DOLAR 45,5977 0.19%
EURO 53,2744 -0.3%
ALTIN 6.644,06-2,19
BIST 14.367,60-1,89%
BITCOIN 3592240-2,34%
Edirne
15°

AÇIK

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

TÜRKİYE YOLLARINDA (5)

TÜRKİYE YOLLARINDA (5)
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ismail-kose-3.jpg

İsmail DEMİRAY

Karlıova’da sabah uyandığımızda yağmurlu soğuk bir havada yolculuk bekliyor bizi. Üstelik gideceğimiz yolların zorlu olması pek olası.

Duble yollardan Karlıova’dan Erzincan’a kısa ve rahat bir yolculukla mümkünken biz yolumuzu daha zorlu ve maceralı olabilecek Yedisu ilçesi üzerinden sürdürmeye karar veriyoruz.

Yoğun ve dinmeyen bir yağmura eşlik ederek çıkıyoruz yola. Yavaş ve tedbirliyiz, zamanımız çok. Yol çok dar ve yıllardır bakım görmemiş asfalt bir zemin. Yer yer çukurlarla dans ediyoruz. Sürekli yağan yağmur nedeniyle zemin kaygan ve virajlar başlıyor, dik inişler, çıkışlar ve yanımızda her metrede biraz daha büyüyen, çılgınlaşan, kükreyerek akan bir çay/nehir karışımı su deryası.

KORKULU YOLCULUK

“Perisu”ymuş adı. Daha da esrarengiz oluyor yolculuğumuz. Yolda ne gelen, ne giden, nereye gidiyoruz biz böyle. Hava da yağan yağmur nedeniyle gittikçe karardı, arabanın ışıklarını görüyoruz önümüzde.

Her virajı birinci vitese düşerek en sola yapışarak alıyorum. Yolun sağında yer yer toprak kaymaları yaşanmış, önümüzde düşen taşların arasında yavaşça yol alıyoruz. Döndüğümüz bir virajda (nihayet bir araçla karşılaşıyoruz) kamyonetle kafa kafaya geliyoruz, geri giderek yol veriyorum, zor geçiyor.

Devam yola yavaşça. Yedisu ilçesine 15 km kala Kaynarpınar köyünün içinden geçerken duvarlarda “KÖYÜMÜZDE JES İSTEMİYORUZ” yazıları, iki yerde karşımıza çıkıyor. Selamlıyoruz çevresi, doğası için mücadele edenleri.

Bir sonraki köyde yolumuzun üzerinde iki kadını aracımıza alıyoruz. İkisi de genç kadınlar ve Yedisu ilçesinde İşkur yoluyla çalışmaya gidiyorlarmış. Her gün bu yolu gidip geliyorlarmış. Genellikle postane arabasıyla veya taksi tutarak. Sohbet ediyoruz, Tekirdağ’a kız vermişler yıllar önce; “Ne oynarmış bu Trakyalılar beyaaaa” diyerek güldürüyorlar bizi. Oynarız diyoruz, tencerenin tıkırtısına bile.

JES’LERE HAYIR

Bu civarda JES’lerden çektikleri sıkıntıları konuşuyoruz. Eylemlere destek verdiklerini, mücadelenin içinde olduklarını belirtiyorlar, biz de onlara destek verdiğimizi iletiyoruz.

Yedisu ilçesine varıyoruz nihayet. Köy kadar, küçümencik bir yer Yedisu. Yolcularımızın çay ikramını kırmayarak biraz nefeslendikten, çeşmelerinden sularımızı tazeledikten sonra yolumuzun kalan yarısını tamamlamak için yola çıkıyoruz. “Dikkatli olun, özellikle taş düşmelerine karşın” uyarıları üzerine gergin bir şekilde başlıyor yine yolculuğumuz ve kalan 40 km’lik yolu ancak iki saatte ve çok dikkatli bir şekilde tamamlayarak bizi Erzincan yönüne götürecek olan duble yola çıkınca rahatlıyoruz. Yollar tehlikeli ama manzaralar muhteşemdi. Anılarımıza yenilerini katmış olurken bir yolculukta ilk defa korkarak araç sürdüğümü ve çok gerildiğimi hissediyorum.

Erzurum’u göremediğimiz gibi türkülere geçmiş bağlarını da göremesek de uzaktan bir selam vererek geçiyoruz Erzincan’ın yanından. Refahiye ilçesinin içinde  veriyoruz molamızı. Açlığımızı bastıran atıştırmalıklardan sonra çaylarımızı da içerek şöyle bir turluyoruz ilçenin içinde, meydanda saat kulesinden fotolarımızı çekerek İmranlı üzerinden konaklama hedefimiz olan Zara’ya ulaşıyoruz.

ZARA GÜZEL İNSANLARIN MEMLEKETİ

Zara, Kızılırmak Nehri’nin hemen kenarında kurulmuş şirin bir ilçe. Yoğun bir alevi kültürünün egemenliği yakın ve sıcak insan ilişkilerinde kendini hissettiriyor. Öğretmen Evi çalışanları büyük bir içtenlikle karşılıyor ve konuk ediyorlar bizi. Sürpriz yaşıyoruz akşam yemeğinde çorbalı, patlıcan kebaplı, pilavlı ve cacıklı sulu yemeğin özlemi içinde tıka basa doyuruyoruz kendimizi. İlçede yürüyerek biraz turladıktan sonra herken saatte dinlenmeye çekiliyoruz. Artık dönüşe geçme zamanı geldi.

Sabah iki gün sürecek olan dönüş yolculuğumuzun ilk durağı olan Gölbaşı’na doğru kırıyoruz direksiyonumuzu. Duble yollardan otobana geçerek Ankara civarında navigasyonun azizliğine uğruyoruz ve aynı yerde iki defa dönerek sorarak buluyoruz yolumuzu. Günün bitmesine zaman var daha ve karar değiştirerek Gölbaşı yerine merak ettiğimiz Beypazarı’na dönüyoruz.

ÜFLE DE ÜFLE

Akşam saatlerinde ilçe girişinde trafik ekipleri karşılıyor bizi. 22’yi görünce üfle demelerine gülerek üflüyoruz, boşuna umutlanmışlar, bütün gün yolculukta promil mi kalacak sanki, sabah üfletseydiler belki dememize gülerek uğurluyor memur beyler bizi.

Beypazarı küçük, şirin tarihi dokusunu yaşatabilmiş bir ilçe. Küçük Öğretmen Evi’nde sakin ve huzurlu bir gece geçirdikten sonra sabah tarihi çarşısından yöreye özgü simitlerinden alarak Güdül’de kısa bir kahvaltı molasının ardından otobanda başlayan maceralı yolculuğumuza devam ediyoruz.

Genelde yolun en sağ şeridinden 90 kilometrelerde yolculuğumuz sürüyor da sürüyor, tırların arkasında, bütün araçlar bizi solluyor önce, sonra tırları. İstanbul’a yaklaştıkça heyecanımız da artıyor. Gezmek, görmek güzel ama ille de minareleri göreceğiz ya, heyecanımız bundan işte, Edirne’mize dönüyoruz.

ÜÇ SAATTE ÜÇ KÖPRÜ

Kocaeli yakınlarında hafızamın oyununa uğruyorum. Yapıldığından beri üzerinden geçemediğim Osman Gazi Köprüsü’ne dönüyor direksiyonumuz. Oysa amacımız bir an önce Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden Edirne’ye uzanmak. Gidiyoruz Osman Gazi’den yine gidemediğimiz göremediğimiz İznik’i şöyle bir uzaktan selamladıktan sonra tekrar Osman Gazi üzerinden İstanbul ve Yavuz Sultan Selim üzerinden Edirne’ye doğru. Rekor kırmışımdır sanırım, üç saat içinde üç defa köprüden geçen adam.

Akşam saatlerinde otobanda Trakya yolculuğu sonunda Edirne’ye varıyoruz. Uzaktan görmek bile mutlu etmeye yetiyor Edirneli gezginleri.

Gittik, gördük, gezdik, yazdık. 15 gün sürdü turumuz. Daha önce gidemediğimiz, göremediğimiz rotalar önemliydi, tamamlandı. Bu gezimiz ile birlikte Türkiye’de gitmediğimiz bölge, sınırlarından geçmediğimiz il kalmadı. Keyifli, zorlu yolculuklar yaptık. Memleketimizin insanını tanımaya, anlamaya çalıştık.

Her yerde güzel karşılandık, uğurlandık. Türkiye insanıyla en ufak bir sıkıntımız olmadı. Çalışıyor Türkiye insanı. Her yerde, her alanda. Çalışırken üretiyor, değer katıyor memleketimize.

Ve; bu kadar zengin, doğal kaynakları güçlü, üreten çalışan insanlara sahip bir ülke de; bu kadar yoksulluk, fakirlik, yağma, doğa katliamı. Bunları da gördü gözlerimiz. Üzüldük, sorguladık.

Mesajımızı da aldık aslında. Doğu’da Kaynarpınar köyünde evin duvarında yazılan mesajdaydı çare; “JES’lere HAYIR!”

Yani mücadele, yarınlar, güzel günler için.

Özhanlar Mobilya