Kategori arşivi: Siyaset

Balkanlı bu kez Öğretmen kimliği ile anlattı!

CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, AKP Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın sosyal medya paylaşımları üzerine tekrar açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada ‘CHP Edirne İl Başkanı olarak ve bir emekli öğretmen kimliğimle, AKP Edirne Milletvekili Sayın Fatma Aksal’ın su yönetimi konusunda sosyal medyadan kamuoyunu yanıltan açıklamalarına bıkmadan, usanmadan, anlayana kadar doğru bilgileri anlatmaya devam edeceğim” dedi.

Su sorununun siyasetin değil, görevini yapmayan DSİ ve iktidarın yarattığı bir sorun olduğunu kaydeden Başkan Balkanlı açıklamasında şunlara yer verdi:

“Sayın Aksal’a tane tane anlatıyorum.

 1. Su Temin Etme Konusunda Sorumlu Kimdir? DSİ mi Belediye mi?

Bu konuda yetki ve sorumluluk yasayla belirlenmiştir. 6200 sayılı Devlet Su İşleri Kanunu ve

DSİ Görev ve Çalışma Yönetmeliği (RG: 06.08.2021 – 31560 herkes okuyabilir.) açıkça der ki:

DSİ’nin Görevleri (MADDE 2 – ÖZET)

a-Baraj, gölet ve içme suyu kaynaklarının planlanması, geliştirilmesi ve projelendirilmesi,

b- Yeraltı ve yerüstü sularının araştırılması, korunması ve tahsisi,

c- İçme suyu kaynaklarının uzun vadeli sürdürülebilirliğini sağlamak

Bu görevler DSİ’nindir. Belediyenin değildir.

Peki Belediyenin Görevi Nedir?

5393 sayılı Belediye Kanunu der ki:

a- Belediye, DSİ’nin sağladığı suyu şehre dağıtır.

b-Belediyenin baraj yapmak, yeni su kaynağı bulmak, yeraltı suyu tahsis etmek gibi bir yetkisi yoktur.

Bu kadar açık ve net şekilde yasa ile görevler belirlenmiştir.

2. Hastanenin Artezyen Kuyu Açması Neden Gündeme Gelir?

Kuyu açmaya izin verme yetkisi kime aittir.

a- DSİ’ye aittir.

Hastaneler ve bazı kamu kurumları, acil durum su güvenliği için DSİ izniyle kuyu açabilir. Bu olağan bir uygulamadır. Dolayısıyla hastanenin kuyusundan taşan su bir “belediye arızası” değildir. DSİ tarafından ruhsatlandırılan kuyunun teknik problemidir.

Hastane kuyusu arıza nedeniyle tıkanmış ve Belediye anında müdahale ederek sorunu çözmüştür.

 3. “Belediye Başkanı’nın sitesinde kaçak kuyu veya artezyen var” iddiası

Bu iddia tamamen siyasi ve asılsızdır. Kaldı ki bu konuda site yönetimi yetkilidir.

Buradan kamuoyuna açık ve net söylüyorum:

a- Belediye Başkanı’nın oturduğu sitede açılmış bir artezyen kuyusu yoktur.

b- “Kaçak kuyu” iddiası tamamen asılsızdır.

Ve çok açık bir çağrı yapıyorum:

– Eğer Sayın Aksal elinde bir belge gösterirse, kamuoyu önünde özür dileyeceğim.

– Ama belge gösteremezse aynı samimiyeti Sayın Aksal’dan bekliyorum.

Ayrıca tekrar altını çiziyorum:

Artezyen kuyu ruhsatı verme yetkisi belediyenin değil, DSİ’nin yetkisindedir.

 4. Peki Edirne’mizde Asıl Sorun Nerede? AKP İktidarının ve Kurumların Bilimden Uzaklaşan Bir Yönetim Anlayışı mı?

Türkiye su yönetimi diğer tüm alanlarda k bilimsel çözümlerden uzaklaşmıştır.

Gelişmiş ülkelerde:

-Bulut tohumlama,

-Yağmur bombası,

-Atmosferik su artırımı,

-Akıllı su yönetimi,

-Yeraltı suyu geri besleme sistemleri

 -Yağmur suyu toplama sistemleri

gibi bilimsel yöntemler yıllardır kullanılmaktadır.

Bu yöntemler kuraklık dönemlerinde şehirlerin su güvenliğini artırmak için devreye alınır.

Ama bizde ne olmuştur.?

a- TÜBİTAK’ın başına liyakatli bilim insanları atanmadığı için,

b-Bilim kurumlarına müdahale edildiği için,

c- Bilimsel çalışmalar siyasetin gölgesinde bırakıldığı için

Türkiye bu konularda dünyanın çok gerisinde kalmıştır.

Eğer TÜBİTAK bilimsel aklın rehberliğinde, liyakat esaslı yönetilseydi ne olurdu?

a- Bulut tohumlama sistemleri çoktan kurulmuş olurdu.

b- Barajların iklim değişikliğine uyum projeleri geliştirilirdi.

c- Yeraltı sularının sürdürülebilirliği güvenceye alınırdı.

d- Edirne gibi su stresi yaşayan şehirlerde bilimsel su artırma teknolojileri uygulanırdı.

Ama bunların hiçbiri yapılmadı.

Su sorununun nedeni akıl ve bilimden uzaklaşmadır.

Su kaynaklarının korunması ve artırılması bilimle olur, siyasi polemikle değil.

 5. Edirne Belediyesi Su Yönetimini Başarıyla Yürütmekte midir?

Evet eksikliklerine rağmen yönetmektedir. Edirne’de yaşanan su patlakları tüm Türkiye’de görülen günlük altyapı sorunlarıdır. Eskiyen borular yenilenmektedir. Kayıp kaçak su kontrol altına alınması için gerekli çalışmalar yapılmaktadır.

Belediyemiz arızalara anında müdahale etmiş, şehrin su dağıtımını kesintisiz sürdürmüştür.

Hiçbir hastane 3 hafta susuz kalmamıştır.

Bu iddia gerçek değildir.

 6. Sayın Fatma Aksal’a Açık Cevabım

Sayın Aksal,

Suyun kaynağını belediye bulmaz. Barajı belediye yapmaz. Yeraltı suyunu belediye tahsis etmez. Kuyuya belediye ruhsat vermez. Bunların hepsi DSİ’nin görevidir. Yasa ve yönetmelikler açıkça böyledir.

DSİ’nin görevini bilmeden belediyemizi suçlamak bilgi eksikliğidir.

Edirne Belediyesi ise suyu dağıtmakla yükümlüdür ve görevini başarıyla yapmaktadır. . İsterseniz sizi bu konularda basın emekçilerinin önünde bilgilendirebilirim.

 Son olarak söyleyeceğim şudur.

Edirne halkı kimin çalıştığını, kimin konuştuğunu, kimin bilimden yana olduğunu, kimin boş siyasi polemik ürettiğini çok iyi görmektedir.

Ben bir emekli öğretmen olarak, gerçekleri sabırla, bıkmadan, usanmadan, Sayın Aksal anlayana kadar anlatmaya devam edeceğim.

‘Trakya tarımını doğrudan hedef alan risk’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Meriç Nehri’nden saniyede 7,2 metreküpün üzerinde suyun alınarak Çorlu–Çerkezköy bölgesindeki Organize Sanayi Bölgelerine taşınmasını öngören projeye ilişkin Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın yanıtlaması istemiyle kapsamlı bir soru önergesi verdi. Ün, Trakya’daki tarımsal sulama yatırımları yıllardır tamamlanmamışken bölgenin en değerli su kaynağının sanayiye aktarılmasının “Trakya tarımını doğrudan hedef alan bir risk” olduğunu belirtti.

“Tarımsal Üretimin Can Damarı Olan Su, Sanayiye Yönlendirilemez”

Trakya’nın Türkiye’nin en önemli çeltik, ayçiçeği ve buğday üretim merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Ün, mevcut sulama altyapısının yetersizliği nedeniyle üreticinin zaten zor koşullarda üretim yaptığını vurguladı. Ün, “Çakmak Barajı Sulaması, Hamzadere Sulaması ve yıllardır bitirilemeyen sulama kanalları ortadayken Meriç’in suyunu alıp sanayi tesislerine taşımaya çalışmak, bölgenin tarımsal geleceğini tehlikeye atmaktır” ifadelerini kullandı.

“Bilimsel Etki Analizi Var Mı? Tarımın Su Hakkı Nasıl Korunuyor?”

Önergesinde, çekilecek suyun tarımsal üretime etkisine dair bilimsel bir çalışma yapılıp yapılmadığını da soran Ün, suyun tarımdan sanayiye yönlendirilmesinin yarattığı risklere dikkat çekti. Ün, “Çeltik üretiminin yoğun olduğu bir havzada bu büyüklükte bir su kesintisi planlanıyorsa, bunun bilimsel analizlerinin ve kamuoyuna açık raporlarının bulunması gerekir. Trakya’da suyun her damlası tarım için hayati önem taşıyor” dedi.

“Ergene Kirliliği Sürerken Yeni Riskler Oluşturuluyor”

Ergene Havzası’ndaki kirliliğin tamamen giderilememiş olmasına rağmen Meriç suyunun OSB’lere taşınmasının yeni çevresel sorunlar yaratabileceğini belirten Ün, olası atık su geri dönüşümü ve nehir kirliliği riskine karşı bir planlama yapılıp yapılmadığını da Bakanlığa sordu.

“Kil, Kum Ve Kaya Ocakları Verimli Tarım Topraklarını Tehdit Ediyor”

Projede açılması planlanan ocaklar, kırma-eleme-yıkama tesisleri ve beton santrallerinin tarım topraklarına etkilerinin yeterince değerlendirilmediğini vurgulayan Ün, “Bölgenin bereketli topraklarını tahrip edecek her ek faaliyet, Trakya’nın üretim gücünü zayıflatır” açıklamasını yaptı.

“Sulama Projeleri Bitmeden Suyun Yönlendirilmesi Kamusal Faydaya Aykırıdır”

Ün, Tarım ve Orman Bakanlığı’na yönelttiği sorularla, Trakya’daki sulama projelerinin tamamlanamama gerekçelerini, Meriç suyu üzerinde yapılan teknik değerlendirmeleri, yeni yapılacak göletlerin tarıma sağlayacağı faydalardan neden vazgeçildiğini ve üretici örgütlerinin itirazlarının dikkate alınıp alınmadığını kamuoyu adına sorguladı. Ün, açıklamasında şu temel vurguyu yaptı:

“Trakya’da tarımsal sulama yatırımları tamamlanmadan, bölgede yeraltı su seviyeleri düşmeye devam ederken ve üretici suya erişim sorunu yaşarken Meriç’in suyunun sanayiye yönlendirilmesi kabul edilemez. Su, önce tarımın hakkıdır.”

MİLLETVEKİLİ EDİZ ÜN’ÜN SORU ÖNERGESİ

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Aşağıdaki sorularımın Tarım ve Orman Bakanı İbrahim YUMAKLI tarafından yanıtlanmasını saygılarımla arz ederim.                                                                                                                                                                                

Ediz ÜN

Edirne Milletvekili

Trakya Bölgesi, Türkiye’nin en önemli çeltik, ayçiçeği ve buğday üretim merkezlerinden biri olup bölge ekonomisi büyük ölçüde tarımsal üretime dayanmaktadır. Buna rağmen Trakya’da uzun yıllardır planlanan sulama yatırımları tamamlanamamış, mevcut su kaynaklarının verimli kullanılması için gerekli altyapı hizmetleri yetersiz kalmış, Meriç ve Ergene havzalarında su kalitesini tehdit eden kirleticilerle etkin mücadele sağlanamamıştır.

Bu sorunlar giderilememişken, Meriç Nehri’nin suyunun Uzunköprü–Çakmakköy civarından alınarak yüzlerce kilometrelik isale hattıyla Çorlu–Çerkezköy çevresindeki Organize Sanayi Bölgelerine taşınmasını öngören projenin ÇED süreçleri devam etmektedir. Raporda saniyede 7,2 m³’ün üzerinde su çekileceği, üç ayrı depolama göleti yapılacağı, kil–kum–kaya ocakları ile kırma-eleme-yıkama tesisleri ve beton santrallerinin kurulacağı belirtilmektedir.

Trakya’da hâlen yetersiz sulama koşulları nedeniyle tarımsal üretim ciddi risk altındayken, bölgede üretimin can damarı olan Meriç Nehri’nin suyunun tarım yerine sanayi kullanımına yönlendirilmesi üreticiyi doğrudan etkileyecek; çeltik başta olmak üzere bölgenin tarımsal sürdürülebilirliğini tehlikeye atacaktır.

Ayrıca Ergene Havzası’nda yıllardır süren kirliliğin tam olarak giderilememiş olması, su yönetimi, havza koruma ve kirlilik kontrolü konularındaki planlama eksikliklerini daha da görünür kılmaktadır. Bu koşullar altında Meriç’in suyunun bölgeden çekilmesi, Trakya’nın tarımsal geleceğini olumsuz etkileyecek ve kamusal fayda yönünden ciddi tartışmaları beraberinde getirecektir. Bu bağlamda;

1.         Trakya’daki mevcut sulama projelerinin (Çakmak Barajı Sulaması, Hamzadere Sulaması, diğer uzun süredir bekleyen sulama kanalları ve modernizasyon projeleri) tamamlanamamasının gerekçesi nedir? Bu projelerin tamamlanması için belirlenmiş takvim nedir?

2.         Meriç Nehri’nden saniyede 7,2 m³’ün üzerinde su çekilmesinin bölgedeki tarımsal su ihtiyacına etkisi için yapılmış bilimsel etki değerlendirmesi var mıdır? Varsa sonuçları nedir?

3.         Trakya’da çeltik, ayçiçeği, buğday ve hayvancılık için kritik öneme sahip tarımsal su ihtiyacının mevcut ve gelecekteki durumu Bakanlığınızın hangi teknik raporlarına dayanılarak değerlendirilmektedir?

4.         Söz konusu projede yapılması planlanan üç yeni depolama göletinin tarımsal su arzına olası etkileri analiz edilmiş midir? Bu göletlerin tarıma tahsis edilmesi yerine sanayiye su taşımak amacıyla planlanmasının gerekçesi nedir?

5.         Meriç havzasında suyun tarımdan sanayiye yönlendirilmesi planlanırken, Trakya’da yeraltı su seviyelerinin düşüşü ve bazı bölgelerde kuyuların kuruması riskine karşı hangi koruyucu tedbirler alınmıştır?

6.         Ergene Havzası’nda sanayi kaynaklı kirliliğin tamamen giderilmediği kamu kurumlarının raporlarında yer alırken, Meriç’in suyunun OSB’lere taşınması sonrasında tarımsal alanlara olası atık su geri dönüşümü veya nehirdeki kirlilik artışı riskine ilişkin bir planlama yapılmış mıdır?

7.         ÇED raporunda belirtilen kil, kum ve kaya ocakları ile kırma–eleme–yıkama tesisleri ve beton santrallerinin kurulmasıyla ortaya çıkacak çevresel etkiler tarımsal üretim açısından nasıl değerlendirilmiştir? Bu tesislerin verimli tarım topraklarına etkisi ne olacaktır?

8.         Trakya’daki su yönetimine ilişkin bütüncül ve uzun vadeli bir planlama Bakanlığınız tarafından hazırlanmış mıdır? Hazırlandıysa kamuoyuyla neden paylaşılmamıştır?

9.         Meriç Nehri’nin tarımsal üretim açısından kritik önemi göz önüne alındığında, bölgedeki ziraat odaları, kooperatifler, sulama birlikleri ve üretici örgütlerinin itirazlarının değerlendirilmesi için Bakanlığınız bünyesinde bir çalışma başlatılmış mıdır?

10.       Projenin tamamlanması hâlinde Trakya’da sulu tarım yapılan alanların daralması ve çeltik üretiminin azalması ihtimali karşısında Bakanlığınızın öngördüğü ekonomik ve sosyal etkiler nelerdir? Bu risklere karşı bir telafi planı var mıdır?

“Aksal halkı yanıltmaya çalışıyor”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne il Başkanı Yücel Balkanlı, Fatih Mahallesi’nde yaşanan su taşkını nedeniyle sosyal medya üzerinden belediyeyi suçlayan Edirne Milletvekili Fatma Aksal’a sert tepki gösterdi. Balkanlı, “Aksal halkı yanıltmaya çalışıyor” dedi.

Balkanlı yaptığı açıklamada “Edirne’miz, bilgiye dayanmayan açıklamalar, sorumluluktan kaçan siyasi anlayış ve manipülasyonlarla hedef alınamaz. Fatih Mahallesi’nde yaşanan su patlaması ve taşkın üzerinden belediyemizi suçlamaya çalışan Edirne Milletvekili Fatma Aksal,  her zaman yaptığı gibi sosyal medya üzerinden gerçeği çarpıtarak halkı yanıltmaya çalışmaktadır” şeklinde konuştu.

Fatih Mahallesi’nde meydana gelen patlama ve taşkının Edirne Belediyesi’nin hatası değil, Devlet Hastanesi’nin kendi kuyusunda yürüttüğü çalışma sırasında yağmur suyu hattında oluşan tıkanıklık nedeniyle gerçekleştiğinin belirlendiğini kaydeden Bakanlı açıklamasında şunlara yer verdi:

Edirne Belediyesi olay anında müdahale etmiş, vatandaşlarımızın mağduriyetini gidermek için aralıksız çalışmıştır. Buna rağmen bazı siyasi çevreler, özellikle AK Parti Milletvekili Fatma Aksal, hiçbir araştırma yapmadan belediyeyi hedef göstermeyi tercih etmiştir. Bu, Edirne’nin sorunlarını çözmek yerine, siyasi rant ve algı üretme çabasıdır.

AKSAL’A SORULAR

Sayın Aksal, size soruyorum:

– İpsala’da kurtuluş bayramını siyasi şova dönüştüren Belediye Başkanı ile ilgili ne yaptınız?

-80.Yıl Anadolu Lisesi’nde Kız Voleybol takımının fotoğrafına sansür uygulayan  zihniyet için ne diyorsunuz? Sorunlarla ilgili neden tek kelime etmediniz?

-Yıldırım Anadolu Lisesi’nin yıkım kararı nedeniyle mağdur olacak öğrenciler için ne girişimde bulundunuz?

-Aynı şekilde Keşan’daki ve diğer ilçelerimizde  okullarda yaşanan sorunlara neden sessiz kalıyorsunuz? Ya da halkın sorunlarıyla ilginiz olmadığı için bilginiz mi yok?

– Trakya bölgesinde yaşanan çeltik sorunu ile ilgili ne yaptınız?

– Tarım, sağlık, eğitim alanlarında neden hiçbir girişimde bulunmadınız?

Bu gibi soruları çoğaltabiliriz.

Edirne halkı sizin neler yaptığınızı merak ediyor. Bu millet size dünya kadar maaş ödüyor. Kaç tane emekli maaşı kadar maaş alıyorsunuz. Bu maaşı hak ediyor musunuz?

Cesaretiniz varsa gelin birlikte soralım:

İsterseniz Belediye Başkanlığı’na gidelim, yetkililer gelsin, belgeler ortaya konulsun.

Eğer Fatih Mahallesi’ndeki patlama belediyenin hatasıysa; ben, CHP Edirne İl Başkanı olarak sizden ve halkımızdan özür dileyeceğim.

Yok eğer sorumluluk Devlet Hastanesi veya merkezi idareye aitse; siz belediye başkanlığından ve halktan özür dileyecek misiniz?

Sayın Aksal bugüne kadar yaptığım açıklamalara tek bir somut yanıt veremediniz. Beklemiyoruz da zaten. Çünkü biz haklıyız.

Eğer yazdıklarımın birini bile çürütebilirseniz; ben yine özür dileyeceğim

Siz aynı cesareti gösterebilecek misiniz?

Edirne’nin Sorunlarına İlgisizsiniz.

Eğitim, tarım ve sağlık alanlarında Edirne ciddi krizler yaşıyor:

-Devlet Hastanesi’nde hastalar muayene bulamıyor, tüm servisinde eksiklikler var.

-Tıp Fakültesi’nde yatak sıkıntısı var, Onkoloji servisinde tedavi olamayan insanlarımız var.

-Eğitim altyapısı çöküyor, yıkılması gereken okullar var.

Tek bir çözümünüz yok

Belediye tüm sorumluluklarını her türlü baskıya ve engellemeler karşı görevini eksiksiz yerine getirmeye çalışırken, siz kendi görev alanınıza ilişkin tek bir somut adım atmıyorsunuz. Mecliste yan gelip yatıyorsunuz. Kendi örgütünüz bile bu durumdan rahatsızken sadece sosyal medyadan belediye ile ilgili olumsuz algı yaratmaya çalışıyorsunuz

Milletvekilliği Görevinizi Hatırlayın

Milletvekilliği; sosyal medyada laf üretme makamı değildir.

Milletvekilliği; halkın sorunlarına çözüm üretme, kurumları denetleme ve sorumluluk alma makamıdır.

Belediyeye çamur atmayı bırakın; gölge etmeyin, hizmet edin.

Belediyemiz eksikliklerini de çok iyi biliyor. Nereden kaynaklandığını da. Edirne Belediyesi’nin yaptığı işe, emeğe, hizmete dil uzatan herkes bilsin ki:

-Gerçek sorumluluk sahibi kurumları hedef göstermeye çalışmak, hukuken ve siyasi olarak sorumluluk doğurur.

CHP Edirne İl Örgütü olarak, Edirne’nin emeğini ve itibarını korumaya devam edeceğiz. Gerçekleri çarpıtanların karşısında duvar gibi duracağız.

 Halkımızın doğru bilgilendirilmesi, manipülasyonların önlenmesi için çalışacağız.

Edirne’nin halkı doğruyu bilmeye hakkı vardır.

Biz doğruları konuşur, doğruların peşinde dururuz.

Bu kentin hizmeti, emeği ve itibarına kimse gölge edemez.’’dedi

TİP’ten ücretsiz öğün için seferberlik!


Türkiye İşçi Partisi (TİP) Edirne örgütü tarafından, 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısıyla, çocukların ücretsiz 1 öğün yemek hakkı için imza kampanyası başlatıldı.
TİP, Edirne’de 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü dolayısıyla, eğitimdeki başlıca sorunlardan ücretsiz 1 öğün yemek ve temiz içme suyuna erişim konusunda çalışma başlattı. Partiden yapılan açıklamada, kentte mahalle ve okullarda yapılacak çalışmalarla imza toplanacağı belirtilirken, hazırlanan bilgilendirici broşürlerin de vatandaşlara dağıtılacağı kaydedildi. Konuyla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:


‘HER ÇOCUK ONURLU BİR YAŞAM HAK EDİYOR’
“20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Türkiye İşçi Partisi olarak, çocukların ücretsiz 1 öğün yemek hakkı için kampanya başlattık. Edirne’de de okul okul, mahalle mahalle çalışmalarımız ve imza kampanyamız ile çocukların temel insan haklarından olan “yeterli, dengeli, sağlıklı, düzenli beslenme ve temiz içme suyuna erişim” için mücadeleyi büyüteceğiz. Çocukların onurlu yaşamı, yoksul ya da varsıl olmalarıyla belirlenemez. Her çocuk, temel insan haklarına sahip olduğu onurlu bir yaşamı hak etmektedir.
‘EDİRNE HALKINI SEFERBER OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ’
Ülkemizde çocuklar okullarda aç kalıyor. Yoksulluk evden sınıflara, sıralara, beslenme çantalarına, bedenlere ve zihinlere uzanıyor. Türkiye’de milyonlarca çocuğa okulda ücretsiz ve sağlıklı bir öğün sunmak için bütçeden ayrılması gereken pay yalnızca %1,5. Ücretsiz okul yemeği, “yardım’ değil ” masraf” değil, çocukların hakkıdır. Bunu sağlamak da devletin görevidir. İktidar ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin görevlerini derhal yerine getirmelidir. Çocukların haklarını savunmak bizlerin, toplumun görevidir. Edirne halkını da çocuklar için seferber olmaya çağırıyoruz. Hakkımız olanı alacağız”

‘Milli bayramlarımız kimsenin siyasi şov alanı değildir”’


CHP Edirne il başkanı Yücel Balkanlı İpsala‘nın düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıldönümünde İpsala Belediye Başkanı’nın protokol konuşmasını siyasi şova dönüştürmesi ve protokolü terk etmesine tepki gösterdi. Balkanlı, “Milli bayramlarımız kimsenin siyasi şov alanı değildir” dedi.
 Balkanlı yaptığı açıklamada “İpsala’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıldönümünde, milletçe gurur duyduğumuz bu anlamlı günde, Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanı olarak törenlere katıldım. Ancak ne yazık ki, törenin ruhuna ve milli değerlere tamamen aykırı bir tabloyla karşı karşıya kaldık” diyerek şunlara yer Verdi:
İpsala Belediye Başkanı’nın protokol konuşmasını, milli bayramımızı gölgede bırakarak siyasi bir şova dönüştürmesi; kendi icraatlarını reklam ettiği bir platforma çevirmesi asla kabul edilemez.
Milli bayramlar, hiç kimsenin kişisel propaganda alanı değildir.
Bu sebeple, bu saygısız tutumu protesto etmek adına protokolü terk ettim. Çünkü bizim için milli bayramların kutsiyeti, herhangi bir siyasi gösteriden, herhangi bir kişisel reklamdan çok daha değerlidir.
Şunun altını çizmek isterim:
Kurtuluş günlerimiz seçim mitingi değildir.

Kahramanlarımızın hatırası siyasi şovların dekoru değildir.

Bu millet, milli günlerinde propaganda değil; ciddiyet, saygı ve birlik görmek ister.
İpsala halkı; tarihine, kültürüne ve değerlerine sahip çıkan onurlu bir halktır. Bu tarz siyasi gösterilere mecbur bırakılacak, bunlara göz yumacak bir halk değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak milli bayramlarımızın anlamına uygun şekilde, her zaman olduğu gibi saygı, sorumluluk ve ciddiyetle milletimizin yanında olmaya devam edeceğiz.

‘Türkiye tarımsal iflas yaşıyor’

Cumhuriyet Halk Partisi Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, Türkiye’nin tam anlamıyla ‘Tarımsal İflas” yaşadığını söyledi.
CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı Tarım ve Orman Bakanlığının istatistikleri ve verimde düşüş ile ilgili açıklama yaptı. Balkanlı yaptığı açıklamada ”Türkiye, AKP iktidarının uyguladığı yanlış tarım politikalarının bedelini her yıl biraz daha ağır ödemeye devam ediyor. Son 23 yılda bu ülke başkent Ankara kadar tarım alanını kaybetti. Evet, yanlış duymadınız: 2 milyon 600 bin hektar; yani iki Karadağ, bir Makedonya büyüklüğünde bereketli toprak, üretim dışı kaldı” dedi.
2002’de 41.2 milyon hektar olan tarım alanları bugün 38.64 milyon hektara düştüğünü kaydeden Balkanlı, “Bu, yüzde 6.2’lik bir küçülme. İktidarın tarım vizyonu işte rakamlarla budur: Üretimi bitirmek, çiftçiyi tasfiye etmek, Türkiye’yi ithalata mahkûm etmek” şeklinde konuştu.
BUĞDAYDAN ARPAYA, MERCİMEKTEN NOHUTA HER KALEMDE ÇÖKÜŞ VAR
‘Tarım Bakanlığı’nın kendi verileri bile bu tabloyu saklayamıyor’ diyen Balkanlı açıklmasında şunlara yer verdi:
Bir zamanlar kendi kendine yeten bir ülke olan Türkiye, AKP döneminde gıda güvenliğini kaybetmiş, stratejik ürünlerde dışa bağımlı hâle getirerek kendi kendini bitiren ülke ölmüştür.
-Buğday üretimi 22 milyon tondan 17.9 milyon tona düştü. Yüzde 18.6 kayıp!
-Arpa yüzde 34.8 düştü.
-Çavdar yüzde 33.4 düştü.
-Yulaf yüzde 26.1 düştü.
-Nohut, kırmızı mercimek, kuru fasulye üretimi 20 yılın gerisinde.
Türkiye’nin en güçlü olduğu baklagillerde bile 2002’den 2024’e toplam üretim düşüşü 200 bin ton.
Cumhuriyet’in “Depolara fazlası nasıl sığacak?” diye düşündüğü bu bereketli ülke, AKP’nin elinde kırmızı mercimeği bile dışarıdan alan bir ülkeye dönüştü.
PANCAR DÜŞÜYOR, AYÇİÇEĞİ YERİNDE SAYIYOR, ÇİFTÇİ YOKSULLAŞIYOR
Ayçiçeği üretimi yıllardır yerinde sayıyor.
Şeker pancarı 2023’ten 2024’e düşüşe geçti.
İşlenen tarım alanı 26.6 milyon hektardan 24 milyon hektara düştü.
Bu tablo, sadece tarımın değil, çiftçinin, köylünün, gıda sektörünün, tüketicinin ve ülkenin geleceğinin çöküşüdür.
AKP’NİN TARIM POLİTİKASI: TOPRAĞI RANTA, ÇİFTÇİYİ BORCA, MİLLETİ İTHALATA TESLİM ETMEK
23 yıldır iktidarda olan AKP;
-Tarım alanlarını imara açtı.
-Çiftçiyi mazot, gübre ve yem fiyatları altında ezdi.
-Üretim maliyetlerini artırarak tarımdan kaçışı hızlandırdı.
-Köyleri boşalttı, gençleri toprağa küstürdü.
-Çiftçinin borcunu 10 kat artırdı.
-Ülkeyi ithalata mahkûm etti.
Bugün soframızdaki ekmekten tenceremizdeki yemeğe kadar her kalemde dışa bağımlılığın bedelini 85 milyon ödüyor.
Bu politikaya ancak Tarımsal iflas! denir.
CHP OLARAK BU TABLOYU KABUL ETMİYORUZ!
Cumhuriyet Halk Partisi(CHP)olarak, Türkiye’nin yeniden üreten, kendi kendine yeten, çiftçisine sahip çıkan bir ülke olması için mücadele ediyoruz.
Biz diyoruz ki:
Tarım milli güvenlik meselesidir. Toprak bir ülkenin geleceğidir. Çiftçi bu ülkenin omurgasıdır.
Türkiye’yi üreten bir ülke hâline getirmek bizim görevimizdir. Bu yok oluşa, bu savurganlığa, bu liyakatsizliğe sessiz kalmayacağız.
CHP olarak söz veriyoruz: Bu topraklara bereket yeniden dönecek, bu ülke yeniden üretecek, çiftçi yeniden kazanacak!

‘KYK bursu 13 dönere düştü!’


Edirne İYİ Parti Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, KYK bursunun alım gücü çakıldığını, 93 dönerden 13 dönere düştüğünü söyledi. Akalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 19 Mayıs, Sarıkamış ve Malazgirt gibi günlerin yer aldığı etkinlik takviminde 10 Kasım’ın bulunmadığını söyledi.
Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın 2026 yılı bütçesinin TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerinde yaptığı konuşmada hem gençlerin ekonomik koşullarını hem de Bakanlığın 10 Kasım’a yönelik etkinlik planlamamasını sert sözlerle eleştirdi.
Yaklaşık 300 milyar 302 milyon TL’lik bütçenin merkezi yönetim bütçesi içindeki payının yalnızca %1,59 olduğuna dikkat çeken Akalın, genç nüfusu hızla azalan bir ülkenin gençlik politikalarına gereken önemi vermediğini söyledi. Akalın, “1950’de %20,8 olan genç nüfus oranı bugün %14,9’a düştü, 2080’de %8,8’e inecek. Böylesi bir süreçte gençliğe ayrılan pay artması gerekirken azalıyor.” ifadelerini kullandı.
“KYK bursunun alım gücü çakıldı: 93 dönerden 13 dönere düştü”
Ekonomik şartların gençleri her alanda ezdiğini belirten Akalın, KYK burslarının yıllar içinde eriyen alım gücünü çarpıcı bir örnekle anlattı:
“2013 yılında bir KYK bursuyla 93 döner alınabilirken bugün aynı burs sadece 13 döner ediyor. Gençlere ‘gez, öğren, keşfet’ demek kolay; cebindeki para bir öğün yemeğe yetmiyorsa bunlar nasıl mümkün olacak?”
Akalın ayrıca 2024’te 629 bin öğrencinin burs, 850 bin öğrencinin ise kredi aldığını hatırlatarak, “İhtiyaç duyulan destek yerine gençlere borç veriliyor. Üstelik kredi borçlularına dair veriler kamuoyundan gizleniyor.” dedi.
“10 Kasım etkinlik takviminde yok; bu bir tercih midir?”
Bakanlığın yıllık etkinlik takvimiyle ilgili önemli bir ayrıntıyı gündeme taşıyan Akalın, 19 Mayıs, Sarıkamış ve Malazgirt gibi günlerin yer aldığı takvimde 10 Kasım’ın bulunmadığını söyledi.
Akalın, “Gençlerin tarih bilinci için son derece önemli olan 10 Kasım’ın etkinlik takviminde yer almaması tesadüf müdür, yoksa bilinçli bir tercih midir?” diye sordu.
“Bağımlılıkla mücadele bütçesi %0,02… Gençler hayatını kaybederken”
Uyuşturucu bağlantılı ölümlerin bir yılda %42,3 arttığını, ölenlerin %37,5’inin 30 yaş altı gençler olduğunu hatırlatan Akalın, buna rağmen Bakanlığın bağımlılıkla mücadeleye sadece 59,4 milyon TL ayırmasını “sorumluluk boşluğu” olarak nitelendirdi.
“Soru önergelerinin %91’i yanıtsız kaldı”
Bakanlığın Meclis denetimine kapalı bir tutum sergilediğini belirten Akalın, 28. Dönemde yöneltilen 735 soru önergesinin yalnızca %4,9’unun zamanında, %87’sinin ise hiç cevaplanmadığını söyledi. Akalın, “Kendi Meclisine bile yanıt vermeyen bir yönetim gençlerin güvenini nasıl kazanacak?” diye konuştu.
“Gençlik projeleri ve psikososyal destek sıfır”
Gençlik Programında 2024’te tek bir projenin bile desteklenmediğini, 2024 ve 2025 yıllarında psikososyal destek alanında sıfır faaliyet gerçekleştiğini belirten Akalın, gençlerin yalnızlaştığını, sosyal hayattan koptuğunu ve bu ihmalin kabul edilemez olduğunu söyledi.
Konuşmasını gençlere yönelik mesajla tamamlayan Akalın, “Gençleri borçla değil fırsatla, belirsizlikle değil umutla buluşturmalıyız. Gerçek bir gençlik bütçesi ancak gençlerin yaşam kalitesini artıran politikalarla mümkündür” dedi.

Nükleer Santral TBMM gündeminde!

Kırklareli Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Vecdi Gündoğdu, Kırklareli İğneada’da planlanan Nükleer Santrale tepki göstererek konuyu TBMM gündemine taşıdı. Milletvekili Gündoğdu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından yanıtlanması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Santralin eşsiz coğrafyamızın kalbi olan Kırklareli İğneada’da yapılmasına ne zaman karar verilmiştir, seçilen bölge hangi bilimsel verilere dayalı olarak tespit edilmiştir? “ dedi.


Kırklareli İğneada’da yapılması planlanan Nükleer Santrale Trakya halkından büyük tepki gelir-ken siyasilerde konuyu TBMM gündemine taşıya-rak vatandaşın sesi oluyor. Kırklareli Milletvekili Vec-di Gündoğdu verdiği soru önergesinde “Eşsiz doğal zenginliklere sahip Kırk-lareli bölgemizde bir yandan biyolojik çeşitliliği korumak için uluslararası sözleşmeler imzalanıp milyonlarca lira-lık harcama yapılırken, bir yandan da çimento ve kömür limanı, taş ve maden ocak-ları, termik santral bunlarda yetmezmiş gibi bir de Nükleer Santral kurulması planlanmaktadır” dedi.
Milletvekili Gündoğdu, “20 Mart 2024 tarihinde ilgili bakanlıklara; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına, Tarım ve Orman Bakanlığına ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına 3 adet, yine 10 Ocak 2025 tarihinde ilgili 3 bakanlığa Soru Önergeleri vererek Nükleer Santralin bölgemize planlanmasının sakıncaları konusunda Bakanlıklara uyarılarımızı ilettik. Farklı zamanlarda verdiğimiz 6 soru önergesine hiçbir bakanlık açık ve bilimsel verilere dayanan yanıtlar vermemiş, bazı önergelerimize ise ilgili bakanlık yanıt dahi vermemiştir. Bakanlığınız bugüne kadar soru önergelerimize İğneada’da planlanan Nükleer Santral hakkında net bilgi vermemiştir. Fakat anılan bölgede bir özel şirketin yapmak istediği 93,6 MW’lık rüzgâr santralinin ÇED başvurusuna, Bakanlığınız üçüncü Nükleer Santral sahası ile çakıştığı için onay vermediği ortaya çıkmıştır. Böylece Kırklareli’ne yapılmak istenen nükleer santral için karar verildiği ve yer tespitinin de yapıldığı bakanlığınızın açıklamasıyla ortaya çıkmıştır” diyerek Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından yazılı olarak cevaplandırılması için verdiği önergede şu sorulara yanıt istedi:
1-Nükleer Enerji Santrallerinin özellikle atık yönetimleri dünyada çözülememiş iken santralin eşsiz coğrafyamızın kalbi olan Kırklareli İğneada’da yapılmasına ne zaman karar verilmiştir, seçilen bölge hangi bilimsel verilere dayalı olarak tespit edilmiştir?
2-Belirlenen bölgenin Kırklareli ilimizde; dağ, deniz, göl, mağara, kumul, orman ve dere ekosistemine ilave olarak dünyada eşi benzeri olmayan longozları bünyesinde barındıran eşsiz bir coğrafya olduğu bilinirken Bakanlığınız oluşabilecek çevresel riskleri yok etmeyi nasıl planlamıştır?
3-Nükleer Santral sahasının İstanbul’a 140, Kırklareli’ne 90 ve Tekirdağ’a 120 km uzaklıkta olduğu değerlendirildiğinde milyonlarca insanımızın yaşamını olumsuz etkileyecek, bölgede ekosisteme geri dönüşsüz zararlar verilecek, Trakya’nın ve İstanbul’un yaşam pınarı Istranca Dağları, suları, havası, toprağı, bitki örtüsü, subasar ormanları, endemik türleri, kültürel çevremiz, antik mirasımızın tehdit altına girmesini nasıl engelleyeceksiniz?
4-Planlanan bölgenin Trakya Alt Bölgesi Ergene Havzası 1/100 000 Ölçekli Revizyon Çevre Düzeni Planı’nda “orman alanı” ve “tarım arazisi” olarak belirlendiği, ayrıca “İçme ve Kullanma Suyu Mutlak Koruma Alanı” kapsamında kaldığı doğru mudur, doğru ise bu alanlarda doğabilecek korkunç zararları nasıl telafi edeceksiniz?
5-Trakya Bölge ve Kırklareli İl Çevre Düzeni planlarında bölgenin ‘enerji üretim alanı’ değildir diye belirtilmekte midir, ‘orman alanları bölgenin geleceğini güvence altına alabilmek için mutlak korunması gereken doğal değerlerdir’ hükmü yer almakta mıdır, almakta ise yer tespitinin doğru olduğunu nasıl, hangi verilerle açıklayacaksınız?
6-Trakya Bölgesi üst ölçekli planlarda enerji üretim alanı olarak ilan edilmeyen ve mutlak korunması gereken alanlarda Nükleer Santral planlanması, mevcut kanunlara aykırı değil midir, Trakya Bölgesi’ne kömürlü termik santral dahi kurulamayacağına dair birçok Danıştay kararı mevcut iken Nükleer Santral planlanması nasıl mümkün olmaktadır? Ormanların korunması ve genişletilmesi görevi devlete ait olup orman alanına Nükleer Santral kurulmasına izin verilmesi Anayasa’nın 169. maddesine ve Orman Kanunu’na açıkça aykırı değil midir?

Zafer Partisi’nden ‘Toplu Ulaşım’ soruları

Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, Sayıştay Başkanlığı’nın Edirne Belediyesi ile ilgili 2024 denetim raporunda yeralan toplu ulaşımdaki sorunlara dikkat çekti. Konak, “Sayıştay Başkanlığı Edirne Toplu Ulaşım Sistemi ile ilgili 5 ana ve birçok yan bulgu tespit etmiştir” dedi.
İl Başkanı Konak, “Sayıştay Başkanlığı’nın Edirne Belediyesi ile ilgili 2024 denetim raporuna ait ilk açıklamamızı 7 Kasım 2025 tarihinde Ulus Pazarı hakkında yapmıştık. 12 Kasım 2025 tarihinde ise merkez ilçe başkanlığımız Edirne Belediyesi’nin mali durumu ile ilgili bir basın açıklaması yapmıştı” hatırlatmasında bulundu.
2024 denetim raporunda geniş yer kaplayan diğer bir konunun da Edirne Toplu Ulaşım Sistemi olduğuna dikkat çeken Konak, “Geçmiş dönemde gerek Zafer Partisi olarak tarafımızdan gerekse de bazı kent paydaşları tarafından konuyla ilgili birçok defa basın açıklaması yapılmıştı. Sayıştay Başkanlığı Edirne Toplu Ulaşım Sistemi ile ilgili 5 ana ve birçok yan bulgu tespit etmiştir. Rapora göre ”M” plakalı otobüslerin plakaları ihalesiz ve süresiz olarak verilmektedir. Oysaki Danıştay’ın çeşitli kararlarına göre toplu taşıma hizmetlerinin ihaleleri Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmalıdır” şeklinde konuştu.
Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak açıklamasında şunlara yer verdi:
Yine rapora göre araç hareketlerine yönelik eksiklikler bulunmaktadır. 234 araç kapasitesine rağmen hafta sonları ve bazı günlerde az sayıda aracın hizmete sokulduğu, sadece 70-80 aracın hizmet verdiği tespit edilmiştir. Maliyet sebebiyle yapılan bu uygulama ile vatandaşların duraklarda bekleme süreleri artmış ve de mağduriyetler yaşanmıştır. Sayıştay bu durumun Edirne Belediyesi tarafından görülmesine rağmen gerekenin yapılmadığını ifade etmektedir.
Ulaşımın bir kamu hizmeti olması hasebiyle model değişikliği yapılması gereken araçlarda bunun yapılmadığı ve araçların üst yaş sınırlarının da Meclis kararı ile 15 yıla çıkarıldığı dikkat çeken diğer bir bulgudur.
Dikkat çeken başka bir eksiklik ise Belediye’nin denetim yükümlülüğünü yerine getirmemesidir. Zaman zaman yerel basında denetim haberlerini okusak da 234 araçtan sadece 38’inin bir veya iki defa denetlendiği, 196 aracın ise 2024 yılında hiç denetlenmediği görülmektedir.
Sayın Başkan’ın vaatlerinden biri olan ”Etus Denetim Altında”nın şu dakika itibarıyla gerçekleşmediği Sayıştay tarafından da tescillenmiştir. Bazı araçların ayakta daha fazla yolcu alabilmeleri için arka oturaklarının söküldüğü, toplu taşıma işlevini yitiren araçların halen ”m” plakada kayıtlı durdukları, 26 aracın 20 yaş ve üzerinde olduğu dikkat çeken hususlardandır.
Ulaşım sistemi hakkında Cimer’e yapılan şikayetler ise araçların yaz günlerinde klimaları açmaması ve 65 yaş üzeri ücretsiz yolculara kötü davranılmasının süreklilik arz etmesidir.
Sayıştay Başkanlığı bu tespitlerin 2022 ve 2023 yıllarındaki raporlarda da olmasına rağmen eksikliklerin giderilmesi hususunda Belediye’nin bir girişimde bulunmadığını vurgulayarak ulaşım sistemindeki denetimsizliği, kontrolsüzlüğü ve otoritesizliği gözler önüne sermektedir. Sayın Başkan’ın ”bu sistemi bir şekilde devam ettirmeliyiz” söyleminin aksine Edirneliler bu sistemi sürdürmek zorunda değildirler.
Meriç Sosyal Tesisleri, Halk Kafe, Kent Lokantası vs gibi halkçı ve sosyal belediyecilik örnekleri ile övünülürken ulaşım konusu neden tamamen tekelci bir şekilde özele havale edilmiştir? Ulaşım hizmeti bir kamu hizmeti olarak vatandaşın yararına olacak şekilde verilmelidir.
Edirne Belediyesi en kısa zamanda ulaşım sistemi ile ilgili gerekli tedbirleri almalı ve de sisteme bizatihi dahil olmalıdır.
Raporda dikkat çeken önemli bir konu da Edirne Belediyesi’nin %100 sermayesine sahip olduğu Personel A.Ş ile ilgilidir. 2024 yılında Personel AŞ’ye alınan 153 personelin işe alımları İş-Kur bildirimleri yapılmadan gerçekleştirilmiştir. Sayıştay Başkanlığı raporda İş-Kur bildirimi olmadan yapılan personel alımlarının vatandaşların bu işler hakkında bilgi sahibi olmalarını engellediğini ve de fırsat eşitliğini ortadan kaldırdığını ifade ederek Belediye’nin tüm vatandaşlara aynı haklardan faydalanacağı bir şekilde istihdam prosedürü takip etmesi gerektiğini belirtmiştir. Edirne Belediyesi Sayıştay’a verdiği cevapta ”bu bulguya katıldığını ve bundan sonraki alımların yönetmeliklere uygun olarak yapılacağını” söylemiştir.
Edirne Belediyesi %100 sermayesine sahip olduğu şirketinde neden böyle bir yönteme başvurmuştur? Diğer vatandaşların bu iş imkanlarından haberdar edilmemelerinin sebebi nedir?
Umuyorum ki burada bir partizanlık söz konusu değildir ve eski-yeni parti yöneticileri bu şekilde istihdam edilip Edirne Belediyesi parti istihdam bürosu haline getirilmiyordur.

Öğrenci yumurtaya hasret!

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye’de yumurta üretiminin 11 aydır kesintisiz düşüşte olduğunu belirterek fiyat artışlarının vatandaşın yumurta almakta bile zorladığını söyledi.
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Türkiye’nin ciddi bir “yumurta krizi” yaşadığın söyledi. Milletvekili Ün, üretimde kesintisiz gerilemeye dikkat çekerek, son bir yılda hem arzın daraldığını hem de fiyatların tarihi seviyelere çıktığını belirtti.


Yumurta üretimindeki sorunların uzun süredir göz ardı edildiğini vurgulayan Milletvekili Ediz Ün, geçen yıl sonbaharda yaşanan kuş gribi sonrası yumurta tavuğu sayısının 114 milyondan 109 milyona gerilediğini kaydetti. 2018 yılında 124 milyon olan yumurta tavuğu varlığının her 2–3 yılda tekrarlayan kuş gribi salgınları ve sektörün kronikleşmiş sorunları nedeniyle sürekli azaldığını belirten Ün şunları söyledi:
ÜRETİM KAYBI 11 AYDIR SÜRÜYOR
Buna rağmen ABD’ye yumurta ihracatına izin verilmesi, içerideki arz daralmasını daha da derinleştirdi. İhracat yasağı geç de olsa getirildi ancak üretim kaybı 11 aydır durmadan sürüyor. Türkiye’nin aylık yumurta üretimi yaklaşık 1,7 milyar adet. Sadece son 11 ayda yaşanan üretim kaybı da 1,7 milyar adet.
Bu, yaklaşık 6 milyon ilkokul öğrencisinin bir eğitim-öğretim yılı boyunca her sabah bir yumurta tüketememesi anlamına geliyor.
Yumurta üretiminde cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir süreçten geçtiğini belirten Ün, fiyat artışlarının da krizin boyutunu ortaya koyduğunu ifade ederek şunları söyledi:
YUMURTA FİYATI YILLIK %53 ARTTI
Üretimde 11 ay kesintisiz yaşanan düşüş fiyatlara da yansıdı. Ekim ayında yumurta fiyatları aylık yüzde 6,5, yıllık ise yüzde 53 arttı. TÜİK’in bile gizleyemediği bu artış, hayvancılığın her alanında yaşanan çöküşün sonucudur. Vatandaş artık en ucuz protein kaynağı olan yumurtayı bile evine götüremiyor. Bir koli yumurtanın 180 ile 240 lira arasında satıldığı bir ülkede üç kişilik bir ailenin yalnızca yumurtaya ayırması gereken bütçe aylık 540 ile 720 lira. Asgari ücretli, emekli ya da düşük gelirli aile bunu nasıl karşılayacak?”
Sektörde hem üretici hem tüketici açısından büyük bir darboğaz yaşandığını vurgulayan Ün, kış aylarında maliyetlerin daha da artacağını belirterek, “Önümüzde maliyet artışlarının hızlanacağı bir dönem var. Bu koşullarda vatandaşın yumurtaya erişimi daha da zorlaşacak. Bunun sorumlusu, 23 yıldır yanlış politikalarla hayvancılığı çökerten AKP iktidarı ve Tarım Bakanlığı’dır. Plansızlık, öngörüsüzlük ve üreticiyi yok sayan yönetim anlayışı Türkiye’yi temel gıdaya ulaşamaz hâle getirdi” dedi.