
18 Ağustos 2026 Salı


Edirne’nin kültür elçisi HOTEAD Spor Kulübü Halk Dansları Topluluğu, uluslararası alanda ülkemizi ve kültürümüzü gururla temsil etmeye devam ediyor.
Son olarak Polonya’da düzenlenen 19. Uluslararası Geleneksel Sanat Festivali’ne katılan HOTEAD ekibi Poznan, Torun, Gniezno, Goslina, Slupca, Dzienkanowice ve Swarzedz olmak üzere 7 farklı şehirde sahne alarak Türk kültürünün zenginliğini Polonyalı sanatseverlerle buluşturdu. Festival boyunca Edirne Yöresi, Ankara Seymenleri ve coşkulu Roman Dansları gösterileriyle izleyicileri büyüleyen HOTEAD, sergilediği performanslarla ay-yıldızlı bayrağımızı en iyi şekilde dalgalandırdı.

Bu sezon Bulgaristan’ın Sliven ve Velingrad kentlerindeki festivallerin ardından Polonya’da da büyük bir başarıya imza atan HOTEAD Kulübü, gözünü yeni hedeflere çevirdi. HOTEAD, 5-6 Eylül tarihlerinde gerçekleşecek olan Yunanistan Festivali için hazırlıklarına vakit kaybetmeden başladı.

HOTEAD’tan yapılan açıklamada, “Yunanistan festivali dönüşünün ardından HOTEAD, hem yurt içinde hem de yurt dışında kültürümüzü sahneye taşımak isteyen tüm mevcut ve yeni dansçıları için yeni sezon kapılarını açıyor! Kültürümüzü sahnelerde yaşatmak ve bu büyük ailenin bir parçası olmak isteyen tüm dans tutkunlarını yeni sezonda aramıza bekliyoruz” ifadelerine yer verildi..


Keşan Doğa Çevre ve Kültür Derneği (DOÇEK), yurt içi ve yurt dışı faaliyetleriyle doğa sporları alanındaki çalışmalarını sürdürüyor.
Pamirler’de gerçekleştirilen uzun soluklu bisiklet ekspedisyonu ve Ağrı Dağı zirve tırmanışının ardından, DOÇEK dağcılarının rotası bu kez Hakkari’deki Cilo Dağları’na çevrildi.

Pamirler ve Ağrı’dan sonra Cilo’da da zirve başarısı
Cilo Dağı Reşko (Uludoruk) zirvesine yönelik düzenlenen tırmanış faaliyetinde DOÇEK üyeleri Coşkun Özçelik, Seyfi Durmaz ve Sedat Kalelioğlu yer aldı.
Serpel Yaylası’ndan hareket eden ekip, yer yer karlı ve buzlu arazide ilerledikten sonra sırt hattındaki “kılçık” tabir edilen iki yanı uçurum bölgeyi de dikkatli bir şekilde geçerek tırmanışını sürdürdü.
Toplam 15 saat süren zorlu rotayı tamamlayan ekip, 4135 metre yükseklikteki Reşko zirvesine ulaştı.
Zirve tırmanışını gerçekleştiren dağcılar, inişlerini de planlandığı üzere kazasız ve sorunsuz bir şekilde tamamlayarak kamp noktasına geri döndü.
Farklı coğrafyalarda gerçekleştirdiği doğa sporları faaliyetleri ile adından söz ettiren Keşan DOÇEK, bu disiplindeki takım ruhu ve ekip anlayışının önemini bir kez daha ortaya koyarken; yerel sınırları aşan vizyonuyla bu alanda deneyim ve birikimini kararlı bir şekilde geleceğe taşıyor.


Türkiye genelinde geçen Temmuz ayında 207 bin 508 adet taşıtın trafiğe kaydı yapılırken, Edirne’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Temmuz ayı sonu itibarıyla 215 bin 190 oldu.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Temmuz 2026 Motorlu Kara Taşıtları’na ilişkin rakamları kamuoyu ile paylaştı. Edirne’de trafiğe kayıtlı araç sayısı Temmuz ayı sonu itibarıyla 215 bin 190, Tekirdağ’da 398 bin 780 ve Kırklareli’nde 184 bin 377 oldu. TÜİK’in Edirne için hazırladığı haber bülteninde şunlara yer verildi:
“Türkiye’de Trafiğe kayıtlı toplam taşıt sayısı Temmuz ayı sonu itibarıyla 34 milyon 746 bin 396 oldu.
Türkiye’de Temmuz ayı sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı taşıtların %51,7’sini otomobil, %21,7’sini motosiklet, %14,4’ünü kamyonet, %6,7’sini traktör, %3,0’ını kamyon, %1,6’sını minibüs, %0,6’sını otobüs ve %0,3’ünü özel amaçlı taşıtlar oluşturdu.
2026 yılı Temmuz ayı sonu itibariyle Edirne’deki toplam motorlu kara taşıtı sayısı 215 bin 190’dır.
2026 yılı Temmuz ayı sonu itibariyle Edirne’deki toplam 215 bin 190 motorlu kara taşıtının; 89 bin 251’i otomobil, 2 bin 206’sı minibüs, 1719’u otobüs, 26 bin 457’si kamyonet, 4 bin 994’ü kamyon,54 bin 840’ı motosiklet, 562’si özel amaçlı taşıtlar ve 35 bin 161’i traktörlerden oluşmaktadır.
Edirne’de Temmuz ayında 3 bin 772 adet taşıtın devri yapıldı
Edirne’de Temmuz ayında 3 bin 772 adet taşıtın devri yapıldı. Devir, noterler aracılığı ile ikinci, üçüncü ve daha fazla el değiştiren taşıtları ifade etmektedir. Edirne’de devri yapılan toplam 3 bin 772 taşıt içinde 2 bin 240’ıotomobil, 30’u minibüs, 29’u otobüs, 538’i kamyonet, 57’si kamyon, 576’sı motosiklet,12’si özel amaçlı taşıt ve 290’ı traktörlerden oluşmaktadır.
Ocak-Temmuz döneminde kaydı yapılan otomobillerin 222 bin 580’i gri renklidir.
Ocak-Temmuz döneminde trafiğe kaydı yapılan 534 bin 811 adet otomobilin %41,6’sı gri, %25,7’si beyaz, %11,9’u siyah, %9,9’u mavi, %5,7’si yeşil, %3,2’si kırmızı, %1,3’ü kahverengi, %0,3’ü turuncu, %0,3’ü sarı ve %0,1’i diğer renklidir.”


Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Sinan Tekin’in başkanı olduğu Saadet Partisi Sosyal İşler Başkanlığı tarafından hazırlanan haftalık raporda, bu kez “Gıda İsrafının Önlenmesi” konusu ele alındı.
Gıda israfının ekonomik, çevresel ve sosyal boyutları, üretimden tüketime kadar yaşanan kayıplar, gıda güvenliği üzerindeki etkileri ve doğal kaynaklar üzerindeki oluşturduğu baskı kapsamlı bir şekilde değerlendirilmiş; gıda kayıplarının azaltılması, depolama ve soğuk zincir altyapısının güçlendirilmesi, gıda bankacılığının yaygınlaştırılması, tüketici bilincinin artırılması ve sürdürülebilir gıda politikalarının hayata geçirilmesine yönelik çözüm önerilerine yer verilen raporda, “Gıda israfı, dünyada açlıkla mücadele eden milyonlarca insanın varlığına rağmen her yıl büyük miktarda gıdanın üretimden tüketime kadar olan süreçte kaybedilmesi veya çöpe atılması nedeniyle ortaya çıkan önemli bir ekonomik, çevresel ve sosyal sorundur. Türkiye’de her yıl milyonlarca ton gıda israf edilmekte, üretilen her beş gıda ürününden biri sofraya ulaşmadan kaybedilmektedir.
Gıda israfı; üretim, depolama, lojistik, perakende ve hane halkı aşamalarında yaşanmakta; plansız alışveriş, yanlış depolama, soğuk zincir eksiklikleri ve tüketim alışkanlıkları bu kayıpları artırmaktadır. İsraf edilen her gıda ürünüyle birlikte su, enerji, emek ve doğal kaynaklar da boşa harcanmaktadır.
Bu nedenle gıda israfıyla mücadele; ulusal izleme sistemlerinin kurulması, depolama ve soğuk zincir yatırımlarının artırılması, gıda bankacılığının güçlendirilmesi, tüketici bilincinin yükseltilmesi ve dijital teknolojilerin etkin kullanılması gibi bütüncül politikaları gerektirmektedir. Gıda israfının azaltılması, hem gıda güvenliğinin sağlanması hem de doğal kaynakların korunması ve ülke ekonomisinin güçlendirilmesi açısından stratejik bir öneme sahiptir” ifadelerine yer verildi.
Söz konusu rapora ilaveten yapılan “Bir yanda açlık, bir yanda israf ” başlıklı basın açıklamasında da şöyle denildi:
“Gıda, Cenab-ı Allah’ın insanoğluna bahşettiği en büyük nimetlerden biridir. Bu nimetin kıymetini bilmek; inancımızın, kültürümüzün ve medeniyet anlayışımızın temel gereğidir. Ne yazık ki bugün hem dünyada hem de ülkemizde milyonlarca insan temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, diğer taraftan milyonlarca ton gıda israf edilmektedir.
Türkiye’de her yıl milyonlarca ton gıdanın çöpe gitmesi kabul edilemez bir tablodur. İsraf edilen yalnızca ekmek, sebze ya da meyve değildir. Aynı zamanda toprağımız, suyumuz, çiftçimizin emeği, üreticimizin alın teri ve milletimizin kaynakları da israf edilmektedir.
Bugün yapılması gereken; yalnızca vatandaşımıza ‘israf etmeyin’ çağrısı yapmak değildir. Asıl görev, üretimden tüketime kadar uzanan gıda zincirini daha verimli hale getirecek politikaları hayata geçirmektir.
Hasat sonrası kayıpların azaltılması, depolama ve soğuk zincir altyapısının güçlendirilmesi, gıda bankacılığının yaygınlaştırılması, marketlerde satış dışı bırakılan tüketilebilir ürünlerin değerlendirilmesi ve toplumun özellikle çocuklarımızın israf konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir.
Yerel yönetimler de organik atıkları kompost ve biyogaz tesislerinde değerlendirerek hem çevreyi korumalı hem de ekonomiye katkı sağlamalıdır. Dijital teknolojiler kullanılarak üretim, stok ve tedarik süreçleri daha etkin yönetilmelidir.
Milletimizin alın terini, çiftçimizin emeğini ve ülkemizin kaynaklarını korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Gıda israfıyla mücadele millî bir görevdir. Kamu kurumlarını, yerel yönetimleri, özel sektörü ve tüm vatandaşlarımızı bu konuda ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmeye davet ediyor; daha adil, daha bereketli ve israfın olmadığı bir Türkiye’nin mümkün olduğuna yürekten inanıyoruz.”


Zafer Partisi Edirne Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, parti olarak; ne saray rejiminin batık neoliberal politikalarına, ne de bu düzenin çarkını döndüren sözde muhalefetin teslimiyetçi çizgisine boyun eğmeyeceklerini söyledi.
Zafer Partisi Merkez İlçe Başkanı Arda Meriç, ‘‘Algı yönetiminin gölgesinde Türk ekonomisinin çıkmazı” başlıklı yazılı açıklamasında, “Ülkemizin içinde bulunduğu süreç malum, geçtiğimiz hafta başlayan ve hepimizin vicdanını sızlatan sözde ‘Çerçeve Yasa’ özde ise ‘Sevr’ olan ve İl Başkanımız Sn. Serkan Konak’ın da basın açıklamasında ifade ettiği gibi ‘Bu yasa, terör örgütü PKK/KCK mensuplarına yönelik şartlı erteleme ve dolaylı af niteliği taşıyan özel bir düzenlemedir. Türk devletinin ve milletinin birlik, bütünlük ve egemenlik ilkelerine aykırıdır.’Sevr’in 106.yıldönümünde oylama sunulan bu yasa da işin bir algı boyutunu da gözler önüne sermektedir” diyerek şunlara yer verdi:
“İktidarın kara propaganda ve algı mühendisliği konusunda ki başarısı şüphe götürmez bir gerçekken, bir diğer algı mühendisliği ise ekonomi alanında olmaya devam ediyor, 13 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası(TCMB) Başkanı (Guvarnörü) Sn. Fatih Karahan’ın 2026 yılı 3.Çeyrek Enflasyon Raporuna ilişkin değerlendirmede görmekteyiz, sayın başkanın bu konuşmasından bu iktidarın ve akıl almaz ekonomi yönetiminin halkımıza sunduğu şey, sefalet, yoksullaşma ve lafügüzaftan ibarettir.
Sanayide Kapasite Kullanım Oranı Kendi Kendine mi Düştü?
Merkez Bankası raporlarında ve basın toplantısında; ‘imalat sanayi kapasite kullanım oranlarının tarihsel ortalamalarının altında seyrettiği, temmuz ayında ise yeniden gerilediği itiraf ediliyor.’ Buradan Sayın Fatih Karahan’a ve masasının etrafını saran iktidarın ve neoliberal ekonomi politiğinin sığ danışmanlara açıkça sormak mecburiyetindeyiz:
Biri Sayın iktidara ve guvernöre sorabilir mi sanayide kapasite kullanım oranı kendi kendine mi düşmüş yoksa uyguladıkları yoksullaştırıcı politikalar yüzünden mi?
İktidarın yani Şimşek ekonomi politiğinin uyguladığı; enflasyonun yapısal nedenlerini ıskalayıp faturayı yalnızca üreticiye kesen bu tek taraflı sıkı para politikası, KOBİ’lerimizi ve sanayicimizi yüksek faiz cenderesine mahkûm ederek fabrikaların çarklarını durdurmaktadır. Aynı zamanda dövizi yapay bir şekilde baskılayarak ithalatı körükleyen, Türk sanayicisini hammadde ve ara malında dışa bağımlı hale getiren bizzat bu iktidarın kendi tercihleridir. Kendi sığ ekonomi politikalarıyla yarattıkları bu kısır döngüde, fabrikaların çarkları dururken ve sanayici bankaların kapısında tükenirken; karar alıcılar ve politika yapıcılar global jeopolitik risklerin arkasına saklanmaya çalışmaktadır. Oysa sanayide kapasite kullanımının düşmesi, talep yetersizliğinin ve uygulanan bilinçli yoksullaştırıcı programın kaçınılmaz bir faturasıdır.
Sanayide kapasite kullanımının düşmesi, talep yetersizliğinin ve uygulanan bilinçli yoksullaştırıcı programın doğrudan neticesidir!
Enflasyon Hedefleri ve Beklentiler Yine Revize Edildi: İflasın İtirafı
TCMB, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28 olarak yukarı yönlü yenilediğini açıkladı. Göreve geldiklerinden beri öngörüde bulundukları hiçbir hedef tutmadı, tutması da imkânsız, daha önceki basın açıklamalarımda da ifade ettiğim gibi bunun nedeni teşhisin yanlış olması ve devamındaki tedavinin reçetenin yanlışlığı. Bu sığ bakış enflasyonu sadece bir para arzı olarak görürken maliyet yapısı, arz kısıtları, bölüşüm ilişkileri ve en önemlisi piyasadaki yapısal bozulmaların bir neticesi olduğunu siyasi tercihlerinden dolayı görmezden geliyorlar.
Bu anlayış, içeride gıda fiyatlarını, yönetilen ve yönlendirilen zamları, enerji maliyetlerini kontrol etmeye devam ededursun ülkemizin tarımını bitirip ülkeyi ithalata bağımlı kılarken iktidar hangi fiyat istikrarı masalı anlatmaya devam ediyor. Enflasyon beklentilerini her çeyrekte yukarı yönlü revize etmekte bu başarısızlığın resmi ilamıdır.
Asgari Ücret ve “Koca Koca Profesörler” Çelişkisi
Halkımızın sırtına binen bu ekonomik yıkımın en büyük ortaklarından biri de iktidarın arkasına sığınan ve ona akademik kalkan oluşturan ezberci zihniyettir. Buradan aziz milletimize hatırlatmak isterim: Memlekette asgari ücret zammının geçmiş yıllarda ‘beklenen enflasyona’ göre yapılması gerektiği savunulmuş, bu tez sözde ekonomistler ve akademisyenlerce desteklenmiştir. Geçmiş aylarda yaşanan ve hayatı yaşanmaz kılan gerçek enflasyon karşısında zaten ezilmiş olan halkımıza; ‘gelecek yıl enflasyon düşecek’ masalıyla hayali ‘beklenen enflasyon’ oranlarına göre asgari ücret zammı dayatılmış, böylece işçimizin ve memurumuzun sofrasındaki ekmek her geçen gün daha da küçültülmüştür. Halkın cebinden çalınan her kuruş, bu masalları televizyon ekranlarında ballandırarak anlatanlar tarafından meşrulaştırılmıştır. Halkımızın alım gücü erirken, sermaye çevreleri ve rantiyeler pervasızca beslenmiştir.
Zafer Partisi Perspektifi: Üretim Ekonomisi ve “Anadolu Kalesi”
Biz Zafer Partisi olarak; ne saray rejiminin batık neoliberal politikalarına ne de bu düzenin çarkını döndüren sözde muhalefetin teslimiyetçi çizgisine boyun eğmiyoruz eğmeyeceğiz. Bizim çözümümüz Türk milleti adına net ve gerçektir:
• Planlı Sürdürülebilir Kalkınma: Devlet Planlama Teşkilatı’nı (DPT) derhal yeniden kurarak kaynakların beton ekonomisine, ranta ve sermayeye değil, yüksek katma değerli üretime, teknolojiye ve tarıma aktaracağız.
• Merkez Bankası’na İade-i İtibar: Cumhuriyet Merkez Bankasının temel amacı, ‘fiyat istikrarını sağlamak’ değil, kuruluş kanununda belirtildiği üzere, ‘ülkenin ekonomik kalkınmasını desteklemek’ olarak belirlenecektir. Bu amaçla, Merkez Bankası Kanunu’nun 4. Maddesi değiştirilerek; ‘Bankanın temel görevinin katma değerli üretime yönelik yeni yatırımların hayata geçmesi, tam istihdam düzeyine ulaşılması ve bunun sürdürülmesidir’ olarak yeniden yazılacaktır.
Bu kapsamda Merkez Bankası para politikalarını kuruluş kanununda yazılı olan temel amaç doğrultusunda belirleyecek; Hazine de buna uygun politikalar uygulayacaktır.
Emin olunuz ki; ne bu kriz kaderdir ne de bu düzen böyle kalacaktır. Atatürk’ün çizdiği millî ekonomi yolunda, liyakatli kadrolarımızla, bilim, birlik ve barış içinde Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Türk Milleti zafere ulaşacaktır!”