
16 Eylül 2026 Çarşamba


Ziraat Türkiye Kupası 1. Eleme Turu’na dün 16 karşılaşma ile devam edilirken, Uzunköpüpor Vali Yunus Sezer’in de izlediği maçta Nesine 3. Lig ekibi Kartal Bulvar Kartalimen Spor A.Ş.’ye Ergene Stadı’nda 5-1 yenilerek elendi.
Edirne’den Uzunköprüspor’un yer aldığı Ziraat Türkiye Kupası 1. Eleme Turu müsabakalarında ilk gün 1923 Afyonkarahisar Spor Kulübü – Ürgüpspor ve Altay – Söke 1970 Spor Kulübü karşı karşıya gelirken dün de Uzunköprüspor – Kartal Bulvar Kartalimen Spor A.Ş. dahil 16 oynandı. 1. Eleme Turu bugün oynanacak karşılaşma tamamlanacak.
Uzunköprüspor – Kartal Bulvar Kartalimen Spor A.Ş. arasında Ergene Stadı’nda saat 15.00’te oynanan karşılaşmayı Eyüp Canıbeyaz yönetirken, yardımcılıklarını Taner Kıtmır ve Yakup Özer yapacak, Necmi Taha Çakar da dördüncü hakem olarak sahadaki yerini aldı.

Edirne Valisi Yunus Sezer, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal ve Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, siyasi parti ilçe başkanları STK başkanlarının birlikte izlediği karşılaşmada Uzunköprüspor 5. dakikada öne geçerek bütün stadı ayağa kaldırdı.
Ancak ilerleyen dakikalarda konuk ekip oyunda üstünlüğü ele geçirerek kısa süre sonra ilk golünü ardından 41. dakikada 2. golünü bularak ilk yarı soyunma 2-1 önde gitti. İkinci yarıda da üstünlüğünü sürdüren konuk ekip 78, 83 ve 88. dakikalarda 3 gol daha bularak karşılaşmadan 5-1 galip ayrıldı.Uzunköprüspor bu sonuçla Ziraat Türkiye Kupası’ndan daha ilk turda elendi.

2. ELEME TURU KURA ÇEKİMİ
Ziraat Türkiye Kupası 2. Eleme Turu Kura Çekimi, bugün saat 15.00’te kulüp yetkililerinin katılımı ile TFF Hasan Doğan Millî Takımlar Kamp ve Eğitim Tesisleri Orhan Saka Konferans Salonu’nda yapılacak.
Kuraya, 1. Eleme Turu’nu geçecek 20 takım ile bu turdan itibaren dahil olacak 9’u Nesine 2. Lig, 33’ü Nesine 3. Lig olmak üzere toplam 62 takım katılacak.


Olgay GÜLER
Edirne’de Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında, çocukların rahatça oynayabilmeleri ve yürüyebilmeleri için Vali Fahri Yücel İlkokulu ve Zübeyde Hanım İlkokulu’nun önü araç trafiğine kapatılarak ‘Çocuk Sokağı’ haline getirildi.

Edirne Belediyesi, Marmara Belediyeler Birliği işbirliğiyle hayata geçirdiği uygulama kapsamında, Şükrüpaşa Mahallesi’ndeki Şerif Bilgen Caddesi’nin, Vali Fahri Yücel İlkokulu ve Zübeyde Hanım İlkokulu önünde kalan kısmını trafiğe kapattı. Kapatılan alanda çocukların rahatça oyun oynayabilmeleri ve yürüyebilmeleri için ‘Çocuk Sokağı’ oluşturuldu. Çocuk Sokağı, 16-22 Eylül tarihleri arasında kutlanan Avrupa Hareketlilik Haftası’nın ilk gününde kullanıma açıldı. Açılışa Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem, Marmara Belediyeler Birliği Eğitim ve Projeler Müdürü ve Yerel Yönetim Akademisi Direktörü Dr. Görsev Argın Uz, okul yöneticileri ve öğretmenler, çocuklar ve aileleri katıldı.

‘ÇOCUKLARIMIZ İÇİN GÜVENLİ BİR KENT OLUŞTURMAK BİZİM SORUMLULUĞUMUZ’
Açılışta konuşan Belediye Başkan Yardımcısı Öktem, Avrupa Hareketlilik Haftası’na çok önemli bir çalışmayla başladıklarını söyledi. Öktem, “Burası her gün yüzlerce çocuğumuzun okula gidip gelirken kullandığı bir sokak. Vali Fahri Yücel ilkokulumuz ve Zübeyde Hanım Anaokulumuz nedeniyle özellikle okul giriş ve çıkışları saatlerinde çok yoğun bir hareketliliği var. Haziran ayında bu sokağın bir bölümünü bir araç günlüğüne kapatmış ve çocuklarımızın bu alanı nasıl kullandığını hep birlikte görmüştük. Şimdi o geçici uygulamayı kalıcı hale getiriyoruz. Bu bölgenin bizim için unutamadığımız bir tarafı da var. Geçmişte yaşanan trafik kazalarında iki evladımızı kaybettik. Bunun acısını unutmadık, unutmayacağız. Geçmişte yaşananları değiştiremeyiz ama aynı acıların yeniden yaşanmaması için önlem almak ve çocuklarımız için güvenli bir kent oluşturmak bizim sorumluluğumuz. Bir okulun önünde her gün yüzlerce çocuğun geçtiği bir yerde önceliğimiz, çocuklarımızın güvenliği olmak zorunda. Bu nedenle; sokağın bu bölümünü araç trafiğine kapatıyor, çocuklarımızın güvenle yürüyebileceği, oyun oynayabileceği, ailelerin çocuklarını daha huzurlu biçimde okula getirip götürebileceği bir alan haline getiriyoruz” dedi.

‘UYGULAMAYI GELİŞTİRECEĞİZ’
Söz konusu uygulamayı geliştireceklerini dile getiren Öktem, “Buradaki uygulamayı takip edecek ve geliştireceğiz. Çocuklarımızın yoğun olarak kullandığı diğer bölgelerimizi değerlendireceğiz. Uygun noktalarda çocuklarımız için güvenli sokakların sayısını arttırmak istiyoruz. Bu süreçte çalıştığımız Marmara Belediyeler Birliği’ne, katkı sunan kurumlarımıza ve alanın hazırlanmasında emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum” diye konuştu.

‘ÇOCUKLARIN GÜVENLE KULLANABİLECEĞİ BİR ALANA DÖNÜŞTÜ’
Marmara Belediyeler Birliği temsilcisi Dr. Görsev Aydın Uz da, sokakların sadece araçların değil, güvenle çocukların yürüyebilecekleri, sosyalleşebilecekleri, oynayabilecekleri bir yer olarak hayal ettiklerini belirtti. Uz, “Marmara Belediyeler Birliği olarak ‘Sokaklar Dönüşüyor’ programını 2022 yılında başlattık. Bu yıl beşinci dönemindeyiz. Edirne Belediyesi de bu dönemde aslında program içinde çalışmaya hak kazanan 8 belediyeden biri ve burada çok güzel bir işe imza attılar. Aslında projenin fikri çok basit. Biz diyoruz ki sokak sadece araçların, arabaların, motorların değil, sokak aslında ilk önce insanların, sizlerin, çocukların. Bu yüzden de aslında bunu diyoruz ki sadece masa başında da tasarlayarak konuşmayalım, burada beraber gelelim, gözlemleyelim ve beraber deneyelim aslında. Burası da artık gördüğünüz gibi yalnızca araçlara ait bir sokak değil hatta tamamen araçların aslında giremeyeceği bir sokağa dönüştü. Çocukların güvenle yürüyebilecekleri, arkadaşlarıyla oynayabilecekleri, parkı da rahatça kullanabilecekleri bir alana dönüştü” şeklinde konuştu.






Olgay GÜLER
Edirne’de meydana gelen kazada polis aracıyla yolcu midibüsü çarpıştı.
Kaza, 14.00 sıralarında Mithatpaşa Mahallesi Arif Paşa Caddesi üzerinde meydana geldi. Cadde üzerinde seyir halindeki A.K. yönetimindeki 22 M 0115 plakalı midibüs, yan yoldan gelen polis aracıyla çarpıştı.

Çarpmanın etkisiyle iki araçta da hasar meydana geldi. İhbarla bölgeye polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Kazada yaralanan olmazken, cadde bir süre trafiğe kapatıldı.

Güvenlik kamerasına da yansıyan kazayla ilgili inceleme başlatıldı.


Olgay GÜLER
Edirne’de, 2019’da özel sektör, ticaret borsaları ve üniversiteler iş birliğiyle üretilen, yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohumunda gelişimini tamamlayan ürünlerin hasadı yapıldı.

Trakya’da faaliyet gösteren 32 özel tohum firması, 10 ticaret borsası ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi iş birliğinde 2019 yılında Trakya Tohum A.Ş. kuruldu. Yerli ve milli tohum üretmek amacıyla kurulan firma, aradan geçen süreçte yıllık 5 ile 6 ton arasında değişen tohumluk üretimini 2024 yılında yaklaşık 200 tona çıkardı. Firma, bu süreçte toplam 4 yerli ve milli hibrit ayçiçeği tohum çeşidi geliştirdi. Bölgede bu yıl yerli ve milli tohumla ekilen ve gelişimini tamamlayan ürünler için Uzunköprü ilçesine bağlı Alıç köyünde hasat yapıldı. Hasat etkinliğine Edirne Valisi Yunus Sezer, AK Parti Edirne Milletvekili Fatma Aksal, CHP Edirne Milletvekili Ediz Ün, Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, kamu kurum ve kuruluş ile oda, borsa temsilcileri ve üreticiler katıldı.

‘YURTDIŞINA BAĞIMLILIĞIMIZIN AZALMASI ÖNEMLİ’
Burada konuşan Edirne Valisi Yunus Sezer, Edirne’nin tarımda Türkiye’ye örnek olduğunu belirterek, “Bazı ürünlerde dünya ortalamasının üzerinde hasat yapıldığını biliyoruz çeltikte olduğu gibi. Bugün ayçiçeğinde Türkiye’nin üçüncüsüyüz üretim bakımından ve 1 milyon 260 bin dekar alanda bir üretim gerçekleştirdik. Geçen yıl kuraklığa rağmen dekarda yaklaşık 200 kilogram bir verim elde ettik. Bu sene bu oranı da geçmiş bulunuyoruz. Dekarda yaklaşık 217 kilogram verim bekliyoruz. İnşallah bazı yerlerde sulanabilen ve yağış alan yerlerde 300 kilogramın üzerinde bir verim elde edilmiş durumda. Bu bizi çok mutlu ediyor. Çünkü çiftçimizin, üreticimizin yüzünün gülmesi bizi de mutlu ediyor. Ayçiçeği konusunda, yağlı tohumlar konusunda malumunuz ülkemiz ithalat yapıyor. Bu noktada da bağımlılığımızın azalması ve ülkemizin kaynaklarının yurt dışına gitmemesi bizim açımızdan son derece önemli” dedi.

‘VERİM İTHAL ETTİĞİMİZ TOHUMLAR KADAR İYİ’
Yerli ve milli ayçiçeği tohumu ekiminin yaygınlaşmasının önemine değinen Sezer, “Bunun giderek yaygınlaştığını görmek ve çiftçilerimizin de bunu beğenmesi ve bunu tarlalarında uygulaması çok önemli. Çünkü her uygulamadığımız, kendi yerli ve milli tohumumuzu geliştirmediğimiz zaman yurt dışından dövizle tohum alıyoruz. Milli kaynaklarımızı dışarıya gönderiyoruz. Bunun da ithal ettiğimiz tohumlar kadar verimli olması, hem yağ oranı bakımından, hem de ürün verimliliği bakımından en az ithal edilen tohumlar kadar olması bu da sevindirici. Burada Tohum A.Ş.’ye bir görev düşüyor. Yani bu ithal edilen tohumlardan, hem verim olarak, hem de yağ olarak daha fazla olması için de çalışmaların sürdürülmesi lazım bence. Böyle olursak tüm Türkiye’de bu tohumumuzu daha fazla alanda yaygınlaştırırız diye düşünüyorum” diye konuştu.

Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin de, yerli ve milli ayçiçeği tohumunu ilk olarak 2019’de üretmeye başladıklarını söyledi. Şahin, “2019 yılında başlayan bu serüvende 2022 yılında 3.5 ton üretebildik. Ama sadece Trakya’da olan üç ilde 3.5 tonla başlayan hikayemiz bugün Çanakkale’den Balıkesir’e, Sakarya’dan İzmit’e, Tokat’tan, Samsun’a, Eskişehir’e, Aydın’a kadar 17 ilimizde yaklaşık 250 bin dekarda çiftçilerimizle buluştu. Bu buluşmada tabii ki devletimizin çok büyük desteği var. Ama çiftçilerimizin de buna inanması var. Bu anlamda biz kabul ediyoruz. Yerli, milli, hibrit ayçiçeği olarak Trakya Tohum AŞ olarak yeniyiz, büyümeye çalışıyoruz. Çiftçilerimizi ikna etmeye çalışıyoruz. Ama şuna emin olun ki, ben de bizatihi hasat şenliklerine, ayçiçeğinin büyüme dönemlerine birebir şahit oldum, gittim, test ettim ve şunu gördüğüm birçok alanda; biz yeni olmamıza rağmen Allah’ın yardımı ve inayetiyle diğer yabancı tohumlara neredeyse verim olarak yakın. Yağ oranında neredeyse yakın bir oranda başarabildik” şeklinde konuştu.

Tarım İl Müdürü İslam Köse de, yerli ve milli çeşit ayçiçeği geliştirme çalışmalarının bakanlık tarafından da yakından takip edildiğini ve her yıl Tarım Arazilerinin Kullanımını Etkinleştirilmesi Projesi (TAKE) kapsamında desteklendiğini kaydetti. Köse, Edirne’de 2026 yılında yaklaşık 1 milyon 250 bin dekarlık ayçiçeği alanı ekilişi gerçekleştirildiğini, TAKE çalışmalarında da 275 üreticiye yerli, milli, hibrit ayçiçeği tohumu hibe programlarıyla dağıtıldığını dile getirdi.

‘DİĞER TOHUMLARDAN DAHA BAŞARILI GÖRDÜM’
Programda konuşan, Keşan’a bağlı Çobançeşmesi köyünde çiftçilik yapan Levent Akan da, geçen yıl ilk kez yerli ve milli ayçiçeği ekimi yaptığını söyleyerek, “Gerçekten diğer çeşitlere oranla ben bir tık daha üzerinde görüyorum. Yani sap yapısıyla, yağ oranıyla ve tane sıkılığıyla diğer tohumlardan daha başarılı gördüm. Geçen yıl yağmur yağmamasına rağmen 305 kilo dönümden tohum aldım. Bu yıl da yine ekimini gerçekleştiğimde 301 kilo geldi. Yağ oranları da diğer tohumlardan çok farklı değil. Ben üreticilerimizin bu konuya gerçekten sahip çıkmalarını istiyorum. Yıllarca hep dış ülkelerden ekim yaptık, paralarımız hep dış ülkelere gitti. Ben üreticilerimizden ricam sahip çıkalım. Tamamını ekmeyelim. Ama en azından yarısına yakınına ekelim, göreceksiniz ki memnun kalacaksınız. Ben bunun garantisini buradan veriyorum” dedi.
Konuşmaların ardından Edirne Valisi Yunus Sezer ve beraberindekiler, ayçiçeği hasadına katılarak, yetkililerden ürünle ilgili bilgi aldı.


Olgay GÜLER
Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağlar Kaya, tedavi edilmediği takdirde ölüme kadar götürebilecek pulmoner hipertansiyon hastalığında, erken teşhisin önemine dikkat çekti.
TÜ Tıp Dekanlığı tarafından, hastane bünyesindeki Pulmoner Hipertansiyon Kliniği ve hastalığın erken teşhisinin önemine yönelik basın açıklaması düzenlendi. Açıklamaya TÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Sedat Üstündağ ve Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr.Çağlar Kaya katıldı.
‘ERKEN TANI VE TEŞHİS EN ÖNEMLİSİ’
Pulmoner hipertansiyonla ilgili bilgi veren Doç.Dr. Kaya, hastalığın kalpten akciğere kan taşıyan atardamarlardaki basınç yüksekliğinden kaynaklandığını söyledi. Kaya, “Kalp ve akciğer birbiriyle uyum içerisinde çalışan dolaşım sisteminin önemli iki organıdır. Akciğere giden damardaki bu basınç yüksekliği, hayatı olumsuz etkileyen hatta ani ölüme kadar sebep olan önemli bir sağlık sorunudur. Bu hastalığın hem birçok alt tipi olduğu gibi yaklaşık 35-40 farklı durum ve hastalıklar ilişkilendirilmektedir. Bu hastalıklar pulmoner hipertansiyon dediğimiz duruma neden olabilmektedir. Bu hastalık çabuk yorulma, nefes darlığı, özellikle ilerleyen süreçte diğer hastalıklarla açıklanamayan nefes darlığının, bayılma, göğüs ağrısı gibi durumların da eşlik ettiği şikayetlerle birlikte değerlendirilebilir. En önemlisi bu hastalığın erken tanı ve teşhis edilmesidir” dedi.

‘OLDUKÇA NADİR GÖRÜLEN BİR HASTALIK’
Hastalığın Türkiye’de milyonda 5 kişide görüldüğünü belirten Doç.Dr.Kaya, “Oldukça nadir görülen ancak ciddi bir sağlık problemi oluşturan bir hastalık olarak karşımıza çıkabilmekte. Birçok alt grubu var ancak özellikle bizim dikkati bugün çekmek istediğimiz pulmoner arteriyel hipertansiyon dediğimiz alt grubuyla ilgili aslında farkındalık yaratmak. Bu hastalar birçok hekim tarafından muayene edilmekte, tetkik edilmekte ancak belli sebeplere bağlanabildiği zaman tabii ki tedavileri yapılabiliyor. Ancak açıklanamadığı durumlarda bu hastalığı düşünmemiz gerekiyor. Bu hastalıkla ilgili başta ekokardiyografi dediğimiz kalp ultrasonu, elektro kardiografi dediğimiz kalbin ritim değerlendirmesi, bilgisayarlı tomografi gibi akciğerin tomografisi, kardiyak MR gibi birçok tetkikle birlikte değerlendirip hastalıkları ayırt etmeye çalışıyoruz” diye konuştu.
‘GİRİŞİMSEL VE GİRİŞİMSEL OLMAYAN İŞLEMLERİ YAPIYORUZ’
Doç.Dr.Kaya, pulmoner arteriyel hipertansiyonla ilişkilendirilebilecek bazı hastalık grupları olduğunun altını çizerek, “Özellikle ailede daha önceden pulmoner hipertansiyon tanısı almış, doğumsal kalp hastalığı dediğimiz hastalığı olanlar, bağ doku hastalığı dediğimiz romatizmal hastalıkların eşlik ettiği özellikle siklorederma gibi hastalıkları olan kişilerin bu hastalıkla ilgili taranması gerekmektedir. Biz de Trakya Üniversitesi Kardiyoloji Bölümü olarak kardiyoloji polikliniğimizde haftanın bir günü pulmoner hipertansiyon polikliniği yapmaktayız. Burada hastalarımıza ayrıntılı tetkik ediyor, değerlendiriyor, gerekli olan tüm girişimsel ve girişimsel olmayan işlemleri yapıyoruz. Salı günleri sabahtan akşama kadar bu polikliniğimiz hastalara randevulu bir şekilde hizmet vermektedir. Aynı zamanda doğumsal kalp hasta tedavi edilebilir olanları olduğu gibi bazıları tedavi edilemiyor ancak tedavi edilebilir olanlar, özellikle Atriyal Septal Defekt dediğimiz ASD yani kalpte delik dediğimiz durumların da tedavileri bu poliklinikte ve hastanemizde yapılabilmekte. Dolayısıyla pulmoner hipertansiyonun gelişmesine sebep olan bu doğumsal kalp hastalıklarından bir kısmının tedavisi de kliniğimizde yapılabilmekte” şeklinde konuştu.
‘HER NEFES DARLIĞI, ÇARPINTISI OLANDA GÖRÜLMÜYOR’
Her nefes darlığı, çarpıntısı olan, her çabuk yorulan kişiye pulmoner arteriyel hipertansiyon tanısı konulmadığını belirten Kaya, “Şunu da vurgulamak gerekiyor özellikle. Her nefes darlığı olan, her çarpıntısı olan, her çabuk yorulan kişide pulmoner arteriyel hipertansiyon veya pulmoner hipertansiyon olacak diye bir şey yok. Bunu özellikle vurgulamak gerekiyor. Birçok hastalığın öncelikle değerlendirilmesi, kişinin kendi metabolizması, yani kendi vücudunun çalışma düzeninin değerlendirilmesi neticesinde bazı hastalıklara bağlanamayan nefes darlıkları, yani herhangi bir hastalıkla, özellikle astım, KOAH veya kalp yetmezliği, kalp kapak hastalıkları, böbrek yetmezliği, karaciğer yetmezliği gibi bilinen sebeplerin dışında, açıklayamadığımız nefes darlığını ve bunun süre gelmesinde özellikle bu hastalığı düşünmemiz gerekiyor. Ve aynı zamanda her akciğer basıncı yüksekliği veya pulmoner basınç yüksekliği de pulmoner arteriyel hipertansiyon demek değil. Pulmoner basınç yüksekliğine sebep olan tüm hastalıkların ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi neticesinde aslında az bir gruba indirdiğimiz bu nadir hastalığa aslında ulaşmaya çalışıyoruz. Burada en önemlisi hastaların geç kalmadan bu hastalığın tanısıyla ilgili değerlendirilmesi ve toplum açısından da ve hekimler açısından da farkındalığın arttırılması gerekmekte” ifadelerini kullandı.

‘SÜREÇ NE KADAR UZARSA, TEDAVİ İMKANI ORTADAN KALKAR’
TÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof.Dr.Sedat Üstündağ da, hastalığın geç teşhisinde ortaya çıkabilecek olumsuz durumlara dikkat çekerek, “Hastalıktaki süreç ne kadar uzunsa, teşhisteki süreç ne kadar uzunsa, tam tedavi imkanı da ortadan kalkmış olur. Oysa daha başlangıçta, nefes darlığı, tıkanıklık hissi, halsizlik, yorgunluk düzeyindeyken bu hastalık teşhis edilebilir ve doğru tedavi edilirse insanlar şifa bulurlar. Yaşam konforları artmış olur. Hocamızın kardiyoloji anabilim dalı bünyesinde kurulan poliklinik de bu hastalığın erken teşhis ve tedavisinde, kısa sürede teşhis ve tedavisinde muhakkak ki hem Edirne’mize hem Trakya bölgemize büyük katkılar sağlayacaktır. Belki de 10 yıl sonra bu kadar çok pulmoner hipertansiyon komplikasyonuyla karşılaşmamış olacağız” dedi.