
18 Şubat 2026 Çarşamba


YARIN
Dünü bu günü bitirirdik YARIN –GELEÇEK — nasıl olacak? Çarşamba’ya bakın, Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir. Yarın dünün ve bugünün tıpa tıp aynısı olmasa da devamıdır.
Yarın biz insanlar için gelecektir, bilhassa gençler için. Gelecekten birşeyler bekleyeceksek, bugüne ne ekeceksek onu biçeceğiz. Bilhassa aileler için çocuklarına ne veriyorlarsa gelecekte de onu alacaklar. Gelecek biz yaşı kemale ermiş kimseler için değil gençler ve çocuklar için olmalı. Önümüzdeki asır teknoloji asrıdır kompüterler, yapay zekalar, otamat makineler, hızlı trenler, şoförsüz arabalar, iş gören robotlar, uydular arası iletişim ve seyahatlar, daha niceleri. Kim derdi ki milyarlık paraları — E — posta ile saniyelik zamanda, dünyanın en uzak yerlerine gönderebilmek. Gelecek asrımız TEKNOLOJİ asrı olacaktır. Eğer bundan istifade etmek istiyorsak, teknolojiyi anlamamız ve bilmemiz gerekir. Onun yolu da eğitimden geçer. Yarın yani gelecekte en değerli varlık zaman ve hız olacak. Zamanın kıymetini bilmek gerekir, her olay zamana bağlıdır, zamandan önemlisi de sağlıktır. Onu yaratacak olanda beslenme, temizlik ve huzurdur.
Belki biz görmesek de bizden sonra gelenler nelerle karşılaşacak? Her şeyden önce dünya nüfusu gittikçe artıyor, daha da artacak. Canlıları yaşatacak olan gıdalar topraktan yetişiyor ama toprak artan nüfus kadar çoğalmıyor. Bu görüşün neticeleri de ileride gıda kıtlığı çekilebilir. Bugün en pahalı gıda ettir, ileride daha da pahalı olacaktır. Bazı araştırmacılar bazı bitkilerle suni et yapımı için uğraşıyorlar. Tadı, aynı olacak göreceğiz. İleride toprak kıtlığı içinde topraksız bitki yetiştirme araştırmaları yapılıyor, toprak yerine reçine kullanmak.
Gelecek için ne yapılabilinir, geleceğin şimdi başladığını anlamak ve tedbirlerini almak. Nüfus artışı ileride besin kıtlığı yaratacak. Bu hal, devletler arası sürtüşmelere neden olacak hatta savaşlarda olabilir. Savaş çok çirkin ve soğuk bir söz ama mecbur kalındığında? Gıda, su kıtlığına çare daha fazla üretim olmalı, bu da tarımsal teknolojiye dayanır. Yalnız gıda kıtlığı değil enerji kıtlığı da olabilir. Çeşitli enerjiler var, bunların çoğu fosil yakıt hammaddeleri ile üretiliyor. Bunlar petrol, kömür, doğal gaz, nükleer enerji ham maddesi uranyum, güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, jeotermal enerji, daha başka çeşitlerde olabilir. Bunlar günün birinde tükenebilir, örneğin bugün Amerika’da petrol kalmamıştır. Dünyada milyonlarca oto var, bunlar hep petrol ürünleri ile çalışıyor, petrolu tüketiyorlar. Günün birinde petrol kıtlığı olabilir. Ortadoğu savaşları niye oluyor, petrol yüzünden. Güneş ve rüzgar enerjisine fazla güvenmeyelim. Otolar elektrikle çalışacak, peki bu kadar otoya elektrik nereden bulunacak? Muhakkak ileride enerji kıtlığı çekilecek ve devletler arası savaşlar olacak.
Bir önemli konuda bugünün atığını yarına bırakmamak. Boyuna atık yaratıp duruyoruz, bu atıkların bir kısmı çürüyüp yok olabiliyor, bir kısmı da yakılarak yok ediliyor. Peki geriye kalanı, bilhassa plastik atıklar yok edilemiyor. Bazı yerlerde dağ gibi yığılmış. Bunlar nasıl yok edilecek? Bunların çoğu petrol ürünü plastik. Petrolden sıvı yakıt elde edilirken meydana geliyor. Bir kısmı beyaz eşya, bir kısmı plastik doğrama yapımında, tekstilde kullanılıyor, geriye kalanlar poşetler, kutular, ambalaj atıkları nasıl yok edilecek?
Peki geleceği nasıl görebiliriz, fal açarak mı, medyumlara danışarak mı, zar atarak mı, bunların hepsi boş konular. Gerçeği anlamak matematiğe dayanır, müspet bilimlere, fala inanmayın ama falsız da olmayın.
Şimdiye kadarki yazım hep ekonomik ağırlıklı oldu. Biraz teknolojiye girelim. Ne demiştik; gelecek asır teknoloji asrı olacaktır. Peki bu nasıl olacak, teknoloji üretmekle. Teknoloji nedir, teknik bilgiler, teknik bilgilerde matematiğe, fiziğe, kimyaya dayanır. Bir yerde mühendisliktir yani yarın. Gelecekte neler göreceğiz, şoförsüz otolar, hızlı trenler, ultrasonik uçaklar, yemek yapmadan tabletlerle alınan gıdalar, ultrabilgisayarlar, yapay zeka uygulamaları, iş gören robotlar, seks yapan robotlar, bazı ameliyatları yapan, ders veren, kılavuzluk yapan, savaş yapan robotlar. Yani geleceğin dünyası robotlar dünyası olacak. Peki her şeyi robotlar yaparsa insanlar ne yapacak? Bir birinin gözünü çıkaracak, şaka canım. İnsanların gayesi ruhça ve vücutça gelişmektir, ruhça gelişmek sanatla, vücutça gelişmek sporla.
Robot endüstrisi geliştikçe insanlar işsiz kalmaz mı, ona göre iş düzenlemesi yapılır, çalışma saatleri azaltılır, insanlara daha fazla boş zaman kalır. Mesele bunu değerlendirmekte. Art düşünce ile değerlendirilirse elbette zararlı olur, bütün mesele iyi niyet ve yarar olmalı. Bugün robotlar otomontaj işlerinde kullanılıyor, beyaz eşya montajında kullanılıyor, giriş, çıkış kontrollerinde kullanılıyor, uçaklarda otomatik pilot olarak kullanılıyor, daha bir çok işlerde.
Geleceğin savaşları nasıl olacak, bu savaşların ağırlığı elektronik savaşlar olacak. En başta siber saldırılar, senin bilgisayarına virüs sokarak programını sabote etmek, bilgisayar metotları ile kimlik bilgilerini öğrenmek, banka şifre numaralarını ele geçirerek senin hesabındaki paraları kendi hesabına geçirmek, askeri şifreleri öğrenerek askeri sırları ele geçirmek, elektronik savaşlarla uçakları, gemi ulaşımlarını rotasından çıkarmak, robot askerler ile baskınlar düzenlemek, programlanmış tanklarla hücumlar yapmak, tam gelişmiş füzelerle tam isabet atış yapmak.
Teknolojik çağın içinde yaşanacaksak bu çağa uygun meslekler nelerdir? En başta matematik gelir, hesapsız bir şey yapılamaz bu devirde, matematik mühendislik konusu olmuştur, buda bir branştır. Temel bilimlerden fizik, kimya, biyoloji ön sırayı alır, mühendisliğin her branşı geleceğimiz çağda geçerlidir. Tıbba gelince; her zaman ön safhadadır tabi, diğerleri sırayla. Yapay zeka, Mühendislikte, maliyede, lojistikte, tarımda, astronomide kullanılabilinir ama tıpta, hukukta nasıl kullanılacak? Teknolojinin olduğu yerde romantizm olamaz, belki görmeyeceğim uydulararası seyahatlar mümkün olacak. O zaman çağımız tam bir teknoloji çağı olacak, bu çağa hazırlıklı olalım.
Sayın okurlar DÜN — BUGÜN — YARIN, diye bir yazı dizisi hazırladım, umarım beğenmişsinizdir. DÜNÜ, geçmiş — BUGÜN, şimdi — YARIN gelecek.
SAHİ NASIL OLACAK ?…
(SON)


“Mısır patlağı makbul müdür?”
Makbulse, her şeyin patlağı da makbul, demek değil mi?..
“Akıl patlağı” derler;
“Deli” demek midir?..
Hani, patlak mısır olunca makbul, akıldan olunca, bozuk mu demek oluyor?..
Her şeyin, her olayın, patlamışını da, patlamamışını da dışlayamayız, demek ki!..
O zaman, yaratılan her şey makbuldür, dışlanamaz. Çünkü Yaratan’dandır,
ŞÜKÜR.
Kuran’ı Kerim. Sure 53: 31:
Hep Allah’tandır; göktekiler, yerdekiler…
Akıbet, kötülük edenleri, yaptıklarıyla cezalandıracak, güzellik edenleri de daha güzeli ile mükâfatlandıracaktır.


Hukuki uyuşmazlıklar, her zaman tek bir hukuk dalını ilgilendirmez ve çoğu zaman uzmanlık gerektiren alanlarda ortaya çıkar. Alacak–borç ilişkilerinden ceza soruşturmalarına, sağlık hizmetlerinden doğan hak ihlallerine kadar pek çok konuda profesyonel hukuki destek alınması büyük önem taşır. Bu kapsamda İstanbul İcra Avukatı, Malpraktis Avukatı ve Ceza Avukatı, uygulamada en sık ihtiyaç duyulan ve birbirinden farklı uzmanlık alanlarını temsil eden avukatlık türleridir.
Her bir avukatlık alanı, farklı mevzuat bilgisi, yargılama pratiği ve stratejik yaklaşım gerektirir. Bu yazıda, söz konusu üç avukatlık alanının hangi konularda görev aldığı ve hangi durumlarda tercih edilmesi gerektiği genel hatlarıyla ele alınmaktadır.
İcra Avukatı Ne İş Yapar?
İcra ve iflas hukuku, alacakların devlet gücü kullanılarak tahsil edilmesini düzenleyen bir hukuk dalıdır. İcra Avukatı, alacaklı veya borçlu tarafın haklarını korumak amacıyla icra takiplerini yürüten ve süreci hukuka uygun şekilde yöneten hukuk uzmanıdır.
İcra avukatının başlıca görev alanları şunlardır:
İcra süreçlerinde yapılan usul hataları, alacağın tahsil edilememesine ya da borçlunun gereksiz mağduriyet yaşamasına neden olabilir. Bu nedenle icra hukukuna hâkim bir avukatla çalışmak, sürecin doğru ve etkin şekilde ilerlemesi açısından önemlidir.
Malpraktis Avukatı Hangi Davalarla İlgilenir?
Malpraktis, sağlık hizmeti sunumu sırasında hekimin veya sağlık personelinin tıbbi standartlara aykırı davranışı sonucu hastanın zarar görmesi durumunu ifade eder. Malpraktis Avukatı, bu tür tıbbi hatalardan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıklarda görev alan ve süreci hem hasta hem de sağlık çalışanı açısından değerlendiren avukatlık alanıdır.
Malpraktis davaları genellikle;
gibi konular etrafında şekillenir.
Bu tür davalar, hem tıp hem de hukuk bilgisi gerektirdiği için oldukça teknik niteliktedir. Tıbbi raporların incelenmesi, bilirkişi değerlendirmeleri ve kusur oranlarının tespiti sürecin en kritik aşamalarını oluşturur. Malpraktis avukatları, müvekkillerinin haklarını korurken aynı zamanda bilimsel ve hukuki veriler ışığında süreci yönetir.
Ceza Avukatı ve Ceza Yargılamasındaki Önemi
Ceza hukuku, kişilerin özgürlüğünü ve temel haklarını doğrudan etkileyen bir hukuk dalıdır. Üsküdar Ceza Avukatı, suç isnadıyla karşı karşıya kalan şüpheli veya sanıkların savunmasını üstlenen; aynı zamanda mağdur veya müşteki vekilliğini de yürütebilen hukuk uzmanıdır.
Ceza avukatının görev alanı oldukça geniştir ve şu süreçleri kapsar:
Ceza davalarında yapılan yanlış veya eksik savunmalar, geri dönüşü zor sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle ceza hukuku alanında deneyimli bir avukatla çalışmak, savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi açısından büyük önem taşır.
Hangi Hukuki Sorunda Hangi Avukata Başvurulmalı?
Her hukuki uyuşmazlık, aynı uzmanlık alanıyla çözülebilecek nitelikte değildir. Alacak tahsiline ilişkin sorunlarda icra hukukuna hâkim bir avukat tercih edilmelidir. Sağlık hizmetlerinden kaynaklanan zarar iddialarında malpraktis alanında deneyimli bir avukatla çalışmak gerekir. Suç isnadı, ceza soruşturması veya kovuşturması söz konusu olduğunda ise ceza hukuku uzmanlığı öne çıkar.
Doğru avukatlık alanının seçilmesi, sürecin hem süresi hem de sonucu üzerinde doğrudan etkili olan en önemli unsurlardan biridir.
Uzmanlık, Etkin Hukuki Korumanın Anahtarıdır
Hukuki süreçlerde başarı, büyük ölçüde doğru uzmanlık alanında profesyonel destek alınmasına bağlıdır. İcra Avukatı, Malpraktis Avukatı ve Ceza Avukatı, farklı hukuki ihtiyaçlara cevap veren ve her biri ayrı uzmanlık gerektiren avukatlık alanlarını temsil eder. Karşılaşılan hukuki sorun ne olursa olsun, ilgili alanda uzman bir avukattan destek almak; hak kayıplarının önüne geçilmesi ve sürecin sağlıklı şekilde yürütülmesi açısından temel bir gerekliliktir.


Trakya Üniversitesi’nde Ufuk Avrupa Programı Araştırma Altyapıları (INFRA) Bilgilendirme, Tanıtım ve İş Birliği Fırsatları Etkinliği gerçekleştirildi
Trakya Üniversitesi koordinasyonunda, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Avrupa Araştırma Altyapıları (ESFRI–ERIC), TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Ulusal Koordinasyon Ofisi, Trakya Üniversiteler Birliği, Balkan Üniversiteler Birliği Genel Sekreterliği, Trakya Teknokent ve Trakya Kalkınma Ajansı iş birliğiyle “Ufuk Avrupa Programı Araştırma Altyapıları (Research Infrastructures – INFRA) Bilgilendirme, Tanıtım ve İş Birliği Fırsatları Etkinliği” düzenlendi.

Balkan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen programa, Trakya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Hatipler, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Ahmet Muzaffer Demir, Prof. Dr. Mustafa Tan, Prof. Dr. Eylem Bayır ve Prof. Dr. Sedat Üstündağ, Üniversitenin diğer yöneticileri ve akademisyenler katıldı.
Açılış konuşmasını gerçekleştiren Trakya Üniversitesi Proje Koordinasyon Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Sertaç Arabacıoğlu, disiplinler arası iş birlikleri, açık bilim yaklaşımı ve dijital dönüşümün günümüz araştırma ekosisteminin temel unsurları olduğunu belirterek, TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Müdürlüğü öncülüğünde izlenecek yol haritasının üniversitenin araştırma kültürünü güçlendirecek temel bir rehber niteliği taşıdığını vurguladı.
TÜBİTAK AB Çerçeve Programları Müdür Yardımcısı Burak Tiftik konuşmasında, Ufuk Avrupa Programının genel yapısı, öncelikli alanları, Ufuk Avrupa Ortaklıkları ve proje hazırlıkları konusunda bilgiler verdi.
Rektör Prof. Dr. Mustafa Hatipler ise üniversitelerin bilgi üretmeyi dört duvar arasında sınırlı tutmamaları gerektiğini ve yürütülen tüm projelerin temelinde bu anlayışın yattığını ifade etti. Bilimsel süreçlerin ham veri elde etme gayretiyle başladığını belirten Prof. Dr. Hatipler, bu verinin önce enformasyona, ardından bilgiye dönüşmesi gerektiğini vurguladı.
Açılış konuşmalarının ardından katılımcılar fuayede açılan stantları gezdi. Daha sonra oturumlara geçildi. İlk oturumda Araştırma Altyapıları Ulusal İrtibat Noktasından Ebru Soyuyüce Aydın “Araştırma Altyapılarının Tarihçesi ve Yeni Nesil Araştırma Ortamları”; İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Kütüphane Daire Başkanı ve OpenAIRE Yönetim Kurulu Üyesi Gültekin Gürdal “Açık Bilim, FAIR Veri ve Avrupa Açık Bilim Bulutu (EOSC)” ve Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ERIC Komitesi Türkiye Temsilcisi Ali Eser, “Türkiye’nin Avrupa Araştırma Altyapılarına (ESFRI ve ERIC) Entegrasyonu” başlıklı sunumu gerçekleştirdi.
İkinci oturumda ise Ebru Soyuyüce Aydın “Ufuk Avrupa 2026 Çalışma Programı ve Araştırma Altyapıları (INFRA) Çağrıları”; Trakya Kalkınma Ajansı Teknoloji ve Sanayi Birimi Uzmanı Tuğrul Kağan Asan, “Ufuk Avrupa INFRA Kapsamında EDİH West Marmara İle Araştırma Altyapılarına Erişim ve Kapasite Geliştirme” ve Trakya Üniversitesi Rektör Danışmanı ve Dijital Dönüşüm Koordinatörü Dr. Öğr. Üyesi Cem Taşkın ise “Dijital Dönüşüm Perspektifinden Üniversitemizin Araştırma Altyapılarının Geliştirilmesine Yönelik Çalışmaları” başlıklı sunumu ile katılımcıları bilgilendirdi. Kapanış konuşmaları ile program sona erdi.


Olgay GÜLER
CHP Edirne Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Burcu Birgül Çolak, Medeni Kanun’un kabulünün 100’üncü yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, kadın devrimleriyle yükselen Türkiye Cumhuriyeti’nde, kadın hareketiyle kazanılan hakların tehdit altında olduğuna dikkat çekti.
Medeni Kanun’un kabulünün 100’üncü yılı dolayısıyla CHP Edirne Merkez İlçe Kadın Kolları tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Partinin merkez ilçe başkanlığında gerçekleştirilen açıklamayı Merkez İlçe Kadın Kolları Başkanı Burcu Birgül Çolak okurken, çok sayıda kadın da destek verdi.

‘SADECE HUKUKİ DÜZENLEME DEĞİL, UYGARLIK SIÇRAMASI’
Çolak açıklamada, Medeni Kanun’un bir devrimin, bir zihniyet dönüşümünün ve kadının ayağa kalkışının adı olduğunu belirterek, “Bundan tam 100 yıl önce 17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, bu topraklarda kadının kaderini değiştirdi. Kadın, erkeğin gölgesinden çıkarıldı; hukuk önünde eşit yurttaş yapıldı. Tek taraflı boşama ve çok eşlilik tarihe gömüldü. Resmi nikâh esası getirildi. Kadınlara miras hakkı, velayet hakkı, tanıklık hakkı tanındı. Kadın, devlet karşısında birey oldu. Bu sadece hukuki bir düzenleme değil; bir uygarlık sıçramasıydı. Ve bütün bunlar, bir büyük devrimcinin, bir büyük liderin, Cumhuriyetimizin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuydu” dedi.

‘KAZANIMLAR TEHDİT ALTINDA’
Cumhuriyet’in kadın devrimleriyle yükseldiğini kaydeden Çolak, “Cumhuriyet laiklikle güçlendi. Cumhuriyet eşit yurttaşlıkla kök saldı. 2002 yılında yapılan değişikliklerle “aile reisi kocadır” hükmü kaldırıldı. Evlilik birliğinde eşitlik esası güçlendirildi. Evlilik giderlerine katkı yalnızca maddi varlıkla sınırlı tutulmadı; eşlerin emek katkısı da kabul edildi. Evlilik sona erdiğinde edinilmiş malların paylaşımında eşitlik esas alındı. Bunların hiçbiri kendiliğinden olmadı. Bunlar kadın hareketinin mücadelesiyle kazanılmış tarihsel adımlardır. Ancak bugün, Medeni Kanun’un 100. yılında, ne yazık ki bu devrimci kazanımlar açık bir tehdit altındadır. Ve biz soruyoruz: 100 yıl önce kadınları hukuk önünde eşitleyen bu Cumhuriyet, neden bugün kadınların yaşam hakkını koruyamıyor? Neden her gün bir kadın cinayeti haberiyle sarsılıyoruz? Neden kadınlar sokakta, evde, işyerinde güvende değil? Neden nafaka hakkı tartışmaya açılıyor? Neden çocuk yaşta evlilikler görmezden geliniyor? Neden kadınların kazanılmış hakları “aile yapısı” bahanesiyle aşındırılmaya çalışılıyor? Neden “sil baştan aile hukuku” denilerek laik hukuk düzeni tartışmaya açılmaya çalışılıyor?” diye konuştu.
‘KADININ YAŞAM BİÇİMİNE MÜDAHALE ETMEYİ HAK GÖREN ZİHNİYETLE KARŞI KARŞIYAYIZ’
İktidarın, Cumhuriyet devrimleriyle hesaplaşma peşindedir olduğunu dile getiren Çolak, “Kadın erkek eşitliğine inanmadığını defalarca ilan eden, kadının özgürlüğünü tehdit olarak gören, kadının kahkahasından rahatsız olan, kadının kıyafetine, yaşam biçimine, tercihine müdahale etmeyi hak gören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Şimdi bu zihniyete soralım: Aile eşitlikle mi güçlenir, yoksa itaatle mi? Kadın yoksullaştırılarak mı korunur? Şiddet gören kadın, arabuluculuk masasına oturtularak mı adalet bulur? Boşanma süreçlerini hızlandırma bahanesiyle; tedbir nafakasını ortadan kaldırmayı, yoksulluk nafakasını süreyle sınırlandırmayı, kadını ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı planlıyorlar. Asıl mesele nafaka değil. Asıl mesele, boşanan kadının yoksullaşmasıdır. Asıl mesele, ekonomik bağımsızlığı olmayan kadının şiddet döngüsüne mahkûm edilmesidir. Aile arabuluculuğu adı altında; şiddet uygulayan erkekle kadını aynı masaya oturtmak istiyorlar. Bu, adalet değil; güç eşitsizliğini devlet eliyle meşrulaştırmaktır” şeklinde konuştu.
‘ÇARE EŞİTLİKTE’
Kadınların sadece şiddetle değil; ekonomik kuşatmayla da mücadele ettiğini belirten Çolak, “Kadın yoksulluğu derinleşiyor. Kadın emeği ucuzlaştırılıyor. Kadınlar güvencesiz çalıştırılıyor. Kadın işsizliği artıyor. Bir yandan “aile” deniliyor, öte yandan o ailenin yükü kadınların sırtına bırakılıyor. Biz kadınlar, eşitlik istiyoruz. İtaat değil, özgürlük istiyoruz. Görmezden gelinmek değil, temsil edilmek istiyoruz. Medeni Kanun bu ülkenin toplumsal anayasasıdır. Torba yasalarla değiştirilemez. Pazarlık konusu yapılamaz. Parça parça budanamaz. Çünkü Medeni Kanun’a dokunmak, kadınların hayatına dokunmaktır. Çocukların geleceğine dokunmaktır. Laik hukuk düzenine dokunmaktır.
Ve biz buna asla izin vermeyeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak, Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’in liderliğinde, kadın haklarını, toplumsal cinsiyet eşitliğini, laik ve sosyal hukuk devletini savunmaya kararlıyız. Çünkü biliyoruz ki. Çare eşitlikte” ifadelerini kullandı.
‘MEDENİ KANUN YAŞAM BİÇİMİMİZDİR, DOKUNAMAZSINIZ’
Medeni Kanun’un yalnızca hukukçuların konusu olmadığının da altını çizen Çolak, “Beşikten mezara hayatımızın güvencesidir. Şiddete karşı kalkanımızdır. Yoksulluğa karşı dayanağımızdır. Eşit yurttaşlığın teminatıdır. 100 yıl önce nasıl cesaretle kurulduysa bu Cumhuriyet, bugün de aynı kararlılıkla savunulacaktır. Biz Cumhuriyeti kadın erkek birlikte kurduk. Onu birlikte büyüttük. Ve onu birlikte savunacağız. Medeni kanuna göz dikenler çok iyi bilsin ki; Medeni Kanun’a dokundurtmayız. Laik hukuk düzenini tartışmaya açtırmayız. Kadınların eşit yurttaşlık hakkını pazarlık masasına yatırmayız. Medeni Kanun 100 yıldır yaşam biçimimizdir. Dokunamazsınız” dedi.