
09 Eylül 2026 Çarşamba


Hoyrat tarzını da içine alan uzun hava tarzının Türk halk musikisindeki kavramını belirtmek ve muayyen çeşitlerini göstermek gerekir. Bu hususta, Türk halk musikisi salahiyetli mütehassısı Sadi Yaver Ataman’ın eserlerine başvurarak bu tarz havanın Kerkük hoyrat havalarıyla ilgili yanını buraya almayı, hoyrat tarzının gelişmesi bakımından yararlı görüyoruz.
Sadi Yaver’in, belirttiğine göre, Türkiye’de serbest ağızlara (hoyrat tarzı da dahil) uzun havalar denilmekte olup, bunlardan kısmen klişeleşmiş olanlarına müzik dili ile «Reçitatif» söylenebildiği, nağmeleri, ses uzatma ve kısaltmaları, okuyanın kendisine ve zevkine bırakılmış serbest ağızlara da müzik dilinde «Parlando Rubato» demenin mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bu çeşit halk havalarının karakterleri uzun hava (serbest ağız) olmakla beraber, eda, üslup ve bünyeleri bakımından çeşitli ahnek ve tavır gösterdikleri bir gerçektir.
Sadi Yaver Ataman, uzun hava tarzına dair geniş bilgiyi «Halk musikisinin total bünyesi ve metrik sistem» başlıklı inceleme yazısında vermektedir. Bu mufassal yazıda uzun hava’ya ayrılan bölümün toplu bir özetini aşağıya alıyoruz:
Halk müziğinin iki ayrı ifade tarzından biri olan uzun hava’lar serbest ölçülü ve yurdun her bölgesinde yakılmalarına amil olan hadise ve konularına göre isimler alan en zengin çeşitli eserlerdir. Uzun hava’ların notalarının başına «usulsüzdür» diye yazıldığı görülmektedir. Bu tamamen yanlıştır. Bu tip ağızlar her ne kadar ritimsiz gibi görünürlerse de, özüne has usûlleri vardır. Uzun hava’ların total ve yapı özelliklerini genel olarak aşağıdaki şekilde göstermek mümkündür:
1. Kelime ritimine uymak suretiyle bir çeşit «Reçitatif»e yakın «Parlando Rubato» veyahut «Parlando Reçitative» diyebileceğimiz cinsten okuyanın kendi zevkine bırakılmış, fakat belli tavır ve üslubuna uyarak çağırılan (icra edilen) serbest ölçülü ağızlar.
2. Kuruluşu birinci tip gibi, fakat sonundaki müzik cümlesini asılı bırakarak (of), (oy), (vay), (vah), gibi uzun veya kısa süren, yahut (oy oy), (vah vah), (of of) gibi tekrarlanan bağlantılarla katmalı olanlar.
3. Yine birinci tip gibi, fakat sesle veyahut çalgı ile bağlantılı olanlar.
4. Yine aynı tipte, başta ortada ve sonlarda kırık hava ile bağlantıları olanlar.
Bu tiplere uymayan fakat karakteristik serbest ölçülü (okuyanın keyfine tabi olmayan) ağızlar.
Uzun hava’ların genel olarak total görünüşleri, tiz seslerle başlayıp, inici yolla pes seslere düşerek karar vermeleri ise de bu hep böyle demek değildir. Pes seslerle başlayıp tize çıkan, sonra yine pes seslere düşerek, karar veren, tiz seslerle başlayıp peslere düşerek tizden kalan, pes başlayıp yine pesle (çıkıcı-çıkıcı, inici) uzun hava çeşitleri de vardır.
Uzun hava’ların en zengin çeşidine Doğu Anadolu’da rastlanmaktadır. En yaygın olanları (Maya, Hoyrat, Elezber, Divan, Muhalif, Mütezad, Fuzûlî, Tecnis, İbrahimi, Beyatî, Ela göz, Ruhsatî, Çenberî, Cevherî, Beşîri, Tatyan, Benderî, Kürdî, Sebahî, Dağî, Varsağı, Hicazî, Hüseyni) gibi isimler alır. Anadolu’nun diğer bölgelerinde ve Trâkya’daki uzun hava çeşitleri (Bozlak, Girali, Mâni, Aşıklama, Ağıt, Avaz, Kayabaşı, Garip, Çukurova, Karşılama) dır. Bunlardan başka bütün yurda şamil (Kerem, Yanık Kerem, Kesik Kerem, Güzelleme, Harbî, Yanık, Ağıtlama, Divan, Semaî, Destan, Hıra) gibi isimler alan uzun hava çeşitleri de vardır.
IRAK MAKAM TARZININ SANAT KAVRAMI:
Hoyrat tarzının sanat bakımından umumî mahiyetini açıklamadan önce bu tarz taganni ile sıkı ilgisi bulunan Irak Makamları hakkında bazı bilgileri vermek gerekiyor. Irak’ın halk makam tarzı, başlı başına bir konu teşkil ettiğinden biz burada sadece hoyrat tarzını aydınlatma bakımından yarayan yanına kısaca dokunmak istiyoruz.
Irak dolaylarında yüz yıllardan beri uzun hava tarzında okunmakta olan bu çeşit ezgiye makam adı verilmektedir. Bu ezginin bir çok nev’ileri olup en çok beş fasıl’a ayrılmaktadır. Bunlar, Bayat, Hüseyni, Hicaz, Rast ve Neva fasıllarıdır. Bayat faslı, Bayat, Narî, Mahmudî, Segâh, Muhalif, Hililâvî, Bacallan makamlarından; Hüseyni faslı, Hüseyni, Deşt-i Acem, Bayat-ı Acem «Acem Bayati». Ervah, Elezbar «Alezbar» makamlarından; Hicaz faslı, Hicazdivan, Koryat (Hoyrat), Aribun Arab, İbrahimî, Hüseynî makamlarından, Rast faslı, Rast, Şarkî İsfahan, Mansurî, Açuġ Hicaz, Hanabat, Cüburî makamlarından; Neva faslı, Neva, Miskin, Saba, Karyebaş makamlarından müteşekkildir. Bu fasıllara girmeyen daha başka makamlar da vardır. Netekim Eviç, Tiflis, Mesnevî, Medmî, Gülgüli, Ümergele, Katar, Çargâh, Aydın, Saidî, Muberka, Zanburî, Aşiran Acem, Kerkük Muhalifi, Şarkî Dûgâh, Cemmalî, Deştî, Halvetî, Pencgâh, Hekimî, Behrzavî, Urfa, Raşidî, Beşirî, Hümayun, Nevruz Acem makamları hep adı geçen fasıllar kümesine girmemekle beraber, bunları o fasıllar meyanında taganni etmek mümkündür.
Bütün bu makamlar, sanat makamlarından ayrı olarak, yukarıda açıklandığı üzere, uzun hava tarzında okunan serbest ağızlardan ibaret halk ezgileridir.
Buna göre, sanat, yani musikî makamlarını ham maddeye, söz gelişi ağaç kerestesine benzetirsek, Irak Makamlarını, bu maddeden yapılmış mamulatın bir çeşidine teşbih edebiliriz. Irak Makamı tarzını andıran Türk Gazel tarzını da aynı maddeden yapılmış başka çeşit mamulata benzetmek yerinde olur. Gazelde zemin, miyan, karar kısımları bulunduğu gibi Irak Makamlarında da derece (basamak), tahrir, miyan, karar, cevap, teslim gibi kısımlar vardır. Ancak bu tarz taganni, gazelden daha çok motiflerle süslü bulunup, nağmelerdeki ses iniş-çıkışı ve alçalış-yükselişi bakımından özel melodik seyir ve hareket göstermektedir.
Bu seyir ve hareket, tıpkı hoyrat tarzında olduğu gibi, ana kurala bağlı kaldığı halde, okuyucular tarafından çeşitli ağızlara göre oldukça değişik şekiller almaktadır.
Irak makamları arasında en çok beğenilip tutulanları, çeşitli ses hareketleriyle dolu olanlarıdır. Bu yüzden, Irak makamlarından bir kısmını basit makamlar olarak vasıflandırırlar ki bunların, bazı «şube» ve «miyan»lara ihtiyacı bulunup, musikî hareketleri bakımından gelişmemiş makamlar olarak gösterilmeleri bir gerçektir.
Araplar yukarıda işaret ettiğimiz gibi Ümergele, Beşirî, Kerkük Muhalifi havalarını Irak makamı tarzına dahil ettikleri halde bunları Türkmenler (Irak Türkleri), hoyrat tarzına giren ezgiler olarak kabul etmektedirler. Şu kadar ki bu havaların nağmesi, bugün makam tarziyle okunuşundan azıcık farklı oluyor.
Umumiyetle hoyrat tarzının, az aşağıda anlatacağımız gibi, Irak makamı tarzından ayrı olarak muayyen nağmelerle makam tarzından daha sert ve daha kuvvetli bir şekilde okunan, melodik seyir ve hareket ve ağız serbestliği bakımından öteki bütün uzun hava çeşitlerinden ayrı tutulan özel bir ezgi şekli olduğunu kabul etmek lazımdır. Irak makamları, hoyrat tarzının kuvvetli tesirinden bir türlü kurtulamayarak, bu tarzın çeşitli unsurlariyle zaman zaman takviye edilmiştir. Netekim, Iraklı makamşinasların anlattıklarına bakılırsa Kerkük Muhalifi’nden bazı parçalar Segâh, Hekimî, Hililâvî, makamlarına, Ümergele hoyrat’ından da bazı parçalar Mahmudî, Aribun Arab, İbrahimî, Hüseydî, Cüburî, Mukabil makamlarına girerek bu makamların musikî unsurlarını tamamlamaktadır.
Bu konuya son vermeden önce bir noktaya işaret etmek yerinde olur ki Irak Türkleri, Irak makamlarını çoğunlukla sanat musikîsine dahil eserler olarak kabul ettikleri halde Iraklı Arap musikîciler, makam tarzını tıpkı hoyrat tarzı gibi sanat musikîsinden ayrı bir çeşit halk musikisi saymaktadırlar. Bizce söylenmesi gereken bir husus varsa o da Irak makamlarına hâkim olan unsurun halk musikîsinde aranması ve folklor alanında incelenmesi olayıdır.
HOYRAT TARZININ MUSİKÎ KAVRAMI:
Hoyrat biçimini, ezgi olarak uzun hava sınıfına dahil, serbest ağız kalıplarıyla okunan bir çeşit taganni tarzı olarak kabul etmekteyiz. Az aşağıda görüleceği gibi, bu taganni tarzı, yirmi dört kadar ayrı yolla (eda, üslup, tavır) okunmaktadır ki, bu yollara halk dilinde usul adı verilmektedir. Halk makamları mahiyetinde olan bu usuller, gerçi klâsik sanat musikîsinin tesiriyle bir çeşit zemin, miyan ve karar’a malik bulunmakta ve muhtemelen sistem ve teknik bakımından sanat makamlarıyle bağdaşmakta ise de halk, bunları tamamiyle öz makamları sayarak sanat makamlarından, hatta Irak makamlarından bile ayrı tutmaktadırlar.
Irak makamları arasında Hicaz faslına giren, Bayat (Beyati) nağmeli Koryat (Horyat) adı verilen makamın -ki Hoyrat, Aribun Acem, Kayabaşı ve Neva unsurlarını da içine alır- Irak Türklerinin bildiği hoyrat tarzı usulleri (makam) arasında yer almadığını söylemiştik.
«Gülzar-ı musikî» adlı kitabın müellifi Hasan Tahsin, çeşitli makamları tanıtırken Uşşak makamına benziyen ve «Horı» veyahut «Hurî» adıyla bilinen bir makamdan da söz etmektedir (S. 17) ki bu makamın Uşşak’tan olan farkının, Hüseyni perdesinden perde perde inerek Rast’a geldikte bir iki defa Rast Çargâh basarak Dûgâh’ta karar etmesi olduğunu yazdığı bu «Horı» makamının, bizim horyat yani hoyrat makamlarıyle ilgisi bulunduğuna nazarî olarak ihtimal vermemekteyiz.
Hoyrat taganni tarzı, klâsik musikî unsuriyle de az çok beslenmiş olmakla beraber daha çok halka mal edilmiş özel melodik seyir ve hareket ile temayüz etmektedir. Bundan ötürü, hoyrat tarzını, edebî bakımdan olduğu gibi, musikî bakımından da folklor sahasına dahil halk mahsulleri arasında mütalaâ etmek yerinde olmuştur.
Yukarıdaki bahiste belirttiğimiz gibi sanat makamını ham maddeye benzettiğimize göre hoyrat makamlarını da bu maddeden yapılmış mamulata benzetmek doğru olur.
Halk musikî sanatkârlarından Necati Başara ile Türkiye’de yapmış olduğum görüşmeler sırasında bu zat, hoyrat’ın tıpkı Türk gazeli gibi her makamda söylenebileceğini ileri sürerek Şataraban makamında okuduğu bir havayı hoyrat biçimine uydurmak istediyse de bir türlü başarı sağlayamadı. Netekim okuduğu hava hoyrata hiç benzemiyordu.
Bununla beraber, hoyrat’ın, bütün makamlarda okunabileceğini kabul edersek bile asıl önemli olan mesele, okunacak havanın, hoyrat unsurlarını tamamiyle kapsamış hususudur ki bunu başarmanın, yeni bir usulün icadı anlamına geldiğini unutmamalıyız. Artık bu işin, düşünüldüğü kadar kolay olmadığını, hoyrat tarzının tarihî seyir ve gelişmesinden anlamaktayız.
Hoyrat tarzının musikî mefhumu hakkındaki görüş ve düşünceler çeşit çeşittir. Bu hususta musikîşinaslar ihtilafe düşmüşlerdir. Bir kısım musikî yazarları, Kerkük Türküleri ve hoyrat’larını tam manasiyle mütekâmil birer makam (Irak Makamı) olarak göstermektedirler. Netekim Irak makamları arasında Kerkük Muhalifi, Beşiri, Ümergele gibi hoyrat havalarını Iraklı bir çok musikî yazarlar, tam makam olarak kabul etmektedirler. Bazıları ise bunları birer şube veya perde ve daha doğrusu küçük makam saymaktadırlar. Tanınmış Iraklı yazar ve sanatkâr Celal el-Hanefî’nin anlattığına göre Ümergele nağmesi, önceleri fer’î ve basit bir makam olup sonradan on üçüncü Hicri çağı makamşinaslarından Ahmed Zeydan tarafından zemin, miyan ve kararı tamamlanarak mütekâmil bir makam şekline sokulduğu öğrenilmektedir. Bununla beraber bu ve öteki Kerkük hoyratlarının Iraklı makamşinaslarca okunuş tarzı makam şeklinde olup, Kerküklü sanatkârların hoyrat tarzında okuyuşlarından az çok farklıdır.
Bizim usta hoyratşinaslarımız hoyrat tarzını makamdan ayrılan bir kol veya bir dal olarak kabul etmektedirler. Netekim, Muhalif hoyratının Segâh makamından, Beşirî’nin Rast’dan, Mahalla’nın Hicaz’dan, Delliheseni’nin Mansurî’den, Ahmed Dayı’nın Çargâh’tan çıktığını söylerler. Ayrıca, bazı hoyratların, birbirinden, sözgelişi Matarı usulünün Ümergele usulünden çıktığını anlatırlar.
Şurasını belirtmek yerinde olur ki, hoyrat usullerinin her biri başlı başına özel vasıflarla temayüz etmekte olup muayyen nağmelerle icra olunur. Bu usulleri birbirinden ayırt etme işi, usta bir hoyratçı ve hassas bir dinleyici için kolay sayılır. Netekim, bu ayırt etme hususu, sesin yükseliş ve alçalışı, uzayış ve kısalığı, sertleşip yumuşalışında aranır. Bazı usullerde nağme, yüksek sesle başlar, sona doğru alçak sesle biter. Bazılarında ise aksine olarak yumuşak bir sesle başlayan nağme, sona doğru yükselmeye başlar. Bazılarında da baştan sona değin yüksek veyahut yumuşak sesle devam eder. Bazı usullerde dik ve kesintili seslerin yer aldığı ayrıca bilinmektedir. Bütün bu ses değişikliklerinin usullere tatbikini öğrenmek için, kulak hassasiyetine ilâveten, uzun bir zamana ve sürekli denemelere ihtiyaç vardır.
Hoyrat havalarını notaya almak, her halde zor ve çetin bir iştir. Buna sebep, hoyrat havalarında geçen bir takım ses hareketlerini çalgı aletleriyle eda etmek imkânından yoksun bulunulması, özel bir serbestlik halinde şahıstan şahısa göre tavır değiştirmesi ve nihayet notanın en mütekâmil şekliyle bile, hoyrat usullerini bütün inceliğiyle tespit etmekten âciz bulunması ve notanın okunmasının kabiliyet ve istidade göre değişiklik göstermesi hususlarını sayabiliriz. Ben şahsen edindiğim kanaate göre notanın kullanılışını, Arap harfleriyle yazılmış türkçe bir metnin, türkçeyi bilmeyen bir Arap tarafından ne şekilde okunacağını hatta muhtelif Türk lehçelerine mensup şahısların ağızlarıyla ne suretle telaffuz edileceğini andıran bir vasıtaya benzetiyorum.















HAMDİYE ÇAPA VEFAT ETTİ
Domurcalı Köyü sakinlerinden merhum Necmi Çapa’nın eşi, Cengiz ve Cenk Çapa’nın anneleri, Necmiye ve Çiğdem Çapa’nın kayınvalideleri Hamdiye Çapa 71 yaşında vefat etti. Merhume dün Domurcalı Köyü Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Köy Mezarlığında toprağa verildi.
METİN KILINÇ VEFAT ETTİ
Sanayi esnaflarından Mobilya Boyacısı Aytunç ve Aykut Kılınç’ın babaları Metin Kılınç 60 yaşında vefat etti. Merhum dün Küçükpazar Sarı Camide ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Acı Çeşme Mezarlığında toprağa verildi.
AHMET ZEREN VEFAT ETTİ
Melek Zeren’in eşi, Metin ve Ercan Zeren’in babaları Bekçi Ahmet Zeren 76 yaşında vefat etti. Merhum dün Kıyık Kıyak Baba Camisinde ikindi namazını takiben kılınan cenaze namazının ardından Yenişehir Mezarlığında toprağa verildi.


Olgay GÜLER
Edirne Emlak Müşavirleri Derneği Başkanı Serhat Çeker, yüksek faiz ve banka kredilerine ulaşımda zorluğun, insanların konuta ulaşımını imkansız hale getirdiğini söyledi.
Dernek Başkanı Çeker, yüksek kredi faizleri, arsa sıkıntısı, maliyetler ve değişen piyasa koşulları nedeniyle konut piyasasında yaşanan durgunluğa ilişkin açıklamada bulundu. Vatandaşın, yüksek faiz nedeniyle kredi talebinde bulunmadığını, bulunanlara da bankaların sıcak bakmadığını belirten Çeker, bu durumun konuta ulaşımı imkansız hale getirdiğini belirtti.
‘KİMSE KREDİ TALEBİNDE BULUNAMIYOR’
Daire fiyatlarının uzun zamandır sabite yakın seyrettiğini dile getiren Çeker, “Eskiden faizlerimiz yüzde 0,70’lerden, yüzde 0,80’lerden kredi kullanılıyordu. Yüzde 0,80 olduğu zaman, yani yüzde 1 bile değildi. Düşünsenize, yüzde 0,70, yüzde 0,80 böyle kredi kullandırıyorduk. İnsanlara yüzde 1 bile yüksek geliyordu. Şimdi kredilere baktığınız zaman yüzde 3,45, yüzde 3,50, yüzde 3,80 gibi oranlar var. Böyle olunca kimse kredi talebinde bulunamıyor. Bulunsa dahi banka krediyi vermiyor” dedi.
‘YÜKSEK FİYATIN BİR SEBEBİ DE KREDİYE ULAŞAMAMA’
Bankaların da yüksek faiz ortamında kredi vermekten kaçındığını belirten Çeker, “Banka da yüksek orandayken kredi almak isteyen kişinin aylık ödemelere vurulduğunda batacağını, ödeyemeyip batık duruma düşeceğini düşünüyor. Faiz çok yüksek olduğu için aylık ödemeler çok yüksek tutuyor. Bu sefer de banka ‘O kadar para veremeyiz, size şu kadar kredi çıkıyor’ diyor. Yani siz 2 milyon lira kredi talebinde bulunuyorsunuz, ‘Size 500 bin lira çıkıyor’ diyor veya vermiyor. Karşı tarafa kredi vermemek için elinden geleni yapıyor. Aslında bankalar da bu konuda haklı. Çünkü oranlar yüksek olunca kişi bu krediyi alacak, aylık ödemesi çok yüksek olacak ve sonra ödeyemeyecek. Bu sefer krediyi veren banka sorumluluk altına girecek; icrasıyla ve diğer süreçleriyle uğraşmak zorunda kalacak. O yüzden ‘En iyisi para dursun, vermeyin’ deniyor. Şu anda Edirne’mizde, konut fiyatlarının yüksek olmasının sebeplerinden biri bu” diye konuştu.
‘BU DAİRE FİYATINA, ESKİDEN VİLLA SATIYORDUK’
Daire fiyatlarının çok yükseldiğini söyleyen Çeker, “Daire fiyatları o kadar yükseldi ki şu anda en basit 2+1 daireyi bile alacak olan kişinin cebinden en azından 4-5 milyon lira para çıkması lazım. Metrekare maliyet hesabı yapıldığında bugün dairelerde metrekare fiyatı 50 bin liralara çıktı. 100 metrekarelik bir daireyi almaya çalıştığınız zaman otomatikman 5 milyona çıkıyor. 5 milyon da şu anki durumda herkesin cebinde olan bir para değil. Vatandaş cebindeki 2-2,5 milyon liranın yanına kredi kullanmak istiyor ama yüksek faiz ve banka engeliyle karşılaşıyor. 3+1 dairelere bakıyoruz; 3+1’ler 8 milyon gibi rakamlarda, 10 milyona kadar çıkan rakamlar var. Çok korkunç rakamlar. Biz bu rakamlara daha önceleri müstakil villa satıyorduk, şu anda daire satıyoruz. Bu durum arsaların az olmasından, maliyetlerin çok yükseklerde olmasından ve arsa paylarının yüksek olmasından kaynaklanıyor” şeklinde konuştu.
‘YENİ BÖLGELER İMARA AÇILAMIYOR’
Yeni bölgelerin imara açılamadığını anlatan Çeker, “Eskiden belediyeler 18. madde uygulaması dediğimiz sistemle arsa uygulaması yapabiliyordu. Şehir plancısı planlama yapıyor, meclisten geçiyor ve imara arsa açılıyordu. Tarlalar düzenleniyor, yollar, yeşil alanlar, parklar, sağlık alanları oluşturuluyor ve arsa olarak kayıt altına alınıyordu. Belediyenin kasasına para giriyor, vatandaşın tarlası arsa oluyor, herkes memnun kalıyordu. Ama şimdiki duruma baktığınız zaman belediyeler uzun zamandan beri arsa üretemiyor, arsa çıkartamıyor. En son Edirne’de Demirkapı mevkisinde, terminalin olduğu tarafta bağ ve bahçe uygulaması olan sıfır 50 emsalli yeri belediye düzenledi. Emsalleri 1,50’den 2’ye kadar çıkardı, ticari ve konut alanlarını belirledi. Orası daha yeni ve altyapısı yeni yeni oluşuyor, zorlukları var. Şimdi yeni bölgeler açılmaya çalışılıyor ama açılamıyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na ve Tarım ve Orman Bakanlığı’na sorulmadan uygulama yapılamıyor. Tarım’a ve Çevre Şehircilik’e sorulduğunda ‘Burası birinci derecede tarımsal arazidir, değiştiremezsin’ denilerek reddediliyor. İmara açılamayınca eliniz kolunuz bağlanıyor” ifadelerini kullandı.