
17 Eylül 2026 Perşembe


5.Uzunköprü Kültür, Sanat ve Tarım Festivali kapsamında düzenlenecek sokak basketbolu turnuvasına başvurular bugün başladı.
Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, “Sporun, rekabetin ve festival coşkusunun bir araya geldiği Basketbol Turnuvamız için başvurular başladı” dedi.
Başkan Martin şunları söyledi:
24-25-26-27 Eylül 2026 tarihlerinde düzenleyeceğimiz 5. Uzunköprü Kültür, Sanat ve Tarım Festivali kapsamında gerçekleştirilecek Sokak Basketbolu Turnuvamıza tüm sporseverleri davet ediyoruz.
Takımını kur, sahaya çık ve festival heyecanını birlikte yaşa!
Başvuru Tarihi: 17-23 Eylül 2026
Başvuru Yeri: Atatürk Kültür Merkezi
16 yaş ve üzeri
Başvuru formu ve kimlik fotokopisi ile başvurularınızı gerçekleştirebilirsiniz.
Haydi Uzunköprü! Sahada buluşalım, dostluk ve mücadele dolu bir turnuvaya hep birlikte imza atalım!


5.Uzunköprü Kültür, Sanat ve Tarım Festivali kapsamında düzenlenecek Yöresel Yemek Yarışması’na başvurular bugün başladı. Yarışmacılar en güzel Soğan Dolması ve Gazoz Tatlısın yapmak için yarışacak.
Uzunköprü Belediye Başkanı Ediz Martin, “Uzunköprü’müzün asırlık mutfak kültürünü, geleneksel lezzetlerini ve hünerli ellerini festivalimizde buluşturuyoruz” dedi.
Başkan Martin, yarışma ile ilgili açıklamasında şunlara yer vrdi:
5.Uzunköprü Kültür, Sanat ve Tarım Festivali kapsamında düzenlenecek Yöresel Yemek Yarışmamızda, Soğan Dolması ve Gazoz Tatlısı kategorilerinde birbirinden güzel lezzetler yarışacak.
Siz de “Benim tarifim daha güzel!” diyorsanız, hünerlerinizi sergilemek ve Uzunköprü’müzün eşsiz lezzetlerini birlikte yaşatmak için yarışmamıza katılın!
Gazoz Tatlısı ve Soğan Dolması yemekleri yarışma kapsamındadır.
Başvuru Tarihi: 17-23 Eylül 2026
Başvuru Yeri: Atatürk Kültür Merkezi
Başvuru: Başvuru formu ve kimlik fotokopisi ile yapılacaktır.
Geleneksel lezzetlerimizi birlikte yaşatalım, Uzunköprü’müzün mutfağını birlikte geleceğe taşıyalım!


Keşan Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Anbarcı, TPAO’nun Trakya’daki petrol ve doğal gaz projesi için verilen acele kamulaştırma kararının yeniden ele alınmasını istedi. Anbarcı, odanın TPAO’dan resmi yazıyla ayrıntılı bilgi istediğini açıkladı. Sürecin toprak sahiplerinin oluru alınarak, aşama aşama ve bütüncül bir ÇED raporuyla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, TPAO’ya “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” için acele kamulaştırma yetkisi verdi. Yetki; sondaj lokasyonları ve yolları, boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüsler ve depolama tesisleri için gereken taşınmazları kapsıyor ve mülkiyet ya da irtifak hakkı yoluyla kullanılabiliyor. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin Gelibolu ilçesini ilgilendiren karar, bölge çiftçisini ve ziraat odalarını tedirgin etti. Keşan TSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Grubu Sözcüsü Mustafa Anbarcı da konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
“Aramaya değil, aceleye karşıyız”
Yerli enerji kaynaklarını önemsediklerini vurgulayan Anbarcı şunları söyledi:
“Trakya bu ülkenin enerji hikâyesine yabancı değil; Hamitabat ve Kumrular’daki ilk ekonomik gaz keşiflerinin üzerinden yarım asrı aşkın zaman geçti. Dışa bağımlılığı azaltacak yerli kaynağa kimse karşı çıkmaz. Ama enerji ararken, kaybedildiğinde yerine konamayacak toprağımızı ve suyumuzu tehlikeye atamayız. İtirazımız aramaya değil, bu büyüklükte bir müdahalenin oldubittiye getirilmesinedir.”
“Belirsizlik üreticiyi de yatırımcıyı da bekletiyor”
“Kararın, Petrol Kanunu’nun tanıdığı imkânla Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesine dayandığını biliyoruz. Ancak hukuken mümkün olan her şey her durumda doğru değildir. Olağan kamulaştırmada idare önce malikten satın almayı dener ve taşınmaza ancak bedel kesinleşip tescil yapıldıktan sonra girer. Acele kamulaştırmada ise bilirkişinin biçtiği bedel bankaya yatırılır yatırılmaz el konulabiliyor, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonraya kalıyor. Tekirdağ Barosu’nun da hatırlattığı gibi bu, mülkiyet hakkını derinden etkileyen istisnai bir yoldur. Üstelik karara köy ve parsel bazında bir liste eklenmedi; ortada yalnızca 1/900 bin ölçekli genel bir harita var. Böyle bir haritadan hiçbir çiftçi kendi tarlasının etkilenip etkilenmeyeceğini çıkaramaz. Yeni sezonun ekimini planlayan üreticiyi de yatırım kararı verecek sanayiciyi de bu belirsizliğe mahkûm edemeyiz.”
“Toprak bir kez bozulursa geri gelmez”
“Trakya, ülkemizin buğdayında ve ayçiçeğinde başı çeken üretim bölgelerindendir. ‘Çeltiğin başkenti’ diye anılan Edirne’miz, Türkiye’nin çeltik üretiminin yarısına yakınını tek başına karşılıyor. Keşan’da ayçiçeği hasadının sürdüğü şu günlerde şunu hatırlatmak isterim: Ayçiçeğinde yıllık ihtiyacının tamamını hâlâ üretemeyen bir ülkede tek bir verimli dönümü kaybetmek bile pahalıya mal olur. Kararın kapsamında tarlaların yanı sıra meralar ve ormanlar da var.
Mesele yalnızca kuyunun kurulduğu alan değildir; o kuyuya yol, hat ve tesis de gelir. Ağır iş makineleri tarlaya girer, verimli üst toprak sıyrılır, toprak sıkışır, drenaj bozulur, araziler parça parça bölünür. Toz, gürültü ve kamyon trafiği yaban hayatını da rahatsız eder. Oluşması yüzyıllar süren toprak, birkaç haftada telafisi güç biçimde zarar görebilir. Daimi irtifak kurulan bir güzergâh ise o tarlanın hem değerini hem kullanımını kalıcı olarak kısıtlar.”
“Kaya gazı sorusu yanıt bekliyor”
“Enerji Bakanımız geçen yıl, Trakya’da gaz potansiyeli gördükleri sahalarda ‘konvansiyonel olmayan’ yöntemlerle üretim yapılacağını açıklamıştı. Basına yansıyan bilgilere göre TPAO’nun 2020 faaliyet raporunda, Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma uygulandığı yer alıyor. Yeni karar ise açılacak kuyularda bu yönteme başvurulup başvurulmayacağı konusunda sessiz.
Hidrolik çatlatma, su, kum ve kimyasallardan oluşan bir karışımın kaya katmanlarına yüksek basınçla basılması demektir. Yüzeye geri dönen su tuz, ağır metal ve kimyasal kalıntı taşıyabilir. Depolama ya da taşıma sırasındaki bir sızıntı toprağımızı ve derelerimizi, kuyu yalıtımındaki bir kusur ise yeraltı sularımızı kirletebilir. Deprem kuşağındaki bir bölgede yer altına basınçla sıvı verilmesinin etkileri de ayrıca incelenmelidir.
Komşumuz Bulgaristan, tahıl ambarı saydığı bir bölgeye verilen kaya gazı ruhsatı üzerine yükselen itirazların ardından Ocak 2012’de hidrolik çatlatmayı yasakladı; böylece Fransa’dan sonra bu adımı atan ikinci Avrupa ülkesi oldu. Biz yasak istemiyoruz; ama komşumuzun bu denli ciddiye aldığı bir riski, bütüncül bir ÇED raporu görmeden göze alamayız.”
“Keşan susuzluğu yaşadı”
“Su, Trakya’nın kırmızı çizgisidir. Geçen yıl eylülde 56 milyon metreküplük Kadıköy Barajımızın doluluğu yüzde 1’in altına indi, ilçemizin suyu kuyulardan karşılanmak zorunda kalındı. Yeraltı suyunu son güvencesi olarak gören bir bölgede şu sorular yanıtlanmadan tek adım atılmamalıdır: Proje ne kadar su tüketecek, bu su nereden alınacak, atık su nerede bertaraf edilecek?”
“Süreç adım adım ilerlemeli”
Anbarcı taleplerini şöyle sıraladı: “Bölgedeki bazı TPAO kuyularına, Proje Tanıtım Dosyası incelenerek ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildiğini görüyoruz. Oysa tek başına küçük görünen her kuyu, yol, boru hattı ve depo, bir araya geldiğinde bütün bir havzanın kaderini değiştirebilir.
Bu nedenle öncelikle acele kamulaştırma kararı yeniden değerlendirilmeli, süreç olağan usule döndürülmelidir. Toprak sahipleriyle uzlaşma yolu sonuna kadar denenmeli; malikin oluru alınmadan ve hakkaniyetli bir bedel konuşulmadan hiçbir tarlaya iş makinesi girmemelidir.
İkincisi, kuyuları, yolları, boru hatlarını ve depoları birlikte ele alan, halkın katılımına açık, bütüncül bir ÇED raporu hazırlanmalı; rapor tamamlanmadan arazilere girilmemelidir.
Üçüncüsü, hidrolik çatlatma yapılıp yapılmayacağı, kullanılacak su ve kimyasallar ve atık yönetimi kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Dördüncüsü, etkilenecek alanlar köy ve parsel bazında ilan edilmeli; muhtarlarımızın, ziraat odalarımızın, ticaret ve sanayi odalarımızın, belediyelerimizin ve üniversitelerimizin görüşü alınmalıdır.
Çalışmalar önce sınırlı ve denetlenebilir bir ölçekte başlamalı, sonuçlar paylaşıldıkça aşama aşama genişlemelidir. Hiçbir işe başlanmadan önce toprağın ve suyun bugünkü durumu bağımsız ölçümlerle kayıt altına alınmalıdır.”
“TPAO’dan resmi yazıyla bilgi istedik”
Odanın konuyla ilgili somut adımlar attığını belirten Anbarcı şöyle konuştu:
“Keşan Ticaret ve Sanayi Odası olarak TPAO’ya resmi yazıyla başvurduk ve projeye ilişkin ayrıntılı bilgilendirme talep ettik. Bölgemizin pek çok sorusu var: Hangi köy ve parseller etkilenecek, kaç kuyu açılacak, hangi yöntemler uygulanacak, su nasıl kullanılacak ve atıklar nasıl yönetilecek? Bu sorulara açık ve yazılı yanıtlar bekliyoruz. Önümüzdeki süreçte ilgili kurumlarımız ve oda birimlerimizle ayrıntılı toplantılar yapacağız. Kararın bölgemize, üreticimize ve ekonomimize etkilerini tüm yönleriyle değerlendireceğiz.”
Anbarcı sözlerini şöyle tamamladı: “Enerji arz güvenliği ne kadar değerliyse sofradaki ekmek ve musluktan akan su da o kadar değerlidir. Kirlenen bir yeraltı su kaynağını, verimini yitiren bir tarlayı hiçbir kamulaştırma bedeli geri getiremez. Keşan Ticaret ve Sanayi Odası olarak konunun takipçisi olacağız. Amacımız, üreticimizin, esnafımızın ve sanayicimizin hakkını gözeten, bilime ve şeffaflığa dayanan bir yol izlenmesidir.”


Günümüz iş dünyasında belge yönetimi, kurumların en çok zaman ve kaynak harcadığı alanlardan biri haline geldi. Faturalar, sözleşmeler, irsaliyeler ve personel dosyaları gibi yoğun evrak trafiğiyle başa çıkmak isteyen işletmeler, kağıt yığınları arasında kaybolmak yerine dijital çözümlere yöneliyor. Tam da bu noktada e arşiv kavramı devreye giriyor. Elektronik arşivleme, yalnızca belgeleri dijital ortama taşımakla kalmıyor; aynı zamanda erişim hızını artırıyor, depolama maliyetlerini düşürüyor ve yasal saklama yükümlülüklerinin güvenli biçimde yerine getirilmesini sağlıyor. Türkiye’de özellikle e-fatura ve e-defter uygulamalarının zorunlu hale gelmesiyle birlikte, sağlam bir e arşiv altyapısı kurmak işletmeler için tercih değil, neredeyse bir gereklilik haline geldi.
Peki elektronik arşiv sistemleri gerçekten bu kadar kritik mi? Cevap oldukça net: Evet. Çünkü geleneksel arşivleme yöntemleri; fiziksel alan ihtiyacı, belge kaybı riski, arama sürelerinin uzunluğu ve yangın, su baskını gibi fiziksel tehditlere karşı savunmasızlık gibi pek çok sorunu beraberinde getiriyor. Dijital bir arşiv ise bu sorunların tamamına pratik çözümler sunuyor.
Elektronik arşiv, kurum bünyesinde üretilen veya dışarıdan gelen belgelerin dijital ortamda saklanması, sınıflandırılması ve gerektiğinde hızlıca erişilebilir hale getirilmesi sürecidir. Bu sistemler yalnızca bir depolama alanı değil; aynı zamanda bir arama motoru, bir güvenlik katmanı ve bir uyumluluk aracıdır. Bir muhasebe departmanı düşünün: Yıl sonu denetimi yaklaşıyor ve geçmişe dönük binlerce faturaya ulaşması gerekiyor. Kağıt arşivinde bu işlem günler sürebilirken, doğru kurgulanmış bir e arşiv sisteminde saniyeler içinde ilgili belgelere ulaşmak mümkün oluyor.
Elektronik arşivlemenin sağladığı başlıca avantajları şöyle sıralayabiliriz:
Hızlı erişim: Belirli bir tarih, müşteri adı veya belge numarası üzerinden yapılan aramalar saniyeler içinde sonuç verir. Bu da operasyonel verimliliği doğrudan artırır.
Maliyet tasarrufu: Fiziksel arşiv odaları, dosya dolapları, klasörler ve bunların bakım masrafları ortadan kalkar. Dijital depolama, uzun vadede çok daha ekonomiktir.
Yasal uyumluluk: Türkiye’de vergi mevzuatı, belirli belgelerin yıllarca saklanmasını zorunlu kılar. Elektronik arşiv sistemleri bu süreleri otomatik takip ederek yasal riskleri minimize eder.
Güvenlik ve yedekleme: Yetkisiz erişime karşı şifreleme, kullanıcı bazlı izinler ve otomatik yedekleme özellikleri sayesinde belgeler güvence altında tutulur.
Çevresel katkı: Kağıt tüketiminin azalması, hem doğal kaynakların korunmasına hem de kurumsal sürdürülebilirlik hedeflerine hizmet eder.
Piyasada pek çok elektronik arşiv yazılımı bulunuyor. Ancak her çözüm her işletmeye uygun olmayabilir. Seçim yaparken dikkat edilmesi gereken bazı temel kriterler var. Öncelikle sistemin mevcut muhasebe ve ERP yazılımlarıyla entegre çalışabilmesi büyük önem taşıyor. Aksi halde veri girişleri manuel hale gelir ve iş yükü artar. İkinci olarak, kullanıcı dostu bir arayüz sunan çözümler tercih edilmelidir; çünkü teknoloji ne kadar güçlü olursa olsun, çalışanlar onu kolayca kullanamıyorsa verimlilik düşer.
Üçüncü kriter ise ölçeklenebilirlik. İşletmeniz büyüdükçe belge hacminiz de artacaktır. Bu nedenle seçtiğiniz e arşiv altyapısının artan veri yükünü kaldırabilecek esneklikte olması gerekir. Son olarak, teknik destek ve güncelleme hizmetleri de göz ardı edilmemelidir. Sorun yaşandığında hızlı çözüm sunan bir destek ekibi, iş sürekliliğini doğrudan etkiler.
Türkiye’de dijital dönüşüm sürecini hızlandıran kurumlar, elektronik arşivleme yatırımını uzun vadeli bir strateji olarak görüyor. Çünkü bu yatırım yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamakla kalmıyor; gelecekteki büyüme ve denetim süreçlerine de zemin hazırlıyor. Online alışverişten kurumsal yönetime kadar her alanda dijitalleşmenin hız kazandığı bir dönemde, belge yönetimini ihmal etmek işletmelere ciddi rekabet dezavantajı yaşatabilir.
Bütün bu ihtiyaçlara kapsamlı ve güvenilir bir yanıt sunan Orka Bilgisayar, 1992 yılından bu yana bilişim ve kurumsal yazılım sektöründe faaliyet gösteren öncü bir teknoloji kuruluşudur. Yüksek veri güvenliğini, Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) mevzuatına tam uyumluluğu ve kullanıcı odaklı mimariyi bir araya getiren şirket; geliştirdiği finans, muhasebe ve e-Dönüşüm çözümleriyle Türkiye genelinde binlerce mali müşavir ve kurumsal firmanın operasyonel süreçlerini kolaylaştırmaktadır.
Dijitalleşme yolculuğunda sağlam ve kesintisiz bir altyapı arayan işletmeler için Orka Bilgisayar; Orka Bulut, Orka Muhasebe ve Iceberg gibi platformlarıyla ihtiyaç duyulan tüm araçları tek merkezde topluyor. e-Arşiv, e-Fatura ve yasal defter saklama süreçlerinden kurumsal ERP çözümlerine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunarak şirketlerin idari ve operasyonel yükünü hafifletiyor.
İster küçük ölçekli bir işletme olun ister çok şubeli büyük bir kurumsal yapı; doğru bir elektronik arşiv ve belge yönetimi çözümüyle zamandan tasarruf edebilir, arşivleme maliyetlerinizi düşürebilir ve yasal saklama yükümlülüklerinizi güvenle yerine getirebilirsiniz.


Türkiye’nin başkenti Ankara, üniversiteleri, kamu kurumları ve uluslararası şirketleriyle yoğun bir kariyer ağına sahiptir. Bu dinamik ortamda İngilizce bilmek, artık bir ayrıcalık değil; iş başvurularında, akademik hedeflerde ve sosyal yaşamda temel bir gereklilik haline geldi. Ancak doğru eğitim kurumunu seçmek, dil öğrenme sürecinin en kritik adımıdır. Kaliteli bir ankara ingilizce kursu arayışında olanlar için önemli olan; ezberden uzak, konuşma odaklı ve kişiye özel bir program sunan merkezleri bulmaktır. Peki, gerçekten verimli bir dil eğitimi için nelere dikkat etmelisiniz?
Ankara’da dil eğitimi veren pek çok kurum bulunuyor. Ancak bu kurumların eğitim kalitesi, öğretmen kadrosu ve müfredat yaklaşımı birbirinden ciddi şekilde ayrılabiliyor. Bir ankara ingilizce kursu seçerken şu kriterleri göz önünde bulundurmanız, hem zamanınızı hem de bütçenizi doğru kullanmanızı sağlar:
1. Konuşma Odaklı Müfredat: Yıllarca gramer kuralı ezberleyip yine de konuşamayan binlerce kişi var. Etkili bir kurs, dilbilgisini günlük konuşma pratiğiyle birleştirmelidir. Sınıf içi etkileşim, rol yapma çalışmaları ve tartışma oturumları, öğrenilen bilginin kalıcı hale gelmesini sağlar.
2. Seviye Tespiti ve Kişiye Özel Planlama: Her öğrencinin başlangıç seviyesi ve öğrenme hızı farklıdır. Bu nedenle kursa kaydolmadan önce mutlaka kapsamlı bir seviye tespit sınavı yapılmalı ve size özel bir yol haritası çizilmelidir.
3. Sınav Hazırlık Programları: Yurt dışında eğitim almak, akademik kariyer yapmak veya kamu kurumlarında belirli pozisyonlara başvurmak isteyenler için IELTS, TOEFL ve YDS gibi sınavlarda başarılı olmak şarttır. İyi bir kurs, bu sınavlara yönelik strateji ve teknik eğitimi de sunmalıdır.
4. Online ve Hibrit Eğitim İmkânı: Yoğun iş temposu veya şehir dışı planları olanlar için online eğitim seçenekleri büyük kolaylık sağlıyor. Yüz yüze eğitimin disiplinini online platformlarla harmanlayan kurslar, öğrenme sürekliliğini koruyor.
5. Deneyimli ve Sertifikalı Eğitmenler: Eğitmenin alanında uzman olması, dersi sevdirerek öğretmesi ve öğrencinin özgüvenini artırması gerekir. Tecrübeli bir kadro, dil öğrenme motivasyonunuzu en üst seviyede tutar.
İngilizce, yalnızca bir ders değil; aynı zamanda küresel bir iletişim aracıdır. Ankara’da yaşayan bir öğrenci için İngilizce bilmek, Erasmus programlarına katılmak, uluslararası kongrelerde sunum yapmak veya yabancı akademik kaynakları okuyabilmek anlamına gelir. Bir çalışan için ise terfi fırsatları, yurt dışı görevlendirmeler ve daha yüksek maaşlı pozisyonlar demektir.
Günümüzde pek çok şirket, işe alım süreçlerinde İngilizce yeterliliğini somut olarak ölçüyor. Mülakatların bir kısmı İngilizce yapılıyor veya adaylardan yazılı bir İngilizce metin hazırlaması isteniyor. Bu nedenle ankara ingilizce kursu arayışı, sadece öğrencilerin değil; kariyerinde yükselmek isteyen profesyonellerin de öncelikli gündemi haline gelmiş durumda.
Ayrıca dil öğrenmek, bilişsel becerileri güçlendirir; hafızayı, problem çözme yeteneğini ve çoklu görev kabiliyetini olumlu yönde etkiler. Yapılan araştırmalar, iki dilli bireylerin yaşlılık döneminde bilişsel gerilemeyi daha geç yaşadığını gösteriyor.
Dil öğrenme sürecinde motivasyonunuzu yüksek tutmak ve düzenli pratik yapmak çok önemlidir. Bunun için ders dışı aktiviteler, konuşma kulüpleri ve film-tartışma etkinlikleri sunan kurslar, öğrencilere gerçek hayatta İngilizce kullanma fırsatı tanır. Ankara’da bu kapsamda hizmet veren köklü kurumlardan biri olan English Time Dil Okulları, 1997 yılından bu yana İngilizce dil eğitimi alanında faaliyet gösteriyor. Türkiye’nin yanı sıra yurt dışındaki eğitim faaliyetleriyle de öğrencilerine uluslararası standartlarda dil eğitimi sunmayı hedefliyor.
Genel İngilizce programlarının yanı sıra IELTS, TOEFL ve YDS gibi sınavlara hazırlık, online eğitim ve özel amaçlı İngilizce programları sunan English Time; deneyimli eğitim kadrosu, yenilikçi eğitim sistemi ve öğrenci odaklı yaklaşımıyla bireylerin İngilizceyi etkili ve özgüvenli bir şekilde kullanmalarını destekliyor. Kızılay’daki merkeziyle Ankara’nın kalbinde yer alan kurum, ister sıfırdan başlayın ister mevcut seviyenizi ilerletmek isteyin, size uygun bir program sunuyor. Unutmayın; doğru adresle başlayan bir dil yolculuğu, kariyerinize ve kişisel gelişiminize uzun yıllar boyunca değer katmaya devam eder.