DOLAR 45,0379 0.19%
EURO 52,8518 0.28%
ALTIN 6.814,230,53
BIST 14.409,070,51%
BITCOIN 3496607-0,75%
Edirne
19°

AZ BULUTLU

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

KARA MURAT’IN SON KUPONU

KARA MURAT’IN SON KUPONU
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: kara-murat-4.jpeg

Orbay SOYDAN
Babam, hastane odasında son günlerini yaşarken elinde hayali bir ganyan kuponu tutuyordu. At yarışı oynamamış bir adamın, ölümü bu kadar yakından hissederken sarıldığı şey buydu.
Bir vurgun yapacak…
Ve parayı çocuklarına bırakacaktı.
Babamın adı Murat’tı. Bizim evin Kara Murat’ı…
Hani şu surlardan atlayan, tek başına ordulara kafa tutan o efsanevi karakter var ya…
Benim babam, o filmlerin gerçek hayattaki başrolüydü.
Üstelik yorulduğunda sığınacağı bir dublörü de yoktu.


10 yaşında otogarların o tekinsiz ayazında otobüs yıkayarak başladı hayatına.
1980’li yılların kıymetli Ticaret Liselerinden mezundu. Dönemin şartlarında üniversiteye denk, saygın bir eğitimdi bu.
Daha parlak bir geleceğe sahip olabilirdi ama hayallerini bir kenara bırakıp ailesine bakmayı, kardeşlerine omuz vermeyi seçti.
En küçükleri olmasına rağmen kendi çocukluğundan ve gençliğinden çalarak onları okuttu.
Sonra muavinlik yaptı, direksiyon salladı, benzinliklerin o genzi yakan zehirli kokusu içinde bizleri okuttu, 30 yaşına geldiğimizde bile bize destek oldu. Ömrünü çocukları için tüketti.
Yıllarca sigortasız, güvencesiz çalıştırıldı; alın teri olan tazminatı bile eline sayılmadı.
Hastane yatağında kanserle boğuşurken, adliye koridorlarında çalınan emeğinin iş davası hâlâ sürüyordu. Babamın yaşadığı ülkedeki adaletsizliğin, güvensizliğin ve eşitsizliğin en çıplak hâliydi.
Ama daha üzüntü verici olanı uğruna yaşamından verdiği kardeşlerinin son günlerinde yanında olmamasıdır.


Öte yandan sağlık sistemine karşıda içimde büyük bir kızgınlık ve minnet duygusu var; çünkü bu sistem, dünyanın en pahalı tedavilerinden biri olan İmmünoterapi’yi SGK kapsamına alarak umut ışığı yaktı.
Ama aynı sistem, biyopsi sürecinde haftalarca bekletti; sonuç ölü hücreye denk gelince yeni bir biyopsi yapmakta da gecikerek tedaviye başlamamızı engelledi.
Işın tedavisi için gittiğimiz Trakya Üniversitesi’nde BT Simülatör ve PET-CT cihazları bir buçuk aydır arızalıydı.
Bu çelişkiler içerisinde babamı o sistemden çekip almak için çırpındık ve çaresizce özel hastanelerin yolunu tuttuk. Ekonomik olarak sarsıldığımız o günlerde, dostlarımız, arkadaşlarımız elimizden tutmuştu.
Babamı bizden koparan sebep ise, kanserle olan mücadelesini kaybetmesi olmadı.
Babamı hayattan koparan, Sultan 2. Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin sıradan bir hasta odasında maruz kaldığı tahammül edilemez kaostu.


Destek almak için birkaç günlüğüne yattığı serviste kaldığı sırada, karşı çaprazındaki hastanın durumu aniden ağırlaştı. Yoğun bakımda yer bulunamadığı için, nakil gerçekleşene kadar hasta babamın gözleri önünde saatlerce can çekişti. Üstelik, normal şartlarda tek bir refakatçiye izin verilen daracık oda, bir anda onlarca hasta yakınıyla dolup taştı.
Dördüncü evre kanser hastası babamın hemen yanı başında yüksek sesle Kelime-i Şehadet getiriliyor, dualar okunuyordu. Oysa kanser hastaları için moral ve motivasyon, tedavi sürecinin en kritik unsurlarından biridir. Odadaki panik ve ölüm telaşı arşa çıkarken, hastane personelinden tek bir kişi bile bu kuralsızlığa ve kalabalığa müdahale etmedi.
Sonuç olarak babam o dehşeti ve kalabalığın yarattığı yoğun stresi kaldıramadı. Tansiyonu hızla yükseldi ve beyin kanaması geçirdi.
Babamın adının Murat olması, hayat karşısında muradına, hayallerine ermesini sağlamamıştı.
Son günlerinde döndüre döndüre Salim Dündar’ın Aynalar şarkısını dinlemesi belki de bundandı:
“Hüznüm sizde görünür / Saçım beyaz bürünür / Yaşarken de ölünür / Ağlatman beni, aynalar…”
https://youtu.be/o2EgM4JGWxY?si=DGNw2ymIB_kXvI6o
Aslında ben de babamla aynı dili konuşmazdım.
Futboldan anlamazdım; yan yana oturup bir maç izlemişliğimiz yoktu. Bu yüzden, son nefesinde bile konuşacak ortak bir konu ve hatıra bulamadık.
Ama bugün belgesellerimi ve yazılarımı bağımsız bir şekilde hazırlayabiliyor, iş hayatında cesurca “hayır” diyebiliyorsam, bu babamın ödediği bedelin sonucudur. Çünkü babam, bizim yerimize kendini defalarca ezdirdi, feda etti.
Bu konuda hiç konuşamasak da bunu hep biliyordum.
Ama en çok canımı acıtan, yoğun hastane kapılarında, sistemin vefasızlığı altında ezilirken “Size hiçbir şey bırakamadım” diye ağlamasıydı. Ona dönüp, “Baba, bak… Yaşadığın onca vefasızlığa ve zahmete rağmen bugün bizi yalnız bırakmayan bu dostlar, senin bize öğrettiğin o dik duruşun eseri. Sen bize en büyük serveti bıraktın” diyemedim.
O hiç oynanmamış ganyan kuponundaki büyük ikramiye aslında buydu.
Şimdi babam yok.
Cesaret edemediğim sözleri, bu satırlarla ona söylüyor; onunla böyle vedalaşıyorum.
Çünkü biliyorum ki bazı babalar çocuklarına para bırakmaz; daha önemlisi hayatını bırakır.

Özhanlar Mobilya