Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, AKP’nin tarım politikalarının bir “milli güvenlik sorunu” haline geldiğini belirterek, ülkenin tarım politikasının iflas ettiğini söyledi.
Milletvekili Ün, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan “Kırmızı Et Üretim İstatistikleri”ne ilişkin değerlendirmede bulundu. Ün, kontrolsüz ithalata rağmen yerli üretimin çöktüğünü vurgulayarak, hayvancılık sektörünün bir “yok oluş” sürecine girdiğini ifade etti.
Et Üretiminde Son 5 Yılın En Düşük Seviyesi
Açıklanan verilerin bir başarı değil, bir felaket senaryosu olduğunu belirten Ediz Ün, şunları söyledi:
Üretim Kaybı Hızlanıyor
“2025 yılı verilerine göre kırmızı et üretimi yaklaşık 1,9 milyon ton seviyesinde kaldı. Bu rakam, son 5 yılın en düşük seviyesidir. Geçen yıla oranla %10, iki yıl öncesine göre ise %21’lik bir üretim kaybı yaşıyoruz. Son iki yıldır üst üste yaşanan bu düşüş, sektörün yapısal bir krize girdiğinin kanıtıdır.”
İthalat Çare Olmadı:
“Milyonlarca canlı hayvan ithal edilmesine rağmen hayvan sayımızı artıramıyoruz. Sığır, manda, koyun ve keçi varlığımız hem bir önceki yıla hem de iki yıl öncesine göre gerilemiş durumda. Kesilen hayvan sayısı azaldıkça et üretimi de doğal olarak dibe vuruyor.”
14,3 Milyar Doları Elin Çiftçisine Verdik
Türkiye’nin kaynaklarının ithalata kurban edildiğini vurgulayan Ün, yerli ve milli söylemlerinin gerçeği yansıtmadığını dile getirdi:
“Türkiye, 2010 yılından bugüne kadar 8 milyon büyükbaş, 3,2 milyon küçükbaş ve 500 bin ton et ithalatı için toplam 14,3 milyar dolar ödedi. Bugün mevcut 17 milyon büyükbaş hayvanımızın yarısından fazlası ithal kökenli. Yem dışarıdan, ilaç dışarıdan, çoban dışarıdan; hayvancılığa dair ne varsa ithal! Hal böyleyken bize ‘yerli ve milli’ edebiyatı yapanların samimiyeti, ancak timsah gözyaşlarından ibarettir.”
Süt Üretimi de Alarm Veriyor
Krizin sadece etle sınırlı kalmadığını, süt üretiminde de tarihi bir gerileme yaşandığını belirten Ün, şöyle devam etti:
“Etteki başarısızlık sütte de aynı şiddette hissediliyor. Çiğ süt üretimi bir önceki yıla göre %5 azalarak 21,4 milyon tona geriledi. 2020 yılında 23,5 milyon ton olan üretim, son 5 yılda %9 eridi. Daha vahimi, son sekiz yılın en düşük çiğ süt üretimini yaşıyoruz. Çiğ süt tavsiye fiyatları maliyetleri karşılamadığı sürece kimse üretim yapmaz. Makyajlanmış veriler bile artık bu acı gerçeği gizleyemiyor.”
“Gıda Egemenliğimiz Tehlikede”
AKP’nin tarım politikalarının bir “milli güvenlik sorunu” haline geldiğini belirten Ediz Ün, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:
“Üzülerek ifade ediyorum ki; bu ülkenin tarım politikası iflas etmiştir. AKP iktidarda kaldığı her gün, ülkemizin gıda egemenliğinin yabancı devletlere ve küresel şirketlere devredilmesi anlamına gelmektedir. Bu toprakların varoluş nedeninin tarım olduğunu öğrenemediler, bilseler de gereğini yapmadılar. Ancak üreticimizle el ele vererek, tarımı ve hayvancılığı bu karanlıktan çıkaracak ve ülkemizi yeniden ayağa kaldıracağız.”
Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP), 81 il ve 973 ilçede eş zamanlı olarak sahaya in erek başlattığı seçim kampanyasıyla birlikte genel başkan yardımcıları Gökçe Gökçen, Yankı Bağcıoğlu ve Bihlun Tamaylıgil Edirne’ye geldi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu toplantısının ardından; ‘En iyi savunma hücumdur’ sözleriyle, 81 il ve 973 ilçede eş zamanlı sahaya ineceklerini açıklamasıyla, partinin seçim kampanyasını başlattı. Parti 4 mayıs itibariyle Türkiye genelinde çalışmalarına başlarken, genel başkan yardımcıları Gökçe Gökçen, Yankı Bağcıoğlu ve Bihlun Tamaylıgil de Trakya’da çalışmalarına start verdi. Heyetin Kırklareli ziyaretinin ardından yeni durağı Edirne oldu. Üç genel başkan yardımcısı saha çalışmalarından önce parti il binasında Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, CHP Edirne İl Başkanı Yücel balkanlı ve Merkez ilçe Başkanı Volkan Akgüngör’ün katılımıyla basın açıklaması yaptı.
‘SİLİVRİ’DE İKİ AYRI UTANÇ DAVASI GÖRÜLÜYOR’
CHP Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, 2024 Mahalli İdareler Genel Seçimleri sonuçlarının hazmedilememesiyle, CHP’nin hukuksal olmayan yargı süreçleriyle karşı karşıya bırakıldığını söyledi. Gökçen, “2024 seçimlerinde Türkiye’nin birinci partisi olduk. Bütün anketlerde, 2024 seçimlerinden itibaren Türkiye’nin birinci partisiyiz Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Tam da bu seçimlerin sonuçları sebebiyle, bu seçimlerin sonuçlarını hazmedemeyen demokrasiden uzak bir anlayış sebebiyle Cumhuriyet Halk Partisi çeşitli, hukuksal olmayan ama yargısal süreçlerle karşı karşıya bırakılıyor. Tam da bugün Silivri’de çok da uzak olmayan bir yerde iki ayrı utanç davası görülüyor” dedi.
‘SİYASİ ETİK KANUNU ÇIKARILSIN’
Davaların henüz başlamadan önce gerçeği yansıtmayan iddiaların televizyonlarda dile getirildiğine dikkat çeken Gökçen, “Bu kadar büyük yalanlar söylenirken, bütün bunlara rağmen biz gerçekleri vatandaşımıza en yalın haliyle anlatmayı bir hedef olarak benimsedik. Biz gerçeklerden bahsediyoruz. Biz ne olduysa, ne olmadıysa, bunu son derece açık bir şekilde yurttaşlarımızla paylaşıyoruz. Sadece yayınlamaktan da kaçmadılar. Biz dedik ki genel başkanımız ifade etti çok kez; siyasi etik kanunu çıkaralım. Hatta bütün muhalefet partileri bu konuda il uzlaştı, açıkça görüşlerini paylaştı. Şimdi hem bunu hatırlatıyoruz; hem de diyoruz ki, bu siyasi etik kanunu çıkarılsın ve hem yerel yöneticilere uygulansın, hem bakanlara uygulansın, hem siyasi parti genel başkanlarına uygulansın, hem de milletvekillerinin tamamına uygulasın. Yani hep beraber mal varlıklarımızı açıklayalım. Bundan Akın Gürlek de hariç olmasın, hiçbir belediye başkanımız da dışarıda olmasın, parti genel başkanları da buna dahil olsun. Var mısınız diyoruz. Ses çıkmıyor. Bir kez bile bir açıklama yapmadılar” diye konuştu.
‘KİMSESİZLERİN KİMSESİ BİR CUMHURİYET HEDEFLİYORUZ’
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki boş olan 7 koltuk için ara seçim yapılması gerektiğinin altını çizen, iktidarınsa seçimden kaçtığını belirten Gökçen, “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında nasıl bir Türkiye’de yaşayacağız? Güçlü yurttaş güvenli gelecek, kazanan Türkiye için Cumhuriyet Halk Partisi programı demiştik. Biz diyoruz ki; yurttaşına değer veren bir devlet anlayışı olsun. Sadece nefes alıp veren değil, insanca yaşayabilen bireyler olsun. Hakkını arayabilen vatandaşlar olsun. Mahkemelere baktığında adaletin gücünü ve güvenini hisseden yurttaşları olsun. Hukuka ve vicdana dayalı karar veren hakimler, kadınların ve çocukların güvende olduğu bir düzen, eğitim, sağlık, sosyal güvence, erişilebilirlik, sendikalaşma gibi temel hakların hak olduğu bilinciyle kurulmuş bir sistem. Dijitalleşmeyle ve karşılaşılan yeni kriz ve tehditlere karşı dirençli ve halkçı bir demokrasi. Kayyumsuz ve güçlü yerel yönetimler, güçlü meclise dayalı demokratik bir parlamenter sistem. Gazetecilerin hapiste olmadığı, gerçekleri yazabilecekleri özgür bir basın. Yani emeklisinden, emekçisine, gencinden, kadınına, kimsesizlerin kimsesi bir cumhuriyet hedefliyoruz. Bunun için çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
‘HEDEFİMİZ TSK’NIN SİYASET DIŞINDA KALMASI’
Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Yankı Bağcıoğlu da, milli savunma ve milli güvenlik konularındaki temel hedeflerinin Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) siyaset dışı konumunun idame edilmesi olduğunu söyledi. Bağcıoğlu, “Siyaset dışı olması temel hedefimiz. İkincisi, barışta caydıran, savaşta kazanan Türk Silahlı Kuvvetleri niteliğinin idame edilmesi. Yurtta sulh, cihada sulh, Atatürk’ün temel direktifi doğrultusunda bu politikanın idame edilmesi. Türk Silahlı Kuvvetleri halen ebedi Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün muharip ruhunu taşıyan muzaffer bir ordudur. Herkes içeride, dışarıda hesaplarını değerlendirmelerini buna göre yapmalıdır. Üçüncüsü 15 Temmuz yapısal dönüşümleri denen ama Türk Silahlı Kuvvetleri’ni bizce geriye götüren değişimlerin düzeltilmesi” ifadelerini kullandı.
‘EKONOMİK HEDEFLER GERÇEKÇİ DEĞİL’
Genel Başkan Yardımcısı Bihlun Tamaylıgil de, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamları üzerinden iktidara yüklenerek, “Bilindiği üzere dün aylık enflasyon rakamı açıklandı, TÜFE 4.2. Birçok ülkenin yıllık enflasyon oranını biz aylık olarak 4.2 olarak dün açıkladık. Bunun gerçeği nedir derseniz; çok daha üst noktalarda bir enflasyon rakamıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. Yıllık bazda baktığımız zaman bu rakam yüzde 32.4. Bilindiği üzere orta vadeli plan ve kalkınma planları yıllık olarak açıklanıyor. Şimdi bugün planlar gelirinde büyük hesaplar yapılıyor. Merkez Bankası enflasyon raporları açıklıyor. O raporların dahilinde baktığınızda ortaya konulan bir hedef var. Hedef 2026 enflasyon rakamı yüzde 16. Peki dört aylık enflasyon rakamı kaç? Yüzde 14.6. Geriye ne kalıyor? Yüzde bir buçuk, ve bu sekiz ayda gerçekleşecek hedef. Mümkün mü? Değil. Bu tür hedeflerin gerçekçi konulmadığı, o hedeflere uygun olarak ekonomi programlarının oluştuğu dikkate alınırsa Türkiye’nin doğru kararlar ve doğru yönetsel süreç ile devam etmediğini açık açık görüyoruz. Rakamlar bunu söylüyor, bu bir iddia değil” dedi.
‘DOĞRU EKONOMİK KARARLARLA YÖNETİLMİYORUZ’
Toplumda huzurun ve refahın birlikte paylaşılması için yapısal reformların ekonomik açıdan gerçekleşmesi gerektiğinin altını çizen Tamaylıgil, “Türkiye ekonomik açıdan yılların içerisinde baktığınızda doğru kararlarla yönetilmiyor. Yani aynı 90’lı yıllarda baktığımızda bir Güney Kore, bir Çin’le aynı tabloda yola çıkıyorsunuz. Bugün onların ortaya çıkarttığı ekonomik performans, bir de bizim yaşadığımız ekonomik performansı karşılaştırdığımızda bizim daha çok tüketime ve borçlanmaya dayalı ve katma değer sağlamayan bir süreç yönetiminden sonra bugün geldiğimiz noktada büyük bir borç yükü ve o borç yükünü ödemek için tabloda aldığınız günlük bütçe vergi gelirlerinin neredeyse dörtte birini faiz olarak ödediğimiz bir dönemin içindeyiz” diye konuştu.
‘SİYASETİN ER MEYDANI SEÇİM SANDIĞINA BUYURSUNLAR’
Tamaylıgil, Edirne’deki Kırkpınar Er Meydanı’na atıfta bulunup, iktidara seçim çağrısı yaparak, “ Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak önümüzdeki süreçte bunları bütün toplumuzla paylaşarak; ‘Gelin el verin, birlikte Türkiye’yi yönetelim’ diyoruz. Milli iradenin ve onun gösterdiği kararlılığı nice badireyi hep beraber atlatmaktaki sandıkla oluşan tercihle, gücüne inanıyoruz. Halkımızın bize vereceği yetkiyi bekliyoruz ve o yetkiyi de kısa zamanda almayı umut ediyoruz. Bunun için de seçimden kimsenin kaçmaması lazım. Burası Kırkpınar, er meydanı olan bir yer. Bence siyasilerin er meydanı da seçim sandığı. Biz o er meydanına buyursunlar diyoruz. Gelin hep beraber yarışalım. Halk kime inanıyorsa kararını versin. Kime güveniyorsa kararını versin. Bizim için en önemli tercih halkın tercihidir” şeklinde konuştu.
Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Ulusal Süt Konseyi’nin 1 Mayıs 2026’dan itibaren geçerli olacak çiğ inek sütü tavsiye satış fiyatını 24,30 TL olarak belirlemesini değerlendirdi. Tüm Süt Et ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği’nin (TÜSEDAD) Nisan 2026 için 1 litre sıcak çiğ süt üretim maliyetini 28,35 TL olarak açıkladığını hatırlatan Ün “Maliyetin altındaki fiyatlarla çiftçimiz daha ne kadar zarar ettirilecek? Çiftçi zarar ettirilerek nasıl üretim arttırılacak ve enflasyon düşürülecek? Algı oyunları, rakamlarla oynamak çiftçiyi kurtarmıyor, vatandaşın cebindeki yangını söndürmüyor” dedi.
Türkiye’de yanlış politikaların yükünün üreticinin sırtına yüklendiğine dikkat çeken Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, bu anlayışla bir adım bile ileri gidilemeyeceğini söyledi. “Çiftçi çalışıp zarar ederse niye üretmeye devam etsin?” diye soran Ün, Türkiye’de yaşananın da bu olduğunu belirtti.
“Paramız var ki alıyoruz” kafasının Türkiye’yi bir ithalat cennetine döndürdüğünü ifade eden Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Pandemi dönemi bize göstermişti ki paranız olsa da bazı şeyleri alamazsınız. Kaldı ki Türkiye’nin tefeci faizleri ödeyerek çevirmeye çalıştığı ekonomisiyle her şeyi alabilecek parası da yok. Çiğ süt alım fiyatları maliyetlerin altında açıklanır, çiftçinin ürününe maliyetinin altında fiyat verilir, dünyanın dört bir yanından ne varsa ithal edilir, çiftçinin canı çıksın anlayışıyla enflasyonun düşürüleceği zannedilir. Sonra gelinen noktada enflasyon altında milyonlar ezilir ve ithal ürünler cenneti haline gelir.
Maliyetinin altında süte fiyat verenler ülkemizi tereyağını bile ithal eder duruma getirdi. Yüzbinlerce süt hayvanı artık bu maliyetlerin altından kalkılamadığı için kesime gitti, gitmeye de devam ediyor. Her gün bu işin altından kalkamayıp bırakan çiftçilerimizin haberini duyuyoruz. Sonuç mu elde artık sıfır bile kalmıyor.
İktidarın kafasına göre bu ülkede enflasyonu, açlık sınırının altında maaş alan emekli, her gün iş cinayetlerinde ölen işçi, zararına üretmeye çalışan çiftçi, okula yarı aç giden ne sağlık beslenmeden doğru dürüst bir eğitimden uzak bırakılan öğrenci ve daha listeyi uzatarak söyleyeceğimiz milyonlarca dar gelirli yükseltiyor. Sonuç olarak bu anlayış kötü günlerden daha kötü günlere götürdü. Şimdi de daha da kötü günlere götürmeye çalışıyor. Buna dur demenin zamanı geldi de geçiyor.”
21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, Uzunköprü Devlet Hastanesi’nin bulunduğu 9987 m2’lik arazinin özelleştirme kapsamına alınmasının ilçenin geleceği açısından önemli bir karar sürecini beraberinde getirdiğini söyledi.
Eski milletvekili şimşek, “Uzunköprü İçin Sağduyu ve Ortak Akıl Çağrısı” baylıklı yazılı açıklamasında, sürecin, toplumsal faydayı esas alan, şeffaf ve katılımcı bir yaklaşımla yürütülmesinin büyük önem taşıdığına dikkat çekere, şunları kaydetti:
“Kamuya ait böylesine kıymetli bir alanın değerlendirilmesinde; yalnızca kısa vadeli ekonomik getirilerin değil, Uzunköprü’nün uzun vadeli ihtiyaçlarının ve potansiyelinin gözetilmesi gerektiğine inanıyoruz.
Bu doğrultuda önerilerimiz:
Öğrenci yurdu ile gençlerimizin barınma sorununa çözüm üretilmesi,
Yaşlı bakım merkezi ile sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi,
Teknokent ile üretim, istihdam ve yenilikçi girişimlerin desteklenmesi,
Çok amaçlı sosyal alanlarla ilçemizin yaşam kalitesinin artırılmasıdır.
Ayrıca, sağlık hizmetlerinin kesintisiz ve daha güçlü şekilde devam etmesi, bu sürecin vazgeçilmez bir önceliği olmalıdır.
Yetkililerimize çağrımız; Uzunköprü’nün geleceğini şekillendirecek bu önemli kararı, yerel dinamikleri dikkate alarak ve ortak akıl çerçevesinde değerlendirmeleridir.
Uzunköprü için en doğru kararın, birlikte düşünerek ve istişareyle alınacağına inanıyoruz.
Öte yandan, yalnızca hastane arazisi değil; ilimiz ve ilçelerimiz genelinde geçmiş yıllarda çeşitli nedenlerle kapatılan okul binalarının akıbeti de kamuoyunda soru işareti yaratmaktadır. Bu yapıların atıl durumda kalması yerine; eğitim, gençlik, sosyal hizmetler veya kamu yararına projeler için değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da kapsamlı, şeffaf ve planlı bir yol haritasının kamuoyuyla paylaşılması önem arz etmektedir.”
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık “Sosyal Gündem Analiz Raporu”nda bu kez “Mevsimlik Tarım İşçileri” konusu ele alındı.
Söz konusu raporda; ülkemizde her yıl yüz binlerce vatandaşın maruz kaldığı zor çalışma ve yaşam koşulları sosyal, ekonomik ve insani boyutlarıyla kapsamlı şekilde değerlendirildiği, kayıt dışı istihdam, düşük ve düzensiz gelir, barınma sorunları, eğitimden kopuş ve çocuk işçiliği gibi temel meseleler ortaya konulurken, bu sorunların arka planındaki yapısal nedenler ile çözüm önerilerinin de detaylı biçimde incelendiği görüldü.
Rapora ilaveten, “İnsana Yakışır Yaşam Herkesin Hakkı” başlığı altında yapılan yazılı açıklamada ise şunlara yer verildi:
“Türkiye’de mevsimlik tarım işçileri, uzun yıllardır zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Her yıl yüz binlerce insan, geçimini sağlayabilmek için ailesiyle birlikte farklı illere göç etmek zorunda kalıyor. Mevsimlik tarım işçileri günün büyük bölümünü tarlalarda çalışarak geçiriyor. Uzun çalışma saatlerine rağmen aldıkları ücretler ise çok düşük. Çoğu işçi sigortasız çalıştırılıyor, sosyal güvenceden mahrum bırakılılıyor. Barınma koşulları ise insan onuruna yakışmayacak düzeyde. İşçiler genellikle geçici çadırlarda yaşıyor. Temiz suya, elektriğe ve sağlıklı yaşam alanlarına erişim oldukça sınırlı. Bu koşullar, özellikle çocuklar, kadınlar ve yaşlılar için ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor.
Eğitim alanında da önemli sorunlar yaşanmaktadır. Göç eden ailelerin çocukları eğitim süreçlerine düzenli olarak devam edememekte, çoğu zaman okuldan kopmaktadır. Bu durum, çocuk işçiliğini artırmakta ve yoksulluğun nesilden nesile aktarılmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra mevsimlik tarım işçileri, gittikleri bölgelerde zaman zaman ayrımcılığa ve dışlanmaya da maruz kalmaktadır.
Tüm bu sorunlar; kırsal yoksulluk, işsizlik, bölgesel eşitsizlikler ve yetersiz sosyal politikalardan kaynaklanıyor. Artık çözüm için somut adımlar atılmalıdır.İnsan onuruna yakışır çalışma koşulları sağlanmalıdır. Tüm işçiler sosyal güvence kapsamına alınmalıdır. Barınma ve yaşam koşulları iyileştirilmelidir. Çocukların eğitim hakkı kesintisiz şekilde güvence altına alınmalıdır. Sağlık hizmetlerine erişim güçlendirilmelidir.
Mevsimlik tarım işçilerinin emeği, bu ülkenin üretiminin temel taşlarından biridir. Bu emeğin karşılığı verilmelidir. Hiç kimse insan onuruna yakışmayan koşullarda yaşamak zorunda bırakılmamalıdır.”
CHP önceki dönem Edirne Milletvekili, Namık Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Gaytancıoğlu, çiftçinin geçinebilmek için artık her türlü tarımsal faaliyeti borçla yaptığını belirtti.
Eski milletvekili Prof.Dr. Gaytancıoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda çiftçilerin üretim aşamasındaki sorunlarına değindi. Gaytancıoğlu çiftçilerin; tarım kredi, Ziraat Bankası ve özel bankalara toplamı 1 trilyon 400 milyar lira borç olduğunu söyledi. Çiftçinin üretimini borçla yaptığını kaydeden Gaytancıoğlu, artan enflasyon, akaryakıt ve gübre fiyatları karşısında bankadaki limitlerin artmadığına dikkat çekti. Çiftçiden alınan kredi borçlarında, faizin silinip ana paranın takside bölünmesi önerisinde bulunan Gaytancıoğlu, böylelikle yeniden üretimin artacağını dile getirdi.
‘TOPLAM BORÇ 1 TRİLYON 400 MİLYAR LİRA’
Çiftçinin her türlü tarımsal faaliyeti borçla yaptığını söyleyen Gaytancıoğlu, “Çiftçi her türlü tarımsal faaliyeti inanın borçla yapıyor. Ciddi anlamda borcu var çiftçimizin. Tarım Kredi Kooperatiflerine borcu var. Ziraat Bankası’na borcu var. Gübreciye borcu var. İlaççıya borcu var. Tohumcuya borcu var. Birbirine borcu var, herkese borcu var. Çark başka türlü dönmüyor. Peki bu limitler yükseldi mi? Enflasyon arttı. Akaryakıt fiyatı, gübre fiyatı arttı ama çiftçinin limitleri aynı oranda artmadı. Ama gübrenin fiyatı yüzde 40, yüzde 50 arttı. Limitlerin de bu oranda artması gerekli çiftçinin dönebilmesi için. Zaten çiftçimiz o kadar çok borçlu ki, tarım kredi, Ziraat Bankası ve özel bankaların toplamı 1 trilyon 400 milyar lira. Çiftçinin borcu dolar bazında da artmış” dedi.
‘ÇİFTÇİYİ BU BORÇTAN KURTARMAK LAZIM’
Çiftçinin, bankalardaki kredi borçlarında faizin silinmesi önerisinde bulunan Gaytancıoğlu, “2007 yılında çiftçinin yine böyle Ziraat Bankası, Tarım Kredi Özel Kooperatiflere olan borcuna baktım, tam 7.5 milyar dolar. Şimdi tam 27.5 milyar dolara çıkmış. Yani artık çiftçi belki de geçinebilmek için borçlanıyor. Üretimini sürdürebilmek için borçlanıyor. Başka çaresi kalmadığı için borçlanıyor. Çiftçiyi bu borçtan kurtarmak lazım. Ne yapmak lazım? Çok basit; faizini silin, anaparayı dört yıla, beş yıla bölün. Çiftçi yeniden üretsin ülkede bakalım gıda enflasyonu oluyor mu?” diye konuştu.
CHP Edirne İl Başkanlığı’nca 5 Mayıs Salı günü Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde “Adalet – Ekonomi – Milli Güvenlik” Paneli düzenlenecek.
CHP Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, yaptığı açıklamada, “Cumhuriyet Halk Partisi olarak, halkımızın yaşadığı derin ekonomik kriz, adalet sistemindeki aşınma ve ülkemizin milli güvenlik politikalarına ilişkin kaygıların her geçen gün arttığı bir süreçten geçiyoruz” diyerek şunlara yer verdi:
“Bu kapsamda, sorunları yerinde tespit etmek, çözüm önerilerimizi doğrudan yurttaşlarımızla paylaşmak ve toplumun tüm kesimleriyle güçlü bir diyalog kurmak amacıyla saha çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz.
CHP Edirne İl Başkanlığımız tarafından, 5 Mayıs tarihinde Edirne’de geniş kapsamlı bir program gerçekleştirilecektir. Gün boyu sürecek ziyaretler kapsamında; şehit ve gazi dernekleri, meslek odaları, esnaf temsilcileri ve yerel yönetimlerle bir araya gelinerek hem mevcut sorunlar dinlenecek hem de çözüm politikalarımız paylaşılacaktır.
Programın en önemli başlıklarından biri ise, saat 14.30’da Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenecek olan “Adalet – Ekonomi – Milli Güvenlik” paneli olacaktır.
Panelde;
CHP Hukuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız ve MYK Üyemiz Sayın Gökçe Gökçen,
İşveren Örgütleri, Meslek Birlikleri ve STK’lardan Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Bihlun Tamaylıgil,
Milli Savunma Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Sayın Yankı Bağcıoğlu konuşmacı olarak yer alacak; Türkiye’nin içinde bulunduğu çok boyutlu krizler, adalet, ekonomi ve milli güvenlik başlıkları altında kapsamlı şekilde ele alınacaktır.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak; hak, hukuk ve adalet mücadelesini büyütmeye, 23 yıllık iktidarın ekonomi, eğitim, sağlık ve tarım politikalarının yarattığı tahribatı ortadan kaldırmaya ve ülkemizi yeniden demokratik, üretken ve güçlü bir yapıya kavuşturmaya kararlıyız.
Tüm STK,Meslek Oda ve Baro temsilcilerimizi programımıza katılmaya davet ediyoruz.”
Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, Edirne’nin ticari hayatını ayakta tutan Alipaşa’yı, Saraçlar’ı,Bedesten’i ve Arasta’yı korumanın yalnızca esnafı değil, Edirne’nin geleceğini korumak olduğunu söyledi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, “Edirne’nin kalbi tarihi çarşılarda sessizlik” başlıklı yazılı açıklamasında, “Edirne’mizin kalbi olan tarihi çarşılarımız; yalnızca ticaretin değil, aynı zamanda bir hafızanın, bir emeğin, bir gelenekler zincirinin ve bu kentin yüzyıllardır taşıdığı çarşı ve ahilik kültürünün de yaşadığı mekânlardır. Alipaşa Çarşısı, Saraçlar Caddesi, Bedesten ve Selimiye Arastası; Edirne’nin ekonomik canlılığını, sosyal dokusunu ve tarihi kimliğini ayakta tutan en önemli alanlardır. Ancak bugün bu çarşılarımızda giderek derinleşen sessizlik, yalnızca bir piyasa daralması değil, aynı zamanda kentimizin ticari yaşamının ve kamusal ruhunun zayıfladığının açık göstergesidir” dedi..
Saha ziyaretlerimizde esnaflardan aldıkları bilgilerin durumun vahametini bütün çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirten Arda Meriç, şunları kaydetti:
“Alipaşa Çarşısı başta olmak üzere Saraçlar, Bedesten ve Arasta’daki birçok esnafımız, günlerce siftah dahi yapmadan kepenk kapattıklarını; bazı işletmelerin ise hafta sonlarını artık açmadan geçirmeyi tercih ettiğini ifade etmektedir. Eskiden özellikle hafta sonlarında yerli ve yabancı ziyaretçilerin ve Edirneli müşterilerin oluşturduğu yoğunlukla nefes alan bu bölgelerde bugün belirgin bir durgunluk hâkimdir. Bu durgunluk, sadece satışların azalması anlamına gelmemekte; işten çıkarmaları, borçların büyümesini, işletmelerin ayakta kalmakta zorlanmasını ve çarşı düzeninin çözülmesini beraberinde getirmektedir.
4 Aralık 2025 tarihinde vakıf zamlarına ilişkin yaptığımız basın açıklamasında da ifade ettiğimiz gibi, bu artışlar esnafı ekonomik olarak tasfiye eden, şehir merkezimizin tarihi-ticari dokusunu zayıflatan ve çarşılarımızı çöküntü alanlarına dönüştürme riski taşıyan ağır bir tercihtir. İktidarın uzun yıllardır sürdürdüğü yanlış, öngörüsüz ve içi boş ekonomi politikalarının sonucu olarak esnafımız zaten yüksek maliyetler, kur şokları, daralan iç talep, artan vergiler, enerji giderleri ve büyüyen gelir adaletsizliği altında ayakta kalmaya çalışmaktadır. Enflasyonun alım gücünü erittiği, vatandaşın harcama kapasitesinin düştüğü, turizm ve sınır ticaretindeki dalgalanmaların çarşı esnafını kırılgan hale getirdiği bir ortamda, yeni yükler esnafımıza nefes aldırmak yerine onu daha da köşeye sıkıştırmaktadır.
Bugün esnafımız bir bütün olarak sürdürülemez hale gelen ekonomik düzenle mücadele etmektedir çünkü her geçen gün enflasyonla beraber para değerini kaybetmekte ticarete konu olan malların maliyeti yükselmektedir artan bu maliyetler ve paranın itibarını, satın alma gücünün her gecen gün daha da erimesi esnafımızın geliri korumak için başka kalemleri kısmaya zorlanmaktadır; bunun ilk sonucu çoğu zaman çalışanların işten çıkarılması olmaktadır. Esnafımız ve işletmeler bir zarar döngüsüne sıkışmakta ve nihayet bazı esnaflar kepenk indirmek zorunda kalmaktadır. Bu tablo yalnızca bireysel bir iflas hikâyesi değildir; bu tablo, Edirne’nin tarihi çarşılarının yavaş yavaş boşalması, kiracı-esnaf zincirinin kırılması, komşuluk ilişkisinin, zanaatkârlığın ve çarşı ahlakının çözülmesi anlamına gelmektedir.
Oysa Alipaşa, Saraçlar, Bedesten ve Arasta yalnızca ticarethanelerin bulunduğu yerler değildir. Buralar Edirne’nin hafızasıdır. Buralar ustanın çırağı yetiştirdiği, müşterinin esnafla selamlaştığı, alışverişin sadece para değil güven ve muhabbet üzerinden yürüdüğü alanlardır. Çarşı kültürü, bir kentin ruhunu yaşatır. Bu ruhun zedelenmesi, yalnızca esnafın değil, bütün şehrin kaybıdır. Bugün bu mekânlar, ne yazık ki tamamen ticari rant mantığıyla işletilmekte; kamusal niteliği ve kent yaşamındaki tarihî rolü göz ardı edilmektedir. Yılın belli dönemlerinde Ahilik Kültürünü hatırlayanlar, iş esnafın gerçek sorunlarına çözüm üretmeye geldiğinde sessiz kalmaktadır.Bu sessizlik kabul edilemez.
Tarihi çarşılar pazarlama tabelası değildir; kent merkezinin ekonomik ve kültürel omurgasıdır. Bu omurga çökertildiğinde geriye sadece boş dükkânlar, artan işsizlik, azalan ziyaretçi, küçülen ticaret ve kimliği silinmiş bir şehir kalır. Edirne’nin ticari hayatını ayakta tutan Alipaşa’yı, Saraçlar’ı,Bedesten’i ve Arasta’yı korumak; yalnızca esnafı değil, Edirne’nin geleceğini korumaktır.
Biz Zafer Partisi olarak çağrımızı yeniliyoruz; Esnafın belini büken kira artışları ve maliyet baskıları derhal gözden geçirilmeli; tarihi çarşıların korunmasına yönelik kamucu, planlı ve sürdürülebilir bir destek mekanizması oluşturulmalıdır. Esnafın gelirini artırmadan, alım gücünü yükseltmeden, kent merkezini yeniden canlı hale getirmeden, sadece zamlarla ve baskılarla bir çözüm üretilemez.
Edirne’nin tarihi çarşıları kapanmasın, sessizleşmesin. Zafer Partisi olarak esnafımızın yanında olmaya, bu kentin emeğini, hafızasını ve ticari hayatını savunmaya devam edeceğiz.”
AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından parti üyelerine gönderilen teşekkür belgelerini sahada birebir ziyaretlerle takdim etmeye başladı. Ziyaretlerin aralıksız süreceğini belirten İba, “Teşkilatımızın her bir neferine ulaşana kadar sahada olmaya devam edeceğiz.” dedi.
Türkiye genelinde 81 ilde eş zamanlı yürütülen çalışma kapsamında, Edirne’de de mahalle mahalle, ilçe ilçe üyelere ulaşılıyor. Bu çerçevede parti üyeleriyle bir araya gelen AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, “Davamıza kattığınız emek, gösterdiğiniz sadakat ve yol arkadaşlığınız için sizlere gönülden teşekkür ediyorum. Rabbim birliğimizi, muhabbetimizi ve gayretimizi daim eylesin.” diyerek hem verdikleri emeklerden dolayı teşekkür ediyor, hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını iletiyor. İba’ya ziyaret programlarında Batı Marmara Edirne İl Koordinatörü Hülya Özdağ Özen, İl Kadın Kolları Başkanı Yıldız Yeşilkurt, İl Gençlik Kolları Başkanı Barış Gündoğdu, Merkez İlçe Başkanı Engin Makak ve İl Başkan Yardımcıları da eşlik etti. Ziyaretlerde hazırlanan mektup ve hediyeler, teşkilat üyelerine ulaştırılarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın selamları iletiliyor.
“HER BİR ÜYEMİZ BU DAVANIN TAŞIYICI GÜCÜDÜR” Ziyaretlere ilişkin değerlendirmelerde bulunan AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, çalışmanın yalnızca bir belge takdimi olmadığını vurguladı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın selamlarını ve teşekkürlerini yol arkadaşlarına ulaştırdıklarını söyleyen İba, “Her bir üyemiz bu davanın taşıyıcı gücüdür. Yıllardır fedakârca emek veren teşkilat mensuplarımızla bir araya gelmek, onların samimiyetine tanıklık etmek bizler için büyük bir motivasyon kaynağıdır.” dedi.
ESNAF VE ÜYELER TEK TEK ZİYARET EDİLDİ Program kapsamında ilk olarak Çolakoğlu Oto Estetik işletmesi ziyaret edildi. Rıfat – Bekir Çolak ve Koray Türkeli ile bir araya gelerek teşekkür belgelerini takdim eden İba, “Davamıza emek veren, her daim yanımızda olan yol arkadaşlarımıza misafirperverlikleri ve vefaları için teşekkür ediyorum. Birlik ve beraberliğimiz daim olsun.” ifadelerini kullandı.
Saraç Branda’da Fikret Üstev ile bir araya gelen İba, “Bazı bağlar vardır, araya yıllar girse de emeği ve samimiyeti hiç eksilmez. Uzun yıllardır süregelen bu gönül birliğimizin nişanesi olarak teşekkür belgemizi takdim ettik. Bizim en büyük sermayemiz, yüzlerdeki samimi gülümseme ve sarsılmaz vefadır.” diyerek duygularını paylaştı. Eren Hidrolik işletmesinde Tolga Eryonar ile bir araya gelen İba, sahadaki destekten duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Esnafımızın güçlü desteğini her adımda hissediyoruz. Bu enerji bizlere büyük bir motivasyon sağlıyor.” ifadelerine yer verdi. Erkan Pencere ve Cam Sistemleri işletmesinde Erkan Salcı’yı ziyaret eden İba, üretim ve istihdama katkı sunan tüm emektarlara teşekkür ederek, “Şehrine değer katan herkese minnettarız.” dedi.
YENİ İŞLETMELERE HAYIRLI OLSUN ZİYARETLERİ
Ziyaretler yalnızca mevcut üyelerle sınırlı kalmadı. Edirne’de yeni açılan Espressolab şubesinin sahibi Olcay Servi’ye de hayırlı olsun dilekleri iletildi. Kente kazandırılan her yeni işletmenin Edirne’nin ekonomik gücüne katkı olduğunu söyleyen İba, “Hayırlı ve bereketli kazançlar diliyorum.” dedi.
Beliz Boutique sahibi Çiğdem Ateş’i de ziyaret eden İba, kadın girişimcilerin önemine dikkat çekerek, “Edirne’mizin girişimci kadınlarının enerjisi şehrimize ayrı bir renk katıyor” dedi.
Brown Casual işletmesinde Hacer Abacı ile bir araya gelen İba, teşekkür belgesini takdim ederek “Gönül birliğimizi tazeledik.” ifadelerini kullandı.
GENİŞ KAPSAMLI ZİYARET AĞI Karan Gayrimenkul’de Berker Deniz ve Mevra Günak, Batı Trakya Gayrimenkul’de Hüseyin Ceylan da ziyaret edilen isimler arasında yer aldı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne il Başkanı Yücel Balkanlı, yaptığı sosyal medya paylaşımları nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan Ankara Ayaş Kaymakamı Muharrem Eligül’ün Edirne’ye atanmasına sert tepki gösterdi. Balkanlı, “Edirne, tartışmalı uygulamaların ardından yapılan görevlendirmelerin sorgulanmadan kabul edileceği bir kent değildir” dedi.
Ankara’ da Milletvekilimiz Umut Akdoğan’a sosyal medya hesabı üzerinden “Kes Lan” diye hitap etmesi ve sosyal medyadan yaptığı açıklamalar üzerine inceleme başlatılarak tenzili rütbe ile Edirne’ye Hukuk İşleri Müdürü olarak atanan Ankara Ayaş Kaymakamı ile ilgili açıklama yaptı.
Ankara Ayaş Kaymakamı Muharrem Eligül Edirne’ye atandı
Balkanlı yaptığı açıklamada ”Kamu görevinde bulunan bir Kaymakamın, Milletvekilimize yönelik “Kes lan!” gibi kabul edilemez bir üslup kullanması, devlet ciddiyetiyle asla bağdaşmaz. Üstelik daha önce kamuoyuna yansıyan açıklamalarında da sorumluluktan uzak, kamu görevine yakışmayan bir yaklaşım ile sosyal medyadan paylaşımda bulunması , bunun münferit bir hata değil, yerleşmiş bir anlayış sorunu olduğunu göstermektedir” dedi.
Başkan balkanlı açıklamasında şunlara yer verdi: Böylesi bir tablonun ardından yapılan görevlendirme ise adeta “hesap verme” yerine “yer değiştirme” yönteminin tercih edildiğini ortaya koymaktadır. Ve buradan açıkça soruyoruz: Bu atama neden Edirne’ye yapılmıştır? Bu kararın gerekçesi nedir?
Edirne, Cumhuriyet’in köklü değerlerini taşıyan, hukuka ve demokrasiye bağlılığıyla bilinen bir kenttir. Edirne sahipsiz değildir. Edirne, tartışmalı uygulamaların ardından yapılan görevlendirmelerin sorgulanmadan kabul edileceği bir kent değildir. Yoksa Edirne’nin, kamuoyunda tepki çeken isimlerin gönderildiği bir “arka plan” ya da “gözden uzaklaştırma” alanı olarak görüldüğü mü düşünülmektedir? Kimse Edirne halkının bu tür tasarrufları sorgulamayacağını sanmasın. Bu atamadan yalnızca Edirne halkının değil, kamu görevini ciddiyetle sürdüren, liyakat ve devlet terbiyesiyle yetişmiş bürokrasinin de rahatsızlık duyduğunu görmek gerekir. Bürokraside görev yapmış, emek vermiş bir yönetici olarak ifade ediyorum ki; bu tür atamaların doğru olduğu düşünülmemektedir. Bu yaklaşım, yıllarını devlete adamış kamu görevlilerinin emeğine ve kurumsal değerlere zarar vermektedir.
Bu tablo, AKP iktidarının devleti parti çıkarları doğrultusunda kamu kurumlarını birer “sığınma alanı” gibi kullandığının açık bir göstergesidir.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin devlet anlayışında ise; liyakat esastır, nezaket esastır, hukuk esastır. Devlet makamları kişisel öfkenin değil, millet iradesinin temsil edildiği yerlerdir. 23 yıllık AKP iktidarı; ekonomiden eğitime, sağlıktan tarıma kadar her alanda olduğu gibi, kamu yönetiminde de ciddi bir aşınmaya yol açmıştır. Kurumların itibarı zedelenmiş, devlet ciddiyeti örselenmiştir. İlk seçimde kurulacak Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında; kamu yönetimi yeniden liyakat, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle yapılandırılacak, hiçbir makam keyfi tasarrufların ya da siyasi sadakatin ödüllendirildiği bir alan olmayacaktır. Hak, hukuk, adalet mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz.