DOLAR 43,9977 0.08%
EURO 51,3351 0.21%
ALTIN 7.311,560,75
BIST 13.114,291,32%
BITCOIN %
Edirne

KAPALI

02:00

İMSAK'A KALAN SÜRE

TAŞKIN

TAŞKIN
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan.jpg

Son yağışlar, kar erimeleri ve Bulgaristan’daki barajlardan bırakılan sularla birlikte Meriç ve Tunca yine yataklarını zorladı.

Sarayiçi sular altında kaldı.

Kırkpınar Er Meydanı göle döndü.

Bağ evlerinin olduğu bölgelerde su yine kapıya dayandı.

AFAD ve ekipler canla başla çalıştı.

Mahsur kalan hayvanlar kurtarıldı.

Gece gündüz emek veren herkese teşekkür borçluyuz.

Sahadaki mücadeleye sözümüz yok.

Ama mesele sadece sahadaki mücadele mi?

**

Taşkın nedeniyle yine pek çok görüş ve öneri dinledik.

Meriç Nehri kıyısındaki evinde mahsur kalan eski Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi, bot yardımıyla tahliye edildi.

İşte, bunlardan en ilgincini de kendisinden duyduk.

“Kanal Edirne iyi ki yapıldı” şeklindeki sözler tekrarlanırken, Sedefçi’den aksi yönde görüş geldi.

Karaya çıkmasının ardından açıklamalarda bulunan eski başkan, projenin Edirne’nin işine yaramadığını, “Boşu boşuna milyonlarca lira para harcandı. Maalesef fos çıktı” diyerek noktayı koydu.

**

Eski Edirne Kent Konseyi Başkanı Yılmaz Eren ise bir paylaşımla Edirnelileri tam 18 yıl öncesine götürdü.

Edirne Kent Konseyi ve TMMOB Edirne il bileşenlerinin 2 Şubat 2008 tarihinde “Edirne’de Yaşanan Taşkın Olayları” başlığıyla gerçekleştirdiği toplantıyı hatırlattı.

Peki…

Taşkın olaylarının masaya yatırıldığı o toplantıda neler önerilmişti?

Uluslararası taşkın yönetimi modeli…

Komşuluk ilişkilerinin önemi…

Bulgaristan’daki baraj işletme politikaları…

BM ve AB kararlarından doğan sorumluluklar…

Kıyı Kanunu’nun uygulanması…

Nehir yataklarının temizlenmesi…

Merkezi ve yerel yönetimle birlikte bir Meriç Havza Yönetim Modeli…

**

Dile kolay…

Söz konusu toplantının üzerinden 18 yıl geçmiş…

Bir çocuğun büyüyüp sandık başına gitmesi için yeterli süre.

Ama bir taşkın aklının olgunlaşması için yetmemiş.

Aynı öneriler.

Aynı uyarılar.

Aynı mazeretler.

Takvim değişti.

Koltuklar değişti.

Yetkiler değişti.

Elbette bir şeyler de değişti…

Kanal Edirne yapıldı, elektrik santrali hayata geçirildi…

Meriç’in Söğütlük kesiminde milyonlarca lira harcanarak yap-boza dönen düzenlemeler tartışılırken, sonunda burası “kürek sporu” için parkur haline getirildi.

**

Sorular basit:

18 yıl önceki önerilerin hangisi tam anlamıyla hayata geçti?

Hangisi sürdürülebilir hale geldi?

Hangisi takip edildi?

Yoksa, boşuna mı kürek çektik?

Devamını Oku

BİR PROJEDEN FAZLASI

BİR PROJEDEN FAZLASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-3.jpg

Geçen yıl 7 Temmuz 2025’te bu köşede “Lavanta – Bal” başlığıyla Çallıdere’nin mor tarlalarından, meşe gölgelerinden ve kadın emeğinin sabrından söz etmiştim.

O gün yazdıklarım bir gözlemdi.

Bugün yazacaklarım bir sonuç.

Aradan henüz sekiz ay geçti.

Geçtiğimiz hafta “Çallıdere Balı’nda Dev Adım!” başlığıyla haberini yaptığımız gelişme, o gün meşe ağaçlarının gölgesinde dinlediğimiz hayalin vücut bulmuş hali aslında.

Trakya Kalkınma Ajansı desteğiyle, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sosyal Gelişmeyi Destekleme Programı kapsamında yaklaşık 5 milyon liralık bir projeyle Lalapaşa Kadın Emeği Girişimciler Üretim ve İşleme Kooperatifi üretimde yeni bir sayfa açıyor.

Ama bu bir “hibe haberi” değil.

Bu, kırsalda kadın emeğinin ciddiye alınmasının haberi.

**

Geçen yıl ilkbaharda Çallıdere’nin en yüksek kesimlerinde lavanta tarlalarının kıyısında otururken Kooperatif Başkanı Gönül Danışman’ın anlattıkları hâlâ kulağımda.

Bal ormanları…

Yangın görmüş, vasfını yitirmiş alanların yeniden üretime kazandırılması…

Binlerce adaçayı, ıhlamur, lavanta, kekik, biberiye…

Ve bir cümle:

“Bal sadece bir ürün değil, bir ekosistem meselesi.”

Haklıydı.

Bugün açıklanan projede lavanta, adaçayı, biberiye ve kekik üretiminin modern tekniklerle geliştirilmesi; arıcılıkla entegre edilmesi; markalaşma ve sürdürülebilir gelir modeli oluşturulması hedefleniyor.

Yani mesele daha çok bal üretmek değil.

Daha akıllı, daha planlı, daha katma değerli üretmek.

**

Geçen yıl yazımda kendi kendime sormuştum:

“Bu heyecan sürdürülebilir mi?”

Cevap sekiz ayda geldi.

2023’te dünya çapında bir bal yarışmasının ön elemesini kazanmış bir üretimden söz ediyoruz.

Ürünler İstanbul Havalimanı’nda satılıyor.

İSTOÇ üzerinden yurtdışına gidiyor.

Mısır Çarşısı’nda etiketleri var.

Ama asıl mesele pazar değil.

Asıl mesele şu:

Kırsalda kadınlar artık sadece üretmiyor.

Model kuruyor.

**

Edirne’nin yıllardır konuştuğu bir gerçek var:

Genç nüfus gidiyor, köyler boşalıyor, üretim azalıyor…

Peki tersini mümkün kılan örnekler yok mu?

Çallıdere bunun küçük ama güçlü bir cevabı olabilir.

Çünkü burada üç başlık bir araya geliyor:

Bilim: Akademik destek, analizler, laboratuvar çalışmaları.

Doğa: Bal ormanları, aromatik bitkiler, sınır hattının zengin florası.

Kadın emeği: Israr, sabır ve organizasyon becerisi.

**

Dev adım denilen şey para miktarı değil.

Dev adım, 2021’de atılan küçük bir imzanın bugün kurumsal bir yapıya dönüşmesi.

Ve belki de en önemlisi şu:

Bu hikâye bir hibe dosyasının satır aralarında kalacak türden değil.

Bu, bir projeden fazlası!

Devamını Oku

İKİ ŞİMŞEK, BİR GERÇEK!

İKİ ŞİMŞEK, BİR GERÇEK!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-2.jpg

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz hafta 2025 ADNKS sonuçlarını açıkladı.

Tabloya bakınca insanın aklına şu geliyor:

Edirne’nin nüfusu artmış mı, azalmış mı, yerinde mi saymış?

Resmî cevaba göre artmış.

Edirne’nin nüfusu bir önceki yıla göre 1.191 kişi artarak 421 bin 247’den 422 bin 438’e yükselmiş.

Artış var mı?

Var.

Hissediliyor mu?

Pek sayılmaz.

Hani “arttı mı, arttı sayılır” kıvamında…

**

Merkez, Keşan ve Süloğlu dışında altı ilçenin nüfusu gerilemiş.

Edirne’nin toplamı artıyor gibi görünse de, fotoğrafın arka planı pek öyle söylemiyor.

Asıl çarpıcı veri yaşta.

Türkiye genelinde ortanca yaş 34,9.

Edirne’de ise 41,8.

Aradaki fark bir nesil neredeyse.

Edirne yaşlanıyor.

**

Merkez hâlâ cazibe çünkü okul orada, üniversite orada, hastane orada, kamu orada.

Peki ya ilçeler?

Keşan direniyor.

Diğerleri sessizce eksiliyor.

Köyler yaşlanıyor, beldeler küçülüyor, gençler valiz hazırlıyor.

Belde ve köy nüfusu bir yılda 2.152 kişi azalmış.

Ortalama bir köy nüfusunu 200 kabul ederseniz, bu yaklaşık 10 köyün fiilen boşalması demek.

Sonra dönüp “Neden üretim azalıyor?” diye soruyoruz.

Sonra dönüp “Neden gıdada dışa bağımlıyız?” diye şaşırıyoruz.

**

İşte, geçen hafta 21.Dönem Edirne Milletvekili Şadan Şimşek de yaptığı açıklamada tam buna dikkat çekti.

2025 verilerinin kırsaldaki çözülmenin artık kritik eşiğe dayandığını gösterdiğini söyledi.

Köylerin boşalmasının yalnızca kırsalın değil, ülkenin geleceğinin meselesi olduğunu vurguladı.

“Üretmeyen bir toplum ekonomik bağımsızlığını koruyamaz” dedi.

Kırsalda yaş ortalaması yükselirken, genç nüfus tarımdan koparken alarm zilleri çalıyor.

Ama bilirsiniz…

Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.

Kalan köy sayısı zaten azalırken, kovacak köy bulabilecek miyiz?

Orası da ayrı mesele.

**

Küresel gıda enflasyonu yavaşlıyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verileri bunu gösteriyor.

Euro Bölgesi’nde yıllık enflasyon yüzde 1,9’a kadar geriliyor.

Ama bizde durum çok farklı.

TÜİK Ocak ayı enflasyonunu yüzde 4,84 açıkladı.

Yani, daha yılın ilk ayında alım gücü yüzde 4,84 eridi.

Bir de öteki Şimşek var.

Maliye Başkanı Mehmet Şimşek.

Sayın Bakan, artışı hava koşullarına bağlıyor.

**

Emeklisi, asgari ücretlisi bunun üzerine söyleniyor:

-Sanki Euro Bölgesi’nde kar yağmıyor.

-Sanki oralarda rüzgâr esmiyor.

-Sanki çocuk kandırıyor…

**

Bir yanda köyler boşalıyor, bir yanda sofralar küçülüyor

Nasıldı o çocuk şarkısı?

Yağmur yağıyor, seller akıyor…

Vatandaş vitrindeki etiketlere camdan bakıyor!

Devamını Oku

EMEKLİ!

EMEKLİ!
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan-1.jpg

Sonunda en düşük emekli maaşı 20 bin lira oldu…

Bundan dolayı 16 bin 881 lira alan emeklilerin hesabına 3 bin 119 lira fark yattı.

19 bin 500 lira alan 500 lira,

19 bin 999 lira alan ise 1 lira fark gördü.

20 bin lira alan mı?

O da sadece havasını aldı.

Milyonlarca emeklinin maaşı eşitlendi.

Farklar, 4 Şubat Çarşamba günü hesaplara geçti.

ATM’lerin, banka ve PTT şubelerinin önü ana baba gününe döndü.

Ne var ki…

Fark, yattığı gün hayırlı işler.

**

Aynı akşam televizyon karşısındayım.

Haberlerin ana gündemi geçim derdi, yine emekli maaşı…

Sokak röportajlarına yansıyan sesler öfkeli, cümleler acı.

“Bin lira gelse ne olacak? Bin lira nedir ki?” diyor biri.

Bir diğeri, daha cebe girmeden giden farkla simit hesabı yapıyor.

25 yıl devlete vergi verdiğini anlatan bir emekli, 19 bin 500 lira olan maaşının 500 lira farkla 20 bine tamamlandığını söylüyor.

“O parayla ancak bir çorba içersin” diyor.

Bir başkası daha açık konuşuyor:

“3 bin lira değil, 30 bin lira yapsalar da bu şartlarda olmaz. Enflasyon durmadan bu iş düzelmez.”

Bir emekli, kirasını hatırlatıyor:

“25 bin lira kira veriyorum ben. Emekli maaşı 16 bin. Eee, geri kalanı nasıl tamamlayacak bu insan?”

ATM’den ayrılanlara sorular sürüyor…

Maaşının son zamla 18 bin 200 lira olduğunu anlatan bir emekli, fark olarak aldığı 1.800 liranın 1.600’ünü kredi kartına yatırdığını söylüyor.

“Kalan 200 lira mı? Harçlık işte…” diyor.

Bir emekli kadın sözü hiç dolandırmıyor:

“3 bin lira farkla ne yapacağız? Oturup 24 saat soğan ekmek yiyeceğiz.”

“Emekliyle dalga geçmeye gerek yok” diyen de var.

Primlerini yüksekten ödediğini, ama herkesin aynı maaşı almasının adaletsizlik olduğunu anlatan da…

Bir emekli ise öfkesini saklamıyor:

“Tenceremizde taş kaynıyor, taş!” diyor.

“Yiyemez olduk peyniri, sütü. Millet yokluk içinde. Yandaşın kasası dolup taşıyor. Getirin şu sandığı, hesabı bir görelim ya!”

**

Sonuç mu?

En düşük emekli maaşı 20 bin liraya yükseldi.

Ne var ki emekli sevinemedi.

Çünkü 20 bin lira, 32 bin 163 lira olan açlık sınırının çok çok altında.

TÜİK’in açıkladığı yüzde 4,84’lük Ocak enflasyonu, bin lirayı daha cebe girmeden götürdü.

Fark…

Yattığı gün bitti.

**

Budur emeklinin hali pür melali.

Devamını Oku

HUDUT 56 YAŞINDA

HUDUT 56 YAŞINDA
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Geçerli görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ayan-beyan.jpg

Hudut Gazetesi bugün 56 yaşında…

“Dile kolay” denir de asıl zorluğu yaşayan bilir.

**

Zaman, Hudut için sadece geçen yılların toplamı olmadı hiçbir zaman.

Zaman; kurşun harflerle sabrı öğrenmekti, daktilo sesleriyle haber kovalamaktı, mürekkeple yoğrulmuş gecelerde sabaha direnmekti.

**

Hudut’un ilk sayısı 2 Şubat 1970’te çıktı.

O gün Edirne başkaydı, Türkiye başkaydı, basın bambaşkaydı.

Bugün takvimler başka şeyler söylüyor.

Teknoloji hızlandı, bilgi arttı, ekranlar çoğaldı…

Ama ne garip ki, hakikat aynı hızla çoğalmadı.

**

Eskiden haber yetişmezdi, şimdi haber çok ama güven az.

Eskiden baskı makinesi susturulurdu, bugün ilanlarla terbiye ediliyor.

Eskiden sansür gizliydi, şimdi adı konmadan uygulanıyor.

Hudut, işte bu değişimin tam ortasında 56. yaşına basıyor.

**

Kolay mı?

Bu şartlarda ayakta kalmak, gerçekten kolay mı?

Bugünün Türkiye’sinde yerel bir gazete için bu yük hafif mi?

Bütün bunlar olurken dimdik durmak, herkesin harcı mı?

**

Kolay mı?

Bir kentin yükünü omuzlamak bu kadar basit mi?

Şehrin hafızasını diri tutmanın bedeli az mı?

Yerel basın olmak, sadece haber yazmak mı sanılıyor?

**

Kolay mı?

Hudut, 56 yıldır sadece haber vermedi.

Hatırlattı.

Kayda geçti.

Unutulmasın diye yazdı.

Kimi zaman görmezden gelindi, kimi zaman rahatsızlık verdi, kimi zaman “neden yazıyorsunuz?” sorusuyla karşılaştı.

Ama hiç susmadı.

Çünkü yerel basın susarsa, şehir sessizleşir.

**

Bugün Hudut 56 yaşında.

Nice kuşak gördü, nice dönem atlattı.

Kimi zaman daraldı sayfaları, kimi zaman genişledi sorumluluğu.

Ama hiç vazgeçmedi.

Bu yüzden bugün bir yaşı değil, bir direnci kutluyoruz aslında.

**

İyi ki varsın Hudut.

56 yıldır bu kentin aynası değil sadece; hafızası, vicdanı ve sesi olduğun için…

Devamını Oku
Özhanlar Mobilya