Kategori arşivi: Siyaset

‘Çitçi, esnaf desteklenmeli’

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, vergi af kararları bir taraftan alınırken, diğer taraftan üretim yapmaya, ticaretini yaparak ekonomiye katkı sağlayan kesimlere yapılan uygulamanın kabul edilemeyeceğini söyledi.

Eski Milletvekili Şimşek yaptığı yazılı açıklamada, “Uygulamaya konulan karar ile; Vergi ve Bağ-Kur borçlu diye üreten ve ayakta kalmaya çalışan kesimler dışlanamaz” diyerek şunları söyledi..

“01.01.2026 tarihinden itibaren Bağ-Kur borcu bulunan çiftçi ve esnafın sübvansiyonlu (faiz destekli) kredilerden yararlanamayacak olması, üretim ve ticaret hayatını doğrudan olumsuz etkileyecek ciddi bir uygulamadır.

Çiftçilerimiz toprağı ekip biçmeye, esnafımız kepenk açık tutmaya çalışırken; artan maliyetler, yüksek enflasyon, daralan piyasa ve alım gücündeki düşüş nedeniyle zaten zor şartlar altında ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Bu koşullarda Bağ-Kur prim borcu gerekçe gösterilerek krediye erişimin engellenmesi, sorunu çözmek yerine derinleştirecektir.

Sübvansiyonlu krediler; çiftçi için üretimin devamı, esnaf için ticaretin sürdürülebilmesi anlamına gelmektedir. Bu kredilerin borç gerekçesiyle kapatılması, fiilen üretimi ve ticareti durdurmak anlamına gelir.

Unutulmamalıdır ki: çiftçi üretmezse gıda azalır, gıda arzı düşerse fiyatlar artar, esnaf ayakta kalamazsa yerel ekonomi çöker, bunun bedelini tüm toplum öder.

Vergi ve Bağ-Kur borçları bir cezalandırma aracı olarak değil, makul ve sürdürülebilir yapılandırmalarla ele alınmalıdır. Yasaklayıcı uygulamalar yerine; üretimi, ticareti ve istihdamı koruyan çözümler geliştirilmelidir.

Çağrım; Bağ-Kur borcu bulunan çiftçi ve esnafın sübvansiyonlu kredilere erişimi engellenmemelidir. Prim borçları için yeni ve gerçekçi yapılandırma modelleri hayata geçirilmelidir.

Ekonominin bel kemiği olan bu kesimler, sistemin dışına itilmemelidir.

Üreteni ve ayakta kalmaya çalışanı desteklemeyen hiçbir ekonomi politikası sürdürülebilir değildir.

Üreten, düşünen, paylaşan bir Edirne ve ülkemiz olmasını istiyorsak, bu zorlu ekonomik süreçte çiftçimiz, esnafımız başta olmak üzere tüm kesimler desteklenmelidir.”

Akalın: Sırada Türkiye var

Mehmet ŞELECİ

İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, Irak ve Suriye’nin ardından İran’da başlayan iç karışıklığa işaret edip, emperyalist ve siyonist ülkelerin sıradaki hedefinin Türkiye olduğunu söyledi.
İYİ Parti Edirne Milletvekili Mehmet Akalın, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla kentteki basın mensuplarıyla bir araya geldi. Kentte bir dernek lokalinde düzenlenen toplantıda konuşan Akalın, gazetecilerin sorunlarına değindi.

Özellikle sınır bölgelerinde görev yapan gazetecilerin, yurtdışı çıkış harcından muaf tutulması gerektiğini söyleyen Akalın, “Burada sınırda görev yapıyorsunuz. Sık sık da yurt dışına çıkmanız gerekiyor ve harç ödemeniz gerekiyor. Dolayısıyla bu harçları gündeme getireceğim. Onu görev olarak aldım. Hem önerge olarak vereceğim. Hem de mecliste konuşma olarak söyleyeceğim. Özellikle bu, sınır bölgesinde çalışanlar için. Bu çok önemli bir şey. Yerel basının sorunları ulusal basından çok farklı. Ulusal basının tuzu kuru tabiri caizse. Ama yerel basının sadece Edirne değil bütün Türkiye’de sıkıntıları var. Büyük sıkıntıları var. Yani valilik oluruyla belki çıkışların sağlanması olabilir” dedi.
‘ÜLKE İÇİN SİYASET YAPMAK ÇOK ÖNEMLİ’
Türkiye’nin ve dünyanın çok önemli bir süreçten geçtiğini dile getiren Akalın, “Türkiye çok önemli bir süreçten geçiyor. Bırakın Türkiye’yi; Dünya çok önemli bir süreçten geçiyor. Bildiğimiz manada uluslararası hukuk ve uluslararası kurumlar maalesef dünyada kalmadı. Bakın şu anda Birleşmiş Milletler yok, Avrupa Konseyi yok, NATO yok. Şu anda ne var? Güçlülerin hakim olduğu bir sürece doğru dünya evriliyor. Yani bu çok önemli bir süreç. Dolayısıyla burada tabii ki dünya önemli ama benim ülkem benim için daha önemli. Onun için de çok dikkatli olmamız lazım. Siyaset için siyaset yapmak yerine, takım tutar gibi bir siyaset yapmak yerine ülke için siyaset yapmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.


‘OPERASYON SURİYE’DE YAPILDI, DEM MECLİSTE ORTALIĞI KARIŞTIRDI’
Türkiye’nin asıl muhatabının PKK veya IŞİD olmadığını belirten Akalın, “Son işte bir haftadır, on gündür yaşadığımız süreçte de ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Yani şunu söyledik dedik ki; ‘Türkiye’nin muhatabı şu anda ne PKK, ne IŞİD, ne meclisteki DEM parti.’ Bakın çok net söylüyorum; Türkiye’nin muhatabı şu anda maalesef emperyalizm ve siyonizm. Yani bunu çok iyi anlamamız lazım. Bunların hepsi birer maşa. Bakın son süreçte biliyorsunuz PYD ve YPG ya da beraberinde PKK’ya yapılan Halep’teki operasyonu hatırlayalım. Orasını da çok iyi bilirim; o iki mahalleyi de çok iyi bilirim. Orada Kürt yoktur. Orada yaşayanlar Hristiyan’dır çoğunluğu ve Halep’in ticari kalbi orada atar. Suriye güçleri oraya bir operasyon yaptı. Türkiye’de DEM Parti ortalığı karıştırdı. Mecliste hakikaten terbiyem müsaade etmiyor yani Kürtçe bağrışmalar çağrışmalar, Türk ordusuna hakaretler. Ya Türk ordusu yok orada. Suriye’nin milli ordusu orada bir operasyon yapıyor. Kime karşı yapıyor? Teröristlere karşı yapıyor. Geldiğimiz süreçte de maalesef bunları yaşadık. Mecliste gördük” ifadelerini kullandı.
‘SIRADA TÜRKİYE VAR’
Irak ve Suriye’nin ardından İran’da da başlayan iç karışıklık sonrası sıranın Türkiye’ye geleceğini kaydeden Akalın, “Bakın Irak’ı parçaladılar, böldüler. Suriye’yi parçaladılar. Şimdi İran’a bakın. İran’daki hadiselere bakın. Biz dedik ki bundan sonra Türkiye, bu geliyor. Emperyalizm üzerinden geliyor. Siyonizm üzerinden geliyor. Burada düşmanımızı çok iyi belirlememiz gerektiğini düşünüyorum. Çok üzülüyorum. Siyasetten bir beklentim yok. Çoluğumuz çocuğumuz, torunlarımız var. Onlar için iyi bir gelecek bırakmamız lazım. Onun için de Türkiye’de şu anda çok önemli bir süreçten geçiyoruz” dedi.
‘BU SİSTEM CUMHURBAŞKANINI DA ZEDELİYOR’
Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin değiştirilip, parlamenter sisteme geri dönülmesi gerektiğinin altını çizen Akalın, “Bütün kanunlar bakanların bile haberi olmadan, saraydan geliyor, mecliste kaldır-indir geçiyor. Ya bir virgülünü değiştirmek için önerge sunuyoruz. O virgülü bile değiştiremiyoruz. Türkiye’nin asıl sorunu bu. Bakın iktidar partisini de, Sayın Cumhurbaşkanı’nı da, ana muhalefet partisini de bütün partileri de kurtaracak olan bu sistemden kopmamızdır. Bu sistem toplumu çürütüyor. Cumhurbaşkanı Çemişgezek muhtarının kim olacağına karar veriyor. Cumhurbaşkanı bir savcıya emir verebiliyor, Bu bakın hakikaten sayın Cumhurbaşkanını da zedeliyor. Bu değişti diyelim. Başka biri geldi. Bu onu da zehirleyecektir. Bu sistem öyle bir sistem ki, her şeyin hakimisiniz, çünkü güç sizde. Bu sistem değiştiğinde yani yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsız çalıştığı bir ortamda bu söylediklerimizin birçoğunu konuşmayız. Evet sıkıntılar olur mu? Olur. Her sistemde sıkıntılar olur. Ama şu anda ana sorunumuz bu” diye konuştu.

‘BU VİRAJDAN KURTULMAMIZ İÇİN SİSTEMİ DEĞİŞTİRMELİYİZ’
Emperyalizm ve siyonizmin, müdahale edecekleri ülkelerde ilk olarak yönetim sistemini değiştirdiklerini söyleyen Akalın, “Bu emperyalizm ve siyonizmin gayesi sistemleri değiştiriyorlar ülkede. Ülkeye müdahale etmeden önce ülkenin sistemini değiştiriyorlar. Irak’a bakın, Suriye’ye bakın, Libya’ya bakın, Ürdün’e bakın. Hangi içini bozdukları ülkeye bakarsanız bakın ilk önce sistemini değiştirmişler, yani tek adam rejimini getirmişler. Tek adama hükmetmeleri çok kolay bu emperyalistlerin. Muhatap o tek adam oluyor. Ben tehlikeyi görüyorum. Irak bitti, üç devlet var. Suriye hallolmak üzere. Mısır’a tek adamı getirdiler. İran gidiyor. Şu anda Türkiye sırada. Bizim bu virajdan kurtulmamız için bu sistemi değiştirmemiz lazım. Bizden başka da bunu dile getiren yok” şeklinde konuştu.

‘Oğulpaşa için uyardık siz baktınız’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Oğulpaşa’nın köprü çilesinin tüm uyarılara karşın bitmediğini, yağışlar nedeniyle köyde ulaşımın koptuğunu söylerken, iktidarı da “Biz uyardık, siz baktınız. Milyonluk projeniz nerede?” sözleriyle eleştirdi.

Yaşadığı sel felaketinin izlerini silmeye çalışan Havsa ilçesine bağlı Oğulpaşa Köyü’nün köprü mağduriyeti katlandı. Verilen tüm sözlere rağmen köprünün bitirilememesi ve yağışların başlamasıyla birlikte köyün iki yakasının ulaşımı kesildi. 24 Kasım’da konuyu TBMM gündemine taşıyan ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi veren Yazgan, aradan geçen süreye rağmen önergeye yanıt verilmediğini açıkladı. Konuyla ilgili ikinci bir soru önergesi hazırlayan Yazgan, şunları kaydetti:

“Yağışlar nedeniyle yaşanan taşkının ardından Oğulpaşa köyümüzün iki yakasındaki ulaşım kesintiye uğradı. Bu; göz göze göre gelen, bağı bağıra ‘Ben geliyorum’ diyen bir yönetim felaketidir. Oğulpaşa’da yaşananlar, bir doğal afetin etkisi değil, basiretsizliğin ve liyakatsizliğin doğal sonucudur. Kasım ayında uyardık; ‘Köprü bitmedi, yağışlar geliyor. Vatandaşın can güvenliği ne olacak? Olası bir selde ulaşım kesilirse hesabını kim verecek?’ diye sorduk. Yanıt alamadık. AKP’nin Edirne Milletvekili ve İl Başkanı, geç gelen çalışmayı büyük bir marifet gibi anlattı. Bugün geldiğimiz nokta ortada. Biz uyardık, siz baktınız. Şimdi soruyorum; Milyonluk projeniz nerede? Sözde müjdelerinizi verirken en öndesiniz, şimdi neredesiniz? Milyonluk liralık bütçeyle, kış ortasında vatandaşa reva gördüğünüz hizmet bu mudur? Derhal güvenli ve kalıcı yolu yapın. Projenin tüm detaylarını kamuoyuna açıklayın. İl Genel Meclisi Başkanı ve üyelerimizin önerisi olan geçici askeri, amfibi vb. köprünün bu köye acilen yapılması gerekmektedir.Oğulpaşa sahipsiz değildir.”

‘Bu fiyat sütü de eti de bitirir’

Edirne Milletvekili ve Ziraat Mühendisi Ediz Ün, Ulusal Süt Konseyi tarafından açıklanan çiğ süt tavsiye fiyatının hem süt üreticisini hem de et üreticisini yeni bir krizin içine sürükleyeceğini belirtti. Ün, açıklanan fiyatın maliyetlerle hiçbir şekilde örtüşmediğini vurguladı.

Ulusal Süt Konseyi’nin açıkladığı fiyatla kendi verilerini dahi inkâr ettiğini ifade eden Ün, 22 Ocak 2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere açıklanan 22 lira 22 kuruşluk çiğ süt tavsiye fiyatının, bir önceki yılın aynı dönemine göre yalnızca yüzde 19’luk bir artış anlamına geldiğini söyledi. Buna karşın Konseyin kendi internet sitesinde yer alan verilere dikkat çeken Ün, şunları kaydetti:

“Aralık ayı verilerine göre süt yemi bir yılda yüzde 29, yonca yüzde 36, mısır silajı yüzde 47, saman ise yüzde 100 artmış durumda. Yani üreticinin tüm girdileri çiğ süt fiyatının çok üzerinde artarken, açıklanan bu fiyat ‘üretici zarar etsin’ demektir. Ulusal Süt Konseyi’nde Tarım ve Orman Bakanlığı temsilcileri, sanayiciler, üretici temsilcileri ve bilim insanları var. Hiçbiri bu tabloyu görmüyor mu?”

Konseyde alınan kararın sorumluluğuna da dikkat çeken Ün, “Sanayici kârını düşünür, bakanlık gıda enflasyonu artmasın diye fiyatı baskılar; bunu anlıyoruz. Peki bilim insanları bu maliyetleri görmüyor mu? Üreticiyi temsil edenler bu karara nasıl ‘evet’ dedi? Yarın üreticinin yüzüne nasıl bakacaklar?” ifadelerini kullandı.

Açıklanan fiyatın yalnızca süt sektörünü değil, et üretimini de olumsuz etkileyeceğini vurgulayan Ün, Türkiye’nin geçmişte bu süreci acı şekilde yaşadığını hatırlatırken şunları kaydetti:

“Bu filmi daha önce izledik. Süt para etmeyince yüz binlerce süt hayvanı kesime gitti. Önce et fiyatları düştü ardından kısa süre sonra et fiyatları yükseldi hem süt hem et üreticisi zarar etti. Ardından damızlık hayvan kalmadı ve Türkiye, hayvancılığa verdiği destekten çok daha fazlasını ithal hayvan ve et için harcadı. Bu yüzden diyoruz ki; süt hayvancılığı desteklenmeden et hayvancılığı ayakta kalamaz.”

Süt üreticisi zarar ederken tüketiciye bir fayda sağlanmadığını da vurgulayan Ün, TÜİK verilerine işaret etti. Ün, “TÜİK’in son açıkladığı alt kalemlere göre süt fiyatları yüzde 24, peynir yüzde 31, tereyağı ise yüzde 36 artmış durumda. Şubat ayında tablo daha net görülecek. Eğer raf fiyatlarındaki artış, çiğ süt fiyat artışının üzerinde devam ederse bu, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın sanayicinin yanında durduğunu gösterir. Bu da hem üreticiye hem tüketiciye bakanlık eliyle zarar verilmesi demektir” dedi.

Türkiye’deki hayvancılık krizinin artık bir girdaba dönüştüğünü söyleyen Ün, iktidarın tarım politikalarını sert sözlerle şöyle eleştirdi:

“Türkiye, AKP’nin başarısız tarım politikaları nedeniyle 2010 yılından bu yana hayvancılık krizinin içindedir. Bu krizden çıkış için öncelikle bu Tarım ve Orman Bakanı görevden alınmalıdır. İthalatı çözüm olarak gören bu anlayış, yakında süt ve süt ürünleri ithalatına da yönelir. Türkiye’nin artık üreticiyi merkeze alan yeni bir tarım politikasına ihtiyacı var. Aksi halde bu girdaptan çıkmamız mümkün değildir.”

‘Türkmenleri yok saymak kabul edilemez’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda Suriye ve Halep’e ilişkin verilen önerge görüşmelerinde Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanmadan bölgesel barış ve Türkiye’nin sınır güvenliğinin sağlanamayacağını söyledi.

İYİ Parti Milletvekili Prof. Dr.  Akalın, TBMM’deki Suriye ve Halep’e ilişkin verilen önerge görüşmelerinde önemli değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında Halep’in tarihsel ve demografik yapısına dikkat çeken Akalın, Türkmenlerin metinde yer almamasını “kabul edilemez bir eksiklik” olarak nitelendirdi. Türkmenlerin bu coğrafyada köklü bir topluluk olduğunu vurgulayan Akalın, Irak ve Suriye’de en fazla baskı ve zorla yerinden edilmeye maruz kalan gruplardan biri olduklarını ifade etti.

Akalın ayrıca 10 Mart Mutabakatı’na değinerek, sahada karşılığı olmayan mutabakatların Türkiye’nin güvenliği açısından ciddi riskler doğurduğunu belirtti. Golan Tepeleri’nin uluslararası hukuka göre Suriye toprağı olduğunu hatırlatan Akalın, İsrail’in bölgedeki işgalinin hukuksuz olduğunu ve görmezden gelinemeyeceğini söyledi.

Suriye’nin kuzeyinde SDG ve benzeri yapılar altında faaliyet gösteren silahlı grupların Türkiye için açık bir tehdit oluşturduğunu ifade eden Akalın, sınır güvenliğinin geçici tedbirlerle sağlanamayacağını vurguladı.

Akalın konuşmasını “Suriye’nin toprak bütünlüğü sağlanmadan bölgesel barış ve Türkiye’nin sınır güvenliği sağlanamaz” sözleriyle tamamladı.

CHP Edirne sahada

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne İl Başkanı Yücel Balkanlı, il ve ilçe örgütleri olarak, halkı yoksulluğa mahkûm eden yanlış ekonomi politikalarını anlatmak, partilerinin emekten ve üretimden yana çözümlerini paylaşmak için Edirne’nin dört bir yanında sahada olduklarını söyledi.

Balkanlı yaptığı açıklamada,.emekçilerle, emeklilerle, memurlarla olduğu kadar; toprağıyla geçinen çiftçilerle, hayvancılıkla ayakta kalmaya çalışan üreticilerle birebir buluştuklarını belirterek, “Bu kapsamda sivil toplum kuruluşlarımızı, meslek odalarımızı ve mahalle muhtarlarımızı ziyaret ederek, Edirne’nin gerçek sorunlarını yerinde dinliyor, ortak akılla çözüm yollarını konuşuyoruz. Muhtarlarımızın mahallelerde birebir yaşadığı geçim sıkıntısı, sosyal yardımların yetersizliği ve artan yoksulluk tablosu, ülkenin içine sürüklendiği ekonomik krizin en somut göstergesidir” dedi..

Bugün Edirne’de asgari ücretli, emekli ve memurun geçinemediğini anlatan Balkanlı şunları söyledi:

“Açlık sınırının altında kalan ücretler, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı karşısında her geçen gün erimektedir. İktidarın açıkladığı maaş artışları, halkın mutfağındaki yangını söndürmemekte; yoksulluğu kalıcı hale getirmektedir.

Edirne bir tarım ve hayvancılık kentidir. Ayçiçeğinden çeltiğe, buğdaydan süt ve besiciliğe kadar üretim yapan çiftçimiz bugün tarihin en zor dönemlerinden birini yaşamaktadır. Mazot, gübre, ilaç, yem ve elektrik maliyetleri katlanarak artmış; ithalat politikalarıyla üretici korunmasız bırakılmıştır. Hayvancılıkla uğraşan yurttaşlarımız yem fiyatları nedeniyle üretimden çekilmek zorunda kalmaktadır.

23 yıllık AKP iktidarı, tarımı ve hayvancılığı desteklemek yerine ithalata dayalı politikalarla üretimi çökertmiş; Edirne gibi üretim merkezlerini yalnız bırakmıştır. Bu anlayış, hem köylerimizi boşaltmış hem de gıda güvenliğimizi tehlikeye atmıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizler; Asgari ücretin insanca yaşam düzeyine çıkarılmasını, En düşük emekli maaşının insan onuruna yakışır seviyeye yükseltilmesini, Memur maaşlarının gerçek enflasyona göre düzenlenmesini, Çiftçinin ve hayvancının maliyet yükünü azaltan, üretimi teşvik eden kamucu tarım politikalarını savunuyoruz.

CHP İl ve ilçe örgütlerimizle birlikte Edirne’de sokaktayız, pazardayız, tarladayız; STK’larımızla ve muhtarlarımızla yan yanayız. Halkımızı dinliyor, gerçekleri anlatıyor, bu düzenin değişebileceğini gösteriyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hak, hukuk, adalet temelinde; emeğin, üretimin ve alın terinin iktidarını kurmaya hazırdır. İlk seçimde Türkiye’yi yoksulluğa mahkûm eden bu anlayış mutlaka değişecektir.”

‘Bilim insanları tükeniyor’

İYİ Parti Edirne Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Akalın, üniversitelerde AR-GE yatırımlarının, bütçe önceliklerinin, akademisyenlerin özlük ve ekonomik haklarının, liyakat ilkesinin ve yaygınlaşan nepotizmin Meclis Araştırması ile ele alınmasını talep etti.

Milletvekili Akalın,  Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda üniversitelerin içinde bulunduğu tabloya ilişkin vermiş olduğu araştırma önergesi ile ilgili bir konuşma yaptı.

Yıllarını üniversitelere, bilime, AR-GE faaliyetlerine ve öğrenci yetiştirmeye vermiş bir akademisyen kimliğiyle konuştuğunu vurgulayan Akalın, aktardıklarının “teorik değil, rakamlarla ve sahadan gelen gerçekler” olduğunu söyledi.

Akalın, üniversitelerin bilim üretmek ve teknoloji geliştirmek yerine ayakta kalma mücadelesi veren kurumlara dönüştüğünü belirterek, bunun temel nedeninin yetersiz AR-GE yatırımları, gerçek anlamda kurulamayan üniversite-sanayi iş birliği ve giderek ağırlaşan akademik çalışma koşulları olduğunu ifade etti.

Türkiye’de AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının yalnızca %1,46 olduğuna dikkat çeken Akalın, merkezi yönetim bütçesinden AR-GE’ye ayrılan payın yaklaşık %1,5, kamu kaynaklarının GSYH içindeki payının ise %0,4 seviyesinde kaldığını söyledi. Üniversitelere ayrılan payın bunun da çok altında olduğunu vurguladı. Avrupa Birliği ülkelerinde kişi başına AR-GE harcamasının ortalama 285 avro, Türkiye’de ise yalnızca 57,5 avro olduğunu hatırlatan Akalın, “Bu tabloyla üniversitelerden dünya ile rekabet edecek bilim üretimi beklemek gerçekçi değildir” dedi.

Sorunun sadece bütçe meselesi olmadığını belirten Akalın, akademisyenlerin ciddi bir güvencesizlik içinde çalıştığını ifade ederek, doktor öğretim üyelerinin sürekli yeniden atanma baskısı altında olduğunu, doçentlik kriterlerinin sık sık değiştiğini ve geriye dönük uygulandığını, yeniden getirilen sözlü sınavın objektiflik tartışmalarını derinleştirdiğini dile getirdi. YÖK’ten unvan alan birçok akademisyenin yıllarca kadro beklemek zorunda kaldığını söyleyen Akalın, yasal araştırma izinlerinin dahi fiilen kullandırılmadığını vurguladı.

Akademisyenler için emeklilik yaşının 73-75’e çıkarılmasına yönelik tartışmaların üniversiteleri ileri değil geri götüreceğini ifade eden Akalın, genç akademisyenlere alan açılmadan bilimsel yenilenmenin mümkün olmayacağını söyledi.

Tüm bu sorunların bir bütün olduğunu vurgulayan Akalın, üniversitelerde AR-GE yatırımlarının, bütçe önceliklerinin, akademisyenlerin özlük ve ekonomik haklarının, liyakat ilkesinin ve yaygınlaşan nepotizmin Meclis Araştırması ile ele alınmasını talep etti.

Ancak Akalın’ın verdiği araştırma önergesi, muhalefet partilerinin kabul oylarına karşın AKP ve MHP milletvekillerinin red oylarıyla TBMM Genel Kurulu’nda reddedildi.

Konuşmasını “Bilim susarsa ülke susar, üniversite zayıflarsa geleceğimiz de zayıflar” sözleriyle tamamlayan Akalın, bilim dünyası ve akademisyenler adına bu gerçekleri dile getirmeye devam edeceklerini ifade etti.

‘Halk kimin sahada olduğunu biliyor’

CHP Edirne Merkez İlçe Başkanı Volkan Akgüngör, AKP Edirne Merkez İlçe Başkanı Engin Makak’ın Belediye Meclisi toplantısındaki tartışmalar üzerine yaptığı açıklamanın; yaşananların bağlamından koparıldığını, siyasi sorumluluktan uzak ve kamuoyunu yanıltmaya dönük bir dil içerdiğini üzülerek gördüklerini söyledi.

CHP Merkez İlçe Başkanı Akgüngör, yaptığı yazılı açıklamada, “Öncelikle şu hususun altını net biçimde çizmek isteriz: Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz, seçilmiş iradenin kimden yana olursa olsun yanında durmayı ilke edinmiş bir siyasi geleneğin temsilcileriyiz. Nitekim söz konusu meclis toplantısında CHP Grubumuz, Yunan basınında Sayın Cumhurbaşkanı’na yönelik yapılan yakışıksız paylaşımı açık ve net bir dille kınamış; “seçilmiş iradenin hedef haline getirilmesine” karşı durduğunu ifade etmiştir” diyerek şunlara yer verdi:

“Peki aynı hassasiyet, Edirne halkının oylarıyla seçilmiş Belediye Başkanımız Sayın Filiz Gencan hakkında atılan ‘kayyım’ çağrıları karşısında AKP Grubu ve ilçe yöneticileri tarafından gösterilmiş midir? Maalesef hayır. Milli irade; işinize geldiğinde savunulacak, işinize gelmediğinde görmezden gelinecek bir kavram değildir. Bu tutarsızlık, Edirne halkının vicdanında karşılığını bulmuştur.

“YAZIKLAR OLSUN” KİME SÖYLENDİ?

Belediye Meclisi’nde yaşanan tartışmalar sırasında Başkanımızın dile getirdiği tepki, asla Edirne halkına değildir.

O söz; Gerçek bir sıkıntıyı siyasi gerilim aracı haline getirmeye çalışanlara, Seçilmiş bir Belediye Başkanı’nı hedef alan kayyım çağrılarına sessiz kalanlara, Halkın yaşadığı sorunu çözmek yerine, o sorun üzerinden siyaset üretmeyi tercih eden anlayışadır.

Gerçekten su kesintilerinden etkilenen, sitem eden, eleştiren hemşehrilerimiz başımızın tacıdır. Onların talebi de, eleştirisi de meşrudur. Ancak bu samimi tepkileri, siyasi provokasyonla karıştırmak kamuoyuna karşı dürüst bir tutum değildir.

HALKTAN KOPUKLUK İDDİASI: SAHA MI, KÜRSÜ MÜ?

‘Hal¬ktan koptunuz’ eleştirisini yapanlara açıkça soruyoruz: Filiz Başkan, seçildiği günden bu yana bu şehrin her kesimiyle yan yana dururken; yılbaşı gecesinde emekçilerle, görev başında olanlarla birlikteyken, pazarda üretici kadınların yanında, Saraçlar’da esnafla, mahallelerde hemşehrilerimizle bir aradayken siz neredeydiniz? Pazarda sizi gören oldu mu? Emeklilerin feryadında sizi duyan oldu mu? Sokakta, sahada, vatandaşın içinde var  mıydınız?

Halktan kopukluk, eleştiriyi dile getirmekle değil; halkın arasında olmamakla olur. Edirne halkı, kimin meydanlarda olduğunu, kimin ise manşetler üzerinden siyaset yaptığını çok iyi ayırt edecek ferasete sahiptir.

SU MESELESİ: GÜNÜ KURTARMAK DEĞİL, GELECEĞİ GÜÇLENDİRMEK

Su kesintileri yaşanmıştır; bu gerçeği saklamıyoruz, örtmüyoruz. Ancak Edirne Belediyesi’nin yaklaşımı; geçici çözümlerle günü kurtarmak değil, altyapıyı daha dayanıklı hale getirecek adımları kararlılıkla atmaktır. Depolar arası bağlantıların güçlendirilmesi, yeni kuyuların devreye alınması, şebekenin daha sağlıklı çalışmasını sağlayacak düzenlemeler ve Kaleiçi’nde yürütülen altyapı çalışmaları bu anlayışın parçalarıdır. Bu bir inkâr ya da kaçış değil; sorumluluk alan, çözüm üreten bir yönetim anlayışıdır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak şunu açıkça ifade ediyoruz: Filiz Gencan halktan kopuk değil; halkın içindedir. Edirne Belediyesi, mazeret üreten değil; çözüm üreten bir anlayışla yönetilmektedir.Seçilmiş iradeye yönelik her türlü itibarsızlaştırma çabasının karşısında durmaya devam edeceğiz.

Bu vesileyle, Belediye Başkanımızın 2026 yılını Edirne için ‘Yatırım ve İcraat Yılı’ ilan eden kararlı duruşunun arkasında olduğumuzu bir kez daha kamuoyuyla paylaşıyoruz. Edirne’yi; günü kurtaran değil, geleceğini kuran bir anlayışla, hep birlikte yönetmeye devam edeceğiz.”

Makak’tan Gencan’a tepki

AK Parti Edirne Merkez İlçe Başkanı Engin Makak, Belediye Meclisi Ocak Ayı Olağan Toplantısındaki tartışmalar üzerine yaptığ açıklamada, Belediye Başkanı Filiz Gencan’ın AK Parti Meclis Üyelerine yönelik tavrının aslında doğrudan Edirne halkına yönelik bir saygısızlık olduğunu belirtti.

“Yazıklar Olsun’ Sözü Milletin İradesinedir”

Yıldırım ve Yeniimaret mahallelerinin su sorununu meclise taşıyan üyelere sarf edilen ifadeleri kınayan Makak, şunları kaydetti:

“Meclis üyelerimiz, Edirne halkının oylarıyla seçilmiş milletin temsilcileridir. Onlara yönelik yükseltilen ‘Yazıklar olsun’ ifadesi, aslında bu yetkiyi veren halkımıza söylenmiştir. 8 gün boyunca neden susuz kalındığına dair tek bir açıklama dahi yapmayanların, halkın derdini anlatanlara kürsüden parmak sallaması demokratik nezaketle bağdaşmamaktadır.”

“En Soğuk Günlerde Halkı Susuz ve Soğukta Bıraktınız”

Krizin insani boyutuna dikkat çeken Makak, belediye yönetiminin halkı dondurucu soğuklarda kadere terk ettiğini vurgulayarak şunları söyledi:

“2026 yılına girerken Edirne’de su kuyruklarının oluşması bir utanç tablosudur. En soğuk günlerde, sular akmadığı için kombiler durmuş; evlerde çocuklarımız ve yaşlılarımız battaniye altında soğukla baş başa bırakılmıştır. Mahalleliye 8 gün boyunca bir kelime açıklamayı dahi çok görüp, mecliste mahallelinin sesi olan temsilcilerimize öfke kusulması asıl ‘yazıklar olsun’ denilmesi gereken durumdur” dedi.

“30 Yıllık İhmalin İtirafı”

Başkan Gencan’ın “O mahallelere ilk ben hizmet ettim” sözlerini eleştiren Makak, “Bu sözler aslında 30 yıllık ihmalinizin itirafıdır. Sormazlar mı; ‘30 yıldır bu şehri başka bir parti mi yönetiyordu?’ diye. Bu sözleriniz, Yıldırım ve Yeniimaret’i bunca yıl nasıl kaderine terk ettiğinizin en açık kanıtıdır” ifadelerini kullandı.

“Halkımızın Sesi Olmaya Devam Edeceğiz”

Makak, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Halkın temsilcilerini azarlayarak gerçekleri örtemezsiniz. Biz o su kuyruklarında bekleyen hemşehrilerimizin ve soğuk evlerde üşüyen yavrularımızın sesi olmaya sonuna kadar devam edeceğiz. 2026 Edirne’sindeki bu ihmalkarlığı ve halkın temsilcilerine yönelik öfkeli tavrı vicdan sahibi hemşehrilerimizin takdirine bırakıyorum.

Köylerde ‘kadastro yenileme’ sıkıntısı

21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek, yürütülen kadastro yenileme çalışmalarının amacının mülkiyet ihtilafı yaratmak değil, tapu ve kadastro sistemini daha sağlıklı ve güvenilir hale getirmek olması gerektiğini bildirdi.

Eski milletvekili Şimşek, yaptığı yazılı açıklamada, köylerde karşılaşılan sorunların başında; eski kadastro haritalarının yetersizliği, sınır tariflerinin belirsizliği, ölçüm tekniklerindeki farklılıklar ve vatandaşların yeterince bilgilendirilmemesinin geldiğini belirterek şunları söyledi:

“Serhat Kentimiz Edirne ilimizde 127 yerleşim yerinde tamamlanan ve devam eden yenileme kadastrosu çalışmaları önem arz etmektedir.

Yapılan toplulaştırma çalışmalarındaki halkımızın zarar görmemesi ve kayıp yaşamaması için sürecin çok iyi takip edilmesi gerekmektedir. Burada başta İl Genel Meclisi Üyelerimiz, Muhtarlarımız olmak üzere, seçilmişlerimize, siyasi partilere, tüm kurum ve kuruluşlarımıza süreç ile ilgili halkımızı bilinçlendirme görevidir.

3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 22/A maddesi uyarınca yürütülen yenileme kadastrosu çalışmaları, tapu ve kadastro verilerinin güncellenmesi ve teknik hataların giderilmesi amacıyla uygulanmaktadır. Ancak uygulama sürecinde, özellikle köy yerleşimlerinde çeşitli sorunlar yaşandığı gözlemlenmektedir.

Köylerde karşılaşılan sorunların başında; eski kadastro haritalarının yetersizliği, sınır tariflerinin belirsizliği, ölçüm tekniklerindeki farklılıklar ve vatandaşların yeterince bilgilendirilmemesi gelmektedir. Bu durum, bazı taşınmazlarda sınır uyuşmazlıklarına, yüzölçümü değişikliklerine ve hak kaybı endişelerine yol açabilmektedir.

Ayrıca, 22/A maddesinin teknik bir yenileme düzenlemesi olmasına rağmen, uygulamanın zaman zaman mülkiyet değişikliği algısı oluşturması, köy halkı arasında tedirginliğe ve idareye yönelik güven sorunlarına neden olmaktadır. Askı ve ilan süreçlerinin yeterince anlaşılır yürütülmemesi de itirazların ve hukuki uyuşmazlıkların artmasına sebep olmaktadır.

Bu sorunların çözümü için;

Yenileme kadastrosu çalışmalarının tamamen teknik düzeltme amacı taşıdığı, mülkiyet hakkını değiştirmediği hususu köy halkına açık ve anlaşılır biçimde anlatılmalıdır.

Köylerde uygulama öncesinde bilgilendirme toplantıları düzenlenerek vatandaşların sürece katılımı sağlanmalıdır.

Eski kadastro paftaları ile yeni ölçümler arasındaki farklar titizlikle incelenmeli, sınır ve yüzölçümü değişiklikleri somut teknik gerekçelere dayandırılmalıdır.

Askı ve ilan süreçleri şeffaf yürütülmeli, itiraz hakkı konusunda vatandaşlar etkin şekilde bilgilendirilmelidir.

Uygulamada görev alan teknik ve idari personelin mevzuat bilgisi güçlendirilmeli, köy yerleşimlerinin sosyal ve fiilî durumu dikkate alınmalıdır.

 3402 sayılı Kanun’un 22/A maddesi kapsamında yürütülen yenileme kadastrosu çalışmalarının amacı; mülkiyet ihtilafı yaratmak değil, tapu ve kadastro sistemini daha sağlıklı ve güvenilir hale getirmektir. Bu amaca ulaşabilmenin yolu ise şeffaflık, doğru bilgilendirme ve vatandaşın mülkiyet hakkına azami hassasiyet gösterilmesinden geçmektedir.”