Trakya Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu, eğitim ile üretimi buluşturan örnek bir projeyi hayata geçiriyor. Yüksekokul bünyesindeki tekstil üretim atölyesinde bir araya gelen öğrenciler hem mesleki becerilerini geliştiriyor hem de üniversite hastanesinin tekstil ihtiyaçlarını karşılayarak toplumsal katkı sağlıyor.
Uygulamalı eğitim anlayışını bir adım ileriye taşıyan model kapsamında öğrenciler, üretim sürecinin her aşamasında aktif rol alıyor. Tekstil üretim atölyesinde yürütülen çalışmalarla öğrenciler; kumaş seçiminden dikim tekniklerine, makine bakımından kalıp hazırlamaya kadar pek çok alanda deneyim kazanıyor. Aynı zamanda ekip çalışması ve üretim disiplini gibi mesleki yetkinlikler de pekiştiriliyor.
“ÖĞREN” VE “ÜRET” TEMELLİ EĞİTİM MODELİ
Tekstil, Giyim, Ayakkabı ve Deri Bölümü Başkanı Doç. Dr. Nilgün Becenen, projenin iki aşamalı bir eğitim modeliyle yürütüldüğünü belirtti. İlk aşamada öğrencilerin kumaş seçimi, dikim teknikleri, makine bakımı ve kalıp hazırlama gibi temel becerileri edindiğini ifade eden Becenen, ikinci aşamada ise bu bilgilerin öğretim elemanlarının rehberliğinde hastane tekstilleri üretiminde uygulamaya dönüştürüldüğünü söyledi.
Modelin yalnızca teknik beceri kazandırmayı hedeflemediğine dikkat çeken Becenen, bu yaklaşımın öğrencilerin çok yönlü gelişimine katkı sunduğunu ifade etti.
Becenen, üretim sürecine aktif katılımın öğrencilerin özgüvenini ve mesleki motivasyonunu artırdığını belirterek, “Amacımız öğrencilerimize mesleki yetkinlik kazandırırken toplumsal katkı bilinci, kurumsal aidiyet ve sürdürülebilir üretim farkındalığı oluşturmak; birlikte üretmenin gücüyle psikolojik iyi oluşlarını da desteklemek.” dedi.
AKADEMİK REHBERLİK VE SEKTÖREL HAZIRLIK
Üretim sürecinde öğrencilere rehberlik eden Dr. Öğr. Üyesi İsmail Yüce ve Dr. Öğr. Üyesi Hayri Şen ise bu tür uygulamaların öğrencilerin sektöre hazır hale gelmesi açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Akademik bilgi ile pratik deneyimi bir araya getiren bu modelin sürdürülebilirliği, öğrencilerin mesleki gelişimi ve istihdam olanakları açısından kritik bir rol üstlendiğini ifade ettiler.
“Geçmişin Değerlerini Geleceğe Taşıyanların Dergisi” sloganıyla yayımlanan ve sanat dünyasının saygın yayınlarından olan Collection Dergisi, son sayısında Edirne Belediyesi Müzik Müzesi’ni sayfalarına taşıdı.
Koleksiyon kültürünü, kültürel mirası ve müzeciliği konu alan yayınlarıyla öne çıkan Collection Dergisi’nde, Edirne Belediyesi tarafından hayata geçirilen ve yaklaşık 500 enstrümandan oluşan zengin koleksiyonuyla ziyaretçilerini ağırlayan Müzik Müzesi’ne yer verildi.
Müzenin açılış törenine de katılan Collection Club yönetimi, Edirne Belediyesi Müzik Müzesi’nin koleksiyonculuk kültürüne ve kültürel mirasın korunmasına sunduğu katkının önemine dikkat çekti. Açılışta müzeyi yakından inceleyen heyet, böylesine nitelikli bir kültür yatırımının Türkiye’de örnek gösterilecek projeler arasında yer aldığını ifade etti.
Edirne Belediyesi, kentin kültür ve sanat yaşamını zenginleştiren projeleri hayata geçirmeye devam ederken, Müzik Müzesi’nin ulusal ölçekte saygın yayınlarda yer bulması da bu çalışmaların gördüğü değeri bir kez daha ortaya koydu.
Arı Tarım A.Ş., Konya Tuzlukcu ilçesinde toplam 300 dönümlük jeotermal sera yatırımı yapmaya hazırlanıyor.
Firma sahibi Özer Urak, her biri 50 dönüm büyüklüğünde 6 modern sera kurulacağını belirterek, şirketin Türkiye genelindeki sera sayısının da hızla arttığını söyledi.
Arı Tarım A.Ş., jeotermal enerjiyle modern sera üretimine yönelik önemli bir yatırım kararı aldı.
Firma sahibi Özer Urak, Konya Tuzlukcu ilçesinde her biri 50 dönüm büyüklüğünde 6 adet jeotermal sera kurulacağını açıkladı. Toplam 300 dönümlük yatırımın, bölgedeki örtü altı üretim kapasitesine önemli katkı sağlaması bekleniyor.
Türkiye genelinde 11 serası bulunuyor
Urak, şirketin halen Türkiye’nin farklı bölgelerinde faaliyet gösteren 11 modern seraya sahip olduğunu belirtti.
Buna göre şirketin;
Antalya’da 6,
Adana’da 2,
Mersin’de 3
olmak üzere toplam 11 serası bulunuyor.
Seraların Antalya’nın Kumluca, Finike, Demre, Serik, Manavgat ve Elmalı, Adana’nın Karataş ve Seyhan, Mersin’in Anamur, Bozyazı ve Silifke ilçelerinde faaliyet gösterdiğini belirten Urak, Sandıklı yatırımının da bu üretim ağına ekleneceğini ifade etti.
Modern üretim teknikleri uygulanıyor
Özer Urak, seralarda ağırlıklı olarak sebze ve tarla bitkileri üretimi gerçekleştirildiğini belirterek, başta domates, biber, salatalık, patlıcan, kabak, karpuz ve kavun olmak üzere farklı bölgelerin iklim koşullarına uygun ürünlerin yetiştirildiğini söyledi.
Üretim süreçlerinde modern tarım teknikleri, kontrollü sulama sistemleri ve bitki besleme uygulamalarının kullanıldığını ifade eden Urak, amaçlarının yüksek verim ile kaliteli üretimi birlikte sağlamak olduğunu dile getirdi.
İhracata yönelik üretim hedefleniyor
Urak, Türkiye’nin farklı iklim bölgelerinde üretim yapabilmelerinin yıl boyunca kesintisiz ürün arzı sağladığını belirterek, modern sera yatırımları sayesinde hem iç pazara hem de ihracata yönelik güvenilir ve kaliteli ürün üretimini sürdürdüklerini kaydetti.
Meyerhold’un biyomekanik kuramı, Ertuğrul’un oyuncu eğitiminde aradığı disiplini ve bedensel gerçekliği temsil eder. Kuram, tiyatro sanatının biçimsel bir mükemmeliyete ulaşarak topluma düzen verme görevini yerine getirmiştir. Ertuğrul, Stanislavski’nin içsel gözlem, içsel gerçeklik ve duygu belleği kavramlarını yerli metinlerde kullanmıştır. Sosyolojik perspektif, sosyosanat ve toplumsal görev disiplinleri, bireyi toplumun organik bir parçası haline getiren “sosyalleşme aracı”dır. Araç; halka yeni bir sembolik sermaye sunmuş ve şehir tiyatrolarının kuruluşu ile kültürel üretimin demokratikleşmesi sonucunda “kuramsal reel yapı”ya kavuşmuştur. Ertuğrul, tiyatro eğitimini 6-7 yaş gruplarından başlatmıştır, çünkü ona göre çocuk tiyatrosu; çocuğun dünyayı anlama biçimidir (Ertuğrul, 1975, 45). Bu yaklaşım San’ın deyişiyle; Drama sanatı ve yaratıcı Drama’nın pedagojik yanını temsil eder (2021, s. 215).
Ertuğrul’un “kuramsal tiyatro” vizyonu, sanatçının topluma karşı ahlaki sorumluluğunu içkinleştirmesi ve merkeze alması ile gerçekleşmiştir. Bu yan disiplin, oyunculuk teknikleri açısından tiyatronun kullanımını esas kılmıştır. Tiyatro binasına girişten, alkış sonrasına kadar olan süreci, “uygarlık” (civilization) projesi olarak değerlendirmiştir, “Doğal anlamlarla tiyatro, bir hakikat arayışıdır” (Ertuğrul, 1993: s. 210). Cumhuriyet tiyatrosunun Ertuğrul ile olan gelişimi, Tanzimat dönemi taklit yapısından sıyrılarak “ulusal sanat” oluşturma çabasıdır (Pekman, 2023: s. 118). Bugünün Türkiye’sinde ödenekli tiyatroların yapısı, repertuvar seçimleri ve eğitim modelleri Ertuğrul’un izdüşümlerini taşımaktadır. Ertuğrul’un tiyatro ekseni İnsan ve Tiyatro Üzerine eserinde çizdiği etik ve teknik sınırlar ile şekillenmektedir (Nutku, 2014: s. 340). Ertuğrul’un tiyatro ve tiyatro sanatı açılımında uyguladığı; “biçimsel disiplin” ve “tinsel derinlik” yöntemleri Türkiye’de tiyatrosunun genetik kodlarını belirlemiştir. Ertuğrul antropolojisiyle Tiyatro; “toplumsal görev” bilinci ekseninde; drama, felsefe, sosyoloji ve pedagoji disiplinlerinin kesişim açılarında duran bilinçli, bilgili, güçlü ve eyleyen “İnsan olabilme” aracıdır. Bu yaklaşımlar, tiyatro tarihinin “kopuşlardan ziyade süreklilikler üzerine kurulduğu” (Nutku, 2013, s. 150-175) görüşlerini destekler. Ertuğrul’un kurucu iradesi gösteri olduğu düşünülen seyirliklerin yerine, sahnede kurguladığı yapı sökümü ile bitirmiştir. Tiyatronun yeniden yorumlama süreci, entelektüel kurulumu, geleneksellikle anılan zan, san ve metaforik mucizelerinden kopuşunu kesin olarak anlatan direnç pratiğidir. Bu dönemde yerli oyun yazarlarının artması, toplumsal meselelerin sahneye taşınması tiyatronun içerik açısından zenginleşmesini sağlamıştır. Köyden kente göç, modernleşme gerilimleri ve bireyin toplumsal konumu gibi temalar Cumhuriyet Tiyatrosunun temel konuları arasında yer almıştır (And, 1983, 45-68). Bu anlayışlarla tiyatro, “toplumsal değişimin aynası” (Ertuğrul, 1975, s. 52-54) olarak işlev görmüştür.
Türkiye Cumhuriyeti tiyatro ve tiyatro sanatı felsefesi, Ertuğrul’un tiyatro ve tiyatro sanatı anlayışının temelini oluşturmaktadır. Ertuğrul sahne estetiğinin işlerliği ile insanın düşünsel, toplumsal gelişimini öngörmektedir. “Muhsin Ertuğrul tarzı”: disiplin ve süreklilik üzerine kurulmuştur. Ertuğrul nazarında Tiyatro, “insanı insan ile insanca anlatma sanatıdır”, bu tanım tiyatronun “felsefi öz”ünü yansıtır (Ertuğrul, 1989, 110-111). Tiyatro öğretici ve eğitici okul olarak kurgulanmıştır, oyuncu, sahnede ve yaşamda bir “aydın” olmalıdır (Ertuğrul, 1989: 112). Ertuğrul Benden Sonra Tufan Olmasın (1989) adlı eserinde, sanatın insanı dönüştürme gücünün ancak sistematik eğitim-öğretim ile mümkün olabileceğini belirtmiştir. Eğitim-öğretim ekolünü ortaya çıkarabilmek, sanatın hayat ile bağdaştırılmasını sağlayacaktır. Tiyatro bu anlamda elitist boyunduruğundan çıkarak, halkın eğitim aracı olacaktır. Ertuğrul’a göre: “Tiyatro, seyircilerin zamanlarını geçirdikleri bir eğlence yeri değil, sanatçılar için mabettir. Çünkü tiyatroculuk bir meslek değil, dünyanın her yerinde bir imandır. Mensuplarından bekleyiş ve özveri ister, fedakârlığın çok defa karşılığını vermeden can isteyen bir sanat. Bu inanış müritlerinin en büyük istekleri, başlarını sokabilecekleri ve sükûnet içinde çalışabilecekleri bir mabet bulmaktır. Çoğumuz aradığımız toprağa varmadan yolda göçeriz.” (Çelik 2013, s. 169). Cumhuriyet tiyatrosu, geleneksel tiyatronun bazı unsurlarını tamamen reddetmek yerine, onları modern bir çerçevede yeniden yorumlanması, Türk Tiyatrosunun gelişiminin keskin kopuşlardan ziyade süreklilik içeren bir süreç olduğunu göstermektedir.
Sonuç Türkiye’de tiyatronun gelişimi, geleneksel seyirlik oyunlardan Tanzimat döneminin dönüşüm sürecine ve Cumhuriyet döneminin kurumsallaşmasına uzanan çok katmanlı bir yapı sergilemektedir. Bu süreçte tiyatro yalnızca estetik bir üretim alanı olmamış; aynı zamanda toplumsal değişimin önemli aracı haline gelmiştir. Geleneksel tiyatronun sunduğu kültürel birikim, Tanzimat döneminde Batılı etkilerle yeniden şekillenmiş, Cumhuriyet döneminde ise kurumsal yapı içinde geliştirilmiştir. Bu nedenle Türk Tiyatrosu, kopuşlardan ziyade süreklilikler üzerine değerlendirilmelidir. Sonuç olarak tiyatro, bireyin kendisini ifade ettiği toplumsal ilişkilerin yeniden kurulduğu ve kültürel dönüşümün izlenebildiği nemli bir alan olarak varlığını sürdürmektedir.
Kaynakça Akşin, S. (1996). Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi. İmaj Yayıncılık. And, M. (1976). “Osmanlı Tiyatrosu” Kuruluşu – Gelişimi – Katkısı. Ankara Üni. DTCF Yayınları. And, M. (1985). Geleneksel Türk Tiyatrosu. İnkılâp Kitabevi. Banarlı, N. S. (1983), Resimli Türk Edebiyatı Tarihi Cilt 2, s. 845-860. M.E.B. Yayınları. Birkan, T. (2023). Muhsin Ertuğrul Moskova Notları. Can Sanat Yayınları. Çelik A. (2013), Ölmeyi Bilen Adam Muhsin Ertuğrul. Can Sanat Yayınları. Ertuğrul, M. (1975). İnsan ve Tiyatro Üzerine <>. Yankı Yayınları. Ertuğrul, M. (1993). Gerçeklerin Düşleri. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı Yayınları. Ertuğrul, M. (2023), Sanatkar Gözüyle Bugünkü Rusya, Moskova Notları. Dry. Tuncay Birkan, Can Yayınları.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü Analiz ve Tahmin Merkezi, Trakya ile İstanbul’un Avrupa Yakası’nda bugün beklenen yerel kuvvetli yağışlar konusunda uyarıda bulundu.
Su sabah saatlerinden itibaren başlayarak saat 18.00’e kadar sürecek kuvvetli yağış konusunda şunlara yer verildi:
“Yapılan son değerlendirmelere göre; Perşembe kuzeybatı kesimlerde görülecek gök gürültülü sağanak yağışların, Trakya Kesimi (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ), Çanakkale’nin kuzey ve İstanbul’un Avrupa Yakası’nda yerel kuvvetli olması beklendiğinden ani sel, su baskını, yıldırım, yerel küçük çaplı dolu ve yağış anında kuvvetli rüzgar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.”
Meteoroloji’nin 5 günlük hava tahmin raporuna göre bugün beklenen kuvvetli gökgürültülü sağanak yağışın ardından hava hafta sonuna kadar genellikle açık geçecek ve 13 Temmuz Pazartesi günü gökgürültülü sağanak yağış yeniden etkili olacak.
Trakya Üniversitesi Zeynep-Mustafa Taş Uygulama Anaokulu, bilimsel temellere dayanan eğitim anlayışıyla okul öncesi eğitimde örnek bir model ortaya koyuyor. Millî Eğitim Bakanlığı’nın 2024 Okul Öncesi Eğitim Programı ile Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli doğrultusunda geliştirilen eğitim modeli; çocukların bilişsel, sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerini bütüncül bir yaklaşımla desteklerken, öğrenmeyi sınıf ortamının ötesine taşıyan uygulamalarıyla dikkat çekiyor. Hafta içi her gün 08.00-18.00 saatleri arasında eğitim veren anaokulu, çocuklara gün boyu nitelikli öğrenme ve gelişim ortamı sunuyor.
Anaokulu Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Gülşah Açar Günşen, modelin temelinde bütüncül eğitim anlayışının yer aldığını belirterek, öğrenme sürecini sınıfla sınırlandırmadıklarını, çocukların doğayla, bilimle ve evrensel değerlerle iç içe büyümesini hedeflediklerini söyledi.
Dünyaca Kabul Gören Yaklaşımlar Yerel Değerlerle Buluşuyor
Modelde; Piaget, Vygotsky, Bandura ve Bronfenbrenner’in gelişim kuramları, Montessori, ReggioEmilia ve High Scope eğitim yaklaşımlarıyla bir araya getirilerek millî ve yerel değerlerle bütünleştiriliyor. Böylece çocukların yalnızca akademik gelişimleri değil; çocukların bilişsel, dil, sosyal, duygusal, motor ve öz bakım gelişim alanları da dengeli biçimde destekleniyor.
Erken yaşta çok dilliliğe önem verilen modelde yabancı dil eğitimi doğal öğrenme süreçleri içerisinde sunulurken; STEAM, Çocuklar İçin Felsefe (P4C) ve bilim temelli atölyelerle çocukların araştıran, sorgulayan ve üreten bireyler olarak yetişmeleri hedefleniyor.
Doğayla İç İçe Öğrenme Ortamı
Doğadan ilham alınarak altıgen “kovan” mimarisiyle tasarlanan okulda her sınıfa ait hobi bahçesi ve oyun alanı bulunuyor. İç ve dış mekânın bütünleştiği bu yapı, çocukların doğayla sürekli etkileşim hâlinde öğrenmelerine imkân sağlıyor.
Tüm sınıfların açıldığı ortak yaşam alanı “Piazza” ise sosyal etkileşimin merkezi olarak öne çıkıyor. Öğrenme ortamını “üçüncü öğretmen” olarak tanımlayan Günşen, çocukların deneyimleyerek ve yaşayarak öğrenmelerini esas aldıklarını ifade etti.
Üniversitenin Akademik Gücü Eğitime Yansıyor
Trakya Üniversitesi Zeynep-Mustafa Taş Uygulama Anaokulu, Tıp, Diş Hekimliği ve Sağlık Bilimleri fakülteleriyle yürütülen iş birliği kapsamında öğrencilerin düzenli sağlık kontrollerini gerçekleştiriyor ve gelişimlerini uzmanlar eşliğinde takip ediyor.
Eğitim modelinin önemli unsurlarından biri aile katılımı çalışmalarıdır. Aile-okul iş birliğini esas alan anaokulunda, Anne-Çocuk ve Baba-Çocuk Şenlikleri ile Babalar Günü kapsamında düzenlenen Baba-Çocuk Futbol Maçı gibi etkinliklerle aileler eğitim sürecine aktif olarak katılıyor.
Anaokulu, çocuklara yönelik eğitimin yanı sıra yaşam boyu öğrenmeyi destekleyen çalışmalarıyla da öne çıkıyor. “Anaokulu Aile Akademileri” ile ebeveynlere, “Anaokulu Öğretmen Akademileri” ile öğretmenler, öğretmen adayları ve akademisyenlere yönelik eğitim ve mesleki gelişim programları düzenlenerek üniversitenin akademik birikimi okul öncesi eğitime aktarılıyor.
Anaokulunda her yıl düzenlenen Trakya Minik Kaşifler 23 Nisan Bilim ve Oyun Şenliği ile yıl boyunca gerçekleştirilen sosyal, kültürel ve bilimsel etkinlikler çocukların çok yönlü gelişimini destekliyor.
Bilimsel temellere dayanan Trakya Üniversitesi Zeynep-Mustafa Taş Uygulama Anaokulu; bütüncül eğitim anlayışı, yenilikçi uygulamaları, güçlü aile katılımı ve akademik destek programlarıyla okul öncesi eğitimde örnek bir model olarak öne çıkıyor.
21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, AKP Grup Başkanlığı’nın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu teklifle en düşük emekli aylığının 23.552 TL olmasının öngörüldüğünü belirterek, “Biz, mevcut ekonomik koşullar dikkate alındığında en düşük emekli aylığının en az 45.000 TL olması gerektiğini savunuyoruz” dedi.
Eski milletvekili Şimşek, “Emekliyi yoksulluğa mahkûm edenler, bunu ‘müjde’ diye sunamaz!” başlı ile yaptığı yazılı açıklamada, “Buradan açıkça söylüyoruz: Bu rakam, emeklinin sorununu çözmez. Bu rakam, yoksulluğu yönetme anlayışının yeni bir örneğidir” diyerek şöyle devam etti:.
Bugün Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca emekli aynı soruyu soruyor: Bu maaşla nasıl yaşayacağız? Bu soruya cevap vermesi gerekenler, kürsülerden pembe tablolar çizenlerdir.
RAKAMLARLA ALGI
Markete hiç çıktınız mı? Pazar tezgâhındaki fiyatlara hiç baktınız mı? Bir emeklinin ay sonunu nasıl getirdiğini hiç gördünüz mü? Bugün emekli et alamıyor. Meyveyi gramla alıyor. İlacını erteliyor. Kombisini kısmak zorunda kalıyor.Torununa harçlık vermeyi değil, kendi mutfağını döndürmeyi düşünüyor. İşte Türkiye’nin gerçeği budur. Ama bu gerçeği görmek istemeyenler, rakamlarla algı oluşturmaya çalışıyor.
Bizim itirazımız tam da bunadır. Çünkü vatandaşın yaşadığı hayat pahalılığı ile açıklanan ekonomik göstergeler arasında büyük bir fark olduğunu milyonlarca insan her gün kendi cebinde hissediyor.
Emekli, istatistikle yaşamıyor. Emekli, market fişiyle yaşıyor. Emekli, elektrik faturasıyla yaşıyor. Emekli, kira sözleşmesiyle yaşıyor. Emekli, eczane fişiyle yaşıyor. Siz rakam anlatıyorsunuz. Vatandaş ise hayatı yaşıyor. Bir ömür çalışan, üreten, bu ülkeye hizmet eden insanlara reva görülen hayat bu olmamalıdır.
EMEKLİ, HAKKINI İSTİYOR
Emeklilik huzurun adı olmalıydı. Ne yazık ki bugün kaygının adı hâline getirildi.
Biz buradan çok net söylüyoruz: Emekli yardım istemiyor. Emekli sadaka istemiyor. Emekli seçimden seçime hatırlanmak istemiyor. Emekli, hakkını istiyor.
Biz, mevcut ekonomik koşullar dikkate alındığında en düşük emekli aylığının en az 45.000 TL olması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü insan onurunun bir bedeli vardır. Çünkü sosyal devletin bir sorumluluğu vardır. Çünkü alın terinin bir karşılığı vardır.
MUTFAKTAKİ YANGIN
Buradan iktidara sesleniyoruz: Gerçeklerden kaçamazsınız. Mutfaktaki yangını rakamlarla söndüremezsiniz. Boş cüzdanları hamasetle dolduramazsınız. Emeklinin sesini kısmaya çalışabilirsiniz ama yaşadığı sıkıntıyı yok sayamazsınız.
Bu ülkenin emeklileri, yıllarca bu devlet için çalıştı. Şimdi sıra devlettedir. Devlet, emeklisine sırtını dönemez. Devlet, emeklisini yoksulluğa teslim edemez.
Biz bu mücadeleyi yalnızca emekliler için vermiyoruz. Bu mücadeleyi adalet için veriyoruz. Bu mücadeleyi sosyal devlet için veriyoruz. Bu mücadeleyi alın terinin hakkı için veriyoruz.
Ve söz veriyoruz: Emeklinin sesi olmaya devam edeceğiz. Haksızlığın karşısında durmaya devam edeceğiz. Yoksulluğu kader gibi gösteren anlayışa teslim olmayacağız.
Çünkü biliyoruz ki; Emeklinin hakkını teslim etmek, bir tercih değil, devlet olmanın gereğidir. Emeklinin yüzü gülmeden, Türkiye’nin yüzü gülmez.”
Bulgaristan Gümrük Ajansı ekipleri, Türkiye’den Bulgaristan üzerinden Romanya’ya gitmekte olan Türk plakalı bir yolcu otobüsünde gerçekleştirdikleri denetimde beyan edilmemiş 150 bin euroya el koydu.
Edinilen bilgiye göre olay, 7 Temmuz 2026 tarihinde gece saat 02.00 sıralarında Lesovo Sınır Kapısı’nda meydana geldi. Risk analizinin ardından ayrıntılı gümrük kontrolüne alınan otobüste görevli ekipler, yolculardan birinin şüpheli davranışları üzerine incelemeyi derinleştirdi.
Türk vatandaşı olduğu belirtilen yolcunun üst aramasında montu ve pantolonunun ceplerinde, her biri 500 euro değerinde toplam 300 banknot bulundu. Böylece beyan edilmediği belirlenen toplam 150 bin euroya el konuldu.
Olayla ilgili Burgaz Bölge Gümrük Müdürlüğü’nde görevli soruşturmacı gümrük müfettişi tarafından adli soruşturma başlatılırken, dosyanın Yambol Bölge Savcılığı’nın gözetiminde yürütüldüğü bildirildi.