Kategori arşivi: Siyaset

‘Mevcut program hastalığı tedavi edemiyor’

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yapısal reformlar yapılmadan, üretim ekonomisine geçilmeden ve gelir dağılımı düzeltilmeden enflasyonun kalıcı olarak düşmeyeceğini bildirdi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Türkiye İstatistik Kurumu’nun Mart 2026 dönemine ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi’ni (TÜFE) açıklamasının ardından “Mevcut program hastalığı tedavi edememektedir” başlığı altında gerçekleştirdiği paylaşımında şunlara yer verdi:

“Açıklanan verilerde yıllık enflasyonun düşmesi olumlu gibi sunulsa da bu tabloyu sadece ‘başarı hikayesi’ olarak okumak gerçekçi değildir. Zafer Partisi ve iktisat perspektifinden bakıldığında temel sorunlar hâlâ yerinde durmaktadır:

1. Öncelikle %30,9 seviyesindeki enflasyon, ‘düşüş’ söylemine rağmen hâlâ yüksek ve yapısal bir soruna işaret etmektedir. Baz etkisiyle gerileyen oranlar, vatandaşın hissettiği hayat pahalılığını ortadan kaldırmaz. Enflasyonun seviyesi değil, kalıcılığı ve gelirler üzerindeki etkisi esastır.

2. Gıda enflasyonundaki iyileşmenin iklim koşullarına bağlanması, tarım politikasındaki zafiyetin itirafıdır. İktisadi görüş açıkça şunu söyler: Gıda fiyatları doğa koşullarına bırakılmaz; planlama, destekleme ve kamu müdahalesiyle istikrara kavuşturulur.

Türkiye’de ise üretici korunmadığı için fiyatlar hâlâ kırılgandır.

3. Hizmet enflasyonundaki düşüşün kira ve arz politikalarına bağlanması da tartışmalıdır.

Çünkü kira artışlarının temel nedeni maliyet değil, rant odaklı konut piyasası ve finansallaşmadır. Konut bir yatırım aracı olmaktan çıkarılmadan kalıcı düşüş mümkün değildir.

4. Eşel mobil gibi araçların yeniden gündeme gelmesi ise aslında programın kendi içinde çeliştiğini gösterir. Bir yandan ‘piyasa mekanizması’ denilirken, diğer yandan fiyatlara doğrudan müdahale ihtiyacı doğmaktadır. Bu da mevcut modelin sürdürülebilir olmadığını ortaya koyar.

Zafer Partisi’nin yaklaşımı nettir: Türkiye’de enflasyonun temel nedeni talep fazlası değil; maliyet enflasyonu, kur bağımlılığı ve üretim zafiyetidir. Çözüm ise faiz artırmak değil; üretimi, özellikle tarım ve sanayiyi güçlendirmek, planlı üretime geçmek, stratejik sektörlerde kamucu planlamayı devreye almaktır.

Sonuç olarak, açıklanan veriler ‘başarı hikayesi’ sunsa da; yapısal reformlar yapılmadan, üretim ekonomisine geçilmeden ve gelir dağılımı düzeltilmeden enflasyon kalıcı olarak düşmez. Bu nedenle mevcut program, semptomları yönetmekte; ancak hastalığı tedavi edememektedir.”

‘Bir hakkı kısıtlamak müjde olur mu?’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, AKP Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın iktidarın engelli vatandaşların araç alımında ÖTV muafiyeti ile ilgili düzenlemeyi “müjde” gibi sunmasını hayretle ve ibretle takip ettiklerini söyledi.

CHP İl Başkanı Balkanlı yaptığı açıklamada, “Daha düne kadar engelli yurttaşlarımızın 5 yılda bir yararlanabildiği bir hakkın bugün 10 yıla çıkarılması, hangi vicdana, hangi sosyal devlet anlayışına, hangi adalet duygusuna sığmaktadır? Bir hakkın yarıya indirilmesi mi müjdedir? Vatandaşın erişiminin zorlaştırılması mı sosyal politika başarısıdır? Ekonomide sıra gele gele artık engelli vatandaşlara mı gelmiştir? Yıllardır yanlış ekonomi politikalarıyla ülkeyi derin bir krize sürükleyenler, şimdi bunun faturasını toplumun en kırılgan kesimlerinden biri olan engelli yurttaşlarımıza mı kesmektedir?” diye sorarak şunları söyledi:

“Bugün Türkiye’de milyonlarca yurttaşımız geçim derdiyle mücadele ederken, engelli bireylerimiz hayatlarını kolaylaştıracak temel haklara bile daha zor ulaşır hale getirilmiştir. Araç fiyatlarının fahiş şekilde arttığı, ÖTV yükünün zaten vatandaşın belini büktüğü bir ortamda, kullanım süresinin 10 yıla çıkarılmasının amacı  nedir? Bunun adı müjde değil, engelli vatandaşlarımıza hayatın içinde olmayın diyerek var olan hakkını gasp etmektir. AKP iktidarı, yıllardır ‘sosyal devlet’ söylemini dilinden düşürmezken, uygulamada vatandaşın kazanılmış haklarını budayan, yaşamını zorlaştıran politikalara imza atmaktadır. Ekonomideki yanlış politikaların bedelini, bugün en kırılgan kesimlerimizden biri olan engelli yurttaşlarımıza ödetmek kabul edilemez.”

Balkanlı açıklamasında, Cumhuriyet Halk Partisi olarak sosyal adaleti lafta değil, icraatta sağlayan bir anlayışa sahip olduklarını belirterek şöyle devam etti:

“İktidarımızda engelli vatandaşlarımızın haklarını daraltan değil, genişleten düzenlemeler hayata geçirilecektir. ÖTV muafiyetinde adil ve erişilebilir bir sistem kurulacak, engelli bireylerimizin yaşamını kolaylaştıran uygulamalar yeniden düzenlenecek ve bu hak kayıpları derhal giderilecektir. Bizim anlayışımızda devlet; vatandaşına yük olan değil, hayatını kolaylaştıran bir güçtür. Engelli yurttaşlarımızın yaşamını zorlaştıran değil, onların yanında olan bir sosyal devlet inşa etmek bizim en temel sorumluluğumuzdur. Buradan açıkça soruyoruz: Bir hakkı kısıtlamak nasıl müjde olur? Vatandaşın hayatını zorlaştırmak nasıl sosyal politika olur? Bunun cevabını milletimizin vicdanına bırakıyoruz. Ayrıca buradan engelli vatandaşlarımıza ve tüm yurttaşlarımıza da açık bir çağrıda bulunuyoruz: Yaşanan bu adaletsizliklerin, hak kayıplarının ve ekonomik yıkımın hesabı sandıkta sorulacaktır. İlk seçimde, vatandaşın hakkını gasp eden, yaşamını zorlaştıran bu anlayışa gerekli demokratik ders verilmelidir. Hak, hukuk ve adalet için; eşit, erişilebilir ve insanca bir yaşam için değişim şarttır.”

‘Girişimci kadınlarımızın yanındayız’

AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, kadın çalışanların ihracata katkı sağladığı iller sıralamasında Edirne’nin %45,8 oranıyla Türkiye 4’üncüsü olduğunu duyurdu.

“Kadın Elinin Değdiği Her İş Büyüyor”

Türkiye genelinde kadın istihdamının dış ticarete sağladığı katkıların verilerine değinen AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, Edirne’nin elde ettiği %45,8’lik payın şehrin ekonomik geleceği adına gurur verici olduğunu ifade etti. Kadın emeğinin üretim zincirindeki önemine dikkat çeken İba, şu ifadeleri kullandı:

“Kadın elinin değdiği her yer güzelleşiyor, kadın emeğinin girdiği her iş büyüyor. Edirne’miz, tekstilden gıdaya, tarımdan sanayiye kadar her alanda üretim zincirinin en güçlü halkası olan kadınlarımız sayesinde Türkiye genelinde büyük bir başarıya imza atmıştır. İhracat katkısında Türkiye 4’üncüsü olmak, sadece bir rakam değil; Edirne kadınının çalışkanlığının ve üretimdeki kararlılığının bir sonucudur.”

Stratejik Sektörlerde Kadın İmzası

Edirne’nin dış ticaret hacminde kadınların rolünün her geçen yıl arttığını belirten Belgin İba, özellikle tekstil, gıda ve tarıma dayalı sanayi kollarında kadınların aktif rol üstlenmesinin ihracat rakamlarına doğrudan yansıdığını vurguladı. İba, kadınların üretim süreçlerine daha fazla dahil olmasının yerel ekonomiyi güçlendirirken, Edirne’nin adını dünyaya duyurduğunu ifade etti.

“Girişimci Kadınlarımızın Her Zaman Yanındayız”

Şehrin kalkınmasında kadınların en ön safta yer almasından büyük mutluluk duyduklarını belirten İba, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Serhat şehrimizin ekonomisini büyüten, alın teriyle ihracatımıza değer katan tüm kadın çalışanlarımıza ve kadın girişimcilerimize yürekten teşekkür ediyorum. Edirne’nin bu alandaki başarısı, tüm Türkiye’ye örnek teşkil etmektedir. Bizler de bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da üreten, emek veren ve şehrimizi geleceğe taşıyan kadınlarımızın yanında olmaya, başarılarını desteklemeye devam edeceğiz.”

Pirinç ithalatı 5’e katladı

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, çeltik üretiminin uzun yıllardır aynı seviyede kaldığını, buna karşın pirinç ithalatının sürekli artığını belirterek, Türkiye’nin pirinç ve çeltikte adeta  ithalat cennetine dönüştüğünü söyledi. Geçen yıl Ocak-Şubat döneminde 11 bin ton olan pirinç ithalatının bu yıl aynı dönemde 52 bin tona yükselerek 5’e katlandığına dikkat çeken Ün, “İthalat bu denli artarken üretimin yerinde sayması kabul edilemez” diye konuştu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı dış ticaret verilerini değerlendiren Ün, yılın ilk iki ayına ilişkin dikkat çekici rakamlar paylaştı. Ün, “Geçen yıl ocak-şubat döneminde 10 bin ton olan pirinç ihracatı, bu yılın aynı döneminde yüzde 30 azalarak 7 bin tona düştü. Buna karşılık ithalat, geçen yılın aynı dönemindeki 11 bin tondan yüzde 376 artışla 52 bin tona yükseldi. Neredeyse 5 katlık bir artış söz konusu. Türkiye, pirinçte ve çeltikte adeta bir ithalat cennetine dönüştü” dedi.

İthalatın ülkelere göre dağılımına da değinen Ün, bu yıl yapılan 52 bin tonluk pirinç ithalatın yüzde 23’ünün Hindistan’dan, yüzde 17’sinin Arjantin’den, yüzde 13’ünün Çin’den, yüzde 12’sinin Uruguay’dan ve yüzde 11’inin Yunanistan’dan gerçekleştirildiğini ifade etti. Ün, “İthalat bu denli artarken üretimin yerinde sayması kabul edilemez” diye konuştu.

Türkiye’nin 1990 yılından itibaren çeltik üretimini artırdığını ancak 2019’dan bu yana üretimin ortalama 1 milyon ton seviyesinde sabit kaldığını vurgulayan Ün, bu durumun AKP’nin yanlış tarım politikalarının sonucu olduğunu belirtti. Ün, “Üretim artmayınca ithalata yönelmek zorunda kalıyoruz. Oysa Trakya Bölgesi, Türkiye çeltik üretiminin yüzde 52’sini karşılıyor. Türkiye üretiminin yüzde 38’i Edirne’de üretiliyor. Edirne’m Türkiye’nin çeltik üretiminde lider ili konumunda. Ancak Edirne’mizde üretim 2019 yılında 432 bin ton iken, 2024 yılında 391 bin tona geriledi. 2025 yılına ilişkin veriler henüz açıklanmadı ancak üretimde düşüşün sürdüğü görülüyor” ifadelerini kullandı.

Çeltik üretiminin artırılması için somut adımlar atılması gerektiğini belirten Ün, AKP iktidarını doğrudan hedef alarak şunları söyledi:

“İthalatın azaltılması, çiftçiye kazanç sağlayacak alım fiyatlarının belirlenmesi ve üretim maliyetlerini düşürecek desteklerin artırılması şarttır. Ancak AKP iktidarı üretimi planlamak yerine ithalatı tercih ediyor. Bu anlayış, Türkiye’yi kendi kendine yeten bir tarım ülkesi olmaktan uzaklaştırmıştır.”

Gıda güvenliğinin sağlanması için üretimin artırılmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Ün, hükümetin önceliklerini de eleştirdi:

“Komşu coğrafyada yaşanan savaşın etkisini tüm dünya hissediyor. Kriz dönemlerinde birçok ülke çiftçisini desteklerken, AKP iktidarı aynı kararlılığı göstermiyor. Faiz ödemelerine kaynak bulunurken, çiftçiye yeterli destek sağlanmıyor. Çiftçiyi desteklemek, ülkeyi desteklemektir. Ancak AKP bunu görmezden gelmektedir.”

Türkiye’nin yeniden üretim odaklı bir yapıya kavuşması gerektiğini ifade eden Ün, sözlerini şöyle tamamladı:

“Cumhuriyet nasıl tarımla ayağa kalktıysa, ülkemiz de yeniden üretimle güçlenecektir. Ancak bunun için bu yanlış politikaların değişmesi gerekiyor. Üreten ve paylaşan bir Türkiye mümkündür ve o günler çok yakındır.”

‘AKP’nin gitme zamanı geldi’

Zafer Partisi Edirne İl Başkanı Serkan Konak, AKP Edirne Milletvekili Fatma Aksal’ın tarımsal girdilerin farkında olup yakından takip ettikleri yönündeki basın açıklaması üzerine, “Otursun ailesi ile birlikte bir hesap yapsın bakalım, çiftçi %1 kar marjı ile çalışıyor. Bu durum boğaz tokluğundan bile aza işaret etmektedir” ifadelerini kullandı.

 Zafer Partisi İl Başkanı Konak, ‘AKP sadece izliyor’ başlığı altındaki azılı açıklamasında şunları paylaştı:

“Kendisine birisinin ülkeyi 25 yıldır AKP’nin yönettiğini hatırlatması gerekiyor. Bu açıklama vasıtasıyla bunu yapmış olalım. 25 senede köylerde insan kalmadı. Trakya’da AKP’den önce 150 haneli olan köyler, 15-20 haneye düşmüş durumdadır. Köylerde yaş ortalaması 60 yaşa çıkmış durumdadır.

Otursun ailesi ile birlikte bir hesap yapsın bakalım, çiftçi %1 kar marjı ile çalışıyor. Bu durum boğaz tokluğundan bile aza işaret etmektedir. Tarımsal ilaç fiyatları almış başını gitmiş, gübre desen ona keza, hele hele mazot… 60 TL bile kabul edilemezken şimdi olmuş 80 TL. Buğday kaç para? 13 TL/kg . Sayın Vekil bizim aklımız ile alay ediyor herhalde.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi Rusya ile de 3 yıllık ithal buğday anlaşması yapıldığı piyasaya yayılıyor. Bu doğru mudur? Bakalım bu sene kaç para açıklayacak TMO buğdayın fiyatını?

AKP iktidarının artık gitme zamanı gelmiştir. AKP gelişen olayları sadece Sayın Vekilin dediği gibi izlemektedir. Olaylar karşısında aksiyon alacak proaktif bir iktidara ihtiyaç vardır.

Bu vesile ile tüm tarım emekçisi hemşehrilerimizi saygı ve sevgilerimle selamlarım. Umudunuzu kaybetmeyin, tepkinizi sandıkta göstermenizin zamanı gelmiştir.”

Şimşek’ten Suakacağı Barajı çağrısı

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, Edirne’de su sorununun artık göz ardı edilemeyecek bir noktaya geldiğine dikkat çekerek, Suakacağı Barajı’nın bu ihtiyaca cevap verebilecek önemli bir proje olduğunu bildirdi.

Eski milletvekili Şimşek, yaptığı yazılı açıklamada, Edirne’nin giderek büyüyen su ihtiyacını karşılamak için tekrar gündeme gelen Suakacağı Barajı projesinin kentin geleceği için önemli bir adım olduğunu belirterek unları söyledi:

“Bu projenin Avrupa Birliği fonlarıyla hayata geçirilmesi ise hem ekonomik hem de sürdürülebilirlik açısından büyük bir fırsattır. Türkiye’de su kaynaklarının yönetimi ve altyapı projeleri (baraj, arıtma vb.) AB Su Çerçeve Direktifi’ne uyum kapsamında IPA fonları ile desteklenmektedir EEAS.

Bugün Edirne’de su sorunu artık göz ardı edilemeyecek bir noktaya gelmiştir. Nüfus artıyor, su tüketimi yükseliyor, kuraklık riski her geçen yıl daha fazla hissediliyor ve yeraltı sularımız hızla azalıyor. Tüm bunlar, yeni ve kalıcı su kaynaklarına olan ihtiyacı açıkça ortaya koyuyor.

Suakacağı Barajı bu ihtiyaca cevap verebilecek önemli bir projedir. Ancak aradan geçen zamana rağmen projenin yeterince ilerlememesi ve kamuoyuna net bilgiler verilmemesi endişe yaratmaktadır.

Bizler bu projenin bir an önce hayata geçirilmesini istiyoruz. Özellikle Avrupa Birliği fonlarının değerlendirilmesi, hem Edirne’nin bütçesine yük getirmeden hem de modern ve çevreye duyarlı bir yatırım yapılmasını mümkün kılacaktır.

Bu noktada yetkililere çağrımdır; Proje süreci hızlandırılmalıdır. Barajın maliyeti, kapasitesi ve yapım takvimi açıkça paylaşılmalıdır. Çevresel etkiler dikkate alınarak planlama yapılmalıdır

Unutulmamalıdır ki bu baraj tek başına yeterli değildir. Su tasarrufu konusunda hem tarımda hem de şehir yaşamında daha bilinçli adımlar atılmalıdır.

Açıkça ifade etmek gerekir ki; bu proje gecikirse Edirne gelecekte ciddi su sıkıntılarıyla karşı karşıya kalabilir. Ancak doğru adımlar atılırsa Suakacağı Barajı, şehrimiz için büyük bir kazanca dönüşecektir.

Edirne’nin su sorunu ertelenemez. Tüm yetkilileri daha hızlı, daha açık ve daha planlı hareket etmeye davet ediyorum.”

‘Trafikte cezalar katlandı, sorunlar aynı kaldı’

Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan “Karayolları Trafik Kanunu Değişiklikleri Uygulama Sonrası Değerlendirme” konusunun ele alındığı raporda, yürürlüğe giren düzenlemelerin sahadaki etkileri, sosyal ve ekonomik sonuçları ile çözüm önerileri değerlendirildi.

Raporda; trafik cezalarındaki yüksek oranlı artışların kapsamı ve uygulama süreci, ceza artışlarının caydırıcılık üzerindeki sınırlı etkisi, dar ve orta gelirli vatandaşlar üzerindeki ekonomik yük ve sosyal adalet boyutu, denetim, altyapı ve eğitim eksikliklerinin devam eden sorunlara etkisi,kamuoyunda oluşan güven ve gelir odaklı algı sorunları, daha adil ve etkili bir trafik politikası için çözüm önerileri başlıkları altında önemli tespit ve değerlendirmeler yer alıyor.

Söz konusu rapora ilaveten “Cezalar katlandı, sorunlar aynı kaldı: Fatura vatandaşa çıktı” başlığı altında yapılan yazılı açıklamada ise şunlara yer verildi:

“Karayolları Trafik Kanunu’nda yapılan son değişiklikler kapsamında trafik cezalarında çok yüksek oranlarda artışa gidilmiş, bu düzenlemeler 27 Şubat 2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yapılan artışların temel gerekçesi olarak trafik güvenliğinin sağlanması ve can kayıplarının azaltılması gösterilmiştir.

Ancak uygulama süreci, bu yaklaşımın beklenen sonuçları üretmediğini açıkça ortaya koymuştur. Bazı trafik cezalarında yüzde 100’ü aşan, hatta yüzde 3.600’e varan artışlar yapılmış olmasına rağmen, trafik ihlallerinde ve kazalarda kayda değer bir düşüş sağlanamamıştır.

Öte yandan, bu denli yüksek ceza artışları özellikle dar ve orta gelirli vatandaşlarımız üzerinde ağır bir ekonomik yük oluşturmuş, cezaların caydırıcılıktan uzaklaşarak bir tür mali baskı aracına dönüştüğü yönündeki eleştirileri artırmıştır. Trafik cezalarından elde edilen kamu gelirlerindeki ciddi artış da kamuoyunda düzenlemenin amacına ilişkin soru işaretleri doğurmuştur.

Uygulamada ortaya çıkan belirsizlikler, farklı yorumlara açık düzenlemeler ve yürütme organı tarafından yapılan çelişkili açıklamalar ise hukuk devleti ilkesine olan güveni zedelemiştir.

Açıktır ki trafik güvenliği yalnızca cezaları artırarak sağlanamaz. Etkili bir trafik politikası; güçlü denetim mekanizmaları, nitelikli eğitim, güvenli altyapı ve toplumsal bilinç ile birlikte ele alınmalıdır.

Bu çerçevede, yapılan düzenlemelerin tüm yönleriyle yeniden değerlendirilmesi, ortaya çıkan etkilerin bilimsel veriler ışığında incelenmesi ve daha adil, dengeli ve sürdürülebilir bir trafik güvenliği politikası oluşturulması büyük önem taşımaktadır.”

Aksal: Belediyenin birinci gündemi altyapı olmalı

Olgay GÜLER
AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, eski belediye başkanı Recep Gürkan döneminde başlayan altyapı çalışmalarının henüz bitmemiş olmasını eleştirip, Filiz Gencan başkanlığındaki mevcut yönetimin enkaz devraldığını söyledi.
AK Partili Aksal, aylık düzenli olarak gerçekleştirdiği halk buluşmaları kapsamında, parti il binasında basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Aksal, açıklamalarda kentte devam eden restorasyon çalışmaları, hızlı tren projesi ve altyapı problemlerine değindi. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Selimiye Camisi’nin restorasyonun ardından Ramazan’la birlikte ibadete açıldığını söyleyen Aksal, “Edirne’ye çok ciddi şekilde turist geliyor, sadece Selimiye’yi görmek için bile. Ama dört yıldır restorasyon nedeniyle çok büyük bir kesimi kapalıydı. Gelenler o muhteşem kubbeyi görmek istiyor. O muhteşem binayı görmek istiyor. Dört yıldır restorasyon nedeniyle kapalıydı. Ama restorasyona da çok ihtiyaç vardı. Biz bu ecdadımızın eserlerini geleceğe taşımak zorundayız. Selimiye ilk defa bu kadar kapsamlı bir restorandan geçti. Uzmanların görüşüne göre de Selimiye’yi en az 100 yıl ileriye taşıyacak bir restorasyon. Kubbeleriyle, minareleriyle her aşamasıyla Selimiye elden geçti. Yeni halısı Edirne kırmızısı, özel dokundu” dedi.
‘HAS BAHÇESİ OLAN TEK SARAY OLACAK’
Edirne Sarayı’nda da ihya çalışmalarının sürdüğünü anlatan Aksal, “Sadece Selimiye değil Edirne denince. Belki saray tamamlandığında, insanların gelip en az iki üç gün Edirne’de kalacakları ve sarayı, tarihi eserleri ziyaret edebilecekleri bir imkan olacak. Çalışmalarçok hızlı devam ediyor. Cihannüma Kasrı bitti. Oranın da iş tefrişatına başlanacak. Ama çok büyük bir proje. Kırkpınar stadının bulunduğu yer Saray’ın has bahçesi ve Edirne Sarayı Türkiye’de has bahçesi olan tek saray olacak. Bütün sarayların lalesi, sümbülü burada yetişiyormuş. İnşallah has bahçesi tamamlandığında güllümüzü, lalemizi, sümbülümüzü burada yetiştirip, Edirne Sarayı’nda üretip, diğer saraylarımıza da göndereceğiz. İnanılmaz bir peyzaj çalışması yapılacak” diye konuştu.
‘OSB’DE YATIRIMCILAR KONUSUNDA ÇOK SEÇİCİYİZ’
Edirne genelinde yapımı süren üç yeni Organize Sanayi Bölgesi’ne de dikkat çeken Aksal, “Bazen böyle Edirne insanı sanayiye çok sıcak bakmaz. Hep söylenen; ‘Biz sanayi istemiyoruz’ ama sanayi olmadan da kalkınma olmuyor. Onun için biz Edirne’de son dört beş yılda üç tane yeni Organize Sanayi Bölgesi’ni hayata geçiriyoruz. İpsala, Keşan ve Uzunköprü olmak üzere Edirne’deki Organize Sanayimizi de genişletiyoruz. Ama biz her zaman söylüyoruz. Gerçekten çok seçiciyiz. Yani bizim Edirne’de yapılan sanayi bölgelerimiz yeşil, yenilenebilir. Mesela Keşan Organize Sanayi Bölgesi içinde kendi ormanı olan bir sanayi bölgesi. Onun için yenilenebilir, çevreye duyarlı. Gelen yatırımcılar konusunda da çok seçiciyiz. Biz Organize Sanayi Bölgeleri’ni yaparken ilk önce bizim hedefimiz; kendi insanımıza istidam sağlamak. Kendi evlatlarımıza istihdam sağlamak. Edirne göç vermesin. İşte Uzunköprülü kardeşlerimiz, Çerkezköy’e, Çorlu’ya gitmesinler, kendileri çalışsınlar. Dışarıdan göç almayalım. Mümkün olduğunca göç almayalım, kendi çocuklarımız burada çalışsınlar. Bu konuda da tabii hem Milli Eğitim Bakanlığımızla, hem Sanayi ve Ticaret Bakanlığımızla, buraya yatırım yapan firmaların ihtiyacına yönelik eğitimler vermeyi planlıyoruz. İnşallah bu yıl içinde ağırlıklı olarak onlara da başlayacağız” şeklinde konuştu.
Halkalı-Kapıkule Hızlı Tren inşaatında da çalışmaların hızla devam ettiğini açıklayan Aksal, “Hızlı Tren çalışmaları çok iyi bir şekilde gidiyor aslında. Biliyorsunuz proje üç etaptan oluşuyor ve Kapıkule Çerkezköy etabının yaklaşık yüzde 95’i benim bildiğim kadarıyla tamamlandı. Tren garımız da devam ediyor. Bu yıl içinde planlanan, 2026 yılı içerisinde Çerkez-Kapıkule hattının faaliyete geçmesi. Diğer bir etap da Ispartakule-Halkalı arası. Bu İstanbul içi trafiği de etkileyeceği için o da çok hızlı bir şekilde gidiyor. Arada bir tane etap var; Çerkezköy-Ispartakule arası etabı. O üçüncü etabı inşallah 2027’nin sonu, 2028’in başı gibi tamamlamayı planlıyoruz. Biliyorsunuz dünyada inanılmaz bir daha istikrara gitmemizi tahmin ederken, inanılmaz istikrarsız bir dönem yaşıyoruz. Bütün bu felaket yaşanırken bazı projelerin aksamış olmasını, muhalefet vekilinin bunu gündeme getirmesi, belki bir başka ülkede olsaydı veya Türkiye’de bir başka iktidar olsaydı; ne maaşları ödeyebilirdi, ne deprem bölgesinde bir şey yapabilirdi. Tabii ki bu öngöremediğimiz felaketler yaşandığında belli projeler birazcık yavaşlayabilir” ifadelerini kullandı.
‘BELEDİYE’NİN BİRİNCİ GÜNDEMİ ALTYAPI OLMALI’
Edirne’de en büyük sorunun altyapı olduğuna da vurgu yapan Aksal, “Edirne’nin gündemi dediğiniz gibi çok değişen bir şey yok ama havaların yağışlı gitmesiyle birlikte tabii vatandaş yollardaki sıkıntıyı daha çok hissediyor. Biliyorsunuz suyla ilgili çok ciddi sıkıntılar vardı ama yağışlarla birlikte barajlardaki doluluk oranının artmasıyla şu an için su sıkıntısı birazcık azaldı gibi. Yollar tabii ki sıkıntı. O kadar çok şey söyledik ki aynı şeyleri de tekrarlamak istemiyorum ama Edirne’nin tabii ki çok ciddi bir altyapı sorunu var. Biz bu altyapıya da ben milletvekilliğimin ilk dönemiydi. Recep beyin de son döneminde çok ciddi bir destek verdik. Gönlüm bir altyapının yapılmış olmasını isterdi ama maalesef çok başarılı olunmadı. Bugünkü tabii ki belediyede Filiz Hanım gerçi o zaman da belediye meclis üyesiydi. Bugünkü arkadaşlar da çok ciddi bir enkaz devraldılar. Bazı çalışmalar devam ediyor. Hangi aşamada inanın ben de çok iyi bilmiyorum. Üst yapıya başlayacağız gibi açıklamalar var ama altyapıyı çok iyi yapmadıktan sonra yaptığınız üste yapının çok da bir kıymeti yok. Yani altyapı olmadan üstyapıyı yapmışsınız, çok bir kıymeti yok. Özellikle Kaleiçi çok kötü durumda. Kıyık Caddesi yine öyle, çok kötü durumda. Edirne’nin maalesef çok ciddi bir altyapı problemi var. Edirne belediyesinin bence birinci gündemi altyapı olmalı, su olmalı. Zaten onun ötesinde de birçok iş hükümet eliyle, devletimiz eliyle, bakanlıklarımız eliyle yapılıyor. Günün sonunda ben her zaman söylüyorum; Edirne hepimizin. Bu makamlar, mevkiler de gelip geçici. Elimizden gelen desteği veririz, elimizden geleni yaparız” dedi.

Gıda – enerji krizi kapıda!

Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Türkiye’nin eş zamanlı bir enerji ve gıda krizine doğru sürüklendiğine dikkat çekerek, “Bu sürece karşı: Enerji bağımsızlığını güçlendirecek milli yatırımlar hızla artırılmalı, tarımda planlı üretim modeline geçilmeli, çiftçi yeniden üretimin merkezine alınmalı, stratejik gıda ve enerji stokları oluşturulmalıdır” dedi.

Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, yaptığı “Bekleyen Tehlike: Gıda ve Enerji’’ başlıklı yazılı açıklamada, Orta Doğu’da İran–İsrail hattında tırmanan gerilimin artık yalnızca bölgesel bir güvenlik meselesi değil; küresel ekonomi açısından ciddi bir kırılganlık kaynağı haline geldiğini belirterek şunları söyledi:

“Türkiye gibi enerjide ve tarımda dışa bağımlı ülkeler açısından bu gelişmeler, doğrudan milli güvenlik ve ekonomik istikrar sorunu niteliği taşımaktadır. Bugün ortaya çıkan tabloyu doğru okumak zorundayız. Özellikle Mart ayı açlık ve yoksulluk verileri, Türkiye’de ekonomik krizin ulaştığı boyutu çarpıcı biçimde gözler önüne sermektedir. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 36 bin TL’ye, yoksulluk sınırı ise 106 bin 826 TL’ye yükselmiştir. Bu veriler, milyonlarca vatandaşımızın artık yalnızca yoksullukla değil, doğrudan açlık riskiyle karşı karşıya olduğunu açıkça göstermektedir.

Ancak asıl tehlike, mevcut ağır tablonun daha da derinleşecek olmasıdır. Küresel ölçekte artan jeopolitik gerilimler, özellikle enerji ve gıda fiyatları üzerinden Türkiye ekonomisini doğrudan etkileyecek yeni bir dalganın habercisidir. İran–İsrail çatışmasının genişlemesi halinde ortaya çıkacak enerji ve tedarik şokları, zaten kırılgan olan ekonomik yapıyı daha da zorlayacaktır.

ENERJİ KRİZİ KAPIDA:

Küresel petrol arzının önemli bir bölümü Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmaktadır. Bu bölgede yaşanacak geniş çaplı bir çatışma: Petrol fiyatlarını 150 doların üzerine taşıyabilir ve doğal gaz maliyetlerinde sert sıçramalara yol açabilir, bu da enerji konusunda dışa bağımlı olan ülkemizde, enerji faturasını ve cari açığını ağır biçimde büyütebilir.

İktisat perspektifiyle bakıldığında bu durum yalnızca bir “dış şok” değildir; Türkiye’nin yıllardır çözülmeyen yapısal enerji bağımlılığının ağır bir sonucudur.

Gıda Fiyatlarında Şok Artış Riski Enerji maliyetlerindeki artış: gübre, nakliye, sulama, tarımsal üretim girdileri üzerinden doğrudan gıda fiyatlarını yukarı çeker. Küresel buğday, mısır ve yağlı tohum piyasalarının enerjiye bağımlı olması nedeniyle, olası bir savaş durumunda fiyat artışları zincirleme bir etki yaratacaktır.

Türkiye’de gıdanın TÜFE sepetindeki yüksek payı dikkate alındığında, bu gelişmeler genel enflasyonu yeniden sıçratacak ve fiyat istikrarını tamamen ortadan kaldıracaktır.

Emekli ve Emekçi İçin Kaçınılmaz Sonuç; Bu tablo karşısında zaten hızla eriyen emekli ve emekçi aylıkları: alım gücünü tamamen kaybedecek, temel gıda ve enerjiye erişim zorlaşacak, geniş halk kesimleri için yoksulluk kalıcı hale gelecektir.

Bugün milyonlarca vatandaş için maaşlar, artık ay sonunu değil haftayı dahi çıkaramaz hale gelmiştir.

SORUN YAPISALDIR, ÇÖZÜM DE YAPISAL OLMALIDIR

Bu kriz, yalnızca küresel gelişmelerin sonucu değildir. Türkiye’nin: Enerjide dışa bağımlı yapısı, tarımda üretimden kopuş,  ithal girdiye dayalı sanayi modeli bu kırılganlığı derinleştirmektedir.

Bu nedenle sorun faizle çözülebilecek bir sorun değildir. Bu bir maliyet-itişli ve yapısal krizdir.

ZAFER PARTİSİ’NİN UYARISI VE ÇÖZÜM ÇAĞRISI

Zafer Partisi olarak açıkça uyarıyoruz: Türkiye, eş zamanlı bir enerji ve gıda krizine doğru sürüklenmektedir. Bu sürece karşı: Enerji bağımsızlığını güçlendirecek milli yatırımlar hızla artırılmalı, tarımda planlı üretim modeline geçilmeli, çiftçi yeniden üretimin merkezine alınmalı, stratejik gıda ve enerji stokları oluşturulmalıdır.

Bugün yaşananlar bir kriz değil, yaklaşmakta olan daha büyük bir krizin öncü sarsıntılarıdır. Ortaya çıkan jeopolitik tablo, Türkiye için sadece dış politika meselesi değildir; ekonomik beka meselesidir. Zafer Partisi olarak hem enerjide hem gıdada milli bağımsızlığı güçlendiren, Türkiye’yi dış şoklara karşı koruyan kapsamlı bir stratejik planı savunmaya devam edeceğiz

Türkiye’nin kaderi, ithalata dayalı kırılgan bir ekonomik yapı değildir. Türkiye’nin yolu, üreten, planlayan ve kendi kendine yeten bir planlı karma ekonomi modelidir.

Zafer Partisi, Türk milletinin refahını ve ekonomik bağımsızlığını savunmaya kararlılıkla devam edecektir.”

‘Zalimlerin saltanatı mutlaka yıkılacak’

Olgay GÜLER
Saadet Partisi İl Başkanı Tezcan Karakütük, İsrail’in ABD desteğiyle Gazze’den başlayarak, bugün İran ve Lübnan’da sürdürdüğü saldırılarla bölgeyi giderek ateş çemberine sürüklediğini söyledi.
Saadet Partisi İl Başkanlığı tarafından, Cuma namazı çıkışında basın açıklaması gerçekleştirildi. Parti İl Başkanı Tezcan Karakütük’ün okuduğu açıklamaya, il yönetimi ve partililer destek verdi. Karakütük, açıklamada ABD ve İsrail saldırılarına tepki gösterirken, sürdürülen tarafsızlık politikasını da eleştirip, yaptırımlar uygulanması gerektiğini söyledi.


‘GAZZE’DE DÖKÜLEN HER KAN, VİCDANLARA SÜRÜLMÜŞ KARA LEKEDİR’
İl Başkanı Karakütük, Milli Görüş Hareketi olarak, tarih boyunca olduğu gibi bugün de coğrafya, mezhep ve kimlik ayrımı yapmaksızın zalimin karşısında dimdik durduklarını belirterek, “Aylardır dünyanın gözü önünde, tarihin kaydedebileceği en vahşi, en alçak soykırımlardan biri Gazze’de işlenmektedir. Bebeklerin süt kokusuna barut kokusunun karıştığı, annelerin feryadımın arşı titrettiği bu mübarek topraklar; bugün sözde modern dünyanın sahte “insan hakları” maskesinin düştüğü yerdir. Gazze bugün sadece bir coğrafi bölge değil; imanın, direnişin ve topyekûn insanlık onurunun son kalelerinden biridir. Şunu herkes bilsin ki: Gazze’de dökülen her damla kan, bu zulme sessiz kalanların vicdanına sürülmüş kara bir lekedir. Bu katliam durana, abluka tamamen kalkana dek durmayacağız, susmayacağız” dedi.
‘TÜRKİYE TÜM CAYDIRICI GÜCÜYLE MAZLUMUN YANINDA YER ALMALI’
Müslümanların ilk kıblesi olan Mescid-i Aksa’nın, bugün işgalci postalları altında zincirlendiğini dile getiren Karakütük, “Bu zincirler sadece taş duvarlara değil; Müslümanları ibadet hürriyetine ve tüm insanlığın inanç kutsiyetine vurulmuş bir prangadır. Unutulmasın ki Kudüs zincirliyse İslam coğrafyası esirdir. Biz Saadet Partisi teşkilatları olarak gür bir sesle haykırıyoruz: Kudüs özgürleşmeden dünya huzura kavuşamaz; Mescid-i Aksa’nın zincirleri kırılmadan insanlık prangalarından kurtulamaz. Siyonizm’in pervasızlığına karşı sadece “kınama” mesajları yayınlamak yetmez. Zulme karşı sadece “üzüntü” beyan etmek bu ateşi söndürmez. Türkiye sadece sözle değil; siyasi, ekonomik ve diplomatik tüm caydırıcı gücüyle mazlumun yanında yer almalıdır. Çünkü İsrail ancak ve ancak güçten anlar” diye konuştu.


‘ZALİMLERİN SALTANATI MUTLAKA YIKILACAKTIR’
İran topraklarına yönelik gerçekleştirilen saldırıların, Lübnan’da sivil halkın üzerine yağan bombaların; bölgeyi topyekûn bir ateş çemberine sürükleme projesinin son halkası olduğuna vurgu yapan İl Başkanı Karakütük, “Bizler, emperyalizmin ve Siyonizm’in önümüze koyduğu mezhep fitnesini ve etnik kışkırtmaları reddediyoruz. Bilinmelidir ki emperyalizm sadece bomba yağdırmaz; ekonomik ambargolarla ve finansal terörle halkları açlığa mahkûm ederek diz çöktürmeye çalışır. Bizim lügatimizde “tarafsızlık” yoktur. Biz safı belli olanlarız; biz hakikatin tarafındayız. Zulüm kimden gelirse gelsin karşısında, mazlum kim olursa olsun yanındayız. Gazze’deki vahşet son bulana dek, Mescid-i Aksa’yı çevreleyen zincirler kırılana dek, emperyalizmin kirli eli coğrafyamızdan çekilene dek; mücadelemiz, azmimiz ve kararlılığımız artarak devam edecektir. Bizler provokasyonlara gelmeden, vakar ve sükûnet içerisinde, birleştirici bir dille haykırıyoruz: zulüm ile abat olanın ahiri berbat olur. Buradan tüm dünyaya sesleniyoruz: Mazlumların gözyaşı, zalimlerin saltanatını mutlaka yıkacaktır. Kudüs’ün özgürlüğü ve İslam coğrafyasının selameti için bütün gücümüzle çalışmaya, hakkı ve hakikati haykırmaya devam edeceğiz. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır” şeklinde konuştu.