
06 Eylül 2026 Pazar


Olgay GÜLER
Edirne’de Alevi-Bektaşi inanç önderlerinden Akın Çetin, 57 yaşında vefat etti.

Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı Musulça Köyü’nde yaşayan, Alevi-Bektaşi inanç önderlerinden Akın Çetin, 57 yaşında hayata gözlerini yumdu. Çetin’in vefatı, ailesi ve sevenleri arasında derin üzüntüye neden oldu. Çetin için Musulça Köyü’nde cenaze töreni düzenlendi. Törene; Edirne Valisi Yunus Sezer, Çetin ailesi ve çok sayıda aile dostu katıldı.

Cenaze töreninin ardından Akın Çetin’in cenazesi, köy mezarlığında toprağa verildi.


Olgay GÜLER
Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Edirne programı sonunda gerçekleştirdiği şehir turunda, cenaze namazı kılındığını gördüğü Kıyak Baba Camisi önünde durarak, namaza katıldı.

Genel Başkan Özel, Cumartesi günü Edirne’de ilk olarak Selimiye Camisi’ni gezdi. Ardından Vefa Edirne Emekli Evi açılışına katılan Özel, programının devamında, 1’inci Murat Mahallesi’nde Cumartesi günleri açılan halk pazarında esnaf ve vatandaşlarla bir araya geldi. Özel, Edirne programının sonunda, parti otobüsüyle şehir turu attı. Bu sırada Kıyık Caddesi’nde ilerleyen Özel, Kıyak Baba Camisi’nde cenaze namazı kılındığını gördü.

Otobüsü durduran Özel, Hilmi Tuna’ya ait olduğu öğrenilen cenaze namazına katılıp, vatandaşlarla birlikte saf tuttu.

Öğle namazının ardından kılınan cenaze namazından sonra Özel, tabuta omuz verip cenaze aracına bindirilmesine de yardımcı oldu. Özel burada, vatandaşların da yoğun ilgisiyle karşılaştı.


Olgay GÜLER
Edirne’de Balkan Ülkeleri Dostluk Spor Kulübü (BÜDDER) tarafından 11’uncusu düzenlenen Uluslararası Edirne Maratonu, gerçekleştirildi. UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ndeki Selimiye Camisi önünden başlayan maratonuna, Malazgirt Zaferi’ne ithafen 1071 sporcu katıldı. Sporcular, 21 kilometre, 10 kilometre ve 5 kilometrelik üç farklı etapta yarıştı.

Yarışın startının ardından, 10 kilometrelik parkurda sporcular Selimiye Camisi önünden Atatürk Bulvarı, Tunca ve Meriç köprüleri ve Lozan Caddesi’ne giderek buradan dönüş aldı. 21 kilometrelik parkurdaysa aynı rotanın devamında Karaağaç Mahallesi ve Yunanistan açılan Pazarkule Sınır Kapısı’na gidildi. Sporcular gümrük kapısında, sınırın sıfır noktasında, Yunanistan’daki Kastanies Gümrük Kapısı önünden dönüş alarak Selimiye Camisi önünde yarışı tamamladı.

GENEL KLASMANDA BİRİNCİ MASTER ATLET ÜMİT ER
Yarışma sonunda oluşan sonuçlara göre, genel klasmanda 21 kilometrede birinciliği master atlet Ümit Er (50) elde etti. İkinci Mustafa Araç, üçüncü Ümit Er oldu. 21 kilometrede kadınlarda Yunanistanlı atlet Pelagia Diamantaki birinci, Bahar Gülenç Taşdelen ikinci, Ayşe Alolo üçüncü oldu. 10 kilometrede genel klasmanda birinci Nuh Aşçı, ikinci Muhammed Bilal Osman, üçüncü Behzat Nobaripour oldu. 10 kilometre kadınlarda birinci Derya Köse, ikinci Bulgaristanlı atlet Pamela Eni, üçüncü Bahar Sezer oldu. 5 kilometredeyse genel klasmanda Burak İşbaşaran, ikinci Bilal Gün, üçüncü İshak Gençdal oldu. 5 kilometre kadınlardaysa Meltem Yılmaz birinci olurken, ikinciliği Hilal Nura Dağlı, üçüncülüğüyse Meltem Doğan elde etti.

‘YAŞ ÖNEMLİ DEĞİL, HERKESİ KOŞMAYA DAVET EDİYORUM’
Yarışmanın genel klasman birincisi Ümit Er, geçen hafta Güney Kore’de düzenlenen Şampiyona’da masterlarda dünya beşincisi olduğunu söyleyerek, “Geçen hafta Güney Kore’de düzenlenen Dünya Yarı Maraton Şampiyonası’nda masterlarda dünya 5’incisi oldum. 2 gün dinlendim, geldim ve burada koştum. Parkur biraz kötüydü. Kaldırım taşları vardı, onlar biraz engeldi. Ama diğer gelen kısımlar iyiydi. Güzel bir parkurdu, ortam da güzeldi. Benim için bu yarı maraton, Trakya Bölgesi’nde koşulan tek maraton sayılır. O yüzden katıldım. Sınırın içerisine giriyoruz. Pazarkule Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye geçiş yapılıyor. O da güzel bir ortam. Sporu çok seviyorum, koşmayı çok seviyorum. 40 yaşında başladım. 40 yaşında başlamış olmama rağmen Türkiye’de katıldığım bütün müsabakalarda yaş grubumda şampiyon oluyorum. Şu anda Türkiye şampiyonuyum. Yaş önemli değil. Ben 40 yaşında atletizme başladım, şimdi 50 yaşındayım ve çok rahat koşuyorum. Herkese koşmayı tavsiye ederim” dedi.

‘COŞKUYU İLİKLERİMİZE KADAR HİSSEDİYORUZ’
Organizasyon düzenleyen BÜDDER başkanı Önder Akdağ, etkinliğin her geçen yıl biraz daha dünya standartlarında yapıldığını belirterek, “Her geçen yıl biraz daha profesyonelleşerek dünya standartlarında bir organizasyon gerçekleştiriyoruz. Ev sahibi olmaktan, Edirne’de bu organizasyonun yapılmasını vesile olmaktan, bunu koordine etmekten dolayı gerçekten mutluyum. Coşkuyu görünce bunu iliklerimize kadar hissediyoruz. Sporcular Edirne’yi çok seviyor. 1071 yılı Anadolu’nun kapısının Türklere açıldığı yıl olduğu için 1071 sporcuda kayıtları kapatarak Malazgirt Zaferi’ne de atıfta bulunmak istedik. O sebeple bugün 1071 sporcu start aldı, 1071 sporcu finişe geldi” şeklinde konuştu.

Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem de, organizasyon kapsamında, farklı şehir ve ülkelerden gelen sporcuları kentte ağırlamaktan mutluluk duyduklarını söyledi. Öktem, “11. Uluslararası Edirne Yarı Maratonu vesilesiyle farklı şehirlerden ve ülkelerden gelen sporcularımızı Edirne’de ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyuyoruz. Dereceye giren sporcularımızı gönülden kutluyor, parkuru tamamlayan tüm sporcularımızı gösterdikleri mücadele için tebrik ediyorum. Bu güzel organizasyonu gerçekleştirilmesinde emeği geçen Balkan Ülkeleri Dostluk Grubu Spor Kulübü’ne, katkı sunan tüm kurumlarımıza, gönüllülerimize ve çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Sporun birleştirici gücünü Edirne’mizin tarihi ve kültürel değerleriyle buluşturan bu organizasyonun nice yıllara devam etmesini diliyorum” diye konuştu.

Yarışma sonunda dereceye giren atletlere ödülleri, Edirne Belediye Başkan Yardımcısı Gökçe Onur Öktem ve BÜDDER Başkanı Önder Akdağ tarafından verildi.








Karne notları düştü, öğretmen “derse ilgisiz” diyor, çocuk ödev masasına oturunca 10 dakikada sıkılıyor… Aileler çoğu zaman motivasyon arıyor. Oysa tablonun altında çok daha basit bir sebep yatıyor olabilir: Çocuk tahtayı net göremiyordur. Veni Vidi Göz Caddebostan hekimlerinden Op. Dr. Berna Baş, okul çağındaki çocuklarda en sık atlanan sorunun tam da bu olduğunu söylüyor.
“Çocuk görmediğini bilmez”
Bir yetişkin görme keskinliğini kaybettiğinde bunu hemen fark eder, çünkü kıyaslayacağı bir “eski hali” vardır. Çocukta böyle bir referans yoktur.
Op. Dr. Berna Baş bu noktanın altını özellikle çiziyor: “Doğuştan ya da çok küçük yaşta başlayan görme kusurlarında çocuk, dünyayı hep o şekilde gördüğü için bir sorun olduğunu düşünmez. Bulanık görmek onun için normaldir. Bu yüzden ‘gözüm iyi görmüyor anne’ cümlesini beklemek en büyük hatadır. Çocuk şikâyet etmiyor olabilir; ama davranışlarıyla size sinyal veriyordur.”
İşte o sinyaller:
“Bu tablonun tamamı, dikkat eksikliği ya da isteksizlik olarak yorumlanabiliyor” diyor Dr. Baş. “Karşımıza yıllarca ‘tembel’ etiketiyle gelmiş, gözlükle iki ayda bambaşka bir öğrenciye dönüşen çocuklar çıkıyor.”
Sınıfın arkasından tahtayı görememek neye mal oluyor?
Bir ilkokul öğrencisinin gün içinde yaptığı işlerin neredeyse tamamı görme üzerine kurulu: Tahtadan deftere geçiş, satır takibi, harflerin ayırt edilmesi, uzak-yakın arasında sürekli odak değiştirme.
Düzeltilmemiş bir görme kusuru bu zincirin her halkasını bozar. Çocuk tahtadaki yazıyı tam çıkaramadığı için not almakta gecikir, arkadaşlarına yetişemez, dersin akışını kaçırır. Yakın odaklamada zorlanan çocuk okurken hızla yorulur, kitapla kurduğu ilişki bozulur. Sonuçta ortaya çıkan tablo “başarısızlık” gibi görünür; oysa altta yatan sorun tamamen fizikseldir ve çoğu zaman basit bir gözlükle çözülebilir.
Bu ilişkinin ayrıntılarını merak eden aileler için Veni Vidi Göz’ün hazırladığı çocuklarda göz sağlığının okul başarısına etkisi rehberi kapsamlı bir kaynak sunuyor.
Asıl tehlike: Göz tembelliği ve kaçırılan zaman
Op. Dr. Berna Baş’ın “en çok üzüldüğümüz durum” dediği başlık ise göz tembelliği (ambliyopi).
Ambliyopi, bir gözün beyinle kurduğu bağlantının gelişememesi durumudur. En sık nedenleri; iki göz arasındaki numara farkı, düzeltilmemiş yüksek hipermetrop-astigmat ve göz kaymasıdır. Çocuk tek gözüyle rahatça gördüğü için hiçbir şikâyeti olmaz — aile de fark etmez.
“Görme sistemi çocukluk döneminde şekillenir. Bu gelişim penceresi yaklaşık 7-9 yaş civarında kapanır” diyor Dr. Baş. “Erken yakalanan bir göz tembelliği kapama tedavisi ve gözlükle büyük ölçüde düzeltilebilir. Aynı çocuk 10 yaşında karşımıza geldiğinde ise elimizden gelen çok azdır. Kaybedilen görme kalıcı olur. Bu yüzden çocuk göz muayenesi ertelenebilir bir şey değildir; takvimi olan bir şeydir.”
“Okulda tarama yapıldı, sorun çıkmadı” demek yeterli mi?
Değil. Dr. Baş’a göre ailelerin en sık yanıldığı nokta burası.
Okullarda yapılan görme taramaları genellikle uzak görme keskinliğini ölçer. Bu tarama miyopu yakalamakta iyidir; ancak hipermetropi, astigmatizma, gizli göz kaymaları ve odaklama bozuklukları bu testlerden rahatlıkla geçebilir. Çocuk uyum yeteneği yüksek olduğu için tabloyu “kendi kendine düzeltir”, tabloyu okur — ama bunu yaparken göz kaslarını sürekli zorladığı için baş ağrısı ve okuma yorgunluğu yaşar.
Bunun önüne geçmenin tek yolu, çocuğun damla ile (sikloplejik) refraksiyon muayenesinden geçmesi. Damla, göz kaslarının uyum refleksini geçici olarak devre dışı bırakarak numaranın gerçek değerini gösterir. “Çocukta damlasız yapılan ölçüm bize gerçek numarayı vermez” diyor Dr. Baş. “Özellikle hipermetropide çocuğun gizlediği numarayı ancak bu şekilde ortaya çıkarabiliyoruz.”
Tam bir çocuk göz muayenesi; görme keskinliği, damlalı refraksiyon, göz kaslarının değerlendirilmesi, derinlik ve renk görme testleri ile göz tabakalarının incelenmesini kapsar. Çocuk henüz konuşamıyor ya da harf tanımıyorsa da muayene mümkündür — bunun için resimli ve şekilli özel testler kullanılır.
Muayene takvimi: Hangi yaşta, ne zaman?
Op. Dr. Berna Baş’ın önerdiği kontrol planı şöyle:
Ailede yüksek numara, göz tembelliği, şaşılık ya da kalıtsal göz hastalığı öyküsü varsa bu takvim öne çekilmeli. “Bu durumda ilk muayene için 3 yaşı beklemeyin” uyarısında bulunuyor Dr. Baş.
Ekran süresi ve miyopi: Artık göz ardı edilemez
Son yıllarda çocuklarda miyopinin belirgin biçimde arttığını söyleyen Dr. Baş, bunun iki temel sebebine dikkat çekiyor: artan yakın çalışma süresi ve azalan açık hava zamanı.
Ailelerin uygulayabileceği, bilimsel dayanağı güçlü iki basit önlem var:
1. Günde en az 2 saat gün ışığı. Açık havada geçirilen zamanın çocuklarda miyopi gelişimini yavaşlattığını gösteren çok sayıda çalışma bulunuyor. Bu, gözlük numarasının ilerlemesini frenleyen en etkili ve en ucuz yöntem.
2. 20-20-20 kuralı. Her 20 dakikalık yakın çalışmadan sonra, 20 saniye boyunca yaklaşık 6 metre (20 feet) uzağa bakmak. Bu kısa mola, odaklama kaslarının dinlenmesini sağlar.
Buna ek olarak; ekranın göz hizasının hafif altında ve en az 40-50 cm uzakta tutulması, ortamın yeterli aydınlatılması ve yatmadan en az bir saat önce ekranların kapatılması öneriliyor. Numarası hızla ilerleyen çocuklarda ise miyopi kontrol yöntemleri (özel gözlük camları, düşük doz atropin, gece lensleri) hekim değerlendirmesiyle gündeme gelebiliyor.
Gözlük kullanmak “gözü tembelleştirir” mi?
Hayır. Op. Dr. Berna Baş, muayenehanede en sık duyduğu yanlış inanışın bu olduğunu belirtiyor:
“Gözlük gözü bozmaz, tembelleştirmez. Tam tersine, doğru numara gözün ve beynin normal gelişimi için gereklidir. Asıl zarar, gerekli olduğu halde gözlük takılmamasından doğar. Aynı şekilde ‘büyüyünce geçer’ diye beklenen göz kaymaları da kendiliğinden düzelmez; erken müdahale gerektirir.”


Sanayi tesislerinin kurulmasında yapının kullanım amacı, üretim kapasitesi, makine yerleşimi ve gelecekte ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar birlikte değerlendirilmelidir. Prefabrik fabrika inşaatı, yapı elemanlarının önemli bir bölümünün kontrollü üretim koşullarında hazırlanarak proje sahasında bir araya getirilmesine dayanan yapı çözümlerinden biridir. Prefabrik sistemler doğru projelendirme ve uygulamayla fabrika, üretim tesisi, atölye ve farklı endüstriyel yapıların oluşturulmasında kullanılabilir. Projenin başarısı ise yalnızca yapı sisteminin seçimine değil, zemin özelliklerinden taşıyıcı sisteme ve tesis içindeki operasyonel ihtiyaçlara kadar birçok unsurun bütüncül biçimde planlanmasına bağlıdır.
Prefabrik fabrika inşaatı sürecinde ilk olarak tesisin hangi amaçlarla kullanılacağı ve ihtiyaç duyulan kapalı alan belirlenmelidir. Üretimde kullanılacak makinelerin ölçüleri, çalışma alanları, depolama ihtiyacı, personel bölümleri ve araç giriş çıkışları mimari planı doğrudan etkileyebilir. Ardından zemin koşulları ve proje gereksinimleri doğrultusunda temel ve taşıyıcı sistem hesaplamaları gerçekleştirilir. Yapının kurulacağı bölgenin deprem, rüzgâr ve diğer çevresel yükler açısından değerlendirilmesi de mühendislik tasarımının önemli parçaları arasındadır. Projelendirme aşamasında yürürlükteki mevzuatın ve ilgili yapı standartlarının dikkate alınması gerekir.
Endüstriyel yapılarda geniş ve işlevsel çalışma alanlarının oluşturulması önemli bir gereksinimdir. Prefabrik fabrika inşaatı yöntemlerinin tercih edilmesindeki önemli nedenlerden biri, yapı elemanlarının önceden belirlenen proje doğrultusunda üretilmesi sayesinde şantiyedeki imalat süreçlerinin daha planlı yürütülebilmesidir. Fabrika yapısının özelliklerine göre taşıyıcı elemanlar, çatı sistemleri ve dış cephe çözümleri proje kapsamında belirlenebilir. Prefabrikasyon, belirli koşullarda geleneksel şantiye imalatlarının bir bölümünü azaltarak yapım süresinin daha öngörülebilir hale gelmesine katkı sağlayabilir. Ancak elde edilecek avantajlar projenin büyüklüğüne, tasarımına, saha koşullarına ve kullanılan sisteme göre değişiklik gösterebilir.
Bir fabrikanın yalnızca bugünkü üretim ihtiyacına göre tasarlanması uzun vadede yeterli olmayabilir. Prefabrik Fabrika İnşaatı planlanırken üretim kapasitesinde meydana gelebilecek değişiklikler, yeni makinelerin eklenmesi veya depolama alanlarının genişletilmesi gibi gelecekteki ihtiyaçların da değerlendirilmesi yararlı olabilir. Aynı zamanda yapı içerisinde doğal ve yapay aydınlatma, havalandırma, yangın güvenliği, elektrik altyapısı ve lojistik hareketlerin planlanması gerekir. Üretim sürecinin kesintisiz ve güvenli biçimde yürütülebilmesi için mimari ve mühendislik disiplinlerinin birbiriyle uyumlu çalışması önem taşır. Bu nedenle fabrika projelerinin deneyimli ekiplerle yürütülmesi tercih edilmelidir.
Prefabrik fabrika inşaatı konusunda profesyonel hizmet almak isteyen işletmeler için Egesit İnşaat, endüstriyel yapı ihtiyaçlarına yönelik çalışmalar gerçekleştirmektedir. Fabrikanın kullanım amacı, ihtiyaç duyulan alan ve projeye özgü teknik gereksinimler değerlendirilerek uygun yapı çözümlerinin oluşturulması hedeflenmektedir. Projelendirmeden uygulama sürecine kadar farklı aşamaların koordineli biçimde yürütülmesi, yatırımın planlanan işlevlere uygun bir yapıya dönüşmesi açısından önemlidir. Yeni fabrika yatırımı planlayan veya endüstriyel yapı ihtiyaçları için profesyonel destek almak isteyen işletmeler, Egesit İnşaat tarafından sunulan hizmetler hakkında ayrıntılı bilgi almak için 0538 236 79 02 numaralı telefondan veya info@egesitinsaat.com e-posta adresinden iletişim sağlayabilir.