
08 Mart 2026 Pazar


Edirne Belediye Başkanı Filiz Gencan, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla bir mesaj yayımladı. Başkan Filiz Gencan mesajında kadınların toplumsal yaşamın her alanında emeği, üretimi ve katkısıyla hayatın temel gücü olduğunu vurgulayarak, kadınların eşit ve özgür bireyler olarak yaşamın her alanında daha görünür olması için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.
Başkan Filiz Gencan mesajında şu ifadelere yer verdi:
“Kıymetli Edirneli hemşehrilerim, Cumhuriyetimizin aydınlık yüzü değerli kadınlarımız;
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle, bu kadim şehrin her sokağında izi, her evinde bereketi ve her fidanında emeği olan siz değerli kadınlarımızı en içten duygularımla selamlıyorum.
‘Dünyada her şey kadının eseridir’ diyen Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün açtığı çağdaş yolda ilerleyen bir şehir olarak, kadınların emeğinin, aklının ve üretiminin olmadığı hiçbir hizmeti eksiksiz saymıyoruz.
Kadınlar hayatın her alanında üretimin, emeğin ve umudun taşıyıcısıdır. Tarlada üretimde, iş hayatında, bilimde, sanatta ve siyasette kadınların emeği toplumumuzu güçlendiren en önemli değerlerden biridir. Kadınların eşit haklara sahip olduğu bir toplum, daha adil ve daha güçlü bir toplumdur.
Görev süremiz boyunca kadınlarımızın sosyal ve ekonomik yaşamda daha fazla yer alması için birçok projeyi hayata geçirdik. Kadın Emek Pazarlarımızla evde üreten kadınlarımızın emeklerini ekonomik değere dönüştürmelerine destek olurken, kadın çiftçilerimize verdiğimiz desteklerle üretimin gücüne güç kattık.
Hizmete açtığımız Konak Edirne ile hemşehrilerimize ve şehrimize gelen kadın misafirlerimize sıcak bir yuva sunarken, Yenidoğan Paketi uygulamamızla annelerimizin mutluluğunu paylaşmaya devam ediyoruz. Düzenlediğimiz paneller, etkinlikler ve eğitim programlarıyla kadınların sosyal yaşamda daha aktif rol almasını destekliyoruz. Kadın merkezlerimizde verdiğimiz eğitimler ve kurslarla binlerce kadınımıza yeni beceriler kazandırıyor, yeni ufuklar açıyoruz.
Çünkü biliyoruz ki bir kadın güçlenirse, bir aile, bir nesil ve bir şehir değişir.
Kadınların şiddetten uzak, güvenli ve eşit bir yaşam sürdüğü bir toplum için mücadele etmeye devam edeceğiz. Kadınların sesi ne kadar güçlü çıkarsa, demokrasi de o kadar güçlenecek, Cumhuriyetimizin değerleri daha da kök salacaktır.
Bu duygu ve düşüncelerle başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım olmak üzere aziz şehitlerimizin kıymetli annelerinin ve emeğiyle hayatı güzelleştiren tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutluyor; sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”


AK Parti Edirne İl Başkanı Belgin İba, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla bir kutlama mesajı yayımladı. Kadınların toplumun temel direği olduğunu vurgulayan İba, AK Parti hükümetleri döneminde kadınların sosyal, ekonomik ve siyasi hayatta daha güçlü yer alması için önemli adımlar atıldığını belirtti.
8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla kutlama mesajı yayımlayan İba, kadınların toplumun temeli olduğuna değindi.
Kadınların, hayatın her alanında daha aktif ve güçlü olmasının Türkiye’nin gelişimi açısından büyük önem taşıdığını ifade eden İba, yayımladığı mesajda tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı.

“Kadınlarımız Toplumun Temel Taşıdır”
Kadınların aileden topluma kadar her alanda önemli bir rol üstlendiğini dile getiren İba, kadınların fedakârlığı ve emeğinin toplumun geleceğini şekillendirdiğini söyledi.
Kadınların; anne, emektar, üreten ve toplumun temel taşı olduğunu vurgulayan İba, “Aile kurumunun güçlenmesinden toplumsal gelişmeye kadar her alanda kadınlarımızın emeği, sevgisi ve fedakârlığı vardır. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların hayatın her alanındaki katkılarını hatırlamak ve onların hak ettikleri değeri bir kez daha vurgulamak için önemli bir gündür.” dedi.
“Kadınların Güçlenmesi İçin Önemli Reformlar Yapıldı”
AK Parti hükümetleri döneminde kadın hakları konusunda önemli reformların hayata geçirildiğini vurgulayan İba, kadınların eğitimden istihdama, siyasetten sosyal hayata kadar birçok alanda daha güçlü hale gelmesi için çalışmalar yürütüldüğünü ifade etti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde AK Parti hükümetleri döneminde kadınların haklarını güçlendiren birçok düzenlemenin hayata geçirildiğini söyleyen İba, “Kadına yönelik şiddetle mücadele, eğitim fırsatlarının artırılması, kadın istihdamının desteklenmesi ve kadın girişimciliğinin teşvik edilmesi konusunda önemli adımlar atıldı. Kadınlarımızın hayatın her alanında daha fazla yer alması için çalışmalarımız kararlılıkla sürmektedir” dedi.

“Kadın İstihdamı ve Girişimciliği Destekleniyor”
Kadınların ekonomik hayata katılımının artırılması için çeşitli destek programlarının hayata geçirildiğini ifade eden İba, özellikle kadın girişimcilerin desteklenmesine yönelik projelerin büyük önem taşıdığını belirtti.
Kadın girişimcilere sağlanan destekler, teşvikler ve hibe programları sayesinde birçok kadının kendi işini kurma fırsatı yakaladığına dikkat çeken İba, “Kadın kooperatifleri ve girişimcilik projeleriyle kadınlarımız üretimde ve ekonomide daha güçlü bir yer edinmektedir. Kadınların ekonomik bağımsızlığını kazanması, toplumsal refahın artmasına da önemli katkı sağlamaktadır.” ifadelerini kullandı.
“Kadınların Siyasette Temsili Artıyor”
Kadınların karar alma mekanizmalarında daha fazla yer almasının önemine dikkat çeken İba, AK Parti’nin kadınların siyasette daha aktif rol almasını teşvik eden bir anlayışa sahip olduğunu vurguladı.
AK Parti olarak kadınların siyasette daha güçlü temsil edilmesi için her zaman destekleyici bir yaklaşım sergilediklerini söyleyen İba, “Kadınlarımız belediyelerde, meclislerde ve siyasi partilerde daha aktif görevler üstlenmektedir. Bu durum demokrasimizin güçlenmesine de katkı sağlamaktadır.” dedi.
“Tüm Kadınlarımızın 8 Mart’ını Kutluyorum”
Mesajının sonunda tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayan İba, “Şehit ve gazi annelerimiz başta olmak üzere hayatın her alanında emek veren, üreten, geleceğimizi şekillendiren tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü yürekten kutluyorum. Kadınlarımızın daha güçlü, daha eşit ve daha huzurlu bir toplumda yaşamaları için çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.” ifadelerine yer verdi.


İYİ Parti Edirne İl Başkanlığı’ndan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yapılan açıklamada, “8 Mart; eşitsizliğe, şiddete, sömürüye ve kadınların hayatlarını kuşatan sistematik ayrımcılığa karşı yükselen tarihsel bir itirazın günüdür” denildi.
“Bugün, kadınların yüzyıllardır süren hak mücadelesinin, adalet arayışının ve eşit yurttaşlık talebinin sembolüdür” denilen açıklamada şunlara yer verildi:
8 Mart; kadınların eşit ve onurlu bir yaşam talep ettiklerini hatırlatan güçlü bir toplumsal çağrıdır. Kadınların emeğinin görünür kılınması, yaşam hakkının korunması, fırsat eşitliğinin sağlanması ve kadınların toplumsal hayatın her alanında eşit biçimde var olabilmesi için verilen mücadelenin ortak sesidir. Bu nedenle 8 Mart, bir kutlamadan çok; eşitlik, adalet ve özgürlük talebinin yükseldiği bir mücadele günüdür.
Ne yazık ki Türkiye’de kadınlar hâlâ yaşamın birçok alanında ciddi eşitsizliklerle karşı karşıyadır.
Bugün Türkiye’de kadınlar;
• Sokakta, Evinde, İşyerinde güvende değildir.
• İş yerinde eşit değildir.
• Siyasette yeterince temsil edilmiyor.
• Hukuk önünde yeterince korunmuyor.
Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri artık münferit olaylar olmaktan çıkmış, toplumsal bir yara haline gelmiştir. Kadınlar çoğu zaman en yakınlarındaki erkekler tarafından hayatlarından koparılmaktadır. Her gün bir kadının öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz.
Koruma kararları çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmakta, gerekli önlemler zamanında alınmamakta, failler ise cezasızlık kültürüyle cesaret bulmaktadır. Mahkemelerde uygulanan “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimleri, adalet duygusunu zedelemekte ve toplum vicdanını yaralamaktadır.
Kadınların yaşam hakkı tartışma konusu yapılamaz.
Kadınların güvenliği bir siyasi tercih değil, devletin en temel sorumluluğudur.
Kadına yönelik şiddetle mücadele yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı değildir. Etkin bir koruma mekanizması, güçlü sosyal destek politikaları ve kararlı bir siyasi irade gerektirir. Şiddete maruz kalan kadınların korunması için kolluk kuvvetlerinden yargıya kadar tüm kurumların eşgüdüm içinde çalışması zorunludur. İktidarın görevi yalnızca suç işlendikten sonra müdahale etmek değil, aynı zamanda şiddeti doğuran koşulları ortadan kaldıracak önleyici politikaları hayata geçirmektir.
Bu noktada İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, kadınların korunmasına yönelik en önemli uluslararası mekanizmalardan birinin ortadan kaldırılması anlamına gelmiştir. Bu karar, kadınların yaşam hakkını koruyan politikaların zayıflamasına yol açmış ve Türkiye’de kadınların güvenliği konusunda ciddi bir geri adım oluşturmuştur.
Kadına yönelik şiddetle mücadele ideolojik tartışmalara kurban edilemez.
Kadınların yaşam hakkı hiçbir siyasi hesaplaşmanın parçası haline getirilemez.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesi, kadın ve erkeğin eşit yurttaşlar olduğu bir toplumsal düzen üzerine kurulmuştur. 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu ile kadınlar birey olarak kabul edilmiş, 1934 yılında ise Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde Türk kadınlarına birçok ülkeden önce seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.
Cumhuriyet devrimleri, kadınları toplumsal hayatın eşit ve özgür bir öznesi haline getirmiştir.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, kadınların siyasette, ekonomide ve sosyal yaşamda yeterince yer bulamadığı bir tablo ile karşı karşıyayız. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kadın temsil oranı hâlâ yüzde 20 seviyelerinde kalmaktadır. Yerel yönetimlerde ve karar alma mekanizmalarında kadınların varlığı son derece sınırlıdır.
Kadınların eşit temsil edilmediği bir demokrasinin güçlü olması mümkün değildir. Siyaset, toplumun yarısını oluşturan kadınların deneyim ve katkıları olmadan eksik kalır. Kadınların karar alma süreçlerinde daha güçlü şekilde yer alması yalnızca kadın hakları açısından değil, demokrasinin niteliği açısından da hayati öneme sahiptir.
Ekonomik alanda da benzer bir tablo söz konusudur. Kadınların iş gücüne katılım oranı OECD ülkeleri arasında en düşük seviyelerden biridir. Milyonlarca kadın kayıt dışı, güvencesiz ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda bırakılmaktadır.
Eşit işe eşit ücret ilkesi çoğu zaman uygulanmamaktadır. Kadın emeği sistematik olarak değersizleştirilmektedir. Kadın yoksulluğu giderek derinleşirken sosyal politikalar kalıcı çözümler üretmek yerine çoğu zaman geçici ve sınırlı uygulamalarla sınırlı kalmaktadır.
Kadınların ekonomik özgürlüğü olmadan gerçek eşitlikten söz etmek mümkün değildir.
Kadınların istihdama katılımını artıran politikalar geliştirilmeden, kreş ve bakım hizmetleri yaygınlaştırılmadan ve çalışma hayatında fırsat eşitliği sağlanmadan kadın ve erkek eşitliği kurulamaz. Kadınların üzerindeki bakım yükünün paylaşılması, çalışma hayatında ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve kadın girişimciliğinin desteklenmesi kalkınmanın da önemli bir parçasıdır.
Bir diğer önemli sorun ise kız çocuklarının eğitimden koparılması ve erken yaşta evliliklerdir. Kız çocuklarının eğitimden uzaklaştırılması, onları yoksulluğa, bağımlılığa ve eşitsizliğe mahkûm eden bir düzenin kapısını aralamaktadır.
Bir kız çocuğunu okuldan alıp erken yaşta evliliğe zorlayan anlayış; sadece hukuka değil, insanlık onuruna da aykırıdır.
Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkı garanti altına alınmalı, çocuk yaşta evliliklerin önlenmesi için mevcut yasalar tavizsiz biçimde uygulanmalıdır. Eğitim, kadınların güçlenmesinin ve toplumsal eşitliğin en temel anahtarıdır.
İYİ Parti olarak bizler; kadınların hak ettikleri özgürlük, güven ve eşitlik içinde yaşayacakları bir Türkiye için söz veriyoruz.
Bu doğrultuda;
• İstanbul Sözleşmesi’nin yeniden yürürlüğe girmesi için mücadele edeceğiz.
• 6284 sayılı Kanun’un etkin ve tavizsiz uygulanmasının takipçisi olacağız.
• Kadın cinayetlerinde cezasızlık kültürüne son verilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri hayata geçireceğiz.
• Kadınların siyasette, ekonomide ve kamusal yaşamda eşit temsilini güçlendirecek somut politikalar geliştireceğiz.
• Kadın istihdamını artıracak, kadın girişimciliğini destekleyecek kapsamlı ekonomik programlar uygulayacağız.
• Kreş, bakım hizmetleri ve sosyal destek mekanizmalarını yaygınlaştırarak kadınların üzerindeki bakım yükünü azaltacağız.
• Kız çocuklarının kesintisiz eğitim hakkını güvence altına alacağız.
Çünkü biz biliyoruz ki;
Kadın; bireydir. Kadın; yurttaştır. Kadın; eşittir.
Kadınların eşit olmadığı bir toplumda demokrasi güçlü olamaz. Kadınların güvende olmadığı bir ülkede özgürlükten söz edilemez.
Bugün; kutlama günü değil, sorumluluk günüdür.
Bugün; kadınların sesini duymanın, sorunlarını görmenin ve gerçek çözümler üretmenin günüdür.
Kadınların korkmadan yaşayabildiği, eşit haklara sahip olduğu, emeğinin karşılığını aldığı bir Türkiye mümkündür.
İYİ Parti olarak söz veriyoruz:
Kadınların sesi olmaya, adalet talebini büyütmeye ve eşitlik mücadelesini kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.
Çünkü kadınların mücadelesi yalnızca kadınların değil, bu ülkenin geleceğinin mücadelesidir.
Kadın cinayetlerinin, şiddetin ve eşitsizliğin olmadığı bir Türkiye mümkündür. Ve biz, o Türkiye’yi kurmak için mücadele edeceğiz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.


Atatürkçü Düşünce Derneği, 8 Mart’ın sadece bir anma ve kutlama günü olarak değil, kadınların ülkemizde ve dünyada bulundukları yeri sorgulama fırsatı olarak da değerlendirilmesi gerektiğini bildirdi.
ADD’den 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle yapılan açıklamada, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihin ilk ve tek antiemperyalist ulusal bağımsızlık savaşı zaferi ile vücut bulmuş bir devrim, en çok da bir “Kadın Devrimi” olduğuna işaret edildi.
Açıklamada şunlara yer verildi:
Osmanlı’nın nüfustan saymadığı, boşanma ve çocukları üzerinde velayet hakkı bile tanımadığı, topum yaşamında yok saydığı Türk Kadını, ulusal bağımsızlık savaşı süresince, cephede ve cephe gerisinde en az erkekleri kadar fedakârca gayret göstermiş, kucağında bebesiyle vatanın bağımsızlığı ve milletin özgürlüğü için kan dökmüş, can vermiş, Cumhuriyete giden kutlu yolun her adımına güç katmış, bu nedenle sonuna kadar hak ettiği haklarını birçok dünya ülkesi kadınından onyıllar önce kazanmıştır.
Değişmez önderimiz büyük Atatürk’ün “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün müdür ki, bir kütlenin bir parçasını ilerletelim, diğerini ihmal edelim de kütlenin tamamı ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir toplumun yarısı zincirlere bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin?” sözleriyle ifade ettiği anlayış, Kemalist Devrim kadrolarının kadına bakışının özüdür. Atatürk Cumhuriyeti bu anlayışla, kadını daima insan olarak eşit görmüş, yaşamın her alanında yer alması için gerekli düzenlemeleri yapmış, 1926 yılında Türk Medeni Kanunu ile de resmen hayata geçirmiştir.
“Dünya Kadınlar Günü” nün
8 Mart’ta kutlanmasının nedeni ise, 8 Mart 1857 tarihinde ABD’de 40 bin dokuma işçisi kadının ücretlerinin ve çalışma koşullarının insan onuruna yakışır hale getirilmesi talebiyle başlattıkları greve yönelik polis saldırısında yaşamlarını yitiren 129 kadın işçinin anısını yaşatmak, bu vesile ile kadın haklarına yönelik toplumsal farkındalık yaratmaktır. Dünya Kadınlar Günü; 1911 yılından itibaren çeşitli ülkelerde fiilen kutlanmış, 1977 yılında Bileşmiş Milletlerin 8 Mart’ı, “Kadın Hakları İçin Birleşmiş Milletler Günü” ilan etmesiyle de dünya genelinde ve ülkemizde kutlanır olmuştur.
Her ne kadar dünya kadınlarının ve kadınlarımızın böyle özel bir günleri var ise de, gerçekte insan haklarından tam olarak yararlanabildiklerini söylemek mümkün değildir. Birkaç gelişmiş ülke dışında pek çok coğrafyada ve özellikle İslam aleminde maalesef hâlâ kadının adı yoktur. Türk Kadını ise, 1950’den itibaren Atatürkçü bakıştan uzak iktidarlarca hep görmezden gelinmiş, sürekli gerilemiş, AKP iktidarı döneminde ise, birçok hak ve kazanımları yanında, başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere yasal güvencelerini de büyük ölçüde kaybetmiştir.
Atatürk ilke ve devrimlerinden uzaklaşmanın, Cumhuriyetimizin kuruluş ayarlarını terk etmenin, devletimizin hamurundaki namus mayasını eksiltmenin, akıl ve bilim yolunu reddetmenin bedelini başta kadınlarımız, ulus olarak çok ağır ödedik, ödüyoruz.
Bütün bu olumsuzluklara karşın ülkemizde de, dünyada da çok güçlü ve örgütlü bir kadın dayanışması ve direnci vardır. Bu dayanışma ve direnç, cinsiyetçi ön yargıları ve eşitsizlikleri aşmak konusunda dünden bugüne inançla ve kararlılıkla yoluna devam etmektedir, edecektir.
8 Mart sadece bir anma ve kutlama günü olarak değil, kadınlarımızın ülkemizde ve dünyada bulundukları yeri sorgulama fırsatı olarak da değerlendirilmelidir.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, 2026 yılının milletçe kadına saygıyı içselleştirdiğimiz bir yıl olmasını diliyor, çarenin Yeniden Atatürk Cumhuriyeti olduğunu yineliyor, kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyoruz.


Eğitim-İş Edirne Şubesi Basın yayın Sekreteri Deniz Tetik, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle mesaj yayınladı.
“8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tarihsel kökeni itibarıyla bir anma ya da sembolik kutlama günü değil; emekçi kadınların sömürüye, eşitsizliğe ve baskıya karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinin simgesidir” diyen Tetik, şunları paylaştı:
Bugün, özellikle kamuda çalışan kadın emekçilerin karşı karşıya bırakıldığı yapısal sorunların görünür kılınması ve bu sorunları üreten politikaların sorgulanması açısından kritik bir eşiktir.
Türkiye’de kamusal çalışma yaşamı, uzun süredir neoliberal politikalarla yeniden yapılandırılmakta; güvencesizlik, düşük ücret, performans baskısı ve siyasal sadakate dayalı yönetim anlayışı kalıcı hale getirilmektedir. Bu dönüşümden en fazla etkilenen kesim ise kadın emekçilerdir. Kadınlar kamuda hem emekleri üzerinden sömürülmekte hem de toplumsal cinsiyet rolleri aracılığıyla sistematik biçimde ikincilleştirilmektedir.
Kadın kamu emekçileri, aynı işi yapmalarına rağmen ücret eşitsizliği, yükselme ve yönetici pozisyonlarından dışlanma, mobbing, sendikal baskılar ve iş-yaşam dengesini imkânsız kılan uygulamalarla karşı karşıyadır. Bunun yanı sıra bakım emeğinin neredeyse bütünüyle kadınların sorumluluğuna bırakılması, kamuda çalışan kadınları çifte yük altında ezmektedir. Bu durum bireysel tercihlerle değil, bilinçli sosyal ve ekonomik politikalarla üretilmektedir.
Öte yandan kadına yönelik şiddetin toplumsal ölçekte artması, kadınların yaşam hakkının dahi güvence altında olmadığını göstermektedir. Şiddeti önlemekle yükümlü kamusal mekanizmaların zayıflatılması, cezasızlık politikaları ve kadınları koruyan hukuki düzenlemelerin etkisizleştirilmesi, bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Kadın emeğinin değersizleştirilmesi ile kadın yaşamının değersizleştirilmesi aynı siyasal zihniyetin ürünüdür.
Eğitim-İş Sendikası açısından 8 Mart, kadınların yalnızca “temsil” edildiği değil, özne olduğu bir mücadele hattının ifadesidir. Sendikal mücadelenin, toplumsal cinsiyet eşitliğini tali bir başlık olarak ele alması mümkün değildir. Eşit işe eşit ücret, güvenceli istihdam, liyakate dayalı kamu yönetimi, şiddetsiz ve güvenli çalışma ortamları sağlanmadan kamuda adaletten söz edilemez.
Kadınların kamusal alandan dışlanmasına, emeğin değersizleştirilmesine ve laiklik karşıtı uygulamalarla kadınların yaşam tarzlarına müdahale edilmesine karşı mücadele, sendikal mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu mücadele aynı zamanda demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletinin savunusudur.
Eğitim-İş olarak, kadınlara yönelik ayrımcılığın sona ermesi ve şiddetle etkin mücadele için yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesini savunuyoruz. Bu kapsamda, İstanbul Sözleşmesi’ne yeniden dönülmesini, 6284 sayılı yasanın eksiksiz uygulanmasını ve ILO 190 Sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından onaylanmasını talep ediyoruz.
8 Mart, kadınların taleplerinin hatırlatıldığı bir gün olmanın ötesinde, bu taleplerin neden hâlâ karşılanmadığının sorgulandığı bir mücadele günüdür. Eğitim-İş, emekçi kadınların eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesini büyütmeye; kamuda ve toplumda bu eşitsiz düzeni değiştirme kararlılığını sürdürmeye devam edecektir.
Emekçi kadınların örgütlü mücadelesi, yalnızca kadınların değil, tüm toplumun özgürleşmesinin ön koşuludur.
[15:56, 07.03.2026] +90 505 597 52 41: Eğitim-İş Edirne Şubesi olarak 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü basın açıklamamız, Eğitim-İş Edirne Şubesi Basın yayın Sekreteri DENİZ TETİK adına yayınlarsanız sevinirim, teşekkürler