Kategori arşivi: Siyaset

İYİ Parti’den MEB’e uyarı


İYİ Parti Edirne İl Başkanı H.Hakan Şahin, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı Takviminde düzenlenen ara tatillerin, öğrencilere milli ve manevi değerleri yaşatmak için önem arz eden 10 Kasım Atatürk’ü Anma Günü ve Atatürk Haftası ile 18 Mart Çanakkale Zaferi ve Şehitleri Anma Günü tarihlerine denk getirilmesinin asla kabul edilemeyeceğini söyledi.
İYİ Parti İl Başkanı Şahin, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın heybesinden 10 Kasım, 18 Mart ve Yeni Eğitim Modeli çıktı” başlıklı yazılı açıklamasında, “Devletin her kurumunda çivi maalesef çıkmış durumdadır. ‘Biz yapıyoruz, ses çıkaranlar bağırdıkları ile kalıyor’ mantığı ile devlet yönetilemez. Bu milletin ortak değerleri ile oynamaktan vazgeçin. Siz ne kadar uğraşırsanız uğraşın Yüce Türk Milleti Ata’sına bir o kadar daha bağlanacak, 18 Mart’ı bir o kadar daha coşkuyla kutlayacaktır. MEB’i uyarıyoruz. Yaptığınız bu yanlıştan acilen vazgeçin!” diyerek şunları kaydetti:
“Gelelim heybeden çıkan yeni eğitim modellerine;
3+1 Modeli:
Lise eğitiminin “3+1” olması ve ilk 3 yılın zorunlu eğitim kapsamında, son 12’nci sınıfın ise üniversite sınavına hazırlık yılı olarak yapılandırılması, lise eğitiminin 3 yıla düşürülmesi ve bunun sonunda öğrencilere diploma verilmesi.
2+2 Modeli:
Bu modelde, 10’uncu sınıfı yani ilk 2 yılı bitiren öğrencilere lise diploması verilecek, akademik anlamda ilerlemek isteyenler lise eğitimine devam edecek ve 2 yıl daha eğitim alacak.
Yaş Modeli:
Lise eğitiminde zorunlu eğitimini yaş temelli olarak yapılandırılması da öneriler arasında yer alıyor. Burada 16 yaşını bitirenlerin zorunlu eğitimden çıkarılması öneriliyor. Diğer bir öneri ise lise eğitiminin bütünüyle zorunluluktan çıkarılması.
Eğitim akilleriniz ile toplantı yapıp bu modellerden birini uygulamaya geçirecekmişsiniz.
Şimdi soruyorum 23 yıldır hükümet kim? Hani her değiştirdiğiniz program ve müfredat öğrencilerimizi eğitimin dünya devleri ile yarıştıracaktı? Her atadığınız bakan eğitimde onarılamayacak yaralar açarak hem müfredat hem model değiştirdi. Sonuç kocaman bir 0. Ülkedeki eğitim sistemini, öğretmene olan saygı ve sevgiyi, eğitim emekçilerinin hakkını yediniz bitirdiniz.
En çok üzüldüğüm konu ise ülkeyi getirdiğiniz bu noktada bile kendinizi hala “kurtarıcı “ olarak lanse etmeniz.”

Çeltik ekimindeki terslik!


İYİ Parti Edirne İl Başkanı H.Hakan Şahin, “Devlet çeltik üreticisine dekar başına 62 lira gübre desteği veriyor, aynı çiftçi çeltik ekim ruhsatı alabilmek için dekar başına 65 lira ödemek zorunda” diyerek çeltik üreticisinin devletin ödediği gübre desteği ücretinden daha fazlasını çeltik ekim ruhsatı için ödediğine dikkat çekti.


İYİ Parti Şahin. yaptığı yazılı açıklamada, bölgede çeltik ekiminin büyük bir kısmının tamamlanmış du-rumda olduğunu belirterek, “ Çiftçilerimiz çeltik ekim ruhsatına başvurmaya baş-ladı. Fakat ortada bir terslik var. Devlet çeltik üreticisine dekar başına 62 lira gübre desteği veriyor, aynı çiftçi çeltik ekim ruhsatı alabilmek için dekar başına 65 lira ödemek zorunda. Çeltik komisyonları bu hesabı yaparken ilaç gideri, işçi maliyeti, ilaçlama araçlarının yakıt ve amortisman giderlerini hesaba katarak bir ücret belirliyor. Dolayısıyla çeltik ekim ruhsat ücretleri bölgelerde farklı rakamlarla çiftçiden talep ediliyor. Kabaca bir hesap yapacak olursak 1 dekar çeltik tarlasına atılan alt ve üst gübre miktarı toplamda 100 kilogramdır. En düşük maliyetli gübre kullanılması durumunda bile yaklaşık gübre dekar maliyeti 1.200 lira olur. Devlet buna karşılık dekar başına sadece 62 lira gübre desteği sağlıyor” ifadelerini kullandı.
“ÇİFTÇİ YİNE ‘MİLLETİN EFENDİSİ’ OLACAK”
Şahin açıklamasında, çeltiğin kanunla ekilen bir bitki olduğunu, bu kanunun 1936 yılında yürürlüğe girdiğini ve hala aynı kanun doğrultusunda üretimi yapıldığını anımsatarak şöyle devam etti:
“Çektik üretici birlikleri , ziraat odaları bu kanundaki eksiklikleri ve günümüz şartlarına uygun hale getirilmesi için çeşitli çalışmalar yapmış , raporlar hazırlamış olmalarına rağmen mevcut hükümetin iş bilmez tarım politikalarını bir türlü aşamamışlardır. Dolayısıyla çiftçi 62 lira gübre desteği alırken 65 lira çeltik ekim ruhsat bedeli öder. Şimdi mevcut hükümete desek ki bu kanunu değiştirin, 20 küsur yıldır iktidardalar yapamamışlar bundan sonra da hiç yapamazlar. Hadi bunu geçtik hiç olmazsa çiftçiden kullandığı mazotun vergisini almayın, onu da yapamazlar. Sadece ‘bizim yaptıklarımıza sizin hayalleriniz yetmez’ diyerek günü kurtarırlar. Bu düzen elbette böyle devam etmeyecek. Yok saydığınız, sahipsiz sandığınız, üretime küstürdüğünüz çiftçi yine ‘milletin efendisi’ olacak.”

Perinçek: Meriç’ten dirileri geçemez

Olgay GÜLER

Vatan Partisi, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Avrupa ve Afrika Komutanlığı tarafından Yunanistan’ın Dedeağaç kentinde gerçekleştirilecek tatbikata, Türkiye’nin davet edilmemesine,  Edirne’den tepki gösterdi.

Yunanistan’ın Edirne’ye sınır Dedeağaç kentinde, ABD Avrupa ve Afrika Konutanlığı tarafından 26 Mayıs – 6 Haziran tarihleri arasına gerçekleştirilecek ‘İmmediate Response’ tatbikatına tepki amaçlı Vatan Partisi Edirne’de eylem gerçekleştirildi. Partinin ‘Dedeağaç’ta NATO Tatbikatı Türkiye Uyuma’ sloganıyla gerçekleştirdiği etkinlik kent merkezindeki Eski Cami önünden yürüyüşle başladı. Sloganlar eşliğinde, trafiğe kapalı Saraçlar Caddesi’ne yürüyen kalabalığa, burada Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek seslendi. Perinçek, tatbikata Türkiye dışında NATO’ya üye tüm ülkelerin çağrıldığını belirterek, tepki gösterdi.

‘SESİMİZ ANKARA’DAN DUYULSUN’

Perinçek, Yunan basınında çıkan haberlere yansıyan fotoğrafa dikkat çekerek, “Yunan basını dün yayınladı. En başta NATO bayrakları, tankın üzerinde asker, elinde NATO bayrağı. Onun önündeki tankta Yunan bayrağı. Onun yanındaki tankta Amerikan bayrağı. En sağda da bir tankın üstünde gene İsrail askeri ve İsrail bayrağı. Diyeceksiniz ki Dedeağaç nere, İsrail nere? Bakın İsrail bile Amerika’yla, NATO’yla, Yunanistan’la beraber gelmiş Dedeağaç’ta bize İsrail bayrağı gösteriyor. Adamlar gelmiş Amerika’sı, NATO’su, Yunanistan onlara kucak açmış. Bize meydan okuyor oradan. Meriç Nehri’ni geçeceklermiş. Meriç Nehri’nden onların yalnız ölüleri geçebilir, dirileri geçemez. Amerikan askerinin Meriç Nehri’nde dirisine pasaport yok, ölüsüne vize var, pasaport var. NATO askerlerinin oradan ölülerine vize var, pasaport var. Karşıda Mehmetçik bekliyor onları, Türk polisi bekliyor. Buyursunlar çiçekle geliyorlarsa biz onları güzel ağırlarız. Misafiri severiz biz Trakyalılar, Anadolular. Onları orada ağırlarız. Ama öyle kılıçla geliyorlarsa, füzeyle geliyorlarsa, tankla geliyorlarsa onları ancak Meriç Nehri’nin dibinde ağırlarız. Ankara’yı uyandırıyoruz buradan. Sesimiz gür çıksın Ankara’dan duyulsun” dedi.

‘TATBİKATA MEYDAN OKUYORUZ’

Tatbikata Türkiye’nin alınmamasına tepki gösteren Perinçek, “Senaryosunu okuyoruz bu tatbikatın. 18 NATO ülkesi katılıyor. Arıyoruz, bakıyoruz harp sırasıyla mı? Türkiye yok. Bu tatbikata Türkiye alınmamış. Biz buradan o NATO tatbikatına meydan okuyoruz, işte Mimar Sinan Selimiye Minaresi. oradan NATO tatbikatına meydan okuyor. Edirneli Talatpaşa, meydan okuyor NATO tatbikatına, Amerikan tatbikatına. Edirne fatihi Şükrü Paşa, Enver Paşa, Resneli Niyazi, Sabri Bey NATO tatbikatına meydanlar okuyorlar. Mustafa Kemal Paşa Dumlupınar Savaşı’ndaki rasat tepelere, o taarruz emrini verdiği tepelere çıkmış, kalpağını giymiş o NATO tanklarına, o Amerikan tanklarına, onların piyonu olan Yunanistan’ın bilmem kaçıncı zırhlı tümenine meydan okuyor” diye konuştu.

‘GAZZE’NİN SAVUNMASI EDİRNE’DEN BAŞLIYOR’

Tatbikata İsrail’in alınmasını da eleştiren Perinçek, “İsrail’in ne arıyor orada?  İsrail bayrakları ne arıyor? Çünkü İsrail’in saldırganlığı, Doğu Akdeniz’deki saldırganlığı, Dedeağaç’tan başlıyor. Gazze’deki o bombalar altında dik duran, çocukların, kadınların, yiğitlerin savunması buradan başlıyor, Edirne’den başlıyor. Edirne bugün Dedeağaç’ın karşısında yalnız Türkiye’yi değil, bütün insanlığı, bütün Batı Asya’yı ve yükselen Asya uygarlığını koruyor. Onun için buradan Kars’a, Ardahan’a. Diyarbakır’a, Van’a, Anadolu’nun bozkırına Antalya’ya, Manisa’ya, Muğla’ya, İzmir’e Eskişehir’e, Bursa’ya bütün Türkiye’ye ‘uyuma Türkiye’ diye bağırıyoruz” şeklinde konuştu.

‘Gazze’de yaşanan savaş değil, soykırım’


İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Gazze’de yaşananlara dikkat çekerek, 7 Ekim 2023’ten bu yana yaşanan sivil kayıpları “soykırım” olarak nitelendirdi ve iktidarın bu konudaki tutumunu eleştirdi.
Akalın, 7 Ekim 2023’ten bu yana Birleşmiş Milletler verilerine göre Gazze’de 55 binden fazla sivilin hayatını kaybettiğini belirterek, sadece bir gün içinde 87 kişinin öldüğünü, bunların üçte birinin çocuklardan oluştuğunu ifade etti. Gazze’de açlığın da ölümcül bir boyuta ulaştığını belirten Akalın, “İnsanlar ot yiyor, çocuklar taş yalayıp karınlarına bağlıyor” dedi.
İktidarın sadece kınama ve dua ile yetindiğini dile getiren Akalın, “Bu söylemlerin aynısını Batılı ülkeler de yapıyor; Fransa, Almanya, İngiltere… Farkımız ne?” ifadelerini kullandı. İsrail ile sürdürülen ticari ilişkilerin de sorgulanması gerektiğini belirten Akalın, “İsrail’e açık destek veren Batılı ülkeler neyse, ticareti kesmeyenin de farkı yoktur” şeklinde konuştu.
Milletvekili Akalın, Türkiye’nin İsrail ile tüm ilişkilerini “amasız, fakatsız, lakinsiz” şekilde sonlandırması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Gazze’de insani yardım koridoru açılması için Türkiye’nin aktif rol üstlenmesi gerektiğini belirtti.
Konuşmasını, “Tarih sizi affetmeyecek, millet sizi affetmeyecek, vicdan da sizi affetmeyecek.” sözleriyle tamamlayan Akalın, uluslararası toplumu da iki devletli çözüm yönünde somut adımlar atmaya davet etti.

‘Gerçekler rakamlarla gizlenemez!’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan’ın dün İstanbul’da yaptığı “Enflasyon Raporu Bilgilendirme Toplantısı”nın kamuoyuna pembe tablolar çizme çabasından ibaret olduğunu söyledi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç yaptığı yazılı açıklamada, Zafer Partisi olarak söz konusu sunumda yer alan birçok unsurun, halkın yaşadığı ekonomik gerçeklikle örtüşmediğini açıkça ifade ettiklerini belirterek şunları kaydetti:.
“Halkın Gerçek Enflasyonu Görmezden Geliniyor
TCMB Başkanı Karahan, tüketici enflasyonunun %37,9’a gerilediğini söylese de bu oran, vatandaşın mutfağında yaşanan krizle örtüşmemektedir. Gıda, kira ve temel ihtiyaç kalemlerinde fiyatlar katlanarak artarken, açıklanan verilerin halkın günlük hayatıyla bağdaşmadığı ortadadır.
Sıkı Para Politikasıyla Ezilen Orta ve Alt Gelir Grubu sözde “dezenflasyon süreci”, aslında vatandaşın alım gücünü baskılayarak yaratılmış yapay bir tabloya dayanmaktadır. İzlenilen faiz politikası ile üretici ve tüketici aynı anda cezalandırılmakta, halk tasarruf edememekte, borçla yaşamaya mahkûm edilmektedir. Bu politika, yalnızca sıcak parayı memnun etmeye yöneliktir.
Kur Korumalı Mevduatın (KKM) Faturası Halkın Sırtında
Sunumda KKM’nin azalması başarı olarak sunulmuş, ancak bu sistemin bütçeye maliyeti ve yarattığı adaletsizlik tamamen görmezden gelinmiştir. KKM sistemiyle zengin daha zengin olmuş, bedelini ise orta ve alt gelirli vatandaş ödemiştir. Tutmayan Tahminler, Sürekli Değişen Hedefler TCMB’nin 2025 sonu için açıkladığı %24 enflasyon hedefi, %19 ila %29 aralığıyla belirsizlik içermektedir. Daha önceki hedefler gibi bu tahminlerin de tutmayacağı aşikârdır. Tutmayan hedeflerin hesabı halka sorulmakta, yönetenlere ise hiçbir sorumluluk yüklenmemektedir.
Yapısal Reform Yine Yok Sayıldı
Merkez Bankası sunumunda üretim, tarım, sanayi ya da teknoloji yatırımlarına dair tek bir yapısal reform hedefi yer almamaktadır. Sadece faiz ve sıcak para politikalarıyla Türkiye’nin ekonomik sorunları çözülemez.
Zafer Partisi olarak bir kez daha vurguluyoruz:
Enflasyonla mücadele, sadece rakam oyunlarıyla değil, üretim ekonomisine geçişle mümkündür.
Merkez Bankası’nın görevi, sadece fiyat istikrarı olmamalı aynı zamanda finansal istikrar olmalı ve bu doğrultuda üretim ekonomisine geçişte kuruluş kanununda belirtilen görevini yerine getirmelidir, milletin refahını da gözetmektir.
Ekonomik bağımsızlık, sıcak paraya değil, yerli üretim ve milli planlamaya dayanmalıdır.
TCMB’yi ve ekonomi yönetimini, halkın gerçek gündemine kulak vermeye ve milli çıkarları önceleyen politikalara dönmeye davet ediyoruz.”

‘Kamu kaynaklarının akıbeti sorgulanmalı’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada TRT’nin son yıllarda artan gelirleri ve harcamalarına dikkat çekti. Akalın, 2021 yılından bu yana TRT’nin toplam gelirlerinde yüzde 694, bandrol gelirlerinde ise yüzde 597 oranında artış yaşandığını belirtti.
Beş yıl içerisinde dış yapımlara 14 milyar liradan fazla kaynak ayrıldığını ifade eden Akalın, elektrik faturalarından alınan payın kaldırılmasına rağmen TRT’nin gelir toplamaya devam ettiğini vurguladı. Konunun yalnızca harcamalardan ibaret olmadığını, bu kaynakların kimlere ve nasıl aktarıldığının da sorgulanması gerektiğini söyledi.
Henüz çekimleri başlamamış diziler için peşin ödemeler yapıldığını, TRT çekim alanlarının bazı yapımcılara bedelsiz ya da geri ödemeli olarak tahsis edildiğini iddia eden Akalın, bu durumun ciddi soru işaretleri yarattığını dile getirdi.
TRT bünyesindeki araç tahsisleri ve harcırah giderlerinin yıllık 1 milyar lirayı aştığını belirten Akalın, kurumun temin ettiği spor karşılaşması biletlerinin karaborsaya düştüğü yönündeki iddiaların ise sadece bir zafiyet değil, derin bir yönetim krizine işaret ettiğini söyledi.
Ayrıca milyonlarca lira harcanarak geliştirilen bir yazılımın hiç kullanılmadığını, aynı iş için 350 milyon liralık yeni bir anlaşma yapıldığını kaydeden Akalın, bu durumun kamu zararının boyutunu gözler önüne serdiğini ifade etti.
TRT’nin anayasal bir yayın organı olduğuna dikkat çeken Akalın, kurumun kamu hizmeti yayıncılığı ilkelerinden uzaklaştığını, tarafsızlık ilkesinin zedelendiğini ve belirli yapılarla çıkar ilişkisi içinde olduğunu savundu.
“Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı hepimizin sorumluluğudur” diyen Akalın, TRT’nin toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durması ve kanunla belirlenen yayın ilkelerine geri dönmesi gerektiğini söyledi.

Edirne’de NATO’ya karşı ‘Uyuma Türkiye’ yürüyüşü

Olgay GÜLER

Vatan Partisi Örgütlenme Bürosu Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Osman Yılmaz, NATO’nun 26 Mayıs’ta Türkiye sınırına 30 kilometre mesafede, Yunanistan’ın Dedeağaç kentinde gerçekleştireceği ‘Ani Müdahale Tatbikatı’na tepki amaçlı, partinin genel başkanı Doğu Perinçek’in de katılımıyla 24 Mayıs’ta Edirne’de ‘Dedeağaç’ta NATO Tatbikatı, Türkiye Uyuma’ isimli yürüyüş ve basın açıklaması yapılacağını duyurdu.

NATO’nun, üye ülkeler Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerle birlikte 26 Mayıs – 9 Haziran tarihleri arasında gerçekleştireceği ‘Ani Müdahale Tatbikatı’na, birliğe üye olmasına rağmen Türkiye’nin davet edilmemesi, tepkilere yol açtı. Yunanistan’ın Dedeağaç kentinde, sınıra 30 kilometre mesafede düzenlediği tatbikatın hedefinde ‘Türkiye’ olduğunu iddia eden Vatan Partisi genel merkezi, tepki amaçlı Edirne’de ‘Dedeağaç’ta NATO Tatbikatı, Türkiye Uyuma’ ismiyle yürüyüş ve basın açıklaması düzenleyeceklerini duyurdu. Vatan Partisi Örgütlenme Bürosu Başkanı ve Genel Başkan Yardımcısı Osman Yılmaz, 24 Mayıs Cumartesi günü genel başkan Doğu Perinçek’in de katılımıyla 14.00’da Eski Cami önünden başlayan yürüyüş ve ardından Saraçlar Caddesi’nde basın açıklaması yapılacağını söyledi.

’12 BİN KİŞİLİK BİR TATBİKAT’
Yürüyüş öncesi parti çalışmalarını değerlendirmek üzere kente gelerek bilgi veren Yılmaz,
“Türkiye’de maalesef basına çok yansımayan bir gelişme var. Hemen sınırımızda Dedeağaç’ta yani Türkiye sınırına 30 kilometre mesafede çok büyük bir NATO tatbikatı yapılacak 26 Mayıs – 9 Haziran tarihleri arasında. Bu tatbikatın adı ‘Ani Müdahale Tatbikatı’, Yaklaşık 12 bin kişilik bir tatbikat. Türkiye dışında Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Amerika Birleşik Devletleri askerlerinin, istihkam kuvvetlerinin, çıkarma birliklerini, sızma birlikleriyle yapılan bir tatbikat. Tatbikatın adı çok önemli, ‘Ani Sızma Tatbikatı’ ve tatbikatın senaryosunda, nehirler geçiliyor, tanklar ilerliyor, limanlar ele geçiriliyor. Buna benzer senaryoları değerlendirecekleri bir tatbikat. Normalde hem süre bakımından, hem katılım bakımından NATO standartlarında bile epey yüksek katılımlı, yüksek standartlı bir tatbikat olacak. Bir de işin içerisinde siber saldırı kısmının da olduğu bir tatbikat” dedi.

‘TATBİKATIN HEDEFİ TÜRKİYE’
Tatbikatın hedefinde Türkiye olduğunu iddia eden Yılmaz, “Türkiye’de şöyle bir hikaye anlatılıyor; Türkiye NATO üyesi, NATO Türkiye’yi de koruyor. Fakat bizim sınırımızda bir tatbikat yapılıyor ve bu tatbikatın hedefi Türkiye. Yani hem senaryoya baktığımızda çünkü o bölgede diyelim ki geçebilecekleri ya da senaryo dahil edebilecek tek nehir var Meriç, burasını geçme senaryosu, sızma senaryosu, başka bir nehir yok. Böyle etkili bir tatbikat yapmak istiyorsalar NATO’nun bölgedeki en güçlü ordusunu niye katmıyorsunuz? Yani Türk ordusu bu bölgede Yunan ordusu, Romanya, Bulgaristan bu ordularla karşılaştırılmayacak kadar hem personel bakımından hem yetkinlik bakımından üst düzey bir ordu. Tabii Türkiye’ye karşı bir tatbikat bu. Biz de 24 Mayıs’ta Genel Başkanımız sayın Doğu Perinçek’in katılımıyla ‘NATO Dedeağaç’ta Uyan Türkiye’ diye bir basın açıklaması, açık hava buluşması gerçekleştireceğiz. Kitlesel bir yürüyüş, hem Eski caminin yanından başlayıp Saraçlar Caddesi boyunca, orada da Saraçlar PTT önünde bir basın açıklaması gerçekleştireceğiz. Saat 2’de yürüyüş başlayacak, 3’te de genel başkanımız çıkacağı bir konuşma olacak. Bunun dışında tabii Türkiye Gençlik Birliği de Genel Başkanı Sayın Kayahan Çetin de konuşmacı olarak bulunacak” diye konuştu.

‘AMACIMIZ KAMUOYUNU BİLGİLENDİRMEK’
Konu hakkında kamuoyunu bilgilendirme amacıyla etkinliği düzenlediklerini söyleyen Yılmaz, “Bizim burada amacımız hem Edirne kamuoyunu, hem Türkiye kamuoyunu bu konuda bilinçlendirmek. Çünkü maalesef hükümet ikide bir; ‘NATO bizim dostumuz, NATO bizi koruyor. Trump bizim dostumuz.’ Fakat bir bakıyorsunuz işte o NATO tanklarının namlularını Türkiye’ye çevirmiş, sinsi sinsi Meriç Irmağı’nı geçme tatbikatları yapıyor. Resmi büyüttüğünüz zaman Dedeağaç’tan başlayıp Girit’e kadar, hatta oradan Kıbrıs’ın güneyi ve Suriye’nin kuzeyine kadar Amerikan üsleriyle Türkiye çevrelenmiş durumda. Dediğim gibi tatbikatın ismi çok manidar, yani neye müdahale edeceksiniz siz Türkiye’de? Türkiye’de son dönemde bir NATO’ya çağrılar yapıldı. Sayın Özgür Özel’in de benzer çağrıları vardı. Tabii o başka bir amaçla yapıyordu. Bir yandan PKK’nın açıklamalarıyla oturttuğunuz zaman Türkiye’nin zaten NATO’nun hedefinde olduğunu biliyoruz. 15 Temmuz’da darbe girişiminin arkasında da NATO vardı ama bu somut bir gözdağı Türkiye için, Türkiye’ye yönelik bir tehdit var burada. Bu tehdide karşı hem milletimizi uyandırmak, kamuoyunu harekete geçirmek, bilinçlendirmek” şeklinde konuştu.

‘TÜM VATANDAŞLARIMIZ BAYRAKLARINI ALIP GELSİNLER’
Türkiye’nin bölgede bir tehdit olarak görüldüğünü kaydeden Yılmaz, “Tatbikatın hedefinde Türkiye var. Yani hem senaryosuna baktığınız zaman görülüyor. Bir de tabii NATO’nun son dönem yaptığı tatbikatlara baktığınız zaman bunu görüyorsunuz. Yine mesela Doğu Akdeniz’de yine Yunanistan, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri iki tane deniz tatbikatı yaptı. Bu tatbikatların da isimleri Yunan intikam tanrıçasının isimlerini verdiler. Yani Türkiye’yi bir tehdit olarak görüyorlar. Dolayısıyla Türkiye’nin davet edilmemesi normal. Aslında NATO bizim dostumuz değil. Yani bunu biz anlatmak istiyoruz. Bu ani sızma tatbikatına karşı Vatan Partisi bir uyarı görevini, milleti uyandırma, milleti bilinçlendirme, bilgilendirme görevini yerine getirmek için 24’ünde Edirne’de halkımızla birlikte hem Türkiye kamuoyuna, hem dünya kamuoyuna hem de o tatbikatı gerçekleştirenlere de bir bayrak gösterme. Bütün vatandaşlarımızı bayrağını alıp 24’ünde PTT önünde bu açıklamaya katılmaya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

MEB’e kesilen destek soruları!

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, devlet desteği kesilen meslek gruplarını TBMM gündemine taşıyarak “Çok sayıda meslek grubunun destek kapsamından çıkarılmasının gerekçesi nedir?” diye sordu.

CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na yazılı soru önergesi sundu. Mesleki Eğitim Merkezlerinde devlet destek ödemesi yapılacak alanların 1 Ekim 2023 tarihi itibarıyla güncellendiğini anımsatan Yazgan, “Bu kapsamda Örgün Eğitim Programı kapsamında devlet katkısından yararlanacak alanlar listesinde 28, Ustalık Telafi Programı kapsamında devlet katkısından yararlanacak alanlar listesinde ise 7 meslek grubu yer almıştır. Birçok meslek grubu ise listeden çıkarılmıştır. Özellikle cilt bakımı ve makyaj, kadın kuaförlüğü ve berberlik mesleklerinin devlet desteği kapsamından çıkarılması mağduriyet yaratmıştır. 1 milyona yakın çırak, kalfa ve ustanın yakın zamana kadar destek aldığı göz önüne alındığında söz konusu kararın gelecekte daha büyük sıkıntılara yol açacağı belirtilmektedir. Birçok meslek mensubu, bu karar nedeniyle ara eleman bulamayacaklarını vurgulamaktadır” dedi.

Yazgan, şu soruları yöneltti:

“Çok sayıda meslek grubunun destek kapsamından çıkarılmasının gerekçesi nedir?

Oluşan ya da oluşabilecek mağduriyetlerin önüne nasıl geçilecektir?

Destek kapsamındaki meslek gruplarının güncellenmesi sırasında alanın paydaşları ile görüş alışverişi yapılmış mıdır?

Söz konusu desteklerin güncellenmesinden kaç adet işyeri etkilenmiştir?

Ara eleman sıkıntısı yaratacağı belirtilen bu karar nedeniyle oluşacak yeni durumların önüne geçilmesi maksadıyla çalışma yürütülmekte midir?”

YRP’den ‘sosyal denge’ isyanı!

Olgay GÜLER

Yeniden Refah Partisi (YRP) Edirne İl Başkanı Hakan Çalışkan, geçtiğimiz hafta kutlanan Engelliler Haftası’nı hatırlatıp, engelli vatandaşların aldığı desteğin açlık sınırın bile altında olduğuna dikkat çekti.

YRP İl Başkanlığı tarafından düzenlenen basın toplantısıyla ülke gündemindeki konular ele alındı. Basın toplantısında konuşan YRP İl Başkanı Hakan Çalışkan, ekonomik gidişat ve engellilere yönelik desteklere değinerek, partinin çözüm önerilerini sıraladı.

‘MİLLETİN SOFRASINA BİR LOKMA EKMEK Mİ ENFLASYON SEBEBİ OLUYOR?’

Türkiye’nin uzun süredir bir darboğazdan geçtiğini belirten Çalışkan, “Her geçen gün bu darboğaz, artık bir çöküşe dönüşüyor. Ekonomideki kriz, sosyal dokudaki çözülme milletimizi tükenme noktasına getiriyor. Milyonlar geçinemiyor, kirasını ödeyemiyor, milyonlarca insanımızın ekmeği küçüldükçe küçülüyor. Hükümet yetkilileri, milletin gözünün içine baka baka; ‘asgari ücretliye, emekliye ara zam yok’ diyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı diyor ki: ‘Asgari ücrete ara zam gündemimizde yok. Ekonomi dengeye oturuyor.’ Kendisine sormak istiyoruz: Hangi denge? Hangi ekonomi? Hangi gerçeklik? Milletin pazardan yarım kilo meyve alamadığı bir yerde siz hangi dengeden söz ediyorsunuz? Milyonlarca çalışanın aldığı maaş, TÜİK’in dahi gizleyemediği enflasyon karşısında buhar olmuşken, siz hangi istikrardan bahsediyorsunuz? Hükümete sesleniyoruz: ‘Maaşlara zam yaparsak enflasyon artar’ diyorsunuz. Peki, siz faize bir yılda iki trilyon lira verirken enflasyon artmıyor mu? Kur garantili mevduat sahiplerine ballı kazançlar, haksız kazançlar sunarken enflasyon artmıyor mu? İsrafa, şatafata, lüks makam araçlarına milyarları harcarken ekonomi bozulmuyor da milletin sofrasına bir lokma ekmek koymak mı enflasyon sebebi oluyor?” diye konuştu.

‘ENGELLİLERİN ALDIĞI DESTEK AÇLIK SINIRININ BİLE ALTINDA’

Ülke genelinde engelli vatandaşların istihdam ve sosyal politikalar konusunda sıkıntılar yaşadığını dile getiren Çalışkan, “Bugün engelli kardeşlerimiz ne doğru dürüst istihdam edilebiliyor ne de şehirlerde insanca yaşayabiliyor. Aldıkları destekler açlık sınırının bile altında. Bir engelli vatandaşımız ayda 3.700 lira yardım alıyor. En düşük emekli aylığının 3’te 1’i bile değil. 30 günlük engelli aylığıyla Ankara-İstanbul gidiş-dönüş uçak bileti almak bile mümkün değil. Bu mudur sosyal adalet? Sosyal denge bu mudur? Dayanışma bu mudur? Engelli bireyler işe alınmıyor çünkü devlet bile kota uygulamasını ihlal ediyor. Kamuda engelli kadroları boş. Belediyelerde, bakanlıklarda, kamu kurumlarında işe alımlar partili referansla yapılıyor. Engelliler için verdiğimiz kanun tekliflerini bir kez daha hatırlatıyoruz. Bu tekliflerimizi tozlu raflardan indirerek TBMM Genel Kurulu’nun gündemine alın. Kanun tekliflerimizden birinde kamu personel alımlarında engelli kotasının yüzde 3’ten yüzde 6’ya çıkarılması var. Diğerinde ise 3700 lira olan engelli aylığının 3 katına çıkarılması var.Yeniden Refah Partisi iktidarında, engelliler, sadece yardım alan değil, üreten, çalışan, sosyal hayata tam katılan bireyler olacak. Şehirler erişilebilir, istihdam adil, sosyal yardım insanca olacak” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin süslü projelere ihtiyacı olmadığını da sözlerine ekleyen Çalışkan, “Bugün Türkiye’nin ihtiyacı ne ‘süslü projeler’ ne de şatafatlı açılışlardır. Türkiye’nin ihtiyacı adalettir, ahlaktır, üretimdir, vicdandır. Türkiye’nin ihtiyacı Yeniden Refah’tır. Biz, bu milletin kaynaklarını sadece %1’in değil, %99’un refahı için harcayacağız. Biz, rant ekonomisini yıkıp, üretim ekonomisini kuracağız. Biz, sosyal adaleti, sadece tabelalarda değil, her sofrada, her sokakta, her hanede sağlayacağız. Buna bizler inandık, siz de lütfen inanın” dedi.

‘Çiftçiye ‘üretme’ deniyor’


Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Av. Sinan Tekin, kendi çiftçisini yok sayan bir ülkenin gıda güvenliğini sağlayamayacağına dikkat çekerek, “İthalata bağımlı hale gelen bir ekonomi, ne zaman neyle karşılaşacağını bilemez. Ve bu düzensizlik, sofradaki ekmeğe kadar yansır” dedi.
Av. Tekin, Saadet Partisi Genel Merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, şehirlerin sorunlarını masa yerine doğrudan sahada, halkın sesiyle ve ortak akılla çözmek amacıyla geçtiğimiz hafta sonu Edirne ve Elazığ’dan başlattıkları “Ortak Akıl, Güçlü Şehir” Çalıştayları projesinin sadece bugünün değil; yarının Türkiye’sini inşa etme iddiası olduğunu bildirdi.
Genel Merkez Sosyal İşler Başkanlığı koordinasyonunda yürütülen çalıştayların haftaya Rize’de, ay sonuna kadar İzmir, Afyonkarahisar, Konya, Karaman ve Sakarya illerinde devam edeceğini belirten Tkin, “Çünkü biz biliyoruz ki; Gerçek çözüm, halkın sesinde; kalıcı çözüm, ortak aklın gücündedir. Her çalıştayda, kentsel dönüşümden sosyal adalete, çevre politikalarından gençlik ve eğitime kadar geniş bir yelpazede sorunları masaya yatırıyor; yerel dinamiklerin katılımıyla çözüm önerileri üretiyoruz” dedi. Tekin açıklamasında şunlara yer verdi:
81 İL’DE ÇALIŞTAY
“Ortak Akıl, Güçlü Şehir” projesi sadece bir program değil; Katılımcı demokrasinin, Adalet temelli yerel yönetim anlayışının, Sosyal belediyeciliğin sahaya taşınmış halidir. Bu çalıştaylar, Türkiye’nin dört bir yanında Sivil toplum kuruluşlarını, Kanaat önderlerini, Akademisyenleri, Gençleri ve üreticileri aynı masa etrafında buluşturarak, yerel meselelerde ortak aklı merkeze alan yeni bir siyaset anlayışının adımını atmaktadır.
Hazırlanan her ‘İl Raporu’ Saadet Partisi Genel Merkezi’ne sunulmakta ve yerel yönetim politikalarımızın omurgasını oluşturmaktadır. Saadet Partisi olarak şunu kararlılıkla söylüyoruz: Yerel sorunlara yerinde çözümler üretecek; 81 ilimizde bu çalıştayları tamamlayacağız. Milletimizin her derdine eğilen, her talebini duyan bir anlayışla Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz.
İTHALAT, ÇÖZÜM DEĞİLDİR
1 Mayıs 2025 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile, 1 milyon ton mısır sıfır gümrükle ithal edilecek. Yani mısırın ekildiği, biçildiği günlerde; yerli üreticinin karşısına bir kez daha ithalat çıkarıldı. Peki bu karar ne anlama geliyor? Bu karar, bu toprağa emek veren çiftçiye ‘sen dur’ demek değil midir? Bu karar, yıllardır alın teriyle üretmeye çalışan köylümüze ‘biz senden vazgeçtik’ demek değil midir? Son 7 ayda, üç kez mısır ithalatı için vergi indirimi yapıldı. İlkinde %5’e çekildi. İkincisinde yine %5 uygulandı. Şimdi ise %0. Yani dışarıdan alınan mısıra artık vergi yok. Türkiye, yılda yaklaşık 9 milyon ton mısır üretiyor. Ama 12 milyon tona yakın ihtiyacımız var. Bu farkı kapatmak elbette kolay değil. Ama bu fark, çiftçimizi güçlendirerek kapatılabilir. Destekle, teşvikle, planlı üretimle… Peki biz ne yapıyoruz? GDO’lu mısır ithal ediyoruz. Üstelik yem sanayisinde kullanmak üzere. Bu, hem hayvan yemini hem de soframıza gelen eti, sütü, yumurtayı etkiliyor.
Bir başka sorun daha var: Bu kararlar hep kritik zamanlarda alınıyor. Ekim zamanı geldiğinde, ithalat başlıyor. Biçim zamanı yaklaştığında, ithalat artıyor. Bu rastlantı mı? Yoksa bir tercih mi? Tarım Bakanlığı, 1 Ocak itibariyle suyun kısıtlı olduğu yerlerde mısır ekimini sınırladı. Bu karara uymayan üreticiye destek verilmeyecek. Bir yandan elektrik kesintileriyle sulama zaten yapılamıyor. Şimdi bir de gümrükler sıfırlanıyor. Bu şartlarda kim üretim yapabilir? Bunların hepsi bir araya geldiğinde şu sonuç çıkıyor:
Çiftçiye ‘sen üretme’ deniliyor. Üretim yerine ithalata güveniliyor. Ama ithalat, çözüm değildir. İthalat, kaynak varsa mümkündür. Kriz zamanında ithalat kapıları kapanır. Pandemide bunu hep birlikte gördük. Kendi çiftçisini yok sayan bir ülke, gıda güvenliğini sağlayamaz. İthalata bağımlı hale gelen bir ekonomi, ne zaman neyle karşılaşacağını bilemez. Ve bu düzensizlik, sofradaki ekmeğe kadar yansır.
Şimdi soruyorum: Bu kadar zor şartta üretim yapan çiftçiye kim sahip çıkacak? Maliyetlerle boğuşan üretici nasıl ayakta kalacak? Bizim cevabımız nettir: Üreticiye sahip çıkmak zorundayız. Çiftçimizi yalnız bırakamayız. Bu ülkenin toprağı var, güneşi var, emeği var. Ama planı yok, kararlılığı yok. İthalatı değil, üretimi öncelemeliyiz. Çiftçiye suyu, elektriği, desteği ulaştırmalıyız. Mısır gibi su isteyen ürünleri suyu bol bölgelere kaydırmalıyız. Kurak bölgelerde başka planlar yapılmalı. Tarım; akılla, bilgiyle, stratejiyle yürütülmeli. Üretmek, artık sadece ekonomik değil; millî bir sorumluluktur. Toprağını işleyemeyen toplum, yarınını inşa edemez.
Bu yüzden buradan çağrı yapıyoruz: Çiftçiyi ezmeyin. Destek verin. Yalnız bırakmayın. Çünkü bu toprak bizim. Çünkü bu ülkenin geleceği, o tarlada büyüyor.
DON FELAKETİ
2025 Nisan’ının ikinci haftasında, Türkiye tarımı ağır bir darbe aldı. 913 Nisan tarihleri arasında yaşanan ani sıcaklık düşüşü ve don felaketi, birçok ilimizde üreticinin emeğini, yıl boyu kurduğu hayalleri yok etti. Bir gecede sıcaklık sıfırın altına düştü. Toprak buz tuttu. Ağaçlar çiçekteydi. Tomurcuklar karardı. Bahçeler sustu. Ve çiftçi sustu… Malatya’da kayısı ağaçları dondu. Dünya kuru kayısı üretiminin %85’ini karşılayan Malatya, artık kayısıyı değil, kaygıyı konuşuyor. Bursa’da armut, şeftali, kiraz üretimi neredeyse bitti. İznik’te, Orhangazi’de meyve ağaçlarının %90’ı zarar gördü. Karaman’da 16 milyondan fazla elma ağacı etkilendi. Sakarya ve Düzce’de, ülkemizin fındık deposu olan ovalarda hasar büyük. Yani Türkiye’nin dört bir yanı yara aldı.
Peki, şimdi ne olacak? Çiftçi bu yükün altından nasıl kalkacak? Bahçesini kaybeden üretici neyle geçinecek? Zaten borçla ayakta duran insanlar şimdi ne yapacak? Bir gerçeği daha hatırlatalım: Bu felaket, yalnızca meyveyi vurmadı. Meyve üreticisi, bu yıl sebzeye yöneldi. Fide fiyatları %500’e kadar arttı. Üretim sahası genişledi, ama bu sefer de arz fazlası riski doğdu. Bu yıl sebze çok olacak, ama para etmeyecek. Zararını kurtarmaya çalışan çiftçi, bu kez maliyetin altında satış yapacak. Yani çiftçi her halükârda zarar edecek!
DEVLET NEREDE?
Sizce bu adil mi? Peki, devlet nerede? Tarım Kanunu’na göre devlet, çiftçiye milli gelirin %1’i oranında destek vermekle yükümlü. Ancak bugün bu oran sadece %0,22. Yani çiftçinin hakkı verilmediği gibi, sesi de duyulmuyor. Buradan açık çağrıda bulunuyoruz: Don felaketinden etkilenen tüm bölgelerde acil zarar tespiti yapılmalıdır. Sigortası olmayan üretici de destek kapsamına alınmalıdır. Borçlar faizsiz şekilde ertelenmeli, üreticiye nefes aldıracak şekilde yapılandırılmalıdır. Tarım Kredi Kooperatifleri ve Ziraat Bankası aracılığıyla sıfır faizli ayni krediler sunulmalıdır. Mazot, gübre, ilaç desteği artırılmalı; maliyetler düşürülmelidir.Mevsimlik işçilerin barınma, ulaşım ve temel ihtiyaçlarına dair iyileştirme çalışmaları başlatılmalıdır. Nakliyede KDV indirimi, stopaj ve kesinti muafiyetleri hayata geçirilmelidir. Ayrıca sebze üretiminde yaşanacak arz fazlası şimdiden planlanmalıdır. İhracat kanalları açılmalı, sınır kapılarında yaşanan gecikmeler son bulmalıdır. Pestisit kalıntısı, analiz giderleri gibi teknik engeller çözülmelidir. Rusya ve Avrupa dışındaki pazarlara yönelmek artık bir zorunluluktur.
Bu mesele sadece çiftçinin değil. Bu, soframızdaki ekmeğin meselesi. Bu, pazardaki meyvenin, sebzenin, mutfaktaki bereketin meselesidir. Eğer çiftçi susarsa, şehir aç kalır. Eğer toprak terk edilirse, memleket kurur. Bugün sahip çıkmazsak, yarın çok geç olabilir.
Biz, üreticinin sesiyiz. Biz, toprağın hakkını, emeğin onurunu savunuyoruz. Tarımı görmeyen, gıda krizini konuşmaya mahkûmdur. Üreticiyi duymayan, halkın sofrasını da duyamaz. Çiftçi yalnız değildir. Bu mücadele hepimizin ortak sorumluluğudur.”