama usulüne bağlandığı anlaşılmaktadır. İdarenin, personel rejimine ilişkin iş ve işlemlerinde takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmekle birlikte; bu yetkinin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan “Hukuk Devleti” ilkesi uyarınca mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda kullanılması gerektiği açıktır. 7528 sayılı Kanun’un 4. maddesinde de öğretmenlik mesleğinin temel ilkeleri arasında sayılan ‘kariyer’ ve ‘liyakat’ esaslarının işlevsiz bırakılmaması ve idari istikrarın korunabilmesi için, takdir yetkisinin kullanımını keyfiyetten uzaklaştıracak; nesnel, somut ve yargısal denetime elverişli kriterlerin belirlenmesi ‘hukuki belirlilik’ ve ‘hukuki güvenlik’ ilkelerinin gereğidir. Yönetmeliğin 10. maddesinin dava konusu 1. fıkrasının ilk cümlesinde öğretmenliğe dört yıllığına atama yapılacağı kurala bağlanmış; takip eden cümlede ise ‘Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesine yer verilmiştir.

Yönetmeliğin 4. maddesinde, anılan kurumların öğretmenliğine ilk atama aşaması için bir takım genel şartlar öngörülmüş olmasına rağmen, görev süresi uzatılacak öğretmenlerin belirlenmesinde esas alınacak başarı kriterleri veya somut değerlendirme ölçütlerine dair Yönetmelikte herhangi bir düzenleme yapılmadığı görülmektedir. Dava konusu düzenleme ile yürürlükten kaldırılan 01/09/2016 tarih ve 29818 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan (Mülga) Millî Eğitim Bakanlığı Özel Program ve Proje Uygulayan Eğitim Kurumları Yönetmeliği’nin 13. maddesinin 1. fıkrasında ise, görev süresi uzatılacak öğretmenler için “eğitim kurumunun bağlı bulunduğu genel müdürlükçe belirlenen kriterlere göre görevinde başarı göstermek” şartının aranmış olduğu görülmektedir. Görev süresini uzatma işlemi, niteliği gereği, öğretmenin ilgili eğitim kurumundaki dört yıllık ilk görev süresi boyunca sergilediği mesleki performansın, akademik başarıya katkısının ve hizmetin devamındaki yararlılığının somut verilerle değerlendirilmesini zorunlu kılan, ilk atama sürecinden mahiyet itibarıyla farklı bir idari tasarruftur. Hizmetin gereği ve liyakat ilkesinin bir sonucu olarak; görev süresi uzatılacak öğretmenlerin belirlenmesinde esas alınacak ölçütlerin, görevdeki başarıyı ölçen nesnel, somut ve yargısal denetime elverişli bir içerikte olması gereklidir.

Dava konusu düzenlemede, uzatma kararına dayanak teşkil edecek hiçbir nesnel değerlendirme ölçütüne veya başarı kriterine yer verilmemesi, idarenin takdir yetkisini hangi somut temellere dayalı olarak kullandığının saptanmasını güçleştirerek, işlemin sebep unsuru yönünden yargısal denetimini zayıflatmakta olup; bu durumun hukuk devleti ilkesini zedelediği anlaşılmaktadır.Bu itibarla; özel program ve proje uygulayan eğitim kurumlarında dört yıllık görev süresi sona eren öğretmenlerin hangilerinin görevine devam edeceğinin belirlenmesinde objektif ve somut kriterler öngörmeyen, dava konusu Yönetmelik’in 10. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ‘Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesinin, eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.’’ gerekçesiyle; İtiraza konu Daire kararının, Yönetmeliğin ‘Öğretmenliğe atama” başlıklı 10. maddesinin dava konusu 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan, ‘Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesinin, eksik düzenleme nedeniyle hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

Dava konusu bireysel işlem yönünden ise;… Davalı idare savunmasında, davacının ilgili eğitim kurumundaki dört yıllık görev süresi boyunca sergilediği mesleki performansına, akademik başarıya katkısına veya hizmetin devamındaki yararlılığına ilişkin olumlu ya da olumsuz herhangi bir değerlendirmeye yer verilmediği görülmektedir. İdarece, tesis edilen işlemin gerekçesi olarak yalnızca mevzuatta öngörülen ‘dört yıllık görev süresinin dolmuş olması’ olgusuna, 7528 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle tanınan “geniş takdir yetkisine” atıf yapmakla yetinildiği anlaşılmaktadır. Oysa, hukuk devleti ilkesi uyarınca, idarenin takdir yetkisine sahip olduğu alanlarda dahi bu yetkiyi kamu yararı ve hizmet gerekleri doğrultusunda, objektif verilere dayalı olarak kullanması zorunludur. İdarenin, davacının görev süresini uzatmama yönündeki iradesini hangi nesnel kriterlere dayandırdığını ortaya koyamadığı görülmektedir.

Öte yandan, uyuşmazlığa konu bireysel işlemin dayanağı olan Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan ‘Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesinin; -ayrıntısı yukarıda belirtildiği üzere- görev süresi uzatılacak öğretmenlerin belirlenmesinde esas alınacak başarı kriterleri ve somut değerlendirme ölçütlerini içermemesi nedeniyle, ‘eksik düzenleme’ nedeniyle Kurulumuzca yürütmesi durdurulmuştur. Bu bağlamda; hukuka aykırılığı saptanan bir düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen bireysel işlemin de hukuki dayanaktan yoksun kaldığı açıktır. Bu itibarla, davalı idare tarafından, davacının görev süresindeki başarısızlığına veya hizmetin devamında yarar görülmediğine dair nesnel bir veri sunulamadığından, sadece ‘takdir yetkisi’ne atıf yapılarak tesis edilen işlemin; kamu görevlilerinin liyakat sistemine dayalı olarak güvenliğe sahip kılınması ilkesiyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.’’ gerekçesiyle, itirazın kısmen kabulü ile anılan kararın Yönetmeliğin ‘Öğretmenliğe atama’ başlıklı 10. maddesinin dava konusu 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan, ‘Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.’ düzenlemesi ile bireysel işlemin yürütmelerinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Bu durumda; uyuşmazlığa konu bireysel işlemin dayanağı olan Yönetmeliğin 10. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “Öğretmenlerin görev süresi aynı usulle dört yıl daha uzatılabilir.” düzenlemesinin eksik düzenleme nedeniyle yürütmesinin durdurulmuş olması karşısında, hukuka aykırılığı saptanan anılan düzenleyici işleme dayanılarak tesis edilen dava konusu işlemde bu yönden hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; 

Edirne İdare Mahkemesi’nce verilen 25.09.2025 tarih ve E:2025/895, K:2025/2048 sayılı karara yapılan istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen gerekçe ile reddine, başvuru aşamasına ilişkin yargılama giderinin başvuran üzerinde bırakılmasına, başvuru sırasında tahsil edilen tebligat avansından artan kısmın ilgilisine iadesine, 2577 sayılı Kanunun 45. maddesinin 6. bendi ve 46. maddesi uyarınca temyiz yolu kapalı olmak üzere kesin olarak, 05/06/2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

EĞİTİM SEN DE SEVİNÇ

Eğitim Sen Şube Başkanı Ahmet Acet, “Eğitim Sen olarak proje okullarında haksız atamalara karşı bir kez daha hukuk önünde haklılığımız tescillendi” dedi.

Başkan Acet, “Eğitim Sen Edirne Şubesi olarak, proje okullarında yapılan hukuksuz atamalara karşı yürüttüğümüz kararlı mücadele, bir kez daha mahkemelerce haklı bulunmuştur. Edirne Sosyal Bilimler Lisesi’nde rehber öğretmen olarak görev yapan üyemiz Alaaddin Çıplak’ın açtığı dava, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) proje okullarında liyakat ve şeffaflık ilkelerini hiçe sayarak gerçekleştirdiği atamaların hukuka aykırı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Mahkeme, üyemizin lehine karar vererek, MEB’in keyfi atama uygulamalarına dur demiştir” şeklinde konuştu.

‘Sorun kaynak değil, tercih’

CHP Edirne önceki dönem Milletvekili Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) verilerine dikkat çekerek emekli maaşlarının artırılabileceğini, ancak bunun siyasi tercih meselesi olduğunu savundu.

Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda SGK’nın prim gelirleri ile emekli aylıkları ve sağlık harcamalarını karşılama oranını gösteren grafiği kamuoyuna aktardı.

Paylaşımında, 2003 yılında yüzde 59 olan karşılama oranının 2026 itibarıyla yaklaşık yüzde 80’e yükseldiğini belirten Gaytancıoğlu, buna rağmen emekli maaşlarının insanca yaşamaya yetecek seviyeye çıkarılmadığını ifade etti.

“Emekliye para yok deniyor ama SGK verileri başka bir şey söylüyor” diyen Gaytancıoğlu, şu değerlendirmede bulundu:

“2003 yılında prim gelirlerinin emekli aylıkları ve sağlık harcamalarını karşılama oranı yüzde 59 iken, günümüzde yüzde 80’e çıkarak tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Yani emekliye insanca bir maaş rahatlıkla ödenebilir. Buna rağmen emekli maaşları sefalet düzeyinde. Sorun kaynak değil, tercih.”

Paylaşılan grafikte de son yıllarda prim gelirlerinin emekli aylıkları ve sağlık harcamalarını karşılama oranında dikkat çekici bir yükseliş yaşandığı görülüyor. Veriler, 2026 yılında bu oranın yaklaşık yüzde 80,9 ile serinin en yüksek seviyesine ulaştığını ortaya koyuyor.

Aramızdan ayrılanlar

FERAHİ KILIÇ VEFAT ETTİ
Küküler Köyü sakinlerinden Nebil, Recep Kılıç, Duygu Sunterler’in anneleri Ferahi Kılıç vefat etti. Merhume dün Küküler Köy Camisinde öğle namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından köy mezarlığında toprağa verildi.
HAYRİYE ÇEVİKLİK VEFAT ETTİ
Talatpaşa Mahallesi sakinlerinden merhum Ali Çavuş ve merhume Ayşe Yenekeskin’in kız-ları, Zafer, Celal ve Ülkü Yenekeskin’in halaları Hayriye Çeviklik vefat etti. Merhume dün Hasan Sezai Dergahı Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Buçuktepe Mezarlığında toprağa verildi.

TÜ’de başarı ve emeğe ödül

Trakya Üniversitesi’nin geleneksel kurumsal kültürünün önemli parçalarından biri olan 2025-2026 Ödül Töreni, “Geleceğe Köprü” mottosuyla Balkan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yoğun katılımla düzenlenen program, Trakya Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Senfoni Orkestrası’nın Şef Prof. Tanju Araboğlu yönetimindeki konseriyle başladı.

Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, törende yaptığı konuşmada, ödül alanların yanı sıra başvuru yapan tüm üniversite mensuplarının emeklerinin de çok kıymetli olduğunu belirtti. Bilimsel üretimin toplumla bütünleşmesi gerektiğini vurgulayan Hatipler, Trakya Üniversitesi’nin Balkanlar başta olmak üzere uluslararası alanda güçlü bir bilim merkezi olma hedefiyle çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mustafa Tan ise ödül sürecinin yaklaşık 6 ay süren titiz bir çalışmanın ürünü olduğunu belirterek, başvuruların objektif kriterler ve dış hakemlerin de yer aldığı üçlü değerlendirme sistemiyle incelendiğini, ödüllerin akademisyenlerin uzun yıllara dayanan emek ve birikimlerini temsil ettiğini ifade etti.

Konuşmaların ardından gerçekleştirilen ödül töreninde üniversiteye ve bilime katkı sunan isimler akademik, kurumsal ve sosyal başarı alanlarında ödüllendirildi. Program kapsamında Onur Ödülü, 40. Yıl Akademik Hizmet Belgesi, Bilim / Sanat / Spor İnsanı Ödülü, Genç Bilim / Sanat / Spor İnsanı Ödülü, Toplumsal Katkı Ödülü, Kamu-Üniversite-Sanayi İş Birliği Ödülü, Bilimsel Yayıncılık Ödülü, Kalite/Akreditasyon Başarı Belgeleri ile Patent / Faydalı Model Başarı Takdir Belgeleri sahiplerine takdim edildi.

Akademik başarıların yanı sıra Kurum İçi Futbol ve Voleybol Turnuvalarında dereceye giren takımların da ödüllendirildiği program, protokol üyeleri ve ödül sahiplerinin birlikte çektirdiği toplu hatıra fotoğrafıyla sona erdi.

Törene, Belediye Başkan Yardımcısı Cenk Ergüden, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Eylem Bayır, Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Genel Sekreter Hüseyin Türkel, Genel Sekreter Yardımcıları Doç. Dr. Ali İhsan Meşe ve Nurdan Cankaya, dekanlar, okul müdürleri, daire başkanları, akademik ve idari personel ile çok sayıda davetli katıldı.

Simge ve Yiğit yaşamlarını birleştirdi

Mehmet ŞELECİ
Pirinççi ailesinin kızları Simge ile Özyurt ailesinin çocukları Yiğit, mutluluğa ‘EVET’ diyerek yaşamlarını birleştirdi.


Esin ve Ersin Pirinççi’nin kızları Simge ile Sevda ve Yavuz Özyurt çiftinin çocukları Yiğit’in evlenme törenleri 4 Temmuz 2026 Cumartesi günü Lalezar Restaurantta gerçekleştirildi. Mutlu gece genç çiftin nikah törenleri ile başladı. Simge ve Yiğit, Edirne Belediyesi evlendirme memuru tarafından kıyılan nikahta bundan sonraki yaşamlarını birlikte sürdürme kararının altına imza attılar.
GECE BOYUNCA EĞLENCE
Nikah töreni ve takının ardından yakınları gece boyunca coşkuyla eğlenerek yeni evli çiftin mutluluğuna ortak oldu.
Pirinççi ve Özyurt ailelerini kutlarken, Simge ve Yiğit çiftine ömür boyu mutluluklar diliyoruz.

TÜRKİYE’DE TİYATRONUN ORTAYA ÇIKIŞI

Salih Hakan COŞKUNTUNA

Nisan 2026

Ertuğrul’un, Meyerhold ve Konstantin Stanislavski’den (1863-1938) etkilenmesini Ertürk şu şekilde değerlendirir:
“Stanislavski’nin gerçekçi tiyatrosu, seyirci ile sahne arasındaki sınırı tamamıyla yok etmeden, tiyatronun bünyesinde seyirci ile temsil arasında ‘katartik’ bir özdeşleşme hedefliyordu. Modern Türkiye’de henüz kurumlaşmaya başlanan bir dönemde Muhsin Ertuğrul için Stanislavski gerçekçi tiyatrosu 1930’larda önem kazandı. Fakat yine de, Ertuğrul’un Meyerhold ile çalışmasının önemi yadsınamaz.” (Ertuğrul, 2023, s. 34).
Ertuğrul’un sahnelediği oyunlarda karakterler toplumsal dönüşümün simgesel temsilcileridir. Bu durum; tiyatronun felsefi yapıda “öz” ve “biçim” arasında gerilimi yansıttığı göstermiştir (Ertuğrul, 1975, s. 77-83). Sokullu (1998) Türk Tiyatrosunda komedya devrimini incelerken, Ertuğrul’un bu yenilikçi yaklaşımının toplumsal ilişkiyi güçlendirdiğini belirtmiştir. Tiyatro, bir “sosyal mühendislik” alanıdır, nitekim Ertuğrul bu kurulumu, geleneksel tiyatronun yöntemsel bütünlükten yoksun yapısından evrilterek disiplinli bir sistem tesis etmiştir (Nutku, 2018: s. 56).
“Tiyatro, Bilimsel Disiplindir” kavramı ile Ertuğrul, Stanislavski’nin Bir Aktör Hazırlanıyor eserindeki yaklaşımını drama ve yaratıcı drama teknikleriyle Türk Tiyatrosu için uğraş verenlere ve tiyatro sanatına uyarlama çabası yadsınamaz gerçektir (Ertuğrul, 2023: s. 24-26, 34-36). Geleneksel Türk Tiyatro (ortaoyunu-tuluat-kanto-meddah) tarzları, seyirci ile kurduğu dışsal ve doğrudan iletişime dayalıdır. Ertuğrul Stanislavki’den esinle tiyatro çalışmalarına “alan” kavramını getirmiş, oyuncunun sahnedeki rolü ile bütünleşmesini ve büründüğü karakterin psikolojik geçmişini (subtext/alt metin) inşa etmesini zorunlu kılmıştır (Ertuğrul, 1989, s. 330-340). Nutku’ya göre, “Ertuğrul, ‘oyuncunun sahnede kendi gibi değil karakterin mantığı ile hareket etmesini’ tiyatro ve eğitim devrimi prensibi ile vurgulamıştır (2014: s. 89). Ertuğrul’un tiyatro anlayışı; “sosyosanat ilkeleri ile sosyal laboratuvar” işleyişinde sahne, toplumun sosyolojik dönüşümünü hedefleyen bir mühendisliktir. Bu edinim; Cumhuriyet modernleşmesinin unsuru olmuştur (Temel, 2016, s. 1765). Cumhuriyet ilkelerinde toplumsal norm ve olguları ile yeniden tanımlanan sosyosanat alanı; 207nci yüzyılın nihai felsefe ve düşünsel değişimi Ertuğrul’un rol seçimlerindeki aydınlanmacı karakterlerinde vücut bulmuştur.
“Drama Sanatı ile taklitten eyleme geçiş, insan eyleminin estetik bir bütünüdür” ilkesi ile Nutku (2013, s. 28-29) Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosuna kazandırılan “aksiyon yöntemi” Ertuğrul tarafından içkinleştirilmiştir. Geleneksel yapıdaki -tuluat, ortaoyunu, meddah, kanto- karakter tiplemesi, Ertuğrul öncülüğünde yaşayan canlı drama öznelerine dönüşmüştür (Ertuğrul, 1975, s. 34-35). O, Halka inmek değil, halkı yükseltmek olarak tanımladığı bu ilkeyi şu sözlerle açıklar , “onun içindir ki bugün insanlığın tek sınırsız olan sanat diyarının uyrukları birer pervane gibi, bu ışığın çevresinde uçuşmaktadırlar. Ve ben bu pervanelerin en küçük birisi olmakla övünç duyuyorum.” (Ertuğrul, 1975: s. 54).
Kuramsal/Kurumsal Tiyatro ve Toplumsal Görev işlerliğinde Ertuğrul’un tiyatro ve tiyatro sanatına kazandırdığı “kurumsal kimlik” ve “toplumsal görev” bilinci; felsefi, sosyolojik ve pedagojik düzlemlerde kişilik bulmuştur. Ertuğrul, yurtdışında (Fransa, Almanya, Avusturya, Amerika, İsviçre, Mısır v.d.) aldığı eğitim ve izlenimleriyle gittiği Rusya’da, Sovyet sanat anlayışı ve sanat açılımlarından etkilenmiştir. Meyerhold’un “biyomekanik”* disiplini ile Stanislavski’nin “içsel gözlem/içsel gerçeklik”** kuramı: Ertuğrul’a göre:
“Meyerhold kendi damı altında topladığı irfanın iki ucu demek olan münevverlerle, gayrı münevverlere aynı derecede hizmet edebilmek için birçoklarımızın ümit ettiği gibi ikisinin ortasını bulmadı. Bilakis her ikisinin de fevkinde bir tarz yarattı. Bu tarz şimdiye kadar gördükleri ananeye merbut tiyatro tarzının büsbütün üstünde olduğu gibi münevverleri alakadar etti. Diğer tarafında da esasen tiyatro hakkında kökleşmesi ve kök salmış bir tarz tanımadıkları için gayrı münevverlere tiyatronun bugün bulunduğu noktayı böylece tanıttı.” (Birkan, 2023: s,120-121).
Tiyatronun kamu hizmeti ile toplumsal ödevi yerine getirme ülküsü, Türkiye Cumhuriyeti tiyatrosunun sahneleme pratiği ile oluşturduğu ulus devletin kültürel inşa etme girişimidir. Bu kuruluşun mimarı Ertuğrul, tiyatroyu; Meyerhold bağlamında “yaşamsal gereklilik” mertebesine yükseltmiştir. Nitekim Ertuğrul’a göre; tiyatro, sadece toplumun aynası değil, bizzat toplumun yarınını kuran bir eğitim okuludur (1989: s. 124). Ertuğrul hiyerarşik estetik sentezi ve sanat anlayışı; 1925 yılında Rusya’da deneyimlediği “Sovyet Avangardizmi”nin izdüşümüdür (Birkan, 2023: s.44-45). Meyerhold’un tiyatroda eski, yeni ve güncel olanı bir araya getirerek yeni bir sentez üretmesi önce Rusya’da, sonra Avrupa’da ve dünyanın birçok yerinde örnek olarak değerlendirilmiştir. Ertuğrul’a göre; bu “Toplumsal Devrim”; toplumun manevi kalkınmasına katkı sunan kültür kurumlarının kolektif bir strateji izlemesini zorunlu kılar. Bu kurumsallık içerisinde tiyatro, toplumsal dönüşümün öncü aktörü olarak konumlandırılmıştır. Dolayısıyla tiyatro sanatının halk kitleleriyle kuracağı organik bağ, toplumsal ilerleme açısından hayati bir önem taşımaktadır (Ertuğrul, 1975: s. 45).
(SÜRECEK)

Kırkpınar’a Antalya BŞB damgası

Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü güreşçileri, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’ne damga vurdu. Kırkpınar başpehlivanlık kürsüsünde Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin iki sporcusu Erkan Taş ve Mustafa Taş yer alırken, Erkan Taş, başpehlivanlığını kazandı. Alt boylarda da Büyükşehir Belediyesi sporcuları önemli başarılar elde ederken, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir, madalya alan tüm sporcuları tebrik etti.

Antalya BŞB’nin resmi internet sitesinde 665. Tarihi Kırkpınar’a ilişkin şunlar paylaşıldı:

“Bu yıl 665.’si gerçekleştirilen Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Sarayiçi Er Meydanı’nda büyük bir heyecana sahne oldu. 14 farklı boyda mücadele eden pehlivanlar madalya için mücadele etti. Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü sporcuları da her yıl olduğu gibi bu yıl da Kırkpınar güreşlerine damga vurdu. 11 başpehlivan ve 101 sporcu ile Sarayiçi Er Meydanı’na çıkan Antalya Büyükşehir Belediyesi güreşçileri başarılarıyla göz doldurdu. Başpehlivanlık yarı final müsabakalarında Büyükşehir sporcuları Erkan Taş ve Mustafa Taş yer alırken, Erkan Taş rakibi Seçkin Duman’ı yenerek finalde Feyzullah Aktürk ile karşılaştı. Erkan Taş, puanlama bölümünde Feyzullah Aktürk’e üstünlük sağlayarak, 665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde Türkiye Cumhuriyeti Başpehlivanı olma başarısı gösterdi.

BAŞPEHLİVANLIK HAMAM YÜRÜYÜŞÜ

Erkan Taş, başpehlivanlık sevincini takım arkadaşları ve Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir ile kutladı. Başkan Vekili Büşra Özdemir daha sonra, Altın Kemer sahibi başpehlivan Erkan Taş ve dualı çayırda kol bağlayan başpehlivanlarla birlikte asırlık bir geleneğin parçası olan başpehlivan hamamı yürüyüşünü gerçekleştirdi. Sarayiçi Er Meydanı’ndan Selimiye Camisi yanındaki Saray Hamamı’na uzanan yaklaşık 5 kilometrelik yürüyüşte, Kırkpınar coşkusu yaşandı. 

ALTIN KEMER ANTALYA’YA GELDİ

“Sarayiçi Er Meydanı’na büyük bir inançla geldik” diyen Başkan Vekili Büşra Özdemir, “Takım olarak kenetlenmiştik. Kolay bir yıl geçirmedik, güreşçilerimiz de buraya moralli geldi. Altın kemer Antalya’ya geldi. Yılların emeği var.  Muhittin Başkanımızın, o sporcuları yetiştiren ailelerin, hocaların, bu kültüre yatırım yapanların emeği var. Güreş sadece bir spor değil, onlar bu dualı çayırda efendiliklerini, ahlaklarını sergiliyor. Çok mutluyuz ve gururluyuz. Türk güreş camiası Erkan Taş’ı görmüş oldu. Antalya Büyükşehir Belediyemize, Antalya’mıza hayırlı olsun” dedi.

DOĞDUĞUMUZ YER DEĞİL, DOYDUĞUMUZ YER

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri Başpehlivanı Erkan Taş ise duygularını şu cümlelerle açıkladı: “Bizim çocukluluk hayalimiz altın kemeri kazanmaktı. Bir diğer hayalimizde Mustafa abim ile birlikte final güreşmek. Yine de mutlu sona ulaştık. Antalya Büyükşehir Belediye Başkanımız ve Başkan Vekilimize destekleri için Biz aslen Sinoplu’yuz ama Antalya’da yaşıyoruz, Antalyalıyız. Doğduğumuz yer değil, doyduğumuz yer diyoruz. Sinoplu hemşehrilerimize destekleri için teşekkür ediyoruz.”

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde başpehlivanlık üçüncülük kürsüsünde yer alan Mustafa Taş ise “Bizim bu günlere gelmemizde Muhittin Başkanımızın çok büyük emeği var. Sinoplu, Antalyalı ayrımı yapmadan bize küçük yaşlardan itibaren destek verdi. Başkan Vekilimiz Büşra Özdemir de bizlere çok büyük destek oldu. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

ALT BOYLARDA BÜYÜK BAŞARILAR

665. Tarihi Kırkpınar Yağlı Güreşleri’nde Antalya Büyükşehir Belediyesi Spor Kulübü güreşçilerinden minik 2 boyunda Mehmet Efe Şen çeyrek finalist, teşvik 2 boyunda İbrahim Armutlu çeyrek finalist, deste küçük boyda Ramazan Torun üçüncü, deste küçük boyda Ayhan İncedoğan çeyrek finalist, deste büyük boyda Oğulcan Yurdagül birinciliği kazandı. Küçük orta küçük boy da ise Üzeyir Büyükbıçak ikinci, küçük orta küçük boyda Orhan Gezer üçüncü, küçük orta küçük boy çeyrek finalisti Feyzullah Koca, küçük orta büyük boy birincisi ise Caner Arslan oldu. Küçük orta büyük boyda İsa İnce çeyrek finalist olurken, büyük orta boyda Oğuzhan Öztürk çeyrek finalist, başaltı boyunda İmran Vardı üçüncü, başaltı boyunda da Yusuf İslam Taş çeyrek finalist olma başarısını gösterdi.”