
28 Temmuz 2026 Salı


Sanayi tesislerinde kullanılan suyun sertlik, mineral yoğunluğu ve askıda katı madde açısından kontrol edilmemesi; kireçlenme, tortu birikimi, basınç kaybı ve ekipman performansında düşüş gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle kazanlar, eşanjörler, boru hatları, soğutma sistemleri ve üretim ekipmanları sürekli suyla temas ettiği için su kalitesindeki bozulmalar doğrudan işletme verimliliğini etkiler.
Bu nedenle kireç ve tortu problemini yalnızca temizlik veya bakım konusu olarak değerlendirmek yeterli değildir. Doğru analiz, uygun ön arıtma, filtrasyon, yumuşatma ve düzenli kontrol süreçleri birlikte ele alınmalıdır. Böylece sistemlerin daha stabil çalışması, enerji tüketiminin kontrol altında tutulması ve üretim sürekliliğinin korunması mümkün hale gelir.
Sanayi tesislerinde kireç problemi genellikle suda bulunan kalsiyum ve magnezyum iyonlarının yüksek seviyede olmasından kaynaklanır. Bu mineraller, su ısıtıldığında veya basınç değişimine uğradığında yüzeylere tutunarak sert tabakalar oluşturur. Zamanla bu tabakalar boru içlerinde, kazan yüzeylerinde, eşanjör plakalarında ve üretim ekipmanlarında birikerek sistem performansını düşürür.
Tortu problemi ise yalnızca sertlik minerallerinden değil; kum, kil, pas, askıda katı maddeler ve tesisat içi korozyon kalıntılarından da kaynaklanabilir. Özellikle ham su kaynağı kuyu suyu, şebeke suyu veya yüzey suyu olduğunda suyun karakteri düzenli olarak değişebilir. Bu nedenle kireç ve tortu oluşumunu önlemek için suyun fiziksel ve kimyasal özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.
Kireç ve tortu birikimi, suyun temas ettiği neredeyse tüm teknik sistemlerde performans kaybına neden olabilir. Ancak etki seviyesi sistemin çalışma sıcaklığına, basıncına, su tüketim miktarına ve proses hassasiyetine göre değişir. Yüksek sıcaklıkla çalışan ekipmanlarda kireçlenme daha hızlı ilerlerken, dar geçişli hatlarda tortu birikimi daha kısa sürede tıkanma oluşturabilir.
Bu nedenle işletmelerde yalnızca ana su girişini değil, suyun geçtiği kritik kullanım noktalarını da analiz etmek gerekir. Kazanlar, eşanjörler, soğutma kuleleri, üretim hatları, nozullar ve hassas makineler farklı risk seviyelerine sahiptir. Her sistem için aynı arıtma yaklaşımı yeterli olmayabileceğinden, proses bazlı değerlendirme daha doğru sonuç verir.
Kazan ve buhar sistemlerinde kireçlenme, ısı transfer yüzeylerinde yalıtkan bir tabaka oluşturarak enerji kaybına neden olur. İnce bir kireç tabakası bile yakıt tüketimini artırabilir, kazan verimini düşürebilir ve sıcaklık dengesizlikleri oluşturabilir. Bu durum uzun vadede ekipman ömrünü kısaltırken bakım ihtiyacını da artırır.
Boru hatlarında tortu ve kireç birikimi su geçiş kesitini daraltarak debi düşüşüne ve basınç kaybına yol açar. Eşanjörlerde ise yüzeylerde oluşan birikim ısı transferini zayıflatır. Bu nedenle üretim hattında istenen sıcaklık değerlerine ulaşmak zorlaşabilir ve sistem daha fazla enerji harcayarak çalışmak zorunda kalabilir.
Üretim ekipmanları ve nozullar, dar geçiş alanları nedeniyle tortu birikimine karşı oldukça hassastır. Biriken partiküller püskürtme kalitesini bozabilir, dozajlama hassasiyetini düşürebilir veya üretim hattında duruşlara sebep olabilir. Özellikle gıda, tekstil, kimya ve metal işleme gibi sektörlerde su kalitesi doğrudan proses sonucunu etkileyebilir.
Kireçlenme ve tortu birikimi, ilk aşamada küçük performans kayıpları gibi görünse de zamanla işletme maliyetlerini ciddi şekilde artırabilir. Su geçişinin zorlaşması, ısı transferinin düşmesi ve ekipmanların daha zor şartlarda çalışması enerji tüketimini yükseltir. Aynı zamanda bakım aralıkları kısalır, parça değişimi ihtiyacı artar ve plansız duruş riski ortaya çıkar.
Bu sorunların etkisi yalnızca teknik ekipmanlarla sınırlı değildir. Üretim kalitesinde dalgalanma, proses sürelerinde uzama, temizlik kimyasalı kullanımında artış ve iş gücü kaybı da işletme performansını etkiler. Bu nedenle kireç önleyici su arıtma yaklaşımı, bakım maliyetlerini azaltmanın yanı sıra üretim sürekliliğini korumak için de önemli bir yatırımdır.
Kireç tabakası, ısı transferini zayıflattığı için kazan, eşanjör ve ısıtma sistemlerinin aynı performansa ulaşmak adına daha fazla enerji tüketmesine neden olur. Bu durum özellikle yüksek kapasiteli sanayi tesislerinde önemli bir maliyet kalemine dönüşebilir. Enerji verimliliğini korumak için su sertliği ve birikim riski düzenli izlenmelidir.
Tortu ve kireç birikimi, ekipmanların daha sık temizlenmesine, filtrelerin daha hızlı dolmasına ve hareketli parçaların daha fazla zorlanmasına yol açabilir. Bu da bakım ekiplerinin iş yükünü artırır. Sorun zamanında kontrol altına alınmadığında pompa, vana, eşanjör veya nozul gibi parçaların değişimi gerekebilir.
Su kalitesi stabil olmadığında üretim proseslerinde ölçülebilir farklılıklar oluşabilir. Püskürtme, yıkama, soğutma, buhar üretimi veya kimyasal hazırlama gibi adımlarda suyun içeriği ürün kalitesini etkileyebilir. Bu nedenle kireç ve tortu kontrolü, yalnızca ekipman sağlığı için değil, standart üretim kalitesini korumak için de önemlidir.
Sanayi tesislerinde kireç ve tortu problemini önlemenin ilk adımı, su kaynağının detaylı analiz edilmesidir. Su sertliği, iletkenlik, pH, askıda katı madde, demir, mangan ve toplam çözünmüş madde değerleri belirlenmeden doğru sistem seçimi yapmak zordur. Analiz sonucuna göre mekanik filtrasyon, aktif karbon, yumuşatma, dozajlama veya ters ozmoz gibi çözümler planlanabilir.
Önleme sürecinde tek bir cihazdan ziyade bütüncül bir arıtma hattı düşünülmelidir. Örneğin tortu yükü yüksek sularda yumuşatma sisteminden önce uygun filtrasyon kurulmadığında sistem verimi düşebilir. Benzer şekilde sertlik seviyesi yüksek olan sularda yalnızca partikül filtresi kullanmak kireçlenmeyi engellemez. Bu nedenle sanayi su arıtma sistemi seçimi, proses ihtiyacına ve su analizine göre yapılmalıdır.
Kireç önleyici sistem seçerken yalnızca cihaz kapasitesine bakmak yeterli değildir. Tesisin günlük su tüketimi, pik debi ihtiyacı, suyun kullanım amacı, sertlik seviyesi, işletme sıcaklığı ve bakım koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Yanlış kapasitede seçilen sistemler kısa sürede verim kaybına uğrayabilir veya proses için gerekli su kalitesini sağlayamayabilir.
Çağlayan Su Arıtma, sanayi tesislerinde suyun kaynağına ve kullanım alanına göre arıtma yaklaşımının belirlenmesine odaklanır. Bu kapsamda endüstriyel su arıtma ihtiyaçlarında analiz, sistem seçimi, kurulum ve bakım süreçleri birlikte ele alınarak tesisin uzun vadeli performans hedeflerine uygun çözümler planlanabilir.
Su sertliği analizi, kireçlenme riskini anlamak için en temel adımdır. Kalsiyum ve magnezyum seviyeleri ölçülmeden doğru yumuşatma veya şartlandırma sistemi belirlenemez. Bu analiz aynı zamanda reçine kapasitesi, rejenerasyon sıklığı, kimyasal tüketimi ve sistem boyutlandırması için de önemli veri sağlar.
Her sanayi tesisi aynı su kalitesine ihtiyaç duymaz. Kazan besi suyu, soğutma suyu, yıkama suyu veya üretim proses suyu farklı arıtma seviyeleri gerektirebilir. Bu nedenle sert su arıtma çözümü seçilirken sadece giriş suyu değil, çıkış suyunun hangi ekipmanda kullanılacağı da dikkate alınmalıdır.
Arıtma sistemlerinin verimli çalışması için düzenli bakım ve kontrol planı oluşturulmalıdır. Filtre değişimleri, reçine kontrolleri, dozaj ekipmanı takibi ve su kalite ölçümleri ihmal edildiğinde sistem performansı düşebilir. Periyodik kontroller sayesinde kireç ve tortu riski büyümeden tespit edilerek üretim hattı korunabilir.
Sanayi tesislerinde kireç ve tortu probleminin önlenmesi için suyun kaynağı, proses ihtiyacı ve ekipman hassasiyeti birlikte değerlendirilmelidir. Çağlayan Su Arıtma, tesis özelinde yapılan analizlere göre filtrasyon, yumuşatma, dozajlama ve gerekli durumlarda ters ozmoz gibi çözümleri bir arada planlayarak su kalitesinin daha kontrollü hale gelmesine destek olur.
Bu yaklaşım sayesinde kazanlar, eşanjörler, boru hatları ve üretim ekipmanları daha stabil çalışabilir. Doğru projelendirilmiş bir arıtma hattı, tortu giderimi ve kireç kontrolü açısından işletmelere uzun vadeli avantaj sağlar. Böylece bakım yükü azalırken enerji verimliliği, proses sürekliliği ve ekipman ömrü daha sağlıklı şekilde korunabilir.


Edirne Valiliği, Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan son değerlendirmelere göre Kuzey Ege’de Çarşamba günü öğleden sonra rüzgarın fırtına şeklinde esmesinin beklendiğini belirterek, uyarıda bulundu.
Edirne Valiliği’nin konuya ilişkin duyurusunda şunlara yer verildi:
“Meteoroloji Genel Müdürlüğünden alınan son değerlendirmelere göre, 29 Temmuz 2026 Çarşamba günü saat 14.00’ten itibaren Kuzey Ege’de rüzgârın kuzey ve kuzeydoğu yönlerden 6 ila 8 kuvvetinde (50-75 km/saat) fırtına şeklinde esmesi beklenmektedir. Fırtınanın 1 Ağustos 2026 Cumartesi günü öğle saatlerinden sonra etkisini kaybetmesi tahmin edilmekte olup, deniz ulaşımında aksamalar yaşanabileceği değerlendirilmektedir.
29 Temmuz 2026 – 14.00 / 1 Ağustos 2026 – 14.00
Vatandaşlarımızın, özellikle denizcilerimizin ve deniz ulaşımını kullanacak vatandaşlarımızın meydana gelebilecek olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olmaları önemle rica olunur.”


Olgay GÜLER
Edirne’nin Korucu Göleti’nde, yaşanan toplu balık ölümlerine ilişkin, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü’nden yapılan incelemede, söz konusu ölümlere neden olabilecek doğrudan olumsuz bir bulguya rastlanılmadığı, incelemelerin sürdüğü belirtildi.

İl Müdürlüğü, önceki gün Korucu Göleti’nde meydana gelen toplu balık ölümleriyle ilgili inceleme başlattı. Balıkçılık ve Su Ürünleri Şube Müdürlüğü teknik ekiplerinin yaptığı saha çalışmalarında göletin farklı noktalarında su sıcaklığı, çözünmüş oksijen, pH ve diğer temel su kalite parametrelerine yönelik ölçümler gerçekleştirdi.

‘SÜREÇ TİTİZLİKLE TAKİP EDİLİYOR’
Müdürlükten konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Yapılan ölçümlerde balık ölümlerini doğrudan açıklayabilecek olumsuz bir bulguya rastlanmamıştır. İlk gözlemler doğrultusunda balık ölümlerinin, göletin su seviyesinin düşük olduğu sığ kesimlerde yoğunlaştığı, ölen balıkların büyük bölümünün bu alanlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan değerlendirmelerde, balık ölümlerinin usulsüz avcılık (elektrik kullanımı) kaynaklı olmadığı kanaatine varılmıştır. Balık ölümlerinin kesin nedeninin belirlenebilmesi amacıyla gerekli numuneler alınarak yetkili laboratuvara gönderilmiş olup, analiz sonuçları ile teknik incelemelerin birlikte değerlendirilmesinin ardından bilimsel veriler ışığında kesin tespit yapılacaktır. Süreç, il müdürlüğümüz tarafından titizlikle takip edilmekte olup, çevrenin korunması, su ürünleri kaynaklarımızın sürdürülebilirliği ile hayvan ve insan sağlığının korunmasına yönelik çalışmalarımız aralıksız ve kararlılıkla devam etmektedir” denildi.


Olgay GÜLER
Edirne’de, kentin meşhur lezzeti tava ciğerin yanında ‘olmazsa olmaz’ olarak adlandırılan, yöreye özgü Karaağaç acı biberinin hasadı oyun havaları eşliğinde başladı.

Karaağaç Mahallesi’nde üreticiler, tava ciğerin yanında ana garnitür olarak sunulan acı biber için hasat mesaisine Trakya’nın 9/8’lik oyun havaları eşliğinde başladı. Kentin meşhur tava ciğerinin yanında adını duyuran ve sadece Yunanistan sınırındaki Karaağaç Mahallesi’ndeki tarlalarda yetişen biber, hasat edildikten sonra iplere dizilip gölgede kurutulacak. Hasat etkinliğine, Edirne Valisi Yunus Sezer, Belediye Başkanı Filiz Gencan Akın ve AK Parti İl Başkanı Belgin İba, Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanımız Şafak Kırbiç, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sezai Irmak da katıldı. Vali Sezer ve Belediye Başkanı Gencan, işçilerle sohbet ederek hasat yapmalarına yardım etti.

‘TALEBE YETİŞEMİYORUZ’
Vali Sezer, Karaağaç acı biberinin yetiştirilmesi ve hazırlanması süreçlerinin zorluğuna dikkat çekerek, “Hem ekimi zor, hem hasadı zor, hem de kurutularak sofralara gelmesi çok meşakkatli bir süreci olan ama gastronomiyle ilgilenen bütün otoritelerin üzerinde anlaştıkları müthiş güzel bir acı lezzeti. Zor devam ettirilen bir süreç bu ama üreticilerimiz ısrarla bunun üzerinde duruyorlar ve son yıllarda da artık talebe yetişemiyoruz. Tava ciğerin yanında muhakkak kırmızı kurutulmuş karaağaç acı biberimiz de ikram ediliyor. Artık ulusal marketlerden de çok yoğun bir talep var. Bunu birçok gönüllümüzle artık ekiliş alanlarını da arttırma, bunu bir sanayileşmeye dönüştürmek istiyoruz” dedi.

‘TÜRKİYE’NİN ÇOK ÖNEMLİ BİR DEĞERİ’
Ata tohumundan üretimin devam etmesi gerektiğine vurgu yapan Sezer, “Bu ata tohumu yüzyıllardır devam eden ve bugüne kadar gelen bir tohum. Bundan sonra da bunun devam ettirilmesi bizim açımızdan çok önemli. Gerçekten de Türkiye’nin çok önemli bir değeri bence. Fark edilmesi ve herkes tarafından korunması gereken çok önemli bir değer. Bunu inşallah burada tava ciğerle adını duyurdu ama bütün ulusal marketlerle beraber de devam ettirilmesini arzu ediyoruz. Diğer biberlerden farklı olarak tabii kimyasal hiç kullanılmıyor. Tamamen ata tohumu, yine hayvan gübresiyle besleniyor. Ve iki defa hasat alınıyor. Dolayısıyla verimi de sınırlı. Meşakkati de ona göre daha fazla. Dolayısıyla kendisini kıymetli kılan da bu” diye konuştu.

‘ATA TOHUMUYLA ÜRETİM YAPIYORUZ’
Üretici Tunahan Ule de, bu yıl mevsim şartlarının da iyi gitmesiyle iyi verim beklediklerini söyleyerek, “Geçtiğimiz yıl çok aşırı sıcaklar vardı ve zorluk yaşadık ama bu yıl tam biberin istediği hava şartları oluştu. Biz de elimizden geldiğince ilgileniyoruz. Biliyorsunuz biz ata tohumuyla üretim yapıyoruz. Hayvan gübresini atıyoruz. Ata tohumunun tek istediği şey hayvan gübresi. Bir sezonda 2 kez hasat yapıyoruz. Biberimiz şu anda bütün büyük marketlere gidiyor. Yurtdışına gidiyor. Yani bu sadece ciğerin veya köftenin yanında servis edilen bir şey değil artık. Bütün lokantalarda kullanılıyor, bütün yemeklerin yanında var” şeklinde konuştu.

‘SICAK BİZİ ETKİLEMİYOR’
Hasat mesaisinde çalışan işçilerden İpek Çinko, “Her yıl biber hasadı olduğu zaman geliyoruz. Sabah erken saatte geliyoruz, akşam 5’e kadar çalışıyoruz. Sıcağa da artık alıştık, etkilemiyor bizi. Mecburuz, ekmek paramız sonuç olarak. Ben yemesini de seviyorum, kendim de yiyorum” ifadelerini kullandı. Naile Şeker de, “Biz sürekli geliyoruz biber toplamaya. Sabah 6’da kalkıp buraya geliyoruz. Akşam 5’te işi bitiriyoruz. 12 saat çalışıyoruz, biraz zor ama mecburuz para kazanmak için çalışmalıyız” dedi.

DÜNYANIN EN TATLI ACISINDA HASAT VAKTİ
Edirne Valiliği’nin daha sonra sosyal medya hesabından “Dünyanın en tatlı acısında hasat vakti” başlığı altında gerçekleştirilen paylaşımda şunlara yer verildi:
“Valimiz Yunus Sezer, ata tohumu ile yetiştirilen, ilimize özgü lezzetlerden biri olan ve meşhur Edirne Tava Ciğeri’nin vazgeçilmez eşlikçisi Karaağaç Acı Biberinin hasadına katıldı.
Üreticilerimizle birlikte tarlaya girerek biber toplayan Valimiz Yunus Sezer, hasadın ardından biberlerin kurutma süreci ile ilgili bilgi alarak üreticilerimize bereketli bir sezon diledi.

Edirne’mizin asırlık lezzetlerini, yerel değerlerini ve ata tohumlarımızı koruyarak gelecek nesillere taşımaya; bu eşsiz tatları ülkemize ve dünyaya tanıtmaya devam edeceğiz.
Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan da daha sonra şunları paylaştı:;
“Ule Tarım’ın düzenlediği, Marka Tescil Belgeli Karaağaç Biberi Hasat Şenliği’nde üreticilerimizle bir araya geldik.
Valimiz Yunus Sezer, Trakya Birlik Yönetim Kurulu Başkanımız Şafak Kırbiç, Edirne Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanımız Sezai Irmak, siyasi parti temsilcilerimiz ve hemşehrilerimizle birlikte hasadın bereketini paylaştık.
Karaağaç Biberi, Edirne’mizin önemli tarımsal değerlerinden biri. Bu değeri emekleriyle büyüten üreticilerimize ve Hasat Şenliği’ni düzenleyen Ule Tarım’a teşekkür ediyor, tüm üreticilerimize bereketli ve bol kazançlı bir sezon diliyorum.”


Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Çerkezköy’de raydan çıkan trenle ilgili yaptığı açıklamada, “25 vatandaşımızı kaybetmemizin üzerinden sekiz yıl geçti. Acılar hâlâ tazeliğini korurken, başka bir yolcu treninin yeniden raydan çıkması kabul edilemez.Çorlu faciasından gerekli derslerin bütünüyle alınmadığını anlıyoruz” dedi.
CHP Edirne Milletvekili Ahmet Baran Yazgan, Edirne-İstanbul seferini yapan yolcu treninin Çerkezköy Tren İstasyonu yakınlarında raydan çıkmasına ilişkin basın açıklaması yaptı. Söz konusu olayın, bölgedeki demiryolu güvenliğine ilişkin kaygıları yeniden gündeme getirdiğini vurgulayan Yazgan, şöyle devam etti:
“Olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmaması hepimiz için tesellidir. Ancak trenin yavaş seyretmesi sayesinde daha ağır bir tablonun ortaya çıkmamış olması, yaşanan olayın ciddiyetini ortadan kaldırmamaktadır.Demiryolu güvenliği şansa bırakılamaz. İnsanlarımızın yaşamı, trenin o anda hızlı ya da yavaş gitmesine, vagonların hangi yöne devrileceğine veya tesadüflere emanet edilemez.
Bu bölgede demiryolu güvenliği konuşulurken 8 Temmuz 2018’de yaşanan Çorlu Tren Faciası’nı unutmamız mümkün değil. 25 vatandaşımızı kaybetmemizin üzerinden sekiz yıl geçti. Acılar hâlâ tazeliğini korurken, başka bir yolcu treninin yeniden raydan çıkması kabul edilemez.
Yaşanan olaydan, Çorlu faciasından gerekli derslerin bütünüyle alınmadığını anlıyoruz.Çorlu faciasının ardından hazırlanan raporlarda altyapının gözden geçirilmesi, menfez ve köprülerde erken uyarı sistemlerinin kurulması, meteorolojik risklerin yakından takip edilmesi, bakım ve denetim süreçlerinin güçlendirilmesi yönünde tavsiyeler bulunuyordu. Bu tavsiyelerin hangileri hayata geçirilmiştir? Yapıldığı belirtilen çalışmalar yeterliyse, bir yolcu treni Çerkezköy’de neden yeniden raydan çıkmıştır?
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile TCDD, olayın nedenini bütün yönleriyle araştırmalı, hazırlanacak teknik raporu gecikmeden kamuoyuyla paylaşmalıdır. İnceleme yalnızca olay anına ve birkaç personele indirgenmemelidir.Bakım politikaları, personel yeterliliği, denetim sistemi, yatırım programları ve kurumsal sorumluluk zinciri de araştırılmalıdır.
Çorlu’da 25 insanımızı kaybettikten sonra hâlâ aynı soruları soruyor olmamız başlı başına büyük bir yönetim sorunudur. Bir kez daha canlarımızı kaybettikten sonra önlem alınmasını bekleyemeyiz. Kamunun görevi, facia meydana geldikten sonra açıklama yapmak değil, o facianın meydana gelmesini önlemektir.”