
25 Nisan 2026 Cumartesi













Olgay GÜLER
Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Trakya Bölge Temsil Kurulu Başkanı Egemen Aydın, Edirne’de 5-6 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilecek Kakava ve Hıdrellez Şenlikleri için, şehir dışından 60 bin turist beklediklerini söyledi.
UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi’ndeki Kakava ve Hıdrellez Şenlikleri, 5-6 Mayıs tarihleri arasında, Edirne ve Türkiye’nin birçok şehrinden gelen turistleri buluşturmaya hazırlanıyor. Edirne Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen organizasyonla ilgili konuşan TÜRSAB Trakya Bölge Temsil Kurulu Başkanı Egemen Aydın, bu yıl şehir dışından yaklaşık 60 bin turist beklediklerini söyledi.

‘BU YIL DAHA PROGRAMLI İLERLİYOR’
Edirne Belediyesi’yle yaptıkları görüşmeler sonucu, bu yıl şenlik programının kendilerine 1 ay önceden iletildiğini, bunun tur acenteleri için çok yararlı olduğunu söyleyen Aydın, “Bizim her sene bir talebimiz vardı; ‘Biz ne kadar erken bilirsek programı o kadar iyi pazarlarız’ diyorduk. Sağ olsun onlar da bu sene kayıtsız kalmadılar buna. Bizlerle toplantıları yaptılar, taleplerimizi dinlediler, neleri daha iyi yapabileceğimizi konuştuk. Geçen sene son üç gün kala haberimiz olmuştu. Bu sene 1 ay önceden gönderildi. Biz daha da erken istiyoruz aslında. Yani yıllık plan çıkarılıp artık bunu bir düzenli bir hale getirmek, artık bir ezber haline getirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü seyahat acentesinin bu turu yapıp satması, pazarlaması için öncelikle zamana ihtiyacı var. Ne olduğunu bilmemiz lazım. Program içeriğini yayınlamamız lazım. Hangi günler olduğunu zaten biliyoruz ama işte biz biliyoruz. Türkiye her yerindekiler o sabit tarihi bilmiyorlar. Bundan dolayı hafta içine denk geldiği zaman; ‘Acaba hafta sonuna mı çekilecek?’ gibi kaygıları olabiliyor. Programı en az altı ay öncesinden bilirsek ona göre programları hazırlarız, afişe ederiz, duyurusunu yaparız, satışını gerçekleştiririz, rezervasyonlarımızı ona göre yaparız. Ondan dolayı bu sene biraz daha iyi. Seneye inşallah çok daha iyi olacak. Yani böyle programlı bir şekilde gidildiği sürece daha iyi olmamasını için bir sebep yok” dedi.
‘ZİYARETÇİ SAYISI 60 BİNİ BULACAKTIR’
Organizasyonun hafta içine denk gelmesine rağmen çok sayıda tur programı olduğunu kaydeden Aydın, “Şu an için hafta içi olmasına rağmen çok fazla program gördüm. Bize gönderdikten sonra programı TÜRSAB’ın 34 ilin temsilciliğinin bulunduğu maillere gönderdik, hem de WhatsApp gruplarımız var oraya duyurduk. Onlar da kendi WhatsApp gruplarından acentelerine duyuruyorlar. Yaklaşık yüzde 70-80 civarında haberdar olmuşlardır ki çok fazla program görüyorum. Belediyeden de teşekkür aldık bu konuyla alakalı. Konaklamalı çok fazla olur mu? Net emin değilim. Çünkü hafta içi biliyorsunuz. Yakın bölgeden biraz daha fazla araç bekliyorum ben açıkçası bu sene. Geçtiğimiz sene 60 binlerde kaldı otobüsle, turla gelenler, haftaiçine denk geldiği için. Yine o civarda bir şey bekliyorum. Yani bunda baktığınız zaman yine 100 bin kişi zannetmiyorum ben olsun hafta içinden kaynaklı. Ama yine 60 bini bulacaktır” diye konuştu.
‘BİR DÜZEN OLUŞTU’
Şenlik alanıyla ilgili önerilerinin geçen sene itibariyle hayata geçirildiğini aktaran Aydın, “Alandaki en büyük problem otopark alanıydı. Bu otoparklardan dolayı, otopark düzeni alınması konusunda çok ısrarcı olduk geçen sene. Onlar da otopark düzeni aldı. Bir ısrarcı olduğumuz nokta daha var, dedik ki alana otobüsler girmesin. Çünkü alana otobüsler girdiği zaman dönemiyorlar. Yani orada bir kavşak var. Binek araç da giriyor içeriye. Binek araç da girdikten sonrası sıkışıyor. Zaten Edirne’nin normal şartlarda şehirde yaşayan vatandaşlarının araç yoğunluğu var. Bir de dışarıdan gelen bilek araçlar var. Bir de bunun üstüne tur otobüsleri bindiği zaman kilit noktasına geliyor. Geçen sene de onu hayata geçirdiler. Şehrin belli noktalarında otobüs park alanları yarattılar. Otobüs park alanlarına otobüslerini bıraktı meslektaşlarımız. Ondan sonra da belediyenin ring araçlığıyla devamlı 10-15 dakikada bir saray içine bıraktı yolcusunu ve geri döndü. Bu şekilde tabii daha iyi bir düzen denk geldi” şeklinde konuştu.
‘EDİRNE’NİN TURİZM ŞEHRİ OLDUĞUNUN ANLAŞILMASI LAZIM’
Edirne’nin turizm şehri olduğunu, şehir olarak anlaması gerektiğinin altını çizen Aydın, “Edirne’nin şunu anlaması lazım artık; Evet burada tarım var, esnafımız var, ticaret var, gümrükler var, buradan kazanç elde ediyor burada yaşayanlar ama en önemli şey Edirne bir turizm şehri. En büyük değer aslında turizmden. Buraya ne kadar fazla turist gelirse ve nitelikli turist gelirse işte o kadar kalkınacak. Böyle oldukça da şehrin ekonomisi büyüyor. Ekonomi büyüyünce de bu da vatandaşa hizmet olarak geliyor. Ondan dolayı Edirne’nin önce buna karar vermesi lazım; ‘Ben turizm şehriyim. En çok turizmden para kazanıyorum’ demesi lazım. Ne kadar fazla etkinlik, ne kadar fazla bu tarz şenlik olursa o kadar fazla turist gelir. Biz de elimizden geldiğince buraya katkı sunmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘MİSAFİRLERİ GÜZEL BİR ŞEKİLDE AĞIRLAYACAĞIZ’
Şenliklerde, şehir dışından gelecek misafirleri en iyi şekilde ağırlamak istediklerini de dile getiren Aydın, “Baktığımız zaman hazırlıkları görüyorum. Güzel bir Kakava süreci geçireceğimizi düşünüyorum. Yani sadece sanıyorum sanatçılar belli değil şu an. Ama bir takvim var. Onu da afişe ettiler. O takvimde işte konserler muhakkak ki olacak. Ateşin yanma saati artık belli. Kortejin yürüyüş saati belli, her şey belli. Ondan dolayı hazırlıklar yoğun devam ettiğini de görüyorum ve güzel devam ettiğini görüyorum. İnşallah Edirne’nin düğünü bayramı bu tarihler. Güzel bir şekilde gelen misafirleri ağırlayacağız” dedi.


CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun, Trakya’da yapılmak istenen nükleer santrale tepki göstermek üzere basın açıklaması yaptı. Aygun, “Akkuyu ve Sinop’tan sonra üçüncü santrali Trakya’da kurmak istiyorlar. Kırklareli–İğneada hattında yapılmak istenen nükleer santralin yeri, çevresel açıdan kabul edilemez bir yerdir.Trakya’nın ciğeri konumundaki Istranca Ormanlarında, Longoz Ormanlarında nükleer santral düşünmek akıl tutulmasıdır! Milli parklar talan edilemez” dedi.
Aygun, Kırklareli ili Demirköy ilçesi Sivriler Köyü ile Vize ilçesi Kışlacık Köyü sınırları içerisinde yer alan Panayır İskelesi ve çevresinin doğal sit ve nitelikli doğal koruma alanı olarak tescillendiğini belirterek, “UNESCO koruma statüsü beklerken, nükleer santral inşa etmeye çalışmak, rasyonel olmadığı gibi doğal mirası koruma anlayışından uzaktır” dedi. Trakya’daki kanser sorununa işaret eden Aygun, “Zaten kanser oranı ülkenin en yüksek bölgesi olan Trakya’da sanayiden kaynaklı kirlenme her geçen yıl katlanarak devam ederken, ülkenin ciğerleri konumundaki Istranca Ormanlarında, Longoz Ormanlarında nükleer santral düşünmek akıl tutulmasıdır! Milli park niteliğindeki alanları nükleere açmak, bölge halkı tarafından asla kabul edilemez!” eleştirilerini getirdi.
Aygun, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında santral için Çin Halk Cumhuriyeti ile görüşmeler yapıldığı duyumunu aldıklarını belirterek, “Çin ile görüşmeler yapılıyor ise bırakılsın! Çin, daha önce ülkemizde BYD Fabrikası kuracaktı.Türkiye’den vergi muafiyeti aldı, kazandığı para ile Macaristan’da fabrika kurdu. Türkiye’de yapılacağı iddia edilen 1 milyar dolarlık yatırım da balon oldu. Elden gelen öğün olmaz, onunla da karın doymaz!” uyarısını yaptı.
Aygun, temiz enerji istediklerinin altını çizerek, “Trakya’da Nükleer Santral istemiyoruz” diye konuştu.
Çin ile anlaşarak Trakya’da kurulmak istenen ve 4 reaktörden oluşması planlanan santralin denizdeki ekosistemi de bozacağını vurgulayan Aygun, “Sanırım müsilajdan yeterli dersi almadık” dedi.


Bakım ve tadilat çalışmaları nedeniyle geçici süreyle kapalı olan Trakya Üniversitesi 20. Yıl Yüzme Havuzu, yenilenen ve modernize edilen yapısıyla 2026-2027 Eğitim-Öğretim döneminde yeniden hizmete açılacak.
Trakya Üniversitesi 20. Yıl Yüzme Havuzu ve Tesisleri, su sistemiyle ilgili yaşanan problemler nedeniyle oluşabilecek elverişsiz sağlık koşullarının önüne geçmek amacıyla, 17 Aralık 2025 tarihi itibarıyla geçici süreyle kullanıma kapatılarak tadilata alınmıştı.

Başlanmış olan çalışmalar kapsamında yüzme havuzunun kronik sorunlarının ortadan kaldırılması, altyapısının ve kullanım alanlarının yenilenerek daha modern, güvenli ve konforlu bir yapıya kavuşturulması hedefleniyor.
Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Cem Taşkın, çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü belirterek tadilat süreciyle birlikte havuzun altyapısı ve kullanım alanlarının tamamen yenilenerek daha modern, güvenli ve konforlu bir yapıya kavuşturulmasının hedeflendiğini ifade etti.
Taşkın, yenilenen yüzüyle daha kaliteli hizmet sunması planlanan 20. Yıl Yüzme Havuzu’nun, çalışmaların tamamlanmasının ardından 2026-2027 Eğitim-Öğretim döneminde yeniden kullanıcıların hizmetine sunulacağını dile getirdi.


Orbay SOYDAN
Babam, hastane odasında son günlerini yaşarken elinde hayali bir ganyan kuponu tutuyordu. At yarışı oynamamış bir adamın, ölümü bu kadar yakından hissederken sarıldığı şey buydu.
Bir vurgun yapacak…
Ve parayı çocuklarına bırakacaktı.
Babamın adı Murat’tı. Bizim evin Kara Murat’ı…
Hani şu surlardan atlayan, tek başına ordulara kafa tutan o efsanevi karakter var ya…
Benim babam, o filmlerin gerçek hayattaki başrolüydü.
Üstelik yorulduğunda sığınacağı bir dublörü de yoktu.

10 yaşında otogarların o tekinsiz ayazında otobüs yıkayarak başladı hayatına.
1980’li yılların kıymetli Ticaret Liselerinden mezundu. Dönemin şartlarında üniversiteye denk, saygın bir eğitimdi bu.
Daha parlak bir geleceğe sahip olabilirdi ama hayallerini bir kenara bırakıp ailesine bakmayı, kardeşlerine omuz vermeyi seçti.
En küçükleri olmasına rağmen kendi çocukluğundan ve gençliğinden çalarak onları okuttu.
Sonra muavinlik yaptı, direksiyon salladı, benzinliklerin o genzi yakan zehirli kokusu içinde bizleri okuttu, 30 yaşına geldiğimizde bile bize destek oldu. Ömrünü çocukları için tüketti.
Yıllarca sigortasız, güvencesiz çalıştırıldı; alın teri olan tazminatı bile eline sayılmadı.
Hastane yatağında kanserle boğuşurken, adliye koridorlarında çalınan emeğinin iş davası hâlâ sürüyordu. Babamın yaşadığı ülkedeki adaletsizliğin, güvensizliğin ve eşitsizliğin en çıplak hâliydi.
Ama daha üzüntü verici olanı uğruna yaşamından verdiği kardeşlerinin son günlerinde yanında olmamasıdır.

Öte yandan sağlık sistemine karşıda içimde büyük bir kızgınlık ve minnet duygusu var; çünkü bu sistem, dünyanın en pahalı tedavilerinden biri olan İmmünoterapi’yi SGK kapsamına alarak umut ışığı yaktı.
Ama aynı sistem, biyopsi sürecinde haftalarca bekletti; sonuç ölü hücreye denk gelince yeni bir biyopsi yapmakta da gecikerek tedaviye başlamamızı engelledi.
Işın tedavisi için gittiğimiz Trakya Üniversitesi’nde BT Simülatör ve PET-CT cihazları bir buçuk aydır arızalıydı.
Bu çelişkiler içerisinde babamı o sistemden çekip almak için çırpındık ve çaresizce özel hastanelerin yolunu tuttuk. Ekonomik olarak sarsıldığımız o günlerde, dostlarımız, arkadaşlarımız elimizden tutmuştu.
Babamı bizden koparan sebep ise, kanserle olan mücadelesini kaybetmesi olmadı.
Babamı hayattan koparan, Sultan 2. Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sıradan bir hasta odasında maruz kaldığı tahammül edilemez kaostu.

Destek almak için birkaç günlüğüne yattığı serviste kaldığı sırada, karşı çaprazındaki hastanın durumu aniden ağırlaştı. Yoğun bakımda yer bulunamadığı için, nakil gerçekleşene kadar hasta babamın gözleri önünde saatlerce can çekişti. Üstelik, normal şartlarda tek bir refakatçiye izin verilen daracık oda, bir anda onlarca hasta yakınıyla dolup taştı.
Dördüncü evre kanser hastası babamın hemen yanı başında yüksek sesle Kelime-i Şehadet getiriliyor, dualar okunuyordu. Oysa kanser hastaları için moral ve motivasyon, tedavi sürecinin en kritik unsurlarından biridir. Odadaki panik ve ölüm telaşı arşa çıkarken, hastane personelinden tek bir kişi bile bu kuralsızlığa ve kalabalığa müdahale etmedi.
Sonuç olarak babam o dehşeti ve kalabalığın yarattığı yoğun stresi kaldıramadı. Tansiyonu hızla yükseldi ve beyin kanaması geçirdi.
Babamın adının Murat olması, hayat karşısında muradına, hayallerine ermesini sağlamamıştı.
Son günlerinde döndüre döndüre Salim Dündar’ın Aynalar şarkısını dinlemesi belki de bundandı:
“Hüznüm sizde görünür / Saçım beyaz bürünür / Yaşarken de ölünür / Ağlatman beni, aynalar…”
https://youtu.be/o2EgM4JGWxY?si=DGNw2ymIB_kXvI6o
Aslında ben de babamla aynı dili konuşmazdım.
Futboldan anlamazdım; yan yana oturup bir maç izlemişliğimiz yoktu. Bu yüzden, son nefesinde bile konuşacak ortak bir konu ve hatıra bulamadık.
Ama bugün belgesellerimi ve yazılarımı bağımsız bir şekilde hazırlayabiliyor, iş hayatında cesurca “hayır” diyebiliyorsam, bu babamın ödediği bedelin sonucudur. Çünkü babam, bizim yerimize kendini defalarca ezdirdi, feda etti.
Bu konuda hiç konuşamasak da bunu hep biliyordum.
Ama en çok canımı acıtan, yoğun hastane kapılarında, sistemin vefasızlığı altında ezilirken “Size hiçbir şey bırakamadım” diye ağlamasıydı. Ona dönüp, “Baba, bak… Yaşadığın onca vefasızlığa ve zahmete rağmen bugün bizi yalnız bırakmayan bu dostlar, senin bize öğrettiğin o dik duruşun eseri. Sen bize en büyük serveti bıraktın” diyemedim.
O hiç oynanmamış ganyan kuponundaki büyük ikramiye aslında buydu.
Şimdi babam yok.
Cesaret edemediğim sözleri, bu satırlarla ona söylüyor; onunla böyle vedalaşıyorum.
Çünkü biliyorum ki bazı babalar çocuklarına para bırakmaz; daha önemlisi hayatını bırakır.