Edirne Belediye Başkanlığı tarafından organize edilen, Araştırmacı Yazar İlknur Güntürkün Kalıpçı‘nın hazırlayıp sunduğu ”Zamansız Kadınlar” isimli tiyatral gösteri 25 Şubat 2024 Pazar Günü Saat: 14.00’da Edirne Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi ve Belediye Konservatuvarı sahnesinde Edirneliler ile buluşacak. Edirneliler, cumhuriyet tarihinin ilklerine imza atan ve yaşadıkları çağın ötesindeki kadınların hayat hikâyelerini, eşsiz kostümleri ve çok daha fazlasını barındıran bu tiyatral gösteriyi ücretsiz olarak izleyebilecek.
Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı Naciye Suman, kadın özgürlüğünün ilk temsilcilerinden Şükufe Nihal, 1932 yılında Belçika’da yapılan Dünya Güzellik Yarışması’nda birinci olan Türkiye’nin ilk Dünya güzeli Keriman Halis Ece, ilk pilot Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk heykeltıraşı Sabiha Bengütaş, ilk belediye başkanı Afet İnan, Türkiye’nin ilk kadın inşaat mühendisi Sabiha Gürayman gibi döneme damga vurmuş zamansız kadınların hikâyelerini anlatan bu gösteriye tüm hemşehrilerini davet eden Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, şu ifadeleri kullandı;
“Türk kadınına verilen değerin büyük bir önem arz etmesini Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’e borçluyuz. Onun ileri görüşlülüğü ve öncülüğü sayesinde kadınlarımız, tarihimizin çeşitli alanlarında başarılar elde etmiş, ülkemize ve dünyaya önemli katkılarda bulunmuşlardır. Bu anlamlı gösterimizde Türkiye’nin ilk kadın fotoğrafçısı Naciye Suman’dan, ilk pilotumuz Sabiha Gökçen’e kadar, birbirinden önemli isimlerin yaşamlarını ve başarılarını sahneye taşımaktadır.Edirne Belediyesi olarak vatandaşlarımızı sanatın tüm dalları ile buluşturabilmekten büyük mutluluk duyuyor, sizleri, geçmişimizin değerli mirasını daha yakından tanımak ve kadınlarımızın önemli başarılarını birlikte anmak için ücretsiz sahnelenecek bu anlamlı gösteriye tüm halkımız davet ediyorum”
Yaşamını Edirne’de sürdüren Kars doğumlu Şair Metin Koca, 16 yıl emek verdiği ve 22 bin kıtadan oluşan, “Koca Türk’ün Destanı” isimli eseri ile hem içeriği hem de yazım süresi bakımından bir rekoru elinde bulunduruyor. Türk tarihini kronolojik bir sırayla destanlaştıran şairin bu çalışmasından çok sayıda üstad ve yorumcu övgüyle söz ediyor. İlkokul, ortaokul ve lise yıllarını Kars’ta geçiren, Anadolu Üniversitesi mezunu evli ve iki çocuğu bulunan şair bir kamu kuruluşundan emekli oldu. 1985 yılında 30’lu yaşların başında şiirle tanışan ve ilk eserlerini vermeye başlayan Şair Metin Koca’nın eserleri, Müzik Magazin, Ana, Eflatun, Ozan, İlkyaz, Ahenk, Ozan Ağacı, Oluşum, Simav Anadolu, Edirne Kültür ve Sanat dergilerinde; Kars Hüryurt, Edirne Haber, Vatandaş Hudut, Keşan Önder, Medya ve Vatan gazetelerinde; Müzik Magazin, Akademik Hizmetler, Ana ve Edirne’den Esintiler adlı antolojilerde yayımlandı. 1997 yılında Akçay Şairler ve Bestekarlar Güfte Yazarları Festivali’nde ‘Tükendi mi Kahkaha’ adlı şiiri güfte dalında ‘İkincilik Ödülü’ kazandı. Dil kullanımında oldukça hassas olan şairin bu şiiri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Edirne Türk Sanat Müziği Topluluğu sanatçısı Halil Erseven tarafından hicaz makamında bestelendi.
Edirne’de 1997 yılından beri şiir adına yaptığı çalışmalar nedeniyle Ana Dergisi tarafından ödüllendirildi. 1997 yılında, yirmi bin kıta olarak tasarladığı ‘Türk’ün Varoluş Destanı’nı yazmayı sürdüren şair, 2022 yılında kitabını 22 bin kıta olarak tamamladı. Sekiz yüzden fazla şiiri bulunan, “Halk şiiri beslendiğim ana kaynaklardan biri. Şiiri insanın kendi ana dilinde söylenmiş bir türkü olarak değerlendiriyorum” diyen şair; eserlerinin ana teması aşk olmakla birlikte, vatan, bayrak, Türklük, Atatürk, millet, tabiat, din ve kahramanlık konularını da işledi. Türk tarihini, “Türk’ün Destanları” isimli kitabında kronolojik bir sırayla destanlaştıran Şair Metin Koca kitabının ‘Son Sözüm’ bölümünde, destanları kaleme alırken yaşadığı süreci şu sözlerle anlatıyor : Bizim öz kültürümüzün, yaşayışımızın, inanç dünyamızın, kahramanlarımızın, tarihimizin, tarihe bir de benim satırlarım ile miras olmasını arzuladım ve başardım çok şükür. Fakat en büyük başarım; dolu dolu 16 sene zaman ayırdığım uykusuz geceleri, düşünceleri, araştırmayı, seyahatleri, hocalara ulaşma gayretlerini, kütüphanelerde arşivleri incelemeyi, kısacası cefayı seve seve, yüksünmeden çektiğim ve nihayete erdirdiğim, Türk Tarihini kronolojik olarak sıraladığım 22 bin kıtalık, “Koca Türk’ün Destanı”nı sizlerle buluşturmak olacak. Metin Koca’nın “Türk’ün Destanları” isimli eseri; “Tuva ve Hakas’tan gelen yazıtlar / Üzeri yazılı taşlar, anıtlar / Asya’dan Tuna’ya Türk’ü kanıtlar / Bunlar Türk’ün şeref, şan hazinesi / Bu yaygın toprağın kültür belgesi “ dörtlüğü ile başlıyor. “Çizildi kanımızla misak-ı milli toprak / Kemiklerden dağ yaptık, dökülen kandan ırmak / Şan şerefle dalgalan göklerdeki al bayrak / Türk’üz, Türkiyeliyiz bu vatanda yaşarız / Et ve tırnak olmuşuz ayırana şaşarız” dörtlüğü ile tamamlanıyor.
Olgay GÜLER Edirne’nin Uzunköprü ilçesi Muzaffer Atasay Lisesi 12’inci sınıf öğrencisi Gökay Gündüz (17), 1 yıllık süreçte yazdığı şiirler arkadaşları ve öğretmenlerince büyük beğeni toplayınca kitap haline getirerek yayınlatmayı başardı. Uzunköprü’de ailesiyle yaşayan Gündüz, 11’inci sınıfta şiir yazmaya başladı. 1 yıllık süreçte çok sayıda şiire imza atan Gündüz, arkadaşları ve öğretmenlerinin beğenisi ve cesaretlendirmesi üzerine bunları bir kitapta toplamaya karar verdi. ‘Velonia’ ismini verdiği kitabını, doğrudan yayıncılık hizmetini kullanıp kitapyurdu.com sitesi üzerinden yayınlatmayı başaran Gündüz, bu süreçte yanında olan arkadaşları ve öğretmenlerine de teşekkür etti. Kitabıyla ilgili duygularını paylaşan Gündüz, “Şiir yazarken en çok duygularımın etkisinde kalıyorum. Şiirlerimin temelinde çevremi başka bir gözle görme ve anlama gayreti var. Şiir yazan insanlar, kitabımı okuduktan sonra şiirlerimi onları iyi değerlendirebilecek insanlarla paylaşırsa bu beni çok mutlu eder” diye konuştu. Ocak ayında yayımlanan Velonia isimli kitap www.kitapyurdu.com üzerinden satın alınabiliyor.
Olgay GÜLER Edirne’de, 1400’lü yıllarda yaşamış Osmanlı Devleti önemli paşalarından Gazi Mihal Bey anısına yapılan, uzun yıllardır atıl durumdaki Gazi Mihal Bey Hamamı’nın restorasyonuna başlandı. Avrupa’ya açılan Kapıkule Sınır Kapısı yolunda bulunan, zamanla madde bağımlıları ile definecilerin mekanı haline gelen tarihi hamam için uzun zamandır beklenen restorasyon çalışmaları başladı.
Kemer ve kubbeleri ile Osmanlı’nın önemli mimarisini bugüne taşıyan önemli eserlerden tarihi hamam için düğmeye basan Edirne Valiliği, 600 yıllık hamamda çalışmaların başladığını duyurdu. Edirne Valisi Yunus Sezer, bölgeye giderek çalışmaları yerinde inceledi.
‘ÇALIŞMALARI EN KISA SÜREDE TAMAMLAYACAĞIZ’ Edirne’nin tarih ve kültür müzesi olduğunu ifade eden Vali Sezer, “Gazimihal Hamamı’nın restorasyon çalışmalarına başladık. Bir taraftan Selimiye’nin restorasyonu, bir taraftan Edirne Sarayı, 40 civarında konak ve Şükrü Paşa Anıtı’nın restorasyon çalışmaları da devam ediyor. Gazimihal Hamamı’nı da bir müze veya faklı şekilde değerlendirme noktasında çalışmalarımızı yapacağız. Hamamın ihya çalışmalarını en kısa sürede tamamlayacağız” dedi.
Trakya Üniversitesi Edirne Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nda Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sali Saliji tarafından kurulan ve 2015 yılından bu yana İzmir’de düzenlenen festivalde bir hafta boyunca yaklaşık 200 seansta 100’ün üzerinde film gösterildi Avrupa’nın en büyük Balkan temalı film festivali olarak kabul edilen Balkan Panorama Film Festivali’nin dokuzuncusu İzmir’de düzenlendi. Balkan Panorama Film Festivali’nin resmi yarışma ve gösterim programında yer alan filmlerin gösterimleri Suat Taşer Kültür Merkezi, Çatı Bostanlı, Hikmet Şimşek Sanat Merkezi, Çarşı Kültür ve Sanat Merkezi ile İzmir Sanat’ta gerçekleştirildi.
Festivalde Türkiye ve Balkan yapımı uzun metraj ve kısa metraj kurmaca, belgesel ve animasyon filmler gösterilmekle birlikte; ulusal ve uluslararası olmak üzere 12 dalda festivalin sembolü olan Sarı Şemsiye ödülü, Ulusal ve uluslararası kategorilerde ‘En İyi Uzun Metraj Film’, ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Kadın Oyuncu’, ‘En İyi Erkek Oyuncu’, ‘En İyi Kısa Metraj Film’ ve ‘Dario Moreno En İyi Uzun Metraj Film’ ile ‘Süslü Şemsiye En İyi Uzun Metraj Film’ kategorilerinde verildi. Festivale konuk ülke olarak Kuzey Makedonya, konuk sinema okulları olarak ise Konya Selçuk Üniversitesi ve Saraybosna Üniversitesi Sahne Sanatları Akademisi katıldı.
Festivalin danışma kurulunda Oscar ödüllü Macar yönetmen, senarist, yapımcı Istvan Szabo; dünyaca ünlü Hırvat aktör Rade Serbedzija; Türk sinema oyuncusu, Yeşilçam’ın efsane ismi Ediz Hun; Sırp oyuncu, yönetmen ve yapımcı Lazar Ristovski; Hırvat oyuncu İgor Galo bulunuyor. Türk sinemasının önemli isimlerinden geçen yıl vefat eden oyuncu Rıza Akın, Karadağlı aktör Petar Božović ise festivalin onur konuğu oldu. İki ismin başrol olarak yer aldığı ‘Rıza’ ile ‘Nikola Tesla’nın Sırları’ filmleri festival kapsamında gösterildi. Festival sayesinde İzmirli sinema severleri, Balkan sinemasıyla buluşturmaktan büyük bir keyif aldığını belirten Festival Kurucusu ve Direktörü Doç. Dr. Sali Saliji “Kısa zaman içerisinde festivalin, bir Balkan göçmen kenti sayılan İzmir’in gözde ilçesi Karşıyaka ile özdeşleşeceğinden ve halk tarafından büyük bir beğeni toplayacağından kuşkum yoktur.” dedi.
Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği Dergisi (ETTDERGİ), 5. sayısını “vefa” temasıyla okurlarıyla buluşturdu. Edirne’nin tarihi, kültürel ve doğal güzelliklerini tanıtmaya ve turizmin gelişmesine katkıda bulunmaya devam eden ETTDER, bu özel sayıda 1960’larda derneğin başkanlığını yapan merhum Rezzan Erton’u saygı ve özlemle anıyor, derneğe verdiği emek ve hizmetleri için Rezzan Erton’a duyulan vefa borcunu ise oğlu Murat Erton’un kaleme aldığı anılarla okurlarla paylaşıyor. ETTDERGİ’nin 5. sayısında, Edirne’nin tarihine, kültürüne, sanatına ve sosyal yaşamına dair ışık tutan altı makale ve şehrin güzelliklerini yansıtan onlarca fotoğraf ve gravür bulunuyor. Her sayısında Edirne’ye farklı açılardan, farklı konu ve konuklarla bakmayı hedefleyen ETTDERGİ, 5. sayısında da kent kimliğine değer katan yazılar ve etkileyici fotoğraflarıyla okurlarını Edirne’nin bilinmeyen derinliklerine götürüyor. Bu özel sayıda, 1953 Edirne Depremi ve etkilerini ele alan Ali Karapire, Ulusal Basında Edirne Etnografya Müzesi’nin Kuruluşunu aktaran Ünal Üstündağ, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Edirne’yi anlatan Yılmaz Kahrıman, Bir Şehrin Kültürel Varlığında Kakava’yı ele alan Turan Şallı ve Korku Turizmi Kavramı ile Korku Turizmi Çerçevesinde Edirne’yi irdeleyen Mehmet Berk Yaltırık gibi değerli yazarların katkıları yer alıyor. Ayrıca, 1960’lı yıllarda Edirne Tanıtım ve Turizm Derneği başkanlığı yapmış olan Sayın Rezzan Erton’un anılarını, oğlu Murat Erton’un kaleminden okuma şansını da buluyoruz. ETTDERGİ’nin 5. sayısının Editör ve Yayın Yönetmeni Neslihan Çakır, derginin “vefa” temasına özel olarak hazırlandığını ve Sayın Rezzan Erton’un anılarının bu sayıda yer almasına büyük önem verdiklerini belirtti. Çakır, dergiye sağladığı destekten ötürü dernek Yönetim Kuruluna ve Başkan Bülent Bacıoğlu’na, yazı işleri ve kapak tasarımını yapan Esra Konaklılar’a, redaksiyon için Ayşenur Ersoy’a, dizgi ve tasarımını üstlenen Deer Prodüksiyon’dan Hasan Yiğit Konaklılar’a ve Cengiz Bulut, Namık Kemal Döleneken, Prof. Dr. Emel Gönenç Güler, Öğr. Gör. Yaşagül Ekinci Danışan ve Öğr. Gör. Altay Bayatlı’dan oluşan Danışma Kurulu’na teşekkür etti. Derneğin açıklamasında 5. sayının, önceki dört sayıda olduğu gibi 1000 adetlik baskısı yapılarak Edirne içinde, ülke genelinde ve yurt dışında kültür ve sanatla ilgili kurumlara, kütüphanelere, üyelere, turizm tesislerine, üniversitelere, eğitim kurumlarına ve konuk yazarlara dağıtımının gerçekleştirildiğine yer verildi. ETTDER üyelerinin ve gönüllülerinin emeğiyle hazırlanan ETTDERGİ’nin yılda iki kez olmak üzere altı ayda bir yayınlanmaya devam edeceği belirtildi. Derginin, Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan uluslararası ve çok dilli ISSN numarası aldığı için “www.academia.edu” üzerinden dünya genelinde akademik ortamda paylaşıldığı, ayrıca, binlerce e-posta ile ulusal ve uluslararası düzeyde yaygınlaştırılarak ülkemizde ve yurtdışında birçok kütüphaneye gönderildiği kaydedildi. ETTDERGİ’nin 5. sayısına derneğin web sitesi (www.ettder.org) üzerinden veya Edirne’deki dernek ofisinden ücretsiz olarak ulaşabiliyor.
Gökalp TOPYAN Geçen yıl yaşanan büyük deprem felaketinde hayatını kaybeden Hatay Sümerler Ortaokulu 7’nci sınıf öğrencisi Yağmur Rifaioğlu’nun depremden kısa bir süre önce bestelediği şarkı, 6 Şubat günü Edirne’de de seslendirildi. Trakya üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Müzik Öğretmenliği Çok Sesli Korosu ve Balkan Gençlik Korosu Topluluğu, Şef Öğretim görevlisi Zübeyde Omurtay ve Doktor öğretim üyesi Osman Musaoğlu eşliğinde, Yağmur’un şarkısını seslendirdi.
Deprem şehidi çocuklarımızdan biri olan Yağmur Rifaioğlu, felaketten birkaç gün önce sözlerini annesinin yazdığı şarkıyı besteledi ve hocasından da düzenlemesini istedi. Hocası MKÜ Antakya Devlet Konservatuvarı öğretim görevlilerinden Sezgin Suna Yağmur’un son isteğini yerine getirip şarkıyı düzenlendi ve tüm Türkiye ile paylaştı. Yağmur’un şarkısı, depreminin yıldönümünde gerçekleşen anma törenleri nedeniyle okulların ders başı yaptığı 7 Şubat günü Hatay’daki tüm okullarda söylendi. Sosyal medyada da paylaşılan bu duygu dolu şarkı ilk gün 1.5 milyondan fazla kişi tarafından dinlendi. Hatay Sümerler Ortaokulu 7’nci sınıf öğrencisi olan 13 yaşındaki Yağmur ile annesi Öğretmen Nimet Rifaioğlu, depremden dört gün sonra yıkıntılardan çıkarılmış, ancak yaşama tutunamamıştı. Müzik sevdalısı bir çocuk olan Yağmur 7 yaşından itibaren Antakya Polifonik Korolar Derneği üyesi olarak müzik çalışmalarını sürdürüyordu.
Keşan Belediyesi ve Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Keşan Şubesi ile iş birliğinde düzenlenen “Sadık Ahmet” filminin gösterim etkinliği yoğun katılımla gerçekleştirildi. Bendis AVM Cine Bendis’te gerçekleştirilen filmin gösterimine Keşan Belediye Başkanı Mustafa Helvacıoğlu, Dr. Sadık Ahmet’in eşi Işık Ahmet, kızı Funda Sadık Ahmet, CHP Keşan İlçe Başkanı Anıl Çakır, AK Parti Kadın Kolları Başkanı Nuriye Altın, Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Genel Başkanı Hasan Küçük, Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Keşan Şubesi Başkanı Ayhan Beyli, CHP Keşan Belediye Başkan Adayı Mehmet Özcan, Bendis AVM sahiplerinden Aydın İstek ve bazı sivil toplum kuruluşu temsilcileri, belediye meclisi üyeleri ile vatandaşlar katıldı.
“Mücadelemize öncülük etmiş ve fitili ateşleyen bir kıvılcım oldu” Gösterim öncesinde konuşan Hasan Küçük, “Dr. Sadık Ahmet, toplumsal baskılara karşı milli müca-delemize öncülük etmiş ve fitili ateşleyen bir kıvılcım oldu. Batı Trakya Türk azınlığının kimlik ihlali karşısındaki tutumu da mücadelesi de Dr. Sadık Ahmet öncülüğünde topyekün birlik ve beraberlik içerisinde olmuştur” şeklinde konuştu.
“Taşıdığım soyadı ile gurur duyuyorum” Daha sonra söz alan Işık Ahmet, filmin yapılmasında emeği geçen TRT’ye teşekkür ederek, “Filmi izlediğimizde konuşamaz hale geliyoruz. Bir liderin yaşadıklarının beyaz perdeye yansıması ve ölümsüzleşmesi işte budur. Çok güzel bir hareket. Taşıdığım soyadı ile gurur duyuyorum. Filmde emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi.
“Dr. Sadık Ahmet, bugün bizim haksızlıklara karşı mücadele azmimizi pekiştirmektedir” Programın devamında konuşan Helvacıoğlu, “Keşan Belediyesi ve Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği işbirliğinde düzenlediğimiz Sadık Ahmet filmi gösterimine hoş geldiniz. Burada bir hak arama ve özgürlük mücadelesine tanıklık edeceksiniz. Bir liderin hayatından kesitler bulacaksınız. Son zamanların en güzel biyografik sanat eserlerinden birini izleyeceksiniz. Düzenlediği imza kampanyaları ile 90’lı yıllarda yürüttüğü siyasi mücadele ile kelimelerle tarif edilemez bir liderlik öyküsünden hepimiz, eminim çok heyecanlanacağız. Tutuklanan, yargılanan, hayatı çilelerle dolu, ama hiç pes etmeyen merhum Dr. Sadık Ahmet, bugün bizim haksızlıklara karşı mücadele azmimizi pekiştirmektedir.Unutmayalım, o Türk dediği için hapse atıldı. ‘Türk olmak suçsa, şunu tekrarlıyorum; Türk’üm ve öyle kalacağım.’ dedi.Sadık Ahmet sadece bir doktor değildi. Davasına sadık, sözüne sadık, özüne sadık bir insandı. Duyarlı, onurlu, kimlikli ve şahsiyetliydi. Doktor olmuş şifa vermiş, siyasetçi olmuş haklı talepleri dile getirmiş, millet uğrunda diyet ödemiş bir kahramandı.O, 150 bine yakın Türk’ün sesi, nefesi, savunucuydu. Batı Trakya Türklerinin sesini o duyurdu. Cesaret edilemeyen konulara o değindi. Sesi, bölgesinden çıkıp ulusal ve uluslararası bir sese döndü.Bugün bu eseri, onun hayat arkadaşı, kıymetli eşi, değerli hanımefendiyle izlemek tarifsiz bir duygudur.Bugün bu biyografik filmi, onun mücadele arkadaşlarıyla, onun izinden gidenlerle seyretmek, kelimelerle ifade edilemez bir onurdur.Sözlerimi bitirirken, şunu söylemek isterim; Batı Trakya Türkleri dün vardı, bugün vardır, yarın ve daima var olacaktır.Varlığını Türk milletine feda eden, Sadık Ahmet’i dualarla anıyoruz. Hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Ruhu şad mekanı cennet olsun. Allah ondan razı olsun.” Konuşmaların ardından filmin gösterimine geçildi.
Çekimleri Edirne, Atina, Gümülcine’de tamamlanan “Sadık Ahmet” isimli film vizyondan kaldırılıyor. Filmin Haziran ayında Oscar ödüllerinde, “Yabancı Dilde En İyi Film” kategorisine aday olacağı ve bu nedenle de yarışmanın ön koşulları uyarınca 7 günden fazla vizyonda kalmaması gerektiği belirtildi. Sanatçı Turgay Aydın’ın başrolde olduğu, Erkan Can, Nur Fettahoğlu, Renan Bilek, Erdal Beşikçioğlu, İlker Aksum, Burak Satıbol, Uğur Yücel, Suzan Kardeş ve Kızılcık Şerbeti’nde Fatih karakteriyle ünlenen Doğukan Güngör gibi oyuncuların rol aldığı Sadık Ahmet filminin bu haftadan sonra vizyondan kaldırılacağı açıklandı. Hakan Yonat’ın yönettiği ve TRT ortak yapımı olan Sadık Ahmet filminin, Box Office Türkiye sitesinde güncellenen gişe verileri arasında yer almaması dikkat çekince Yapımcı MCG Film’den resmi bir açıklama yapıldı. Kamuoyuna yapılan duyuruda filmin, Oscar ödüllerinde aday adayı olarak başvurabilmesi için ön koşullar gereği ‘sadece 7 gün boyunca’ vizyonda olması gerektiği, bir sonraki hafta vizyonda olmayacağı vurgulanarak şöyle dendi. KOMİSYON UYGUN VE YETERLİ GÖRÜRSE OSCAR’A ADAY OLACAK “Sadık Ahmet Filmimiz Akademi Ödülleri (Oscar) Aday Adaylığı ön şartları gereğince, yalnızca 7 gün vizyonda kalacak şekilde 2 Şubat 2024 tarihinde vizyona girmiştir. Lozan Barış Antlaşmasının Türkiye Cumhuriyetine emaneti olan Batı Trakya Türklerinin Yunanistan sınırları içerisinde uzun yıllar boyunca uğradığı haksızlıklar ve bu haksızlıklara karşı mücadele eden Dr. Sadık Ahmet’in hayatını anlatan filmimiz, uluslararası kavram üstünlüğü, evrensel insan hakları, dünya barışı ve eşit vatandaşlık konularında hem devletimiz hem de tüm dünya mazlumları açısından ciddi önem arz etmektedir. TRT Ortak yapımı olan filmimiz için sektörümüzün çok kıymatli Anadolu Sinema ve Televizyoncular Meslek Birliği, Sinema Oyuncuları Meslek Birliği, Bölgesel Sinemacılar Birliği, Film Yapımcıları Meslek Birliği, Senaryo ve Diyalog Yazarı Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Sinema ve Televizyon Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Türkiye Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği, Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği, Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Derneği’nden oluşan sinema meslek birlikleri ile, Çağdaş Sinema Oyuncuları Derneği, Film Yönetmenleri Derneği, Senaryo Yazarları Derneği, Sinema Emekçileri Sendikası, Sinema Yazarları Derneği, Sinema Oyuncuları Derneği, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanllığı, Sinema Genel Müdürlüğümüz temsilcilerinden oluşan Sanatsal Etkinlikler Komisyonu tarafından uygun ve yeterli görüldüğü takdirde Haziran ayı içerisindeki Eni İyi Uluslararası Film alanında Akademi Ödülleri için Türkiye Cumhuriyeti’nden aday adayı olarak başvurumuzu yapacağımızı bildiriyoruz. Başvuru sürecinin tamamlanması akabinde filmimiz hem ülkemizde hem de yurt dışında uzun bir vizyon sürecine tekrar girecektir. “
İsmail DEMİRAY / Gönül UYANIKTIR Edirne Yerel Tarih Grubu’nun düzenlediği, Ahmet Gökhan Demirer’in Şevket Süreyya Aydemir’i anlattığı sunum geniş bir katılıma sahne oldu. Atatürk Kültür Merkezi’ndeki buluşmada, Demirer; ailesiyle hısımlık bağları bulunan yazar, iktisatçı, devrimci, tarihçi, düşün insanı Şevket Süreyya Aydemir’i, dönem fotoğrafları ve filmler eşliğinde anlattı. Her görüş ve her kesimden kalabalık bir katılımcı topluluğunun izlediği sunumda A. Gökhan Demirer, bilinen özgeçmişinin ötesinde Şevket Süreyya’nın, Türk siyasal tarihinin en ilginç ve renkli kişiliklerinden birisi olduğunun altını çizdi. Demirer; dedesi Mehmet Yaveroğlu ile Şevket Süreyya’nın askeri okuldan arkadaşlıkları, Yaveroğlu’nun ablası Refia hanımın, Şevket Süreyya’nın yengesi olması nedeniyle güçlü aile bağları olduğunu, annesi, teyzesi ve dayısının ilk fotoğraflarının da Şevket Süreyya tarafından çekildiğini kaydetti. Demirer, bir ağabeyini Balkan Savaşları öncesi hastalanarak, annesini de savaş öncesi doğal sebeplerden kaybeden Süreyya’nın, babası Deliormanlı Mehmet Efendi’nin de gözleri görmez olunca işten çıkarıldığını belirtti. Eşini Galiçya cephesinde kaybeden Refia hanımın, kayınpederini Yeniimaret’teki baba evine aldığını ve Latif Efendi Sokak’taki bu evde vefat eden Mehmet Efendi’nin Yeniimaret Mezarlığı’na defnedildiğini kaydetti.
İKİ AĞABEYİ SAVAŞTA ÖLÜNCE BABASI ÖĞRETMEN OLMASINI İSTEDİ Meşrutiyet coşkusu sonrası ortaya çıkan gerici 31 Mart Vakası’nı bastırmak için Edirne’de kurulan Hareket Ordusu’na Süreyya’nın iki ağabeyi de katıldı. Kuleli Askeri İdadisi’ne gönderilen Süreyya Edirne’nin geri alınmasından sonra, babası tarafından Edirne’ye çağrılıp Darülmuallim’e yazdırıldı. İki oğlu gibi Süreyya’yı da kaybetmek istemeyen baba, asker olmasına karşı çıkınca bu hayalleri suya düştü. Öğretmen olmak için çalışıp, sürekli okuyarak başarısıyla parmakla gösterilen bir öğrenci oldu, törenlerde bayrağı o taşıdı, bağımsızlık şiirlerini o okudu. Ailesini geçindirmek için de yazın köyde tarla işlerinde çalıştı. Kitaplar kadar topraktan da öğrendi. Galiçya cephesinde ölen ağabeyinin eşi olan Refia (Arıer) yengesi ve iki erkek yeğenini Yeniimaret’teki evlerinde ziyaret edip manevi desteğini sürdürdü. Maliye Uzmanı ve ressam olan ve hiç evlenmeyen küçük yeğeni Sukuti Arıer de emekli olunca Yeniimaret’teki anne evine yerleşip, dedesi Mehmet efendi gibi bu evde hayata veda etti.
ATATÜRK, NAZIM, ENVER, STALİN, TROÇKİ, LENİN’LE İLİŞKİ KURMUŞ BİR FİKİR ADAMI Çeşitli dönemlerde farklı ideolojileri tanıyıp deneyimleyen ve savunan Şevket Süreyya; Gençliğinde Turancı, 1920-1927 yılları arasında Türkiye Komünist Partisi yöneticisi, 1927 sonrasında Kemalist rejimin savunucusu ve kuramcısı olarak çalışmalar yaptı. Yazar, düşün insanı, iktisatçı ve tarihçi Şevket Süreyya, Türk tarihinin önemli kişiliklerini inceleyen eserleri ile ünlendi. O’nu tanıyanlar, Şevket Süreyya için, “Dünyanın ve Türkiye’nin büyük dönüşümlere gebe olduğu bir çağda kendi deyişiyle, “Şu acayip, şu yaşanmaya değer yirminci yüzyılda…” Nazım Hikmet gibi, Enver Paşa gibi, Stalin, Troçki ve Lenin gibi, Nazım gibi, Atatürk gibi dönemin kilit isimleriyle çeşitli vesilelerle aynı ortamda bulunmuş, ilişki kurmuş önemli bir fikir adamı” olduğunu vurgular. ŞEVKET SÜREYYA’NIN YAŞAMI : SUYU ARAYAN ADAM Edirne’de 1897 yılında, tüm varlıklarını geride bırakıp gelen Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Şevket Süreyya’nın babası Mehmet Efendi, annesi ise o dönemde okuma yazma bilen az sayıdaki kadından biri, aydın bir kadın olan Şaziye Hanım’dır. Babası Dertli Mustafa Bey’in (daha sonraki Zorlutuna) Konağı’nda bahçıvanlık yaptığı sırada Mustafa Beyin oğlu Hacı Nuri bey Bulgar komitacılar tarafından kaçırılır ve öldürülür. ‘Suyu Arayan Adam’ isimli eseri de o zaman 4 yaşlarında olan Şevket’in bu olaya tanıklığı ile başlar. YAŞAM BOYU ALDIĞI KARARLAR DOĞRULTUSUNDA ATTIĞI ADIMLARIN HESABINI VERMEK Suyu Arayan Adam, Aydemir’in yaşam öyküsüdür. Çocukluk ve ilk gençlik döneminin yanı sıra yaşamı boyunca aldığı kararlar doğrultusunda attığı adımların hesabını veren bir tonda, devrin fikir ve politika dünyasına da ışık tutan eserde, yazar; Edirne’deki günlerinden başlayarak yaşamını kronolojik bir biçimde aktarır. Balkan Harbi’nin Trakya’daki izlerini, Moskova günlerini, Anadolu’ya hizmet için dönüşünü, Kadro Hareketi içindeki rolünü, bürokrat kimliğiyle devlet kademelerindeki görev yıllarını ele alır. Suyu Arayan Adam, otobiyografi, hatıra, itirafnâme, anı-roman türlerine dahil edilebilir. BİR ÖMRÜN HİKAYESİ İÇİNDE BİR ÇAĞIN TARİHİ Kitap, bir ömrün hikâyesi içerisinde bir çağın tarihi, olarak değerlendirilmiştir. Türkiye’nin siyasî, ekonomik, zihniyet tarihindeki pek çok dönemeç noktasını göstermesi açısından tarih bilimine yardımcı kaynak olarak düşünülebilir. Elli yıllık uzun bir süreci içine alan, fikir ve yaşama alanlarına bütün varlığıyla kendisini veren, hepsinin sonuçlarına katlanan, her birinde samimî, olduğuna kendini ve okuyucuyu inandıran bu kitap, bu ikna edici niteliğiyle de dikkat çekicidir. 25 Mart 1976’da Ankara’daki evinde 79 yaşında vefat eden Şevket Süreyya kitaba şöyle nokta koyar:
“DÜNYAYA TEKRAR GELSEM YİNE KENDİ HAYATIMI YAŞARDIM” “Hayat hikayemin son sayfalarını yazarken onun dalgalı akışını safha safha bir daha düşündüm. İnişleri yokuşları geçitleri ve dönemeçleriyle garip bir yaşantı. Bazen sükun, bazen tehlike anları içinde uzanıp giden garip bir yol, ümitleri aşklar ve yenilgileriyle bazen renkli bazen hiçlikten ibaret bir hikaye. Bu hikayede bilinmeyen bir el yolumuzu çizmiştir. Ümit oyalamıştır. Fikir sürüklemiş tehlike yolumuzu süslemiştir. Aşklarımız ise bütün bunların üstünde, bütün varlığımıza kanat gererek ve hepsinden daha derin, bütün hayatımız boyunca yaşantımıza değer ve mana vermiştir. Öyle ki ben şimdi başımı çevirip arkama baktığım zaman bütün bunlar bir arada hepsi birden bana her halkası ayrı ayrı yaşanmaya değer bir ömrün derin hazzını veriyor. Son hükmüm şudur. Eğer yeniden dünyaya gelseydim, gene kendi hayatımı yaşardım. Şimdi size anlattığım bu hayat hikayeme bir isim bulmak lazım? Buldum : Suyu Arayan Adam Bu su bazen masum bir hayal bazen bir gençlik rüyası, bazen ideal, bazen aşk şeklinde beni arkasından koşturdu. Bazen onu kaybettim. Bazen buldum sandım. Ama onu her zaman aradım. Bu arayışta aldanışlarım da inanışlarım kadar güzeldi.“